Etiket: deniz canlısı

  • BEYNİ OLMADAN HAYATTA KALAN DENİZ CANLILARI

    Beyni olmamasına rağmen hayatta kalmakta ustalaşmış canlılar olduğunu biliyor muydunuz? Özellikle deniz ve okyanuslarda rastlanan bu türler, karmaşık bir beyin yapısına sahip olmadan çevrelerine uyum sağlayabiliyor, avlanabiliyor ve yaşamlarını sürdürebiliyor. Peki, sinir sistemlerinin merkezi olmadan tüm bunları nasıl başarıyorlar? Zorlu koşullarda hayatta kalma becerileriyle bilim insanlarını bile şaşırtan bu doğa harikalarını ve benzersiz yeteneklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizanası” title_font_size=”13″]

    Denizanasının beyni yoktur ancak vücuduna çeşitli sinyaller gönderen nöronlardan oluşan bir ağı vardır. Kalbi ve akciğerleri de olmayan bu canlılar oksijeni doğrudan derileri yoluyla alır. Okyanus akıntılarıyla sürüklenmenin yanı sıra, vücudundan su fışkırtarak da hareket edebilir. Bu sayede plankton gibi avlarına doğru yol alırken balıklar, kaplumbağalar ve deniz kuşları gibi yırtıcılardan kaçabilir. Dokunaçlarındaki keskin iğneler, yabancı cisimlere tepki verir ve toksin salgılar; bu toksin, istenmeyen misafirleri etkisiz hâle getirebilir veya öldürebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Midye” title_font_size=”13″]

    Midye, iki menteşeli kabuğun arasında korunan yumuşacık bir vücuda sahip, denizlerin dayanıklı sakinlerinden biridir. Kabuklarını açıp kapatma yeteneğiyle hem kendini korur hem de çevresine uyum sağlar. İstiridye ve deniztarağı ile aynı aileden gelir. Beyni olmasa da gelişmiş sinir sistemi sayesinde çevresindeki değişimlere hızla tepki verir. Vücudunda böbrek, mide, ağız ve atan bir kalp bulunur; bu organlar onun hayatta kalmasını sağlar. Kolay yakalanması ve dünya genelinde yaygın olması nedeniyle balıkçılıkta da oldukça popülerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Anemonu” title_font_size=”13″]

    Deniz anemonu, beyni olmamasına rağmen çevresine son derece duyarlı bir deniz canlısıdır. Bitkiyi andıran görünümünün aksine aktif bir yırtıcıdır; uzun, esnek dokunaçlarındaki sinir ağları, çevresindeki en ufak uyarıyı bile algılayıp hızla tepki vermesini sağlar. Bu yetenekleri sayesinde yiyeceklerini yakalar, tehlikelerden kaçar ve hayatta kalır. En etkileyici özelliği ise şeklini değiştirebilme yeteneğidir. Dokunaçlarındaki uzun kaslar kasılıp gevşedikçe deniz anemonu farklı şekillere bürünür. Suda hafifçe sallanırken dokunaçlarının ve bedeninin uyumlu hareketleri fotojenik bir görüntü verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizhıyarı” title_font_size=”13″]

    Denizhıyarı, ilk bakışta sıradan bir deniz canlısı gibi görünse de aslında hayatta kalma konusunda tam bir ustadır. Ne kalbi vardır ne de akciğeri… Beyni de yoktur ama hayatta kalma stratejileri gelişmiştir. Derin denizlerin sakini olan bu canlı, kimi zaman 1.000 metreye kadar iner sonra yüzeye döner ve hiç yorulmaz. Ağız çevresindeki tüp ayaklarıyla planktonları, algleri ve organik atıkları süzer. Tehlike anında bazı türleri holothurin adlı zehirli bir madde salgılar; öyle ki bu madde insanlarda kalıcı körlüğe bile neden olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizyıldızı” title_font_size=”13″]

    Denizyıldızının ne beyni vardır ne de kanı. Ama hayatta kalma konusunda epey başarılıdır. Zamanının çoğunu okyanus tabanında sürünerek geçirir; yüzemez ama kararlılıkla ilerler. Her bir kolunun ucunda ışığı ve karanlığı ayırt edebilen minik göz benzeri yapılar bulunur. Beyin yerine bu ilkel sensörlerle çevresini tanır, yönünü bulur, hatta tehlikeyi sezer. Kırk kola kadar uzanan türleri vardır. Üstelik bu kollar zarar görse bile sabırla yeniden büyüyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizzambağı” title_font_size=”13″]

