Etiket: iftar

  • OSMANLI’DA İFTAR VE SAHUR GELENEKLERİ

    Osmanlı Dönemi’nde iftar yemekleri, saraydan halk sofralarına kadar büyük bir özenle hazırlanır; sahur sofraları ise günü daha rahat geçirmek için seçilen yiyeceklerle donatılırdı. Padişah sofralarından iki aşamalı iftariye geleneğine, tok tutan sağlıklı yemeklerden ferahlatıcı ve besleyici hoşaflara kadar, Osmanlı’da sahur ve iftar sofrası geleneklerini yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sahur sofraları, gün boyu tok tutacak besinlerle hazırlanırdı. Börek, pilav, ekmek, tereyağı, bal ve reçel gibi enerji veren yiyecekler tercih edilirdi. Osmanlı’da sahur sofralarında, fazla tuzlu ve baharatlı yemeklerden kaçınılır; vücudu susuz bırakmayacak, hafif ve besleyici yemekler ön planda tutulurdu. Gün boyu susuzluğu önlemek için kuru kayısı, erik, üzüm gibi meyvelerden yapılan hoşaflar sahur sofralarının vazgeçilmeziydi. Bu doğal içecekler, içerdiği doğal şeker sayesinde gün içinde kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da iftar sofraları iki aşamada kurulurdu: Birinci aşama, “iftariye” olarak bilinen ilk fasıl; ikinci aşama ise asıl yemeklerin yer aldığı ikinci fasıldı. İftariyenin ilk kısmında, hızlı yemek yemeyi önlemek ve gün boyu aç kalan mideyi yormamak amacıyla oruç hurma veya zeytinle açılır, ardından geleneksel kahvaltılıklar ve sıcak pide sunulurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İftariye faslının ardından akşam namazı kılınır, sonra tekrar sofraya oturularak ikinci fasıla geçilirdi. Bu bölümde asıl yemekler yer alırdı; genellikle çorbayla başlanır, ardından sebze ve et yemekleriyle birlikte pilav ve börekler sunulurdu. Yemeğin sonunda ise sofralar tatlılarla şenlenirdi. Baklava ve özellikle ramazana özgü tatlılardan olan güllaç, yanında Türk kahvesi ya da mevsime uygun şerbetlerle ikram edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    1. yüzyılda Osmanlı Sarayı’nda ortaya çıkan güllaç tatlısı, ilk dönemlerinde yalnızca nişasta ve suyla yapılan kuru yufkaların sütle ıslatılmasıyla hazırlanırdı. Özellikle ramazan sofralarında mideyi yormayan hafif bir tatlı olduğu için tercih edilirdi. O dönemde “güllü aş” olarak bilinen bu geleneksel tatlıyı ramazan sofralarınızda hazırlamak isterseniz, işte gerekli malzemeler:
    • 10 adet güllaç yaprağı
    • 1,5 litre süt
    • 1,5 su bardağı toz şeker
    • 1 çay bardağı ceviz içi (iri çekilmiş)
    • 1 yemek kaşığı gül suyu (isteğe bağlı)
    • Üzeri için: Nar taneleri ve dövülmüş Antep fıstığı

    Bir tencereye sütü alın ve orta ateşte ısıtın. Çok kaynatmadan, hafif ısındığında şekeri ekleyip karıştırın. Şeker tamamen eriyince ocaktan alın. Sütün, el yakmayacak kadar ılık olması gerekir. Ardından gül suyunu ekleyip karıştırın. Geniş bir tepsiye güllaç yapraklarını parlak yüzü üste gelecek şekilde serin. Üzerine bir-iki kepçe ılık süt gezdirerek yaprakların yumuşamasını sağlayın. Beş yaprak güllaç serdikten sonra orta kata iri çekilmiş cevizleri serpin. Kalan güllaç yapraklarını da aynı şekilde sütle ıslatarak üst üste dizin. Kalan sütü tatlının üzerine dökün ve oda sıcaklığında 15-20 dakika bekletin. Tatlıyı dilimleyerek üzerini nar taneleri ve dövülmüş Antep fıstığı ile süsleyin. Buzdolabında birkaç saat dinlendirdikten sonra soğuk olarak servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağında ferahlatıcı tadı, besleyiciliği ve lezzeti ile ön plana çıkan pek çok hoşaf ve komposto tarifi bulunur. Özellikle ramazan ayında pek çok aile, Osmanlı’dan miras kalan bu geleneksel içecekleri hazırlayarak sofralarına dâhil eder. Ramazan sofralarınızda lezzetiyle öne çıkan misket elması hoşafını hazırlamak isterseniz, işte gerekli malzemeler:

