Etiket: icat

  • TARİHİ ŞEKİLLENDİREN BÜYÜK BULUŞLAR

    Tarih boyunca bazı icatlar nasıl oldu da yaşam biçimlerini ve düşünce sistemlerini kökten değiştirdi? Keşifler ve icatlar, zaman içinde toplumların yönünü değiştiren en etkili güçler olmuştur. Bir çarkın dönmesi ulaşımı hızlandırmış, bir baskı makinesi bilginin yayılmasını kolaylaştırmıştır. Bu önemli buluşların etkilerini yazımızda detaylarıyla inceliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekerlek” title_font_size=”13″]

    Dünya tarihini değiştiren en eski icatlardan biri tekerlektir. İlk olarak MÖ 4000 civarında Mezopotamya’da ortaya çıktığı ve daha sonra Avrupa’ya yayıldığı düşünülse de bir diğer teoriye göre tekerlek, MÖ 3800 civarında Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında icat edilmiştir. Medeniyetin gelişiminde kritik bir rol oynayan tekerlek, ulaşımı hızlandırarak daha kolay iletişim kurulmasına imkân tanımıştır. Kervanların, at arabalarının ve savaş arabalarının gelişmesi; farklı toplumlar arasındaki ticareti ve kültürel etkileşimi artırmış, böylece medeniyetimizin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matbaa” title_font_size=”13″]

    Matbaa, ilk kez Çin’de ahşap kalıplarla yapılan baskı yöntemiyle ortaya çıkmış, zamanla ayrı harflerle baskı tekniğine geçilmiştir. Kesin olmamakla birlikte, bu yöntemin MS 6. veya 7. yüzyılda kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir. Ancak asıl büyük devrim, 15. yüzyılda Alman mucit Johannes Gutenberg’in geliştirdiği hareketli metal harfli matbaayla gerçekleşmiştir. Bu buluş, iletişim kurma ve bilgi paylaşma biçimimizde köklü bir dönüşüm başlatmıştır. Kitapların daha hızlı ve daha düşük maliyetle üretilmesi, yalnızca aristokratların ve varlıklı kesimlerin değil, toplumun geniş bir bölümünün de okuryazarlığa erişmesini mümkün kılmıştır. Eğitimde büyük bir gelişme yaşanmış, okuma-yazma oranları hızla yükselmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buhar Makinesi” title_font_size=”13″]

    MS 1. yüzyılda İskenderiyeli Heron tarafından teorik olarak geliştirilen ve “Aerolipie” adını verdiği pilot ölçekli buhar makinesi, tarihte bilinen ilk örnek kabul edilir. Mekanik ve pnömatik (havayı sıkıştırarak itme gücü elde etme) alanındaki çalışmalarıyla tanınan Heron’un bu öncü icadı, yaklaşık 1700 yıl sonra İskoç mucit James Watt’ın 1763’te geliştirdiği buhar makinesine ilham olmuştur. Watt’ın tasarımı, 18. yüzyılda Sanayi Devrimi’nin kapılarını aralayarak modern ekonominin temellerini atmıştır. Böylece fabrikalarda hem iş gücü hem de hayvan gücüne olan ihtiyaç azalmış, makineler üretimi daha hızlı ve etkili bir şekilde yürütmeye başlamıştır. Özellikle tekstil ve madencilik sektörlerinde üretim kapasitesi katlanarak artmıştır. Aynı zamanda tren ve gemi gibi ulaşım teknolojilerinin gelişmesine öncülük eden buhar makinesi, kırsaldan şehirlere göçü hızlandırmış, şehirleşmeyi artırmış ve yeni toplumsal dinamiklerin doğmasına zemin hazırlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elektrik” title_font_size=”13″]

    Sanayi Devrimi’nin ikinci aşamasında buhar gücünün yerini alarak üretim süreçlerini köklü biçimde dönüştüren elektrik, makinelerin daha verimli ve sessiz çalışmasını sağlamış, fabrikaların daha küçük alanlarda kurulmasına imkân tanımış ve üretim hacmini önemli ölçüde artırmıştır. Şehirlerin mimarisini ve yaşam tarzını değiştiren elektrik, aynı zamanda güvenliği güçlendirmiştir. Elektrikli ev aletleri gündelik hayatı kolaylaştırarak zaman kazandırmış; televizyon, radyo ve internet gibi iletişim araçlarının gelişimine öncülük etmiştir. Günümüzde bilişim teknolojileri, endüstriyel üretim, sağlık hizmetleri ve enerji altyapıları başta olmak üzere pek çok kritik sektör elektrik enerjisiyle ayakta durmaktadır. Elektrik olmadan küresel tedarik zincirleri, bankacılık sistemleri ve dijital ekonomi sürdürülemez hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antibiyotik ile Penisilin” title_font_size=”13″]

