Etiket: iklim değişikliği

  • KARBON AYAK İZİN NE KADAR?

    Günlük yaşantımızda farkında olmasak da attığımız her adım, gezegenimizde bir iz bırakıyor. Kullandığımız ulaşım araçları, tükettiğimiz gıdalar, evlerimizi ısıtma biçimimiz hatta interneti kullanma şeklimiz bile çevreye belirli bir karbon yükü getiriyor. İşte bu yük, “karbon ayak izi” olarak adlandırılıyor. Küresel iklim değişikliğinin etkisinin hızla artırdığı günümüzde, bu sorunun cevabını bilmek her zamankinden daha önemli. Çünkü önce etkimizin ne olduğunu anlamak, ardından da onu azaltmak için adım atmak gerekiyor. Yazımızda, karbon ayak izinin ne anlama geldiğini ve bu izi azaltmak için neler yapabileceğinizi öğrenebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izi; bir kişinin, ailenin, organizasyonun ya da bir ürünün üretimi ve tüketimi sırasında atmosfere saldığı karbondioksit ve diğer sera gazlarının toplam miktarını ifade eder. Bu ölçüm, günlük yaşamımızdaki enerji kullanımı, ulaşım biçimlerimiz, tüketim alışkanlıklarımız ve daha pek çok faktörden etkilenir. Kişisel ulaşım, karbon ayak izimizi etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Özellikle otomobil ile yapılan yolculuklar yüksek miktarda karbon salınımına yol açar. Buna karşılık toplu taşıma, yürüyüş ve bisiklet gibi alternatiflerle bu salınımı azaltmak mümkündür. Aynı şekilde, düşük karbon salınımı özelliğiyle öne çıkan elektrikli araçlar da çevre dostu bir seçenek olarak tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde kullanılan enerji, karbon ayak izinin önemli bir parçasını oluşturur. Elektrik tüketimini azaltmak için enerji verimli cihazlar kullanılabilir, gereksiz açık bırakılan lambalar kapatılabilir ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara geçiş yapılabilir. Ayrıca, düşük karbon salınımı sağlayan elektrik tedarikçilerini tercih etmek çevresel etkiyi azaltır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izini azaltmaya yönelik bireysel adımlardan biri de içerik etiketlerini okumayı öğrenmektir. Bu, sürdürülebilir bir yaşam için son derece değerli bir beceridir. Etiket okumak, bir ürünün içeriği ve üretim süreci hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Hayvansal kaynaklı ürünler, işlenmiş gıdalar ve uzak ülkelerden gelen ham maddeler daha yüksek karbon salınımına yol açabilir. Ayrıca, etiketlerde yer alan geri dönüşüm sembolleri, ürünün çevreye olan etkisine dair ipuçları verir. Geri dönüştürülebilir ya da doğada çözünebilen ambalajları tercih etmek, karbon ayak izini azaltmada önemli bir rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Atıklar, karbon ayak izimizi etkileyen önemli unsurlardan biridir. Atıkları azaltmak, plastik kullanımını en aza indirmek ve daha fazla doğa dostu malzeme tercih etmek, karbon ayak izinizi küçültmeye önemli ölçüde katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hızla tüketilen ürünler ve tek kullanımlık eşyalar, yüksek karbon salınımına yol açar. İhtiyacınız olmayan ürünleri satın almaktan kaçınarak, dayanıklı ve uzun ömürlü ürünleri tercih edebilirsiniz. Ayrıca, yerel üreticilerden alışveriş yaparak ulaşım kaynaklı karbon salınımını da azaltmış olursunuz. Yerel ve mevsimlik ürünlerle beslenmek ise karbon ayak izini azaltan en etkili bireysel adımlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Video izlemek, sosyal medyada uzun vakit geçirmek ve gereksiz e-postaları saklamak bile enerji tüketimine yol açar. İnternet, dev sunucular üzerinden çalışır ve bu sunucuların sürekli aktif kalması büyük miktarda enerji gerektirir. Dijital temizlik yapmak, gereksiz bulut depolamalarını silmek ve çevrim içi alışkanlıkları gözden geçirmek, karbon ayak izini azaltmanın dijital yolları arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karbon ayak izini azaltmanın bir diğer yolu da çevre dostu yaşam tarzı ve sürdürülebilir alışkanlıklar konusunda bilgi edinmektir. Farkındalık oluşturarak çevrenizdeki kişileri iklim değişikliği hakkında bilinçlendirebilir, böylece hep birlikte karbon salınımını azaltmaya katkı sağlayabilirsiniz.

  • İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN İKLİM KRİZİNE GEÇERKEN

    Kanadalı astrofizikçi Hubert Reeves’in dediği gibi: “Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” Uzun süredir insanlığın bu savaştan çıkması ve doğayla barış sağlaması gerektiği vurgulanıyor. Nedenler, önlemler alınmaz ise olabilecekler bir bir sıralanıyor. Bu kadar önemli bir konunun sık sık gündeme getirilmesi ve farkındalık oluşturulması artık hepimizin görevi. Daha önce birçok kez ele aldığımız iklim değişikliği konusunu aydınlatıcı bilgilerle tekrar karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliği nedir?” title_font_size=”13″]

    Normal şartlarda atmosferdeki sera gazları, insan, hayvan ve bitkilerin yaşamlarını sürdürmesine imkân veren bir öneme sahiptir, çünkü bu gazlar sayesinde yeryüzündeki ısı düzeyi 15°C’ye ulaşmaktadır. Eğer karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit gibi sera gazları olmasaydı, yeryüzündeki ortalama sıcaklık -18°C civarında olurdu. Ne var ki ısıyı tutan bu gazların atmosferde artmasıyla oluşan sera etkisi sonucunda, yıl boyunca hava, kara ve denizde ölçülen ortalama sıcaklıklar da artmakta, böylece dünya iklimi değişmektedir. “İklim değişikliği” veya “küresel ısınma” olarak adlandırılan bu durum, başka bir ifadeyle yeryüzünün ortalama sıcaklığının ideal olandan şaşması anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliğinin fark edilmesi…” title_font_size=”13″]

    18.yüzyıl ortalarında başlayan Sanayi Devrimi sonrasında, atmosferdeki sera gazı oranları da artış göstermiştir. Bilim dünyasının yaklaşık üç yüz yıldır bu konuda araştırmalar yapmasına karşılık, hükümetlerin gündemine girmesi ve ilgi görmesi için 1970’lerin gelmesi gerekmiş, 1972 yılında Stockholm’de gerçekleştirilen Uluslararası İnsan Çevresi Konferansı konuya yoğunlaşılması adına önemli toplantılardan biri olmuştur. 1988 yılında Meteoroloji Örgütü ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından kurulan ve Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli (IPCC) ise iklim değişikliği, nedenleri, etkileri ve bu etkilerle mücadele yöntemleri noktasında araştırmalar yapıp, bulguları gerekli yerlerle paylaşan bir organ olarak öne çıkmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliği raporları neler söylüyor?” title_font_size=”13″]

    Bilim dünyasının ortaya koyduğu verilere göre, iklim değişikliğinin yıkıcı olmasının önüne geçmek için sıcaklıklardaki artışın en fazla 2°C ile sınırlandırılması gerekmekte. Bunda başarılı olabilmek için ise karbondioksit oranının belli bir seviyeyi aşmaması gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, atmosferdeki güvenli karbondioksit miktarının en fazla 350 ppm olması gerektiğini ifade ederken, 2021 itibariyle tespit edilen karbondioksit oranının 419 ppm olduğu biliniyor. Acil önlemler alınmaması ve mevcut uygulamaların devam etmesi halinde 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı da uzmanların uyarıları arasında yer alıyor. İklim değişikliği veya diğer adıyla küresel ısınma sırasında yaşanan sıcaklık artışının etkilerini kuraklık, sel baskınları, şiddetli hava olayları, büyük kasırgalar, buzulların erimesi, okyanusların asit seviyesindeki artış şeklinde görmenin kaçınılmaz olduğu ve tüm canlıların hayatlarının risk altında olduğu ise artık hepimizin bildiği bir gerçek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İklim değişikliğini iklim krizine dönüştüren olumsuz faaliyetler…” title_font_size=”13″]

