Etiket: ekmek

  • TOSTUN ÇITIR HİKÂYESİ: TOST MAKİNESİNİN İCADI

    Ekmeğin kızarırken yaydığı koku iştahımızı açar değil mi? Peki, bu güzel kokunun bugün neredeyse her öğünümüzde yer bulan bir icadın habercisi olduğunu söylesek? Evet, tahmin ettiğiniz gibi: İki ekmek dilimi arasında eriyen peynir, sucuk, baharat ve sebzelerle zenginleşen o vazgeçilmez lezzetten, yani tosttan bahsediyoruz. Haydi gelin, tostun tarihine birlikte göz atalım ve bu çıtır hikâyenin icadı olan tost makinesinin izini birlikte sürelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Tost” kelimesi, Latince “torrere” fiilinden türemiştir ve “yakmak”, “kavurmak” ya da “kızartmak” anlamlarını taşır. İlk medeniyetler, ekmeği açık ateşte hafifçe yakarak hem lezzetini artırır hem de küflenmesini önlerdi. Romalılar bu yöntemi Antik Mısır’dan öğrenip MÖ 500’lerde kendi mutfaklarına taşıdılar. MS 44 yılına gelindiğinde ise Britanya’ya ulaştıklarında bu alışkanlığı sürdürerek tost geleneğini orada da yaygınlaştırdılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elektrikli tost makinesinin icadından önce, ekmekler ateşin ya da mutfak ızgarasının yakınında tutulan metal çerçeveler ve uzun saplı çatallar yardımıyla kızartılırdı. Bu uzun saplı tost çatalları 16. yüzyılda yaygın hâle geldi. 17. yüzyılda İskoçya’da kıvrımlı süslemelere sahip el yapımı ekmek kızartma makineleri üretildi; 18. yüzyılda ise benzer tasarımlar İngiltere’de de görülür oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1880’lerde odun ve kömür sobalarının kullanımı artınca ekmeği daha pratik şekilde kızartacak yeni yöntemler geliştirildi. Bu dönemde teneke ve telden yapılmış piramit biçimli küçük düzenekler ortaya çıktı; ekmek bu aletlerin içine yerleştirilip ocak üzerinde ısıtılıyordu. Ancak bu cihaz otomatik değildi; ekmeğin yanmaması için sürekli başında durmak gerekiyordu. Ayrıca sık sık kısa devre yaptığı için yaygınlaşamadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tost makinelerinin modern hâline kavuşması elektriğin yaygınlaşmasıyla mümkün oldu. Elektrikli tost makinesinin yolculuğu, 1893 yılında üretilen ilk modellerle başladı. Bu cihazlar, ekmeği tek tek kızartan çıplak tellere sahipti. 1905 yılında ısıtma elemanlarında yapılan yenilikler daha dayanıklı ve verimli tellerin geliştirilmesini sağladı; bu sayede elektrikli tost makineleri daha güvenli ve kullanılabilir hâle geldi. Ticari olarak başarılı olan ilk elektrikli tost makineleri, 1909 yılında piyasaya sürüldü. Bu modellerde tek bir ısıtma elemanı bulunuyor ve ekmeğin her iki tarafını kızartmak için elle çevrilmesi gerekiyordu. Her ne kadar çığır açıcı olsalar da ekmeğin yalnızca bir tarafını kızartabilmeleri ve yanmayı önlemek için sürekli gözetim gerektirmeleri otomatik tost makinelerinin geliştirilmesine ilham verdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başlangıçta elektrikli ekmek kızartma makineleri çoğunlukla restoranlarda kullanılıyordu, çünkü evlerde elektrik henüz yaygın değildi. Cihazların ev mutfaklarına girebilmesi için hem talebin artması hem de elektrik şirketlerinin 24 saat hizmet vermeye başlaması gerekiyordu. 1919’da Amerikalı Charles Strite, ayarlanabilir bir zamanlayıcı ve yay mekanizmasıyla ekmek piştiğinde dilimin otomatik olarak fırlamasını sağlayan pop-up ekmek kızartma makinesini geliştirdi. Strite bu icadı için patent aldı ve makineleri önce restoranlara sattı. 1926’da ev tipi pop-up ekmek kızartma makinesi seri üretime geçmeye başladı ve bu gelişmeler, bu makinelerin kısa sürede modern mutfakların vazgeçilmezlerinden biri hâline gelmesini sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ekmek dilimleme makinesinin icadı, ekmek kızartma makinelerine olan talebi daha da artırdı. 1930’lu yıllardan itibaren, özellikle Amerika’da, bu makineler ev mutfaklarında yaygın hâle geldi. Ekonomik fiyatları ve kullanım kolaylığı sayesinde kısa sürede mutfak demirbaşı oldu. Aynı dönemde dilimlenmiş ekmeklerin piyasaya sürülmesi bu işlemi daha da pratik hâle getirdi. 1960’a gelindiğinde ekmek kızartma makinesi artık mutfakların vazgeçilmeziydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1980’lerde ısıya dayanıklı plastiklerin yaygınlaşmasıyla birlikte, klasik ekmek kızartma makineleri yerini daha modern, çok işlevli tost makinelerine bırakmaya başladı. Yuvarlak kenarlı ve renkli modeller trend oldu. Simit ve kalın ekmek dilimleri için geniş yuvalar tasarlandı; bazı modellerde aynı anda birden fazla ürün kızartılabiliyordu. Bu gelişmeler, tost makinelerinin yalnızca tasarım açısından değil, fonksiyonellik açısından da sürekli gelişmesine zemin hazırladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    21. yüzyılda ise “akıllı tost makineleri” ortaya çıktı. Mikroçip teknolojisi sayesinde bu cihazlar, simitlerden keklere ve dondurulmuş hamur işlerine kadar çeşitli unlu mamulleri hassas ve kolay şekilde kızartabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde tost makineleri artık yalnızca mutfak aleti olarak değil; kıyafetlerde, CD kapaklarında, tuzluk-biberlik tasarımlarında ve sanat eserlerinde de karşımıza çıkıyor. En çarpıcı örnek, İtalyan bir sanat galerisinde sergilenen; beyaz, bej, ten rengi, toprak sarısı, pas ve siyah tonları da dâhil olmak üzere farklı kızarma derecelerine sahip 3.053 dilim ekmek kullanılarak oluşturulan mozaik çalışmasıdır. Ingrid Falk ve Gustavo Aguerre imzalı bu eser, tamamen kızarmış ekmeklerden yapılmış; mozaik oluşturmak için gereken renk tonlarını elde etmek amacıyla, ekmek dilimleri sıradan tost makinelerinde farklı sürelerde kızartılmıştır.