    • 5-6 adet misket elması
    • 1 litre su
    • 1 çay bardağı toz şeker (damak zevkine göre artırılabilir)
    • 3-4 adet karanfil
    • Yarım limon suyu (elmanın kararmasını önlemek için)

    Yıkadığınız misket elmalarını incecik soyun. Dilerseniz dilimleyin, dilerseniz bütün hâlde bırakın; ancak her iki durumda da çekirdeklerini dikkatlice çıkarın. Elmaların kararmasını önlemek için bir tencereye alın, üzerine su ve limon suyunu ekleyin. Orta ateşte, elmalar iyice yumuşayana kadar pişirin. Yumuşadıktan sonra tencereyi ocaktan alın; elma parçalarını bir süzgeç yardımıyla süzerek bir tabağa aktarın. Tencerede kalan elma suyunun içine toz şekeri ve karanfil tanelerini ekleyin, ardından tekrar ocağa alın. Ara ara karıştırarak şekerli suyu kaynatın. Su kaynadıktan 2-3 dakika sonra, şekerli suyu kâselere paylaştırın ve soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra elma dilimlerini ekleyin. Soğuk servis etmek isterseniz buzdolabında bir süre dinlendirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’dan bu yana ramazan sofralarında hazırlanan yemekler yalnızca lezzetleriyle değil, aynı zamanda besleyici ve doyurucu özellikleriyle de öne çıkar. Ramazan ayında, sultanların sofralarında sıkça yer alan ve bazı kaynaklara göre Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemeklerden biri olan yumurta-i hümayun (padişah yumurtası), bu özel lezzetlerden sadece biridir. Yumurta-i hümayun için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet yumurta
    • 3 adet orta boy soğan
    • 4-5 dilim pastırma
    • 2 yemek kaşığı tereyağı
    • 1 tatlı kaşığı esmer şeker
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1 çay kaşığı karabiber
    • 1/2 çay kaşığı toz kırmızıbiber
    • 1/2 çay kaşığı yenibahar

    Soğanları soyup ortadan ikiye bölün ve yarım halka şeklinde doğrayın. Tereyağını tavada eritin, ardından esmer şekeri ve doğranmış soğanları ekleyin. Kısık ateşte, ara ara karıştırarak soğanlar karamelize olana kadar pişirin. Soğanlar altın sarısı rengini aldığında baharatları ilave edin ve güzelce karıştırın. Ardından pastırmaları ekleyin ve yaklaşık 1 dakika kadar karıştırarak pişirin. Soğanlı karışıma yumurtaları eklemek için tavada dört adet çukur açın. Yumurtaları bu boşluklara, sarılarını dağıtmadan dikkatlice kırın. Kısık ateşte, yumurtalar dilediğiniz kıvama gelene kadar pişirin.

    Yumurta-i hümayunu, sıcak pide eşliğinde servis ederek ramazan sofranıza Osmanlı mutfağından bir lezzet katabilirsiniz.

    Yüzyıllar öncesine ait bu gelenekler, ramazanı sadece bir ibadet zamanı değil; aynı zamanda güçlü bir kültürel hafıza alanı hâline de getiriyor. Sofralar değişse de iftarın bereketi ve sahurun huzuru kuşaktan kuşağa aktarılmayı sürdürüyor.

