Etiket: iletişim

  • 6 MADDE İLE TELGRAFIN TARİHİ

    Günümüzde dünyanın bir ucundan diğer ucuna iletişim kurabilmek kolay… Dilediğimiz an iletişim kurmak istediğimiz herhangi biriyle akıllı telefonlarımızın bir tuşuna basmamız yeterli. Dilersek görüntülü dilersek sesli ya da yazılı şekillerde birbirimizle iletişim kurabiliyoruz hem de tüm bunları saniyeler içinde gerçekleştirerek. Telekomünikasyon aletleri ilk olarak evlerimize sabit telefonlarla girdi, ardından bu sabit telefonlar kablosuz hâle geldi derken çağımızı köklü bir şekilde değiştiren cep telefonları ve internet… Peki atalarımız eskiden birbirinden haber alabilmek için hangi teknolojileri kullanıyordu? Uzak mesafeleri yakınlaştıran ilk telekomünikasyon cihazı olan telgrafın icadını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyıla kadar mesafeler arası iletişim ilkel diyebileceğimiz yöntemlerle gerçekleşiyordu. Ayna, posta güvercini, ateş yakma ve sonrasında posta gibi yöntemler kullanılırken, bir cihazın başına geçerek iletişim kurulmaya bu tarihten sonra başlandı. Fransız bilim insanı Claude Chappe, 1792’de tepelerin üzerine kurulmuş kulelerde iletişim sistemi kurarak bir ağ oluşturdu ve 49 değişik konuma ayarlanabilen iki uzun kola sahip bir makine geliştirdi. Her konum bir harfe ve rakama karşılık geliyordu. Bu sistem Fransa’da kısa zamanda popülerleşti ve 19. yüzyılda yaklaşık olarak 4838 kilometreye ulaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyıl için, farklı ülkelerden farklı bilim insanlarının mesafeler arası iletişimi sağlayacak cihazları icat etme yüzyılı diyebiliriz. 1830’da Amerikalı Joseph Henry, elektrik akımını teller vasıtasıyla ileterek uzak bir noktadaki zili çalmayı başarır. Bu zil bir elektromıknatısa bağlıdır ve ilerleyen yıllarda Samuel Morse’un icadının altın anahtarı olur. Yine bu tarihlerde İngiliz mucitler Sir Charles Wheatstone ve William Fothergill Cooke basit bir haberleşme düzeneği üzerine çalışmalar yürütür. Aslında bir tıp doktoru olan Cooke, Hindistan Madras’ta telgraf sistemine benzer bir cihazla gerçekleşen bir haberleşmeye tanık olur ve tüm tıp çalışmalarını sonlandırarak bu çok etkilendiği haberleşme sistemi üzerine çalışmalarına yoğunlaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1837’de Londra’ya dönen Cooke, 3 iğneli bir telgraf sistemi geliştirir ancak sistemsel sorunlardan dolayı araştırmalarına yoğun bir şekilde devam eder. Michael Faraday ile görüşerek konu hakkında tavsiye ister ancak Faraday onu Sir Charles Wheatstone’a yönlendirir. Çeşitli aletlerin özellikle de müzik aletlerinin mucidi olan Wheatstone ile Cooke iş birliğinden ilk pratik telgraf sistemi ortaya çıkar. Ancak bu iş birliği Cooke’un bu icattan ünlü olma ve çok para kazanma sevdası sebebiyle çok da ilerleyemez. Yatırımları için gerekli bütçeleri bulamamaları ve fikirsel ayrılıklardan dolayı uzun vadede Morse’un telgrafı tüm dünyaya hâkim olur. Aslında bir ressam olan Samuel F. B. Morse için elektriği kullanarak uzak mesafelere bilgi aktarabilen sistemin mucidi ve patent sahibi diyebiliriz. Bir yolculuk sırasında tanıştığı kişinin Joseph Henry’nin icadı olan elektromıknatıstan bahsetmesi üzerine, yıllardır Alfred Lewis Vail ile beraber üzerinde çalıştıkları elektrikli telgraf sistemi için eksik parçayı bulan Morse, arkadaşı ile beraber bu sistemin gelişmesini ve ticarileşmesini sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1835 yılında Samuel Morse ilk elektromıknatıslı telgrafın tasarımını gerçekleştirir. Telgrafta bulunan elektromıknatısa bağlı kalem, kâğıt bir şerit üzerinde mıknatıstan aldığı sinyal ile zig zag çizgiler çizer ancak Morse bu sistemi başarılı bulmaz. Morse alfabesi olarak bildiğimiz alfabenin doğuşu da bu başarısızlık üzerine ortaya çıkar. Morse ve Vail bu şeritlerden bir kodlama sistemi oluşturur ve kısa bir sürede tüm dünyada kullanılır duruma gelir. İlk telgraf hattı ise 1843’te Washington ile Baltimore arasına çekilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Telgrafın çalışma prensibi; bir elektrik kaynağından elde edilen akımın kesikli bir biçimde bir kablo yardımı ile uzak bir noktaya iletilmesi ile gerçekleşir. Bu iletililer ‘vurular” şeklindedir ve iletil yani vuru, gönderen kişinin bir elektrik anahtarını açıp kapatmasıyla oluşur. Göndericiden alıcıya gönderilen elektrik akımı, alıcının telgrafında bulunan elektromıknatısa bağlı kalemi çekerek hareket etmesini sağlar. Bir kâğıt üzerinde uzun ve de kısa çizgilerden oluşturarak izler bırakan telgraf sisteminde çizgiler kodlanmış bir hâldedir ve her çizgi alfabede bir harfi temsil etmektedir. İşte bu kodlanmış alfabe mors alfabesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1895’te Rusya’da radyonun icat edilmesiyle birlikte haberleşme teknolojilerinde yeni bir dönem başlar. Elektromıknatıslı telgraf, yerini radyo dalgaları ile çalışan kablosuz telgraflara bırakır. Bu sayede alıcı ve gönderici arasında kablo bulunmasına gerek olmaz. Yani telgraflarla kablosuz iletişim de radyo dalgaları sayesinde başlamıştır. Bu dönemden itibaren açık denizlerde bulunan gemilerle karalar arasında haberleşmenin yolu sağlanmış, kıtalar arasındaki mesafeler önemsiz ve bugün bildiğimiz son teknolojilerin de öncüsü olmuştur.

