Etiket: göbeklitepe

  • DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN TESADÜFEN BULUNAN TARİHİ DEĞERLER

    DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN TESADÜFEN BULUNAN TARİHİ DEĞERLER

    2005 yılında önce İngiltere sonra dünya basınında bir haber yer aldı. Habere göre Londralı bilgisayar programcısı Luca Mori, yaşadığı yer olan Sorbelo’nun uydu görüntüsünü Google Earth’de incelerken dikkatini çeken bir arazi görüntüsünü ilgili mercilerle iletmiş, yapılan araştırmalar sonucunda o bölgede Hz. İsa’nın doğumundan önce yapıldığı düşünülen bir Roma villası ortaya çıkarılmıştı. Tam da dijital çağa yakışan tesadüflerden biriydi bu! Gelin, tesadüfen bulunarak insanlığa miras kalan tarihî eser ve yapıları saymaya devam edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihin yeniden yazıldığı yer Göbeklitepe” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesindeki Örencik köyünde yer alan Göbeklitepe, 11 bin 600 yıl öncesine ait bulgularla önce ders kitaplarında okuduğumuz tarihi ters yüz etti, sonra 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edildi. Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılma hikâyesi ise 1983 yılında tarlasını karasabanla süren bir köylünün bulduğu iki adet taşla başlamıştı. Köylünün müze yetkililerine götürdüğü taşlar bir süre depoda bekletilmiş, Hilvan ilçesinde kazı yapan arkeolog Klaus Schmidt’in taşları görmesiyle de günümüze uzanan sürecin fitili ateşlenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İmparatorun mezarını koruduklarına inanılan Toprak Askerler” title_font_size=”13″]

    Toprak Askerler diğer adıyla Terrakotta Ordusu, Çin’in Şensi eyaletine bağlı Şian şehri yakınlarındaki ilk Çin imparatoru Çin Şi Huang’ın mezarında bulunan heykellere verilen isim. MÖ 210 tarihinde tamamlandığı düşünülen binlerce heykelin 700 bin işçi tarafından yapıldığı ve yapımının 30 yıldan fazla sürdüğü düşünülüyor. Büyük bir alanı kaplayan bu eserleri aslında ilk kez 1920 yılında bir köylü fark etmiş fakat korktuğu için üstünü toprakla örterek sessizliğe bürünmüş. Aynı alan 1974 yılında kuyu kazan bir grup çiftçi tarafından tekrar fark edilince Toprak Askerler’in ışıkla buluşmasının da önü açılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnsanlık tarihinin bilinen en eski sanat eserleri Lascaux Mağara Resimleri” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın Dordogne ilindeki Montignac köyünde yer alan Lascaux Mağarası’nın duvar ve tavanlarını 17 bin yıl önce yapıldığı düşünülen binlerce resim kaplıyor. 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan mağara 1948 yılında ziyarete açılmış ama oluşan ısı, nem ve karbondioksit nedeniyle resimlerin bozulduğu fark edilince ziyarete kapatılmış. Resimleri ilk kez görenler ise Montignac köyünde yaşayan 4 genç olmuş. Köpeğini düştüğü delikten çıkarmak isteyen Marcel Ravidat ve arkadaşları 15 metrelik kuyuya girince mağara duvarlarındaki bu resimlerle karşılaşmışlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Som altından yapılmış 5,5 ton ağırlığındaki Buda Heykeli” title_font_size=”13″]

    Tayland’ın başkenti Bangkok’ta Wat Traimit Tapınağı’nın dördüncü katında sergilenen Buda Heykeli 18 ayar som altından yapılmış tam 3 metre boy ve 5,5 ton ağırlığında devasa bir heykel. 13. yüzyıla ait olduğu düşünülen heykel aslında kâh bir tapınakta kâh bir depoda kendisine yer bularak yüzyıllardır göz önünde duran bir esermiş. Ama aynı zamanda üstü tamamen alçı sıvayla kaplı olduğu için altın olduğu fark edilmeyen, sadece boyutundan dolayı ilgi gören bir eser… Ta ki 1955 yılına kadar! Sergileneceği yeni tapınağa taşınırken halatların kopmasıyla yere düşen heykelin sıvası dökülünce sıvayı biraz daha kazıyan işçilerin 5,5 tonluk som altınla karşılaşmaları kaçınılmaz olmuş. Bu arada, heykelin yaşanan savaşlar sırasında çalınmaması için bu şekilde kaplandığı tahminini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2000 yıl öncesinin sanat merkezi Afrodisias Antik Kenti” title_font_size=”13″]

