Rengiyle, dokusuyla, milyonlarca yılın, birçok medeniyetin izlerini taşımasıyla âdeta bu dünyanın dışında bir alemde yer alan Kapadokya, gerçeküstü bir masal dünyasını andırıyor. İşte sizi bu masal dünyasına sürükleyecek 10 fotoğraf.











Rengiyle, dokusuyla, milyonlarca yılın, birçok medeniyetin izlerini taşımasıyla âdeta bu dünyanın dışında bir alemde yer alan Kapadokya, gerçeküstü bir masal dünyasını andırıyor. İşte sizi bu masal dünyasına sürükleyecek 10 fotoğraf.











Aksaray, Niğde, Kayseri, Yozgat ve Kırşehir’in komşuluk ettiği Nevşehir oldukça eski bir yerleşim… Günümüzde de Merkez, Acıgöl, Derinkuyu, Ürgüp, Avanos, Gülşehir, Hacıbektaş ve Kozaklı ilçelerinin eşsiz doğasında trekkingden dağ bisikletine, atlı safariden balon seyahatine yapılacak çok sayıda aktivite bulunuyor. Kentin öne çıkan değerlerinden birkaç tanesini bu sayfada bulabilirsiniz.

Nevşehir denince akla ilk gelen yer şüphesiz ki Kapadokya’dır. Yanardağların püskürttüğü lav ve küllerin milyonlarca yıl içinde yaşadığı dönüşüm sonucunda ortaya çıkan manzara tüm dünyanın gözbebeği. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Göreme Açıkhava Müzesi yaz-kış turistik ilgi görmekte.

Nevşehir’in alametifarikalarından bir diğeri de hiçbir teknolojinin olmadığı dönemlerde kayaların aşağı doğru delinmesiyle oluşturulan yer altı şehirleridir. Kentin farklı bölgelerinde bulunan ve erzak deposundan havalandırma sistemine, yaşam alanlarından su kuyularına ince ince dizayn edilen bu mekânların nasıl yapıldığı hala bir muamma.

Sivas’ta doğarak Karadeniz’e dökülen Kızılırmak’ın kıvrıla kıvrıla kat ettiği 10 şehrimizden biri de Nevşehir. Şehri ortadan ikiye bölen nehir Gülşehir, Avanos ve Ürgüp ilçelerinden geçerken geride doyum olmayan manzaralar bırakıyor. Özellikle Avanos’ta nehir kıyısına sıralanmış kafelere oturup Türk kahvesi eşliğinde Kızılırmak’ı ve üstüne kurulmuş tarihî Asma Köprü’yü seyretmek çoktan gelenek halini almış.

Adını, 1209-1271 yılları arasında yaşamış mutasavvıf ve filozof Hacı Bektâş-ı Veli’den alan Hacıbektaş ilçesinde büyük âlimin izlerini görebileceğiniz birçok mekân bulunuyor. Özellikle Hacı Bektâş-ı Veli tarafından 13. yüzyılda temelleri atılan, UNESCO tarafından 2012’de Dünya Mirası Listesi’ne alınan ve 1964’ten bu yana müze olarak ziyaret edilebilen Hacı Bektâş-ı Veli Türbesi şehrin en çok ilgi gören merkezlerinden biri.

Adını doğu tarafında bulunan güvercinliklerden alan Güvercinlik Vadisi 4100 metre uzunluğu ile Kapadokya’nın da en uzun vadilerinden biri. Merkeze bağlı Uçhisar beldesindeki vadide bir de ağaç var ki yerli-yabancı turistlerin nazar boncuğu bağlayarak dilek dilediği ve fotoğraf çektirmeden dönmediği turistik bir noktaya dönüşmüş.

Avanos ilçesi aynı zamanda Hititlerden bu yana süre gelen seramik yapımıyla da ünlü. Avanos’taki dağlardan ve Kızılırmak’ın eski yataklarından elde edilen kil topraklar, önce çamura, sonra ayakla döndürülen ve çark adı verilen tezgâhlarda elle şekillendirilerek çanak, çömlek, testi gibi objelere dönüştürülüyor. Güneş ve gölgede kurutulup fırında pişirilen bu ürünler Avanos’taki atölye ve dükkânlarda satışa sunuluyor.