  • ÜLKELER VE GELENEKSEL EKMEKLERİ

    En eski ve en temel gıda maddelerinden biri olan ekmek, dünya genelinde farklı tariflerle hazırlanmasına rağmen her kültürde misafirperverliğin ve paylaşmanın simgesi olmuştur. Coğrafi bölgeler ve iklim koşulları, ekmek türlerini şekillendirirken, kullanılan malzemeler o yörelerin geleneksel ürünlerini yansıtır. Örneğin, Avrupa’da buğday unundan yapılan çeşitli ekmekler, Orta Doğu’da yerini mısır veya arpa unuyla yapılan ekmeklere bırakır. Asya’nın bazı bölgelerinde ise pirinç unundan yapılan ekmekler popülerdir. İtalya’nın meşhur focaccia ekmeğinden Çin’in yumuşacık mantou ekmeğine, yazımızda ülkelerin geleneksel ekmeklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısır Ekmeği, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde, özellikle Karadeniz, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde pişirilen mısır ekmeği, geleneksel olarak fırında veya sac üzerinde hazırlanır ve sıklıkla çorbalara eşlik eden doyurucu bir lezzet olarak sofralarda yerini alır. Mısır ekmeğinin her bölgeye özgü tarifleri bulunur. Bazı tariflerde içine yoğurt veya süt eklenerek daha yumuşak bir ekmek elde edilir. Bazı tariflerde ise mısır unu, su ve tuz veya mısır ununun diğer unlarla karıştırılmasıyla hazırlanır. Kökenleri Osmanlı dönemine kadar giden mısır ekmeği, gluten içermez; yoğun ve doyurucu bir ekmektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Brötchen Ekmeği, Almanya ” title_font_size=”13″]

    Almanya’nın ünlü küçük ekmek çeşitlerinden biri olan ve kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi olarak bilinen brötchen, buğday unu, maya, tuz ve su ile hazırlanır. Kullanılan unun kalitesi, brötchenin kendine has gevrek dış kabuğuna ve yumuşak iç dokusuna doğrudan etki eder. Hamur, düşük sıcaklıkta uzun süre mayalandırılarak, ekmeğin lezzetinin ve dokusunun daha zengin hale gelmesi sağlanır. Geleneksel olarak taş fırında pişirilen brötchen, altın renginde, çıtır bir kabuğa sahiptir. Sade olarak hazırlanabildiği gibi, susam, ay çekirdeği veya yulafla zenginleştirilen çeşitleri de vardır. Brötchen yalnızca kahvaltılarda değil, aynı zamanda peynir, jambon, salam ya da tereyağı ile hazırlanan sandviç çeşitleriyle öğle yemeklerinde de sıkça tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pão de Queijo, Brezilya ” title_font_size=”13″]

