Etiket: kıyafet

  • DİKİŞ MAKİNESİ TARİHİ

    Günümüzde moda diye bir kavram varsa onun sayesinde var! Elle dikilen kumaşların ve kıyafetlerin yerini seri üretim sayesinde ucuz ve ulaşılabilir bir hâle dönüştüren ve zahmetsizce birçok farklı ürüne ulaşmamızı sağlayan dikiş makinelerinin tarihini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hayvan kemikleri ve sinirleri kullanılarak yapılan ilk dikiş aletlerinin tarihi, 20 bin yıl kadar geçmişe dayanmaktadır. 14. yüzyılda kullanılmaya başlanan demir iğneleri, 15. yüzyılda delikli iğneler takip etmiştir. El işçiliğine dayanan dikişlerin yerini alacak olan makineler ise 18. yüzyılda ortaya çıkmaya başlamış, patent başvuruları bu yüzyılda sıklaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dikiş makinesi ile ilgili ilk patent başvurusu 1755’te İngiltere’de Alman Charles Fredrick Wiesenthal tarafından yapılsa da aslında bu başvuru makine için olmamış, derileri dikmek için kullanılan iğnenin tasarımı için yapılmıştır. 1790’da yine İngiltere’de Marangoz Thomas Saint, bildiğimiz dikiş makinesinin temel prensiplerine sahip icadı için patent almıştır. Bu makine, deride delik açan ve açılan delikten bir iğne geçmesini sağlayan çalışma prensibine dayanmaktadır. Patenti alınan Saint’in tasarımının çizimlerinden yola çıkılarak yapılan ikinci bir makine maalesef ki çalışmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılın başında İngiltere ve İskoçya’da dikiş dikebilen makineler için patent başvuruları olsa da bu teşebbüsler tam teşekküllü çalışan makineler olmamıştır. 1814’te Avusturyalı Terzi Josef Madersperger, dikiş dikebilen bir makine için patent başvurusu yapmış ancak bu çabalar da sonuçsuz kalmış ve düzgün dikiş dikebilen bir makine icat edilememiştir. 1818’de Amerikalı iki mucit John Adams Doge ve John Knowles sahneye çıkmış ve kısa sürede arızalanan ve dişe dokunur oranda dikiş dikmeyi beceremeyen bir makine için patent almışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Takvimler 1829’u gösterdiğinde Fransız Terzi Barthelemy Thimonnier, dikiş dikebilen bir cihazı nihayet geliştirmeyi başarmış, 1830’da da tek ipli zincir dikiş yöntemini uygulayan makinesinin patentini almıştır. Bu makinelerden 80 adet üretmeyi başaran Fransız terzi, o dönemdeki terzilerin “işimizden olacağız” kaygısıyla çıkardıkları isyanda öfkeli kalabalığın elinden son anda kurtularak ölüm tehlikesi atlatmış, mucit terzinin ürettiği tüm makineler de o isyanda yok edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullanılan dikiş makinelerinin benzer bir modelini 1834’te Amerikalı Walter Hunt üretmiştir. İki makara iplik ve bir dikiş iğnesi kullanılarak “çapraz dikiş” yapan bu makineyi üretmesine rağmen işsizlik yaratacağı endişesiyle patentini almayı tercih etmemiştir. Hunt ayrıca çengelli iğnelerin de mucididir. Çengelli iğnenin icadıyla 1846’ta iki farklı kaynaktan iplik kullanarak “kilit dikişi” yapan makineyi geliştiren Amerikalı Elias Howe, dolayısıyla Hunt’a çok şey borçludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir dönem hemen hemen her evde bulunan Singer dikiş makinelerinin atası olan Howe’un bu makinesi terzilik ve oluşacak moda sektörü için dönüm noktası olmuştur. Howe, hayatının geri kalan büyük bölümünde, icadının kendisinden izin alınmadan kullanılması sebebiyle Isaac Singer gibi isimlerle mücadele etmek zorunda kalmış, açtığı davayı kazanarak Singer’den telif ücreti almayı başarmıştır. Bu pürüzleri çözdükten sonra seri üretime geçen Singer, sektörün ana markası hâline dönüşmüştür. Hatta bir dönem dikiş makinesi yerine Singer sözcüğü kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı Helen Augusta Blanchard, 1873’te zikzak dikiş makinesinin patentini aldığı gibi, şapka dikiş makinesi, cerrahi iğneler ve dikiş makinelerinin diğer aksamları için 28 icadın daha patentini almış ve dikiş makinesinin daha efektif çalışmasını sağlayacak adımlar atmıştır. Zikzak dikiş, bir dikişin kenarlarını kapatarak giysiyi daha sağlam hâle getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki ilk dikiş makinesi ise 1886’da satılan Singer marka makine olmuştur. Singer, 1904’te ilk mağazasını, 1959’da da fabrikasını açmıştır. Hatta ülkemizde bayilik açıp fatura kesen ilk yabancı şirkettir. Tüketicilerden izin alarak akşamları ev ziyaretleri gerçekleştirmiş; ürün tanıtımı ve satışını da bu yöntemle sağlayan yine ilk marka olmuştur.

