Etiket: gezi

  • SÖMESTİRDE AİLECEK VAKİT GEÇİREBİLECEĞİNİZ TATİL ROTALARI

    Yoğun geçen bir eğitim döneminin ardından sömestir tatili, ailecek vakit geçirmek ve güzel anılar biriktirmek için harika bir fırsat sunuyor. Şehir hayatının koşuşturmasından uzaklaşıp, doğayla ve tarihle iç içe vakit geçirmek isteyen aileler için birçok farklı seçeneğe ev sahipliği yapan ülkemizin her bölgesinde kışın tadını çıkarmak mümkün. Hem doğanın tam kalbinde huzurlu bir tatil hem de ülkemizin birçok bölgesinin geçmişine ve kültürüne dair keyifli bir keşif yolculuğu yapabileceğiniz rotaları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güneydoğu’da Tarihin Kalbine Yolculuk” title_font_size=”13″]

    Sömestirde çocuklara tarihi kitaplardan anlatmak yerine, o hikâyelerin bizzat içinde yürümeye ne dersiniz? Gaziantep’in baharat kokulu çarşıları, Şanlıurfa’nın mistik atmosferi ve Mardin’in dantel gibi işlenmiş taş evleri kalabalıklardan uzak, her köşe başında yeni şeyler öğreneceğiniz bir rota sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Marmara’da Şehrin Sessiz Zarafeti” title_font_size=”13″]

    Büyükşehirler kış aylarında daha sade bir güzelliğe bürünür. İstanbul’un vapur yolculukları, Bursa’nın lezzetleri, Edirne’nin tarih kokan sokakları, Çanakkale’nin sahili sömestirde harika birer seçenek olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç Anadolu’da Masalsı Bir Sömestir Rotası” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu, sömestir tatilinde uzun mesafeler katetmeden tarih, kültür ve doğayla baş başa bir tatil sunar. Kapadokya ve çevresindeki yer altı şehirleri kışın o beyaz örtüsüne büründüğünde çocukların hayal gücünü harekete geçiren gerçek bir masal diyarına dönüşür. Konya’da Mevlâna Müzesi, Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Sivas ve çevresindeki tarihî yapılar, daha sakin bir tempo arayan aileler için alternatif bir durak olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ege’nin Kış Rotaları” title_font_size=”13″]

    Yazın kalabalık olan Ege Bölgesi, kış aylarında daha dingin bir atmosfere bürünür. İzmir ve çevresi, Ayvalık, Bergama ve çevredeki tarihî yerleşimler; antik kent gezileri, müze ziyaretleri ve kısa doğa yürüyüşleriyle ailelere tempoyu yükselten bir tatil sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karadeniz Kıyılarında Şehir ve Doğanın Uyumu” title_font_size=”13″]

    Karadeniz denince akla hemen yaylalar gelse de kıyı şehirlerinin kışın sunduğu o dingin ritmi mutlaka denemelisiniz. Samsun’da denize karşı uzun bir sahil yürüyüşü yapmak, Trabzon ve Ordu’nun tarihî dokusunu ve doğal güzelliklerini kalabalıksız keşfetmek çocuklu aileler için çok konforlu bir seçenek. Serin ama tertemiz bir hava eşliğinde, şehirden kopmadan doğayla iç içe olabileceğiniz dengeli bir tatil sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu Anadolu’da Sessiz Bir Kış Rotası” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu Bölgesi, kış aylarında daha sert ama bir o kadar da etkileyici bir atmosfere bürünür. Kars, Ani Antik Kenti ve tarihî yapılarıyla çocuklara geçmişi açık havada anlatma imkânı sunarken; Van Gölü ve çevresi, kışın dinginliği içinde doğayla baş başa kalmak isteyen aileler için sakin yürüyüşler ve şehir içi gezilerle tamamlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kış Güneşiyle Akdeniz” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi, kış aylarında sömestir tatili için rahat bir tempo vadeder. Antalya ve çevresi, antik kent gezileri, müzeler ve sahil yürüyüşleriyle; Adana, zengin mutfağı ve şehir kültürüyle; Mersin, sahil şeridi ve tarihî duraklarıyla çocuklu aileler için keyifli anlar yaşamanızı sağlar. Ayrıca, Antalya şehir merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta bulunan kayak merkezi ve yakınında bulunan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi, gökyüzü meraklıları için eşsiz bir deneyim sunar.

