Etiket: imparator

  • TARİHİN İLK İMPARATORU AKADLI SARGON

    Dünya tarihinin ilk büyük imparatorluklarından birini kuran Akadlı Sargon, yalnızca Mezopotamya’nın değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en etkileyici figürlerinden biri olarak kabul edilir. Sargon, askerî dehası, organize yönetim sistemi ve kültürel etkileriyle, kendisinden sonraki krallara ve imparatorlara ilham kaynağı olmuştur. Efsanelerle süslenmiş hayat hikâyesi, kazandığı zaferler ve yönetim şekli, onu tarihin unutulmaz isimlerinden biri hâline getirmiştir. Akadlı Sargon’un bu çarpıcı yaşam öyküsü, fetihleri ve tarihe kazandırdığı mirası yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sargon, “Gerçek Kral” veya “Meşru Kral” anlamına gelen “Sarru-Kan” adıyla da tanınır. Efsaneye göre, annesi onu bir sepet içine koyarak Fırat Nehri’ne bırakmıştır. Bu hikâye, antik dünyadaki diğer efsanelerle paralellik gösteren dramatik bir başlangıç sunar. Sepeti, Sümer şehri Kiş’in hükümdarı Ur-Zababa’nın bahçıvanı Akki bulmuş ve onu büyütmüştür. Mütevazı bir bahçıvanın himayesinde yetişen Sargon, bu başlangıcın ardından büyük bir yükseliş yaşayarak tüm Mezopotamya’yı fethetmiş ve tarihin ilk büyük imparatorluklarından birini kurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sargon, doğumunda kendisine verilen bir isim değil, “Meşru Kral” anlamına gelen ve tahta geçtiğinde kendisinin seçtiği bir isimdi. Doğumu ve gençlik yılları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz; ancak bu belirsizlik, efsanevi hikâyelerle süslenmiş bir geçmişin oluşmasına yol açmıştır. Antik Çağ’ın en tanınmış figürlerinden biri olmasına rağmen, Sargon’un yaşamına dair bilgiler modern dünyaya ancak 19. yüzyılda, yazıtları ve otobiyografisinin keşfedilmesiyle ulaşmıştır. Bu bilgiler, Dicle Nehri’nin doğu kıyısında bulunan, bir dönem Asur Devleti’ne başkentlik yapan Ninova’daki Asurbanipal Kütüphanesi’ndeki yazıtlarla ortaya çıkarılmıştır. Bu yazıtlar sayesinde tanıdığımız Sargon, Sümer kent devletlerinden Kiş’in hükümdarı Ur-Zababa’nın yerine tahta geçmiştir. Ur-Zababa’nın ordusunda görev yaparken, Sargon’un, hükümdara karşı düzenlenen bir mücadelede yer aldığı ve bu mücadele sonucunda yönetimi ele geçirdiği bilinmektedir. Sargon, Sümer kent devletleri arasında süregelen çatışmalara son vermiş ve tüm bu şehirleri kendi krallığı altında birleştirerek Mezopotamya tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kral Sargon, gerçekleştirdiği bu büyük başarıyla Mezopotamya tarihinde bir ilke imza atmış; dağınık ve bağımsız kent devletlerini bir araya getirerek tek merkezden yönetilen bir imparatorluk kurmuştur. Sargon, imparatorluk genelinde valiler görevlendirmiş ve böylece yerel yönetimi de kendi otoritesi altında birleştirmiştir. Sargon ayrıca Akadcayı resmî dil ilan ederek, kültürel ve idari birliği sağlamış ve imparatorluk çapında standart bir iletişim aracı oluşturmuştur. Vergi toplama sistemini devreye sokarak ekonomik altyapıyı güçlendiren Sargon, Sümer kent devletlerini birleştirmekle kalmamış, kurduğu Akad İmparatorluğu ile Mezopotamya’yı siyasi, kültürel ve ekonomik açıdan yeni bir çağa taşımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sargon, Sümer kentlerini ele geçirdikten sonra Güneydoğu Mezopotamya ve Güneybatı İran’da bulunan, İran öncesi bir medeniyet olan Elamlar ile bir antlaşma yaparak fetihlerini batıya doğru sürdürmüştür. Bu süreçte Sargon, Anadolu’daki Toros Dağları’na kadar ilerlemiş ve Akad İmparatorluğu’nun sınırlarını genişletmiştir. Bu hamlesinde, devletin yer altı ve yer üstü kaynaklara olan ihtiyacı önemli bir rol oynamıştır. Sargon’un bir diğer stratejik amacı, doğu-batı ticaret yollarını etkin bir şekilde kullanmak ve bu yolların güvenliğini sağlamaktı. Bu doğrultuda Sargon, ordusunu sürekli hareket hâlinde tutarak hem sınır güvenliğini sağlamış hem de olası isyanları bastırarak yönetimini güçlendirmiştir.