  • KIYAFETLERİMİZİN ÇEVRE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE ALIŞVERİŞTE FARKINDALIK

    Dünya genelinde her yıl yaklaşık 92 milyon ton tekstil atığı çıktığını biliyor musunuz? Peki, giysilerin çöplüklerde 200 yıldan fazla sürede ayrıştığını ve yalnızca bir pamuklu gömlek üretmek için 2.700 litre su harcandığını söylesek… Hızlı değişen trendler ve ucuz üretim, modayı geçici bir keyiften kalıcı bir çevre sorununa dönüştürüyor. Dolaplarımızda biriken, sonra da çöpe giden kıyafetler sadece alan kaplamıyor; aynı zamanda toprağı, suyu ve havayı da kirletiyor. İşte tam da bu noktada sürdürülebilir moda devreye giriyor ve gezegenimizle uyum içinde yaşamanın yollarını açıyor. Yazımızda, doğaya saygılı sürdürülebilir modadan bahsedecek ve birey olarak neler yapabileceğimize odaklanacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gardırobunuzun Ömrünü Uzatın” title_font_size=”13″]

    Gardırobunuzun çevresel ayak izini küçültmenin en etkili yollarından biri, kıyafetlerinizin ömrünü uzatmaktır. Daha az sıklıkta yıkayın; özellikle doğal elyaflı giysiler giyiyorsanız zaten bir avantajınız var. Doğal elyaftan yapılan giysiler, bakteri üremesine daha az eğilimlidir ve genellikle birden fazla kez giyilebilir. Ayrıca giysilerinizi düşük sıcaklıkta yıkamak da kıyafetlerinizin ömrünü uzatır, kumaşın formunu korur ve karbon salınımı ile su tüketiminizi azaltır. Üstelik su ve elektrik faturalarınızı da düşürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yenilerini Almak Yerine Giysilerinizi Onarın” title_font_size=”13″]

    Yama yapılan kıyafetleri veya dikilen çorapları hatırlıyor musunuz? Giysilerinizde eksik bir düğme veya küçük bir delik varsa onları atmanız gerekmez. Yeni bir düğme dikebilir veya deliği kullanmadığınız herhangi bir aksesuarla ya da kumaş parçasıyla kapatabilirsiniz. Bu, sadece paradan tasarruf sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çevre kirliliğini de azaltır. Giysileri onarmak, tekstil atıklarının azalmasına katkıda bulunmanızı ve memnuniyet duygusu yaşamanızı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alışverişinizi Bilinçli Yapın” title_font_size=”13″]

    Kıyafet seçiminde paranızın nereye gittiğini sorgulayın. Ücret ve çalışma koşulları hakkında şeffaf bilgi paylaşan; karbon ayak izi, gereksiz enerji tüketimi gibi çevresel etkilerini azaltmak için somut adımlar atan markaları tercih edin. Moda, doğayı ve toplumu olumlu yönde etkileyebilir; bu nedenle pozitif etki oluşturan markaları destekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci El Ürünler ile Gardırobunuzu Yenileyin” title_font_size=”13″]

    Sık sık alışveriş yapmayı seviyorsanız ikinci el kıyafetleri tercih edebilirsiniz. Bu sayede sadece giysilerin ömrünü uzatmakla kalmaz, aynı zamanda çevresel etkiyi azaltır ve benzersiz parçalar bulabilirsiniz. Giderek daha fazla perakendeci, hızlı modayla mücadele etmek için ikinci el ve kiralama modellerini benimsiyor; artan çevre bilinciyle bu pazar da gün geçtikçe güçleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçekten İhtiyacınız Olup Olmadığını Sorgulayın” title_font_size=”13″]

    Her alışverişe çıktığınızda kendinize şu önemli soruları sorun: “Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” ve “Bu giysiyi kaç kez giyeceğim?”. Yanıtınız ihtiyaç kaynaklıysa alışveriş yapacağınız yerin kaliteli ve güvenilir olmasına dikkat edin. Unutmayın, “Ucuz ürün alacak kadar zengin değilim!” sözü boşuna söylenmemiştir; kaliteli seçimler hem bütçenize hem de gezegene katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aldığınız Ürünlerin Malzemelerini Bilin” title_font_size=”13″]

    Daha sürdürülebilir alışveriş için giysilerde kullanılan malzemeleri tanıyın. Polyester gibi işlenmiş sentetiklerden kaçının; doğada parçalanması yıllar alıyor ve fosil yakıtlardan üretiliyor. Organik pamuk gibi doğal malzemeler ise daha az su kullanıyor ve zararlı kimyasallar içermiyor. Çevreye daha az zarar veren malzemeler için Global Organic Textile Standard (pamuk ve yün), Leather Working Group (deri) ve Forest Stewardship Council (viskoz) gibi sertifikalara göz atabilir, mümkünse geri dönüştürülmüş malzemeleri tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolabınızı Düzenlerken Sürdürülebilir Olun” title_font_size=”13″]

    Dolabınızı düzenlerken giysilerin çöplükte son bulmasını engellemek en önemli adımlardan biridir. Giysilerinizi satmak, arkadaş grubunuzla takas etmek veya kullanılmış kıyafetleri kabul eden dernek ve yardım kuruluşlarına bağışlamak, onlara ikinci bir şans vermenin en güzel yollarıdır. Artık onarılamayacak veya giyilemeyecek parçalar içinse, mümkün olduğunca özel geri dönüşüm programlarını tercih edebilir; dilerseniz bunları yama, temizlik bezi veya aksesuara dönüştürmek için kullanabilirsiniz.

