Etiket: karadeniz

  • Anlamak İçin Karadenizli Olmayı Gerektiren 8 Kelime

    “Dedi baa ki nereyesun?” Daha cümleyi okurken Karadenizlilerin o neşeli, canlı haline bürünüyor insan ister istemez. Her ne kadar yüklemi öznesi bildiğimiz kuralların dışında kalıyor olsa da böyle bir cümleyi Karadenizli olmayanlarımız bile anlayabilir elbette. Aşağıdaki listemizde ise yine Karadenizlilere özgü bazı kelimeleri göreceksiniz ve bakalım onlardan hangilerini anlayabileceksiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • KARADENİZ’İN GÜMÜŞ GİBİ PARLAYAN ŞEHRİ

    Adını gümüş madenlerinden alan Gümüşhane, Karadeniz’in saklı kalmış hazinelerinden biri. Karadenizli olmanın gerektirdiği gibi engebeli olan toprakları dağlarla çevrili ve bunların başında Zigana geliyor. Denize kıyısı yok ama dağlarını kayınların, meşelerin, ladinlerin, köknarların kapladığı yemyeşil bir örtüye sahip. Ve bakın daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkez, Köse, Şiran, Tortul, Kürtün ve Kelkit, dağlarla çevrili bir vadiye kurulan Gümüşhane’nin ilçeleri. Şehrin içinden geçen ve fotoğrafta da gördüğünüz nehir ise Yeşilırmak’ın kollarından olan Kelkit Çayı. Bu gümüş kentin en yakın komşuları ise Trabzon, Giresun, Bayburt ve Erzincan.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde en çok dikkat çeken yapılar arasında geniş bahçeler içinde taş, kerpiç, ahşap kullanılarak yapılmış eski konaklar bulunuyor. Ayrıca, merkezdeki Sarıçiçek köyünde bulunan 150 yıllık iki mekân var ki turistik olarak epey rağbet görüyor. Birbirine 50 metre mesafede bulunan ve bir usta ile çırağının yaptığı bu iki mekân Sarıçiçek Köy Odaları adıyla biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gümüşhane, tarihî İpek Yolu güzergâhında bulunduğu için gözde ticaret merkezlerinden ve önemli kesişim noktalarından biri olmuş. Bu önemli kentin sınırları içine stratejik amaçlı veya yaşam alanı olarak kullanılan birçok da kale inşa edilmiş. Kov Kalesi, Akçakale Kalesi, Kalecik Kalesi, Krom Kalesi, Kürtün Kalesi, Keçi Kalesi, Canca Kalesi bunlardan bazıları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oldukça eski bir yapı olan ve tarihte iki kez onarım gördüğü bilinen Hagios Georgios Kilisesi şehrin merkezindeki Süleymaniye Mahallesi’nde yer alıyor. Bu mahalle Eski Gümüşhane olarak da bilinmekte ve barındırdığı cami, köprü, kilise gibi 37 tescilli tarihî yapı nedeniyle şehir gezisi rotalarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gümüşhane tıpkı dağları gibi yaylaları da bol bir şehir. Kazıkbeli Yaylası, Erikbeli Yaylası, Güvende Yaylası, Kadırga Yaylası derken liste uzayıp gidiyor. Torul ilçesindeki Zigana köyünde yer alan Saronay Yaylası ise sahip olduğu Limni Gölü’yle bir adım daha öne çıkıyor. 1700 rakımlı yayladaki göl, ilham veren güzelliği ile şehrin alametifarikalarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehirdeki başka bir doğa harikası da Torul ilçesi Cebeli köyündeki Karaca Mağarası… Uzunluğu 150 metre, ortalama tavan yüksekliği 18 metre olan mağaranın 1500 metrekareyi kaplayan alanında milyonlarca yıl içinde oluşmuş sarkıtlar, dikitler, sütunlar, damlataşlar, traverten basamaklar gibi doğal oluşumlar görenleri büyülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın en başında Gümüşhane için saklı kalmış kent demiştik, bu tanımı özgün ve bol çeşitli Gümüşhane mutfağı için de kullanmamız şart. Gümüşhaneliler un herlesi çorbasından mantı çorbasına, gendime pilavından evelik dolmasına, erişte tatlısından fışkıl tatlısına uzun bir yemek listesine sahipler. Şehrin en çok bilinen ve fark yaratan lezzeti ise köme pestil olarak da bilinen cevizli sucuk.