    Brezilya’nın ünlü geleneksel lezzetlerinden olan küçük, yuvarlak peynirli ekmeği pão de queijo, buğday unu yerine tapyoka nişastasıyla hazırlanır. Bu özel nişasta, ekmeğin iç kısmının yumuşak ve esnek, dışının ise hafif çıtır olmasını sağlar. Tapyoka nişastası, Brezilya’ya özgü manyok bitkisinin kökünden elde edilir ve gluten içermez, bu da ekmeği özellikle glutensiz diyetler için uygun kılar. Ülkemizdeki pidelere benzer bir formda olan pão de queijo, sade olarak tüketilebildiği gibi, kekik, fesleğen, biberiye veya maydanoz gibi taze otlarla da zenginleştirilebilir. Bu otların peynire kattığı aroma, ekmeğin lezzetini bir üst seviyeye taşır. Genellikle kahvaltıda sıcak olarak servis edilirken, günün diğer saatlerinde de kahvenin yanında hafif bir atıştırmalık olarak tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Focaccia, İtalya ” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın ünlü ekmeği focaccia, zeytinyağı ve taze otlar kullanılarak hazırlanır. Şekil ve pişirme yöntemi açısından pizzaya benzerlik gösterse de bazı kaynaklar focaccia’nın “pizzanın atası” olduğunu belirtir, fakat focaccia genellikle pizzadan daha kalındır ve İtalya’nın farklı bölgelerinde çeşitli versiyonları bulunur. Örneğin, “Focaccia di Recco” adı verilen çeşidi, ince hamurun arasına peynir eklenerek yapılır. Domates, zeytin veya soğan gibi malzemelerle zenginleştirilmiş versiyonlar da oldukça popülerdir. Üzerine şeker veya bal serpilerek hazırlanan tatlı focaccia’lar da vardır ve çay ya da kahvenin yanında tatlı olarak tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Naan, Hindistan ” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın yumuşak ve hafif kabarık ekmeği naan, tandırda pişirilir. Tandırın yüksek sıcaklığı, ekmeğin dışının hafif çıtır, içinin ise yumuşak ve kabarık olmasını sağlar. Diğer yassı Hint ekmeklerinden farklı olarak naan hamuruna maya veya kabartma tozu eklenir. Yoğurt veya sütle hazırlanan naan, sade olarak tüketilebildiği gibi sarımsak, tereyağı, taze otlar veya çeşitli baharatlarla da zenginleştirilerek hazırlanabilir. Özellikle sarımsaklı naan, Hint restoranlarında oldukça popüler bir tercihtir. Moğol İmparatorluğu döneminde Hindistan’a gelen bu ekmek, zamanla Hint mutfağının vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ayrıca naan, tatlı olarak da hazırlanabilir. Kuru meyveler ve Hindistan cevizi ile doldurulan “peshawari naan” veya “kashmiri naan” gibi çeşitleri, tatlı naan severlerin favorilerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Borodinsky, Rusya ” title_font_size=”13″]

    Borodinsky ekmeği, adını 1812 yılında Napolyon’un Rusya’yı işgali sırasında gerçekleşen Borodino Savaşı’ndan alır. Rusya’nın geleneksel siyah çavdar ekmeği olarak bilinen Borodinsky, o dönemde halk arasında popüler hâle gelmiştir. Bu ekmek, çavdar unu, su, ekşi maya, tuz, şeker pancarından elde edilen melas ve kişniş tohumu gibi malzemelerle yapılır. Pişirme sırasında dış kısmı karamelize olarak çıtır ve koyu renkli bir kabuk oluştururken, iç kısmı yoğun ve nemli kalır. Bu zengin dokusu ve lezzetiyle Borodinsky ekmeği, Rus mutfağında önemli bir yer edinmiştir. Ekmeğin kökenine dair anlatılan bir hikâyeye göre, Borodino Savaşı’nda hayatını kaybeden General Aleksandr Tuchkov’un eşi, yas sürecinde bir manastır kurmuş ve burada rahiplerle birlikte bu ekmeği pişirmiştir. 1933 yılından itibaren Borodinsky ekmeğinin seri üretimine geçilmiş, böylece bu geleneksel lezzet daha geniş kitlelere ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pan de Cristal, İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanyolca’da “cam ekmek” anlamına gelen ve Katalonya bölgesine özgü bir ekmek türü olan pan de cristal, çıtır dış kabuğu ve delikli, yumuşak iç kısmıyla dikkat çeker. Bol su ile hazırlanan hamuru, bu özelliği sayesinde olağanüstü şekilde kabarır ve hafif bir doku kazanır. Genellikle zeytinyağı, domates ve sarımsakla hazırlanan soslarla birlikte tüketilen pan de cristal ekmeğinin en belirgin özelliği, yüksek ısıda pişirilmesidir. Bu pişirme yöntemi ekmeğin çıtır yapısını ve hafif iç dokusunu mükemmel bir dengeyle ortaya çıkarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mantou, Çin” title_font_size=”13″]