  • ÜLKELER VE GELENEKSEL KIYAFETLERİ

    Dünya üzerindeki farklı kültürlerin tarihleri ve coğrafi koşullarıyla şekillenmiş geleneksel kıyafetler, yalnızca günlük yaşamın bir parçası olmakla kalmayıp, aynı zamanda o toplumun tarihini, yaşam biçimini ve sanat anlayışını yansıtan önemli sembollerdir. Geleneksel kıyafetler, bir kültürün kimliğini ve estetik anlayışını kuşaktan kuşağa aktaran birer görsel miras niteliğindedir. Günümüzde bu kıyafetlerin çoğu, özel törenlerde, kutlamalarda veya folklor gösterilerinde görülse de bazı ülkelerde gündelik yaşamda hâlâ kullanılmaktadır. Dünyanın dört bir yanından derlediğimiz geleneksel kıyafetler yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Silifke Yöresel Kostümü, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Mersin’in Silifke ilçesine özgü geleneksel kıyafetler, özellikle halk danslarında ve folklor gösterilerinde giyilir. Silifkeli kadınlar parlak ve canlı renklerden oluşan, farklı uzunluklarda üç parça etek giyer. Üst üste gelen parçalar hareketli ve katmanlı bir görünüm oluşturur. Üç eteğin üzerine beyaz ya da açık renkli bir gömlek giyilir. Gömleğin üzerine, işlemelerle süslenmiş geleneksel bir yelek olan “salta” giyilir. Bele sarılan renkli ve desenli kuşak altın ya da gümüş takılarla süslenerek geleneksel dokuyu güçlendirir. Silifke zeybeğinin ve halk oyunlarının ihtişamını daha da ön plana çıkaran bu geleneksel giysiler, kültürel mirasımızın önemli bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kimono, Japonya ” title_font_size=”13″]

    Japon kültürünün en tanınmış ve ikonik giysilerinden biri olan kimono, kökenleri Nara Dönemi’ne (MS 710-794) kadar uzanan zengin bir geçmişe sahiptir. Bugünkü formuna benzeyen şekli ise Heian Dönemi’nde (MS 794-1185) gelişmiş ve o dönemde zarafet ve estetiğin önemli bir simgesi hâline gelmiştir. Kimono, genellikle ipekten yapılır ve kumaşına işlenen çiçek desenleriyle dikkat çeker. Kimononun uzun ve geniş kolları, zarif bir silüet oluştururken, beline bağlanan obi adı verilen geniş bir kuşak, kıyafetin tamamlayıcı bir unsuru olarak öne çıkar. Kimononun çeşitleri, renkleri ve desenleri, giyenin yaşı ve medeni durumu gibi kişisel özellikleri yansıtır. Örneğin, genç ve bekâr kadınlar daha parlak renklerde ve gösterişli desenlere sahip kimonolar giyerken, evli kadınların kimonoları daha sade ve sakin tonlara sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kilt, İskoçya ” title_font_size=”13″]

    Kilt, 16. yüzyılda İskoçya’nın dağlık bölgelerinde yaşayanların giydiği, yaklaşık 8 metrelik tek parça bir kumaştan yapılan büyük bir etek olarak ortaya çıktı. Üst kısmı omuzlardan aşağıya doğru pelerin gibi yayılarak gövdeyi tamamen kaplarken, alt kısmı diz kapaklarının altına kadar uzanıyordu. Kilt, bugünkü klasik formunu 18. yüzyılın başlarında aldı. Bu dönemde büyük etek ikiye bölündü ve yalnızca alt kısmı, yani etek bölümü kullanılmaya devam edildi. Bu daha sade ve kullanışlı tasarım, İskoçya’nın dağlık bölgelerinde yaşayanlar arasında hızla benimsendi ve yaygınlaştı. Geleneksel İskoç kilti, genellikle tartan adı verilen kareli desenlerle süslenir ve her desen, belirli bir İskoç klanını temsil eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hanbok, Kore ” title_font_size=”13″]

    Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan Kore’nin geleneksel giysisi hanbok, ilk olarak MÖ 37- MS 668 yılları arasında Kore Yarımadası’nda hüküm süren Goguryeo İmparatorluğu döneminde ortaya çıkmıştır. Farklı dönemlerde değişen moda ve tasarım anlayışına rağmen, hanbok temel özelliklerini korumayı başarmıştır. Hanbok’un üst kısmı kısa kesimli, düğmeli veya bağlamalı ceket tarzında olan “jeogori”dir. Kadınlarda alt giysi, geniş ve zarif bir etek olan “chima” iken, erkeklerde ise bol pantolon tarzında tasarlanan “baji”dir. Kıyafet, sade bir zarafeti yansıtan tasarımı ve rahat hareket etmeye olanak tanıyan yapısıyla dikkat çeker. Hanbok, geçmişte günlük yaşamın bir parçasıyken, günümüzde genellikle özel günlerde, geleneksel törenlerde ve kutlamalarda giyilmektedir. Ancak, sahip olduğu tarihî ve estetik değerle Kore kültürünün önemli bir sembolü olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Breton, Fransa” title_font_size=”13″]

    Hem erkek hem de kadınların giydiği Fransa’nın geleneksel kıyafeti Breton’da kadınların kıyafeti “robe, coiffe, fichu ve mantelet” parçalarından oluşur. Robe, bol kesim bir elbisedir ve üzerine süslü ve işlemeli bir önlük (tablier) takılır. Boynun etrafına sarılan üçgen şeklindeki örtü fichu hem süs hem de sıcak tutması için kullanılır. Kadınların başlarına taktığı dantel veya işlemeli başlık coiffe, Fransa’nın her bölgesinde kendine özgü bir tarza sahiptir. Omuzlara alınan kısa bir pelerin veya şal olan mantelet, genellikle yün veya kadifeden yapılır ve soğuktan korunmak için kullanılır. Kadınların kıyafetleri boncuklu kolyeler, işlemeli mendiller gibi aksesuarlarla tamamlanır ve kıyafete zarif bir dokunuş katar. Erkekler ise bol kesimli pantolonlar ve düğmelerle süslenmiş kısa ceket veya yelekler giyer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kebaya, Endonezya ” title_font_size=”13″]

