Etiket: hıdırellez

  • 8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    8 Madde ile Hıdırellez Gelenekleri

    Her yıl 5-6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez, 2017 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştı. Baharın gelişi, doğanın canlanması ile hayatlarına bereket dolmasını uman insanlar, 5 Mayıs akşamından 6 Mayıs sabahına kadar süren Hıdırellez’i çeşitli etkinliklerle geçirirler. Listemizde Anadolu’nun farklı yerlerinde uygulanan birbirinden farklı gelenekleri karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez zamanı Anadolu’da en çok uygulanan geleneklerden biridir, doğanın içinde yürüyüş yaparak bereket ve bolluk dilemek… Zaten özellikle açık, ağaçlık, yeşil alanlarda yapılan Hıdırellez kutlamaları bir bakıma doğayla buluşma ritüelidir. Baharın tazeliğini taşıyan çiçekleri ve otları toplamanın, hatta bunları kaynatarak suyu ile yıkanmanın etkisi ile aynı tazeliğin insan bedenine geçeceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzük, kolye, küpe gibi kişisel eşyaların su dolu bir çömleğe atılması, “Kısmetim açılsın!” diyenlerin rağbet ettiği bir gelenektir. Çömleğin, Hıdırellez gecesi bir gül ağacının altına bırakılması ile devam eden uygulama, ertesi gün maniler eşliğinde eşyaların çıkarılması ile sonlanır. Türkmenlerde “mantıfar” olarak bilinen âdet, Denizli civarında “bahtiyar”, Balıkesir civarında “doğara yüzük atma”, İstanbul civarında “baht açma” diye bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mayasız yoğurt mayalamak! Bu gelenek de Hıdırellez’e özeldir. Kimi yörelerde ılık sütün içine tahta kaşık koyularak mayalama sağlanır, kimi bölgelerde de süte o gün sabah ezanından sonra bitkilerden toplanan çiy taneleri eklenir. Hıdırellez’in bir başka geleneği ise nar patlatmaktır. Yere atılarak patlatılan narın yıl boyu bereket getireceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En çok uygulanan ve bilinen gelenek ise bir gül ağacının altına Hıdırellez akşamı kâğıda yazılı bir dilek bırakmaktır. Ertesi gün gidip dileklerin yazılı olduğu kâğıt alınmalı ve suya atılmalıdır. İnanışa göre kâğıdın suya karışıp gitmesi dileğin gerçekleşeceğine işarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çoğunuzun belki de ilk kez duyacağı ama Anadolu’da pek çok yerde uygulanan bir gelenek de evde yaşayan herkes için toprağa fasulye ve nohut dikmektir. Her bir aile ferdi için yedi fasulye ve yedi nohut dikilir, kötülüklerden koruyacağına inanılan bu geleneğin Hıdırellez akşamı yapılması gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    orman evi

    Çoğu yörede Hıdırellez sabahında yapılan ilk etkinlik pencereleri ve kapıyı sonuna kadar açarak bereketi ve bolluğu eve davet etmektir. Ahırı olan ahırını, ağılı olan ağılını, kimi kilerini, sandığını, kimi yemek dolabını, kesesini, cüzdanını açar ki bereket dolsun içine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yine en bilinen âdetlerden biri ateş üstünden atlamaktır. Hastalıklara ve kötülüklere iyi geldiğine inanılarak yapılagelen bu uygulama Hıdırellez kutlamalarının en eğlenceli ve renkli dakikalarını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Şimdiye kadar listelediğimiz gelenekler yapıldığı takdirde iyilik, güzellik getireceğine inanılan geleneklerdi. Bir de bu günlerde “yapılmaması” gerektiğine inanılan işler var. Örneğin, Hıdırellez’de ev temizliği yapılmaz, çamaşır yıkanmaz, genç kızlara iş yaptırılmaz. Bunlar da o günün herkes için bir nevi bayram tadında geçmesi içindir aslında…

