Etiket: güneş sistemi

  • EN BELİRGİN ÖZELLİKLERİYLE GEZEGENLERİ TANIYALIM

    Güneş sistemi, her biri kendine özgü özellikler taşıyan gezegenlerden oluşur. Kimi büyüklüğüyle kimi sıcaklığıyla kimi de sahip olduğu yapılarla öne çıkar. Bu kısa listede gezegenleri, uzun açıklamalara girmeden, ayırt edici temel özellikleriyle tanıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkür, Güneş’e en yakın gezegen olmasına rağmen en sıcak gezegen değildir ve Güneş etrafında en hızlı tur atan gezegendir. Halkası ve uydusu olmayan Merkür’den bakıldığında Güneş, Dünya’dan görülene kıyasla yaklaşık üç kat daha büyük görünür. İnce atmosferi nedeniyle yüzey sıcaklıkları gündüzleri 430 °C’ye kadar çıkarken geceleri -180 °C’ye kadar düşer; buna karşın kutuplardaki bazı kraterlerde katı hâlde su bulunur. Ayrıca Merkür, Dünya’dan sonra Güneş sistemindeki en yoğun gezegendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Venüs, Güneş’e en yakın ikinci gezegen olup halk arasında “sabah yıldızı” ve “akşam yıldızı” olarak anılır. Güneş sistemindeki en sıcak gezegen olan Venüs’te yüzey sıcaklığı yaklaşık 480 °C’ye ulaşır ve kalın atmosferi nedeniyle gece-gündüz sıcaklık farkı neredeyse yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünya, Güneş sistemindeki beşinci en büyük gezegen olmasına rağmen yüzeyinde sıvı su bulunan tek gezegendir. Ekvator çapı ortalama 12.742 kilometre, ortalama yarıçapı 6.371 kilometre, kütlesi yaklaşık 5,97 × 10²⁴ kilogram ve hacmi yaklaşık 1,08 × 10¹² kilometreküptür. Yaşamın kesin olarak bilindiği tek gök cismi olan Dünya, adını mitolojiden almayan tek gezegen olarak da ayrışır. Yüzeyinin büyük bir kısmı sıvı hâldeki sularla kaplıdır ve %78 azot, %21 oksijen ile %1 diğer gazlardan oluşan atmosferi yaşam için elverişli koşullar sağlar; aynı zamanda küçük ve orta boy gök taşlarına karşı koruyucu bir kalkan görevi görür. Tek bir doğal uydusu bulunan Dünya, buna karşın en fazla yapay uyduya sahip gezegendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Merih” ya da “Kızıl Gezegen” olarak da bilinen Mars, halkası olmayan bir gezegendir. Yüzeyinin kırmızımsı görünümü, demir oksit bakımından zengin kaya ve topraklardan kaynaklanır. Mars’ın çevresinde, Dünya atmosferine benzeyen ancak çok daha ince bir atmosfer bulunur ve bu atmosferin büyük bölümünü karbondioksit oluşturur; oksijen miktarı ise yok denecek kadar azdır. Yüzeyi demir açısından zengin tozlarla kaplıdır. Güneş sisteminin en büyük yanardağı olan, yaklaşık 600 kilometre çapında ve 25 kilometre yüksekliğindeki sönmüş Olimpus Yanardağı (Olympus Mons) Mars’ta yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter’in görünüşündeki en dikkat çekici özellik, kendi etrafında hızla dönen kızıl renkli fırtına bulutlarının oluşturduğu Büyük Kırmızı Leke’dir; bu dev fırtına, Dünya’yı içine alabilecek kadar büyüktür. Güneş’ten sonra Güneş sistemindeki en büyük gök cismi olan Jüpiter, çıplak gözle görülebilir ve kütlesi diğer tüm gezegenlerin toplamının yaklaşık 2,5 katına ulaşır. En güçlü manyetik alana ve en geniş manyetosfere sahip gezegen olan Jüpiter, çok hızlı dönmesiyle de dikkat çeker; kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 10 saatte tamamlarken; Güneş etrafındaki yörüngesini yaklaşık 12 yılda dolaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Satürn, Güneş sisteminin ikinci en büyük gezegeni olup çapı yaklaşık dokuz Dünya genişliğindedir ve kütlesi Dünya’nın yaklaşık 95 katına ulaşır. En belirgin özelliği, yedi ana halkadan oluşan ve Güneş sisteminin en büyük ve en dikkat çekici halka sistemi olarak bilinen yapısıdır. Bilinen en fazla doğal uyduya sahip gezegen olan Satürn’ün onaylanmış uydu sayısı 140’ın üzerindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uranüs, teleskopla keşfedilen ilk gezegendir. Çıplak gözle görülebilen gezegenler arasında Güneş’e en uzak olan Uranüs, Dünya’nın yaklaşık dört katı büyüklüğünde ve 14,5 katı kütlesindedir. Kendi ekseni etrafında ters yönde döner ve Güneş etrafındaki yörüngesinde yaklaşık 90 derece yatık duruşuyla âdeta yuvarlanan bir top gibi hareket eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Neptün, keşfinden önce konumu matematiksel hesaplamalarla belirlenen ilk gezegen olarak bilinir. Güneş sistemindeki en yüksek rüzgâr hızlarına sahip olan Neptün’de atmosferik rüzgârlar saatte 2.000 kilometrenin üzerine çıkarak ses hızını aşabilir. Çıplak gözle görülemeyen tek gezegen olan Neptün, Dünya’ya olan büyük uzaklığı nedeniyle gökyüzünde son derece sönük görünür; açısal çapı Ay’ınkinden yüzlerce kat daha küçüktür.