    Görünüşü ve adına rağmen denizzambağı aslında bitki değil; beyni olmayan, omurgasız bir deniz hayvanıdır. Tüylü dalları bitkilere benzese de yaşamının büyük bir kısmını okyanus tabanında hareketsiz geçirir. Vücudunun tam ortasında küçük bir ağız bulunur ve genellikle okyanus tabanına düşen hayvan dışkılarıyla beslenir. Bu sayede, mavi suların doğal temizlik görevlilerinden biri olarak çevresine hizmet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deniz Tulumlusu” title_font_size=”13″]

    Deniz tulumlusu, çoğalmak için bir eşe ihtiyaç duymayan sıra dışı bir deniz canlısıdır. Larva evresinde minicik bir beyni bulunur ve bu beyin çevresel uyarılara tepki vermesini sağlar. Ancak uygun bir yere yerleşip hareketsiz yaşamaya başladığında beynini yavaş yavaş tüketir. Beynini tamamen kaybettikten sonra ise ömrünün geri kalanını basit vücut fonksiyonlarıyla beyni olmadan geçirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denizkestanesi” title_font_size=”13″]

    Denizkestanesi, beyni olmayan ama şaşırtıcı derecede düzenli çalışan bir deniz canlısıdır. Vücudu sert dikenlerle kaplıdır ve çıplak ayakla üzerine basmak can yakabilir. Güney Florida dışındaki türleri genellikle zehirli değildir. En ilginç özelliklerinden biri, hareket ve beslenmesini sağlayan su damar sistemidir. Bu sistem, suyun basıncını kullanarak küçük tüp ayaklarını hareket ettirmesine olanak tanır ve yosunları kazıyarak beslenmesini sağlar. Denizkestanesi çoğunlukla kayalık deniz tabanlarında yaşar ve bu hareketleriyle bulunduğu ortamın temiz kalmasına yardımcı olur.

  • NEHİRLERDEN OKYANUSLARA YUNUS TÜRLERİ

    Okyanusların neşeli ve zeki sakinleri olan yunuslar; sosyal yapıları, gelişmiş iletişim becerileri ve karmaşık avlanma stratejileriyle hayvanlar âleminin en çok ilgi çeken türlerinden biridir. Dişli balinalar takımına ait olan yunuslar, genellikle sürüler hâlinde yaşar ve dünyanın farklı denizlerinde, hatta bazı tatlı su bölgelerinde bile görülebilir. Bazı yunus türleri akrobatik sıçrayışlarıyla ünlüyken, bazıları ulaştıkları devasa boyutlarla şaşkınlık uyandırır. Okyanusların engin derinliklerinden tatlı su nehirlerine kadar pek çok habitatta yaşayabilen yunus türlerini ve onları eşsiz kılan özelliklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orka” title_font_size=”13″]

    Yunus ailesinin en büyük üyesi olan orkalar, namıdiğer “katil balinalar”, yalnızca bu türe özgü siyah-beyaz desenleri ve devasa sırt yüzgeçleriyle tanınır. Ortalama 8 metre uzunluğa ve 6 ton ağırlığa ulaşabilen orkaların bu desenleri, yukarıdan ve aşağıdan bakıldığında kamuflaj işlevi görür. Su yüzeyine yakın yüzdüklerinde görünen sırt yüzgeçleri, özellikle erkek orkalarda 2 metreyi bulabilir; bu da ortalama bir insan boyundan daha fazladır. Orkalar, tüm deniz memelileri arasında ispermeçet balinasından sonra ikinci en büyük beyne sahip türdür. Son derece zeki olan bu canlılar, karmaşık bir sosyal yapı içinde yaşarlar. Sürüleri dişiler yönetir. Aynı aileden gelen orkalar ömürleri boyunca birlikte kalır ve her zaman birbirlerini duyabilecek mesafede bulunurlar. Her sürünün kendine özgü çağrıları ve sesleri vardır; bu sesler bir tür lehçe gibi çalışır. Orkalar, gruplar hâlinde avlanır ve bunu iyi koordine edilmiş stratejilerle gerçekleştirirler. Avlarını izlemek ve yakalamak için çeşitli taktikler geliştirirler. Orkalar okyanuslarda yaşarlar. Ancak Pasifik ve Kuzey Atlantik’in daha soğuk sularında ve Antarktika’da nüfusları daha fazladır. “Katil balina” adları, sanıldığının aksine saldırgan doğalarından değil, diğer balina cinslerini avladıkları için balıkçılar tarafından onlara verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şişe Burunlu Yunus” title_font_size=”13″]