  • Karadeniz’in Alametifarikası 9 Yayla

    Karadeniz’in Alametifarikası 9 Yayla

    Karadeniz dendi mi akla yemyeşil yaylalar gelir. Yazın sıcağında çıkılan yaylalara hayvanlar da götürülür, orada temiz hava ve taptaze otlarla beslenen hayvanların sütünün de bu sütten yapılan peynirin, yoğurdun tadı da bir ayrı olur… Yaylalarda farklı köylerin halkı bir araya gelir, çeşitli festivaller düzenlenir. Yerel halk için yaylaya çıkmak tatil sayılmasa da günümüzde tatil amacıyla şehirlerden yaylalara gidenlerin sayısı da az değil… İşte Karadeniz’in birbirinden serin ve yeşil 9 yaylası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    karadeniz yaylaları
  • TARİHİ GÜZELLİKLERİYLE BARTIN

    Karadeniz’in yeşilini ve doğasının güzelliğini sonuna kadar hissedebileceğiniz şehirlerden biri olan Bartın kendine has şivesiyle, evleriyle, tarihi güzellikleriyle Türkiye’nin sevilen illerinden biridir. Bu yazımızda Bartın hakkında pek çok bilgi paylaşacağız ancak önce en ilginç olanı ile başlayalım. Antik çağda Parthenios adı verilen Bartın Irmağı’nın kenarında kurulan kentin, daha önce Parthenia olarak anıldığını ve zamanla Bartın’a dönüştüğünü biliyor muydunuz? Mimarisinden kültürüne, mutfağından tarihine birçok kendine özgü zenginliğe ev sahipliği yapan Bartın’ı 6 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz Bölgesi’nin en yağış alan şehirlerinden biri olan Bartın’ın %40’ı ormanlarla kaplıdır; yazlar yağmurlu ve serin geçerken, kışlar oldukça soğuk olur. Amasra, Kurcaşile ve Ulus ilçelerine sahip olan Bartın aynı zamanda Türkiye’nin en küçük şehirlerinden de biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bartın denince akla ilk gelenlerden biri kendine has güzellikteki evlerdir. Ahşaptan yapılan ve özel bir mimariye sahip olan bu evler Bartın’ın tarihi zenginliklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ekonomisi tarım, ormancılık ve madenciliğe dayanan Bartın’ın toprakları çok verimlidir bu nedenle tarım faaliyetleri oldukça fazladır. Buğday, arpa, fasulye, mısır, elma ve armut başlıca yetiştirilen mahsullerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bartın özellikle yaz turizmi bakımından önemli bir konumdadır; muhteşem manzaraya sahip yaylaları, yemyeşil doğası ve tertemiz havasıyla pek çok aktiviteye ev sahipliği yapar. Bunların başında doğa yürüyüşleri, avcılık ve olta balıkçılığı gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pek çok doğal ve tarihi güzelliğe sahip olan Bartın’da başlıca gezilecek yerlerden birkaçı; Güzelcehisar, İnkumu Plajı, Göldere Şelalesi, Bartın Şehir Hamamı, Amasra Hamamı, Yeraltı Çarşısı, Hisarkale Mahzeni, Amasra Kalesi, Taşhan, Tekkeönü Kalesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bartın’ın mutfağı ayrı bir lezzet şöleni sunar. Özellikle etli, sebzeli, hamur işli ve zeytinyağlı yemekler mutfağın gözdesidir. Kendine has lezzetler arasında en dikkat çekenler pum pum çorbası, yumurtalı isput, kabak burması ve pirinçli mantıdır.

