İstanbul Boğazı’nın en kuzeyinde karşılıklı kurulmuş iki mahalle Anadolu ve Rumeli Kavağı… Şu an Türkiye’nin neresinde olursanız olun mühim değil, biz kararlıyız fotoğraflarla da olsa bulunduğunuz yere Kavaklar’dan esintiler getirmeye… 🙂








İstanbul Boğazı’nın en kuzeyinde karşılıklı kurulmuş iki mahalle Anadolu ve Rumeli Kavağı… Şu an Türkiye’nin neresinde olursanız olun mühim değil, biz kararlıyız fotoğraflarla da olsa bulunduğunuz yere Kavaklar’dan esintiler getirmeye… 🙂








Malum, Yahya Kemal Sirkeci Garı’nda yaşadığı bir ayrılığın ve Marmara sularında gözlerden uzaklaşan geminin ardından yazmıştı Sessiz Gemi şiirini… Ve kim bilir bu deniz daha kaç şaire, kaç yazar, kaç ressama böyle ilhamlar verdi. Bu yaratımlardan başlı başına bir külliyat çıkar ama biz şimdi en gerçek haliyle Marmara Denizi hakkında temel bilgiler vereceğiz.

Asya ile Avrupa’yı, yani iki kıtayı birbirinden ayıran Marmara Denizi’nin yüzölçümü 11,350 km2’dir. Tümü bir ülkenin egemenlik sınırları içinde yer alan tek denizdir ve konumu itibariyle iç deniz olarak nitelendirilir. Eski çağlardan beri mermer yatağı olarak bilinen Marmara Denizi’nin adı, Yunanca mermer anlamına gelen Marmaros’dan gelir.

Marmara Denizi’ni Karadeniz ile bağlayan İstanbul Boğazı tüm dünyanın gözbebeği gibidir. Boğaz’ın sınırları kuzeyde Anadolu Feneri’ni Rumeli Feneri’ne birleştiren hat, güneyde ise Ahırkapı Feneri’ni Kadıköy İnciburnu Feneri’ne birleştiren hat olarak kabul edilmekte. İstanbul Boğazı, üstündeki üç asma köprü, denizin içinden geçen raylı sistem tüp geçit ve tünel ile Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlar.

Marmara Denizi’ni Ege Denizi’ne bağlayan su geçidi ise Çanakkale Boğazı’dır. Kurtuluş savaşımızın en önemli adımlarından birinin yaşandığı Çanakkale Boğazı’nın bir tarafı Gelibolu Yarımadası’yla kıyı, diğer tarafı da Biga Yarımadası’yla kıyıdır. İstanbul Boğazı’ndan yaklaşık iki kat daha uzun olan boğazda kıtalar arası ulaşım feribotlarla sağlanmaktadır.

Kuzey kıyılarına kıyasla güney kıyıları daha fazla girinti çıkıntı içeren Marmara Denizi’nde en ünlü körfezler de güney şeridinde yer alır. İzmit Körfezi, Bandırma Körfezi, Erdek Körfezi ve fotoğrafta gördüğünüz Gemlik Körfezi bunlardan bazılarıdır.

Marmara Denizi’nin alametifarikalarından biri de üstüne öbek öbek kurulmuş adalarıdır. Denize adını veren mermer de bu adalardan ve en çok da Marmara Adası’ndan çıkarılmaktadır. Yerli-yabancı turistlerin özellikle yaz aylarında akın ettiği adaları ise Balıkesir iline bağlı Avşa Adası ile İstanbul’a bağlı Büyükada, Kınalıada, Heybeli ve Burgaz Adası’dır.

Bu büyük iç denize kıyısı olan şehirler İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Yalova, Bursa, Çanakkale ve Tekirdağ’dır. Marmara Denizi’ne kıyısı olan semtler ise sanayinin, ticaretin ve turizmin en yoğun yaşandığı yerler arasındadır. Özellikle de İstanbul Boğazı kıyıları doğal ve tarihi güzellikleriyle dünyanın sayılı yerleşim alanlarındandır.