  • FARKLI KÜLTÜRLERDE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Ramazan, milyonlarca Müslüman için yalnızca oruç ayı değil; aynı zamanda ibadet, dayanışma ve paylaşma ayıdır. Her toplum, kültürel zenginliği ve tarihî mirasıyla ramazanı kendine özgü bir şekilde karşılar. Sahur sofralarından iftar davetlerine, geleneksel yemeklerden manevi ritüellere kadar, dünyanın dört bir yanında “11 ayın sultanı” olarak anılan ramazan; şükür, empati ve birliktelik gibi değerleri yeniden hatırlatır. Bu yazımızda, farklı ülkelerin ramazan ayını nasıl karşıladığını ve bu mübarek ayı hangi geleneklerle yaşadığını okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mahya geleneğinin, Osmanlı Dönemi’nde 16. yüzyılın sonlarında Sultan I. Ahmet Dönemi’nde başladığı kabul edilir. İlk mahyayı yakan kişinin, ünlü hattat ve mahyacı Hâfız Ahmed Kefevî olduğu rivayet edilir. O dönemde kandillerle oluşturulan mahyalar, Osmanlı coğrafyasına hızla yayılmış ve ramazan gecelerinin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Mahyalarda genellikle Hoş Geldin Ramazan“, “Oruç Tut Sıhhat Bul“, “İyilik Yap“, “Allah Affeder gibi dinî ve toplumsal mesajlar verilir. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte, LED ışıklar ve modern sistemler kullanılarak daha farklı tasarımlar da yapılmaktadır. Osmanlı’dan miras kalan bu gelenek, özellikle İstanbul’daki Sultanahmet, Süleymaniye ve Eyüp Sultan gibi büyük camilerde hâlâ yaşatılmaktadır. Artık elektrikli sistemlerle oluşturulsa da eski geleneksel ruhunu koruyarak ramazan gecelerinin vazgeçilmez simgelerinden biri olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mısır’da ramazan ayı, yalnızca derin bir dinî anlam taşımakla kalmaz, aynı zamanda renkli gelenekler ve toplumsal dayanışma ile dolu bir şekilde kutlanır. Bu özel ayın en tanınmış sembollerinden biri fanus, yani ramazan fenerleridir. Renkli cam ve metalden el işçiliğiyle özenle yapılan bu fenerler, ramazan ayında evleri, sokakları ve dükkânları süsleyerek şehirlere büyüleyici bir atmosfer kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Chand Raat, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te ramazan ayının son gecesi, yani şevval ayının hilalinin görüldüğü gece olarak kutlanan özel bir gelenektir. Ramazan ayının bitişini ve Ramazan Bayramı’nın başlangıcını müjdeleyen bu gece, bir yandan ramazanın ruhani derinliği için şükretme zamanı, diğer yandan bayram hazırlıklarının en yoğun olduğu zaman dilimidir. Akşam saatlerinden itibaren çarşılar ve pazar yerleri renkli ışıklarla süslenir, insanlar yeni kıyafetler, aksesuarlar, ayakkabılar ve bayram hediyeleri almak için alışverişe çıkar. Neşeli kalabalıklar, süslenmiş sokaklar ve bayram coşkusu, bu özel geceyi unutulmaz kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Irak’ta, kökleri çok eski zamanlara dayanan ve tam olarak ne zaman başladığı bilinmeyen bir ramazan geleneği, günümüzde de yaşatılmaya devam ediyor. İftar sonrasında Iraklı erkekler, “muheibe” adı verilen bir oyunu oynamak için kalabalık gruplar hâlinde bir araya gelir. Bu eğlenceli aldatmaca oyunu, kayıp bir yüzüğün kimin elinde olduğunu bulma üzerine kuruludur. Oyuncular, yüzüğü saklarken ya da bulmaya çalışırken yalnızca beden diliyle iletişim kurabilir, konuşmak yasaktır. Muheibe, ramazanın manevi atmosferinde dostluk bağlarını güçlendiren ve birlik duygusunu pekiştiren keyifli bir gelenek olarak Irak kültüründe önemli bir yer tutmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Haq Al Laila, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinde kutlanan geleneksel bir bayram etkinliğidir. Ramazan ayının 13, 14 ve 15. günlerinde, çocuklar geleneksel kıyafetlerini giyerek büyük bir heyecanla kutlamalara katılır. Erkek çocuklar “kandura”, kız çocuklar ise süslemeli abaya veya renkli elbiseler giyerek “kharyta” adı verilen bez çantalar taşırlar. Mahalle mahalle dolaşarak evlerin kapılarını çalan çocuklar, “Haq Al Laila” şarkısını söyleyerek şeker ve kuruyemiş toplarlar. Ev sahipleri, kapılarına gelen çocuklara ikramlarda bulunarak bu neşeli geleneğe katkıda bulunur. Haq Al Laila, toplumsal dayanışmayı ve paylaşım kültürünü pekiştiren renkli bir ramazan geleneği olarak yaşatılmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da ramazan ayında gerçekleştirilen geleneksel arınma ritüeli “padusan”, ramazan ayının son günlerinde, Kadir Gecesi veya bayram sabahı gibi özel günlerde uygulanan bir temizlik ritüelidir. Padusan genellikle büyük nehirlerde, göllerde veya yerel halkın kutsal kabul ettiği su kaynaklarında gerçekleştirilir. İnsanlar, bu sulara girerek tüm yıl boyunca taşıdıkları negatif enerjiden ve günahlardan arındıklarına inanır. Sadece bireysel bir arınma değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendiren bu gelenek, modern zamanlarda bile birçok bölgede coşkuyla uygulanmaya devam etmektedir.