    Böylelikle sekiz gezegen, farklı özellikleri ve keşif öyküleriyle Güneş sisteminin çeşitliliğini ve düzenini ortaya koyar.

  • Güneş Sistemi ve Gezegenler Hakkında Bilgiler

    Güneş Sistemi ve Gezegenler Hakkında Bilgiler

    İçinde yaşadığımız ev, sokak, cadde, mahalle, ilçe, il, ülke, kıta, Dünya derken lafın sonu akıl sınırlarını zorlayan bir sonsuzluğa uzanıyor. Dünya’mıza da ev sahipliği yapan Güneş Sistemi derlemesiyle bu sonsuzluğa ilk adımımızı atıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    dünya, mars, jüpiter, uranüs

    Güneş Sistemi, en kısa ve öz anlatımla Güneş ve onun çekim gücünün etkisiyle etrafında biriken gök cisimleri topluluğudur. Gezegenler ve uyduları, gök taşları, kuyruklu yıldızlar, asteroitler bu topluluğun birer parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sun

    Sisteme adını veren Güneş ana yıldız olmakla birlikte orta büyüklükte bir yıldızdır. Buna karşılık Güneş Sistemi’nin toplam kütlesinin %99,8’i Güneş’e aittir. Katı bir yüzeye sahip olmayan, Dünya’mıza ısı ve ışık yayan bu gaz topunun yaşının 4,5 milyar yıl olduğu tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    dünya, mars, jüpiter, uranüs

    Gezegen ise bir yıldızın etrafında hareket eden gök cismine deniyor. Güneş’e olan uzaklıklarına göre sıralarsak bunlar Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’dür. Dünya hariç bütün gezegenler adlarını Roma ya da Yunan mitolojilerinden almışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    güneş sistemi, samanyolu, gezegen

    Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni Jüpiter’dir. Satürn kadar belirgin olmasa da Jüpiter’in ve hatta Neptün ile Uranüs’ün de etrafında halkalar bulunur. Bunlara gazlardan oluştuğu için dış gezegenler, Dünya benzeri bir yapıya sahip olan Merkür, Venüs, Dünya ve Mars’a da iç gezegenler denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    en küçük gezegen

    Plüton ismiyle bildiğimiz bir gezegen vardı ve Güneş Sistemi’nde gezegen sayısı sorulduğunda 9 derdik. Güneş’e en yakın gezegen Merkür iken en uzak gezegen Plüton’du. Ama 2005 yılında Plüton bir gezegen değil “cüce gezegen” olarak kabul edildi! Ve dolayısıyla Güneş’e en uzak gezegen de artık Neptün oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    dünya, mars, jüpiter, uranüs

