Etiket: film

  • PERDENİN ARDINDAKİ KADIN SESLER: YEŞİLÇAM’IN UNUTULMAZ AŞK ŞARKILARI

    Yeşilçam… Yalnızca bir sinema dönemi değil; Türkiye’nin duygusal belleğinde en derin iz bırakan zamanlardan biriydi. Bir kuşağın aşkı, umudu ve kırgınlığı yıllar boyunca o filmlerle hayat buldu. Sahnelerin duygusu, arkadan gelen o tanıdık melodilerle tamamlanırdı. İşte şimdi, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Yeşilçam’ın o tanıdık aşk sahneleri yine zihnimizde canlanıyor. Yazımızda, bu özel günün ruhuna eşlik eden kısa bir yolculuğa çıkıyoruz: Filmlerden yaptığımız seçkilerle aşkın sinemadaki hâline ses veren kadın yorumcuları ve onların unutulmaz aşk şarkılarını birlikte anımsıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbahar Rüzgârları – Handan Kara Sipahioğlu” title_font_size=”13″]

    1969 yapımı, Mehmet Dinler’in yönettiği Sonbahar Rüzgârları’nda sevdiği adamla evlenmek üzereyken geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalan genç bir kadının (Türkan Şoray) hikâyesine tanıklık ederiz. Türkan Şoray’ın oyunculuğuyla hissettirdiği hüzünlü duygunun ardındaki ses, pek çok Yeşilçam filmine sesiyle hayat veren Handan Kara Sipahioğlu’dur. 1944’te Bakırköy’de doğan Kara, genç yaşta müziğe yönelir; ustalardan aldığı dersler ve sahne deneyimleriyle kısa sürede kendi çizgisini oluşturur. “Kulakların Çınlasın”, “Sen Bir Yana Dünya Bir Yana” gibi eserlerdeki berrak yorumu, dinleyenin belleğinde kolayca yer eder. TRT İstanbul Radyosundaki uzun yıllarının ardından yurt içinde ve yurt dışında konserler verir; sesi, Yeşilçam filmlerinin duygusuna sinen kalıcı bir imza hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kezban Roma’da – Nermin Candan” title_font_size=”13″]

    1970 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Kezban Roma’da filminde köyden şehre, şehrin içinden Roma’ya uzanan bir yolculuğa eşlik ederiz. Kezban’ın (Hülya Koçyiğit) düğünde seslendirdiği “Hayat mı Bu” şarkısıyla yüzümüze bir gülümseme yerleşirken onun aşkına (Ediz Hun) kavuşmasına adım adım tanık oluruz. Filmde duyduğumuz şarkının sesi, Nermin Candan’a aittir. “Hayat mı Bu”, Türk pop müziğinin en çok ses getiren 45’liklerinden biri olmuş; ilk plağıyla büyük satış rakamlarına ulaşarak Nermin Candan’ı kısa sürede dönemin en popüler kadın seslerinden biri hâline getirmiştir. O yıllarda ender rastlanan bir durum yaşanır; 45’liğin B yüzü de en az A yüzü kadar ilgi görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arım Balım Peteğim – Nesrin Sipahi” title_font_size=”13″]

    1970 yapımı, Muzaffer Arslan yönetmenliğindeki Arım Balım Peteğim filminde adı konmamış bir ilişkiyi ve yıllara yayılan bir karşılaşmayı izleriz. Kadının (Türkan Şoray) adı filmin sonuna dek erkek (Cüneyt Arkın) tarafından bilinmez. Bir oyun duygusu içinde ilerleyen bu hikâyede, müzik sahnenin heyecanını belirler. “O gözler, sendeki siyah gözler…” dizeleriyle başlayan şarkı sırasında Türkan Şoray, sevdiği adamı dans edenler arasında görür; dans sürerken kalbinin içindekilerle baş başa kalır. Seyirci de bu duru ve buğulu yorumun peşine takılıp hayallere dalar. İşte bu ses, Nesrin Sipahi’ye aittir. 1934 doğumlu Sipahi, en çok “Arım Balım Peteğim”, “Ömrümce Hep Adım Adım” ve “Reyhan” yorumlarıyla hafızalarda yer eder. Farklı dillerde seslendirdiği eserlerle de bilinen sanatçı, 60’lar ve 70’lerde kusursuz söyleyişi ve özenli sahne duruşuyla dönemin en güçlü kadın seslerinden biri olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seni Sevmek Kaderim – Kamuran Akkor” title_font_size=”13″]

    1971 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Seni Sevmek Kaderim filminde aşkın başka bir hâlini izleriz. “Aşkın Kanunu” şarkısı bir düğün sahnesinde yükselirken, Lale (Filiz Akın) başına geleceklerden habersizdir. İlerleyen sahnelerde babasının intikamını almak için âşık bir kadın rolüne bürünen Lale, zamanla bu rolün gerçeğe dönüştüğünü fark eder ancak gururu ağır bastıkça Murat’a (Ediz Hun) kalbindekini bir türlü söyleyemez. Film boyunca duyduğumuz bu içli şarkılar, hikâyenin duygusal yükünü sırtlanan Kamuran Akkor’un sesinden gelir. Sanatçı, “Aşk Eski Bir Yalan”, “Kime Niyet Kime Kısmet”, “Sev Yeter” gibi 45’likleriyle kısa sürede geniş kitlelerin belleğinde yer edinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyoğlu Güzeli – Belkıs Özener” title_font_size=”13″]

