Etiket: denizaltı

  • DENİZALTININ İCAT SERÜVENİ

    Sadece askerî amaçla değil araştırma, keşif ve kurtarma operasyonları için de kullanılan denizaltıları, su altındaki yaşam hakkında birçok bilgiye erişmemizi sağladı. İlk fikirleri MÖ 4. yüzyılda Aristoteles tarafından atılan ve 16. yüzyılda Leonardo da Vinci tarafından ilk kez tasarımı yapılan denizaltıların yıllar süren icat serüvenini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk denizaltı, İngiltere Krallığı için çalışan Hollandalı mucit Cornelius Drebbel tarafından icat edilir. Ahşap bir kayıktan yapılan ve içerisine su girmesine engel olmak için yağlı deri ile kaplanan denizaltı, 1620 yılında Thames Nehri’ne, kürek çeken 12 mürettebatıyla, 4-5 metreye kadar dalış yapar. Mürettebatın oksijeni ise potasyum nitratın ısıtılması ile sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Askerî amaçlarla kullanılan ilk denizaltı ise ABD’li David Bushnell tarafından Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda kullanılması için inşa edilen “Turtle” yani “Kaplumbağa” isimli denizaltı olur. 1776 yılında su altına dalan, meşe odunundan yapılmış, 2 metre yüksekliğindeki Turtle, Hindistan cevizine benzeyen şekliyle dikkat çeker. Bu tek kişilik denizaltı, el ile döndürülen pervaneler yardımıyla çalışır. Üst kapağındaki uzun vida mekanizmasıyla zamanlı bir bombayı düşman gemisine yerleştirebilecek donanıma sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1800’lü yılların başında, buharlı gemi icadının öncülerinden biri olan ABD’li Robert Fulton, Fransız donanması için yüzeydeyken kanat ya da yelken ile, suyun altında ise elle çevrilen pervaneyle yüzebilen “Nautilus” adını verdiği bir denizaltı tasarlar. Bu denizaltı kullanışlı ve pratik bulunmadığı için hiçbir zaman suya dalış yapamaz ancak, Fransız yazar Jules Verne’nin 1870’te yayımlanan “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah” kitabındaki denizaltına ismini verir. Jules Verne’nin bu romanı, denizaltılara olan ilgiyi artırır ve dönemin popüler kültüründe önemli bir yer edinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1800’lü yılların sonunda insan gücüyle çalışan ve su altına kısa süreli dalışlar yapabilen denizaltı tasarlayan İrlanda asıllı ABD’li mühendis John Philip Holland, 1881 yılında suyun üzerindeyken benzinli motorla, suya daldığında ise elektrikli motorla çalışan “Fenian Ram” ismini verdiği modern bir denizaltı icat eder. Fenian Ram dünyanın ilk pratik denizaltısı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    ABD Donanması’nın desteğiyle, John Philip Holland 15 metre uzunluğunda, üç adet torpido (gemileri batırmaya yarayan denizaltı silahları) taşıyan “USS Holland” adındaki denizaltıyı üretir. John Philip Holland, sonraki yıllarda birçok ülke için denizaltı inşa etmeye devam eder. Farklı dönemlerde birçok ülke filosunu modernize etmek için ileri teknolojilere yatırım yaparak denizaltı üretir. Özellikle Soğuk Savaş Dönemi’nde denizaltılar askerî stratejilerin merkezinde yer almış, bu nedenle ülkeler denizaltılarının teknolojisini sürekli olarak geliştirmek zorunda kalmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılan dünyanın ilk nükleer denizaltısı olan “USS Nautilus” 1954’te ilk dalışını gerçekleştirir. Gelişmiş sonar sistemleri, nükleer güç üniteleri gibi teknolojiler, denizaltıların hem askerî hem de sivil kullanımında birçok yenilik getirir. Nükleer güç üniteleri denizaltıların daha uzun süre suyun altında kalabilmelerini sağlarken, stealth (düşük görünürlük) teknolojileri denizaltıların radar ve sonar sistemlerinden tespit edilmesini daha güç hâle getirir. 1958 yılında USS Nautilus’un Kuzey Kutbu’nu geçişi denizaltı teknolojisindeki ilerlemeyi simgeleyen önemli olaylardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Büyük derinliklere dalabilen denizaltılarından olan Bathyscaphe Trieste, 1960 yılında, dünya üzerinde bilinen en derin nokta olan Büyük Okyanus’taki Mariana Çukuru’na dalış gerçekleştirir ve 10.911 metre derinliğe ulaşır. Dalış yaklaşık 4 saat sürer ve Trieste, deniz tabanında 20 dakika boyunca kalır. O derinlikteki basınç, deniz seviyesindekinin yaklaşık 1.100 katıdır, bu da her metrekareye 1.1 tonluk bir kuvvet uygulanması anlamına gelir. Bu denizaltı şu an Amerikan Ulusal Denizaltı Müzesi’nde sergilenmektedir. Rusya’nın Typhoon sınıfı denizaltıları ise 175 metre uzunluğuyla dünyanın en büyük denizaltılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yıllar içerisinde ileri teknolojilere sahip araçlar hâline gelen denizaltıların turistik modellerinde pencere bulunurken, askerî görev ya da araştırma amacıyla tasarlananlarda su altındayken cisimlere çarpmamak ve yakınlardaki gemileri algılamak için “sonar” sistemi kullanılır, pencere bulunmaz. Sonar sistemi ses dalgası yayar ve geri yansıyan ses dalgalarının algılanmasını sağlar. Diğer sonar sistemlerinden saklanabilmek için son derece sessiz çalışan ekipmanlarla donatılırlar.