    Hem kendi ekseni etrafında hem de Güneş etrafında dönen gezegenlerin yörüngeleri elips şeklindedir ve dönüş hızları Güneş’e uzaklıkları ile ters orantılıdır. Batıdan doğuya doğru dönen gezegenlerden bazılarının yörüngeleri birbiriyle kesişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneş Sistemi’ni kapsayan Samanyolu ise içinde 200 milyar kadar yıldız barındıran bir gök adadır. Güneş Sistemi bu gök adanın merkezinde değildir, merkeze uzaklığı 30.000 ışık yılıdır. Çok daha etkileyici olanı ise evrende Samanyolu gibi milyarlarca gök ada bulunuyor olması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bugün tüm bu bilgilerden bilim insanları sayesinde haberdarız. Tarihe uzay hakkındaki keşifleriyle adını yazdırmış pek çok insan var ve bunların başında Galileo Galilei geliyor. Astronom, matematikçi, fizikçi, mühendis ve filozof Galileo Güneş Sistemi’ni fiziksel bulgularla açıklayan, Ay yüzeyindeki kraterlerden, Güneş yüzeyindeki lekelerden ilk kez söz eden kişi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    uzay roketi

    Teknolojinin gelişmesiyle Dünya’dan fırlattığımız uzay araçları da bu bilgileri edinmede büyük önemi olan diğer unsurlar… Mavi güzel Dünya’mızın uzaydan nasıl göründüğünü çoktandır biliyoruz. Oysa ilk kez 1959 yılında uzaya gönderilen ABD sondası Explorer 6 ile fotoğrafı çekilmişti. Uzaya ilk gönderilen insan yapımı araç ise “Sputnik 1” isimli Sovyet uydusuydu.

  • DİĞER GEZEGENLERİN DE UYDULARI VAR MI?

    Güneş sistemi, sekiz gezegenden ve bu gezegenlerin etrafında dolanan toplamda iki yüzden fazla doğal uydu, irili ufaklı asteroit, cüce gezegen ve kuyruklu yıldızlardan oluşuyor. Güneş sisteminde sekiz gezegen olsa da Merkür ve Venüs’ün bilinen herhangi bir uydusu bulunmuyor. Uydular da isimlerini tıpkı gezegen isimlerinde olduğu gibi Yunan ve Roma mitolojilerinden alıyor. Başta yaşadığımız Dünya’nın tek uydusu olan Ay olmak üzere, Güneş sistemindeki diğer önemli uyduları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemindeki en büyük beşinci uydu olan Ay, gezegenimiz Dünya’nın da tek uydusudur. Bilim insanları Ay’ın, Mars büyüklüğündeki bir gezegenin Dünya ile çarpışması sonucu oluştuğunu düşünmektedir. Beyaz bir çöle benzeyen Ay’da bilim insanları, 2009’da ilk kez suyun varlığını keşfeder ancak bu suyun iki hidrojen bir oksijen atomundan meydana gelen bildiğimiz su olduğunu 2020’de beyan ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemindeki en büyük gezegen olan Jüpiter’in en yakın uydusu olan İo ile arasında kesintisiz süren bir elektrik akımı etkisi vardır. İo, volkanik olarak çok aktiftir ve sürekli olarak su buharı, lav ve kayaçlar fışkırtır. İo’nun volkanları bazen o kadar güçlüdür ki, Dünya’daki büyük teleskoplarla bile görülebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Jüpiter’in diğer önemli uydusu olan Europa’nın üzerinde derin bir buz tabakasının bulunduğu düşünülmektedir ve bu nedenle bu uydu, bilim insanlarının olası bir yaşamı araştırdığı önemli bir diğer uydudur. Europa’da Dünya’dan iki kat daha fazla suyun olduğu varsayılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan, atmosferi olan ve ayrıca Güneş sisteminde bulunan en büyük ikinci uydudur. Titan’ın atmosferinde yağmur yağmakta ve volkanlar bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Neptün’ün en büyük uydusu olan Triton, Güneş sisteminde bulunan en soğuk uydudur ve üzerinde derin bir buz tabakası bulunmaktadır. Triton ayrıca Güneş sisteminde tüm uydular arasında en yüksek volkanik aktiviteyi gösteren uydudur.