    1972 yılında Ertem Eğilmez yönetmenliğinde gösterime giren Beyoğlu Güzeli filminde sımsıcak bir hikâye izleriz. Tesadüf sonucu yolları kesişen Alev ile Ferit, kısa sürede birbirine âşık olur. Ancak biri varlıklı bir aileden gelirken diğeri çadır tiyatrosunda çalışan yoksul bir hayata sahiptir. Alev (Hülya Koçyiğit) ve Ferit (Tarık Akan) yıllar boyu kavuşamaz; yeniden karşılaştıklarında ise tüm engellere rağmen evlenirler. Tam her şey yoluna girdi derken seyirciyi beklenmedik bir son karşılar. İşte bu sahnelerde duygu yüklü o ses perde arkasından yükselir. Bu ses, Yeşilçam’ın görünmeyen yüzlerinden Belkıs Özener’e aittir. Özener, müzikle iç içe bir ailede büyür, genç yaşta katıldığı bir ses yarışmasında birincilik kazanır. “Bir Garip Yolcu”, “Adını Anmayacağım”, “Sevemedim Karagözlüm” ve “Damarımda Kanımsın” gibi eserlerle Yeşilçam’da söylenemeyen duyguları seyircinin kalbine taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayrılık – İnci Çayırlı” title_font_size=”13″]

    1972 yapımı, Türker İnanoğlu yönetmenliğindeki Ayrılık filminde Suna (Filiz Akın) sahneye adım atar; parlak dekorların arasında dans ederken “Bana Çok Mu Görüyorsun?” şarkısını seslendirir. Başından sonuna hüzünle örülü bu hikâyede, âşıklar bir türlü kavuşamaz. Perdede izlediğimiz bu sahnenin duygusu, görüntünün ötesine taşan duru ve kederli bir sesle derinleşir. İşte bu ses, Yeşilçam’da sıkça duyduğumuz İnci Çayırlı’ya aittir. 1935’te İstanbul’da doğan Çayırlı, genç yaşta konservatuvara girer; Münir Nurettin Selçuk korosundan İstanbul Radyosuna uzanan bir müzik eğitimi alır. Yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşır. “Çileli Bülbül”, “Son Nefes” ve “Kadın Asla Unutmaz” gibi filmlerin müziklerinde imzası bulunan sanatçı, 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılır.

  • 5 MADDEYLE USTA OYUNCU ÇOLPAN İLHAN

    İlk sinema deneyimini 1957 yılında oynadığı Kamelyalı Kadın filmindeki başrolüyle yaşayan Çolpan İlhan, Türk sinema tarihinin en önemli isimlerinden biridir. İki yüze yakın filmde yer alan ve 1970 yılına kadar pek çok önemli filmde başrol oynayan İlhan, filmlerinde canlandırdığı karakterlerin yanı sıra güzelliği ve yeteneğiyle de Türk halkının gönlünde taht kurmayı başarmıştır. Türk tiyatro ve sinema tarihine adını altın harflerle yazdıran Çolpan İlhan’ı ölüm yıldönümünde Kültür ve Yaşam sayfalarında anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    8 Ağustos 1936’da İzmir’de dünyaya gelen Çolpan İlhan, lise eğitimine Balıkesir Lisesi’nde başladı ve ardından Kandilli Kız Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde de resim bölümünü başarıyla bitirdikten sonra içinde büyüyen tiyatro sevdasıyla sanat camiasına ilk adımını attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akademide eğitim alırken arkadaşlarıyla birlikte “Akademi Tiyatrosu” adı altında bir grup kurdu ve oyunlar sergiledi. Tiyatronun günden güne büyümesiyle daha geniş kitlelere oyunlar sergileyen İlhan’ın aldığı bir sinema teklifiyle hayatında yeni bir sayfa açıldı ve böylece sanat dünyasına ilk adımını atmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1957 yılında ilk sinema filmi olan Kamelyalı Kadın’da başrol oynadı ve canlandırdığı karakter ile adından söz ettirdi. Aynı yıl Küçük Sahne’de Münir Özkul ve Uğur Başaran ile birlikte rol aldığı Sevgili Gölge oyunuyla ilk profesyonel tiyatro oyununu sergiledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin de kurucusu olan ve uzun yıllar aktif olarak sinema ve tiyatro oyunculuğunu başarıyla sürdüren Çolpan İlhan, Kültür Bakanlığı tarafından 1998 yılında Devlet Sanatçısı unvanına layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çolpan İlhan aynı zamanda usta sanatçı Sadri Alışık’ın eşi, ünlü şair Attilâ İlhan’ın da kız kardeşidir. Sadri Alışık ile olan evliliklerinden dünyaya gelen Kerem Alışık, günümüzün en ünlü oyuncularından biridir.