    Ege Bölgesi illerimizden Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti 2017 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı. Tüm dünyanın Afrodisias kalıntılarıyla tanışmasını sağlayan kişi ise 2018 yılında kaybettiğimiz fotoğraf sanatçısı Ara Güler oldu. 1958 yılında Aydın’daki baraj açılışına foto muhabiri olarak giderken yolunu kaybeden Güler, geceyi geçirmek için kaldığı köyde tarihî kalıntılar üstüne bir yaşam inşa edildiğini fark etti. Fotoğrafları aynı dönem çalıştığı ABD dergisine gönderince büyük yankı uyandırdı ve antik kenti diğer kalıntılarıyla ortaya çıkaracak süreç de başlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnka medeniyetinden yadigâr Machu Picchu” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika’daki Peru’nun Cosca şehrinden gidilebilen Machu Picchu, tam 2.430 metre yükseklikte kurulmuş, tüm detaylarıyla mühendislik harikası olarak gösterilen tarihî bir yerleşim. İnka medeniyetinin 1450’lerde inşa ettiği ve günümüzde Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri kabul edilen Machu Picchu, yüksekliğinden dolayı gözlerden uzakta kalmayı ve günümüze kadar mükemmel bir şekilde ulaşmayı başarmış. Şehrin 360 yıllık sessizliğini bozan kişi ise Güney Amerika gezisi sırasında İnka kalıntılarına merak sararak halk arasında araştırmalar yapan tarihçi Hiram Bingham olmuş. Machu Picchu’nun ünlü bir dergide ilk kez dünya sahnesine çıktığı yıl ise 1913…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya’nın gizemli yerleşimlerinden Derinkuyu Yer Altı Şehri” title_font_size=”13″]

    Burası Kapadokya bölgesindeki Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde yer altına inşa edilmiş şimdilik 8 katlı bir şehir. Şimdilik diyoruz çünkü şehrin derinlere doğru devam ettiği de biliniyor. İçinde yaşam alanlarından depolara, ibadet yerlerinden akıl hastanesine birçok bölüm barındıran ve 50 bin kadar insanın yaşayabileceği Derinkuyu Yer Altı Şehri’nin özellikle ilk Hristiyanlar tarafından Roma İmparatorluğu’nun saldırılarından korunmak için kullanıldığı tahmin ediliyor. İlk inşa dönemi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan yer altı şehrinin gizemli giriş kapısı ise 1963 yılında yine bir tesadüf sonucu bulunmuş.

  • SIRA DIŞI UNESCO MİRASLARINA YOLCULUK

    UNESCO Dünya Mirası Listesi, tarihin ortak mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla belirlenen kültürel, doğal ve karma değerlerden oluşur. Antik şehirlerden görkemli tapınaklara kadar bu liste, yeryüzünün en nadide hazinelerini barındırır. Ancak bazı miras alanları, alışılmışın dışında özellikleri ve sıra dışı görünümleriyle listedeki diğer yerlerden farklılaşır. Bu alanlardan bazılarını keşfetmek için yazımızı okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Göbeklitepe, Şanlıurfa, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında yer alan ve dünyanın bilinen en eski tapınak kompleksi olarak kabul edilen bir arkeolojik sit alanıdır. “Tarihin sıfır noktası” olarak da nitelendirilen Göbeklitepe, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2018 yılında dâhil edilmiştir. Tarıma geçiş öncesi dönem hakkında büyük ipuçları sunan Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan ve her biri 40 ila 60 ton aralığında olan T biçimli dikili taşlar, yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rock Adaları, Palau Cumhuriyeti” title_font_size=”13″]

    Rock Adaları; Pasifik Okyanusu’nun batısında, Filipinler’in doğusunda ve Papua Yeni Gine’nin kuzeyinde bulunan küçük bir ada ülkesi olan Palau Cumhuriyeti’nde yer alıyor. “Chelbacheb” olarak da bilinen Rock Adaları, volkanik kökenli 445 ıssız kireç taşı adacığından oluşuyor. Mercan resifleri, çevresini saran deniz anemonlarına ve dev midyelere yaşam alanı sağlıyor. 2012’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen bu bölge, 746 balık türü ve 385’ten fazla mercan türü ile dünyanın en zengin deniz ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Moai Heykelleri, Paskalya Adası, Şili” title_font_size=”13″]