    Kadınların giydiği Endonezya’nın geleneksel kıyafeti kebaya, uzun kollu ve düğmeli bir gömlek ile bu gömleğin altına giyilen uzun bir etekten oluşur. Gömlek ve etek zarif dantel detaylar, renkli işlemeler ve desenlerle süslenerek kıyafete hem şıklık hem de özgün bir estetik kazandırır. Bazı kebaya modellerinde omuzlara veya belin etrafına zarif bir şekilde sarılan bir şal kullanılarak kıyafet tamamlanır. Kebaya, ilk olarak 15. yüzyılda Malay Yarımadası, Sumatra, Java ve Bali’de ortaya çıkmıştır. Zamanla yerel geleneklerle Avrupa modasının etkilerini birleştirerek daha modern bir görünüme kavuşmuştur. Geleneksel bir kıyafet olarak kebaya, Endonezya’da özellikle düğünler, resmî törenler ve diğer özel günlerde hâlâ yaygın şekilde tercih edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ohorokova, Namibya ” title_font_size=”13″]

    Namibya’daki etnik bir grup olan Herero kadınlarının giydiği geleneksel kıyafetler, ohorokova adı verilen ve Viktorya tarzından esinlenilmiş geniş etekli elbiselerden oluşur. Bu kıyafetler, inek boynuzuna benzeyen ve Herero kültüründe önemli bir sembol olan başlıklarla tamamlanır. 19. yüzyılın sonlarında, Alman misyonerlerin ve Avrupalı kadınların geniş etekli elbiselerinden ilham alan Herero kadınları, bu tarzı kendi kültürlerine uyarlamıştır. Canlı renkler, çiçekli desenler ve göz alıcı kumaşlarla süslenmiş ohorokova, Herero kültürüne özgü bir kimlik kazanmıştır. Başlık ise inek boynuzlarını andıran şekliyle, Herero halkının sığır yetiştiriciliğine dayalı yaşam biçimini ve geleneklerini simgeler. Bugün bu kıyafet, Herero halkının kültürel mirasını ve kimliğini temsil eden önemli bir sembol olarak korunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lliclla, Peru ” title_font_size=”13″]

    Peru’nun And Dağları bölgesindeki Quechua ve diğer yerli halklar tarafından giyilen lliclla, kadınların omuzlarına sardıkları dörtgen veya kare şeklindeki geleneksel bir pelerindir. Yün veya pamuk gibi doğal malzemelerden yapılan lliclla, parlak renkler ve karmaşık desenlerle süslenir ve yerli dokuma teknikleriyle el tezgâhlarında büyük bir özenle üretilir. Lliclla, omuzların üzerine yerleştirilir ve genellikle bir iğne veya toka ile sabitlenir. İşlevselliğiyle dikkat çeken bu kıyafet, yalnızca bir giysi değil, aynı zamanda günlük yaşamda pratik bir araçtır. Kadınlar lliclla’yı sırtlarında eşya veya çocuklarını taşımak için kullanır. Hem gündelik yaşamda hem de özel günlerde kullanılan lliclla, And Dağları halklarının kültürel mirasının bir parçası olarak hem estetik hem de pratik bir öneme sahiptir. Bu geleneksel kıyafet, renkleri ve desenleriyle bölgenin zengin kültürünü yansıtır.