    Atmosferdeki karbondioksit oranının artmasındaki en büyük neden ise yeryüzünde insanlığın kullandığı fosil yakıtlar… Kömür ise bu yakıtların başında geliyor, onu petrol ve doğalgaz takip ediyor. Bu doğrultuda elektrik kullanımından ulaşım araçlarına, kullandığımız ısınma sistemlerinden soğutma sistemlerine pek çok detay üzerine düşünmek gerekiyor. Karbondioksit oranını artırmada ormanlık alanların konut veya sanayiye yer açmak için yok edilmesinin, yani ormansızlaşmanın da önemli bir etkisi olduğu bilinmekte. Diğer taraftan insan faaliyetlerinin dışında doğal süreçlerin de iklim sistemini etkilediğini söyleyebiliriz, volkanik patlamalar veya güneş patlamaları örnek olarak gösterilebilir. Gelinen noktada küresel ısınmadaki olumsuz artışın günümüzde artık iklim değişikliği değil, iklim krizi olarak ele alındığını da belirtmeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hangi çözümlerle iklim krizinin önüne geçilebilir?” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada en önemli çözümlerden biri olarak enerji verimliliğine gidilmesi, karbon emisyonlarını azaltmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması gerektiği ifade ediliyor. Yenilenebilir enerji için de tek bir kaynağın değil farklı kaynakların eş zamanlı olarak kullanılması ve geliştirilmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor. Ormansızlaşmayı tersine çevirecek karar ve eylemler de büyük ölçekli ve etkili önlemler arasında yer alıyor. Bireysel olarak alınabilecek önlemler ise bir hayli fazla… Karbon ayak izini azaltmak için ürünleri mevsiminde tüketmek veya seyahat sıklığını azaltmak için iş süreçlerini dijital görüşmelere kaydırmak, hayvansal ürün tüketimini aza indirmek, yukarıda da söz ettiğimiz gibi elektrik kullanımını azaltmak, yaşadığımız alanlara yalıtım sistemi kurmak iklim krizinin önüne geçmek için yapabileceklerimizden bazılarıdır.

  • İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA BİREY OLARAK YAPABİLECEKLERİMİZ

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA BİREY OLARAK YAPABİLECEKLERİMİZ