  • DÜNYANIN EFSANE GEZGİNLERİ

    Kimileri sadece seyahat etme, görme, bilme gayesiyle kimileri görevli olarak ve keşfetmek amacıyla çıkmış gezilere… Kimileri gördüklerini yazdırarak kimileri de anlatarak nesilden nesile aktarmış…  Dünyamızın farklı coğrafyalarının eski dönemlere ait fiziki, sosyal ve kültürel koşullarını biliyorsak, biraz da onlar sayesinde…  İşte o gezginlerden bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kendi gibi gezgin olan babası Niccolo Polo ile daha çocukluğunda Karadeniz ve Akdeniz’in ticaret noktalarını gezen, ünlü İtalyan gezgin Marco Polo’nun hikâyelerini Cenevizlilere esir düştüğü sırada hücre arkadaşına yazdırdığı ve “Kimse bana inanmayacağı için gördüklerimin yarısını bile anlatmadım.” dediği bilinmektedir. 1254-1324 yılları arasında yaşayan gezgin, babası ve amcasıyla birlikte 24 yıl süren bir seyahat ile Asya’yı gezmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ailesi aslen Kütahyalı olan ve fetihten sonra İstanbul’a yerleşen 17. yüzyılın büyük gezginlerinden Evliya Çelebi’nin, ilk gezisini 40 yaşına bir kala Bursa’ya, ikinci gezisini de aynı yıl İzmir’e yaptığı biliniyor. Sonraki yıllarda babasının destek vermesiyle Anadolu şehirlerini dolaşmaya başlayan gezgin, hayatını kaybettiği 1682 yılına kadar, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kalan Avrupa, Batı Asya ve Mısır topraklarını gezerek gözlemlerde bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1304 yılında Fas’ta dünyaya gelen İbn Battuta, 1325’te Mekke’ye Hac için gittiğinde seyahat etmeye karar vermiş, Orta Çağ’da çölleri aşan bir gezgin olarak efsaneleşmişti. Yarım asrı aşkın süre Afrika kıyılarını dolaşan, Maldiv Adaları’ndan Çin’e giden, Konstantinopolis’ten Hindistan’a geçen gezgin 1353 yılında Fas’a kesin dönüş yapmıştır. 1369 yılında hayata veda eden İbn Battuta, gezi güzergâhı üstündeki pek çok yerin 14. yüzyıldaki hâlinin günümüze aktarılmasını sağlayan en önemli isimlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda 50 yıllık bir yaşam süren İngiliz denizci James Cook, Kraliyet Donanması’na katılmış, harita çıkarmadaki başarısı nedeniyle kaptanlığa kadar yükselmişti. 40 yaşına geldiğinde Büyük Okyanus’u keşfetmekle görevlendirilmiş, ilk yolculuğunda Avustralya’nın güney kıyılarını keşfetmiş, ikinci yolculuğunda Antarktika’nın çevresini dolaşmış, üçüncü yolculuğunda Hawaii Adaları’na ulaşan ilk Avrupalı olmuş ve bu yolculuğu sırasında da hayatını kaybetmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1874-1922 yılları arasında yaşamış İrlandalı-İngiliz kâşif Ernest Shackleton, tam adıyla Sir Ernest Henry Shackleton, oldukça genç yaşlarında keşif gezilerine çıkmıştır. Antarktika keşifleriyle bilinen Shackleton, gemisinde yer aldığı Kaptan Robert Falcon Scott’ın gölgesinde kalmış, yaşadığı dönemde ilgi ve saygı gördüyse de ölümünden sonra daha fazla üne kavuşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Freya Stark, tam adıyla Dame Freya Madeline Stark, 1893-1993 yılları arasında geçen 100 yıllık bir yaşam sürmüştür. İngiliz-İtalyan kâşif ve seyahat yazarı olan Stark, Orta Doğu ve Afganistan’da dolaşmış ve gözlemlerini farklı kitaplarda kaleme almıştır. Arap Çölü’nün güneyini dolaşan ilk Arap olmayan kişidir. Önemli bir seyahat yazarı olmasının yanı sıra fotoğrafçı da olan Stark’ın gezileri sırasında çektiği fotoğraf koleksiyonu, Oxford’daki St Antony’s College Middle East Centre arşivinde Freya Stark Fotoğraf Koleksiyonu olarak yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    7. yüzyılda yaşamış Çinli Budist rahip, bilgin, gezgin ve çevirmen Xuanzang, özellikle Hindistan’a yaptığı 17 yıllık gezisiyle ünlüdür. Çin hükümdarına sunmak üzere “Batı Bölgeleri Kayıtları” adlı bir rapor hazırlamış ve Hindistan’a giderken gördüğü onlarca ülke hakkında bilgiler vermiştir. Bunlar arasında Orta Asya ülkeleri de yer almaktadır.