  • YEŞİLÇAM’IN KÖTÜ KARAKTERLERİNİ CANLANDIRAN JÖNLERİ

    Ülkemizin film endüstrisini ifade etmek için kullanılan Yeşilçam, 1950’lerden 1980’lere kadar altın çağını yaşadı. Zengin kız-fakir oğlan hikâyelerinden komik ve hüzünlü aşk hikâyelerine binlerce filmin çekildiği bu dönemde başrol oyuncuları kadar yan rollerdeki karakter oyuncuları hâlâ hatırımızda. Yazımızda, çeşitli entrikalar ile masum roldeki başrol oyuncularına hayatı zindan eden ama sonunda hep kaybetmek zorunda kalan Yeşilçam’ın vazgeçilmez “kötü adamları”nı listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yakışıklı jönlerin amansız düşmanı Hüseyin Peyda, felsefe eğitimi almasına rağmen tüm hayatını sinemaya adamış bir isim. Filmlerde sıklıkla zengin ve kötü kalpli para babası karakterleri canlandıran Peyda, sinemadan kazandıklarıyla yapım şirketi açmış, senaryolar yazmıştır. Yüzlerce filmde oynayan Hüseyin Peyda, Yeşilçam’ın karizmatik ve gizemli kötü adamlarından biriydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeşilçam’ın iyi yürekli kötü adamı Erol Taş, rol aldığı 800’den fazla filmin en az 750’sinde kötü adam rolündeydi. Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Dokuz Dağın Efsanesi gibi Türk sinemasının başyapıtları arasında yer alan filmlerde izlediğimiz ürkütücü kahkahasıyla ünlü Erol Taş, Türk sinemasındaki en ünlü kötü karakterlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    400’e yakın filmde oynayarak Yeşilçam’da en çok rol alan 8. oyuncu ünvanına sahip Süheyl Ali Eğriboz, kötü adam karakterlerini başarıyla oynamış bir oyuncudur. Hazreti Ömer’in Adaleti filminde rol gereği Ömer bin Hattab’ı öldürdüğü için sopalı saldırıya uğrayan Eğriboz, zor rollerin üstesinden başarıyla gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yeşilçam’da kavga sahnelerinin yıldız ismi Kudret Karadağ, Yüz Numaralı Adam, Gırgıriye ve Hanzo gibi efsaneleşmiş filmlerde rol aldı. Karadağ, 350 Türk filminde oynayarak Yeşilçam’da en çok yer alan 10. oyuncu ünvanını almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kartal Tibet’in başrolde olduğu Tarkan serisinde Tarkan’ın ezeli düşmanı Viking kumandanı Toro rolüyle hafızalarımıza kazınan Bilal İnci, hemen her filminde kötü adam olarak karşımıza çıktı. 1964’te başladığı oyunculuk kariyerinde zalim adam rollerini başarıyla gerçekleştiren oyuncu, yüzlerce filmde oynadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yadigar Ejder, kötü adamların korkulu rüyası olsa da aslında Yeşilçam’da yufka yüreği ile nam salmış bir isim. Kemal Sunal ile çektiği filmlerdeki kötü adam rolüyle gönüllerimizde taht kuran Yadigar Ejder’in yüze yakın filmi var. Gerzek Şaban filmindeki Hamza rolü ise unutulmazlar arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yeşilçam başrollerinin korkulu rüyası Hayati Hamzaoğlu’nu Köroğlu ve Ağrı Dağı Efsanesi’ndeki kötü adam karakteriyle özellikle Kadir İnanır ile oynadığı Tatar Ramazan’daki ağa rolüyle tanındı. Hamzaoğlu’nun iki yüze yakın filmi ve birçok ödülü var.

  • Bu Emojiler Hangi Filmleri Anlatıyor?

    Bu Emojiler Hangi Filmleri Anlatıyor?

    Kültür ve Yaşam’ın bilmece/bulmaca sayfasındasınız. Kolay ve keyifli bir oyunla karşınızdayız. Bakalım emojilerle anlatmaya çalıştığımız filmlerin yerli isimlerini bulabilecek misiniz? Eğer cevapları bulmak için emojiler yeterli gelmezse verdiğimiz diğer ipuçlarından da faydalanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanından uyarlanan eğlenceli bir film…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu film 19’uncu yüzyıl sonlarında Yeni Zelanda’da geçiyor ve dram türünde…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Filmin başrolündeki kadın oyuncu 2011 yılındaki Akademi Ödülü’nü kazandı.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tolkien’in yazdığı üç ciltlik fantastik edebiyat serisinin beyaz perde versiyonu. ” title_font_size=”13″]
    lord of the rings
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Thomas Harris’in romanından uyarlanan üç Oscar’lı film 1991 yılında çekildi.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk yönetmene 61. Cannes Festivali’nde Altın Palmiye Ödülü’nü getiren film…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk kez 1957 yılında siyah-beyaz olarak gösterime giren film ABD yapımı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Animasyon türündeki film serisi üç bölümden oluşuyor.” title_font_size=”13″]
    lion king
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ertem Eğilmez yönettiği film kalabalık aile filmlerinin en güzel örneklerinden biri…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1966 tarihli İtalyan filmi, türü spagetti western…” title_font_size=”13″]
    good bad ugly
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Süt Kardeşler
    2. Piyano
    3. Siyah Kuğu
    4. Yüzüklerin Efendisi
    5. Kuzuların Sessizliği
    6. Üç Maymun
    7. 12 Kızgın Adam
    8. Aslan Kral
    9. Gülen Gözler
    10. İyi, Kötü, Çirkin
  • Kahkahasıyla Sevindiren Adile Naşit’in Rol Aldığı Filmler

    Kahkahasıyla Sevindiren Adile Naşit’in Rol Aldığı Filmler

    Bazı insanların ölüm tarihi önemini yitirir çünkü o kişi ölümsüzleşmiştir… Onlara “ölümsüz” denmesinin en büyük nedeni ürettikleriyle, eserleriyle yaşamaya devam etmesidir ki Adile Naşit de bu isimlerden biridir. 80’li yılların masalcı teyzesi, bütün iyilerin annesi, ablası ya da teyzesi olan oyuncunun karakteristik kahkahası bile yüzümüzü güldürmek için yeterlidir. Ne zaman onun tiplemeleriyle karşılaşsak maziden çocukluğumuzu çıkarıp önümüze bırakıverir… Biz de 57 yıl süren yaşamına onlarca film sığdıran sanatçımızı rol aldığı 8 filmle bir kez daha karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonradan evlendiği Yaşar Usta’nın çocuklarına da annelik yapan “Melek” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızlarına düğün yapabilmek için uğraş veren “Emine” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastalığa yakalanan küçük Kahraman’ın vicdanlı “öğretmen”i rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bütün öğrencileri evlat edinmiş emektar müstahdem “Hafize Ana” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaya kafa tutan Feyzo’nun oğluna söz geçiremeyen annesi “Sakine Bacı” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazım Bey’le yeniden evlenen “Saadet Hanım” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Polisiye bir olayın yaşandığı konakta “Tavuk Teyze” rolünde” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İşlerin birbirine karıştığı bir konakta durumu kurtarmaya çalışan “Melek” rolünde” title_font_size=”13″]
  • ÇAĞDAŞ TÜRK TİYATRO VE SİNEMASININ KURUCUSU MUHSİN ERTUĞRUL