    1800’lü yıllarda yaşanan Sanayi Devrimi sayesinde insanlık olarak çok yol kat ettik etmesine ama bu gelişmelerin iklim üzerinde yarattığı etkileri olumsuz yönde ilerletmesine de izin verdik. Yaptığımız etkinlikler, atmosferde sera etkisi yapan gazların miktarını dünyanın dengesini bozacak kadar çoğalttı. Sera gazlarının ısıyı tutup ışığı geçirme dengesi bozulunca da küresel ısınma, buzulların erimesi, yükselen deniz suyu seviyesi, kuraklık, çölleşme gibi olaylarla karşı karşıya kaldık. Yine de iklim değişikliğinin neden olduğu bu hasarlara en azından katkı sunmamak adına hâlâ yapabileceklerimiz bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    Domatesi salatalığı, biberi kabağı mevsiminde tüketmenin iklim değişikliği ile ne alakası var demeyin. Doğa koşullarının desteklemediği dönemlerde gıda yetiştirilirken, harcanan ekstra enerji ve kullanılan kimyasal maddeler yüzünden karbon ayak izi miktarı oldukça yükseliyor ve biz de bu gıdaları tüketerek dolaylı olarak katkıda bulunmuş oluyoruz. Besinleri mevsiminde tüketmek, yerli üretim gıdaları tercih etmek, fazla işlenmiş ve paketlenmiş gıdalardan kaçınmak ise atmosfere salınacak sera gazı miktarının artmasına engel olduğumuz anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Küresel ısınma arttıkça yeryüzündeki su döngüsü de sekteye uğruyor ve sonucunda bazı bölgelerde kıtlık meydana geliyor. Bu kısır döngüyü kırmak için de yapabileceklerimiz var. Hem suyun gerektiği kadar kullanımı hem de su kirliliği yaratacak davranışlardan kaçınmak dünyamızın geleceğini korumak için attığımız adımlar demek. Musluğu açık bırakmamak, klozete temizleme ürünleri asmamak, evimizde az su tüketen klozeti tercih etmek kolaylıkla uygulayabileceklerimizden birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    İnsanlık tarihinde gelişmişlik ölçülerinden olan enerji üretiminde de fosil yakıtlardan yeraltı sularına birincil enerji kaynakları kullanılıyor. Yani biz enerji dostu ampuller kullandığımızda, elektronik aletleri bekleme konumunda bırakmadığımızda, klima yerine vantilatör çalıştırdığımızda ya da gerektiğinde evimize ısı yalıtımı yaptırdığımızda bu kaynakların gereksiz yere harcanmasına katkı sunmayarak, küresel ısınmadaki kişisel payımızı asgariye indirmiş oluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Küresel ısınmanın sebebi sera gazlarının en yaygını olan karbondioksitin %75’i, kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil enerji kaynaklarının yanması ile oluşuyor. Buna katkı sunan etkinliklerimizin başında ise ulaşım geliyor ama elbette bu konuda yapabileceklerimiz de var. Örneğin şahsi otomobilimiz yerine toplu taşıma araçlarını tercih etmek, kısa mesafelerde yürümekten çekinmemek, bisikleti ulaşım aracı olarak hayatımıza katmak gibi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    İklim değişikliği ile mücadele etmenin en etkili yöntemlerinden biri ise ağaç dikmek. Ağaçların, köklerinden yapraklarına hatta gölgelerine kadar doğaya katkıları saymakla bitmez. Küresel ısınma konusundaki hatalarımızı telafi etmek için yapabileceğimiz en güzel şey bir fidan dikmek olacaktır. Düğününüzde misafirlere nasıl bir hediye verileceğini ya da bir sevdiğinize alacağınız doğum günü hediyesinin ne olacağını mı düşünüyorsunuz? İşte bütün bu anlar bir tohum ekmek ya da fidan dikmek için kaçırılmayacak fırsatlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yediklerimiz, içtiklerimiz, harcadıklarımız, kullandıklarımız kadar önemli bir konu da çöplerimiz! Doğaya bıraktığımız çöpler çürüyerek atmosfere metan gazı salıyor. Bu konuda yapabileceklerimizin başında öncelikle gereğinden fazla tüketmemek ve bu şekilde özellikle organik çöplerimizi olabildiğince azaltmak geliyor. Organik olmayan çöpleri ise ayrıştırarak ilgili yerlere ulaştırmak önemli. Fakat burada da başa dönmek ve geri dönüşüm sürecinde harcanacak enerjiyi alışveriş sürecinde hesaba katarak, plastik, alüminyum gibi maddeler içeren ürünleri satın alırken bir kez daha düşünmek gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Davranış biçimlerimiz yaşadığımız gezegenin toprağını, havasını ve suyunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor. Bütün bu etkenler birleşerek iklim değişikliğinin hız kaybetmeden ilerlemesine neden oluyor. Şu an elimizin altında bulunan bilgisayarlarımız aracılığıyla bile bu duruma olumlu ya da olumsuz katkılar sunmuş olabiliyoruz. Tabii eğer biz elektrik tüketimi daha düşük bir modeli tercih etmiş ya da kullanmadığımız bilgisayarı direkt çöpe atmamış ya da yazıcıdan kâğıt çıktısı alırken her seferinde düşünceli davranmış biri isek katkılarımızdan ancak olumlu olarak söz edilebilir.