    1928’de İskoç bakteriyolog Alexander Fleming’in laboratuvarında tesadüfen “Penicillium notatum” küfünün bakteriyel büyümeyi engellediğini keşfetmesi, antibiyotiklerin temelini atarak tıp alanını kökten değiştirmiştir. Bu buluş, bakteriyel enfeksiyonların tedavisini mümkün kılmış ve sayısız hayatın kurtarılmasına öncülük etmiştir. Antibiyotiklerin keşfinden önce enfeksiyonlar çoğu zaman ölümcül seyreder ya da etkili bir tedavi yöntemi bulunmazdı. Penisilin gibi antibiyotiklerin kullanıma girmesiyle birlikte tüberküloz ve zatürre gibi hastalıklar ölümcül olmaktan çıkmış, ameliyatlar ve organ nakilleri çok daha güvenli hâle gelmiştir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıflayan kanser hastalarının korunmasında da hayati önem taşımış, böylece ortalama yaşam süresinin uzamasına önemli katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnternet” title_font_size=”13″]

    Modern çağın en etkili buluşlarından biri olan internetin temelleri, 1960’lı yıllarda ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen ARPANET projesiyle atıldı. Soğuk Savaş Dönemi’nin askerî endişeleriyle başlayan bu proje, nükleer saldırı gibi durumlarda bile iletişimin sürdürülebilmesi amacıyla tasarlanmıştı. 29 Ekim 1969’da ARPANET üzerinden ilk mesaj gönderildi. Mesaj sadece iki harften oluşan “LO” idi; aslında “LOGIN” yazılması planlanıyordu ancak sistem çöktü. Bu basit başlangıç, tarihin en büyük dönüşümünün fitilini ateşledi. 1980’lerde sadece askerî ve akademik çevrelerde kullanılan internet, 1989 yılında İngiliz bilgisayar mühendisi Tim Berners-Lee’nin “World Wide Web”i (WWW) geliştirmesiyle herkesin erişimine açıldı ve dünyamız daha önce hiç olmadığı kadar “küçük” bir yer hâline geldi.

  • FOTOKOPİ MAKİNESİNİN İCADI

    Türkçesi “tıpkıçekim” olan fotokopi hem iş hem eğitim alanında yeni bir dönem başlattı. Bilginin yaygınlaşmasında önemli etkileri olan ve matbaadan sonraki en önemli icatlardan biri kabul edilen fotokopi makinesinin icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1903’te Amerikalı George C. Beidler, modern fotokopi makinesinin atası olarak kabul edilen bir makine icat eder ancak bu cihazın yavaş çalışması ve kopyalama sürecinin uzun olması nedeniyle makine rağbet görmez. İşlevsel ve hızlı fotokopi makinelerinin geliştirilmesi ancak 35 sene sonrasında gerçekleşecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı Chester Floyd Carlson, 1929’da başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan “Büyük Buhran”dan sonra araştırmacı mühendis olarak çalıştığı şirketindeki işini kaybedince patent avukatı olarak başka bir işte çalışmaya başlar. Çalıştığı iş yerinde patent işlemlerini hızlandırmak için bir kopya makinesi icat etmeyi hedefleyen Carlson, Avrupa’daki yeni bir icadın peşine düşer ve bu konuyla ilgili öncü araştırmalar yapan Pál Selényi’nin makalelerini okur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Budapeşte Üniversitesinde fizik ve matematik eğitimi alan Pál Selényi, ilk çalışmalarından itibaren ışığın doğasını incelemeye odaklanmış bir bilim insanıdır. Albert Einstein’ın çalışmalarından oldukça etkilenen Pál Selényi, ışığın ölçülmesine ilişkin araştırmasının sonucunda kameralardaki aydınlatmanın yoğunluğunu ölçen ve pozlama zamanına göre kalibre edilen bir cihaz geliştirir. Pál Selényi’nin elektrostatik resim aktarma ve kaydetme alanındaki öncü çalışması, onu zerografinin öncüsü yapar. Selenyum üzerine resim kaydeden ilk kişidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pál Selényi’nin icadını kopyalama cihazları için uyarlamaya çalışan Chester Floyd Carlson, kopya edilecek belgenin sabit bir gölgesini dönüştürmek için deneyler yapar ve ulaştığı başarıdan sonra 1938’de “Elektron Fotoğrafçılığı” ismiyle patent başvurusunda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Chester Floyd Carlson, patentini aldığı cihazı için 20 şirketin kapısını çalar ancak sadece “Battelle Memorial Enstitüsü” bu çalışmayla ilgilenir. Üretim haklarını 1947’de “Haloid Corporation” adlı Amerikalı bir şirkete satan Chester Floyd Carlson’ın buluşuna Yunanca “kuru yazmak” anlamına gelen “Xerography” ismi verilir. Patent sahibi şirket, zerografi ilkesiyle çalışan ilk fotokopi makinesini 1959’da “Haloid Xerox 914” ismiyle üretir. Makine beklenenden çok daha fazla talep görür ve şirkete milyarlarca dolar kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İş dünyasında sağladığı kolaylıkların yanı sıra bilimsel ve kültürel alandaki yayınların ve araştırmaların 1990’lı yıllara kadarki en yaygın aracı olan fotokopi makineleri bilgisayar ve internet teknolojisinin gelişmesiyle eski önemine sahip olmasa da yarım asırdan fazla bir süredir hayatımızda varlığını korumaya devam ediyor.