İster İstanbul Çengelköy sahilinden ister Çanakkale Boğazı Kilitbahir’den atın oltanızı, isterseniz sezonunda tutulan balıkları balıkçı tezgâhlarından alıp getirin sofranıza. Bu eşsiz denizin balıkları tüm bölge mutfağına dağılan bir lezzete sahiptir. Ve mutlaka aklınızda tutun, Türkiye’de, hele de Marmara Denizi kıyılarında balık yemenin keyfi paha biçilmezdir.
Suhulet sadece ülkemizin değil, dünya genelinde modern arabalı vapurların da ilk örneğidir. İngiliz tersanelerinde inşa edilen bu öncü vapur, Adriyatik Denizi’nin soğuk dalgalarını aşarak Ege Denizi’ne, oradan da İstanbul’a ulaşmıştır. Suhulet, İstanbul Boğazı’nın iki yakası arasında taşıma hizmeti sunarak dönemin ulaşım anlayışında çığır açmıştır. Denizlerin bu öncü arabalı vapuru Suhulet’in etkileyici hikâyesini ve tarih boyunca üstlendiği rolü yazımızda okuyabilirsiniz.
Suhulet, 1851 yılında Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde kurulan ve İstanbul Boğazı’nda yolcu ve yük taşımacılığı yapan Şirket-i Hayriye için tasarlanmıştır. Bu vapur, Boğaz’daki ulaşımı kolaylaştırmak ve şehrin sosyoekonomik yapısına katkı sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. 1870 yılına gelindiğinde, Şirket-i Hayriye müdürü Hüseyin Hâki Efendi, şirket çalışanlarından İskender Efendi ve Hasköy Tersanesi’nin mimarı Mehmed Usta ile birlikte, o döneme kadar eşi benzeri görülmemiş bir deniz taşıtının planını çizdi. Bu yenilikçi tasarım, daha sonra üretim için Londra’daki bir tersaneye sipariş edildi. Suhulet, dünyada arabalı vapur konseptinin ilk örneği olarak tarihe geçti ve sonraki yıllarda benzer tasarımlara ilham verdi.
Önü ve arkası ayırt edilemediği için, hangi yöne gidiyorsa o tarafı “ön” kabul edilen Suhulet, ahşap gövdeli ve buharlı motorla çalışan bir deniz taşıtıydı. 45,7 metre uzunluğa ve 8,5 metre genişliğe sahip olan vapur, yandan çarklı bir tasarıma sahipti. Gücünü, 450 beygir gücündeki tek silindirli bir buhar makinesinden alarak çalışıyordu. 1870 yılında hizmete girdiğinde, saatte yaklaşık 7 mil hızla seyredebilme kapasitesine sahip olan Suhulet’in üst kısmında yolcular için oturma alanları, alt kısmında ise araç taşımacılığına uygun özel bölümler bulunuyordu. Kaptan Ahmet Efendi’nin yönetiminde Üsküdar ve Kabataş arasında hizmete başlayan Suhulet, ilk yolculuğunda top arabalarını taşıyarak önemli bir görevi yerine getirdi.
Üsküdar İskelesi’nin henüz inşa edilmediği bu yıllarda Suhulet ilk seferini, kayıkların ve geniş gövdeli bir tür tekne olan mavnaların yanaştığı tahta iskelelerden yaptı. Ancak, Anadolu yakasından Avrupa’ya kayıkçılık yapan esnaf, işlerinin zarar göreceği ve gelirlerinin azalacağı endişesiyle vapura direniş gösterdi. Kayıkçılar, vapurun önünü keserek seferlerin aksamasına neden oldu. Tüm bu direnişlere rağmen, Üsküdar-Kabataş hattında düzenli seferler gerçekleştiren Suhulet, İstanbul Boğazı’ndaki taşımacılığı daha hızlı ve düzenli bir hâle getirdi. İstanbul halkı için büyük bir kolaylık sağlayan bu vapur, zamanla Boğaz ulaşımının vazgeçilmez bir parçası hâline geldi.
Dünya denizcilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Suhulet, ilk seferinden bir yıl sonra, ikinci arabalı vapurumuz olan “Sahilbent” ile birlikte İstanbul sularında hizmet vermeye başladı. 1871 yılında seferlerine başlayan ve 27 baca numarasıyla kayıt altına alınan bu vapura, “iki kıyıyı bağlayan” anlamına gelen Sahilbent adı verildi. Savaş yıllarında, topçu bataryalarının karşı kıyıya kolayca taşınmasına imkân sağlayarak stratejik bir rol üstlenen Suhulet, 58 yıl boyunca Boğaz’da taşımacılık hizmeti verdi. Daha sonra tersaneye alınarak buhar kazanı ve motoru söküldü, yerine dizel bir makine yerleştirildi. 1952 yılında bu motor bir kez daha yenilendi ancak vapur, artık teknolojik olarak eskidiği için 1958’de hizmetten çekildi. 1961 yılında, 91 yaşındayken sökülmek üzere elden çıkarılan Suhulet, geride denizcilik tarihine kazınmış unutulmaz bir miras bıraktı.
Suhulet ve Sahilbent, uzun ömürleri ve birbirinin eşi tasarımlarıyla denizcilik tarihinde özel bir yer tutar. Sahilbent, 1927 yılında tadilattan geçirilmiş, 1952’de dizel motorla donatılmıştır. 1959’da hizmetten çekilen gemi, 1967 yılında satıldıktan sonra yeni sahipleri tarafından tamamen dönüştürülmüş ve küçük bir yük gemisi olarak “Kaptan Şükrü” adıyla yeniden kullanıma sunulmuştur. Şirket-i Hayriye, yüzyılı aşkın süre boyunca toplam 77 arabalı vapur işletmiş olmasına rağmen, bu vapurlar arasında Suhulet ve Sahilbent, taşıdıkları tarihî ve sembolik değerlerle unutulmaz bir yere sahip olmuştur.