  • Köprüler Kuran Şehir

    Köprüler Kuran Şehir

    Edirne, sadece karşılıklı yakaları değil kültürleri birleştirmek için de köprüler kuran bir şehir. Yunanistan ve Bulgaristan’la sınır olan ilimiz, kapalı çarşıları, festivalleri, doğası, camileri, kiliseleri, sinagoglarıyla dünyanın neresinde olursanız olun gidip görün diyebileceğimiz bir renkliliğe sahip. Aralarından öne çıkanlar sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meriç Köprüsü, Bulgaristan’da doğarak Edirne’den ülkemize giren ve Yunanistan’la sınırımızın bir kısmını oluşturan Meriç Nehri üzerinde bulunuyor. 1847 yılında yapılan ve 263 metre uzunluğundaki köprü şehrin önemli yapılarından biri… Bu arada Meriç ve Tuna Nehirleri Edirne için “sular şehri” denilmesinin en büyük iki nedeni…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan, Osmanlı padişahlarından II. Selim adına yaptığı Selimiye Camii için “ustalık eserim” demiş. Şehrin birçok yerinden görülebilen kubbesi ve minareleriyle, iç süslemelerindeki olağanüstü detaylarla göz kamaştıran bu tarihi yapı da Edirne sınırları içinde… Yedi yıllık bir çalışmayla 1575 yılında ibadete açılan cami 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescillendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Edirne’nin Merkez ilçesiyle birlikte dokuz ilçesi bulunuyor ve her ilçe farklı güzelliklerin ev sahipliğini yapıyor. Enez ve Keşan ilçeleri sahilleriyle, Merkez ilçesi Karaağaç gibi otantik köyleriyle, Uzunköprü dünyanın en uzun taş köprüsüyle, Lalapaşa ya da Süloğlu seyrine doyum olmayan binlerce dönüm ayçiçeği tarlalarıyla turistlerce ilgi görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın üçüncü büyük sinagogu da Edirne’de bulunuyor. Temelleri 1492’ye kadar giden, 20. yüzyılın başındaki yangınla harap olup Sultan Abdülhamit’in isteğiyle yeniden inşa edilen sinagog, 1983 sonrası atıl kalmış 2015 yılında tekrar ibadete açılmıştı. Fransız mimar France Depré tarafından projelendirilen yapı Edirne’nin Merkez ilçesinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Davulu zurnası, pehlivanı ağası, peşrevi cazgırı, kıspeti zembili, altın kemeri ve duasıyla Kırkpınar Yağlı Güreşleri geçmişten geleceğe taşınan kültürel bir değerimizdir. Hem bu sporun meraklıları hem de festival havası solumak isteyen çok sayıda insan, her yıl haziran sonu temmuz başında düzenlenen etkinlikler için Edirne’ye akın ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez, her sene mayıs ayının 5’ini 6’sına bağlayan zaman diliminde kutlanan mevsimsel şölenlerden biridir. Bahar aylarına çoktan girilmiş olsa da bu tarih Anadolu ve Orta Doğu’da doğanın uyanışı olarak kabul edilir. Romanların kutladığı Kakava Şenlikleri de yine mayıs ayına denk gelir. Ve bu iki şenlik yüzlerce kişinin katılımıyla en güzel ve coşkulu biçimde Edirne’de kutlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Edirne, özellikle 15. 16. ve 17. yüzyıllarda ürettiği el sanatı eserleriyle Osmanlı’nın önde gelen merkezlerindendi, öyle ki kendi adıyla anılan bir sanat tekniğine bile sahipti: Edirnekâri. Oyma, kakma, boyama işçiliğiyle üretilen birbirinden güzel ağaç materyaller, geometrik desenlerle bezeli çiniler, natüralist desenlerin süslediği kitap ciltleri… Bu eserlerin en güzel örneklerini Edirne Müzesinde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yaprak şeklinde doğranmış tava ciğeri, dolmayı andıran ciğer sarması, kadınbudu köftesi, elbasan tavasıyla ünlü Edirne mutfağı, böreği, mantısı, köfte çeşitleriyle Trakya kültüründen de izler barındırır. Kavala kurabiyesi ise Edirne’den ülkemizin her köşesine gitmiş bademli, pudra şekerli en hafif ve güzel tatlı çeşididir.