  • AĞAÇLARIN ARALARINDAKİ İLETİŞİM MEKANİZMASI

    Bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarılan bu gerçek, bir hayli ilginç… Dalları gökyüzünde buluşsa da gövdeleri birbirine mesafeli duran ağaçları, meğer yer altında da buluşturan bir sistem varmış. Yılda bir tona yakın karbondioksiti absorbe edebilen yaşam dostu ağaçların bu ilginç hikâyesine gelin kısaca göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Sosyal Medya Hakkında Enteresan Bilgiler

    Sosyal Medya Hakkında Enteresan Bilgiler

    Sanal dünyanın engin denizi sosyal medya en büyük araştırma alanlarından birine dönüşmüş durumda. İnsanlar arasında yüzlerce sanal köprü kurarak iletişimi kolaylaştıran sosyal medya ne kadar kullanılıyor? Cevabı sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • RADYONUN ÜLKEMİZDEKİ TARİHİ

    Günümüz iletişim çağı olarak anılıyor. Akıllı telefonlar, internet ve yakın gelecekte bizi bekleyen birçok yeni teknoloji, mekânlar arası mesafeyi ortadan kaldırıyor. Ancak uzun yıllar boyunca iletişim aracı olarak telgraf, radyo gibi artık bizlere ilkel gelen teknolojiler kullanıldı ve ilk çıktıkları yıllarda dünyayı köklü bir şekilde değiştirecek kadar öncülerdi. Artık hayatımızda telgraf olmasa da radyo, vazgeçemediğimiz iletişim araçlarından biri olarak hayatımızda yer almaya devam ediyor. Eskise de hayatımızda var olmaya devam eden radyonun ülkemizdeki tarihini, ilk radyo yayınlarını ve önemli gelişmeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Radyonun, eski ismiyle “telsiz telefon”un icadı birçok teknolojik üründe olduğu gibi tek bir isme ait değil. Birçok mucidin çalışmalarının ortak sonucu olarak icat edilen radyo ile ilgili ilk çalışmalar 1800’lü yıllarda başlar. Telgraf sistemi sayesinde kablolu iletişimin mümkün olduğunu keşfeden mucitler çalışmalarına hız kesmeden devam ederken 1900’lü yıllarda radyo artık özellikle savaş ortamındaki Amerika ve Avrupa’da yayın hayatına başlar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir eğlence aracı olarak da evlerimize girer. Ülkemizde de Kurtuluş Savaşı’nda radyonun ve telgrafın gerekliliği fark edilir ve bu çalışmalara önem verilir. Zaten iki iletişim aracı da aynı dönemde icat edilmiş, gelişimleri birbirini etkilemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde ilk radyo yayını Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925’te “Telsiz tesisi hakkında kanun” yasasının çıkmasının ardından süren yoğun çalışmalar sonucu 6 Mayıs 1927’te gerçekleşir. Daha önceki tarihlerde Fransızlar amatör olarak radyo yayını yaparak bando müzikleri yayınlasa da bu çalışmalar yerli yayınlar değildir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ilk radyo yayınları amatörler tarafından basit bir radyo alıcısıyla yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hükümetin 1925’te çıkardığı yasanın ardından açtığı ihaleyi üstlenen Fransız şirket, “verici istasyonları”nı kurma görevini üstlenir. Aynı yıl Fransız şirket, kurulum için gerekli çalışmalara Ankara ve İstanbul’da başlar. Yeni kurulacak radyonun yayınlarını ise bu konuda çok istekli olan “İleri” gazetesinin sahibi Sedat Nuri Bey başlatır ve bir şirket kurar. 