Çanak-çömlek demişken, Nevşehir mutfağının en güzel ve ünlü yemeklerinden biri olan testi kebabı da adı üstünde şehirde üretilen bu testilerde pişiyor. Kuşbaşı etin soğan, sarımsak, domates, biber ve karabiberle buluştuğu kebap, testiye doldurularak tereyağı ekleniyor; ağzı ekmek hamuruyla kapatılarak odun ateşinde iki saat boyunca pişiriliyor ve bir süre dinlendirilen yemek testi kırılarak servis ediliyor.

Kapadokya’yı şiirsel hale getirmek için ekstra bir gayrete gerek olmadığının farkındayız; zira ülkemizin orta yerindeki bölge dünyanın en etkileyici yerlerinin başında geliyor. Gizemli, romantik, mistik ya da ürpertici… Buradaki doğal oluşumun fotoğraflara yansıyan hali her birimizde farklı duygular uyandırıyor. Bakalım klasik fotoğraflarına alışık olduğunuz bölgeyi suluboya eşliğinde gördüğünüzde neler düşüneceksiniz.









Arada herhangi bir cam olmadan kuş gibi süzülerek yeryüzünü seyretmek, rüzgârın gücünü hissederek yol almak balon yolculuğunun eşsiz tarafları arasında bulunuyor. En güvenli yolculuk türü olarak gösterilse de, siz lisans sahibi güvenilir firmalarla hareket etmeyi, herhangi bir sağlık probleminiz var ise uçuşun zararlı olup olmadığı konusunda bilgi almayı sakın ihmal etmeyin.

Bazı manzaraları karşıdan izlemek yeterliyken bazılarının güzelliğine ve gizemine hâkim olmak için kuşbakışı görmek gerekir. İşte Kapadokya da onlardan biri… Peri bacalarının yoğunlukta olduğu volkanik oluşumları unutulmayacak bir deneyimle gözlemlemek sıcak hava balonlarıyla mümkün. Genelde gün doğumuyla havalanan balonlarda yaklaşık bir saat süren keyfi yaşayabilmek için rüzgârın elverişli olması yeterli.

Tanzanya’nın koruma altına alınmış milli parkı Serengeti’de bir saat süren balon yolculuğu yapmak günlerce devam eden bir rüya gibi. Burası 14.763 metrekarelik bir alan. Hızla bir tarafa koşan antilopları, çocuklarıyla ilgilenen zebraları, şaşkın gözlerle etrafa bakınan ceylanları bir arada görmeyi kim istemez ki? Tabii canlıları sürüler halinde görebilmek için hem göç dönemlerine denk gelmek hem de mevsim koşullarının uygun olması gerekiyor.

Hani balonların gökyüzünü kapladığı bazı fotoğraflar görürüz. İşte onlar genellikle festival dönemlerinde çekilmiş fotoğraflardır. Malezya’nın idari başkenti Putrajaya’daki festival zamanında o balonlardan birinde olmak herkes için mümkün. Putrajaya’nın İslam mimarisi ile yapılmış yapılarını ve doğasını görmek için balon yolculuğu yerinde bir tercih olacaktır. Bu arada hangi ülkede olursanız olun önemli olanın yolculuk edeceğiniz balon firmasının güvenilir olduğundan emin olmak olduğunu unutmayın.

Myanmar’ın antik kenti Bagan, 9 ve 13. yüzyıllar arasında Pagan Krallığı’nın başkenti olmuş. Bölgede o dönem inşa edilmiş 10 bin Budist tapınağından yüzlercesi hala ayakta. Bagan ovasına yayılmış bu fantastik görünümlü antik yapıların üstünde süzülmek eşsiz bir deneyim olsa gerek. Yeri gelmişken belirtelim; balon uçuşlarında yanınızda götürebileceğiniz eşyalar arasında genellikle su geçirmeyen ayakkabılar, şapka ve gözlük sıralanır, tabii yabancı bir ülkede iseniz bir de pasaportunuz.

Dünyanın farklı bölgelerinde yapılan balon yolculuklarında 3 ya da 6 kişi ile havalanan küçük balonlar olabildiği gibi 20 kişi kapasiteli büyük balonlar da bulunabiliyor. Bunların dışında evlenme teklifi, doğum günü, yıldönümü gibi özel günler için de kişiye özel balon uçuşları yapılabiliyor. Bu tür planlar için en çok tercih edilen yerlerden biri Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletindeki Napa Vadisi imiş.