  • BUZ VE TOZUN DANSI: KUYRUKLU YILDIZLAR

    Kuyruklu yıldızlar hem bilimsel açıdan hem de görsel olarak etkileyici ve gizemli cisimlerdir. Güneş Sistemi’nin oluşumundan kalan ilkel materyalleri içerir, bu nedenle bilim insanları için çok değerlidir. Kuyruklu yıldızların hareketleri ve özellikleri, Güneş Sistemi’nin ve evrenin dinamik doğasını anlamamıza yardımcı olur. Yazımızda uzay çalışmaları ile gün yüzüne çıkan kuyruklu yıldızların doğası ve yapısı hakkındaki bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Adlarına rağmen kuyruklu yıldızlar aslında yıldız değildir. Güneş Sistemi’nin küçük cisimleridir. Kuyruklu yıldızlar buz, toz ve kayalardan oluşur. Katı merkezi olan çekirdekleri ise genellikle birkaç kilometre çapındadır ve Güneş’e yaklaştıkça ısınarak gaz ile tozdan oluşan bir koma (bulutsu baş) oluşturur.  Ünlü kuyrukları, çekirdekten uzaklaşan toz ve gaz bulutunun yani komanın bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızların çekirdekleri çoğunlukla su, amonyak, metan gibi donmuş gazlardan ve tozdan oluşur. Güneş’in ısısı, kuyruklu yıldızın çekirdeğindeki buz halindeki bu gazları buharlaştırarak iki tür kuyruk oluşturur: İyon kuyruğu (güneş rüzgarıyla etkileşen iyon yüklü parçacıklardan oluşur) ve toz kuyruğu (çekirdekten çıkan toz parçacıklarından oluşur). Bu kuyruklar her zaman Güneş’ten uzağa doğru uzanır ve genellikle Güneş’in ışığını yansıttığı için de parlak görünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızların yörüngeleri oldukça eliptiktir ve bu nedenle Güneş’e olan uzaklıkları çok değişkendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyutları birkaç metreden kilometrelerce genişliğe kadar değişebilir. C/2014 UN271 (Bernardinelli-Bernstein) kuyruklu yıldızı, yaklaşık 150 kilometre çapıyla şimdiye kadar keşfedilen en büyük kuyruklu yıldızlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızların çoğu, Güneş Sistemi’nin uzak bölgelerinde bulunan iki büyük rezervuardan gelir: Oort Bulutu ve Kuiper Kuşağı. Oort Bulutu, Güneş’ten yaklaşık 50.000 astronomik birim uzaklıkta, sferik bir bulut olarak kabul edilirken, Kuiper Kuşağı, Neptün’ün yörüngesinin ötesinde yer alır. 2I/Borisov, Güneş Sistemi’nin dışından geldiği doğrulanan ilk kuyruklu yıldızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızlar, Dünya’ya çarptıklarında büyük etkilere sebep olabilir. Bazı bilim insanları, Dünya’daki suyun bir kısmının kuyruklu yıldız çarpmalarıyla geldiğini öne sürmektedir. Ayrıca, 60 milyon yıl önce, 15 kilometre genişliğindeki bir asteroidin gezegenimize çarpması, dinozorların yok olmasının sebebi olarak gösteriliyor. Bu büyük çarpışmayla oluşan Chicxulub Krateri, Meksika’daki Yukatan Yarımadası’nda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızlar, genellikle keşfeden kişinin adıyla veya keşfedildikleri yıl ve sıra numarasıyla adlandırılır. Örneğin, 1P/Halley, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın resmi adıdır, burada “1P” birinci periyodik kuyruklu yıldızı ifade eder. Halley ise, bu kuyruklu yıldızı 17. yüzyılın sonlarında keşfeden İngiliz astronom Edmond Halley’den almıştır. Halley Kuyruklu Yıldızı, aslında antik çağlardan beri çeşitli kültürler tarafından gözlemlenmiş ve kayıt altına alınmıştır. M.Ö. 240 yılında Çinliler tarafından kaydedilen gözlemler, bilinen en eski kayıtlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kuyruklu yıldızlar, çıplak gözle izlenebilecek kadar parlak olduklarında, gece gökyüzünde muhteşem manzaralar oluştururlar. Güneş Sistemi’ne yaklaşık 4,2 milyar yıllık bir yörüngede dolaşarak gelen Hale-Bopp Kuyruklu Yıldızı 1997 yılında, Neowise Kuyruklu Yıldızı ise 2020 yılında gökyüzünde etkileyici bir görüntü oluşturarak dünya çapında büyük ilgi görmüştür.