1926’da vericilerin yapım işlemi tamamlanır ancak yeteri kadar bütçesi olmayan proje için Sedat Nuri Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bankadan destek ister.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Radyo için gerekli bütçeyi sağlayan Sedat Nuri Bey, projenin teknik gereklilikleri için telsiz meraklısı olan yeğeni Hayrettin Bey ile görüşür. Hayrettin Bey, Sultan II. Abdülhamid döneminde telgraf sistemlerini kuran isimdir. Yoğun çalışmalar neticesinde İstanbul Radyosu, 6 Mayıs 1927’de ilk anonsla yayın hayatına başlar. İstanbul Radyosu’nun Sirkeci’deki tarihi postane binasında başlayan radyo yayınları, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından gerçekleşir. O tarihlerde kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, postane binasının kapısına yerleştirilen bir hoparlör ile her akşam yayın yapılır. Gerekli alt yapılar geçen yıllar içerisinde iyileştirilirken, radyo yayınları da yavaş yavaş İstanbul’daki evlere ulaşmaya başlar. Yayınlar, 1949’da Harbiye’de inşa edilen Radyoevi Binası’nda devam eder. Ankara’da ise ilk radyo yayını anonsu Kasım 1927’de duyulur. 1938’e kadar tüm yayınlar İstanbul ve Ankara’dan 5 kW gücünde, 1554 metre dalga boyu ile gerçekleşir. Anadolu’daki şehirlere yayılması 120 kW güç ile çalışan istasyonların kurulmasıyla 1940’lı yıllarda olur. 1970’li yıllarda ise Türkiye’nin tamamına radyo yayınları ulaşır. İstanbul’daki vericilerin 150 kW güç ile yayına geçmesi araya II. Dünya Savaşı’nın girmesiyle ancak 1949’da gecikmeli olarak gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1960’tan sonra 8 ilde “İl Radyoları” kurulur. 1964’ten itibaren radyo yayınlarının yönetimi, özerk ve tarafsız bir kamu iktisadi kuruluşu olarak düzenlenen TRT bünyesinde devam eder. Radyo yayınları, vericilerinin güçlendirilmesi ile daha geniş kitlelere ulaşır. 1973-1978 yılları arasında vericiler güçlendirilerek 4635 kW’ye çıkarılır. 1974’te TRT; daha önce Merkez Radyoları, Bölge Radyoları, İl Radyoları ismiyle yayın yapan organizasyonları TRT1, TRT2, TRT3 ismiyle yeniden yapılandırır. Bu dönemde radyolar her evin zaruri bir parçası olurken, eğitim amaçlı radyo kanalları, polis radyoları ve meteoroloji radyoları da TRT’nin çatısında yayınlar yapar. Hayatımıza televizyonlar girmeden önce radyo tiyatroları, kitaplardan uyarladıkları eserlerle tüm ülkeyi radyo başına toplamış, büyük orkestralar radyo kanallarında bir araya gelerek müzik yayınları yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hızla gelişen uydu teknolojilerinden faydalanan ülkemiz, 1990’larda önce yurt dışına, sonra ülkemizde kurulan uydu vericileri sayesinde özel radyo yayınlarına başlar. 10 yıl içerisinde 1000’den fazla radyo istasyonu yayın yapar hâle gelir. Sadece kendi ülke sınırlarımızda değil, uzak ülkelerin radyolarına erişimimiz ise 2000’li yıllarda hayatımıza giren internet sayesinde olur. Ancak şöyle bir gerçek var ki bugün sahip olduğumuz iletişim araçları ve internet, radyo dinleme oranlarında sivri bir düşüşe neden olmuştur. Eskiden sevdiğimiz bir şarkıyı dinlemek için saatlerce radyonun başında bekler, çaldığında coşkun bir sevinç duyardık. Günümüzde ise sevdiğimiz müziği dinlemek için telefonumuzda bir tuşa dokunmamız yetiyor.