    Çin’e özgü buharda pişirilen bir ekmek türü olan mantou, yumuşak ve kabarık dokuya sahiptir. Buğday unu, su ve maya ile yapılır; bazı tariflerde biraz şeker eklenerek tatlandırılır. Hamur, iyice yoğrulur, bu da mantou’ya kolay çiğnenebilir ve hafif yoğun bir yapı kazandırır. Mantou’nun iki ana bölgesel çeşidi vardır: Kuzey ve Güney tarzları. Kuzeyde yapılan mantou genellikle daha büyük ve yoğun olur, yemeklerin yanında sade olarak servis edilir. Güneyde yapılan mantou ise daha yumuşak olup, kırmızı fasulye ezmesi gibi tatlı dolgularla sunulabilir.

  • GLÜTEN NEDİR? HANGİ BESİNLERDE BULUNUR?

    Son zamanlarda sağlıklı beslenme trendlerinde sıkça duyduğumuz glüten, aslında insanoğlunun tarım yapmaya başladığı günden bu yana hayatımızda ve sofralarımızda. Kimi bünyelerde hassasiyet oluşturduğu için tüketilmesinden kaçınılan glütenin kimilerine de şifası oldukça fazla. Hakkında çok şey konuşulan glütenin yarar ve zararlarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Glüten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bitkisel bir proteindir. Günümüzde glüten içermeyen besinler giderek popülerlik kazansa da esasen bu bitki bazlı protein herkes için zararlı değildir. Bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasını sağlayan glüten, oldukça kıymetli prebiyotik bir besindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Glüten, ilave edildiği ürünlerin kıvam almasını sağlarken bağlayıcı görevi görür. Bu özelliği sebebiyle gıda endüstrisinde sıklıkla kullanılır. Hazır ürünlerden ekmek, makarna, bulgur, irmik ve pek çok hamur işi tarifinde glüten bulunmaktadır. Sadece gıda endüstrisinde değil; kozmetik ürünler, diş macunu, tutkal gibi pek çok farklı alanda da kıvam verici özelliğinden dolayı glütenden yararlanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Glütene hassasiyet gösteren kişiler hazır gıda kullanırken çok dikkat etmelidir çünkü glüten içermeyen ürünlerde de çapraz bulaş sebebiyle glütene rastlanabilmektedir. Çapraz bulaş, yemek istenilen gıdanın glüten içeren başka bir gıda ile temas etmesinden kaynaklanır. Mesela; glütenli ürünler ile ortak bantlar kullanılarak paketleme işlemlerinin yapıldığı üretim fabrikalarında çapraz bulaş ile glüten bulaşma olasılığı bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Buğday, arpa ve çavdar tam tahıl olarak kullanıldığında içeriğindeki glüteni korurlar. Yani tahıllar ne kadar az işlenirse o denli glüten oranı yüksek olur. Tam tahıl tüketiminin ise obezite ve insülin direnci üzerinde olumlu etkileri vardır. Kalp damar veya şeker hastalığı gibi hastalıkların önlenmesinde faydalı olduğu pek çok çalışmayla ispatlanmıştır. Ancak bu fayda sadece glütenin kendisinden kaynaklanmaz. Mümkün olduğunca işlenmemiş ve doğal glütenli gıdaları tüketmek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Glütenin vücutta sindirilememesi durumunda çölyak hastalığı ortaya çıkar. Glütene karşı duyarlı olan çölyak hastaları, bu besinleri tükettiğinde cilt yaraları, karın ağrısı, ishal, yorgunluk, kusma veya kabızlık gibi belirtilerle karşılaşabilir. Bu yüzden bağırsak hassasiyeti bulunan kişilerin beslenme rutininden glüten içeren besinleri çıkartması, kişinin yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için oldukça önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Glütensiz beslenen kişilerin uzak durması gereken besinler şunlardır: Buğday, arpa, çavdar veya yulaf unlarından hazırlanan ekmek, bisküvi, kek ve pasta gibi yiyecekler; sosis, salam, hazır çorba gibi gıdalardır. Ayrıca buğday nişastası ve glüten, bazı ilaçların yapısında da yer alabilmektedir. Glüten hassasiyeti yaşayanlar kullandıkları ilacın içeriğini dikkatle okumalıdır.