  • Türkiye’nin Kuzeybatı Ucundaki Rengârenk Trakya Kültürü

    Türkiye’nin Kuzeybatı Ucundaki Rengârenk Trakya Kültürü

    “Trakya kültürü” dediğimizde anlaşılan ile “Trakya coğrafyası”nın farklı olgular olduğunu biliyor muydunuz? Coğrafya olarak Türkiye Trakyası (ki Bulgaristan ve Yunanistan Trakyası da bulunmakta) içine Çanakkale’yi de alan Avrupa Kıtası’ndaki ülkemiz topraklarına deniyor. Fakat biz listemizde Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’ı kapsayan Trakya kültüründen bahsedeceğiz. Şivesinden, eğlencesinden, yemeğinden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    tekirdağ

    Şöyle bir örnek verelim: “ayır ayır, iç söylediğin işleri alletmez olur muyum asan abi!” Alfabedeki “H” harfinin samimiyetle yutulmasıyla oluşur Trakya şivesi. Samimiyet ve kalenderlikle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Biz “dabruka” diyelim, zihninize 9/8’lik melodi geliversin. Ülkenin batısına ait bu ritme en doğu ucunda yaşayanımız bile hâkimdir. 9/8’lik başlamasın yeter ki… Dum trak dum dum trak… Dum trak dum dum trak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    festival

    Kadim Anadolu’nun mevsimlik bayramı Hıdırellez hayatta bir kere olsun Trakya’da kutlanmalı… Mayıs ayının 5 ve 6’sında Kırklareli’nde, Edirne’de ateş etrafında en renkli, en eğlenceli günler yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her yıl haziran sonu temmuz başına denk gelen günlerde pehlivanlar Edirne’deki Kırkpınar meydanına çıkar ve izlemeye gelenleri tek tek selamlarlar… Artık kim kimi yenerse…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    mimar sinan

    Önemli yapıların adresidir Trakya… Büyük mabetlerin özellikle… Edirne’de ülkenin en büyük sinagogu vardır mesela ve Koca Sinan’ın Selimiyesi… Kırklareli’nde Üsküp Kilisesi, Edirne’de Sveti Georgi Bulgar Kilisesi, Eski Camii, Meriç Köprüsü ve daha neler neler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ayçiçekleri Trakya bölgesine girdiğinizde sizi karşılayacak sarışın kültürel elçilerdir. Trakya panoraması ayçiçek ve buğday tarlalarından, alçak tepelerden ve geniş arazilerden müteşekkildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Trakya mutfağında Tekirdağ köftesi her zaman ilk üçtedir. Osmanlı mutfağından yadigâr elbasan tavayla, yine tavada kendini bulan yaprak yaprak doğranmış Edirne ciğeri de Trakya’nın diğer gözde yemekleridir.

  • TABİAT UYANIYOR: HIDIRELLEZ VAKTİ GELDİ!

    Gül fidanına dilek dilemekten, ateşten atlamaya onlarca ritüeli içinde barındıran baharın gelişi olarak da tanımlayabileceğimiz Hıdırellez vakti nihayet geldi! Hıdırellez ya da Hıdrellez, Orta Asya, Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlar’da kutlanan mevsimlik bir bayramdır. Hızır günü olarak adlandırılır. Dünyada zorda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hâkimi olduğu düşünülen İlyas’ın yeryüzünde buluştukları gün olarak bilinir ve her yıl kutlanır. Miladi takvime göre 6 Mayıs, Rumi takvime göre 23 Nisan Hıdırellez günü olarak bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hıdırellez’in tarihi” title_font_size=”13″]