    Moai Heykelleri, Şili’ye bağlı Paskalya Adası’nda (yerel adı ile Rapa Nui) bulunan, dünyanın en ünlü arkeolojik kalıntılarından biridir. Büyük taş devasa heykeller, Polinezya halkı tarafından MS 11. ve 17. yüzyıllar arasında yapılmıştır. Adada, uzunlukları 2 ila 20 metre arasında değişen yaklaşık 900 heykel bulunuyor. Çoğunluğu volkanik tüf taşından yapılan bu heykellerin yapımında kırmızı ponza taşı ve bazalt da kullanılmıştır. 1995 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu anıtların nasıl inşa edildikleri ve bulundukları konuma nasıl taşındıkları ise hâlâ gizemini koruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Derbent Kalesi, Dağıstan Cumhuriyeti” title_font_size=”13″]

    Derbent Kalesi, Rusya’ya bağlı Dağıstan Cumhuriyeti’nde, Hazar Denizi’nin batı kıyısında yer alan Derbent şehrinde bulunan tarihî bir yapıdır. Kale, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemli bir savunma noktası olmuştur. Kalenin temelleri, 5. yüzyılda Sasani İmparatorluğu Dönemi’nde atılmıştır. Yerel taş malzemelerle inşa edilen kalenin surları, Hazar Denizi’nden başlayarak dağlara kadar uzanır ve şehri ikiye böler. Bu surlar, yaklaşık 3.6 kilometre uzunluğundadır. Derbent Kalesi ve çevresindeki tarihî yapılar, 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Socotra Adası, Yemen” title_font_size=”13″]

    Socotra Adası, Socotra Takımadaları’nın en büyük adası olup Yemen sınırları içindedir. Yaklaşık 3.600 kilometrekarelik bu adada, bitki örtüsünün %37’si yalnızca burada görülen endemik türlerden oluşur. Adanın simgesi hâline gelen “Ejderha Kanı Ağacı” bu eşsiz bitki çeşitliliğinin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Ayrıca, adadaki sürüngen türlerinin %90’ı ve kara salyangozu türlerinin %95’i de dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmaz. 2008 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Socotra Adası, bu özellikleriyle dünyanın en özgün biyolojik çeşitlilik alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ha Long Körfezi, Vietnam” title_font_size=”13″]

    Ha Long adı, Vietnamcada “ejderhanın indiği yer” anlamına gelir ve Ha Long Körfezi 1.133’ten fazla kireç taşı adası ve adacığıyla ünlüdür. 1994 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ha Long Körfezi’nde tekne turları, kano gezileri ve deniz uçağıyla manzaralı uçuşlar gibi çeşitli turistik aktiviteler yapılmaktadır. Yaklaşık 20 milyon yıllık bir jeolojik sürecinin sonucuyla oluşan körfezdeki adalar yerel efsaneye göre; Vietnamlılar Çinlilere karşı savaşırken tanrıya yalvarmışlar ve tanrı onlara bir ejderha göndermiştir. Ejderha, ağzından alevler saçarak bu adaları oluşturmuş ve böylece Vietnamlılar Çinlilerden kurtulmuştur.