  • ASANSÖRÜN İCAT SERÜVENİ

    Tarih boyunca, yük ve insan taşımak için çeşitli mekanizmalar geliştirilmiştir. Antik uygarlıklardan günümüze kadar uzanan bu süreçte, asansörler teknolojik ilerlemenin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. İlk olarak basit kasnak ve halat sistemleriyle kurulan asansörlerin yerini, Sanayi Devrimi ile modern hidrolik ve elektrikli asansörler almıştır. Modern şehirlerde yüksek katlı yapıların inşasını mümkün kılan asansörler, günümüzde akıllı binaların ayrılmaz bir parçası hâline gelerek hız, güvenlik ve konfor açısından büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Peki, asansörün geçmişi nasıl şekillendi ve günümüze nasıl ulaştı? Tüm detayları yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Antik Yunan ve Roma Dönemi’nde, halat ve kasnak sistemiyle çalışan ilkel kaldırma mekanizmaları kullanılmıştır. Antik Yunan matematikçisi Arşimet, insan gücüyle çalışan bir halat ve kasnak düzeneği geliştirerek sarayların ve büyük yapıların inşasında kullanılabilecek asansör benzeri bir mekanizma geliştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ’da, manastırlarda yük taşımak için kullanılan ilkel halatlı asansörler bulunmaktaydı. Bu sistemler genellikle insan veya hayvan gücüyle çalışıyordu. Örneğin, Yunanistan’daki Meteora Manastırları, malzemeleri yukarı taşımak için halatlar ve makaralardan oluşan bir mekanizma kullanıyordu. Daha sonraki yıllarda, Fransa Kralı XV. Louis için 1743 yılında Versay Sarayı’nda “uçan sandalye” adı verilen özel bir sistem geliştirildi. Bu ilkel asansör, ağırlık dengeleriyle hareket ediyor ve insan gücüyle çalışıyordu. Ancak yalnızca kralın özel kullanımı için tasarlanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanayi Devrimi ile birlikte, mekanik gelişmeler ve buhar gücünün endüstriyel kullanımının yaygınlaşması sayesinde 18. yüzyılda yük taşımak için buhar gücüyle çalışan daha gelişmiş asansörler ortaya çıktı. Buharla çalışan ilk asansörler, 1754 yılında ABD’de Hudson Nehri’nden buz kalıplarını çıkarmak amacıyla kullanıldı. Ancak bu asansörler, halatların kopma riski nedeniyle insan taşımak için kullanılmıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Asansörlerin güvenli ve insan taşımaya uygun hâle gelmesi, ancak 19. yüzyılın ortalarında mümkün oldu. Amerikalı mucit Elisha Graves Otis, geliştirdiği güvenlik frenini New York Dünya Fuarı’nda tanıttı ve bu güvenlik freni, halat kopması durumunda kabinin düşmesini engelleyerek, asansörlerin daha geniş bir kullanım alanına yayılmasını sağladı. Otis, fuarda kendisini izleyen kalabalığın önünde yüksek bir platforma çıkarak cesur bir gösteri yaptı. Platformu destekleyen halatın kesilmesini isteyerek sistemin güvenilirliğini kanıtlamak istedi. Asistanı halatı kestikten sonra güvenlik freni devreye girdiği için platform düşmek yerine sabit kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Otis, geliştirdiği güvenlik freni sayesinde asansörlerin artık güvenli bir şekilde kullanılabileceğini tüm dünyaya kanıtladı. Bu yenilik, modern asansörlerin yaygınlaşmasının önünü açtı. 1857 yılında, New York’un Broadway semtinde bulunan beş katlı bir binaya Otis’in buhar türbini ile çalışan asansör sistemi takıldı. Bu asansör, bir dakikada beş kat çıkabiliyordu ve dönemin teknolojisi için büyük bir ilerlemeydi. 1873 yılına gelindiğinde, 2.000’den fazla Otis asansörü ofis binalarında, otellerde, apartmanlarda ve büyük mağazalarda kullanılmaya başlanmıştı. Böylece asansörler, modern şehirleşmenin ve yüksek katlı yapıların vazgeçilmez bir unsuru hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Otis’in çalışmalarının ardından, Alman mucit Werner von Siemens elektrikli asansörün geliştirilmesinde önemli bir rol oynadı. 1880’li yıllarda Siemens, ilk elektrikli asansörleri kullanıma sundu. Buhar gücü yerine elektrik motoru ile çalışan bu asansörler, daha güvenli ve hızlı bir sistemin ortaya çıkmasını sağladı. Bu yeni teknoloji sayesinde asansörler daha geniş bir kullanım alanına yayıldı ve şehirlerde yüksek binaların inşası mümkün hâle geldi. Öncekilere kıyasla daha hızlı ve daha yükseğe çıkabilen bu asansörler, 1895 yılında İngiliz mucitler Frost ve Strutt tarafından geliştirilen “karşı ağırlık” sistemi ile daha verimli hâle getirildi. Bu yenilik, enerji tüketimini azaltarak daha fazla yük taşımayı mümkün kıldı ve günümüz asansör sistemlerinin temelini oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk, Avrupa’nın ise ikinci elektrikle çalışan asansörü, İstanbul Beyoğlu’ndaki Pera Palace Hotel’de bulunmaktadır. O dönemde oldukça yenilikçi bir tasarıma sahip olan bu asansör, beş kişilik kapasiteye ve 400 kg taşıma ağırlığına sahiptir. Günümüzde hâlâ çalışır durumda olan bu tarihî asansör, Pera Palace Hoteli’nin nostaljik atmosferinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Yapıldığı tarihten bu yana Otis firması tarafından üç kez modernizasyon işlemi görmesine rağmen, orijinalliğini büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Bu sayede, geçmişin zarafetini ve mühendisliğini günümüze taşıyan nadir örneklerden biri olarak varlığını sürdürmektedir.