“Şimdi Kırat’ıma biner aşarım / Karadeniz gibi kaynar coşarım” diyen büyük ozan Köroğlu gibi ya da “Karadeniz gibi kükrer coşarsa / Dalgası gelince yaman âşıklar” diyen Âşık Veysel gibi hepimiz Karadeniz sularının hırçınlığında hem fikiriz. Zaten onu bu kadar özgün, özel yapan da bu hali değil mi? Bir deniz düşünün ki hikâyesini sürekli hareket halinde olan dalgalarıyla anlatsın, sadece dalgalarıyla ressamlara, şairlere, yazarlara ilhamlar versin… O Karadeniz’i şimdi en somut haliyle biraz daha yakından tanıyalım.

Karadeniz’in adı farklı dönem ve topluluklarda farklı isimlerle anılmıştır. Örneğin eski Yunan halkı deniz tanrısı Pontus’un adını da kullanarak “Pontus Euxinus” demiş, Araplar Orta Çağ’da Bizans Denizi ya da Trabzon Denizi gibi isimlerle anmıştır. Karadeniz isminin ise daha eski tarihlerde İskitler tarafından verildiği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Bu isim 14. yüzyıldan sonra Batı’da da kabul edilmiştir.

Bir iç deniz olan Karadeniz’in okyanusla buluşmasına giden yolda ilk bağlantısı İstanbul Boğazı’dır. Bu boğaz aracılığıyla önce Marmara Denizi’ne, sonra Ege ve Akdeniz’e bağlanarak oradan Atlas Okyanusu’yla birleşir. Boğaz ile Karadeniz’in birleştiği alanın manzarası, karada en güzel Anadolu ve Rumeli Kavağı tepelerinden seyredilir.

Karadeniz, güneybatısında İstanbul Boğazı ile okyanusa doğru yolculuğa çıkarken, kuzeyde Kerç Boğazı ile Azak Denizi’ne bağlanır. Başka bir ifadeyle, Rusya ve Ukrayna arasındaki bir iç deniz olan Azak Denizi’ni okyanusa bağlayan boğazdır Kerç Boğazı. Üzerine yapılan 19 km’lik karayolu ve demiryolu köprüsünün, bilinen adıyla Kırım Köprüsü’nün otoyol kısmının açılışı 2018 yılında yapılmıştır.

460 bin km2’lik bir alanı kaplayan Karadeniz’in üstünde çok sayıda ada bulunur, fakat birçoğu boyutlarından dolayı adacık olarak nitelenir. Yılan Adası, Berezan Adası, St. Ivan Adası, St. Cyricus Adası, St. Peter Adası bunlardan bazılarıdır. Karadeniz üstünde ülkemize bağlı iki adadan biri Giresun Adası diğeri ise Kefken Adası’dır.

Karadeniz’in Türkiye sınırlarına sokularak oluşturduğu koylar da güzellikleriyle göz kamaştırır. Kastamonu-Cide’de bulunan Gideros Koyu ziyaretçilerini saklı kalmış bir hazineyle karşılaşmışçasına şaşırtmaya devam etmektedir. Yine Kastamonu’ya bağlı Ginolu Koyu, Kocaeli’ye bağlı Sardala Koyu, Sinop’a bağlı Hamsilos Koyu bölgedeki koylar arasında en bilinenleridir.

Karadeniz’in soğuk suyu ve hırçın dalgaları yaz aylarında Akdeniz ve Ege sahilleri gibi tercih edilmesini engeller belki ama bu karakterdeki bir denizin ve sunduğu eşsiz manzaraların müdavimleri de az değildir. Bölge, en doğu ucunda yani Artvin-Hopa’da Kemalpaşa Plajı, batıya doğru Ordu-Fatsa’da Belice Plajı, Bartın-Amasra’da Çakraz Plajı gibi keşfedilmeyi bekleyen sahillerle kaplıdır.