  • 9 Maddeyle Doğanın Alfabesi Kuş Dili

    9 Maddeyle Doğanın Alfabesi Kuş Dili

    Toplumların geleneksel değerlerinin UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne dâhil edilmesiyle korunması, yaşatılması, görünür kılınması amaçlanıyor. Bu temsili listenin içinde Meddahlık, Türk Kahvesi Kültürü, Çini Ustalığı, Ebru, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Mevlevi Sema Töreni gibi bizim “yaşayan miraslar”ımız da bulunuyor. 2016 yılında Türkiye’den “Kuş Dili” adıyla yeni bir başlık daha eklendi listeye… Acaba doğayla bu kadar uyumlu başka bir iletişim yöntemi daha var mıdır diye sorduran kuş dilini 9 madde ile huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kuş dili konuşması

    Kuş dilini yazıyla anlatmanın en iyi yolu diğer adını söylemekten geçiyor: “Islıkla konuşma biçimi” dediğimizde bahsettiğimiz konu gözünüzün önünde canlanacaktır hemen.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kuş dili konuşması

    Dağlık arazilerin yaygın olduğu, köprüsü olmayan derelerin geçtiği yerlerde yaşayan insanların ürettiği bir iletişim yöntemidir kuş dili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Keşfi yüzyıllar öncesine dayanan kuş dili bugün Giresun’dan Artvin’e kadar Karadeniz’in farklı bölgelerinde kullanılıyor. Mecburiyetten üretilip geliştirilen bu pratik ve yaratıcı iletişim şekli gelenekselleşerek kültürün bir parçası olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yerli halk bir yakadan diğer yakaya kuş diliyle hızlıca acil durum çağrısı yapabildiği gibi, davetlerini, kutlamalarını, taziyelerini de bu yöntemle birbirlerine ulaştırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Islıkla çıkarılan ses kuş şakımasına benzediği için kuş dili denmiş ve Karadeniz bölgesinde artık hayvanların bile aşina olduğu bir dile dönüşmüş, öyle ki çobanlar koyunlarını kuş diliyle güdüp çoban köpeklerini kuş diliyle eğitebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dili kullanabilmek için önce ıslık çalmasını bilmek gerekiyor. Yörenin yerlileri, yabancı birinin dili öğrenmesi için bir yıl gerektiğini söylüyor, kendileri ise çocukluklarında öğreniyor, çocuklar arkadaşlarını oyun oynamaya bile bu dille çağırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı konuşma tarzı gibi kuş dili de kişiye göre farklılık gösteriyor. Ses tonu farklı olan insanın ıslık tonu da farklı oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8# ” title_font_size=”13″]