  • TOPRAĞIN ALTINDAKİ SIR: GÖBEKLİTEPE İLE YENİDEN YAZILAN TARİH

    Bir tapınak mı, yerleşim alanı mı yoksa ibadet için bir toplanma yeri mi? Belki hepsi, belki de sadece biri. Kesin olan tek şey, Göbeklitepe’nin yalnızca ne olduğuyla değil, neden ve nasıl yapıldığıyla da merak uyandıran bir yer olması. Yazımızda, tarihi yeniden yazdıran bu olağanüstü yer hakkında merak edilenleri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bugüne dek ortaya çıkarılan en büyük arkeolojik keşiflerden biri olarak kabul edilen bu alan, yaklaşık 12 bin yıl öncesine uzanıyor. “Tarihin sıfır noktası” ya da “tarihin akışını değiştiren yer” olarak bilinen bu yapı kompleksi, Erken Neolitik Dönem’in toplumsal yaşamına, inanç sistemlerine ve mekânsal düzenine dair ezber bozan veriler sunuyor; ortaya çıkışı da en az geçmişi kadar etkileyici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1963 yılında, İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi ortaklığında kurulan bir ekip bölgede yüzey araştırması yaptı ancak çalışma derinleştirilmeden yarım kaldı. 1980’li yıllarda ise bölgenin kaderini değiştirecek ilk işaret, bir çiftçinin tarlasında ortaya çıktı. Toprağı sürerken bulduğu, yaklaşık 50 kilo ağırlığındaki işlemeli bir taşı, at arabasına yükleyip müzeye götürdü. Ne var ki bu taş, o günlerde yalnızca “sıradan bir arkeolojik buluntu” olarak değerlendirildi ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesine gönderilerek sergilenmek üzere rafa kaldırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1990’lı yılların başında Şanlıurfa’ya gelen Alman arkeolog Klaus Schmidt, müzede sergilenen bu taşın sıradan olmadığını fark etti. Taşın bulunduğu çiftçinin tarlasını ziyaret ettiğinde ise, toprağın altında yeryüzünün en eski anıtsal yapılarından birinin gizlendiğini anladı. 1994 yılında yaptığı ayrıntılı araştırmalarla bölgenin önemi bilim dünyasına duyuruldu; bir yıl sonra, 1995’te başlatılan kazılarla uygarlık tarihine dair bildiklerimizi kökten değiştirecek bir dönem başlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Boyları 3 ila 6 metre, ağırlıkları 40 ila 60 ton arasında değişen “T” biçimli dikili taşlar; üzerlerine oyulmuş hayvan figürleri, insan betimlemeleri ve çeşitli sembollerle süslü, 8 ila 10 metre çapındaki dairesel ve dikdörtgen planlı yapılar, bilinen en eski tapınak kalıntılarını oluşturuyor. Göbeklitepe’deki bu taşların üzerine işlenmiş turna, leylek gibi çeşitli kuş türleri; tilki, boğa, yaban koyunu, örümcek, yılan gibi hayvan figürleri gelişmiş bir mimari anlayış ve teknik ustalığa işaret ediyor. Özellikle dikili taşların üzerindeki el ve kol kabartmaları dikkat çekiyor ve kimi sütunların insan figürleri olduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen Göbeklitepe, 2011’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı ve 2018’de Bahreyn’de toplanan komitenin kararıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edildi. 2019’un “Göbeklitepe Yılı” ilan edilmesi ve bölgede çekilen filmlerle birlikte ören yeri, dünya çapında ilgi odağı hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Göbeklitepe’ye ait eserler, Türkiye’nin en büyük müze kompleksi ünvanına sahip olan ve 2017 yılında en iyi müze ve ören yeri ödülüne layık görülen Şanlıurfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzesinde sergileniyor. Tarihin akışını değiştiren Göbeklitepe’yi henüz görmediyseniz ya da görüp yeniden keşfetmek isterseniz videoda buluşalım!