  • YEMYEŞİL DOĞASIYLA RİZE

    Coşkun akan dereleri, yaylaları, tarihi kemer köprüleri, dik yamaçlı vadileri, horonu, fıkraları ve şivesiyle ülkemizin en kendine has şehirlerinden biridir Rize. Aniden inen sis ve yağan yağmurun ardından açan güneşiyle bir günde farklı iklimlerin yaşandığı Rize’nin tarihle iç içe geçmiş doğal güzelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rize Kalesi” title_font_size=”13″]

    Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen Rize Kalesi, şehri seyretmek için harika bir konumda yer alıyor. İç kale, aşağı kale, dış kale kalıntıları ve surlar olarak toplamda dört farklı bölümden oluşan Rize Kalesi’nin iç kalesi, I. Justinianus (527-565) döneminde, aşağı kalenin ise 13. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. Dış kale kalıntıları ve surlar, dayanıklılığı ile bilinen ve uzun ömürlü olan, işlemesi kolay yontu taş ve eskiden çimentonun yerine kullanılan Horasan harcı ile inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıbledağı Camii ” title_font_size=”13″]

    Güneysu ilçesinin yol boyu uzanan çay bahçeleri ve bacasından dumanı tüten evlerinden sonra bir sinema filminin içindeymiş hissi oluşturan Kıbledağı Tepesi’nde bulunan Kıbledağı Camii, denizden 1330 metre yüksekte yer alıyor. Bu konum onu Karadeniz Bölgesi’nin en yüksek camisi yapıyor. Dağ sporları için de uygun bir yürüyüş parkuruna sahip olan Kıbledağı Camii, 1800’lü yıllarda Meşula Mehmet Efendi ve Kuş Ahmed Efendi tarafından ahşap bir mescit olarak inşa edilmiş. Ahşap yapıda olduğu için 1960 yılında çıkan yangında tamamen yanınca, bölge ahalisi zemini büyük düz taşlarla kaplayarak açık hava namazgâhına dönüştürmüş ve ibadethane olarak kullanmış. 2010 yılında İstanbul Üsküdar’daki Kuşkonmaz Camii örnek alınarak projelendirilen Kıbledağı Camii, 2015 yılında yeniden ibadete açılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zil Kale” title_font_size=”13″]

    5. ve 6. yüzyılda ahşap bir yapıyla inşa edildiği tahmin edilen Zil Kale, Fırtına Vadisi’nin yamacında, deniz seviyesinden yaklaşık 750 metre yükseklikte yer alıyor. Dik bir yamaç boyunca uzanan taş basamaklarla girişi sağlanan kalenin içerisinde, gözetleme kuleleri, muhafız odaları ve depo gibi bölümler bulunuyor. Osmanlı döneminde “Aşağı Kale” olarak adlandırılan “Zir Kale”, zamanla “Zil Kale”ye dönüşmüş; ticari ve askerî açıdan önemli olan doğu yolunun gözetlenmesi ve ticaret kervanlarının konaklamasına hizmet etmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaçkar Dağları Millî Parkı ” title_font_size=”13″]

    1994 yılında millî park ilan edilen Kaçkar Dağları Millî Parkı, Doğu Karadeniz Dağları’nın üç büyük dağı; Üçdoruk (Verçenik), Göller (Hunut) ve Kaçkar Dağları’ndan oluşuyor. Park içerisinde dokuz köy, 33 yayla yerleşimi bulunuyor. Karlı dağların ve krater göllerinin bulunduğu 3992 metre yüksekliğindeki zirveye gitmek çok kolay olmasa da ülkemizin en yağışlı kesiminde bulunmasından dolayı parkı çevreleyen dere ve akarsular benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Sekiz adet yürüyüş parkuru ile kampçılık, dağcılık, trekking, piknik için elverişli bir yer olan Kaçkar Dağları Millî Parkı, doğa ve sporseverler için cazibe merkezi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelintülü Şelalesi ” title_font_size=”13″]

    Çamlıhemşin’deki Ayder Yaylası’nda yer alan Gelintülü Şelalesi, kaynağını yükseklerde erimiş olan kar kümelerinden alıyor. Yaklaşık 1500 metrekarelik dik akışta yemyeşil ladin ağaçları arasından süzülüp gelen bu şelaleye ismini veren şey ise görüntüsünün gelin duvağına benzemesi. Bu görüntünün tamamı en iyi Ayder’in üst kısmında yer alan Huser Yaylası’ndan görülebiliyor. Türkiye’deki en uzun şelalelerden biri olan Gelintülü, 23 metre yüksekten dökülüp Fırtına Deresi’ne kavuşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırtına Deresi ” title_font_size=”13″]