  • YEMYEŞİL DOĞASIYLA RİZE

    Coşkun akan dereleri, yaylaları, tarihi kemer köprüleri, dik yamaçlı vadileri, horonu, fıkraları ve şivesiyle ülkemizin en kendine has şehirlerinden biridir Rize. Aniden inen sis ve yağan yağmurun ardından açan güneşiyle bir günde farklı iklimlerin yaşandığı Rize’nin tarihle iç içe geçmiş doğal güzelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rize Kalesi” title_font_size=”13″]

    Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen Rize Kalesi, şehri seyretmek için harika bir konumda yer alıyor. İç kale, aşağı kale, dış kale kalıntıları ve surlar olarak toplamda dört farklı bölümden oluşan Rize Kalesi’nin iç kalesi, I. Justinianus (527-565) döneminde, aşağı kalenin ise 13. yüzyılda inşa edildiği düşünülüyor. Dış kale kalıntıları ve surlar, dayanıklılığı ile bilinen ve uzun ömürlü olan, işlemesi kolay yontu taş ve eskiden çimentonun yerine kullanılan Horasan harcı ile inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıbledağı Camii ” title_font_size=”13″]

    Güneysu ilçesinin yol boyu uzanan çay bahçeleri ve bacasından dumanı tüten evlerinden sonra bir sinema filminin içindeymiş hissi oluşturan Kıbledağı Tepesi’nde bulunan Kıbledağı Camii, denizden 1330 metre yüksekte yer alıyor. Bu konum onu Karadeniz Bölgesi’nin en yüksek camisi yapıyor. Dağ sporları için de uygun bir yürüyüş parkuruna sahip olan Kıbledağı Camii, 1800’lü yıllarda Meşula Mehmet Efendi ve Kuş Ahmed Efendi tarafından ahşap bir mescit olarak inşa edilmiş. Ahşap yapıda olduğu için 1960 yılında çıkan yangında tamamen yanınca, bölge ahalisi zemini büyük düz taşlarla kaplayarak açık hava namazgâhına dönüştürmüş ve ibadethane olarak kullanmış. 2010 yılında İstanbul Üsküdar’daki Kuşkonmaz Camii örnek alınarak projelendirilen Kıbledağı Camii, 2015 yılında yeniden ibadete açılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zil Kale” title_font_size=”13″]

    5. ve 6. yüzyılda ahşap bir yapıyla inşa edildiği tahmin edilen Zil Kale, Fırtına Vadisi’nin yamacında, deniz seviyesinden yaklaşık 750 metre yükseklikte yer alıyor. Dik bir yamaç boyunca uzanan taş basamaklarla girişi sağlanan kalenin içerisinde, gözetleme kuleleri, muhafız odaları ve depo gibi bölümler bulunuyor. Osmanlı döneminde “Aşağı Kale” olarak adlandırılan “Zir Kale”, zamanla “Zil Kale”ye dönüşmüş; ticari ve askerî açıdan önemli olan doğu yolunun gözetlenmesi ve ticaret kervanlarının konaklamasına hizmet etmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaçkar Dağları Millî Parkı ” title_font_size=”13″]

    1994 yılında millî park ilan edilen Kaçkar Dağları Millî Parkı, Doğu Karadeniz Dağları’nın üç büyük dağı; Üçdoruk (Verçenik), Göller (Hunut) ve Kaçkar Dağları’ndan oluşuyor. Park içerisinde dokuz köy, 33 yayla yerleşimi bulunuyor. Karlı dağların ve krater göllerinin bulunduğu 3992 metre yüksekliğindeki zirveye gitmek çok kolay olmasa da ülkemizin en yağışlı kesiminde bulunmasından dolayı parkı çevreleyen dere ve akarsular benzersiz bir deneyim yaşatıyor. Sekiz adet yürüyüş parkuru ile kampçılık, dağcılık, trekking, piknik için elverişli bir yer olan Kaçkar Dağları Millî Parkı, doğa ve sporseverler için cazibe merkezi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelintülü Şelalesi ” title_font_size=”13″]

    Çamlıhemşin’deki Ayder Yaylası’nda yer alan Gelintülü Şelalesi, kaynağını yükseklerde erimiş olan kar kümelerinden alıyor. Yaklaşık 1500 metrekarelik dik akışta yemyeşil ladin ağaçları arasından süzülüp gelen bu şelaleye ismini veren şey ise görüntüsünün gelin duvağına benzemesi. Bu görüntünün tamamı en iyi Ayder’in üst kısmında yer alan Huser Yaylası’ndan görülebiliyor. Türkiye’deki en uzun şelalelerden biri olan Gelintülü, 23 metre yüksekten dökülüp Fırtına Deresi’ne kavuşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırtına Deresi ” title_font_size=”13″]