    Türk tiyatrosunun Batılı anlamda kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul, cumhuriyetin ilanından sonra sinema sanatının gelişmesi ve ilerlemesi için sunduğu katkılar ile mihenk taşı olmuş önemli bir isim. 1922-1939 yılları arasında Türkiye’de sinema filmi yapan tek kişi olan Muhsin Ertuğrul’un hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    28 Şubat 1892’de İstanbul’da dünyaya gelen Muhsin Ertuğrul, Tefeyyüz Mektebinde okurken tiyatroya ilgi duyar ve aktör olmaya karar verir. 1909’da Burhanettin Tiyatrosunda Arthur Conan Doyle tarafından yazılan “Sherlock Holmes” oyununda Bob rolüyle ilk kez sahneye çıkan Ertuğrul’un ailesi oyunculuk isteğine karşı çıkınca evinden ayrılma kararı alır ve tiyatro eğitimi almak için 1911’de Paris’e gider.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1912’de İstanbul’a dönen Muhsin Ertuğrul, yönetmen ve oyuncu olarak çalışmaya başlar. İlk işi Shakespeare’e ait “Hamlet” oyununu sahnelemek olur. 1913’te Şehzadebaşı’nda Ertuğrul Sinemasını açar; film gösterimlerinin yanı sıra “Karanlık İçinde Buse”, “Fener Bekçileri” gibi oyunları sahneler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul ve Arkadaşları topluluğunu kuran sanatçı, 1914’te Dârü’l-bedâyi-i Osmânî (İstanbul Şehir Tiyatroları) adıyla kurulan müzik ve tiyatro okulunun çalışmalarında görev alır. O dönem, Batı’daki sanatsal gelişmeleri yakından takip etmek için Berlin’e giden Ertuğrul, Berlin’de kendi adına İstanbul Film adlı bir film şirketi açar. Aynı zamanda Üstat Film Şirketinin de ortağı ve yönetmeni olur. “Samson”, “Kara Lale Bayramı”, “Şeytana Tapanlar” adlı filmleri çeker. “Kara Lale Bayramı”, Marie Luise Droop’un senaryosunu yazdığı bir filmdir; Marie Luise Droop ve Muhsin Ertuğrul filmin yönetmenliğini birlikte yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul, 1922’de Kemal ve Şakir Seden kardeşler tarafından kurulan ve Türkiye’nin ilk özel film yapım şirketi olan Kemal Filmin kurulmasına ve ilk yerli filmlerin çekilmesine öncülük eder. Türkiye’de çektiği ilk film “İstanbul’da Bir Facia-i Aşk” olur. Kurtuluş Savaşı’nı anlatan “Zafer Yolları” ise ülkemizde çekilen ilk belgesel film olma niteliği taşır. 1923’te Halide Edip Adıvar’ın aynı adlı romanından uyarlanan “Ateşten Gömlek”i sinema seyircisiyle buluşturur. Bu film Kurtuluş Savaşı’nı konu alan ilk film olarak sinema tarihine geçer. Filmi için verdiği ilan sayesinde tanıştığı Münire Hanım ile evlenen Muhsin Ertuğrul, kuruluşundan 1924’e kadar Kemal Film adına altı film çekerek Türk sinemasının temelini atar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Muhsin Ertuğrul, 1928’de Türkiye’nin ikinci büyük yapım şirketi olan İpek Filmin kurulmasına öncülük eder. “Ankara Postası” filminin elde ettiği ticari başarının ardından İpek Film Şirketinde 1928-1941 yılları arasında yönetmen olarak 20 film daha çeker. 10 yılı aşkın bir süre ülkenin tek film yapım şirketi olarak kalan İpek Film, Ertuğrul’a filmlerini çekerken dönemin tüm teknolojik imkânlarını kullanmasını için her türlü harcama yetkisi verir. Bu sayede ilk sesli Türk filmlerini çeken Ertuğrul, Mısır-Yunan iş birliğiyle 1931’de çekilen “İstanbul Sokaklarında” ve ertesi sene çektiği “Bir Millet Uyanıyor” ile Türk sinemasına sesi kavuşturan isim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ertuğrul, İstanbul Şehir Tiyatrosunda 1935-1936 sezonunda Türkiye’deki ilk düzenli çocuk oyunlarını başlatır. 1947’de temelleri atılan Devlet Tiyatrosunu yönetmek üzere Ankara Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesinin başına getirilen Muhsin Ertuğrul, çeşitli aralıklarla Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Şehir Tiyatroları Baş Rejisörlüğü görevini sürdürür. 1964’te yine bir ilki gerçekleştirir ve Türkiye’de ilk kez Brecht’in bir oyununu tiyatro izleyicileri ile buluşturur. Shakespeare’in 400. doğum yıl dönümü nedeniyle beş sahnede beş Shakespeare oyunu sahnelenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1947’de Ankara’da Küçük Tiyatro, 1948’de Büyük Tiyatroyu kuran Muhsin Ertuğrul, “Bir Komiser Geldi” oyunundaki müfettiş rolüyle son kez seyircinin karşısına çıkar. 1950’de Devlet Tiyatrosundaki görevinden istifa eden yönetmen, aynı yıl Handan Ertuğrul ile ikinci evliliğini yapar. Mesleki olarak her zaman kendini geliştirmeyi görev edinen Ertuğrul, Almanya ve İspanya’daki tiyatro eğitim yöntemlerini incelemek için bu ülkelere seyahat ederek çeşitli atölyelere katılır. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak kurulan LCC Tiyatro Okulunda sahne dersleri ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde tiyatro eleştirisi dersleri veren sanatçı, 1971’de cumhuriyet tarihinde ilk kez bir sanatçıya verilen “Devlet Kültür Armağanı”nın sahibi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş Türk tiyatrosunun temelini atan ve geliştiren, çektiği filmler ile Türk izleyicileri sinemayla buluşturan Muhsin Ertuğrul’a 23 Nisan 1979’da Ege Üniversitesince “Fahri Doktor” ünvanı verilir. Sanatçı, ünvanını almak ve sanat yaşamının 70. yıl kutlamalarına katılmak üzere gittiği İzmir’de 29 Nisan günü kalp krizi sonucu hayata veda eder. Kalabalık bir cenaze töreninin ardından İstanbul’daki Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilir.