     

    Fethettiği şehirlerde garnizonlar kurarak bu bölgeleri kontrol altında tutan Sargon, bu stratejisiyle şehirlerin hem siyasi hem de askerî açıdan doğrudan Akad İmparatorluğu’nun otoritesi altında kalmasını sağlamıştır. Fırat ve Dicle Nehirleri arasındaki verimli toprakları kapsayan Akad İmparatorluğu, Mezopotamya’nın büyük bir bölümüne hâkim olmayı başarmıştır. Akdeniz’den İran Körfezi’ne kadar geniş bir coğrafyada egemenlik kuran bu imparatorluk, merkezî yönetimi sayesinde ticaret yollarını kontrol altına almış ve bu strateji ile büyük bir ekonomik refah ve zenginlik elde etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mezopotamya’nın farklı bölgelerindeki kültürleri ve halkları bir araya getirerek ilk çok uluslu imparatorluk modelini başlatan Sargon, yalnızca Mezopotamya ile sınırlı kalmayıp çevresindeki bölgelerde de etkisini göstermiştir. Onun yönetiminde, vergi toplama, ordu yönetimi ve yerel politikaları kapsayan organize bir bürokrasi sistemi geliştirilmiştir. Sümerler, MÖ 3100-3000 yılları arasında çivi yazısını geliştirerek dünya tarihindeki ilk yazılı belgeleri ortaya koymuşlardır. Sargon ve Akad İmparatorluğu, Sümerlerin bu yazı sistemini benimseyerek kayıt tutma, ticaret ve edebî eserlerin oluşturulmasında yaygın bir şekilde kullanmıştır. Bu durum, Mezopotamya’da yazının önemini artırmış, bilgiyi saklama ve paylaşma süreçlerini daha sistematik hâle getirmiştir. Ayrıca, yazı sayesinde tarihsel kayıtlar daha organize hâle gelmiş, kültürel ve yönetsel mirasın nesiller boyunca aktarılmasını mümkün kılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sargon’un ordusu, dönemin şartlarını aşan bir organizasyon ve lojistik yapıya sahipti. Binlerce askerle yüzlerce kilometrelik seferler düzenlemek, Mezopotamya’da ilk düzenli ordu modelini ortaya çıkardı. Sümer şehir devletlerinin gönüllü halktan oluşan geçici ordularının aksine, Sargon sürekli bir ordu kurarak fetihlerini kalıcı hâle getirdi. Bir yazıtta, Sargon’un ordusuyla 34 zafer kazandığı ve kılıçlarını Basra Körfezi’nde temizlediği anlatılır. Bir başka yazıtta geçen “Her gün önünde 5400 insan yemek yerdi” ifadesi, büyük bir orduya ve merkezî organizasyona işaret eder. Sayının abartılı olması muhtemel olsa da bu ifade Akad İmparatorluğu’nun büyük ve merkezî bir orduya sahip olduğunu destekleyen önemli bir kanıt olarak görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kral Sargon’un ölüm nedeni kesin olarak bilinmese de vefatından sonra Akad İmparatorluğu bir süre gücünü korumayı başarmıştır. Ancak isyanlar ve dış saldırılar imparatorluğun zayıflamasına yol açmıştır. Sargon’un ardından, oğulları Rimush ve Manishtushu tahta geçerek yönetimi sürdürmüştür. Ne var ki, her ikisi de şiddetli isyanlarla karşılaşmış ve suikasta kurban gitmiştir. İmparatorluğun çöküş süreci, özellikle Mezopotamya’nın kuzeydoğusundaki Zagros Dağları’nda yaşayan Guttiler’in saldırılarıyla hızlanmıştır. Göçebe ya da yarı göçebe bir halk olan Guttiler, Sargon’un torunlarının hükmettiği bu büyük devleti yıkmışlardır. Ancak Sargon’un oluşturduğu merkezî yönetim modeli ve imparatorluk vizyonu, Mezopotamya’da sonraki hükümdarlar için bir rehber olmuştur. Sargon’un mirası, yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmayarak tarih boyunca etkisini sürdürmüştür.

     

    Akad İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Sargon’a ait eserler ve yazıtlar, imparatorluğun geniş bir coğrafyaya yayılması nedeniyle Irak ve Türkiye başta olmak üzere dünya genelindeki birçok farklı müzede sergilenmektedir. Londra’daki British Müzesi, New York Metropolitan Sanat Müzesi, Şikago’daki The Field Müzesi Akad İmparatorluğu’na ait önemli eserleri arşivine eklemiştir. Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde de Sargon’a atfedilen ve MÖ. 19-18. yüzyıla tarihlenen tabletler bulunmaktadır.