    Ardeşen ve Çamlıhemşin ilçelerinin sınırları içerisinde yer alan Fırtına Deresi, Doğu Karadeniz’deki en büyük akarsu havzalarından biri olma özelliği taşıyor. Suyunun coşkun aktığı dere, rafting tutkunları için gözde bir merkez. Doğayla baş başa kalmak isteyenlerin uğrak yeri olan derenin çevresinde birçok kafe bulunuyor. Buradan rafting yapanları veya zipline ile derenin diğer kıyısına geçenleri izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şenyuva Köprüsü ” title_font_size=”13″]

    Çamlıhemşin’in Şenyuva köyünde, Fırtına Deresi üzerinde yer alan, 1696 yılında, moloz ve kesme taş kullanılarak inşa edilen köprü; iki mesnetli, tek gözlü ve yuvarlak kemerli yapısıyla yörenin en eski köprülerinden biri. 40 metre uzunluğunda, 20 metre yükseklikte olan köprü, gelin ve damatların yanı sıra yolu Çamlıhemşin’den geçen herkesin mola verdiği bir yere dönüşmüş durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atatürk Evi Müzesi / Mehmet Mataracı Konağı ” title_font_size=”13″]

    Atatürk, 1924’te çıktığı yurt gezisi sırasında Rize’ye gelmiş ve Mehmet Mataracı’nın misafiri olarak bu evde kalmış. İl merkezindeki Müftü Mahallesi’nde yer alan bina, Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümünde müzeye dönüştürülmesi için Mataracı ailesi tarafından İl Özel İdaresine bağışlanarak 1985 yılında Rize Atatürk Evi Müzesi olarak hizmete açılmış. 1921 yılında yapılan konak, iç sofalı plana sahip ve üç katlı. Müzede, Mustafa Kemal Atatürk’e ait bazı eşya, konakladığında kaldığı odası ve bölgeden çıkarılan etnografik eserler sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayder Yaylası” title_font_size=”13″]

    Ladin ve kayın ormanları ile kaplı olan yayla, çevredeki köylülerin ve şehri gezmeye gelenlerin dinlenme yeri olarak kullanılan turistik bir yer. Bungalovdan yayla evi konseptine, aile pansiyonundan otele pek çok konaklama seçeneğini sunan yayla, şehrin yerlileri için de hafta sonu etkinliklerini geçirebileceği bir yer.

  • KARADENİZ’E ÖZGÜ TARİHİ SERENDERLER

    Karadeniz sadece doğasıyla değil kültürel değerleriyle de eşsiz bir bölgemizdir. Mutfağı, şivesi, geleneksel kıyafetleri ve hatta danslarına bile yansıyan özgün kültürlerinin bir yansımasını, inşa ettikleri ahşap evlerde görmek mümkün. Kafkasya’dan Kastamonu bölgesine kadar geniş bir coğrafyada inşa edilen “serender”lerin ismi, bölge içinde farklılık gösterse de yapım prensipleri hemen hemen aynı. Tamamı ahşaptan inşa edilen serender evlerinin bazılarında tahtalar birbirine geçirilerek inşa edildiği için tek bir çivi bile kullanılmamaktadır. Bu evlerin amacı, toprakla ilişkiyi kesmek, fındık, tahıl ve diğer besinleri nemden ve fare gibi kemirgenlerden korumaktır. Yazımızda ahşap ustalığının en güzel örneklerinden serender evlerinin teknik detaylarını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Serender, genellikle Orta ve Doğu Karadeniz’de, kırsal yörelerde görülen özgün bir mimari yapıdır. Yapı, dört direk üzerine oturtulmuş bir tür odadır. Mutlaka evin dışında bulunur, ev ile serender arasında herhangi bir geçit, köprü bulunmaz, bağımsız bir yapıdır. Kare şeklinde tasarlanan serenderlerin yerden yüksekliği yaklaşık 5-7 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Serenderin ana malzemesi ahşaptır. Üstü sac veya “harduma” adı verilen yassı olarak yontulmuş ya da kesilmiş tahtalarla örtülerek su geçirmesi engellenir. Ancak yan taraflarında 20–30 santimetre boyunda, bir buçuk iki santim genişliğinde ızgaralar bulunur. Bu ızgaraların yapılma amacı serenderin içerisinde hava akışı sağlamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz mutfağında sıkça kullanılan mısırın ve bölge ekonomisinin temelini oluşturan fındığın kurutulması, saklanması ve diğer yiyeceklerin muhafazası için kullanılan serenderler, 30-50 santimetre çapındaki yuvarlak/bombeli ağaç tekerlerin tercihe göre dört, altı ya da sekiz adet direğin tepesine inşa edilir. Yerden yüksek olması ürünlerin haşerelerden ve yaban hayvanlarından korunmasını sağlar, yukarı tırmanan farenin, direğin tepesinde duran geniş teker sayesinde serenderin içine girmesi önlenmiş olur. Yapıya, genellikle akasya ağacından yapılan seyyar bir merdiven ile çıkılıp inilir. Merdiven ya açılır-kapanır (menteşeli) ya da yerden bir basamak yukarıda yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar hemen her evin yanında bulunan serenderler, gıda ambarı işlevini yerine getirir. Buğday, mısır, fasulye, patates, meyve kuruları, turşular, baklagiller, fındık ve diğer yazlık-kışlık ihtiyaçlar serenderde bozulmadan saklanabilir. Serenderin anahtarı genelde evin en yaşlı ve söz sahibi kadınlarında bulunur. Eski tip serenderlerde, bilhassa eski köklü ailelerin serenderlerinde, ince ahşap işçiliğinin güzel örnekleri göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Her yörenin serenderinin kendine has teknik özellikleri, planı, formu vardır. Örneğin Trabzon’un ilçesi Tonya’da serenderler inşa edilirken “taş direk” ve “taş teker” kullanılır. Eski tip serenderler artık pek inşa edilmezken; Ordu Fatsa’da, Trabzon Atapark’da, Maçka’da, Rize Merkez, Çayeli, Güneysu ile Artvin’deki sahillerde eski serenderlerin tamir edilerek turistik dükkânlara dönüştürülmesi bu yüzyıllık mimari geleneğinin yeni kuşaklara aktarılmasını sağlamaktadır.