    Ardeşen ve Çamlıhemşin ilçelerinin sınırları içerisinde yer alan Fırtına Deresi, Doğu Karadeniz’deki en büyük akarsu havzalarından biri olma özelliği taşıyor. Suyunun coşkun aktığı dere, rafting tutkunları için gözde bir merkez. Doğayla baş başa kalmak isteyenlerin uğrak yeri olan derenin çevresinde birçok kafe bulunuyor. Buradan rafting yapanları veya zipline ile derenin diğer kıyısına geçenleri izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şenyuva Köprüsü ” title_font_size=”13″]

    Çamlıhemşin’in Şenyuva köyünde, Fırtına Deresi üzerinde yer alan, 1696 yılında, moloz ve kesme taş kullanılarak inşa edilen köprü; iki mesnetli, tek gözlü ve yuvarlak kemerli yapısıyla yörenin en eski köprülerinden biri. 40 metre uzunluğunda, 20 metre yükseklikte olan köprü, gelin ve damatların yanı sıra yolu Çamlıhemşin’den geçen herkesin mola verdiği bir yere dönüşmüş durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atatürk Evi Müzesi / Mehmet Mataracı Konağı ” title_font_size=”13″]

    Atatürk, 1924’te çıktığı yurt gezisi sırasında Rize’ye gelmiş ve Mehmet Mataracı’nın misafiri olarak bu evde kalmış. İl merkezindeki Müftü Mahallesi’nde yer alan bina, Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümünde müzeye dönüştürülmesi için Mataracı ailesi tarafından İl Özel İdaresine bağışlanarak 1985 yılında Rize Atatürk Evi Müzesi olarak hizmete açılmış. 1921 yılında yapılan konak, iç sofalı plana sahip ve üç katlı. Müzede, Mustafa Kemal Atatürk’e ait bazı eşya, konakladığında kaldığı odası ve bölgeden çıkarılan etnografik eserler sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayder Yaylası” title_font_size=”13″]

    Ladin ve kayın ormanları ile kaplı olan yayla, çevredeki köylülerin ve şehri gezmeye gelenlerin dinlenme yeri olarak kullanılan turistik bir yer. Bungalovdan yayla evi konseptine, aile pansiyonundan otele pek çok konaklama seçeneğini sunan yayla, şehrin yerlileri için de hafta sonu etkinliklerini geçirebileceği bir yer.

  • SONBAHARA ÖZEL GEZİ ROTALARI

    Sonbahar ayları, kimileri için hüzünle özdeşleşse de doğanın renk cümbüşünü ve dinginliğini arayanlar için en sevilen mevsimlerden biridir. Havanın ne çok sıcak ne de çok soğuk olduğu bu dönem, seyahat etmek için mükemmel bir zaman sunar. Ağaçların altın sarısı, turuncu ve kırmızı tonlarıyla bezeli doğanın huzur dolu sessizliğini yaşamak, stresin etkilerinden arınmak ve şehir hayatının koşuşturmacasından bir süreliğine uzaklaşmak isteyenler için eşsiz bir fırsattır. Ayrıca bu dönemde yapılan geziler, taze meyve ve sebzelerin hasat zamanına denk gelen festivallere katılarak yerel kültürü daha yakından tanıma imkânı sağlar. Sonbaharın tüm güzelliklerini doyasıya yaşayabileceğiniz ve altın sarısı ağaçların süslediği rotaları sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birgi, İzmir ” title_font_size=”13″]

    İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesindeki Birgi; tarihî evleri, taş sokakları ve zengin kültürel mirasıyla sonbaharda gezilecek en güzel rotalardan biri. Köydeki camiler ve konaklar, Osmanlı dönemine ait mimari örnekler geçmiş zamanın izlerini taşımaktadır. Sonbahar aylarında köyde yürüyüş yaparken serin hava ve doğanın sessizliği, sakin bir kaçamak arayanlar için huzur verici bir ortam oluşturur. Yerel pazarları ve el yapımı ürünleriyle ünlü Birgi’de taze sebze ve meyvelerin yanı sıra zeytin ve zeytinyağı gibi yöresel lezzetler de bolca bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amasra, Bartın ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’de, Bartın iline bağlı Amasra’da sonbaharda dökülen ağaç yaprakları denizin mavisi ile birleştiğinde muhteşem manzaralar oluşturur. Yaz sezonundaki kalabalıkların çekilmesiyle Amasra, sonbaharda daha sakin ve huzurlu bir atmosfere kavuşur. Doğa yürüyüşleri, fotoğraf çekimleri ve bisiklet turları gibi açık hava aktiviteleri için oldukça idealdir. Amasra Kalesi, Roma döneminden kalma Antik Amasra Tiyatrosu, yöreye özgü el emeği hediyeliklerin satıldığı Çekiciler Çarşısı ve Küçük Liman gibi doğanın ve tarihin buluştuğu birçok gezilecek yere sahip olan Amasra’nın sakin plajlarında gün batımını izlemek de oldukça keyifli. Ayrıca sonbahar mevsimi taze balık ve deniz ürünleri ile ünlü Amasra salatasını tatmak için de en ideal zaman.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nusratlı Köyü, Çanakkale ” title_font_size=”13″]

    Nusratlı, Edremit Körfezi’nde, Assos ve Altınoluk gibi turistik bölgelere oldukça yakın konumda bulunan, doğal ve tarihî güzelliklerle çevrili Kaz Dağları’nda yer alan küçük bir köydür. 15. yüzyılda kurulan köy, tarihî taş evleriyle özgünlüğünü günümüze kadar korumayı başarmıştır. Ayrıca, köyde milattan önceki dönemlerde kurulan Gargaros Antik Kenti de bulunur. Tıbbi aromatik bitkileri, geleneksel metotlarla ürettikleri yerel ürünleri, kaplıcası, havadaki oksijen oranı ve temiz havası ile tüm dünyanın dikkatini çeken Nusratlı Köyü’nde doğa yürüyüşçüleri için oldukça keyifli rotalar bulunuyor. Nusratlı’nın, 16. yüzyılda Mısır Seferi’nden dönen dört askerin, köyün 1 kilometre doğusundaki Musatpınarı’na yerleşerek oluşturdukları obayla kurulduğuna inanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Titus Tüneli, Hatay ” title_font_size=”13″]

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan ve Roma döneminden kalma bir mühendislik harikası olan Titus Tüneli, M.S. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus tarafından, dağlardan gelen sel sularını kontrol altına almak ve limanı korumak amacıyla inşa edilmiştir. 1.380 metre uzunluğunda, yaklaşık 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğinde olan bu etkileyici yapı, tarihî ve mimarî açıdan büyük bir öneme sahiptir. Tünelin devamında yer alan Beşikli Mağarası olarak bilinen kaya mezarları da görülmeye değerdir. 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Titus Tüneli’ni Hatay’ın yazın kavurucu sıcaklarının aksine, sonbaharda keşfetmek daha keyifli ve konforlu olacaktır. Tünel çevresindeki doğa, sonbaharın büyüleyici renklerine bürünürken, bu manzaralar eşliğinde Hatay’ın ünlü yöresel lezzetlerini de deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yörük Köyü, Karabük ” title_font_size=”13″]

    Karabük’teki Safranbolu’ya yakın konumda bulunan tarihî Yörük Köyü, Safranbolu evleriyle benzer mimari özelliklere ve köklü bir geçmişe sahiptir. Köy, adını 14. yüzyılda buraya yerleşen Yörük Türklerinden almıştır. Günümüze kadar korunmuş olan geleneksel Osmanlı sivil mimarisi ile ünlü bu köy, 1997 yılında “Kentsel Sit Alanı” ilan edilmiştir. Çamaşırhane, Kastamonu Konağı ve Sipahioğlu Konağı gibi Osmanlı dönemi yapılarının en güzel örneklerini barındıran Yörük Köyü’nün taş döşeli sokaklarında gezinirken eski Osmanlı yaşam tarzını sürdüren ailelerle karşılaşabilir ve onların kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Sonbaharda, ağaçların sarı ve kırmızı tonlarına bürünmesiyle köy, büyüleyici manzaralar sunar. Serin ve temiz havası, tarihî dokusuyla birleşerek huzurlu bir atmosfer oluşturur. Yörük Köyü, aynı zamanda Karabük ve Safranbolu mutfağının lezzetlerini tatma fırsatı da sunar. Gözleme, tarhana çorbası, cevizli kömeç ve Safranbolu’nun ünlü safranlı lokumu gibi yöresel tatları deneyebilir, köyde üretilen ev yapımı reçel ve turşuları satın alabilirsiniz. Mimarisi ve kültürel dokusuyla pek çok dizi ve filme ev sahipliği yapmış olan köy hem tarihî hem de doğal güzellikleriyle dikkat çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şavşat, Artvin ” title_font_size=”13″]

    Artvin’in doğası ve kültürel zenginlikleriyle ünlü ilçesi Şavşat, 2015 yılında Türkiye’nin ilk ve tek Cittaslow (Sakin Şehir) unvanını almıştır. Artvin’in en gözde doğal güzelliklerinden biri olan Şavşat Karagöl, sonbaharda bambaşka bir atmosfere bürünür. Temiz havası ve zengin bitki örtüsüyle öne çıkan Sahara Yaylası, bu mevsimde adeta bir renk cümbüşüne dönüşür. Altın sarısı, kırmızı ve turuncu tonlarına bezenen yaylaları, orman yolları ve göllerine yansıyan dağ manzaraları, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunar. Köy fırınlarında geleneksel yöntemlerle pişirilen kete ve pileki ekmeği, taze sebzelerle hazırlanan pancar diblesi ve lahana yemekleri gibi yöresel lezzetleri tatmak için en uygun zaman sonbahardır. Ayrıca, bu dönemde düzenlenen yayla festivallerine katılarak bölgenin kültürünü yakından deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cumalıkızık, Bursa ” title_font_size=”13″]

    Bursa’nın Yıldırım ilçesine bağlı Cumalıkızık Köyü, Osmanlı dönemine ait mimari eserlerin en iyi korunduğu yerlerden biridir ve 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Tarihî dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş evleri ve sokaklarıyla ünlü olan köy, 1300’lü yıllarda Osmanlı’nın Bursa’ya yerleştiği ilk dönemlerde kurulmuştur. Taş ve kerpiçten yapılmış, bugün müze ve konaklama yeri olarak kullanılan evler, geleneksel Osmanlı camilerinin sadeliğini yansıtan Cumalıkızık Camii, halen gürül gürül akan Zekiye Hatun Çeşmesi ve iki ev arasındaki dar Cin Aralığı Sokağı, köyün dikkat çeken tarihî unsurlarıdır. Cumalıkızık, özellikle sonbaharda gezilecek ideal rotalardan biridir ve serpme köy kahvaltısıyla meşhurdur. Taze köy ekmeği, ev yapımı reçeller, peynir çeşitleri, zeytin ve doğal bal gibi lezzetlerin buluştuğu bu kahvaltının yanı sıra, bölgeye özgü mısır ekmeği ve cevizli lokum gibi tatları da köydeki fırınlardan ve pazarlardan taze olarak temin edebilirsiniz.

  • NATIONAL GEOGRAPHIC’TEN 2024’ÜN GÖZDE SEYAHAT ROTALARI

    National Geographic, her sene dünyanın farklı noktalarındaki en iyi seyahat rotalarını açıklıyor. Gezginlerin yorum ve değerlendirmelerinden yola çıkan dergi ekibi, 2024 için en heyecan verici 30 gezilecek yeri bulmak için tüm dünyayı dolaştı ve doğal güzellikleri, konaklama seçenekleri, tarihi ve kültürel mirası kapsayan geniş bir değerlendirmenin ardından gözde seyahat rotalarını belirledi. Yedi kıtadan farklı şehir ve bölgedeki en dikkat çeken yedi rotayı yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda ” title_font_size=”13″]

    İrlanda’nın el değmemiş yeşil doğasının mavi denizle birleştiği Vahşi Atlantik Yolu, doğal megalit kayaların oluşturduğu uçurumların muhteşem koy manzaraları ile kesiştiği ünlü bir sahil rotası. Dünyadaki en uzun sahil yollarından biri olan Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda’nın kuzeybatısındaki Inishowen Yarımadası’ndan başlıyor ve güneydeki tarihî County Cork’ta son buluyor. Rotayı tamamlamak isteyenler ya araba kiralıyor ya da kamp ekipmanları ile binlerce kilometrelik okyanus manzaralı yolu yürüyor. Bu rota boyunca; koyları, dağları, kıyı köyleri, kayalık burunları, uçurumları, fenerleri, adaları, millî parkları, plajları ve yemyeşil ormanları görmek mümkün. Konaklama seçeneklerini ise otellere dönüştürülmüş görkemli tarihî şatolar oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şian, Çin” title_font_size=”13″]

    Şian (Xi’an), Çin’in dört büyük başkentinden biri ve 3000 yıldan uzun bir tarihe sahip. Tarihî İpek Yolu’nun doğu topraklarındaki başlangıç noktası olan Şian, sayısız kültürel mirasıyla dikkat çekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen 12 metre yükseklikteki duvar, şehri korumaya devam ediyor. Şian’daki diğer önemli sembolik yapı ise İslam dünyasına ait. Çin ve İslam mimarisinin en eşsiz örneği sayılan Xi’an Ulu Camii, 742’de inşa edilmiş. Ayrıca bu şehir, Çin İmparatoru Qin Shi Huang’ın ünlü Terracotta ordusuna da ev sahipliği yapıyor. İmparator mezarının yapımı M.Ö. 246’da başlamış ve 30 senede tamamlanmış. Ölümden sonra imparatoru koruması için yapılan toprak askerlerin bulunduğu mezar, 76 metre yükseklikte piramit bir yapıdan oluşuyor ve boyları 183-195 santim arasında değişiyor. 1987’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren kazı alanında, çoğu toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yucatán Yarımadası, Meksika” title_font_size=”13″]

    Kayıp bir şehrin gün yüzüne çıkarılması kadar hayal gücünü harekete geçiren çok az arkeolojik keşif var ve Yucatán Yarımadası’nın ormanlarla kaplı derinlikleri tam olarak bu heyecanı yaşatıyor. Maya uygarlığının merkezi olan Yucatán Yarımadası, Meksika Körfezi ile Karayip Denizi’nin kesiştiği noktada yer alıyor. Meksika, Guatemala ile Kuzey Belize’ye yayılan ve M.S. 900’lü yıllarda yok olan Maya medeniyetinden geriye artık sadece büyük taş binalar ve devasa piramit tapınaklar kalsa da bölgede yaklaşık altı milyon insan hâlâ Maya dilini konuşuyor. Eskiden Mayaların adaklarını kurban ettiği bölge olan “Ik Kil” ise her yanından sarmaşıkların sallandığı ve içinde yüzülebilen doğal havuzuyla turist akınına uğruyor. Ünlü tatil şehri Cancun’un güneyindeki Riviera Maya’da yer alan oteller, Maya medeniyetinin mimari tasarımına sahip. Hem yürüyüş hem dağ bisikleti yolunda olan yarımada, aynı zamanda dinozorların dönemine son veren gök taşının düştüğü bölge olduğu için de ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nordland, Norveç ” title_font_size=”13″]

    Buzulların, yükselen zirvelerin, küçük balıkçı kasabalarının ve uzak dağ köylerinin bulunduğu Nordland, “kuzey ışıkları”nın süslediği bir şehir. Yaz aylarında dağ bisikleti ile gezilebilecek birçok rotanın olduğu bu balıkçı şehrinin kış misafirleri ise köpek kızağıyla karlar altında kalan bölgeyi keşfe çıkan maceracı gezginler oluyor. Dağları, temiz denizi, korunaklı koyları ve doğal plajları ile kendine özgü bir manzaraya sahip Lofoten Adaları sadece göz alıcı manzaralarıyla değil, Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın olması nedeniyle oluşan gece yarısı güneşiyle de ünlü. Bölgeye ilk yerleşen Viking zanaatkârlarının ellerinden çıkan birçok eser, Norveç’in geleneksel mimarisine sahip köy evleri, yüzlerce yıllık balıkçılık kültürüyle Nordland, gözde tatil rotalarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emilia-Romagna, İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın 1948 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 bölgesinden biri olan Emilia-Romagna, ülkenin en verimli topraklarına sahip ve sadece manzarası ile değil, yeme-içme kültürü, tarihî dokusuyla da ön plana çıkıyor. Orta Çağ mimarisinden izler taşıyan etkileyici şatoların süslediği Emilia-Romagna, dünyanın en eski üniversitesini barındıran Bologna’nın yanı sıra Modena, Parma ve Ferrara gibi Rönesans şehirleri; Cervia, Cesenatico, Rimini ve Riccione gibi plajları ile kültür ve turizm açısından önemli bir merkez. Ünlü İtalyan spor otomobil markalarının da üretim yeri olan bölgede birçok araba müzesi de bulunuyor. Balzamik sirkenin, bolonez sosun, parmesan peynirinin ve ünlü İtalyan jambonunun ana vatanı olan Emilia-Romagna, sunduğu gastronomik çeşitlilik ile ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Andrefana Kuru Ormanları, Madagaskar” title_font_size=”13″]