  • PERİSKOP, KULLANIM ALANLARI VE İCAT SERÜVENİ

    Periskop, askerî deniz ve kara araçlarının belirli mesafelerden hedefi görmesini ve yön bulmasını sağlayan optik bir alettir. Özellikle nükleer araştırmalar gibi tehlikeli olan bölgelerde güvenli alan oluşturarak gözlem yapılmasını sağlayan periskopun en yaygın kullanıldığı alan denizaltı gemileridir. Denizaltıların derin denizlerde gözü olan periskop, bir denizaltının sualtındayken su üstü gemisi gibi seyir yapmasını sağlar. Periskopun icat tarihi ve çalışma prensibi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1854’te Fransız kimyager Hippolyte Marié-Davy, dikey bir tüpün her iki ucunda 45 derece açıyla sabitlenmiş iki küçük ayna takarak periskopu icat eder. Amerikalı makine mühendisi Simon Lake tarafından 1902’de daha da geliştirilen periskoplar ilk kez denizaltı gemilerinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar bugünkü modern haline İrlandalı optik tasarımcısı Sir Howard Grubb’un çalışmalarıyla ulaşır. Denizaltı gemilerinin suyun altında seyir halindeyken yaşadığı görüş sorunları mürettebatın dışarıda ne olduğunu görmesine engel olduğu için denizaltının su yüzeyinde seyretmesi gerekir. Bu sorun periskoplar sayesinde çözüme kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Periskoplar, bir tüpün zıt uçlarına yerleştirilen iki yansıtıcı ayna veya prizma sayesinde çalışır. Birinci ayna, hedeften gelen ışıkları doksan derece kırarak aşağı doğru yansıtır. Bu gelen ışıklar ikinci aynaya çarpar ve tekrar doksan derece kırılarak yatay yönde göze iletilir. Periskopun bu özelliği teleskoplarda bulunan mercek ile daha da güçlendirilir ve bu sayede hedefi yakınlaştırma ve büyütme özelliği kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk kullanımı I. Dünya Savaşı’nda olan periskopların çalışma prensibi için özetle ters ve doğru yerleştirilmiş iki dürbünün bir tüp içine doğru açıyla yerleştirilmesi diyebiliriz. Önceleri siperlerden gözükmeden hedefin incelenmesi için tasarlanan periskoplar; daha sonra denizaltılara, tanklara, büyük kara ve gemi toplarına monte edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Optik lif boyunca ışık sinyalleri göndererek bilginin bir yerden başka bir yere iletilmesini sağlayan fiber optik teknolojisinin gelişmesiyle daha da işlevsel olan ince çaplı ve uzun periskoplar yapılmıştır. Tanklarda da yaygın olarak kullanılan periskop sayesinde tankları kullanan kişiler koltuğu hareket ettirmeden 360 derecelik görüş alanı elde eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Periskop imalatında en önemli konu, periskop borusunun su ve hava sızdırmamasıdır. Periskop borusu içindeki nemli hava boşaltılarak yerine kuru hava, yani azot gazı doldurulur. Bu şekilde suyun yoğunlaşması önlenerek merceklerde ve prizmalarda buğulanmanın önüne geçilmiş olur.