  • GEZEGENLERİN İSİMLERİ

    Güneş sisteminin sekiz gezegeni, bilinen evrendeki en yakın dostlarımız ve göğümüzü süsleyen mücevherler… Dünya hariç bütün gezegenler ismini mitolojiden alıyor. Peki hangi gezegenin hangi mitolojik karakterden esinlendiğini biliyor musunuz? İşte gezegenler ve isimlerinin hikâyesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneş sistemimizin ilk ve en küçük gezegeni Güneş’e en yakın olan Merkür’dür. Merkür’ün adı kurnazlığı ve hızlılığı ile ün salan Roma tanrısı Merkür’den gelir çünkü Merkür, Güneş etrafındaki bir turunu 88 günde tamamlayarak en hızlı gezegen unvanını alır. Yani Merkür’de bir yıl 88 gündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz en parlak gök cismi Venüs’tür. Güneş’e en yakın ikinci gezegen olan Venüs, gökte bir mücevher gibi parlamasından dolayı ismini Roma mitolojisinde aşkın ve güzelliğin tanrıçası olan Venüs’ten alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın üçüncü gezegen olan biricik yuvamız Dünya, ismini Roma veya Yunan mitolojisinden almayan tek gezegendir. Tıpkı yaşamın bu dünyaya özgü olması gibi ismi de kendine özgüdür ve Arapça kökenli “daha yakın” anlamına gelen “dena” fiilinden gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın dördüncü gezegen ve aydan sonraki en yakın komşumuz Mars ismini Roma mitolojisindeki savaş tanrısından alır. Yüzeyindeki demir oksitten dolayı rengi kızıl olan Mars, kanla özdeşleştirilmiş… Türkçedeki diğer bir ismi ise Merih’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e en yakın beşinci gezegen Jüpiter, Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Bu sebeple ismini Yunan mitolojisindeki en güçlü Tanrı olan Zeus’tan alır. Roma mitolojisinde Zeus’un adı Jüpiter olarak geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Satürn ismini Roma mitolojisindeki Tarım Tanrısı’ndan alır. Güneş sisteminin en büyük ikinci gezegeni olan Satürn, Yunan mitolojisinde Kronos olarak geçer ve aynı zamanda Zeus’un da babasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güneş’e uzaklığı yedinci sırada olan Uranüs, ismini Yunan mitolojisindeki Uronas’tan alır. Uranos, Yunan tanrılarının atası ilk tanrılardandır ve kozmik güçleri olduğuna inanılır. Uranos Latinceleşerek Uranus şeklini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Güneş sisteminin sekizinci ve en uzak gezegeni Neptün, ismini gezegenin renkleri suyu anımsattığı için Roma mitolojisindeki Neptunus’ten alır. Neptunus’un Yunan mitolojisindeki ismi ise Poseidon’dur.

  • PLÜTON NEDEN ARTIK BİR GEZEGEN DEĞİL?