  • SATRANÇ TUTKUNLARI İÇİN 7 FİLM TAVSİYESİ

    Beyinsel aktiviteleri geliştirmesi açısından en çok tavsiye edilen oyunların başında gelen satrancın dünyaca ünlü oyuncuları ve bu oyuncuların oynadığı efsane maçlar zihnimize kazınmış durumda. Yapay zekânın gelişimini bile satranç oyunlarından ölçtüğümüzü düşünürsek, bu zorlu zihin oyunu için sinema filmlerinin çekilmesi çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Listemizde çoğu gerçek hikâyeye dayanan satranç temalı filmleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Rus yazar Vladimir Nabokov’un üçüncü romanından sinemaya uyarlanan Lujin Savunması, çocukluk dönemindeki sorunları satranç sayesinde atlatan Aleksandr İvanoviç Lujin’in hayatını anlatıyor. Okulda çirkin ve içe kapanık olduğu için sürekli alay konusu haline gelen Lujin’in anne ve babasından daha yakın olduğu teyzesinin ona satranç öğretmesiyle hayatı değişir. Zamanla iyi bir satranç oyuncusu haline gelen Lujin, dünyanın en önemli oyuncuları ile maçlar yapar, ünü hızla ülkesinin sınırlarını aşar. 1920’lerde geçen filmde kahramanımız hayatının en zorlu maçlarından biri için İtalya’ya gider. Kazananın dünya şampiyonu olacağı maçta kahramanımızın zihni bulanıklaşır ve karmaşık bir dizi olay peşi sıra gelir. 2000 yapımı filmin yönetmen koltuğunda Hollandalı yazar ve yönetmen Marleen Gorris oturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    New York’un fakir bir mahallesi olan Bronx’ta geçen bu dram filmi, derslerle alakası olmayan ilkokul öğrencilerinin okula yeni atanan öğretmenleri sayesinde tutkulu satranç oyuncularına dönüşmesini konu alıyor. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan 2005 yapımı filmde, öğretmen David MacEnulty’nin derslerinde başarılı olamayan öğrencilerine “Satrançta kazanırsan kimse sana aptal diyemez!” sözü etkili oluyor ve bu azimli çocuklar yeni öğrendikleri satrançtan bir okul takımı kurarak bölgenin önemli maçlarını bir bir kazanmaya başlıyor. Sevginin ve emeğin sonuçsuz kalmayacağını anlatan filmin yönetmeni Amerikalı Allen Hughes.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar Satrancı, Andrew Bujalski tarafından yazılan ve yönetilen gerilim ve komedi unsurlarıyla bezeli 2013 yapımı belgesel tadında bir film. Film, internet ve bilgisayarların ilk ortaya çıkmaya başladığı 1980’lerde geçiyor. Dünyanın en iyi satranç oyuncuları arasında yer alan Peter Bishton’u yenmek için bir bilgisayarı programlamaya çalışan bir grup bilgisayar dehâsının maceraları anlatılıyor. Satranç tarihi hakkında yeni bilgiler öğrenmek isteyenlerin listesinde olması gereken bir film olan Bilgisayar Satrancı, bilgisayar ile mücadele etmek zorunda kalan Peter Bishton’un, yapay zekâ ile mücadelesini ve deha mühendislerin bilgisayara satranç oynamayı öğretmeye çalışırken karşılaştıkları sorunlara odaklanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gerçek olaylardan uyarlanan 2014 yapımı filmde yenilmez Rus şampiyon Boris Spassky ile Amerikalı genç ve yetenekli satranç oyuncusu Bobby Fischer’ın haftalar süren efsanevi maçı konu ediliyor. “Asrın Maçı” olarak tarihe geçen bu satranç mücadelesi 1972’de geçiyor. Amerikan yapımı filmde, ülkenin satranç dehası Fischer’ın maçtan hemen önce düşüncelerinin giderek paranoyaklaşması üzerine kendisine komplo kurulacağı yanılsamasına düşmesi anlatılıyor. Soğuk Savaş döneminde geçen filmin yönetmeni Edward Zwick, yıllarca satranç turnuvalarını kazanan Rusya’ya karşı Amerikalıların kazanma iştahını ve bu isteğin Amerikalı oyuncuda yaşattığı psikolojik baskıyı dramatik bir şekilde beyaz perdeye yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Satranç ile yakından ilgilenen herkes efsanevi oyuncu Sven Magnus Øen Carlsen’i bilir. Beş kez Dünya Satranç Şampiyonu olan Norveçli satranç ustası Carlsen’in dünya şampiyonu olmadan önce ve sonrasında yaşadıklarını konu alan 2016 Norveç yapımı belgesel filmi “Magnus”, önemli maçlardan heyecan verici görüntüler içeriyor. 13 yaşında profesyonel olan, 22 yaşında satrançta dünya şampiyonluğunu kazanan Magnus’un hayatını anlatan filmin yönetmeni Benjamin Ree. Ree, Magnus’un henüz 13 yaşındayken Kasparov’la yaptığı dillere destan maçını da sinematik evrende heyecan verici bir şekilde izleyicilere aktarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2016 yapımı Katwe Kraliçesi’nde, Ugandalı fakir bir kız olan 10 yaşındaki Phiona’nın satrancı keşfetmesiyle değişen hayatı anlatılıyor. Aslında bu film, şampiyon satranç oyuncusu Phiona Mutesi’nin gerçek hayat hikâyesinden uyarlanmış. Günlerini ailesine yardımcı olmak için mısır satarak ve küçük erkek kardeşine bakıcılık yaparak geçiren Phiona’nın tüm hayatı, Ugandalı satranç koçu Robert Katende ile tesadüfen tanışmasıyla değişiyor. Koçtan satrancın tüm inceliklerini öğrenip yeni tutkusu için çok çalışan Phiona, zamanla Katwe köyünün en büyük satranç oyuncusu oluyor. Yerel turnuvaları kazandıktan sonra uluslararası düzeyde satranç oynamaya başlayan Phiona’nın tüm zorluklara rağmen başarıya ulaşan hikâyesini Mira Nair yönetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2017 yapımı kurmaca bir hikâyeye dayalı Satranç Oyuncusu, Diego Padilla adlı yetenekli bir satranç oyuncusunun ülkesinde 1934’te gerçekleşen maçı kazanarak İspanya Satranç Şampiyonu olmasını ve bu sayede tanıştığı Fransız gazeteci Marianne Latour ile yaşadığı fırtınalı aşkı konu alıyor. Ancak filmde İspanya’da başlayan iç savaş ve ardından gelen II. Dünya Savaşı ile bambaşka bir hayatın kapılarını açan Padilla’nın altüst olmaya gebe hayatı dramatik bir şekilde anlatılıyor. İspanyol yazar Julio Castedo’nun kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda ise Luis Oliveros oturuyor.