    Cep telefonu yaygınlaşınca eskisi gibi kullanılmamaya başlanmış. Yine de Karadenizliler, aileden kalan miras gibi gördükleri dili yaşatmak için gayret gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Giresun’daki Kuşköy’de 1997’den beri yapılan Kuş Dili Festivali ve Şenliği bunun en güzel örneği…

  • İLETİŞİMİN GİZLİ DİLİ: MORS ALFABESİ

    Mors alfabesi veya Mors kodu, kısa ve uzun işaretler (• ve –) ile bunlara karşılık gelen ışık veya sesleri kullanarak bilgi aktarılmasını sağlayan bir yöntemdir. Radyo haberleşmesi, denizcilik iletişimi, kurtarma operasyonları gibi birçok alanda yaygınlaşan Mors alfabesi, basit ve etkili bir iletişim yöntemi olması nedeniyle önemini korumaya devam ediyor. Yazımızda Mors alfabesinin icadını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1729’da İngiliz fizikçi Stephen Gray, elektriğin iletilebilir olduğunu kanıtlayan ilk deneyleri yapar. Bu deneyler, telgraf ve Mors alfabesi gibi ilk telekomünikasyon teknolojilerinin temelini atan adım olur. 1774’te İsviçreli fizikçi Georges-Louis Le Sage, elektriğin bu özelliğini kullanarak evinin iki odası arasında teller üzerinden iletişim kurmayı sağlayacak bir sistem geliştirse de bu düzenekte alıcının gelen mesajdan haberi olmaz ve bu nedenle yaygınlaşmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1800’lerin başında Amerikalı mucit ve ressam Samuel Finley Breese Morse, tek telli telgraf sisteminin icadına katkıda bulunan isimlerden biri olur. Aslında başarılı bir portre ressamı olan Morse’u bugün sanatçı olarak değil, tek telli telgraf sistemi ve Mors alfabesinin mucidi olarak anıyor olmamızın nedeni yaşadığı derin bir acıdan kaynaklıdır. Ailesini geçindirmek için sipariş üzerine resimler yapan Morse, Amerikan Bağımsızlık Savaşı kahramanlarından Markiz de La Fayette’in portresini çizmek için yaşadığı şehirden bir başka şehre gider. 1825’te eşine yazdığı mektuplara bir süre cevap alamaz ve Lucretia’nın vefatını babasının yazdığı bir mektupla öğrenir. 3. çocuklarına hamile olan eşi Lucretia’yı kalp krizinden kaybeden Morse, karısının cenaze törenine bile yetişememiştir. Bu acıyla genç yaşından beri meraklı olduğu “mekanik” araştırmalara yönelir ve iletişimi daha hızlı sağlayacak teknolojileri geliştirmeye odaklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Resim çalışmalarına ara veren Morse, 1832’de New York Üniversitesi Resim ve Heykel Bölümü profesörlüğü teklifini dahi telgraf çalışmaları nedeniyle kabul etmez. Birlikte çalıştığı Alfred Lewis Vail ile 1835’te ilk elektromıknatıslı telgrafın tasarımını gerçekleştirir. Elektromıknatısa bağlı bir kalemin, mıknatıstan aldığı sinyal ile kâğıt bir şerit üzerinde zig zag çizgiler çizmesiyle çalışan bu telgraf sistemini yeterli bulmayan Morse, 1837’de ikili kod sisteminden bir alfabe oluşturmayı başarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa vuruşların “nokta”yı, uzun vuruşların ise “çizgi”yi temsil ettiği Mors alfabesinde harfler ve sayılar bu vuruşların farklı kombinasyonlarıyla ifade edilir. Mors alfabesi, iletişimde hızlı ve etkili bir şekilde bilgi aktarmak için kullanılan bir sistem olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bugün tüm dünyanın kullandığı modern anlamdaki “Uluslararası Mors Kodu”, 1848’te Alman yazar ve müzisyen Friedrich Clemens Gerke tarafından geliştirildi. Bu kod türü ilk kez Hamburg ile Cuxhaven arasında Almanya’da kullanıldı. 1865’e dek birtakım küçük değişiklikler yapıldı ve aynı yıl Paris’teki Uluslararası Telgraf Konferansı’nda Uluslararası Mors Kodu olarak kabul edildi. Teknolojik gelişmeler ve iletişim sistemlerinin değişimine rağmen hâlâ kullanılan Mors alfabesi, özellikle amatör telsizciler tarafından tercih edilmektedir. Bu nedenle Mors alfabesinin icadı, iletişim tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir.