    1970’li yıllardan sonra Güneş Sistemi’nin dışında cüce bir gezegen olan “2060 Chiron”un keşfine kadar Güneş Sistemi’nin dokuzuncu gezegeni Plüton’un bu tarihten sonra gezegenlik durumu tartışılmaya başladı. 21. yüzyılın başlarında Güneş Sistemi’nin dışında Plüton’a benzeyen birçok nesne gözlemlenip, 2005’te buna, o sırada Plüton’dan kıyasla yaklaşık %27 daha büyük olarak değerlendirilen Eris’in de eklenmesiyle 2006’da Plüton artık gezegen statüsünden çıkarıldı. Kuiper Kuşağı’ndaki cüce gezegenler statüsüne eklenen Plüton’un keşfinden günümüze verdiği statü mücadelesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Neptün’ü araştırmak için başlatılan çalışmalar sonucunda kurulan Arizona’daki gözlemevinde ilk kez Plüton’a ait fotoğraflar çekilir. Bir süre boyunca gözden kaçan Plüton, 1930’un başlarında çekilen çözünürlüğü yüksek fotoğraflarda yeni bir cisim olarak fark edilir ve mart ayında da Harvard Üniversitesi Gözlemevi yeni bir gezegen keşfettiklerini açıklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada yankı uyandıran bu keşfin isim hakkı ise Arizona’daki gözlemevine aittir. 1000’den fazla isim önerisine rağmen öneriler beğenilmez. Bu yeni gezegenin ismi o dönemde henüz 11 yaşında olan Oxfordlu bir öğrenci olan Venetia Burney’in kütüphaneci dedesi ile yaptığı bir sohbet neticesinde bulunur. Gök bilimi ve mitoloji ile yakından ilgilenen Venetia, Plüton ismini önerir. Roma mitolojisinde “yer altı dünyasının tanrısı” olarak kabul edilen Plüton, iki kardeşi ile dünyayı kontrol eden Satürn’ün çocuklarından biridir. Jüpiter gökyüzünü, Neptün denizleri, Plüton da yer altı dünyasını yönetir. Bu isim önerisi çok beğenilir ve 1 Mayıs 1930’da tüm dünyaya yeni gezegenin ismi Plüton olarak duyurulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güneş’in etrafındaki bir turunu 248 yılda tamamlayan Plüton, gezegenimizin uydusu olan Ay’dan daha küçüktür. Katı haldeki Plüton üzerinde azot, metan ve karbonmonoksit donmuş halde bulunur. Güneş’e en uzak konumda bulunan Plüton, Güneş Sistemi’ndeki en soğuk gezegendir. Ortalama sıcaklık -229 derecedir. Güneş ışınlarının Plüton’a ulaşması 5 saat sürer ve Güneş Sistemi’nin en yavaş dönen 2. gezegenidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Astronomlar, 1978’de Plüton’un en büyük uydusu olan Charon’u keşfedip kütlesini tespit edene kadar Plüton’un boyutları bilinmez. Bu keşif sayesinde Plüton’un 2.400 kilometre çapa sahip olduğu hesaplanır. Yani Plüton’un yüzeyi, Rusya’nın yüz ölçümünden küçüktür. Plüton, Güneş’ten en uzak cüce gezegenlerden birisi olmakla birlikte, Kuiper Kuşağı adı verilen, Güneş Sistemi’nin sınırı olarak bilinen binlerce gök cisminden oluşan kuşağa çok yakındır. Şu anda kuşak içerisinde 70.000 adet 100 kilometreden büyük çaplı, buzla kaplı gök cismi olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2006 yılında uzaya yollanan New Horizons, 2015 yılında Plüton’u ziyaret eder ve Plüton’un en net fotoğraflarını çeker. Bundan öncesinde Plüton’u ziyaret eden herhangi bir uzay aracı olmamıştır. Yüzeyinde kalp şekli olan Plüton, fotoğraflarının yayımlandığı tarihte büyük ilgi görerek oldukça sempati kazanır. Ancak Plüton yörüngesi, Neptün ile kesiştiğinden gezegenlikten çıkarılır ve cüce gezegenler sınıfına dâhil edilir. Bunun sıkça bilindiği gibi boyutuyla bir ilgisi yoktur. Plüton tanınmaya başladığı dönemlerde gezegen olarak adlandırılmış fakat 2006’da Prag’da gerçekleşen toplantı sonucu cüce gezegen sınıfına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Cüce gezegen, bir gezegen kadar büyük kütleli olmayan ancak bir uydu kadar da küçük kütleli olmayan gök cisimlerine verilen bir isimdir. Plüton, Güneş Sistemi içerisinde, Güneş’in etrafında dönen en büyük ikinci cüce gezegendir, birincisi ise Eris cüce gezegenidir. Günümüzde bu tip cüce gezegenlere Plüton’un şerefine “plutoid” adı verilse de Eris’in 2005 yılındaki keşfi, Plüton’u gezegenlikten çıkaracak kararlar silsilesinde önemli bir basamak olmuştur.