  • KÖPEK HACHİKO’NUN GÖZ YAŞARTAN HİKÂYESİ

    Köpeklerin sadık birer dost olduğunun en güzel kanıtı olan Hachiko’nun öykülere, romanlara, filmlere konu edilen gerçek hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Akita cinsi Hachiko’nun hikâyesi, 1924’te Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesinde görev yapan Japon Profesör Dr. Hidesaburo Ueno’nun bu minik yavruyu sahiplenmesi ile başlar. Ueno, bulduğu sevimli safkan köpeğe Japoncada “sekizinci” anlamına gelen Hachiko ismini verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hachiko, her sabah üniversiteye gitmek için evden metroya kadar yürüyen sahibine eşlik eder, metronun dış kapısına kadar getirdiği Profesör’ü uğurladıktan sonra da eve döner. Sabah yürüyüşleri rutin olarak devam ederken bir gün Profesör, metronun önünde Hachiko’nun kendisini beklediğini görür. Hachiko, sahibinin işten dönüşünü metro girişinde beklemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sonraki bir yıl boyunca Hachiko, Ueno’ya sabah yürüyüşlerinde olduğu gibi akşam eve dönüş yolunda da eşlik eder. Sahibini işe uğurladıktan sonra metro istasyonunun olduğu mahallede dolaşır ve tam saat 15.00’te Profesör’ü karşılamak için her zamanki yerine döner.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ancak bu sevgi dolu hikâye bir akşam Profesör’ün metrodan çıkmaması ile kederli bir hâle dönüşür. Gözlerini metro çıkışından ayırmayan Hachiko, bütün gece her zaman buluştukları yerde bekler. Maalesef Profesör Ueno kalp krizi geçirip hayata veda etmiştir. Aylar boyunca her akşam Tokyo metrosundaki Shibuya İstasyonu’nun kapısında sahibini bekleyen Hachiko’yu, onları tanıyan metro istasyonu müdürü ve mahalledeki esnaf beslemeye başlar. Sahibini beklemekten ümidini kaybetmeyen Hachiko’nun hikâyesi gazetecilerin ilgisini çeker ve yapılan bu haberle kısa sürede Tokyo ve ötesinde ünlenir. Birçok kişi Hachiko’yu görmek ve onu beslemek için Shibuya İstasyonu’na gelir. Hayvanseverler onu evlerine götürür ancak o yine de sahibini beklemek için götürüldüğü evlerden kaçar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tam 9 sene 10 ay umutla bekleyen Hachiko, 8 Mart 1935’te 11 yaşındayken metronun kapısında Profesör’ü beklediği noktada hayata veda eder. Bir sadakat simgesi olarak Hachiko’nun kürkü doldurularak saklanır. Külleri ise Tokyo’daki Aoyama Mezarlığı’nda, çok sevdiği ve beklemekten hiçbir zaman vazgeçmediği Profesör Hidesaburo Uneo’nun yanına defnedilir. Yıllar sonra Hachiko’nun doldurulmuş kürkü, Tokyo’daki Japonya Ulusal Doğa ve Bilim Müzesinde sergilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bugün Tokyo’daki Shibuya İstasyonu’nun kapısında bir köpek heykeli vardır. Bu heykel, sevginin sembolü haline gelen Hachiko’nun heykelidir. Ancak bu, Hachiko’nun ikinci heykelidir. Metro durağının girişine yerleştirilen ilk heykel, 1934 yılında Hachiko’nun katılımıyla dikilmiştir. Fakat yıllar sonra II. Dünya Savaşı’nda Japon hükümetinin cephanede kullanmak için en küçük metal parçasına bile ihtiyaç duyduğu zamanda eritilerek mühimmata dönüştürülür. Savaş bittikten bir süre sonra ülkenin sembolü haline gelen Hachiko’yu unutmayan Japonya, 1948 yılında yeni bir heykeli aynı noktaya yerleştirir. Günümüzde Tokyo’daki insanların buluşma adresi olan heykelin önü, Hachiko’nun öldüğü 8 Mart’ta hayvanseverlerin toplandığı bir adres olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hachiko’nun hikâyesi Japonların belleklerine kazınır. Bir köpek ile sahibinin arasında hissedilen bu güçlü bağı ve sınırsız sadakati ölümsüzleştirmek için Profesör Hidesaburo Uneo’nun ölümünün 90. yılında Tokyo Üniversitesi Tarım Bilimi Fakültesi, üniversite kampüsüne, Hachiko ve Profesör Uneo’nun bronz heykelini diktirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hachiko’nun sevgi dolu hüzünlü hikâyesi 1987’de bir Japon filmine de konu olurken, Hollywood bu etkileyici hikâyeyi tüm dünyaya duyuran filmi tekrar çeker. Profesör Ueno’yu Amerikalı aktör Richard Gere canlandırır.