  • Bebeğinizle Güçlü Bir Bağ Kurmanın İlk Adımları

    Bebeğinizle Güçlü Bir Bağ Kurmanın İlk Adımları

    Aşağıda sıraladığımız uzman görüşü küçük tüyolar ilk çocuklarını dünyaya getirmiş ebeveynlere oldukça tanıdık gelecek; hele ikinci ve üçüncü çocuğunu büyütmüş olanlar “Ne yani, bunları zaten hepimiz biliyoruz.” diyecektir. Ama ilk bebeklerini kucaklarına alacak anne-babaların, çocuklarının sağlıklı gelişimine katkı sunacak her bilgiye pür dikkat yaklaştıklarını biliyoruz. İşte bu sayfa onlar için!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dilsel iletişim…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göz teması…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dokunmak…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şefkatle beslemek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uyurken yanında olmak…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyun oynamak…” title_font_size=”13″]
    çocuk oyunu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İltifat etmek…” title_font_size=”13″]
  • GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İLETİŞİM ARAÇLARI

    İnsanoğlu, çok eski çağlardan bu yana birbirileriyle iletişim kurmanın yolunu bir şekilde buldu; kimi zaman dumanla, kimi zaman minik bir güvercinle… Mağara yazılarından bilgisayara uzanan bu süreç teknolojinin de devreye girmesiyle saniyeler içerisinde iletişim kurabileceğimiz bir seviyeye ulaştı. Bu yazımızda eski iletişim araçları denince akla ilk gelenlerden birkaçını sizlerle paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yazının icadından önce insanlar resim ile iletişim kurarlardı. Özellikle mağara duvarlarına yapılan resimler, en etkili iletişim yollarından biriydi. Yaklaşık 45 bin yıl önce çizildiğine inanılan, dünyanın bilinen en eski mağara resmi Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bulundu. Koyu kırmızı boyayla bir yaban domuzunun çizildiği resim, iletişim tarihinin en eski kalıntılarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Filmlerde, dizilerde, romanlarda karşımıza çıkan ve çok kez adını duyduğumuz posta güvercinleri, dönemin en önemli iletişim şekillerinden biriydi. Güvercinin ayağına bağlanan not, karşı tarafa gönderilir ve bu sayede iletişim kurulurdu. Posta güvercinlerinin Mısır’da milattan önce 1200’lü yıllarda yetiştirilmeye başlandığı tahmin edilir. Özellikle ticaret alanında haberleşme amaçlı kullanıldığı bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ulak, haberci anlamında kullanılan bir kelimeydi; bu iletişim ağırlıklı olarak devletler arasında kurulurdu. Söyleneni ya da yazılanı hızlı bir şekilde muhatabına iletmesi için görevlendirilen kişiler, bir dönemin en etkili haberleşme kanallarından biriydi. Ulakla haberleşmenin 7. yüzyılda başladığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazının icadı ve kâğıdın bulunması, yeni yeni iletişim kanallarının ortaya çıkmasını sağladı. Bunlardan biri olan mektubun mazisi oldukça eskiye dayanır. Bilinen en eski mektupların Mısır firavunlarının milattan önce 15. yüzyılda yaptığı diplomatik yazışmalar olduğu bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1835 yılında Samuel Morse tarafından elektromıknatıslı telgrafın icat edilmesi, bambaşka iletişim dünyasının kapılarını araladı. Mors alfabesinin de çıkmasıyla telgraf, dönemin en ünlü iletişim araçlarından biri oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1843 yılında icat edilen ve patenti Alexander Bain’e ait olan faks makinesi, dönemin ünlü iletişim araçlarından biridir. Günümüzde resmi yazışmalarda nadiren kullanılmaya devam ediyor. Faks makinesi ile gerekli evraklar kısa sürede muhatabına iletilir ve iletişim hızlı bir şekilde gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1876 yılında Alexander Graham Bell tarafından icat edilen telefon, dünyanın en büyük buluşlarının başında gelir. Ahizeli telefonun icat edilmesiyle başlayan iletişim serüveni bugün akıllı telefonlara kadar şaşırtıcı bir şekilde ulaşmıştır.