  • İFTARDAN SONRA SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRACAK ÖNERİLER

    İftar sofraları, Ramazan’ın maneviyatı ile bir arada olmanın ve paylaşmanın güzelliğine tanıklık ettiğimiz özel günlerdir. Birlik ve beraberlik ruhu ile ailelerin, komşuların, akrabaların ve dostların sıkça bir araya geldiği Ramazan ayında yenilen yemeklerin lezzeti de bir başkadır. Özenle hazırlanan iftar sofralarından sonra hazmı kolaylaştıracak tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oruç tutulan günün ardından gün boyu yavaşlayan metabolizmayı hızlandıracak sağlıklı ve doğal besinler tercih edildiğinde kilo alma riski de azalacaktır. Sindirimi destekleyen bol lifli gıdalar; sıcak bir çorba, limonlu bir salata ve etli sebze yemekleri mideyi yormayan tercihler olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orucu açarken tercih edilecek çiğ kuru yemiş, kuru meyve ve zeytin gibi iftariyelikler şeker ve tansiyon değerlerini dengeleyecektir. Zencefil, kimyon, kekik gibi baharatlar sindirimi desteklerken hazırlanılan yemeklere de lezzet katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek yerken acele etmemek ve her lokmayı iyice çiğnemek sindirimi kolaylaştırır. Çünkü sindirim önce ağızda çiğnemeyle başlar. İyice çiğnemeden yutulan besinler midede hazımsızlık, şişkinlik, ekşime; vücutta uyuşukluk ve uyku gibi durumlara neden olabilir. Ayrıca beyin, doyma komutunu yemeğe başladıktan 15-20 dakika sonra verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yemek sonrası çay, kültürümüzün bir parçası. Ancak çay demlemek için acele edilmemelidir. Tahıllar, yeşil sebze, baklagil ve kabuklu kuru yemiş gibi besinlerde bulunan bitkisel kaynaklı demirin emilimi, çayda bulunan ‘’tanen’’ nedeniyle azalır. Yemekten hemen sonra sıcak bir şeyler içmek isteyenler ise rezene çayının hazmı kolaylaştıran etkisinden faydalanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çayın yanına tatlı isteyenler tercihlerini 15. yüzyıldan bu yana Osmanlı sultanlarının sofralarından eksik etmediği güllaç gibi sütlü tatlılardan yana kullanabilir. Ramazan denilince akla ilk gelen güllaç, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İftar sırasında bol su içmek yerine iftardan sonra bir iki dilim limon eklenilen sudan küçük yudumlar alarak içmek sindirimi destekler. Eğer limon gibi ekşi tatlar damak tadınıza uygun değilse; çilek, salatalık, nane yaprağı gibi ferahlatıcı ve sindirimi destekleyici diğer besinler de tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İftardan sonra sindirimi gerçekleştirmesi için mideye zaman tanımak önemlidir. Sahura kadar yemek yemek, sağlıklı atıştırmalıklar dahi olsa sindirim süresini uzatacaktır. Sindirimi gerçekleştiren organların, iftar sofrasında yenilen besinleri faydalı bir şekilde sindirmesi için birkaç saat bir şeyler yememek sindirime katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yemekten bir süre sonra yapılacak hafif bir yürüyüş, metabolizmayı hızlandırdığı gibi sindirime de katkı sağlayacaktır. Bu süre zarfında vücut, sindirim sürecine başlamış olur ve yemekle alınan enerjiyi kullanmaya başlar. Özellikle yüksek karbonhidrat veya şeker içeren bir öğünden sonra kan şekerinin ani yükselişlerini engellemeye yarayan yürüyüş sadece sindirim sistemini harekete geçirmekle kalmaz; kalp sağlığını korur, uyku kalitesini artırır.

  • OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE RAMAZAN GELENEKLERİ

    Osmanlı İmparatorluğu, derin izler bırakan kültürel zenginliğiyle pek çok geleneği ve değeri günümüze yansıtmaya devam ediyor. Ramazan ayının başladığı bu günlerde, nesilden nesile aktarılarak toplumsal birliği ve dayanışmayı pekiştiren; aynı zamanda kültürel mirasın korunmasına da katkı sağlayan, kök salmış ve hâlâ önemli bir yere sahip olan Ramazan geleneklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cami Minarelerinde Mahyalar ” title_font_size=”13″]

    Camilerde kandil yakma geleneği İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren varlığını sürdürse de minarelerde kandil yakılması yalnızca Osmanlı’ya has bir gelenektir. Ayet, hadis veya gül, ay gibi motifleriyle şehri aydınlatan mahyalar, 16. yüzyıldan itibaren verdiği güzel mesajlarla insanları iyiliğe ve doğruluğa çağırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar ve Sahur Şenlikleri ” title_font_size=”13″]

    Kurulan Ramazan çadırlarında toplanan halk, akşam ezanıyla birlikte patlatılan iftar topu ile çadırda dağıtılan iftariyeliklerle dua edip iftarını açar. Tüm gün tutulan orucun ardından afiyetle yenilen yemekler, kılınan teravih namazlarından sonraki mütevazı şenlikler, mahalle ahalisinin hoş sohbetleri sahura kadar devam eder. Osmanlı döneminden bu yana iftardan sonra sahur vaktine kadar Karagöz ve Hacivat gibi geleneksel kukla oyunlarımız hem çocukların hem yetişkinlerin keyifli vakit geçirmesi için meydanlarda sahnelenir. Ramazan’ın birlik ve beraberlik duygusu içinde çocuklar sokaklarda oyunlar oynar, yetişkinler ise ibadetlerini edip manilerle ve fasıllarla Ramazan ruhunu yaşarlar. Sahur vaktinde oruca niyetlenenler Osmanlı’dan beri İstanbul’da Feshane ve Sultanahmet civarında toplu sahur masalarında buluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftarın Habercisi Ramazan Topları ” title_font_size=”13″]