8.350 km kıyı şeridine sahip olan Karadeniz’in ülkemizle kıyı uzunluğu yaklaşık olarak 1.700 km’dir. Ve bu kıyıyla az ya da çok temas eden şanslı şehirlerimiz batıdan doğuya doğru Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’dir.

Türkiye dışında bu büyük iç denizle kıyısı olan diğer ülkeler ise Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Rusya’dır. Ve tıpkı ülkemizden doğup da Karadeniz’e dökülen Yeşilırmak, Kızılırmak, Çoruh ve Sakarya nehirleri gibi bu ülkelerden doğan Dinyester, Dinyeper, Rioni, Don ve Tuna nehirleri de Karadeniz’e dökülerek su kaynağını beslerler.

Başlığımızı usta şair Edip Cansever’den alıntıladık… Erguvan çiçeklerinin bütün görkemiyle imparatorluğunu ilan ettiği bu günleri bundan daha güzel nasıl ifade edebilirdik ki? Yakın çevresinde olmayan gidip de göremeyenler için en güzel erguvanlar bu sayfada!










Bir şehri sembolize eden o kadar çok unsur olabilir ki… Orada yaşamış ve tarihe geçmiş bir kişilik de, bir doğa harikası da, yaşanan bir olayın hatırasını yaşatmak için yapılmış bir anıt da o şehri simgeleyebilir. Biz de listemizde herhangi bir nedenle yapılmış ama sonra bulunduğu şehrin adı kadar ünlenmiş yapılara yer veriyoruz.

İstanbul Boğazı dünyanın en görkemli adreslerinden biri… 2500 yıldır Boğazın sularına tutunan Kız Kulesi ise bu efsane şehrin efsaneleriyle ünlü sembolü… Farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanılan tarihi yapı günümüzde misafirlerine kafe-restoran olarak hizmet veriyor.

MS 72 yılında inşasına başlanan Kolezyum’un ilk dönemleri gladyatör dövüşlerine sahne olurken zamanla kullanım alanı çeşitlenmiş. Roma’nın sembolü Kolezyum’un bir bölümü deprem nedeniyle büyük hasar almış olmasına rağmen dünyaca ünlü konserlere, etkinliklere ev sahipliği yapmayı sürdürüyor.

Paris denince akla gelen yapı Seine Nehri’nin kıyısında inşa edilen Eyfel Kulesi’dir. 1880 yılında tamamen demirden inşa edilen yapı ilk zamanlar şehrin itibarına yakışmadığı düşüncesiyle çokça eleştirilmiş. Hatta ünlü isimler tarafından imza toplanıp bildiri bile yayınlanmış. Nereden nereye!

İnşası tamamlandıktan sonra kraliyet ailesinin geçişi için 1791 yılında açılan Brandenburg Kapısı Napolyon zamanında Paris’e taşınmış 1814 yılında tekrar yerine getirilmiş. Berlin’in sembol yapısı olarak itibar gören Brandenburg Kapısı Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesini sembolize ediyor.

Moskova’nın simgesi Kızıl Meydan’ın en görkemli yapısı Aziz Vasil Katedrali, Rus Devleti’nin 16. yüzyılda kazandığı bir savaş sonrasında Korkunç İvan tarafından yaptırılmış. 17. Yüzyılda farklı renklere boyanan kubbelerin her biri ayrı bir zaferi temsil ediyor ve en uzunu 65 metre.

Mostar Köprüsü film sahnelerinden çıkmışçasına büyüleyici fotoğraflar veriyor. Öyle bir sembol ki Bosna-Hersek’in en büyük şehri Mostar adını 1566’da inşa edilen bu köprüden almış. Mostar Köprüsü altından akan Neretva Nehri’nden 24 metre yükseklikte ve 30 metre uzunluğunda.

Budapeşte’de bulunan ve Avrupa’nın en eski yasama binası olan Parlamento Binası hem Macaristan’ın hem başkenti Budapeşte’nin sembolü. Macar kahramanlarının heykelleriyle donatılmış yapının 10 tane avlusu ve yüzlerce odası bulunuyor.

Londra’yla bütünleşmiş saat kulesinin adı 2012 yılında Elizabeth olarak değiştirildi. Ama öncesinde ve dünyaca bilinen adıyla Big Ben, dünyanın en büyük saat kuleleri arasında gösteriliyor. 96.3 metre yüksekliğindeki kulenin çan sesi 14 km. uzaktan duyulabiliyor.

Birleşik Arap Emirliklerinden biri olan Dubai’de yapay bir ada üzerinde inşa edilen Burj al-Arab dünyanın en yüksek otellerinden biri olarak ilgi görüyor. Gemi yelkenine benzeyen yapı Dubai’nin sembolüne dönüşmüş durumda ve adı Arapların Kulesi anlamına geliyor.