  • Unutulmaz Filmlerden Unutulmaz Yağmur Sahneleri

    Unutulmaz Filmlerden Unutulmaz Yağmur Sahneleri

    “Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri sadece ıslanır.” demiş Nobel ödüllü şarkıcı Bob Dylan… Büyük komedyen Charlie Chaplin’in “Yağmurda yürümeyi hep sevmişimdir. Böylece kimse ağladığımı göremez.” cümlesi kayıtlara geçmiş. Usta şair Turgut Uyar, “Belki yağmura gerek kalmazdı insanlar bu kadar kirli olmasaydı!” diyerek düşündürücü bir yorum getirmiş. Yağmurla haşır neşir olduğumuz bugünlerde bakalım film sahnelerine yağmur nasıl girmiş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisiklet Hırsızları / Ladri di Biciclette” title_font_size=”13″]
    Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola

    Yönetmen: Vittorio De Sica
    Oyuncular: Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola, Lianella Carell, Gino Saltamerenda
    Yapım: İtalya – 1948

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paris’te Gece Yarısı / Midnight in Paris” title_font_size=”13″]
    owen wilson, rachel mcAdams

    Yönetmen: Woody Allen
    Oyuncular: Owen Wilson, Rachel McAdams, Michael Sheen, Marion Cotillard, Kathy Bates
    Yapım: ABD – 2011

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption” title_font_size=”13″]
    rrank darabont, tim robbins, morgan freeman

    Yönetmen: Frank Darabont
    Oyuncular: Tim Robbins, Morgan Freeman, Bob Gunton, Clancy Brown, William Sadler
    Yapım: ABD – 1994

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Annem Hakkında Her Şey / All About My Mother” title_font_size=”13″]
    pedro almodovar, cecilia roth, marisa paredes

    Yönetmen: Pedro Almodóvar
    Oyuncular: Cecilia Roth, Marisa Paredes, Antonia San Juan, Penélope Cruz, Candela Peña
    Yapım: İspanya – 1999

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice ” title_font_size=”13″]
    keira knightley, matthew macfadyen

    Yönetmen: Joe Wright
    Oyuncular: Keira Knightley, Matthew Macfadyen, Brenda Blethyn, Donald Sutherland, Tom Hollander
    Yapım: Fransa, İngiltere, ABD – 2005

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yağmur Altında / Singin’ in the Rain” title_font_size=”13″]

    Yönetmen: Gene Kelly, Stanley Donen
    Oyuncular: Jean Hagen, Gene Kelly, Debbie Reynolds, Donald O’Connor
    Yapım: ABD – 1952

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı” title_font_size=”13″]
    ertem eğilmez, yeşilça

    Yönetmen: Ertem Eğilmez
    Oyuncular: Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit
    Yapım: Türkiye, 1975

  • HABABAM SINIFI’NIN KALPLERE DOKUNAN ÖĞRETMENLERİ

    Sinema dünyasında bilgeliği, cesareti ve öğrencilerine olan yaklaşımlarıyla iz bırakan öğretmen karakterleri, film boyunca gösterdikleri sabır, azim ve içtenlikle hem öğrencilerinin hayatlarını hem de izleyicilerin bakış açılarını değiştirmeyi başarmıştır. Bir klasik haline gelen Hababam Sınıfı serisinde kimi zaman sevecen bir rehber, kimi zaman da otoritesiyle öğrencileri hizaya getirerek hepimize ilham kaynağı olan öğretmen karakterleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahmut Hoca” title_font_size=”13″]

    Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı film serisinde Münir Özkul’un hayat verdiği unutulmaz Mahmut Hoca karakteri, yalnızca bir öğretmen değil, öğrencilerine adeta bir baba figürü olarak yansır. Onların yalnızca derslerde başarılı olmalarını değil, aynı zamanda toplum için sorumluluk sahibi, erdemli bireyler olarak yetişmelerini amaçlayan idealist bir eğitimcidir. Disiplinli fakat bir o kadar da sevecen tavrıyla, hayatın iniş çıkışlarını anlamaları için haylaz öğrencilerine ders vermekten asla vazgeçmez. Otoriter bir yapıya sahip olmasına rağmen Mahmut Hoca, öğrencilerinin kalbine dokunmayı başarır; her sözü, bir yaşam dersi niteliğindedir. Gösterdiği sevgi ve sabır sayesinde, yalnızca Hababam Sınıfı öğrencilerinin değil, izleyicilerin de hafızasına kazınır ve Türk sinemasında eğitim dünyasının en unutulmaz karakterlerinden biri olarak yerini alır. Onun için öğrencilerin akademik başarısı kadar, dürüst ve ahlaklı bireyler olmaları da önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badi Ekrem ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı film serisinin ikinci filmi Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde Türk sinema tarihine damgasını vurmuş eserlerden biridir. Bu filmde, Şener Şen’in canlandırdığı Badi Ekrem karakteri, Türk sinema tarihinin en sıra dışı ve sevimli öğretmenlerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Saf ve iyi niyetli bir beden eğitimi öğretmeni olan Badi Ekrem, öğrencileriyle kurduğu samimi ve eğlenceli ilişkileriyle izleyicilerin gönlünde taht kurmuştur. Kendisini ciddiye almayan öğrencilerin şakalarına hedef olan Badi Ekrem, sık sık komik durumlara düşer. Ancak ne yaşarsa yaşasın, öğrencilerine duyduğu sevgiden ve iyimserliğinden asla vazgeçmez.