  • PANTOLONUN TARİHİ

    Kadın, erkek, çocuk ya da ihtiyar… Günümüzde her birimizin yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin kullandığı giysilerden biri pantolon. Herkesin dolabında farklı form, desen, kumaş ve kalıba sahip pantolonlar olduğuna eminiz. Ancak pantolonlar insanlık tarihi boyunca her zaman kullanılan giysilerden biri değildi. Gündelik hayatın yaşam pratikleri değiştikçe ortaya çıkan ihtiyaçlardan ötürü ürettiğimiz pantolondan önce atalarımız yüzyıllar boyunca bedenleri bezler, tunikler, cüppeler ve kumaş parçaları ile korumaya aldılar. Kumaş, kot, kadife ve keten gibi farklı dokuma çeşitleri olan pantolonun kısa tarihini okurken siz de bizim gibi şaşıracak mısınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk pantolonla ilgili bilgiler M.Ö. 24000 yıllarında Güney Sibirya’nın Baykal Gölü batısında kalan Mal’ta-Buret kültüründe ortaya çıkmaktadır. Figüratif sanat eserlerini inceleyen uzmanlar insan bedeninin betimlendiği çeşitli eserlerde iki bacağı da kapatan pantolonun ilk örneklerine rastlarlar. Muhtemelen soğuk hava koşullarında yaşamak zorunda kalan bu insanlar, korunmak için pantolonu ilk kullanan insanlar olmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kesin ve somut olarak tespit edilen ilk pantolon Çin’deki Xinjiang (Turfan) eyaletindeki Yanghai mezarlığında bulunmaktadır. Berlin’de bulunan Alman Arkeoloji Enstitüsündeki iki arkeoloğun ortaya çıkardığı M.Ö. 3000 ile 3300 öncesine ait antik mezardaki gömülü iki kişide; iyi bir şekilde korunmuş yün pantolon izlerine rastlanmıştır. Bu iki çift pantolon, insanlık tarihinde bilinen en eski pantolonlar olarak tarihe geçmiştir. Bu dönem, Orta Asya’da göçebe hayatın hâkim olduğu bir döneme denk gelmektedir ve at üzerinde yol kateden göçebelerin rahat bir şekilde at sürebilmesi için kullanıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pantolonun kıtalar arası yolculuğu M.Ö. 600’lerde Orta Asya’dan İran’a, İran’dan Orta Doğu’ya daha sonra da Yunanlılar ile Romalılar sayesinde Avrupa Kıtası’na olmuştur. Pers başkenti olan Persepolis’teki taş kabartmalarda yer alan figürlerde pantolon motifli insanlar görülürken, bu dönemde Yunanlılar ve Romalılar pantolonu barbar giysisi olarak küçümsemiştir. Romalılar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ülkeleri ele geçirince bu topraklarda yaygın olarak kullanılan pantolonu yavaş yavaş benimsemeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    4. yüzyılda Avrupa’da kadınlar Perslerden gördükleri pantolonu giymeyi tercih ederken, Venedikliler ise bu dönemde Roma’da öldürülen Hristiyan hekim Aziz Pantaleone’yi anmak için “pantaloni” isimli dar ve uzun külotları giymeye başlamıştır. Avrupa’da pantolon uzunca bir süre kadın giysisi olarak düşünülse de Orta Çağ’da kadınlar elbiselere yönelmiştir. 16. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da dolaşan “Commedia dell’Arte” ekibindeki en sevilen karakterlerden biri olan “Pantalone” yavaş yavaş bu giysinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Uzun don giyen yaşlı bir tipleme olan Pantalone sayesinde çocuklar ve denizciler bu giysiyi benimsemiş, Fransız Devrimi’nde de isyanın sembollerinden biri hâline gelmiştir. Ülkelerindeki eşitsizliği vurgulamak için uzun pantolon giyen ve Sans Culottes veya Baldırı Çıplaklar olarak anılan grup; soyluların giydiği tayta benzer külotların yerine bu pantolonları kullanarak kendilerini varlıklı insanlardan ayrıştırmıştır. Burjuvazi karşıtı sembol hâline gelen pantolon, 1789’da ayaklanan işçi ve köylülerin üniforması olarak seçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Popülerliği giderek artan pantolon, Osmanlı Dönemi’nde denizciler ve işçilerin giydiği bir kıyafet hâline gelmiş, Avrupa’da ise kadınlar ata binerken pantolon giymeyi tercih etmişlerdir. Bu dönemde pantolonlarda henüz düğme kullanılmadığı için kemerler kullanılmıştır. 19. yüzyılda pantolonlara düğme dikilmiş ve kemerlerin popülerliği giderek azalmıştır. Yine aynı dönemde “Kadın Hakları Hareketi” pantolon konusunu gündeme getirmiş ve eteğin hem rahat olmaması hem de cinsiyet ayrımına sebep olduğu gerekçesiyle kadınların pantolon giymesini teşvik eden politik çalışmalar yürütmüştür. Amelia Jenks Bloomer kadınların her ortamda giyebileceği pantolonlar tasarlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Blue jeans olarak adlandırılan kot pantolonlar kadın ve erkekleri pantolon konusunda buluşturan ilk ürün olmuştur. Dünyanın ilk kot pantolonu 1850’de Bavyera’dan Amerika’ya göç eden Levi Strauss tarafından üretilmiştir. San Francisco’ya geldiğinde yanında getirdiği tek yükü çadır ve branda yapmak için getirdiği kumaş olan Strauss; tesadüfen tanıştığı bir madencinin pantolonunun madende çalışırken çabuk yıpranmasından şikâyet etmesi üzerine, kalın kumaştan dayanıklı bir pantolon üretme fikri ile kot kumaşından pantolon dikmiştir. Lekeleri göstermemesi için lacivert renkte dikilen bu jean pantolonlar altın madenlerinin yakınında 13,5 dolardan satışa sunulmuş ve büyük ilgi görmüştür. 1970’lere kadar dünyanın birçok yerinde kadınların kamusal görevlerde pantolon giymesi yasakken, günümüzde hem eğitim kurumlarında hem iş hayatında kadınlar da pantolon giyebilmektedir.