  • DALGALARIYLA İLHAM VEREN KARADENİZ

    “Şimdi Kırat’ıma biner aşarım / Karadeniz gibi kaynar coşarım” diyen büyük ozan Köroğlu gibi ya da “Karadeniz gibi kükrer coşarsa / Dalgası gelince yaman âşıklar” diyen Âşık Veysel gibi hepimiz Karadeniz sularının hırçınlığında hem fikiriz. Zaten onu bu kadar özgün, özel yapan da bu hali değil mi? Bir deniz düşünün ki hikâyesini sürekli hareket halinde olan dalgalarıyla anlatsın, sadece dalgalarıyla ressamlara, şairlere, yazarlara ilhamlar versin… O Karadeniz’i şimdi en somut haliyle biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in adı farklı dönem ve topluluklarda farklı isimlerle anılmıştır. Örneğin eski Yunan halkı deniz tanrısı Pontus’un adını da kullanarak “Pontus Euxinus” demiş, Araplar Orta Çağ’da Bizans Denizi ya da Trabzon Denizi gibi isimlerle anmıştır. Karadeniz isminin ise daha eski tarihlerde İskitler tarafından verildiği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Bu isim 14. yüzyıldan sonra Batı’da da kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir iç deniz olan Karadeniz’in okyanusla buluşmasına giden yolda ilk bağlantısı İstanbul Boğazı’dır. Bu boğaz aracılığıyla önce Marmara Denizi’ne, sonra Ege ve Akdeniz’e bağlanarak oradan Atlas Okyanusu’yla birleşir. Boğaz ile Karadeniz’in birleştiği alanın manzarası, karada en güzel Anadolu ve Rumeli Kavağı tepelerinden seyredilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz, güneybatısında İstanbul Boğazı ile okyanusa doğru yolculuğa çıkarken, kuzeyde Kerç Boğazı ile Azak Denizi’ne bağlanır. Başka bir ifadeyle, Rusya ve Ukrayna arasındaki bir iç deniz olan Azak Denizi’ni okyanusa bağlayan boğazdır Kerç Boğazı. Üzerine yapılan 19 km’lik karayolu ve demiryolu köprüsünün, bilinen adıyla Kırım Köprüsü’nün otoyol kısmının açılışı 2018 yılında yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    460 bin km2’lik bir alanı kaplayan Karadeniz’in üstünde çok sayıda ada bulunur, fakat birçoğu boyutlarından dolayı adacık olarak nitelenir. Yılan Adası, Berezan Adası, St. Ivan Adası, St. Cyricus Adası, St. Peter Adası bunlardan bazılarıdır. Karadeniz üstünde ülkemize bağlı iki adadan biri Giresun Adası diğeri ise Kefken Adası’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in Türkiye sınırlarına sokularak oluşturduğu koylar da güzellikleriyle göz kamaştırır. Kastamonu-Cide’de bulunan Gideros Koyu ziyaretçilerini saklı kalmış bir hazineyle karşılaşmışçasına şaşırtmaya devam etmektedir. Yine Kastamonu’ya bağlı Ginolu Koyu, Kocaeli’ye bağlı Sardala Koyu, Sinop’a bağlı Hamsilos Koyu bölgedeki koylar arasında en bilinenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’in soğuk suyu ve hırçın dalgaları yaz aylarında Akdeniz ve Ege sahilleri gibi tercih edilmesini engeller belki ama bu karakterdeki bir denizin ve sunduğu eşsiz manzaraların müdavimleri de az değildir. Bölge, en doğu ucunda yani Artvin-Hopa’da Kemalpaşa Plajı, batıya doğru Ordu-Fatsa’da Belice Plajı, Bartın-Amasra’da Çakraz Plajı gibi keşfedilmeyi bekleyen sahillerle kaplıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    8.350 km kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in ülkemizle kıyı uzunluğu yaklaşık olarak 1.700 km’dir. Ve bu kıyıyla az ya da çok temas eden şanslı şehirlerimiz batıdan doğuya doğru Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye dışında bu büyük iç denizle kıyısı olan diğer ülkeler ise Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Rusya’dır. Ve tıpkı ülkemizden doğup da Karadeniz’e dökülen Yeşilırmak, Kızılırmak, Çoruh ve Sakarya nehirleri gibi bu ülkelerden doğan Dinyester, Dinyeper, Rioni, Don ve Tuna nehirleri de Karadeniz’e dökülerek su kaynağını beslerler.