  • 7 Maddede 12.000 Yıllık Tarihiyle Dünyanın İlk Tapınağı Göbeklitepe

    7 Maddede 12.000 Yıllık Tarihiyle Dünyanın İlk Tapınağı Göbeklitepe

    Göbeklitepe’de 1995’te başlayan kazı çalışmaları hala devam ediyor ve arkeologlar nefeslerini tutarak her geçen gün güncellenen araştırma sonuçlarını bekliyor. 12.000 yıllık tarihiyle insanlık hakkında yepyeni bilgiler sunan Göbeklitepe’yi 7 madde ile huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa’nın 22 km doğusunda bulunan bölgenin, tarihin en eski tapınaklarına ev sahipliği yaptığı ortaya çıkınca, Göbeklitepe sadece arkeoloji çevresinin değil bütün dünyanın en ilgi çeken konularından biri haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnsanlığın çanak çömlek kullanımıyla henüz tanışmadığı dönemlerden kalan buluntunun Neolitik Dönem’de, MÖ 9.600 ile 7.300 yılları arasında inşa edilmiş olduğu düşünülüyor. O dönem böyle yapıların nasıl inşa edilebildiği ise hala zihinleri meşgul eden konuların başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göbeklitepe kazı alanı, bir tepe üzerine inşa edilmiş birçok yuvarlak yapıdan oluşuyor. Tepenin üzerinde 20 adet üzeri açık yapı bulunduğu fakat henüz bunların sadece 6 tanesinin gün yüzüne çıkarıldığı biliniyor. Çatısı bulunmayan yuvarlak yapıların yerleşim amacıyla değil, ibadet amacıyla kullanıldığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her bir yuvarlak yapı T biçiminde sütunlarla çevrilmiş ve yapıların ortasında da ikişer adet T biçiminde sütun bulunuyor. Yüksekliği 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimli sütunların 40 tona yakın ağırlıkları uzmanları hayret içinde bırakıyor. Bu sütunların insanı sembolize ettiği ve üzerindeki kabartmaların çizimlerinde büyük bir ustalık yattığı da dile getiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mısır Piramitleri’nden bile eski olan Göbeklitepe’nin varlığı şimdiye dek doğru kabul ettiğimiz tarih bilgilerini sorgulamamıza sebep oldu. Bazı uzmanlara göre bu kalıntılar insanların yerleşik yaşama geçmesinin tek sebebinin barınma ve savunma değil, aynı zamanda ibadet etme ihtiyacı ve dinler olduğunu da gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1963 yılından beri İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından varlığı bilinen Göbeklitepe’nin ciddi anlamda fark edilmesi 90’lı yıllara denk geldi ve UNESCO tarafından da 2011 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kazı alanındaki toprağın incelenmesi ile bulunan yabani buğday kalıntıları ve tapınakların etrafındaki hayvan kemikleri insanlığın tarım ve hayvancılığa başlama tarihleriyle ilgili fikirleri de değiştirebilir. Günümüzde 20 tapınağının sadece 6 tanesinin incelenmiş olduğunu düşünürsek, Göbeklitepe gelecekte bizleri daha da çok şaşırtacak bulguları karşımıza çıkarabilir.

  • Dünyayı Şaşırtmaya Devam Eden 8 Tarihi Yapı

    Dünyayı Şaşırtmaya Devam Eden 8 Tarihi Yapı

    Bazıları tesadüfen bulunan bazıları kendiliğinden ortaya çıkan tarihi yapılar insanlığı şaşırtmaya devam ediyor. İçlerinde nasıl yapıldığını, olduğu yere nasıl taşındığını hâlâ anlayamadıklarımız var. Bazıları günümüz teknolojisinin dahi izin vermediği tasarımlara sahip. Listemizde dünyanın bu eski yapılarından 8 tanesine yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ankara-Polatlı’ya 30 km mesafedeki Gordion’da dünyanın en eski ahşap mezarını barındıran bir tümülüs bulunuyor ve bu mezar Friglerin en önemli krallarından Midas’a ait… Devasa tümülüsün içindeki mezar; ardıç, çam ve sedir ağaçlarından yapılmış fakat kralın kemikleri burada değil, şehir merkezindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde  bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa’ya 22 km mesafede bulunan Göbeklitepe, insanlık tarihinin 12.000 yıllık geçmişi olduğunu ortaya çıkardı ve dünyanın kendi geçmişine dair bildiklerini ters yüz etti. Keşif hikâyesi ise, iki köylünün 1980’lerin sonlarında toprak sürerken bulduğu bir heykeli Şanlıurfa Arkeoloji Müzesine teslim etmesi ve Urfa’da kazı yapan arkeologların bu heykeli görmesiyle başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ingiltere