  • MEVSİMİ GEÇEN EŞYAYI SAKLAMAK İÇİN PRATİK ÖNERİLER

    Günümüzde pek çoğumuz ihtiyacımızdan çok daha fazla giysi ve ayakkabı gibi eşyaya sahibiz. Havalar ısındığında yazlıklar, soğuduğunda kışlıklar gardırobumuzdaki yerini alırken; önerdiğimiz pratik çözümler sayesinde mevsimi geçen eşyayı zahmetsizce ve alandan tasarruf ederek nasıl muhafaza edebileceğinizi okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazlık/kışlık eşyanın kaldırılacağı alanın temiz olması önemli. Öncelikle nemli ve temiz bir bezle alanın tozu alınmalı sonrasında kuruması beklenmeli çünkü nem, uzun süre havasız kalacak eşyanın ve alanın kötü kokmasına ve küf sorununa neden olabilir. Sildiğiniz yerin kurumasını beklerken gelelim eşyaların nasıl hazırlanması gerektiğine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eşya yerleştirilmeden önce kıyafetler mevsime göre ayıklanmalı ve bir daha kullanılıp kullanılmayacağı tespit edilmelidir. Eğer bazı kıyafetlerinizi atmaya kıyamıyorsanız kendinize şu soruyu sorun: “En son ne zaman giydim ve bir daha ne zaman, nerede giyebilirim?” Bu sorunun cevabı belirsiz bir tarih ise o eşyadan vazgeçme zamanı gelmiş demektir. Bazı internet sitelerinden 2. el kıyafetlerinizi satabilir ya da kıyafet kumbaralarına bağışlayarak ihtiyacı olanların faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir sonraki adımda sıkça kullandığınız ancak tadilat gerektiren kıyafet, battaniye gibi eşyanın bakımını tamamlamak var. Bu işlemler bitip eşyanızı yıkadıktan sonra yerleştirirseniz mevsimi geldiğinde o eşyayı zahmetsizce tekrar kullanabilirsiniz. Ancak yıkandıktan sonra iyice kuruduğundan emin olun çünkü nemli eşya zaman içinde kötü kokuya ve küflenme sorununa yol açabilir. Gömlek gibi çabuk kırışan hassas kumaşlı kıyafetleri katlamak yerine asarak saklamanız da pratik bir çözüm olacaktır. Kot pantolon gibi kaba kumaşa sahip kıyafetleri rulo şeklinde katlayarak kırışmasını engelleyebilir ve alandan tasarruf sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kazak, hırka, kaban, battaniye ve yorgan gibi geniş yer kaplayan eşyanın vakumlanması alandan kazanmanızı sağlar. Vakumlu poşetler sayesinde saklama alanına çok daha fazla eşya yerleştirebilirsiniz. Eğer vakumlu poşetleriniz yoksa sağlam, büyük ve temiz bir çöp poşeti kullanabilirsiniz. Eşyayı yerleştirdikten sonra elektrik süpürgesi yardımıyla içindeki havayı alarak vakumlayabilir, sonrasında da ağzını hava almayacak şekilde kapattıktan sonra yerleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eşyanızı yerleştirirken güve sorunu yaşanmaması için dolaba, çekmecelere hatta vakumlu poşetlere naftalin, defne yaprağı ve lavanta gibi güve engelleyiciler koyabilirsiniz. Ayrıca misafirlerin kullandığı ya da evde yedek olarak kullanılan yorgan, battaniye gibi tekstil ürünlerini yılda birkaç kez güneşte havalandırmak güve sorununun önüne geçmek için ideal bir çözüm olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sırada ayakkabılar var. Çizme ve bot tarzı ayakkabılar kaldırılmadan önce havalandırılmalıdır. Havalandırdıktan sonra ayakkabı için satılan deodorantlardan faydalanabilirsiniz. Hazır olarak satılan ayakkabı kalıpları bir mevsim boyunca dolapta bekleyecek olan ayakkabılarınızın kalıbının bozulmasına engel olacaktır. Eğer satın almak istemiyorsanız bu işlemi gazete gibi kâğıt materyallerle de uygulayabilirsiniz. Havalandırmadan kaldırılan ayakkabıların kötü kokma riskini unutmayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eğer depolama alanı olarak kullanabileceğiniz büyük bir dolabınız ya da bazanız yoksa bu durumda plastik ya da karton kutulardan veya hurçlardan yardım alabilirsiniz. İçerisine vakumlu poşetlerdeki giysilerinizi koyabileceğiniz bu kutuları elbise dolabınızın üstüne ya da yatağınızın altına yerleştirerek dağınık görüntünün önüne geçebilirsiniz.

  • Dev hizmet: 9 madde ile ütü gerektirmeyen giysiler ve püf noktaları

    Dev hizmet: 9 madde ile ütü gerektirmeyen giysiler ve püf noktaları

    Ütü yapmak en zor, en sevilmeyen ev işlerinden biridir. Özellikle yaz aylarında sıcaklar bastırdığında ütü yapmak bir eziyete dönüşebilir. Siz okuyucularımızı sıcaklarda ütü derdinden kurtarmak istedik ve dev hizmet serimizin bu bölümünde, ütü gerektirmeyen giysileri ve ütü yapmadan ütülü etkisi yaratacak püf noktaları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kot” title_font_size=”13″]

    Pantolondan gömleğe, cekete, eteğe her türlü kıyafette kullanılan kot kumaşı ne yaparsanız yapın buruşmaz, sizi ütü derdiyle uğraştırmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Giysileri Askıda Kurutmak” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Ütülenmeye ihtiyacı olan kıyafetlerinizi zahmetsiz bir şekilde kırışıklardan kurtarmak için henüz ıslakken askıya asıp bu şekilde kurutabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şile Bezi” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Doğal buruşuk görüntüsü sayesinde buruşsa da belli etmeyen şile bezi, bir yandan da serin tutan bir kumaş olarak yaz aylarının favorisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Düşük Devirde Sıkmak” title_font_size=”13″]

    Çamaşırlarınızın daha az buruşması için, çamaşır makinenizi düşük devirde sıkma moduna ayarlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Poplin” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Bir pamuklu kumaş cinsi olan poplin, genelde incecik yazlık gömlekler için tercih edilir. Yazın tadını incecik ve kolay buruşmayan poplinlerle çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurutma Makinesi Kullanmak” title_font_size=”13″]

    Çamaşırlarınızın daha az kırışmasını sağlamak için uygulayabileceğiniz bir diğer yöntem de kurutma makinesi kullanmaktır. Kurutma makinesinde kuruttuğunuz çamaşırların daha az buruştuğunu göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şifon” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Şifon, en şık yazlık elbiselerde, hareketli renkli eteklerde kendini gösteren incecik, hafif uçuşan bir kumaştır. Adeta ütü yapmadan da şık olunabileceğinin kanıtıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Viskon” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Görüntüsü pamuklu kumaşlara benzese de viskon kayın ağacından yapılır ve ütü gerektirmemek gibi büyük bir avantajı vardır; üstelik bluzdan elbiseye her tür kıyafette tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Merserize” title_font_size=”13″]
    ütü gerektirmeyen giysiler

    Merserize, çoğu yazlık hırka ve kazağın ana malzemesidir. Kolay kolay buruşmayan merserize, esintili yaz akşamlarının kurtarıcısıdır.

