[eltd_section_title alignment=”left” title=”Kündekâri Sanatı” title_font_size=”13″]
Ata yadigârı kündekâri sanatı, yüzlerce ahşap parçanın çivi ve tutkal kullanmadan bir araya gelmesiyle yapılıyor. Sekizgen, beşgen, yıldız gibi geometrik şekillerde kesilmiş küçük ahşap parçalarının birbirine geçirilip sıkıştırılmasıyla düz yüzeyler oluşturmayı amaçlayan bir tekniktir. Kündekâri, aslında tek parça ahşapta nem ve ısı değişikliği sebebiyle oluşan eğrilme ve form değişiklikleri önlemek için ortaya çıksa da ustaların ürettikleri eserler ahşabın sanata dönüşmüş hâlidir. Kündekâri sanatında tercih edilen ağaç türleri öncelikle ceviz, meşe, şimşir, armut, abanoz ve gül ağacıdır. Zanaatkârına “kündekâr” denilen bu sanat, Selçuklu döneminden bu yana sivil mimaride kapı, pencere kanatları, dolap kapağı, sütun gövdesi ve başlığı, saçak, tavan, kiriş ve korkuluk gibi birçok yerde kullanılmıştır. Dini yapılarda ise kapı, pencere, dolap kapağı, minber, mihrap, vaiz kürsüsü, Kur’an mahfazası, çekmece, mezar sandukası gibi parçalarda karşımıza çıkar. Kündekâri sanatının en güzel işçiliğini 14. yüzyılda inşa edilen Ankara’daki Ahî Elvan Camii’nin minberinde, 15. yüzyılda inşa edilen Merzifon Çelebi Sultan Medresesi’nin dış kapısı ile Konya’daki Alâeddin Camii minberinde görmek mümkündür. Bu minber, Selçuklu ahşap işçiliğinin en zarif örneklerinden biridir. 1155’te yapılan eserin ustası Ahlatlı Mengim Begi, abanoz ağacını hiç çivi kullanmadan tamamlamıştır ve dokuz asırdır sapasağlam ayaktadır.