    Bütün gün nefse hâkim olduktan sonra iftar zamanı geldiğinde orucu açmak için sabırsızlıkla beklenen ezan ve top atışları Osmanlı’dan bu yana süregelen geleneklerimizden biri. Şehrin güvenli bir noktasından, bir ay boyunca, akşam ezanı zamanında, iftar vaktinin geldiğini duyurmak için atılan iftar topu, cep telefonları yokken son derece önemliydi ve sesini duyurabildiği tüm evlerin iftar habercisiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zimem Defteri ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da Ramazan’da hâli vakti yerinde olanlar hiç tanımadıkları yerlerdeki bakkal, kasap, manav vb. dükkânlara giderek veresiye defterindeki alacaklıların borcunu öderdi. Zimem defteri denilen bu gelenek, adını o dönemdeki alacak-verecek defterinden alır. Yardım edilen kişinin mahcup edilmemesi ve “sağ elin verdiğini sol el bilmemeli” öğüdüyle yapılırdı. “Zimem defteriniz var mı?” diye soran kişi kendi imkânı ölçüsünde defterdeki yapraklardan bir kısmını veya defterin tamamını satın alarak bu kişilerin borcunu öderdi. Ne ödeyen kimin borcunu ödediğini ne de borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi. Bakkalın uygun bulunan bir yerine yazı asılır, mahallenin borçlarının silindiği haber verilir, kimse de utandırılmazdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Pidesi ” title_font_size=”13″]

    Damak tadına göre yemek menüsü değişse de iftarın vazgeçilmez lezzeti olan Ramazan pidesi, tüm ay boyunca uzun kuyruklar pahasına sofralardaki yerini alır. İftar zamanı yaklaştıkça sokağı saran enfes kokusuyla Ramazan ayının en hatırda kalan sembolü olan pideler Osmanlı’dan bu yana sadece bu aylara özel olarak pişirilir. Ramazan aylarında Sultan’ın isteğiyle pişirilen ve halkla paylaşılan pidelerin yapımı normal ekmeğe göre daha zahmetlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diş Kirası ” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminde iftar saati kapıyı kim çalarsa geri çevrilmezdi. Büyük konaklarda hem zenginler hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulur, iftarın ardından ev sahibi yemeğe gelen misafirlerine diş kirası ismi altında hediyeler sunardı. Hâli vakti yerinde aileler görece yoksul ve yardıma muhtaç aileleri evlerine özellikle iftara davet eder; çocuklara altın ve gümüş akçeler verilirdi. Mütevazı keselerde yerleştirdikleri hediyeleri gösterişsizce misafirlerine ikram etmek usuldendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekne Orucu ” title_font_size=”13″]

    Küçük çocukları İslam dininin şartlarından olan “oruç tutmaya” alıştırmak için tekne orucu tutmaları sağlanırdı. Öğle vaktine kadar yarım günlük bir oruçla iradelerini sınayan çocukların azimlerini ödüllendirmek için küçük hediyeler vermek de adettendi. Böylece çocukların dini kaidelere ve geleneğe yabancı kalmamaları, ayrıca Ramazan’ın önemini anlamaları sağlanırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ramazan Alışverişi ve Temizliği ” title_font_size=”13″]

    Ramazan ayında ev halkını tatlı bir telaşe alır, evin hem Ramazan hem de bayram boyunca tertemiz olmasına dikkat edilir. Özel günlerde kullanılan tabaklar, bardaklar, çatal ve kaşıklar ortaya çıkarılır. Mütevazı Ramazan sofralarında besleyici yemek ve ikramlar için semt pazarından alışveriş yapılır; börekler, sarmalar ve yöresel yemekler hazırlanarak aynı masada ortak değerleri paylaşmanın keyfine varılır.