  • Masallarıyla Ünlü Romanya’dan 8 Masalsı Şehir

    Masallarıyla Ünlü Romanya’dan 8 Masalsı Şehir

    Romanya’yı anlatan fotoğraflara bakınca gerçeküstü bir yer olduğunu düşünürsünüz… UNESCO’nun Dünya Tarihi Mirası listesine de girmiş çok sayıda yapısı ile gerçekten de masalsı bir ülkedir Romanya… Tuna nehrinin kollarıyla kucakladığı ülkeye eskiden vizesiz girmek mümkünken, Avrupa Birliği’ne üye olduğundan beri Schengen ya da Romanya vizesi gerektiriyor. Ortak bir tarihimiz olan ülkenin dili ile de ortak yönlerimiz var: Çorba, tavan, asfalt, aynı kelimeleri gibi… Ya da şaşırdıklarında verdikleri şu tepki: Vay vay vay… Gelin, Romanya’yı farklı bölgelerinden 8 popüler şehri ile biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın güney doğusunda bulunan başkent Bükreş, ülkenin en kalabalık ve Doğu Avrupa’nın en gelişmiş şehirlerindendir. Gezmek için bir günün yetmeyeceği kentin sokakları açık hava müzesini andırır… Parlamento Binası, Ulusal Tarih Müzesi, Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi, Zafer Takı gibi tarihi ve mimari özelliği olan yapılar ise mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dokuz bölgeden oluşan Romanya’nın en ünlü bölgesi, hepimizin en azından Drakula hikâyesinden bildiği Transilvanya’dır. Ortaçağ’dan kalma kalelere ev sahipliği yapan bölgede elbette en çok ziyaret edilen yer, Braşov şehrinde bulunan ve Kont Drakula’nın şatosu olarak bilinen Bran Kalesi’dir. Braşov şehri, tıpkı Bükreş gibi Romanya’nın kalbinin attığı yerlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın doğusunda Tuna Nehri üzerinde bir liman şehri olan Galati çok sayıda müzeye ev sahipliği yapar. Mimari açıdan sanatsal özellikler gösteren çok sayıda sinagog, manastır ve katedrali de bu şehirde görmek mümkün. Özellikle Archdiocesan Cathedral’i, daha bilinen adıyla Galati Katedrali en çok turist ağırlayan yerlerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    romanya