  • GAZETE HANGİ İHTİYAÇLAR SONUCU ORTAYA ÇIKTI?

    Gazete; siyasal, ekonomik ve kültürel ögeler başta olmak üzere insanları, toplumu ve dünyayı ilgilendiren konularla ilgili haber, bilgi, yorum içeren ve günlük olarak ya da kısa zaman aralıklarıyla yayımlanan, belirli boyutu, sayfa sayısı ve düzeni olan yayınlardır. Bir kitle iletişim aracı olarak insanların haber alma kaynağı olan gazeteler, günümüzde eskisi kadar okunmasa da bir zamanlar insanların en önemli bilgi edinme kaynağı oldu. Teknoloji ve dünya değiştikçe gazeteler de değişti. Bu süreci yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk gazete M.Ö. 59’da Roma Senatosu tarafından insanları bilgilendirmek amacıyla basıldı. 2 bin kopyaya sahip bu gazete, bildiğimiz formattaki gazetelere hiç benzemese de Roma İmparatorluğu’nun hükmettiği şehirlere dağıtılan “Acta Diurna” isimli bilgilendirme tabletleri, okuma bilen insanlar tarafından kent merkezine yüksek sesli okunarak, okuma bilmeyen insanların da fethedilen topraklar, toplumsal ve siyasi gelişmeler ve gladyatör dövüşlerinin sonuçları hakkında bilgi sahibi olmasını sağladı. Bir kitle iletişim aracı olması sebebiyle “Acta Diurna” gazeteyi öncüllemiş olsa da bildiğimiz formattaki ilk gazete; 8. yüzyılda, Çin’de Tang Hanedanı döneminde basıldı. İmparatorluk Sarayı’nda çalışan memurların abonesi olduğu, editörler tarafından hazırlanan “Kaiyuan Za Boa” isimli bu gazete, ipek kâğıtlar üzerine elle yazılmış günlük politika ve yerel haberlere yer vermekteydi. Bu gazetelerin kopyaları taşraya da gönderilerek halkın da bilgi sahibi olması sağlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çinlilerin icat ettiği matbaanın 14. yüzyılda Avrupa’da da kullanılmaya başlaması ile ortaya çıkan “haber kâğıtları” Alman prensliklerinde bulunan dükkân, panayır ve pazar yerlerinde sunularak, ülke içinde gerçekleşen önemli olayların halka ulaşmasını sağlıyordu. Ticaretle uğraşan burjuvaların da bilgi kaynağı olan bu haber kâğıtlarında; kralın ölümü, evlenmesi, çocuk sahibi olması, savaşlar ve salgın hastalıklar gibi haberler yazıyordu. Aynı yüzyıl içinde Avrupa’daki haber kâğıtlarına benzer sistem, Japonya’da da kullanıldı. “Kawara-ban” isimli haber mektuplarında genelde tek bir konu oluyor ve yazıların yanı sıra resimler de bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Matbaada basılan ve ücret karşılığı satılan ilk gazeteler 17. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Genel görüşe ve araştırmalara göre 1609’da Bremen yakınlarında yayımlanan “Avisa Relation oder Zeitung” bugünkü haliyle bildiğimiz gazetelerin ilki olur. Aynı sene yine Almanya Strasbourg’da, “Relation” isimli gazete de yayımlanmış ve giderek popüler hâle gelmiştir. Savaşlar hakkında bilgiler aktaran bu gazeteler, sermaye birikimi ve ticaretin gelişmesi için önemli rol oynamıştır. Basılan ilk gazetelere merkezi otoritenin hüküm sürdüğü mutlak monarşilerden ziyade; birliği zayıf olan, ticaretin gelişmesi ile ekonomik gücü artan merkezden uzak kentlerde daha çok rastlanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda dünya genelinde yayımlanan gazete sayısı artmış, 19. yüzyılda ise gazetecilik gelişerek kurumsallaşmaya başlamıştır. 