    Şişe burunlu yunus, dünya genelinde en yaygın ve en iyi bilinen yunus türlerinden biridir. Zekâları, sosyal yapıları ve oyunseverlikleriyle tanınan şişe burunlu yunusların yetişkinleri, 2 ila 4 metre uzunluğa ve 150 ila 650 kilogram arasında bir ağırlığa sahiptir. Sırtları gri, karın kısımları ise açık gri ya da beyaza yakın renktedir. İsmini, kısa ve yuvarlak burun yapısından alır. Büyük beyinleri ve gelişmiş sinir sistemleri sayesinde ileri düzeyde problem çözme ve iletişim yeteneklerine sahiptirler. Ilıman ve tropikal denizlerde yaygın olarak yaşayan bu tür, genellikle kalabalık sürüler hâlinde; kıyı bölgelerinde, haliçlerde ve sığ sularda görülür. Ülkemizde; Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’de de rastlanan şişe burunlu yunuslar, ıslıklar ve vücut hareketleriyle birbirleriyle iletişim kurarlar. İnsanlarla etkileşime açık olmalarıyla da bilinen nadir deniz memelilerindendir. Son derece zeki olan bu canlılar, yüksek farkındalık düzeyine sahiptir ve aynada kendini tanıyabilen ender hayvanlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amazon Nehir Yunusu” title_font_size=”13″]

    Amazon nehir yunusu, Güney Amerika’nın tatlı sularında yaşayan dünyanın en büyük nehir yunuslarından biridir. Yetişkinleri 2,5 metreye kadar büyüyebilir. En dikkat çekici özellikleri ise pembe renge sahip olmalarıdır. Bu renk, yaşlandıkça koyulaşan deri yapısı ve ince kılcal damarlarından kaynaklanır. Kafasını 90 derece döndürebilen tek yunus türüdür. Esnek vücut yapıları sayesinde sık ağaç köklerinin ve yoğun bitki örtüsünün bulunduğu alanlarda rahatlıkla manevra yapabilirler. Amazon nehir yunusları, yaşadıkları nehirlerin bulanık suları nedeniyle görme duyularını pek kullanamaz; bunun yerine son derece gelişmiş sonar yeteneklerine güvenirler. Sonar sistemi, yunusların ve bazı diğer deniz canlılarının çevrelerini algılamak ve avlanmak için kullandığı bir yön bulma yöntemidir. Yunuslar suya yüksek frekanslı sesler gönderir; bu ses dalgaları çevredeki nesnelere çarptığında geri yansır. Gelen yankıları işleyerek nesnelerin boyutunu, şeklini, uzaklığını ve hareket yönünü tespit edebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ganj Nehri Yunusu” title_font_size=”13″]

    Ganj Nehri yunusu, Hindistan, Nepal ve Bangladeş’ten geçen Ganj ve Brahmaputra Nehirleri’nde yaşayan bir tatlı su yunusudur. “Kör yunus” olarak da bilinir; çünkü gözleri oldukça küçüktür ve yalnızca ışık ile karanlığı ayırt edebilir. Görme yetileri sınırlı olsa da sonar sistemleri son derece gelişmiştir ve avlarını bu yöntemle tespit ederler. Boyları 2 ila 2,5 metre uzunluğa, ağırlıkları ise 150 kilograma kadar ulaşabilir. Genellikle yalnız ya da küçük gruplar hâlinde yaşarlar. Ganj Nehri yunusları, yan yatarak yüzme eğilimindedir. Bu alışkanlık, nehir tabanındaki avları daha kolay bulmalarını sağlar. Diğer yunus türlerine kıyasla su yüzeyinde çok daha az vakit geçirirler. Nefes almak için yüzeye çıktıklarında, suyun üzerinde yalnızca 1 saniye kadar kalırlar. Bu kısa yüzey süreleri ve yaşadıkları suyun bulanık yapısı nedeniyle gözlemlenmeleri oldukça zordur. Bu yüzden davranışları hakkında hâlâ sınırlı bilgiye sahibiz. Hindistan’da kutsal kabul edilen bu yunuslar, yerel halk tarafından Ganj Nehri’nin ruhu olarak görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boz Yunus” title_font_size=”13″]