  • 11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    11 Maddeyle 11 Ayın Sultanı Ramazan

    İstisnasız her yıl hayatın akışını değiştiren aydır ramazan… “11 ayın sultanı” deyiminin hakkını veren birçok güzellikle girer hayatlara ve “Hoş geldin!” sevinciyle karşılanır. Biz de kalplerimizde yer eden sevimli detaylarla karşılıyoruz bu güzel ayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pide Kuyruğu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan boyunca fırına sürülen çörek otlu pideler dükkânların önünde uzun kuyruklara neden olur. Pidelerin sadece kokusu bile 7’den 70’e herkes için beklemeye değerdir ve akşam ezanı yaklaşırken yolu en çok gözlenenler o pideleri getirecek kişilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bugün İftar Kaçta?” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar ve sahur vakitlerini gün gün, dakika dakika belirten “imsakiye”ler de ramazan ayına özgüdür. Evde, iş yerinde, okulda, sosyal medyada “İftar bugün kaçta?” sorusunu bir imsakiyeye bakarak cevaplandırmak tarif edilemeyecek tatta bir faaliyettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytin ve Hurma İle Oruç Açmak” title_font_size=”13″]
    ramazan

    İftar vaktine yaklaşan saatlerde sokaklarda bir koşuşturma, yoğun bir trafik yaşanır ki bazen bu yüzden iftar sofrasına zamanında yetişmek mümkün olmaz. Böyle durumlarda bir zeytin ya da bir hurmayla oruç açmanın ve evde bekleyen sofranın düşüncesiyle teselli bulmanın keyfini ancak yaşayanlar bilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar Topu” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Gümbür gümbür patladı mı yerden zıplatan iftar topu ramazan boyunca hevesle beklenen bir sesti. Top patlayınca sessizliğe bürünen hava çatal-kaşık sesiyle şenlenirdi. Bu uygulama kimi yerlerde devam ediyorsa da tutulan oruçlar artık daha çok minarelerden yayılan ezan sesiyle açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İftar” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Özen gösterilmiş iftar sofraları dünden bugüne değişmeyen bir gelenek, ramazan ayının alametifarikalarıdır. Ve bu leziz sofralar aileyle, dostlarla hatta yabancılarla paylaşıldığında daha çok anlam kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahya” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının geleneklerinden biri de eskiden yağ dolu kandillerle günümüzdeyse elektrikli ampullerle yazılan mahyalardır. Büyük camilerin minarelerinin arasında güzel sözler ay boyunca salınarak geceyi aydınlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllaç” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının resmi tatlısı güllaç narlı, fıstıklı, cevizli, meyveli nasıl yapılırsa yapılsın sevilir. Hepimiz en iyi güllacı kendi annemizin yaptığından emin olsak da ramazan boyunca restoran ve pastanelerde bu hafif tatlıyla karşılaşmak ayrıca mutlu olma sebebidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karagöz ile Hacivat” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Geleneksel seyirlik oyunlarımızdan Karagöz ile Hacivat’ın ramazan akşamlarını nasıl da şenlendirdiğini hatırlıyor musunuz? Televizyon ekranında ya da çarşılarda izlediğimiz perdelerde Hacivat Karagözü’ü sahneye şöyle çağırırdı: “Yar bana bir eğlenceee, aman bana bir eğlence!” Karagöz’den de şöyle cevap gelirdi: “Geliyor kafana düdüklü tencere!” Bu eğlenceli gösteri günümüz ramazanlarında da (nadiren de olsa) yaşatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davul” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Eskiden insanları uyandırmak için sadece davulun tokmağını değil manileri de kullanırmış davulcular… Şimdilerde sayıları azalmış olsa da sahur yaklaşırken güne hazırlıksız başlamayalım diye sokak sokak, ayın sonlarına doğru bahşiş için ev ev dolaşırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şerbet” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Ramazan ayının olmazsa olmazlarından biri de iftar yemeklerinin hazmını kolaylaştırırken ağzımızı tatlandıran şerbetlerdir. Menekşelisinden vişnelisine, safranlısından güllüsüne, meyve ve baharat aromalı bir serinlik sunan şerbetler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahur” title_font_size=”13″]
    ramazan

    Sahurda hafif yiyeceğinize dair kendi kendinize söz verseniz de iftardan arta kalan lezzetli yemekleri geri çevirmenin oldukça zor olduğu bilinen bir gerçektir ama kişiye tüm gün enerji verecek yakıt olduğu için de elbette çok önemlidir.