  • MODANIN TARİHİ VE TRENDLERİ

    Doğayla girdiğimiz mücadele boyunca üzerimizi kapatacak ve bizleri güneşin yakıcı, soğuk havaların üşütücü etkilerinden koruyacak her türlü örtünme eylemine giyinme denir. Ancak bu ihtiyaçlardan kaynaklanan giyinme, son yüzyılımızda öyle bir duruma geldi ki artık örtünmek için kullandığımız kumaşlar bir bez parçası olmaktan çok öte… İşte modanın akıl almaz serüveni!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir çağa damgasını vuran kültür ve yaşam biçimine ilişkin beğenilerin bütününe moda denir. Modanın başlangıç hikâyesi ise 1900’lü yıllardaki İngiliz kraliyet ailesine uzanır. 1901’de Kraliçe Victoria’nın vefatıyla; şatafatlı yaşamı ile ün salan oğlu Edward tahta geçer. Dönemin aristokrasisini etrafında toplayan kraliyet ailesinin kıyafetleri halk tarafından taklit edilirken, Endüstri Devrimi’nin sonuçları bu yüzyılda kendini iyice göstermeye başlar. Yeni teknolojiler, insanların yaşam şekillerini de değiştirir; fabrikalaşma ile birlikte gelişen yeni orta sınıf, dikiş makinelerinin yaygınlaşması, hazır giyim kıyafetlerinin kolaylıkla üretilmesi ve kadınların kendi kıyafetlerini daha kolay dikebilmesi artık giyim kuşam için yeni bir çağın habercisi olur. İş hayatında aktif ve dışa dönük, eğitimli yeni orta sınıf kadınların ulaşmak istedikleri şıklık İngiliz kraliyet ailesinden ilham alır. Edward döneminde trendleri belirleyenler, Gibson Girl ve Alice Roosevelt Longworth olur. Gibson Girl, Charles Dana Gibson’un illüstrasyonlarında tasvir edilen isimsiz, hayal ürünü bir karakterdir ve 20 sene boyunca kadın modasının belirleyicisi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyılın değişmesi ve kadınların aktif iş hayatında rol almasıyla birlikte kıyafetlerin tasarım trendleri de değişir. Bir önceki yüzyılın kabarık etekleri ve ağır kumaşları, yerini hareketli yaşam tarzına uygun hafif kumaşlara bırakır. 1907’de uzun ve salkım elbiselerle yeni bir moda akımı başlarken 10 yıl sonra elbise modellerinde parçalanmalar ve çeşitli desenler işlenmeye başlar. Yine Edward döneminde, bedenin duruşunu değiştiren ve çok da sağlıklı olmayan; bel ve kalçalarda S şeklinde bir kıvrım oluşturan korse piyasalara sürülür ve rahat olmamasına rağmen yoğun ilgi görür. 10 yılın sonuna doğru moda yeniden şekillenir ve korselerin yerini kuşaklar alır; kadınların kum saati silüeti değişir. Blazer ceketler, uzun etekler ve yün kazaklar gibi ürünler bu çağın mirasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1910’lı yıllarda etek boyu ayak bileğini hafifçe geçerek yürümeyi daha da kolaylaştırırken, aynı dönemlerde, ayak bileği boyunca dar olan ve bazen diz altından bantlanan, tasarımcı Paul Poiret tarafından popüler hâle getirilen “Hobble etekler” moda olmaya başlar. Hobble etekler o kadar dardır ki hareketi imkânsız hale getirir. Bu moda çok uzun sürmez ancak yine o dönemin ürünü olan pratik tozluklar ve bağcıklı çizmeler bugün bile moda dünyasında yer almaya devam eder. 1920‘lerle birlikte giyim ve kuşam biraz daha sporlaşır. Ekoseli kumaşlar görünür hâle gelirken, elbise ve etek boyları genellikle diz altı midi elbiseler olur ve kadınlar artık daha rahat hareket edebilir. İki parça elbiseler popülerlik kazanırken, çoğunlukla etek uçlarına kumaşlar ve dantellerle fırfırlar işlenir. Flapper yani püsküllü elbiseler, 1920’lerin moda akımının en akılda kalıcı tarzı olur. Coco Chanel bu dönemde bütün dünyada halen moda olan küçük siyah elbisesini tanıtır. Bu elbise, sadelik ve zarafet sunar. Ayrıca hizmetkârlarla veya dullarla ilişkilendirilen siyah renk, şıklığın sembolü olur. 1930’larda vatka modası son derece popüler olmaya başlar. Kadın-erkek herkes geniş omuzlu gözükmek ister; bu istek tüm güncel modayı ve tasarımcıları etkiler. Özellikle ceket ve montlara dikilen iri vatkalar kadınların daha ince, erkeklerin de daha sportmen görünmesini sağlar. Bu moda akım uzun bir süre devam ederken, 30’lu yıllarda Hollywood’un altın çağı ile birlikte moda dünyasında Joan Crawford, Marlene Dietrich gibi film yıldızlarının etkileri görülür ki moda, sinema ve sinema yıldızlarının tercihlerine göre şekillenmeye başlar. Artık kraliyet ailesinin tahtını sinema yıldızları almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla modanın kalbi olan Avrupa, yerini Amerika’ya bırakır. İşgal altındaki Paris’e gidemeyen Amerikalı tüccarlar ve tasarımcılar çıkış yapmaya başlar. Sinema sektörünü de arkasına alan Amerika, seri imalata geçer. Fransız “Haute Couture” yerini, Claire McCardell gibi Amerikan tasarımcılara bırakır. Daha rahat, spor ve günlük giyime yönelik kıyafetler tasarlanır ve böylelikle Amerikan stili kendini göstermeye başlar. Savaş döneminde Avrupa’nın pek çok yerinde kumaş kısıtlamaları olur ve moda, rasyonel, karamsar bir hâl alır. Kadınların iş gücünde olması nedeniyle pratik, maskülen tasarımlar ve ucuz kumaşlar kullanılır. Malzeme kıtlığı “Make Do and Mend” akımını ortaya çıkarır. 