    Romanya’yı anlatan fotoğraflarda, geleneksel kıyafetler içindeki kadınlar, işlemeli gömleklerin daha da sevimli hale getirdiği küçük çocuklar, köy yaşamı içinden yansıyan canlı ve gülen yüzler dikkat çeker. İşte bu fotoğrafların izdüşümünü Maramureş bölgesindeki Baia Mare şehrinde görebilirsiniz. Şehrin köyleri, Romanya’nın masallar ülkesi gibi görünmesinde büyük bir role sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köstence, Karadeniz’e kıyısı olan ve kilometrelerce uzunluktaki plajlarıyla büyük ilgi gören gelişmiş bir liman şehri… Şehrin meydanında Türkçe konuşan insanlara ve Türk lokantalarına sıkça denk gelmeniz mümkün, zaten Romanya mutfağı ile benzerliklerimiz de ülkenin hiçbir yerinde yabancılık çekmeyeceğiniz kadar yoğun… Osmanlı’dan izler de taşıyan Köstence şehrinde, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Mecidiye Camisi, Hünkâr Camisi, hikâyesi Osmanlı ile ilişkilere dayanan Kral Camisi, II. Selim’in kızı adına yapılan Esmahan Sultan Camisi ise ziyaret edebileceğiniz yerler arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden kalan adıyla Kaloşvar, orijinal adıyla Cluj-Napoca tarihi ve doğal güzellikleriyle ülkenin en popüler şehirlerinden biridir. Yerin 200 m. altındaki tuz madeni Salina Turda’dan Romanya Ulusal Operası’na, Mikail Kilisesi’nden Tarih Müzesi’ne kadar görülmesi gereken çok sayıda mekâna ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ünlü bir dergi tarafından dünyanın en huzurlu 8. şehri seçilen Sibiu, Romanya’da kültür turu yapabileceğiniz yerlerden biridir. Avrupa’nın en eski müzelerinden Brukenthal Sanat Galerisi başta olmak üzere farklı temalardaki müzeleriyle dikkat çeken Sibiu’da günümüze kadar ulaşmayı başarmış onlarca kule görebilirsiniz. Orta Çağ Avrupa’sına yolculuk etmek isterseniz de Old Town sokaklarında yürümeniz yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Romanya’nın kültür merkezlerinden bir diğeri de Yaş şehridir. Görkemli mimarisiyle dikkat çeken Kültür Sarayı kentin görülmesi gereken yapılarındandır. Ama bu şehir en çok, geçmişi yüzyıllara dayanan parkları ve botanik bahçeleriyle adından söz ettir.

  • Karadeniz’de Dünü Bugüne Bağlayan Müzeler

    Karadeniz Bölgesi’ndeki müzelere geldi sıra… Bilgilendiren, hayrete düşüren, yüzümüzü güldüren, bazen de hüzünlendiren o kadar çok müze var ki size önerebileceğimiz… Örneğin Artvin’in ilk ve tek müzesi “Dikyamaç Köyü Yaşam Tarzı Müzesi”ni daha önce duymuş muydunuz? Ya da maden ve madencilerimizle ünlü Zonguldak’taki Maden Müzesi’ni? Bakın yeşille mavinin harman olduğu bu güzel coğrafyada başka hangi müzeler var…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnşası 1238 yılına kadar giden, Geç Bizans kilise mimarisinin en güzel örneği olan Azize Sofya Kilisesi günümüzde Ayasofya Müzesi olarak ziyarete açık durumda. Duvarlarında, kubbesinde hatta pencerelerindeki tasvirlerle Trabzon’da görülmesi gereken bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Milli Mücadele tarihinde önemli bir yere sahip olan Samsun’da, Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile şehre gelişini anlatan farklı müzeler bulunuyor. 1968 yılında açılan ve Gazi’ye ait 114 eserin sergilendiği Atatürk Müzesi ise şehirde en çok ilgi gören müzelerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]