Arap Yarımadası’ndaki Birleşik Arap Emirliği’ni oluşturan 7 emirlikten bir tanesi de Dubai. Ve buradaki balon yolculukları insana bambaşka deneyimler vadediyor. Uçsuz bucaksız görünen çölü, kum tepelerini, ağır adımlarla yol alan deve konvoylarını gökyüzünden seyretmenin keyfini düşünebiliyor musunuz? Edindiğimiz bilgilere göre balon şirketleri de, konakladığınız yerden alıp uçuş yapılacak yere getirmeye, sunacağı çeşitli ikramlara kadar müşterilerine farklı seçenekler sunuyormuş.

Görkemli balon festivallerinin yapıldığı şehirlerden biri de İngiltere’deki Bristol şehri. Her yıl düzenlenen bu uluslararası festivalde aynı anda 100 kadar balon gökyüzünde süzülüyor. On binlerce kişinin de izleyici olarak akın ettiği festival ilk olarak 1979 yılında düzenlenmiş. Genellikle ağustos ayında yapılan ve birkaç gün süren etkinlik sırasında şehirde bazı noktalar trafiğe kapatılıyor.

Balon uçuşları için hazırladığımız ideal listemizi elbette Türkiye ile başlattık Türkiye ile bitiriyoruz. Ülkemizin en ilginç doğal alanlarından olan Pamukkale travertenleri üstünde uçmak için, hani denir ya şu hayatta bir kez olsun yapılması gereken eylemlerden biri diyebiliriz. Listeyi kapatırken ifade edelim ki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü çalışmalarını geçtiğimiz yıllarda tamamladı ve Samsun’dan Bitlis’e ülkemizde balon uçuşları yapılabilmesi için yepyeni alanlara uygunluk izni verdi.
Niğde ilimizde yer alan Gümüşler Manastırı, Kapadokya bölgesinin en önemli tarihî yapılarından biridir. Doğrudan kayaya oyularak inşa edilen bu manastır, Bizans İmparatorluğu Dönemi’ne ait olup, 8. ile 12. yüzyıllar arasında yapılmış olduğu düşünülmektedir. Mimarisi, freskleri ve yer altı yapılarıyla, dönemin dinî ve kültürel yaşamına dair önemli bilgiler sunan Gümüşler Manastırı hakkındaki detayları yazımızda bulabilirsiniz.
Büyük bir tüf kaya kütlesinin içine oyulmuş olan Gümüşler Manastırı, Bizans Dönemi’nde “Traicas” (Dragia) adıyla biliniyordu. Çevresinde eski dönemlerden kalma gümüş yataklarının bulunmasından dolayı Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ise “Eski Gümüşler” kasabası adını aldı. 1924’teki Lozan Mübadelesi sonrasında manastır işlevini yitirip terk edildi ve yaklaşık 40 yıl boyunca gizli kaldı.
Merkezinde geniş bir avlu bulunan manastır, yerleşim merkezlerinden uzakta inşa edilmiştir. Kare biçimli avlusundan manastırın kilisesi ve diğer bölümlerine geçiş sağlanır. Avlunun kuzey kısmında mezar odaları yer alırken, güney tarafında ise çok katlı bir yer altı şehri bulunmaktadır. Yer altı şehri, manastırın savunma ve gizlenme amacıyla da kullanıldığını gösterir. Şapel, yemekhane ve keşiş hücrelerinin yer aldığı kilisenin iç kısmı Bizans sanatının önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen fresklerle süslüdür.
Kilisenin dört sütunu üzerinde yer alan rozet motifleri ve dinî figürlerle süslenmiş freskler, yapının sanatsal kimliğini gözler önüne serer. Özellikle Meryem Ana, Çocuk İsa ve Vaftizci Yahya tasvirlerinden oluşan freskler, Bizans sanatının Anadolu’daki özgün örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca, hayvan figürleri ve av sahneleri gibi günlük yaşamdan betimlemelerin yer aldığı resimler de yer alır.
Gümüşler Manastırı, tamamen kayaya oyularak yapılmış bir yapıdır. Bu, Kapadokya bölgesindeki birçok diğer manastır ve kilise gibi doğal volkanik kayaçların oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu tür yapılar hem dayanıklı hem de korunaklı bir ortam sağladığından özellikle Bizans Dönemi’nde dinî merkezler ve sığınaklar olarak sıkça tercih edilmiştir.
1962 yılında tesadüfen keşfedilen manastırın restorasyon çalışmaları, İngiliz arkeolog Michael Gough tarafından 1963 yılında başlatılmıştır. Köylüler, bölgedeki kayalardan taş çıkarırken manastırın girişine ulaşmış ve yapının iç kısmını fark etmişlerdir. Bu durum, manastırın uzun bir süre boyunca toprağın ve kayaların altında gizli kaldığını göstermektedir. Manastır ve çevresi 1973 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilerek ziyarete açılmıştır. Zaman içinde çeşitli nedenlerle zarar görmüş olmasına rağmen, fresklerin büyük bir kısmı iyi durumdadır. Ancak, manastırın bazı bölümleri zamanın yıkıcı etkisinin karşısında duramamış, aşınmış ve yıpranmıştır.
Gümüşler Manastırı gibi kayaya oyularak inşa edilen yapılar, mimarinin doğa ile uyumunu gösteren eşsiz örneklerdir ve dünyanın farklı bölgelerinde karşımıza çıkar. Ürdün’deki Petra Tapınağı, zengin tarihi ve olağanüstü yapısıyla tanınırken, Hindistan’daki Ajanta Mağarası, binlerce yıl öncesine dayanan freskleri ve heykelleriyle bir sanat hazinesidir. Etiyopya’nın Lalibela kasabasında bulunan 11 kaya kilise ise Hristiyanlığın erken dönemlerine ait en etkileyici yapılar arasında yer alır. Bu tür yapılar, yalnızca inşa teknikleriyle değil, aynı zamanda her biri, yerel kültürlerin ve dinî inançların izlerini taşıyan tarihî miraslarıyla da dikkat çeker. Dünya genelindeki bu kaya oyma yapılar hem mühendislik hem de estetik açıdan benzersizdir ve insanlık tarihinin büyük mimari başarılarını simgeler.