    Hızır ve Hıdırellez ile ilgili birkaç bilgiyle tarihe bir yolculuğa çıkalım. Aslında bu konuda pek çok rivayet bulunur. Bazı kaynaklara göre Hıdırellez Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu kültürüne aittir. Bazı kaynaklarda ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne ait bir olgudur. Hıdırellez Bayramı ve Hızır, tek bir kültüre değil pek çok kültüre hitap eder, evrenseldir demek mümkündür. İlk çağlardan beri baharın gelişiyle birlikte pek çok kutlama yapılır; Hıdırellez de o kutlamalardan biridir. Rivayete göre Hızır, İlyas ve İskender-i Zülkarneyn, “Ab-ı Hayat” yani ölümsüzlük suyunu aramaya çıkmışlar. Bir müddet geçtikten sonra Hızır ve İlyas ölümsüzlük suyunun kaynağına ulaşıp bu suyu içmiş. Ölümsüzlük suyu içtikten sonra Hızır’ın karada, İlyas’ın ise denizde zorda kalanların yardımına koştuğuna inanılır. Her yıl 6 Mayıs’ta, yeşilliğin bol olduğu bir yerde yan yana gelirler. Hatta gül ağacına dilek dileme ritüeli de buradan gelir çünkü inanışa göre Hızır ve İlyas, gül dalının altında bir araya gelir ve sohbet edermiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hızır inancı nedir?” title_font_size=”13″]

    Hızır ya da diğer adıyla Hıdır; “Allah’ın sâlih kulu, büyük hikmete ve mistik bilgiye sahip olan kimse” olarak tasrif edilir ve kendisine ilahi bilgi ve hikmet öğretilmiş kişi olarak bilinir. Özellikle baharda insanların arasında dolaştığına ve zorda kalanlara yardım ettiğine inanılır. Hızır adının ise bir lakaptan ibaret olduğu düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hıdırellez ritüelleri” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez denildiğinde akla ilk gelenlerden biri şüphesiz ritüellerdir. Hıdırellez’in bilinen en yaygın ritüeli ateş üstünden atlamaktır. Nazardan ve hastalıktan korunmak için Hıdırellez günü ateşin üzerinden atlanılır. Hıdırellez ve baharın gelişi, insanı da doğaya sevk eder. Bundan hareketle Hıdırellez zamanı özellikle Anadolu’da doğanın içinde yürüyüş yapılır ve bolluk, bereket dilenir. Baharın tazeliğini taşıyan çiçekler ve otlar toplanır. Hatta inanışa göre bu otları kaynatıp suyu ile yıkanmak bile bir şifalanmadır; bu sayede çiçeklerin o tazeliğinin insan bedenine geçtiği düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hıdırellez günü gül ağacına nasıl dilek dilenir?” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez gecesi Hızır’ın, uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere bereket getirdiğine inanılır.  Yiyecek kaplarının ya da para keselerinin ağzı açık bırakılır. Gül ağacına dilek dilemenin de bir ritüeli vardır. Önce dilekler bir kâğıda resmedilir.  Ardından kırmızı kurdele ile gül ağacına bağlanır ve akşam ezanı vaktinde asılır. Ertesi gün dileklerin yazılı olduğu kâğıt alınır ve suya atılır. İnanışa göre kâğıt suya karışıp giderse, dilek gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yedi fasulye yedi nohut geleneği” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez ritüellerinden bir diğeri de yedi fasulye ve yedi nohut ritüelidir. Özellikle Anadolu’da pek çok yerde uygulanan bir gelenektir. Hıdırellez akşamında evdeki her kişi için yedi fasulye ve yedi nohut dikilir. Kötülüklerden korunmak için yapılan bir ritüeldir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baht açma geleneği” title_font_size=”13″]