    Eski İngilizcede “asılı taşlar” anlamına gelen stonehenge, İngiltere’de bulunmakta… 17’si hâlâ ayakta olan 30 taştan en büyüğü 9 metre boyunda ve 25 ton ağırlığında. Çember şeklinde dizilmiş taşların tutulmaları önceden tahmin edebilmek için yapıldığı düşünülüyor. Nereden, ne şekilde getirildikleri konusu ise bir muamma…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keops Piramitleri’ni bilirsiniz; isimlerini inşa ettiren firavunlardan alan Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerini kapsar. Aynı bölgede bulunan “aslan” formundaki Gize sfenksi ise dünyanın en büyük taş heykelidir. Antik Mısır’da Firavun mezarlarını koruduğu düşünülen bu heykel, 73.5 m uzunluğunda, 6 m genişliğinde ve 20 m yüksekliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Minos uygarlığının başkenti olarak Knossos, günümüzde dünyanın en eski kalıntılarını barındırıyor ve bu antik kent Yunanistan’ın en büyük adası Girit’te bulunuyor. Knossos Sarayı ise bu antik kentte bulunan ve ana hatlarıyla günümüze ulaşmayı başaran en önemli yapılardan biri. Sarayın inşa tarihinin M.Ö. 1900’lere kadar gittiği düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 3200’lerde inşa edildiği düşünülen Newgrange, 1699 yılında fark edilmiştir. İrlanda’da bulunan anıt ilk önce mağara olarak nitelenmiş, sonra mezar alanı olduğu düşünülmüş ve ardından astronomiyle ilgisi olduğu anlaşılmıştır. Tarih öncesi pek çok yapıda olduğu gibi yapım aşamasına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İskoçya’nın Skerrabra isimli tepesindeki çimlerin 1850’deki şiddetli fırtına nedeniyle sökülmesi ve taş duvarların belirmesi ile 1868’de başlatılan kazılar, arkeologları 5000 yıl önceki Skara Brae yerleşmesine ulaştırmış. Yapılan analizler bu ilginç yapının M.Ö. 3200 ile 2200 tarihleri arasında yapıldığını ortaya koyuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın Roma şehrinde bulunan ve Antik Roma döneminden kalan Pantheon, dünyada en iyi korunan ve mimari açıdan hayranlık uyandıran eski yapılar arasında gösteriliyor. Ünlü kimseler için yapılan mezar anlamındaki Pantheon hiçbir dönem atıl kalmamış; 7. yüzyıldan bu yana da kilise olarak kullanılmaktadır.

  • 8 Madde İle İnsanlığın Yaşam Sahnesi Urfa

    8 Madde İle İnsanlığın Yaşam Sahnesi Urfa

    Urfa, 12 bin yılı bulan geçmişiyle dünyanın en eski yerleşimlerinden biri… Tarihinde peygamberlerden amazonlara, insanlığa ait ilk oluşumlardan İstiklal Madalyası’na kadar çok sayıda bilgi, hikâye ve değer barındırır. Urfa’yı hakkıyla anlatabilmek için fasiküller gerekir ama biz şimdilik bir film şeridi misali 8 maddeyle gözlerinizin önüne getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Urfa’ya “peygamberler şehri” denmesinin nedeni bazı peygamberlerin burada yaşamış olmasından kaynaklanıyor. Şehirde ziyaretçi akınına uğrayan çok sayıda dini yapı var. En ilgi çekenler arasında Mevlid-i Halil Cami ile avlusunun güneyinde bulunan İbrahim Peygamber’in doğduğu mağara bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    urfa

    İbrahim Peygamber’in Nemrut tarafından ateşe atılmak istenmesi ve ateşin suya dönüşmesiyle oluşan Balıklı Göl için Urfa’nın sembol mekânı diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Urfa Göbeklitepe’de şimdiye kadar bildiklerimizi tersyüz eden kazılara 1995 yılında başlandı. Dünyanın ilk inanç merkezinin Urfa toprakları olabileceği gündeme gelirken, insanların tarım nedeniyle değil tapınakları nedeniyle yerleşik hayata geçmiş olabileceği tartışması doğdu. Bu olayla dünyanın gözü Urfa’daki Göbeklitepe’ye çevrilmiş oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Efsanevi kadın savaşçılar Amazonların yaşamlarının tasvir edildiği dünyanın en kıymetli mozaikleri Urfa’daki Mozaik Müzesi’nde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Urfa, havasıyla suyuyla yanık sesli türkücüler yetiştiren bir şehrimiz… Sıra geceleri, uzun havalar, türküler olmadan Urfa eksik kalır. “Urfalıyam ezelden bir kız sevdim güzelden…” diyerek başlanan türkü, istisnasız ülkedeki herkes tarafından devam ettirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    şanlıurfa

    Urfa’da gezilecek yerlerin başında Harran gelir. Bölgedeki kümbet evler, antik şehirler, mağaralar, dünyada kurulan ilk üniversitenin kalıntıları ziyaretçilerine eski çağların kapılarını sonuna kadar açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kebap, urfa

    Sahip olduğu mutfak kültürü o kadar zengindir ki sonunda şehre bir “Mutfak Müzesi” bile kurulmuştur. Kebabıyla, lahmacunuyla, çiğ köftesiyle dünyaya nam salan Urfa’nın insanları da misafirperverlikleriyle bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    urfa

    Damak tadı mevzubahisse acısız bir Urfa düşünülemez. Bu yüzdendir ki ülkenin acı pul biber ihtiyacını karşılayan şehrin en sevilen sembollerinden biri isottur.