Bizi zaman makinasına ihtiyaç duymaksızın zamandan koparabilen sayılı yerlerden biridir Kapadokya… Onun olağanüstü coğrafyasını bu kez de bembeyaz kar örtüsüyle bir araya getiriyor ve sizi bir süreliğine zamanda kaybolmaya davet ediyoruz.












Her gezeni büyüleyerek hayranlık içinde bırakan Kapadokya’nın en az Peribacaları kadar gizemli bir başka yanı da yer altı şehirleri. Kapadokya bölgesinin her yanına dağılmış birçok yer altı şehri bulunuyor bu yapıların neredeyse hepsi bölgeye özgü tüflü yumuşak kayaların yerin altına doğru genişleyen labirentler şeklinde oyulmasıyla oluşturulmuş. Yer altı şehirlerinin hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinmiyor fakat bu yerleşim merkezlerinin sabit barınaklar olarak değil, tehlike anında kullanılacak sığınaklar olarak inşa edildikleri düşünülüyor. Yapımında kullanılan şaşırtıcı teknik ayrıntılar kadar büyüklükleri ve binlerce kişiye ev sahipliği yapmalarını mümkün kılan tasarımlarıyla da ilgi çeken 6 yer altı şehrini sizin için araştırdık.

Nevşehir’e 30 km uzaklıkta bulunan Derinkuyu yer altı şehrinin M.S. 2. yüzyılda, Romalıların zulmünden kaçan Hıristiyanlar tarafından kullanıldığı, onlardan önce de Asur yerlilerinin burada konakladığı düşünülüyor. 8 kattan oluşan Derinkuyu şehrinde buraya sığınacak toplulukların her türlü ihtiyacını karşılayacak ayrıntıya yer verilmiş. Şarap imalathanesinden vaftiz havuzuna dek hiçbir ihtiyacın atlanmadığı Derinkuyu yer altı şehrinin bazı dehlizleri yetişkin bir insanın yürüyerek geçemeyeceği kadar dar tünellerden meydana geliyor.

Nevşehir’e 20 km uzaklıkta bulunan Kaymaklı yer altı şehri 8 kattan oluşuyor fakat sadece 4 katı ziyaretçilerce gezilebiliyor. M.Ö. 3000 yılında Hititler tarafından yapıldığı düşünülen Kaymaklı’da yiyecek ve içeceklerin bozulmadan muhafaza edilebileceği kadar iyi bir havalandırmaya sahip olan erzak odaları da bulunuyor. Bu sayede olası bir baskın durumunda şehir halkının burada uzun bir süre saklanması mümkün kılınmış.