    Baht açma geleneğinde devreye yüzük, kolye ve küpeler girer. Tüm bu kişisel eşyalar çömleğin içine konur. Ardından çömlek, gül ağacının altına yerleştirilir. Ertesi gün maniler eşliğinde çömlekten eşyalar çıkarılır. Bu geleneğe baht açma denir ve oldukça yaygındır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hıdırellez günü ne yapmamak gerekir?” title_font_size=”13″]

    Hıdırellez günü yapılmaması gerektiği düşünülen şeyler de vardır. Bazı batıl inançlara göre 5 Mayıs akşamı evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırmamak gerekir. Bunun yanı sıra Hıdırellez günü çamaşır yıkanmamalı, ev temizliği yapılmamalıdır. Hıdırellez günü hiçbir bitkinin yerinden koparılmaması ve her yeşilin dalında kalması da bu güne özel batıl inançlardan birkaçıdır.

  • Baharın Müjdecisi 3 Cemre

    Baharın Müjdecisi 3 Cemre

    Bir çeşit ısıtıcı gücün havaya, suya, toprağa düşerek sıcaklığı yükselttiği inanışı özellikle Anadolu’da çok yaygındı. Sizin de büyüklerinizin “Hele bir cemre düşsün de…” diyerek yaptığı konuşmaları duymuşluğunuz vardır mutlaka… Günümüzde de cemrelerin düştüğüne inanılan tarihler baharın müjdecisi kabul ediliyor. Peki, bu cemreler nereye, ne zaman düşüyor? Dahası cemre ne demek? Gelin listemizdeki 3 maddeyle hem cevapları bulalım hem de havanın, suyun, toprağın uyanışını birlikte kutlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Havaya” title_font_size=”13″]

    Cemrelerin ilkinin 19-20 Şubat tarihlerinde havaya düştüğüne yani ilk önce havanın ısındığına inanılıyor. Fakat meteorolojide durum biraz farklı. Çünkü güneş ışınlarının ilk önce toprağı ısıttığı, buradan yansıyan ışınlarla havanın ısındığı bilinmekte… Geleneksel inanış bilimsel verilere zıt gibi görünse de, bu durum, cemrelerin düşme tarihlerinin Nevruz ve Hıdırellez kutlamaları için temel alınmasını değiştirmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Suya” title_font_size=”13″]

    Geçmişte yaşamış insanlar bir yılı ikiye bölerek, bu bölümleri Kasım günleri ve Hızır günleri şeklinde tanımlamışlar. 179 gün süren Kasım günleri miladi takvime göre 8 Kasım-5 Mayıs arasını kapsıyor. Hızır günleri ise 186 gün sürüyor, yani miladi takvime göre 6 Mayıs-7 Kasım arasını kapsıyor. Ve bu takvimden doğan inanışa göre ikinci cemre, 26-27 Şubat tarihlerinde suya düşüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toprağa” title_font_size=”13″]

    Son, yani üçüncü cemrenin 5-6 Mart tarihlerinde düşerek ısıttığı yer ise toprak oluyor. “Cemre” Arapça kökenli bir kelime ve “kor halindeki ateş” anlamına gelmekte… Siz hiç daha önce “cemreviyye” kelimesini duymuş muydunuz? Osmanlı’da Divan şairlerinin cemre dönemlerinde yazdığı ve genellikle önemli kişilere methiyeler içeren şiirlere denirmiş. Bir cemreviyye örneği olarak 17. yüzyıl şairlerinden Bosnalı Sabit’in kasidesini verebiliriz. Aynı dönem yaşamış Şeyhülislam Paşmakçızade Seyyid Ali Efendi için yazdığı kasidenin bir beyitinde bakın ne diyor Bosnalı Sabit:
    Kalmaz bu feyz-i cemre ile nev-bahâra dek
    Her nahl-i köhne tâze ve her şeyh şâb olur
    “İlkbahara kalmaz cemrenin bu harareti ile her kuru fidan canlanır, her yaşlı gençleşir.”