18. yüzyılda gazetenin ve gazeteciliğin yönünü değiştiren iki önemli olay Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve Fransız İhtilali olmuştur. “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” ve “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde basının özgür ve tarafsız olması görüşü her iki bildirgede de yazılı bir madde olarak yer almıştır. Ancak gazetenin köklü bir şekilde değişmesi 19. yüzyıldaki “Sanayi Devrimi”nden sonra olmuştur. Bilgi toplama merkezleri, uzak noktalara dağıtımı, baskı teknolojilerinde gelişmeler neticesinde, ülkeler için artık yeni bir güçten söz etmek mümkün olmuştur: Basın gücü! 19. yüzyılda gerçekleşen Endüstri Devrimi’nden sonra okuma yazma oranının artması ile gazeteler sadece seçkinlerin okuduğu yayınlar olmaktan çıkmış, geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. Kitle gazeteciliğine geçişle birlikte insanların ilgisini çekmek amacıyla konu yelpazesi genişlemiş, farklı alanlardan ve ülkelerden de haberler içeriklerde yer almaya başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın ilk yarısında öncelikle gazete, ardından dergi ve kitaplar hâkim kitle iletişim araçları olurken, ikinci yarısından sonra ilk olarak radyo, sonrasında da televizyon bu araçlara eşlik etmiştir. Böylelikle görsel medyanın gücüne bir de işitsel medya eklenmiştir. Yine 20. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşen iki büyük dünya savaşı, 19. yüzyıl boyunca sürdürülen geleneksel gazeteciliğin hızla dönüşmesine etki etmiştir. Gazete boyutları küçülmüş, insanların kolaylıkla taşıyabileceği bir ebatta ve konu içerikleri her kesime hitap edecek bir genişlikte basılmıştır. Sağlık, spor, güzellik, haftalık burç yorumları gibi konulara da bu dönemden sonra yer veren gazeteler görece önemsiz kalan konuları da işlemeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki ilk Türkçe gazete 11 Kasım 1831’de, yani Osmanlı döneminde yayımlanan Takvim-i Vekayi olmuştur. Amacı, devlet görevlileri başta olmak üzere, Osmanlı yurttaşlarına yaşanan olaylar hakkında bilgi vermek ve devlet işleriyle ilgili duyuruları sağlamak olan bu gazete, zaman içinde de resmî gazete niteliği kazanmıştır. Ancak coğrafyamızın genişliğini ve çok kültürlülüğünü düşünürsek Takvim-i Vekayi’den önce, 1795’te, Fransızca basılan “Bulletin de Nouvelles” yani “Havadis Bülteni” ülkemiz sınırları içinde yayımlanan ilk gazete olur. Fransız Elçiliği’nin basımevi tarafından, 6-7 sayfa halinde çıkarılan bu gazetenin temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Fransızlara Fransız Devrimi ve bu devrimin getirdiği yeni politik fikirler hakkında bilgi vermektir. 21. yüzyılda ise sadece ülkemizde değil tüm dünyada internetin hayatlarımıza girmesiyle gazetecilik de dijitalleşmiştir. 2000’li yıllara kadar her eve giren gazeteler, internet ve benzeri yeni iletişim teknolojileri sayesinde yayınlarını internet ya da telefon uygulamaları üzerinden de sağlamaya başlamış, insanlar da gazete satın almak yerine internet üzerinden gündemi takip eder olmuştur.