  • 8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    Bir çivi! Evet, sadece bir çivinin icadı insanlık tarihinin seyrini değiştirmeye yetmiştir. İnsanlığın medeniyet hikâyesi, icatlarıyla adeta taş üstüne taş koyan insanlar tarafından yazılmıştır desek yanılmış olmayız. Bu listemizde, dünya tarihinde büyük yeri olan 8 icatla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çin’de Ts’ai Lun isimli bir saray görevlisi… MS 2. yüzyılda bugünkü kâğıt hamurunu elde etme şekline en yakın buluşu gerçekleştiren kişi olduğu tahmin ediliyor. Hatta saray tarafından ödüllendirilip zengin edildiği de elde edilen bilgiler arasında… Yaklaşık 500 yıl Çin’in kullandığı yöntem Talas Savaşı ile Orta Asya’ya oradan da İran’a geçmiş. İlk kâğıt üretim merkezi Semerkant’ta kurulmuş. Avrupa ise Araplar’ın Endülüs’teki varlıkları sayesinde ancak 12. yüzyılda kâğıtla tanışabilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir kısmımızın adını ilk kez duymuş olabileceği transistör olmasaydı elektronik cihazların birçoğu olmazdı. Elektronik devre elemanlarından olan transistör çok yakın bir tarihte, 1947 yılında bir telefon şirketinin araştırma laboratuvarında üç kişilik bir ekip tarafından icat edildi ve bu buluşları onlara 1956 yılında Nobel Ödülü’nü getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En ilkel haliyle MS 100 yılında Çinliler tarafından icat edilen pusula Avrupa’da 1000’li yıllardan sonra konuşulmaya başlandı. 13. yüzyılda Fransız bilim adamı Pierre de Maricourt ise pusulayı geliştiren kişi oldu. Daha eskiden yön bulma konusunda nadir araçlardan biri olan pusulanın kullanım alanlarına göre çok sayıda çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneş saati sözlükte şöyle ifade ediliyor: “Bir düzlem ortasına dikilmiş bir çubuğun gölgesine bakıp saat başları çizilerek yapılmış aygıt.” Güneşin konumuna göre zamanı ölçen bu alet ilk olarak Mısırlılar tarafından kullanılmış. Tarihi MÖ 1000’lere dayandırılıyor. Daha sonra Eski Yunan’da kullanıldığı bilinmekte. Bugün ülkemizde Topkapı Sarayı, Kandilli Rasathanesi, Ayasofya ve bazı camilerde güneş saati bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başta görme işlevimiz olmak üzere, hayatımızı kolaylaştıran ve ilerleten buluşlardan biri olan lens, diğer adıyla mercek, Latince’de mercimek anlamına gelen “lentil” kelimesinden geliyor. İnsanlık tarihinde ilk kez Asurluların yaşadığı Nimrud’da mercek buluntusuna rastlanmış. O zamanlar bu lensin büyüteç olarak ya da ateş yakmak amacıyla kullanıldığı düşünülmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlk yazı türünün bile çiviyle yapıldığı düşünülürse bu küçük nesnenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Mezopotamya’da bulunan 5000 yıl öncesine ait bir heykelcikte çiviler olduğu ve bu küçük boğa heykelinde bakır ile ahşabı birleştirmek için çiviler kullanıldığı görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Matematikteki dört temel işlemi yapabilmek için kullanılan abaküs hesap makinaları ve bilgisayarların atası kabul edilir. Çocukluğumuzun ilk eğitim araçlarından olan aletin icadında Mezopotamyalıların ve Çinlilerin öncülük ettiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Toplumlar tarafından farklı türleri geliştirilen takvimin ilki, iki dolunay arasında geçen 29,5 günlük dizgiyi baz alan Babil takvimidir. Bu takvimle birlikte 354 günlük bir döngüyü izleyen Ay yılı ortaya çıkmıştır. Güneş takvimini eski çağlarda Mısırlılar icat etmiş, bugün kullandığımız tarzda modern takvimler ise 8. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştı.