     

    Badi Ekrem karakteri, naif ve saf görünümünün ardında, eğitimde sevgi ve samimiyetin gücünü etkileyici bir şekilde vurgular. Onun hikâyesi, öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki pozitif etkisini ve içtenliğin güçlü bir ilişki inşa etmedeki önemini bizlere hatırlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paşa Nuri” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı serisinde Nuri Hoca, katı disiplini ve sert mizacıyla tanınan fizik öğretmenidir. Eğitimine büyük önem verdiği öğrencileri, onun geleneksel eğitim anlayışı ve İstiklal Savaşı gazisi olması nedeniyle kendisine “Paşa” lakabını takmıştır. Hababam Sınıfı öğrencileri, fizik dersini kaynatmak için sık sık Paşa Nuri’yi geçmiş savaş anılarını anlatmaya teşvik eder. Ders esnasında bu hikâyelere dalan Nuri Hoca, öğrencilerin planına farkında olmadan uyar ve büyük bir heyecanla savaş anılarını tekrar yaşar. Bu sahnelerde öğrenciler, hocayı omuzlarında taşır ve cetvellerle büyük taarruzu canlandırarak unutulmaz anlar yaşatır. Paşa Nuri rolündeki Sıtkı Akçatepe, filmde öğrencisi rolünde oynayan efsanevi oyuncu Halit Akçatepe’nin de gerçek hayattaki babasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kör Akil ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı filmlerinin unutulmaz karakterlerinden biri olan Akil Hoca, felsefe öğretmeni olarak okulun renkli simaları arasında yer alır. Görme yetisinin zayıflığı nedeniyle kalın çerçeveli gözlükler takmak zorunda olan Akil Hoca, derslerdeki dikkati ve sabırlı yaklaşımıyla tanınır.

     

    Hababam Sınıfı’nın yaramaz ve tembel öğrencileri, hocanın bu zayıf noktasını fırsat bilerek sık sık şakalar yapar ve dersleri sabote etmeye çalışır. Kimi zaman gözlüklerini saklar, kimi zaman da tahtaya yanlış bilgiler yazarak onu yanıltırlar. Ancak tüm bu yaramazlıkların arasında Akil Hoca, felsefe gibi soyut bir konuyu mizahi ve etkileyici bir şekilde ele alarak izleyicilerin hafızasında yer edinmiştir. Sabrı ve hoşgörüsüyle öğrencilerinin kalbini kazanan bu sevilen karakteri usta oyuncu Akil Öztuna canlandırmış ve performansıyla Hababam Sınıfı’nın unutulmaz anlarına damga vurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Külyutmaz Necmi ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı’nın belki de en eğlenceli ancak aynı zamanda en titiz öğretmenlerinden biri olan Külyutmaz Necmi, kopya çektirmeme konusundaki kararlılığıyla efsaneleşmiştir. Sınavlarda sıra üstlerinde adeta bir ninja gibi sessizce dolaşması, Hababam Sınıfı’nın öğrencilerin kâbusu olmuştur. Sınıfta kopya çekmenin imkânsız olduğunu ilan eden Külyutmaz Necmi, sınav günlerinde sıra üzerlerini dikkatle inceler ve en küçük ipucunu bile arar. Ancak ne kadar uğraşsa da Hababam’ın afacanları her sınavda yeni bir yöntem bularak kopya çekmeyi başarır. Usta oyuncu Ertuğrul Bilda’nın canlandırdığı Külyutmaz Necmi, yalnızca öğretmen figürü olarak değil, kendine özgü stili ve çatık kaşlarıyla da izleyicilerin hafızalarında yer etmiştir. Hababam’ın neşeli dünyasında bile Külyutmaz Necmi’nin kopya mücadelesi, izleyicilere her seferinde “Acaba bu kez kopya çektirmeyecek mi?” sorusunu sorduran bir heyecan yaşatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şevket Hoca ” title_font_size=”13″]

    Şevket Altuğ’u kimya öğretmeni olarak izlediğimiz Şevket Hoca, eğlenceli ve neşeli bir kimya öğretmeni olarak karşımıza çıkar. Ancak sınıfın çılgınlıkları ve bitmek bilmeyen muziplikleri, onun idealist yaklaşımını sürekli baltalar. Özellikle laboratuvarda geçen sahneler, izleyicileri kahkahalara boğar. Şevket Hoca, öğrencilerine kimyayı sevdirmek ve deneylerle öğretmek için çaba gösterse de Hababam’ın yaramaz öğrencileri bu amacını sık sık sekteye uğratır. Şevket Hoca’nın öğretmenlik becerilerini sergilemeye çalıştığı laboratuvarda öğrencilerin deneyleri bozması, kimya malzemelerini karıştırması ve Şevket Hoca’yı sıklıkla zor durumda bırakması sonucu patlayan şişelerden, yanlışlıkla zehirli maddelerle yapılan deneylere kadar birçok komik olay yaşanır. Şevket Hoca’nın laboratuvardaki çabaları ve öğrencilerle kurduğu eğlenceli ilişki, kimyanın mizahi bir şekilde işlendiği unutulmaz sahnelerle izleyicilerin aklında yer eder. Anlayışlı ve yardımsever tavırlarıyla sevilen bir öğretmen olan Şevket Hoca, öğrencileriyle bağ kurarak onların üstünde olumlu bir etki bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hürrem Hoca ” title_font_size=”13″]

    Perran Kutman’ın canlandırdığı Hürrem Hoca, Hababam Sınıfı serisinin en ikonik karakterlerinden biridir. Sert ve mesafeli duruşuyla özellikle erkek öğrencilerin gözünü korkutsa da aslında yumuşak bir kalp taşır. Bu sert mizacı, erkeklerle ilgili katı tutumunu pekiştirir ve onların kadınlarla olan ilişkilerindeki yanlış yaklaşımlarına karşı Hürrem Hoca “boylarının ölçüsünü alan” bir figür olarak karşımıza çıkar.

     

    Hababam Sınıfı’nın yaramaz öğrencileri, Hürrem Hoca’nın otoritesine karşı gelmeye çalışsalar da o, elindeki cetvel ve kendinden emin tavırlarıyla sınıf üzerindeki etkisini sürdürmeyi başarır. Tatlı-sert halleriyle öğrencileri hizaya sokarken, zaman zaman şefkatini de hissettirerek öğrencilerinin kalbini kazanır.