  • GÖK TAŞI VE METEORLAR HAKKINDA KISA KISA

    Yüzümüzü gezegenimizin ve yaşadığımız evrenin hangi tarafına dönsek işleyiş sistemi konusunda uçsuz bucaksız bir derinlikle karşılaşıyoruz. Mesela Güneş Sistemi… Hakkında sahip olduğumuz milyonlarca bilgi bir tarafa hâlâ keşfedemediğimiz milyonlarca bilinmezlikle dolu… Peki Güneş Sistemi içinde zaman zaman adını duyduğumuz gök taşları hakkında şunları biliyor muyuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gök taşı, meteor, meteorit, meteoroid nedir?” title_font_size=”13″]

    Göktaşı, Güneş’in yörüngesinde bulunan küçük ya da büyük kaya parçalarına denir. Örneğin meteoroid, meteorit ve meteor birer gök taşıdır. Bu gök taşlarının isimleri birbirine çok bense de atmosferle aralarındaki duruma göre farklılaşırlar. Eğer gök taşı Dünya’nın yanından geçip gidiyor ve atmosfere girmiyorsa meteoroid adını alır. Gök taşı atmosfere hızla giriyor ve yanarak gökyüzünde kayboluyorsa ona meteor denir. Şayet atmosfere giren gök taşı belli oranda yanarak küçülse de tamamen kaybolmuyor ve yeryüzüne düşüyorsa, o da meteorit olarak isimlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız kayması zannettiğimiz durumda gerçekte ne oluyor?” title_font_size=”13″]

    Gökyüzünde parlayan bir ışığın kayar gibi hareket ettiğini gördüğümüzde refleks olarak “Aa yıldız kaydı!” cümlesini kuruveririz. Gerçekte olan ise atmosfere hızla giren gök taşının sürtünme, basınç gibi etkileşimler nedeniyle ısınarak yanmaya ve alev topuna dönüşmeye başlamasıdır. Yanarak meteora dönüşen gök taşı, arkasında kuyruk gibi iz bırakarak eriyip gökyüzünde kaybolur. En parlak meteora, başka bir ifadeyle en parlak alev topuna ise bolit ismi verilmiştir. Bir gök taşının atmosfere saniyede 11 ile 70 km civarında değişen bir hızla girdiğini de not edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Meteor yağmuru nedir?” title_font_size=”13″]

    Güneş’in çevresinde dönen gezegenimiz bazen meteor gruplarının yakınından geçer ve atmosferle temas eden meteorlar yukarıda bahsettiğimiz etkileşimler sonucu kızışma yaşarlar, bu da gökyüzünde meteor yağmuru olarak adlandırılan görüntüye neden olur. Yılın belli zamanlarında görülebilen meteor yağmurları vardır, örneğin Perseid Yağmuru en ünlülerinden biridir. Her yıl ağustos ayında özellikle 12’sini 13’üne bağlayan gece gözlemlenebilen görüntünün sebebi 1992’de gezegenimizin yakınından geçen Swift-Tuttle kuyruklu yıldızından arta kalan kalıntılardır. Dünya her sene bu kalıntılar arasından geçerken, meteor yağmuru dediğimiz olay yaşanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En tehlikelisi gök taşı düşmesi!” title_font_size=”13″]

    En başta söylediğimiz gibi atmosferde erimeyip yeryüzüne düşen gök taşları da bulunmakta ve onlara meteorit denmektedir. Bilim insanları, her yıl binlerce gök taşının yeryüzüne düştüğünü, çoğunun Dünya’nın büyük bir bölümünü kaplayan okyanuslara denk geldiğini düşünüyor. Tabii kara alanlarına denk gelenler de yok değil, şu an yeryüzünde bilimsel olarak onaylanmış 188 meteor çukuru bulunuyor. Bazı çukurların oluşum tarihi milyonlarca yıl öncesine gidiyor. Örneğin bilinen en büyük meteor çukuru 2 milyar yıl önceki çarpışmada oluştuğuna inanılan Güney Afrika’daki Vredefort Krateri’dir. Çarpma anında kraterin çapının 300 km olduğu düşünülüyor. Bir gök taşı düştüğünde kendi çapının bir iki katı kadar derine ulaşabiliyor. Bu arada Vredefort’un UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edildiğini de ekleyelim.