  • BÜYÜK İSKENDER’İN HAYATI

    Büyük İskender, asıl adıyla III. Aleksandros gelmiş geçmiş en büyük tarihi karakterlerden… Hiçbir kralın düşleyemediği toprakları fetheden, imparatorluğunun sınırlarını genişletmek amacıyla ömrü seferlerde geçen zeki ve cesur İskender, tarihin en ilham veren isimlerinden biri olarak popüler kültürde de sıkça karşımıza çıkıyor. Hükümdarlığı süresince girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen, kendisinden sonra gelen birçok komutana ve lidere ilham vermiş Makedon kralın hayatı ve başarıları yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Elde ettiği başarılardan sonra adı Büyük İskender olarak anılan Antik Makedonya Krallığının en başarılı lideri, M.Ö. 356’da günümüzde Makedonya ve Yunanistan sınırları arasında kalan Pella kentinde dünyaya gelir. Babası Kral II. Filip’in birçok eşi olsa da belki de İskender’in annesi Epir kralının kızı Olympias’ı çok sevdiğinden çocukları arasında göz bebeği İskender olur. Çocukluğu lir çalarak, ata binerek, dövüş ve kılıç eğitimi alarak ve belki de en önemlisi dönemin en ünlü filozof ile tarihçilerinden dersler görerek geçer. Tam manasıyla Makedon bir soylu olarak yetiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    16 yaşına kadar ünlü filozof Aristoteles tarafından eğitilen İskender’in bu eğitimi için babası II. Filip, Aristoteles ile bir anlaşma yapar. Oğlunun eğitimi karşılığında, daha önceden yağmaladığı ve köleleştirdiği; Aristoteles’in memleketi olan Stagira’yı tekrar özgürleştirir ve sürgüne gönderdiği esirleri azat eder. Aristoteles bu anlaşmaya karşılık İskender’i din, ahlak, felsefe, mantık, tıp ve sanat dallarında sıkı bir eğitimden geçirir. Ayrıca Yunan mitolojileri konusunda da oldukça bilgi sahibi olacak bir şekilde eğitilen İskender, aldığı bu din eğitimi ile ilerleyen yıllarda kendisinde var olduğuna inandığı tanrısal gücü de hissetmeye başlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Babasının bir suikaste uğrayıp ölmesiyle Antik Makedonya Krallığının tahtını 20 yaşında devralan İskender, “Yunanistan Lideri” unvanı ile ödüllendirilir. Bu unvan, ileride Pers topraklarını fethetmek için bir araya getireceği Yunanlılar ve orduları için oldukça önemlidir. Daha tahta çıkar çıkmaz çok geniş alana yayılan Makedonya Krallığının bazı bölgelerinde isyan çıkar ancak İskender bu isyanları bastırır ve ordusundan tam bir bağlılık sözü alarak, askerlerini doğu topraklarına koşulsuz bir şekilde peşinden sürükler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sefere çıkarken güçlü ordusunun kadrosuna mimarlar, mühendisler, bilim insanları, tarihçiler, saray bürokratları ve medyumlar da eşlik eder. Anadolu’nun fethinin ardından Hazar kıyılarını, Afganistan’ı, Mısır’ı ve Hindistan’ı fetheden İskender’i özellikle Mısır’da coşkuyla karşılarlar ve kendisine firavunların geleneksel çifte tacı hediye edilir. Kendisini Yunan tanrıları ile bir tutan hatta bazı söylentilerde Zeus’un oğlu olarak geçen İskender, hayatı boyunca “Dünyanın sonu”na ve ”Büyük Dış Deniz”e ulaşmak için uğraşır. Seferleri boyunca kendi ismini taşıyan 20’ye yakın şehir ve bölge inşa eden İskender’in şehirleri arasında günümüze ulaşanlardan en ünlüsü Mısır’daki İskenderiye ve Hatay’daki İskenderun’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Babil’de sulama kanalları, Basra Körfezi’nde yeni kentler kurmayı planladığı içkili bir gecenin sonunda kimi kaynaklara göre hastalıktan kimi kaynaklara göre de zehirlenerek M.Ö. 323’te 32 yaşında hayata veda eder. Cenazesi altın bir tabut ile İskenderiye’ye götürülür. Ölmeden önce kendisine sorulan imparatorluğu sizden sonra kim devralsın sorusuna “En güçlünüz!” diye cevap verecek kadar kendine güvenen Büyük İskender’in mezarının yeri hâlen bilinmemektedir. İskender’in vefatının ardından Antik Makedonya Krallığı dört parçaya bölünür ve her birini farklı bir kral yönetir. Yunanistan’ı yöneten Cassander, Büyük İskender’in annesini, eşini ve tahtta hak iddia etmesinin önüne geçmek için çocuğunu katlederek, İskender’in soyunu tamamen ortadan kaldırır. Önemli bir Fenike kralı olanı Abdalonymos’a ait olduğu düşünülen kral lahdinin uzun cephesinde Makedonya Kralı Büyük İskender’in Perslerle yaptığı savaşlara ilişkin rölyefler bulunduğu için “İskender Lahdi” olarak anılır. Bu ünlü lahdi Osman Hamdi Bey, 1887’deki Lübnan’ın Sayda kentinde yapılan arkeolojik kazılarda bulur ve İstanbul’a getirilir. Lahidin kapağında İskender, Pers kıyafetleri içinde betimlenir ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki en önemli eserlerin başında gelir.