Kapadokya yöresinin çömlekçilik merkezi Avanos’a 17 km uzaklıkta bulunan Özkonak yer altı şehri bölgedeki diğer yer altı şehirlerine kıyasla daha küçük fakat Özkonak kendine has bazı mimari özellikleri ile ilgi çekiyor. Özkonak şehrinin katları arasında haberleşmeyi mümkün kılan derin boşluklar bulunur ayrıca şehrin kapılarını aşmayı başarabilen düşman kuvvetlerini savuşturmak için kapı girişlerine denk gelecek delikler tasarlanmış. Saldırı anında bu deliklerden kızgın yağ dökülerek düşman askerlerine karşı koyulduğu düşünülüyor.

Erken Roma dönemine ait olan Mazı yer altı şehri Kapadokya’nın Ürgüp sınırları içindeki bölümünde konumlanmıştır. Bu yer altı şehrinin civarında Roma ve Bizans’tan kalma mezarlar da bulunur. Mazı’nın mimari yapısı ilginçtir, yer altı şehrinin dört girişi vardır. Oldukça gösterişsiz olan ana girişinden hemen sonra ahır bölümü, biraz ilerisinde ise kilise bulunur.

Özlüce yer altı şehri, tüf kayaların oyulmasıyla oluşturulan yer altı şehirlerinden bazalttan yapılmış kemerli girişiyle ayrılır. Diğer yer altı şehirlerinde olduğu gibi Özlüce’nin girişini de büyük bir sürgü taşı korumaktadır. Şehrin galerileri tabanlarında düşmanın baskın yapması halinde korunmak için tuzaklar kurulmuştur.

Çok fazla sayıda erzak odasına ve kiliseye sahip olduğu gibi galerileri de geniş olduğu için buranın bir manastır ya da garnizon olarak kullanılmış olabileceği düşünülmektedir, üstelik şehrin içinde bir zindan da keşfedilmiştir. Tatlarin’i diğer yer altı şehirlerinden ayıran bir özellik, diğerlerinde görülmeyen tuvaletlere Tatlarin’de rastlanmasıdır. 1975 yılında bulunarak temizlenmeye başlanan şehrin henüz sadece bir kısmı ziyarete açıktır.

Dünyanın farklı yerlerinden sizin için seçtiğimiz yaz manzaralarıyla karşınızdayız. Bu mevsim dünyanın her yerinde yeşilin ve mavinin göz alıcı tonlara büründüğü bir mevsim… Biliyoruz ki doğanın bu en canlı haline bakmaktan siz de keyif alacaksınız…

Halikarnas Balıkçısı’nın şiirindeki gibidir burada yaz, yani, “Senden öncekiler de / Böyleydiler / Akıllarını hep Bodrum’da / Bırakıp gittiler…”

Isparta’nın Kuyucak Köyü’nde ya da İzlanda’nın Stokksness Burnu’nda olması fark etmez… Yaz ayları geldiğinde ortalığı saran en güzel kokular lavantalara aittir.

Yukarıdaki gibi yemyeşil düzlüklere uzanıp gökyüzünde yüzen bulutları seyretmek için yaz günleri gerekir, hepsine birden kavuştuysanız eğer sizin kadar şanslısı yok demektir.

Kimi ülkeler için de yaz demek bazen hafif hafif çiseleyen bazen de haftalarca süren yağmurlar demektir. Bazen romantikleştiren bazen sadece ıslatan yağmurlar…

Uçsuz bucaksız doğal güzellikleri balonla süzülerek seyredebileceğiniz pırıl pırıl bir gökyüzü… Kapadokya’ya yaz mevsimi gerçek üstü fotoğraflar eşliğinde gelir.

Ne mutlu ki deniz, kum ve güneşin buluştuğu uzun sahilleri var dünyamızın… Uzun yürüyüşler yapmak ya da büyük kulaçlar atmak için…

“Nasıl mutlu oldum iki yaz / nasıl mutlu oldum kardeşler. / Salkımsöğüt bir, ben iki, / bir üçüncü var mıydı bilmiyorum.” İşte Antalya’da yazın herkese söyletebilecekleri…

Afrika’nın bir ucunda da olsa altında yıkanmak isteyeceğiniz şu şelale de olabilir yaz… Ne de olsa yazın rengi ve hissettirdikleri dünyanın her yerinde aynı.

Alp dağlarında yaşayan Heidi gibi çıplak ayakla çimlerde koşmak, doğanın en canlı haliyle buluşmak için ille de yaz…