1943’te New York moda haftası başlar. 1945’in savaş sonrası Paris’inde modanın yeniden doğuşunu müjdelemek ve Parisli “Haute Couture” evlerinin hünerlerini sergilemek amacıyla bir gezici moda tiyatrosu olan “Théâtre de la Mode” dünya turuna başlar. Bu tiyatroda ünlü Paris Couture tasarımcılarının kreasyonları minyatür modellere giydirilir. Modeller aksesuarlar dahil olmak üzere mükemmel bir şekilde hazırlanır ve Paris modasını tanıtmak için dünya turuna çıkarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1950’lerde geniş omuz demode olur, kadınlarda omuz dekolteleri ön plana çıkar. Kadınlar bu yıllarda spora önem vermeye başlar, kısa saç modası yaygınlaşır. Kabarık ve kısa etekler 1960’larda gençlik trendleri arasında yer alırken, 1950’lerin sonu 60’ların başıyla birlikte moda dünyası gençlik ve alt kültürlerin etkisi altında kalır. James Dean ve Marlon Brando gibi aktörler isyan, deri ceket, denim pantolon gibi ögeleri moda dünyasına getirirler. Bu dönem aynı zamanda sıra dışı tasarımların zirve yaptığı dönemdir ve 1965’te Paco Rabanne, metal elbiseler tasarlayarak moda dünyasında sansasyon yaratır. Bu avangart modanın yansıması 70 ve 80’lerde metalik ve neon renkli kumaşlarla zirve yapacaktır. Bu akımın en ünlü ismi Twiggy takma adıyla ünlenen İngiliz model, oyuncu ve şarkıcı olur. 60’larda Londra’daki gençlik hareketinin kültürel ikonu ve önde gelen bir modeli olan Twiggy’nin tarzı hızla tüm dünyaya yayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1970’lere gelindiğinde ünlü Japon modacıları, Avrupa’da doğu rüzgârı estirerek yeni bir sentez oluşturur. Bunlar arasında Mitsuhiro Matsuda’dan, Kenzo Takado’ya kadar birçok ünlü modacı vardır. 60’lardan 70’lere geçerken hazır giyim gitgide daha ulaşılır hâle gelir. Sentetik kumaşların kullanımı modayı daha da ucuzlatırken, bu dönemde “Hippie” etkisi modayı domine eder. 1970’lerde disko akımı moda olur ve bugün bile modası geçmeyen İspanyol paça, modadaki yerini alır. Saçlarda dalgalı modeller ön plana çıkmaya başlar, kadınlarda kabarık kloş eteklerin kullanımı ve aynı modele ve desene uygun saç bandanaları sık sık tercih edilen parçalar olur. Greece müzikali ruhunun rahatlıkla hissedildiği bu dönem 1980’lere kadar devam eder. Fosforlu, metalik ve cırtlak renkler sadece kadınların değil erkeklerin de rahatlıkla kullandığı renklerdendir. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile moda kavramı artık iyice önemli bir öge haline gelir. Sinema ve müzik dünyasının yıldızları moda ikonları olurken top model kavramı da hayatımıza girer. Moda dergileri yüksek satış trendleri elde etmeye başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1990‘lı yıllara geldiğimizde kadınlarda ön plana çıkan kıyafetler; bol, geniş ve salaş kesim olur. İspanyol paça modası bu dönemde neredeyse etkisini yitirmeye başlar. Kabarık ve permalı saçları, röfleler süsler ve vücut hatlarını pek belli etmeyen geniş bel kesimli pantolonlar moda olur, vatkalar yeniden kullanılır. 90’lı yıllar globalleşen dünyanın karma ruhuna sahiptir ve canlı renklerle dolu bir dönem olur. Saçlardan kıyafetlere, aksesuarlardan makyaj stiline kadar uzanan moda, en renkli yıllarını bu dönemde yaşar. Neon renkler konusunda en iddialı kombinler yine 90’larda görülür. 2000’ler ise milenyum çağıdır ve internetin hayatımıza girmesiyle bambaşka bir hâl alır. Yönünü genelde geleceğe çeviren moda trendleri, 2000’lerle birlikte geçmişten ilham almaya başlar. Günümüz modasında retro, vintage gibi geçmiş dönem modasına ait elementlerin trend olduğu akımlar dikkat çekerken bu akım; 2000’ler modası yani “Years of 2 Thousand” olarak adlandırılır.

  • Bu Baharın Modası

    Bu Baharın Modası

    Bahar demek tazelik, bahar demek enerji demektir… Tabii mevsimin taze enerjisi duygularımızı etkilediği gibi giydiklerimizi de etkiler ve bu yenilik gardırobumuza yansır. Aşağıda, adım attığımız ilkbaharın bahar gibi renkli, taze moda trendlerini inceliyoruz. Tam da bu sırada hatırlatmak isteriz ki baharı kıyafetlerinize taşımak için illa ki alışveriş yapmanız ya da eski kıyafetlerinizi bir yana atmanız gerekmez. Birazdan göreceğiniz gibi bu sezonun modasında sandıkta tuttuklarınıza bile yer var!