  • PERİSKOP, KULLANIM ALANLARI VE İCAT SERÜVENİ

    Periskop, askerî deniz ve kara araçlarının belirli mesafelerden hedefi görmesini ve yön bulmasını sağlayan optik bir alettir. Özellikle nükleer araştırmalar gibi tehlikeli olan bölgelerde güvenli alan oluşturarak gözlem yapılmasını sağlayan periskopun en yaygın kullanıldığı alan denizaltı gemileridir. Denizaltıların derin denizlerde gözü olan periskop, bir denizaltının sualtındayken su üstü gemisi gibi seyir yapmasını sağlar. Periskopun icat tarihi ve çalışma prensibi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1854’te Fransız kimyager Hippolyte Marié-Davy, dikey bir tüpün her iki ucunda 45 derece açıyla sabitlenmiş iki küçük ayna takarak periskopu icat eder. Amerikalı makine mühendisi Simon Lake tarafından 1902’de daha da geliştirilen periskoplar ilk kez denizaltı gemilerinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar bugünkü modern haline İrlandalı optik tasarımcısı Sir Howard Grubb’un çalışmalarıyla ulaşır. Denizaltı gemilerinin suyun altında seyir halindeyken yaşadığı görüş sorunları mürettebatın dışarıda ne olduğunu görmesine engel olduğu için denizaltının su yüzeyinde seyretmesi gerekir. Bu sorun periskoplar sayesinde çözüme kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar, bir tüpün zıt uçlarına yerleştirilen iki yansıtıcı ayna veya prizma sayesinde çalışır. Birinci ayna, hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. Bu gelen ışıklar ikinci aynaya çarpar ve tekrar doksan derece kırılarak yatay yönde göze iletilir. Periskopun bu özelliği teleskoplarda bulunan mercek ile daha da güçlendirilir ve bu sayede hedefi yakınlaştırma ve büyütme özelliği kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk kullanımı I. Dünya Savaşı’nda olan periskopların çalışma prensibi için özetle ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine doğru açıyla yerleştirilmesi diyebiliriz. Önceleri siperlerden gözükmeden hedefin incelenmesi için tasarlanan periskoplar; daha sonra denizaltılara, tanklara, büyük kara ve gemi toplarına monte edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Optik lif boyunca ışık sinyalleri göndererek bilginin bir yerden başka bir yere iletilmesini sağlayan fiber optik teknolojisinin gelişmesiyle daha da işlevsel olan ince çaplı ve uzun periskoplar yapılmıştır. Tanklarda da yaygın olarak kullanılan periskop sayesinde tankları kullanan kişiler koltuğu hareket ettirmeden 360 derecelik görüş alanı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Periskop imalatında en önemli konu, periskop borusunun su ve hava sızdırmamasıdır. Periskop borusu içindeki nemli hava boşaltılarak yerine kuru hava, yani azot gazı doldurulur. Bu şekilde suyun yoğunlaşması önlenerek merceklerde ve prizmalarda buğulanmanın önüne geçilmiş olur.