    Boğazköy Müzesi, Hititlerin başkenti olan Hattuşaş’tan çıkarılan kalıntıların sergilenebilmesi amacıyla 1966 yılında Çorum’un Boğazköy ilçesinde kurulmuş. Hitit medeniyetine ait onlarca eserin görülebileceği müze antik döneme ilgi duyanlar için büyük önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı’nın yaratıcısı, Cide doğumlu yazar Rıfat Ilgaz’ın doğduğu ev günümüzde müze olarak ziyarete açık durumda. Yazara ait eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar ve hayatından geriye kalan fotoğraf kareleri Rıfat Ilgaz Müzesi’nde görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dört bin yıllık kale surlarının ardındaki yapı 14. yüzyıldan 1999 yılına kadar hapishane olarak kullanılmış ve bu tarihten sonra da içinde yaşanan hikâyelerle müze olarak hizmet vermeye başlamış. Artık gönüllü ziyaretçilerini bekleyen müze Sinop’ta denizin hemen kıyısında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    14. yüzyıl Amasya’sında psikolojik hastalıkları tedavi etmek için açılan şifahane binası, 20. yüzyılda, eski tıp bilgini Sabuncuoğlu Şerefeddin adına müze olarak yeniden düzenlenmiş. Dedesi ve babası da kendisi gibi tıpçı olan Sabuncuoğlu’nun sağlık alanına sunduğu katkılar bu müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Giresun’da Gogora Mahallesi’nde yer alan Aziz Nikola Kilisesi günümüzde Giresun Müzesi olarak hizmet veriyor. Mekânsal olarak sanatsal bir değere sahip olan yapıda Eski Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan eserler sergileniyor.

  • KARADENİZ BÖLGESİ’NDEN TARİHİ KALELER

    Ülkemizde yeşil ve mavinin buluştuğu çok sayıda yer vardır, Karadeniz Bölgesi ise yeşilin bütün tonlarını en dalgalı maviyle buluşturan nefis bir coğrafyadır. Bu coğrafyaya doğanın bir parçası gibi tutunmuş, oysa insan elinin ürünü olan, öyle kaleler var ki hepsi birer tarihi eser…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dış surları ancak 18. yüzyıla kadar dayanabilmişse de iç surları günümüze kadar ulaşmayı başaran Kastamonu Kalesi, şehirden 120 metre yüksekte bulunan bir Orta Çağ eseridir. Kastamonu’nun merkezinde bulunan bu yapıya yürüyerek çıkılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezinde denizle burun buruna bir yapıdır Sinop Kalesi. Kalınlığı 3-8 metre arasında değişen, yüksekliği 30 metreyi bulan ve toplamda 2973 metre boyunca uzanan surları, büyük ölçüde korunarak günümüze ulaşmıştır. Kalenin, MÖ 7. ve 8. yüzyıllarda yapıldığı bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sinop’un güney ilçelerinde olan Boyabat’ta MÖ 7. yüzyılda inşa edilmiş kale günümüze kadar ulaşmayı başaran görkemli yapılardan biridir. 135 metre yüksekliğindeki sarp bir kayanın üstüne yapılan Boyabat Kalesi, konumu ve mimarisiyle görenleri hayran bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    14. ve 15 yüzyılda inşa edilmiş, Rize Çamlıhemşin’de yer alan Zilkale’nin mimari yapısı, kendisini çevreleyen doğa ile bütünleşerek eşsiz güzellikte bir görüntü oluşturur. Fırtına Vadisi üstündeki kale, dış surlar, orta surlar ve gözetleme kulesi olan iç kaleden meydana gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoruh Nehri’nin kıyısında konumlanan, 70 metre yükseklikteki bir kaya üzerine inşa edilmiş Artvin Kalesi, 10. yüzyılla tarihlenmektedir. Eski adı Livana olan kalenin içinde şapel ve sarnıç kalıntıları bulunmaktadır. Şehrin merkezindeki kale günümüzde askeri bölge içindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ordu şehrinin merkezinde, Bayadı Köyü sınırları içindeki Kurul Kalesi, 2300 yıllık bir yapıdır. 2010 yılında arkeolojik kazıların başlatıldığı kaleden bugüne kadar çok sayıda tarihi eser çıkarılmıştır, onlardan en önemlisi ise 110 cm boyunda 200 kg ağırlığındaki Ana Tanrıça Kibele Heykeli’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kayalık bir zemin üzerine inşa edilmiş, karayla bağlantısı olmayan, fakat hemen karanın yakınında yer alan Kız Kalesi, Rize’nin Pazar ilçesinde yer almaktadır. İnşa tarihi net olarak bilinmemekle birlikte 13. ve 14. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir.