Etiket: galata kulesi

  • BEYOĞLU: ÜLKE GİBİ BİR İLÇE

    BEYOĞLU: ÜLKE GİBİ BİR İLÇE

    Dünyanın en büyük metropollerinden İstanbul’un en gözde ilçelerinden Beyoğlu… Güneyi ve batısı Haliç, doğusu Beşiktaş ve İstanbul Boğazı, kuzeyi Şişli ve Kâğıthane. Yaklaşık 225 bin nüfusa sahip olup da her gün 1 milyon kişinin ziyaret ettiği en turistik yerlerden biri. “Beyoğlu’nda gezersin gözlerini süzersin” şarkısını çok sevsek de biliyoruz ki bu semt gözlerinizi bile kırpmadan bakmak isteyeceğiniz güzelliklerle dolu. Bir sayfaya sığdırması imkânsız ama akıllarda iz bırakacak bir özet sunmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Adını Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlundan alan ve Boğaz’ı en güzel yerden seyreden Cihangir; sanat galerilerinin, tasarım butiklerinin ve kafelerin kuşattığı Tomtom Mahallesi; arkadaşlarla toplanmanın Beyoğlu’ndaki en güzel adresi Asmalı Mescit; antikacı dükkanlarıyla Firuzağa; Haliç Kongre Merkezi’yle dünyaya açılan Sütlüce Mahallesi ve diğerleri… Anlayacağınız İstanbul’un göbeğindeki Beyoğlu tam 45 mahalleden oluşan kocaman bir ilçe.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Peki Beyoğlu denince sizin aklınıza gelen ilk yer neresi? Galiba cevabı hepimiz biliyoruz… Onlarca kere gitmiş olsanız da her seferinde yeni şeyler keşfedebileceğiniz sokakları, hikâyeleriyle ünlü yüzyıllık apartmanları, tarihten izler taşıyan pasajları, cadde boyunca bir aşağı bir yukarı hareket eden nostaljik tramvayı ile İstiklal Caddesi tabii ki… İlla ki bir yerlerden duymuşsunuzdur, İstiklal Caddesi ve Pera civarı çok önceleri insanların şapkaları, kravatları, topuklu ayakkabıları, yani en şık kıyafetleriyle gittiği bir yermiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin bittiği noktadan aldığı yolcularını 90 saniyede Karaköy’e ya da Karaköy’den İstiklal’e taşıyan dünyanın en eski ikinci metrosu Tünel de Beyoğlu’nda bulunuyor. İstanbul’da yaşayan Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın Sultan Abdülaziz’e sunduğu ve ilk defa 1874’te faaliyete geçen asansörlü demiryolu projesinin zamanla modernleşmiş hali olan Tünel, günümüzde şehrin en turistik taşıma araçlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece ilçenin değil şehrin simgesi olmuş eserler barındırır Beyoğlu. Yanına kadar gitmeseniz bile her deniz yolculuğunda selamlaştığınız Galata Kulesi örneğin. İlk olarak Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 507 yılında yapılıp 1348’te Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilen yapı tarihte fener kulesi, yangın kulesi, zindan gibi amaçlarla kullanılmış. Şimdiyse dileyen herkese kapılarını açan ve tepesine kadar çıkanlara muhteşem Boğaz seyri yaşatan tarihi bir eser.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mehmet Akif Ersoy’un son dönemlerini yaşadığı Mısır Apartmanı… Zamanında 24 dükkânı 12 dairesi ile nezih bir hizmet veren Çiçek Pasajı… Polisiye edebiyatın ünlü ismi Agatha Christie’nin Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını 411 numaralı odasında yazmaya başladığı söylenen Pera Palas… İsveç Sarayı, Hollanda Sarayı, Fransız Sarayı olarak da adlandırılan konsolosluk binaları… Bunlar da Galata Kulesi kadar simgesel olmasa da tarihi önemi olan ve mimari açıdan gösterişli yapılardan sadece birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun ünlü olmayan bir yanı yok desek yeridir, yokuşları da buna dâhil. Kazancı Yokuşu, Kumbaracı Yokuşu, Akarca Yokuşu, Kadirler Yokuşu, Alçakdam Yokuşu ve diğerleri… Bazı yokuşlar da kolay inip çıkmayı sağlayacak merdivenleriyle ünlü ve bunların başında Kamondo Merdivenleri geliyor. 1850’lerde hayırsever Abraham Saloman Kamondo anısına yapılan merdivenleri bugün Beyoğlu hatırası bir fotoğraf çektirmek isteyenler özellikle tercih ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu semt aynı zamanda yüzyıllardır içinde yaşattığı ibadethanelerle dünyanın en kozmopolit yerlerinden biri. Giulio Mongeri tarafından 1900’lerin başında yapılan ve kırmızı duvarlarıyla dikkat çeken Aziz Antuan Katolik Kilisesi, Sultan Abdülmecit’in izniyle İngilizler tarafından yaptırılan Kırım Kilisesi, tarihsel arşiviyle müze niteliği de olan yemyeşil bahçe içindeki Galata Mevlevihanesi ve 1596 yılında ibadete açılan İstiklal Caddesi üzerindeki Hüseyin Ağa Camii bir çırpıda sayabileceklerimiz.

  • BİR ŞEHRİ GÖZETLEYEN KULE

    Galata Kulesi yalnızca mimari bir yapı değil; imparatorlukların yükselişine ve çöküşüne, seferlere, yangınlara ve şehirde yaşanan büyük dönüşümlere sessizce tanıklık eden bir anıttır. İlk temellerinin ne zaman atıldığı kesin olarak bilinmese de yüzyıllar boyunca farklı medeniyetler tarafından sahiplenilen bu kule, her dönemde farklı bir anlam kazanmıştır. Peki, asırlar boyunca İstanbul’un değişen silüetine tanıklık eden Galata Kulesi’nin bu denli merkezî bir sembol hâline gelmesinin ardında hangi tarihsel süreçler yatıyor? Yazımızda, Galata Kulesi’nin tarih sahnesindeki yolculuğunu ve şehirle kurduğu eşsiz bağı keşfedeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    MS 6. yüzyılda Bizans İmparatorluğu, Hun ve Bulgar akınlarıyla kuzeyden tehdit altındayken, Galata (o dönemdeki adıyla Sykai) bölgesine, Boğaz’daki tehlikeleri izlemek ve haberleşmeyi sağlamak için bir gözlem ve işaret kulesi inşa edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1300’lerde siyasi çekişmeler sonucu Galata’yı (Pera) ele geçiren Cenevizliler, bölgeyi surlarla çevreleyip bir koloniye dönüştürür. Bu savunma hattının en önemli yapısı olarak, 1348 yılında bugünkü Galata Kulesi inşa edilir. Eski Bizans kalıntılarının yerine yükselen taş kuleye, tepesine yerleştirilen haç nedeniyle “Christea Turris” (İsa’nın Kulesi) adı verilir. Bu ad, kulenin sadece askerî değil, dinî bir simge olarak da görüldüğünü gösterir. Hem Haliç’i hem Boğaz’ı görebilen kule, Galata’daki Ceneviz varlığının en güçlü sembolü hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1453’te İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Galata Kulesi farklı amaçlarla kullanılmaya başlanır. Ancak 1509’daki büyük deprem, yani “Küçük Kıyamet”, kuleye ciddi zarar verir. Bunun üzerine, II. Bayezid’in başmimarı Murad bin Hayrettin gözetiminde kule, 13,20 metre yüksekliğinden itibaren yeniden inşa edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1609 yılında doğan Hezârfen Ahmed Çelebi’nin en büyük hayali, insanın uçabileceğini kanıtlamaktır. Bu amaçla kuşları inceler, hava akımlarını gözlemler ve kendi “kartal kanatlarını” tasarlar. 1632 yılında lodoslu bir havada kanat benzeri bir araç kullanarak Galata Kulesi’nden havalanıp yaklaşık 3358 metre boyunca Boğaz’da uçarak Üsküdar’daki Doğancılar Meydanı’na iner. IV. Murad bu başarısını bir kese altınla ödüllendirir. Bu olağanüstü uçuş, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinin birinci cildinde detaylı şekilde yazılır ve yüzyıllardır gerçek ile efsane arasında ilham verici bir hikâye olarak anlatılmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanuni Sultan Süleyman zamanında zindan olarak hizmet veren kule, II. Selim Dönemi’ndeki yangınlar sonrası onarılır, III. Murat Dönemi’nde gözlemevine dönüştürülür. 1717 yılında yangınlara karşı kulede “kös” çalınarak haber verme sistemi kurulur. 1831 yangınının ardından Galata Kulesi, II. Mahmud Dönemi’nde önemli bir yenileme geçirir ve Cumhuriyet Dönemi’nde yangın gözetleme ve Deniz Kuvvetlerinin haberleşme postası olarak kullanılır.

     

     

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#”]

     

    2013 yılında Galata Kulesi, UNESCO tarafından Türkiye’nin Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınır. 2020 yılında ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen restorasyon ve düzenlemelerle kule, müzeye dönüştürülür ve İstanbul’un Kurtuluşu’nun yıl dönümü olan 6 Ekim 2020’de yeniden açılır. MüzeKart ile ziyaret edilebilen Galata Kulesi’nin büyüleyici manzarası ve tarihine dair daha fazlası için videomuzu izlemeyi unutmayın!

  • 9 Madde İle Osmanlı’nın Denize İnen Yolu Galata

    9 Madde İle Osmanlı’nın Denize İnen Yolu Galata

    Galata, İstanbul’un tarihi dokusunu, yaşanmışlıklarını en güzel anlatan semtlerden biridir. Galata Kulesi, Galata Köprüsü gibi İstanbul’un her çağına tanıklık eden yapılar koskoca bir tarihi günümüze taşır, her yıl dünyanın dört bir yanından turistleri ağırlar, en güzel eğlence yerlerine, restoranlarına ev sahipliği yapar. Çağlar boyunca birçok gezginin görmek için kıtalar aştığı bu muhteşem semti bir de 9 maddelik listemizle keşfedin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eski İstanbul’un Karşı Kıyısı” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’nın yani Eminönü, Eyüp ve Yenikapı üçgeninin içinde kalan eski İstanbul’un karşısında yer alan Galata’ya ve Beyoğlu’na, Rumca’ da “karşı yaka” anlamına gelen “Pera” ismi verilmişti. Galata Kulesinden sahile dek uzanan Galata, eski çağlarda olduğu gibi günümüzde de İstanbul’un en sevilen muhitlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galata Köprüsü” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’yı Pera’ya bağlayan, Haliç’in iki yakasını birleştiren bir köprü fikri belki de İstanbul kadar eskidir. Buradaki ilk köprünün 6. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Günümüze dek buraya birçok köprü inşa edilmiş, Leonardo da Vinci gibi ünlü sanatçılar bile Galata Köprüsü için tasarımlar yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denize İnen Yol” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata isminin anlamı konusunda birçok rivayet bulunur. En sık telaffuz edilen söylentilerden biri “Gala” kelimesinin Rumca’da süt anlamına geldiği ve Galata’da birçok süthane olduğu için semte bu ismin verildiğidir. Bir diğer söylentiye göre, Galata ismi deniz kenarına dek uzanan dik yokuşları yüzünden bu semte uygun görülmüştür ve “denize inen yol” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galata Kulesi” title_font_size=”13″]

    Birçok hikâyeye konu olan Galata’nın en tepesinde Galata Kulesi bulunur. Hezarfen Ahmet Çelebi’nin kuleden Üsküdar’a dek uçmasıyla ününe ün katan Galata Köprüsü’nün 500’lü yıllarda inşa edildiği düşünülmektedir. İstanbul’un ihtişamlı manzarasını izlemek için en uygun noktalardan biri olan Galata Kulesi’ni günümüzdeki görüntüsüne 1348 senesinde Cenevizliler kavuşturmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın İkinci Metrosu” title_font_size=”13″]
    tünel metro

    Pera’nın iki ucunu; günümüzün İstiklal Caddesi ile Karaköy sahilini birbirine bağlayan, dünya üzerindeki ikinci metro Nostaljik Tünel, 1871 yılından beri bu dik yokuşu tırmanarak İstanbullulara hizmet eder. Bir asırdan uzun bir süre içinde sadece İkinci Dünya Savaşı yıllarında hizmet dışı kalan tünel, İstanbul’un haklı gurur kaynaklarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’un En Kozmopolit Semti” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata, Osmanlı zamanından günümüze dek hep eğlenceli, hareketli, renkli bir semt olmuştur. Bu durumda, hem semtin konumunun hem de burada yaşayan insanların çeşitliliğinin payı bulunur. Farklı dinlerden, farklı mezheplerden birçok insan uyum içinde yaşayarak Galata’nın güzelliğine güzellik katmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’un Renkli Limanı” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata’nın eğlenceli ve hareketli bir semt olmasının bir diğer sebebi de büyük limanlara ev sahipliği yapmasıdır. Bu limanlara yanaşan gemiler, yolcuları ve mürettebatları semte hareket katar. Tarih boyunca Galata’nın büyük yangınlar atlatmasının sebebinin de bu limanlara yanaşan gemilerin taşıdığı yanıcı yükler olabileceği düşünülür. Günümüzde ise Karaköy Limanı’na sadece büyük yolcu gemileri yanaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bankalar Caddesi” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Bankalar Caddesi eski ismiyle Voyvoda Caddesi, Galata’nın en güzel ve eski binalarının üzerinde sıralandığı ihtişamlı ve geniş bir caddedir. Osmanlı Bankası Müzesi ve Salt Galata burada yer alır. Caddenin isminin Bankalar Caddesi olmasının sebebi 1856 yılında burada kurulan Ottoman Bank isimli özel bankadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kamondo Merdivenleri” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Osmanlı’da bankacılığın başlangıcına şahit olan Bankalar Caddesi’nin alametifarikalarından biri, Osmanlı Bankası Müzesi’nin tam karşısında yer alan Kamondo Merdivenleri’dir. Bu merdivenler 19. yüzyılda banker Abraham Kamondo tarafından ünlü mimar D’aranco’ya yaptırılmıştır. En ünlü fotoğrafçılardan, selfie meraklılarına dek Galata’yı ziyaret eden herkes burada fotoğraf çekmekten kendini alıkoyamaz.

  • YEDİ TEPELİ İSTANBUL’UN ÜNLÜ KULELERİ

    Eşsiz boğaz manzarası, tarihi binaları, tüm dünyada ün salan sokak kedileri, simidi, vapurları, martıları ve barındırdığı pek çok güzellik ile dünyanın en önemli metropollerinden olan İstanbul’un siluetinin olmazsa olmaz diğer bir detayı da ünlü kuleleri… İstanbul’u ziyaret eden herkesin görmeden gitmediği ünlü kuleleri ve bu kulelerin hikâyelerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üsküdar’da Salacak sahilinin açıklarında, denizin tam ortasında, kentin en gizemli yapılarından olan Kız Kulesi, oldukça eski bir geçmişe sahip. Tarihi M.Ö. 5. yüzyıla dayanan Kız Kulesi, Atinalı general tarafından Karadeniz’den gelen ticari gemilere istasyon olması için küçük bir kaya üzerine inşa edildi. 12. yüzyıla gelindiğinde Doğu Roma İmparatoru I. Manuel Komnenos, yapının etrafına taş duvarlarla korunan bir kule inşa ettirdi ve bu yapı günümüze kadar gümrük istasyonu, sürgün noktası, deniz feneri olarak kullanıldı. 1509’daki depremle büyük hasar gören kule onarıldıktan sonra 1721’de yangında hasar gördü. Çeşitli tadilatlardan sonra günümüzdeki hâlini alan ünlü kuleye kıyıdan özel teknelerle ulaşmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Her yıl milyonlarca turistin ziyaret etmek için uzun kuyruklar beklediği Galata Kulesi, Beyoğlu’nda bulunuyor ve konumlandığı yerden Kız Kulesi de dahil olmak üzere Tarihi Yarımada gibi İstanbul’un en güzel manzaralarına tepeden bakıyor. İstanbul’un başlıca sembollerinden olan Galata Kulesi’nin tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. Bizans İmparatorluğu ile ittifak halinde olan Cenevizliler tarafından 14. yüzyılda inşa edilen Galata Kulesi, farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethiyle beraber levazım ambarı ve yangın gözetleme kulesi olarak da kullanılan kule, bazı dönemlerde savaş esirlerine bile ev sahipliği yaptı. 1509’daki depremden etkilenen kule, geçirdiği ufak tadilatlardan sonra 1831’de yanarak büyük hasar aldı ve köklü bir tadilattan geçerek mimari açıdan bazı değişikliklere uğradı; 1965-1967 yıllarındaki restorasyon çalışmalarıyla tamamen turistik bir yapıya dönüştü. Hezârfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı mektupları uçarak iletme hikâyesi ise Galata Kulesi’ne dair en romantik efsanelerden biri…Rivayete göre tahta kanatlar takarak uçma denemesi gerçekleştiren Hezârfen Ahmet Çelebi, karşı kıyıda bulunan Üsküdar’a ulaşıp Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı aşk mektuplarını da beraberinde götürmek istemiş ancak rüzgâr sebebiyle tüm mektuplar boğazın sularına saçılmış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Beyazıt Kulesi, şehirde sık sık meydana gelen yangınları gözetlemek amacıyla 1749’da inşa edildi. 85 metre uzunluğunda, ahşap olarak inşa edilen Beyazıt Kulesi’nin de başından birkaç kez yangın geçmesine rağmen, yapılan tadilatlardaki ilavelerle 118 metreye ulaşan tarihi yapı, günümüzde de tüm heybetiyle ayakta duruyor. İstanbul Üniversitesinin merkez kampüsünde yer alan kulenin Beyazıt Meydanı’na bakan bölümünde II. Mahmud tuğralı bir kitabe bulunuyor. Beyazıt Kulesi’nin bir diğer önemi ise İstanbullulara uzun süre havanın nasıl olacağını bildirmesi… Eski dönemlerde kulenin mavi renkte aydınlatılması ertesi gün havanın açık olacağını, yeşil renk yağmurlu havayı, sarı renk sisi ve kırmızı ise havanın karlı olacağını ifade ederdi. Bu uygulamaya 1995’te son verildi. 2010’da ise tarihi önemini nesillerden nesillere aktarması amacıyla kente tekrar hizmet vermeye başlayan kule, eskiden olduğu gibi, yangın gözetleme, meteoroloji ve yol durumunu bildirmek amacıyla kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en görkemli kulelerinden olan Dolmabahçe Saat Kulesi, Beşiktaş ilçesindeki Bezmiâlem Valide Sultan Camii ile Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı arasında yer alıyor. 1890-1895 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilen saat kulesi, o günden bu yana ziyaretçilerin akınına uğruyor. Şık mimarisiyle dikkat çeken kule, saray mimarı Sarkis Balyan tarafından neo-barok ve ampir tarzda tasarlandı. 27 metre yüksekliğe sahip kulenin her cephesinde Fransa’da imal edilen saatler bulunuyor. Paul Garnier markalı saatler 1979’da kısmen elektronik sisteme çevrilmiş ve çalışır durumda. Safranbolu’da 2012’de açılan “Zamanın Tanığı Saat Kuleleri Parkı”nda Dolmabahçe Saat Kulesi’nin bir maketi de yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    369 metreye ulaşan yüksekliğiyle Eyfel Kulesi’ni geride bırakan Çamlıca Kulesi, 29 Mayıs 2021’de açıldı. Küçük Çamlıca Televizyon Kulesi olarak da anılan Çamlıca Kulesi, İstanbul’un televizyon ve seyir kulesi olarak hizmet veriyor. Herhangi bir kent dokusundan bağımsız bir duruşu olan yapının; ışığı, doğayı ve mekânsal boşlukları kullanarak şaşırtıcı bir manzara oluşturması hedeflendi. Tek bir parçadan oluşan kulenin tasarımında Osmanlı döneminde Türkler için önemli bir simge haline gelen lale çiçeğinden ilham alındı. Kulenin ana aksı lalenin köklerini ve besleyici gövdesini; güneşe doğru yükseldikçe şekillenen seyir terası ve restoran katları ise henüz açmayan bir lale tomurcuğuna benziyor. İki restoran ve bir seyir terasının bulunduğu kulenin giriş katından antenlerin olduğu kata kadar yükselen panorama asansörleri, Asya ve Avrupa kıtalarını hem ayıran hem de birleştiren İstanbul Boğazı’nı simgeliyor.

  • ŞEHİRLERİN SİMGESİ OLMUŞ ÜNLÜ KULELER

    ŞEHİRLERİN SİMGESİ OLMUŞ ÜNLÜ KULELER

    Kimi asırlar öncesinde kimi yakın tarihte inşa edilmiş bazı kuleler vardır ki bulunduğu şehirle özdeşleşmiştir. O kulelerin kimi mimarisiyle dikkat çeker, kimi sadece yüksekliği, kimi de geçmişten getirdiği hikâyesiyle… Çoğu Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiş bu yapıların öne çıkanlarını aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İsmini bulunduğu semtten alan Galata Kulesi Bizans İmparatorluğu tarafından 6. yüzyılda yapılmış, 14. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılırken yeniden inşa edilmiş, İstanbul’un fethiyle Türklerin hâkimiyetine geçtikten sonra da çok kez onarım ve bakımlardan geçirilmiştir. Günümüzde tarihi kulenin zirvesi İstanbul panoramasının en güzel seyredildiği adreslerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    300 metre yüksekliğindeki kule adını Fransız mühendis ve mimar Gustave Eiffel’in firmasından alır fakat asıl tasarımcısı Stephen Sauvestre’dir. Kulenin inşa amacı Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde 1889’da düzenlenen fuara giriş kapısı olmasıdır. Parisliler tarafından uzun süre çirkin bulunarak kabullenilmemiş olan demir yapı günümüzde dünyada en çok turist ağırlayan adreslerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Pisa şehrinden alan kule 11. yüzyılda yapılan şehir katedralinin çan kulesi olarak 12. yüzyılda inşa edilmiştir. Sadece beş yıl dik durabilmiş Pisa Kulesi eğimli yapısıyla da ilgi odağı olmayı başarmıştır. Bu eğrilik yapının yumuşak zeminindeki çökmeden kaynaklanmış ve birkaç kere büyük harcamalar yapılarak yıkılmaktan kurtarılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ünlü saat kulesi şehrin simgelerinden biri olarak kabul edilir. İngiltere kraliçesinin tahta çıkışının 60. yılı olan 2012’de Elizabeth Kulesi adı verilmiştir. Halk arasında kullanılan ismi ise Big Ben’dir ve bu isim aslında kuledeki saat çanını işaret eder. Tarihi kule Westminster Sarayı’nın bir parçası olarak 1834 yılında inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    553 metre yüksekliğindeki kule ülkedeki Ulusal Demiryolu Şirketi tarafından yaptırılmıştır. 147 katlı kulede ulaşım dokuz adet asansörle sağlanmaktadır. Onlarca restoran ve kafe barındıran mekânın zirvesinde bazı alanların zemini camla kaplıdır. Dubai’deki ünlü gökdelen Burc Halife’nin 2010 yılındaki yapımına kadar dünyanın en yüksek kulesi olarak biliniyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1965-1969 yılları arasında hükümet tarafından Berlin’in merkezine inşa ettirilen kule bir televizyon kulesidir. Fakat yapımı sırasında şehrin simgesine dönüşecek bir yapı olması amaçlanmıştır ki günümüzde bile 368 metre ile sadece Berlin’in değil tüm Almanya’nın en yüksek yapısıdır. Daha çok yabancı turistlerin ilgi gösterdiği kulenin restoranından veya seyir alanlarından şehir manzarası görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ yapılarından olan çan kulesi farklı melodiler içeren bir müzik kutusuna sahip ve bu detay onun en önemli özelliklerinden biri. Brugge şehrinin simgesi olarak kabul edilir. 83 metre uzunluğundaki tarihi kulenin zirvesine çıkmak ve şehir manzarasını seyredebilmek içinse önce 366 basamaklı merdiveni çıkmak gerektiğini ekleyelim.