    Andrefana Kuru Ormanları, yarı kurak ekolojik bir bölge ve tamamen farklı biyolojik çeşitliliği ile vahşi yaşama sahip. Madagaskar’ın batı yamaçlarında kalan jilet gibi keskin kayalar sadece bu bölgede yaşayan ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan lemur türü sifakaların (küçük başı, büyük gözü ile bir maymun türü) doğal yaşam alanı. Madagaskar’ın doğu kıyısındaki yağmur ormanlarına göre daha az türe ev sahipliği yapsa da endemik türlerin fazla olduğu Andrefana Kuru Ormanları’nda heykelleri anımsatan kalın gövdeli baobab ağaçlarında her an bir sifaka görmek mümkün. İlk kez 1990’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bölgenin genişletilmesi ile Andrefana Kuru Ormanları da listeye eklendi. Kireç taşıyla bezeli yaylaları ve bozulmamış ormanlarının etkileyici manzarasına eşlik eden Manambolo Nehri’ndeki kanyonun nefes kesen inişli çıkışlı rotası ve yüksek zirvesi ile Andrefana Kuru Ormanları vahşi yaşam severler için cazibe merkezi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atacama Çölü, Şili ” title_font_size=”13″]

    Şili’nin kuzeyindeki Atamaca Çölü’nde nadiren görülen muhteşem bir doğa olayı var. Üç ila 10 yılda bir, ilkbahar aylarında birkaç hafta boyunca çöle yağmur yağıyor ve çölün kurak zemininden çıkan kır çiçekleri birkaç hafta boyunca dünyanın en güzel manzarasını oluşturuyor. Atamaca Çölü’nde yaşanan bu durum, Şili hükümetine de ilham vermiş ve 141.000 dönümlük Desierto Florido Ulusal Parkı’na “çöl çiçekleri” dikilmiş. Çoğu Atacama’ya özgü olan bölgenin bitki örtüsünü korumak için oluşturulan park, aynı zamanda bilim insanlarının sarı ebegümeci ve kedi pençesi gibi 200’den fazla bitki türünün gezegenin en zorlu koşullarında nasıl hayatta kaldığını yakından incelemeye olanak tanıyor. Kuraklığa dayanıklı bitki örtüsünün iklim değişikliğinin neden olduğu zorluklara çözüm sunması açısından oldukça önemli olan proje sayesinde uçsuz bucaksız kurak kızıl toprakların rengârenk bir manzaraya dönüştüğü park, gezginlerin akınına uğruyor.

  • BAHAR AYLARINDA YAPILABİLECEK AKTİVİTELER

    Bütün kış evlerimizde baharın ve yazın gelmesini bekledik. Güneşin yüzünü göstermeye başladığı şu günlerde, bulunduğunuz şehirde, aileniz ve dostunuzla yapabileceğiniz birçok etkinliği sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güzel bir havada sevdiklerimizle paylaştığımız lezzetli bir sofra kadar keyifli bir etkinlik çok az bulunur. İlle mangal yakılmasına gerek yok; güzel bir mevsim salatası, evde hazırlanmış kek ve poğaçalar bile bu keyifli an için yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bisikletle yapacağınız bir gezinti ile hem yaşadığınız şehri keşfedebilir hem de sağlığınıza fayda sağlayabilirsiniz. Bu etkinliği sevdiklerinizle paylaşabileceğiniz gibi tek başınıza da yapabilir, bu esnada güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Doğada yapacağınız bir gezi, sizi hem mental hem bedensel olarak fazlasıyla yoracaktır ancak bir o kadar da güçlendirecektir. Doğada karşılaşacağınız birçok bitki ve hayvan ise sizlere baharı müjdeleyen hoş sürprizler olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Voleybol, frizbi, badminton, ip atlama, birdirbir… Hangi oyunu oynayacağınız tamamen sizin zevkinize, hayal gücünüze ve bu ânı paylaştığınız ekip arkadaşlarınızla vereceğiniz ortak karara kalmış. Elbette yanınızda bolca su götürmeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hangi şehirde yaşarsanız yaşayın muhakkak ziyaret edebileceğiniz bir müze ya da ören yeri olduğuna eminiz. Ülkemizin bulunduğu coğrafya binlerce yıldır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, birçok kültürün kesişme noktası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Baharın habercisi olan festivaller büyük küçük demeden bütün kentlerin heyecanla beklediği etkinliklerin başında geliyor. Müzik festivallerine katılarak birçok müzisyenin şarkılarında dans edebileceğiniz gibi, bulunduğunuz kentin yerel festivallerinde de aynı coşkuda eğlenebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kamp kurmak belirli düzeyde bir bilgi ve tecrübe gerektirse de bu sizi korkutmasın. Doğru ekipmanlarla yapacağınız bu etkinlik ile doğanın belki de bugüne kadar hiç karşılaşmadığınız yüzüyle tanışabilirsiniz. Yeni başlayan bir kampçıysanız ilk deneyimlerinizi gece konaklamadan; sabah erken saatlerden başlayıp hava kararmadan tamamlayabilir, tecrübe kazandıkça doğada kalacağınız süreyi uzatabilirsiniz.