    Boz yunus, geniş alınlı kafası, gülümseyen ifadesi ve yaşlandıkça beyazlaşan vücuduyla dikkat çeken ilginç bir yunus türüdür. Yetişkin bir boz yunus, ortalama 4 metre uzunluğa ve 500 kilogram ağırlığa ulaşabilir. Gençken gri renkte olan vücutları, yaşlandıkça beyaz çizgilerle ve yara izleriyle kaplanır. Bu izler genellikle avlanma sırasında ya da diğer yunuslarla oyun veya çatışma esnasında oluşur. Derin sularda yaşayan bu türün burun yapısı, diğer yunuslardan farklı olarak belirgin değildir. Bu da onlara karakteristik ve ayırt edici bir yüz ifadesi kazandırır. Boz yunusların bir diğer ilginç özelliği ise oldukça sessiz olmalarıdır. Diğer yunuslar gibi sürekli ses çıkarmak yerine, sonar sistemlerini daha düşük seviyede ve daha az sıklıkla kullanırlar. Ilık ve tropikal okyanus sularında yaşayan bu yunuslar, mürekkep balıklarıyla beslendikleri için genellikle okyanus tabanına yakın bölgelerde dolaşırlar. Kıyıya yakın bölgelerde görülmeleri oldukça nadir olan boz yunusları, genellikle tüm okyanuslarda görülseler de nadiren İspanya, İtalya ve Yunanistan açıklarında da gözlemlenmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönücü Yunus” title_font_size=”13″]

    Yunus ailesinin en çevik üyelerinden biri olan dönücü yunus, adını su yüzeyine fırlayarak havada defalarca dönmesinden alır. Havada 7 kez dönebilme ve 3 metreye kadar sıçrayabilme yeteneğine sahip bu zarif tür, yaklaşık 2 metre uzunluğa ve 80 kilogram ağırlığa ulaşabilir. Havada dönerek yaptıkları sıçramaların birçok nedeni vardır: Suya düşerken oluşan sıçrama sesiyle iletişim kurarlar, ayrıca bu hareket sayesinde vücutlarına yapışan parazitlerden arınırlar. Erkek dönücü yunuslar, dişilerin dikkatini çekmek için daha yüksek ve çok sayıda dönüş içeren sıçramalar sergiler. Yapılan araştırmalar, belirli yönlerde dönen yunusların bu hareketlerle sürüdeki diğer yunuslara avın konumu hakkında bilgi verdiğini de göstermektedir. İnsanlarla etkileşime açık olan bu oyunsever yunuslar, teknelerin oluşturduğu dalgalarda sörf yapmaktan da büyük keyif alır. Dönücü yunusların en yoğun bulunduğu bölgeler Hint Okyanusu, Pasifik Okyanusu ve Atlantik’in sıcak sularıdır. Genellikle mercan resiflerini ve açık deniz bölgelerini tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alaca Yunus” title_font_size=”13″]

    Güney Yarım Küre’nin soğuk ve ılıman okyanuslarında; Güney Amerika, Güneybatı Afrika açıkları ve Yeni Zelanda sularında yaşayan alaca yunuslar, isimlerini gövdelerinde bulunan siyah, gri ve beyaz renk kombinasyonundan alır. Dişileri en fazla 1,93 metreye, erkekleri ise 2,11 metreye kadar büyüyebilir. Sosyal ve çevik yapılarıyla tanınan alaca yunuslar sürekli hareket hâlindedir. Genellikle 20 ya da daha fazla yunustan oluşan gruplar hâlinde yaşarlar; zaman zaman bu sayı 500 ila 1000’i bile bulabilir. Grup içi iş birliği ile avlanırlar ve bu süreçte yaptıkları yüksek su sıçramaları sayesinde avlarının hangi yöne gideceğini belirlerler. Ancak sadece avlanmak için değil, katil balina ve bazı köpek balığı türlerinin avı olmamak için de kalabalık gruplar hâlinde yaşarlar.

  • DENİZİNEKLERİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Memeli olmasına rağmen sadece suda yaşayabilen denizinekleri, heybetli cüssesi ve sevimli suratı ile hayvanlar âleminin en ilginç üyelerinden… Ne yazık ki nesli tükenen çok fazla denizineği türü var. Ancak günümüzde soyunu devam ettiren dört denizineği türü Hint Okyanusu’ndan Asya’ya, Meksika Körfezi’nden Florida açıklarına kadar geniş alanlarda yayılım gösteriyor. Otobur olan bu sevimli canlıların ortalama olarak günde 90 kg su bitkisi, yosun ve suyun üzerine sarkan ağaç yaprakları ile beslenmesi gerekiyor ki iki buçuk metre büyüklüğe, bir buçuk tona ulaşan ağırlığa erişebilsin. Yaşam tarzı ve davranışları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız denizinekleri hakkında en göze çarpan bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde yaşayan denizineği türlerinin yaşam alanları birbirinden kopuktur. Farklı iki tür hiçbir zaman aynı yerde bulunmaz. Denizineği türleri daima tropik iklimde yaşarken, nesli tükenen “Steller” türünün Kuzey Kutbu ve Bering Denizi’nde yaşadığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oldukça şirin bir görüntüye sahip olan denizineklerinin dış kulakları yoktur ve gözleri cüssesine göre oldukça küçüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Denizineğinin kafatası su yüzeyinde hava alabilmek için oldukça farklı bir şekilde gelişmiştir. Ayrıca balinalar ve yüzgeçayaklılar yani foklardan sonra üçüncü en büyük deniz memelisi denizinekleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dişi denizinekleri tüm hayatları boyunca sadece birkaç kez doğum yapar. Bunun nedeni ise yavrularına uzunca bir süre ebeveynlik yapmak zorunda olmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denizineklerinin bugün yaşayan en yakın akrabası fillerdir. Ve memelilerle görmeye alışık olduğumuz kıllar tıpkı fillerdeki gibi denizineklerinde de bulunmaz. Neredeyse kılsızdırlar.

  • MAVİ BALİNALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Mavi balina, diğer adıyla gök balina, 150 ton ağırlığı ve 33 metreyi bulan cüssesi ile yaşayan en büyük memeli türüdür. Kuzey Buz Denizi dışında tüm denizlerde yaşamını sürdüren mavi balinalar hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mavi balinaların kafası o kadar büyüktür ki 150 tonluk yetişkin bir mavi balinanın dilinin üzerinde 50 insan aynı anda ayakta durabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yine yetişkin bir mavi balinadan yola çıkarsak 450 kg ağırlığındaki bir balina kalbi, ortalama bir araba ağırlığına denk düşer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanıldığı gibi mavi balinalar yunuslarla değil, vahşi katil balinalarla akrabadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fosil kayıtları balinaların atalarının 55 milyon yıldır okyanuslarda yaşadığını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni doğmuş bir balina yavrusu ortalama iki ton ağırlığındadır ve iki ila üç sene annesi ile beraber hareket eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Diatom adlı mikroorganizmalar ile beslenen mavi balinaların gövdesi de ince bir tabaka halinde diatom ile kaplıdır. Bu nedenle balinaların bedeninin alt yüzeyi sarımsı yeşil ya da turuncumsu kahverengi renge bürünür.

  • ISSIZ SULARIN GARİP CANLILARI SÜNGERLER

    Hayvanlar âleminin en ilkel grubu olan süngerler çarpıcı görüntülerinin yanı sıra deniz canlılığı için oldukça öneme sahip sıra dışı canlılardır. Çok hücreli ve omurgasız olan bu canlıların, bugüne kadar tespit edilen beş binden fazla türü vardır. Genel olarak banyo, kişisel bakım malzemesi, temizlik ve cerrahi operasyonlarda kullanılan süngerlerin gizemli dünyasını ve yaşam için önemini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Süngerler su diplerinde; kayalara, zemine ve hayvan kabuklarına yapışarak yaşar. Hareketsiz olan süngerlerin ülkemizde de birçok türü bulunmaktadır. Süngerler, koloniler halinde yaşayan, çok hücreli canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Süngerler, nöron hücresinden ve bunla bağlantılı olarak herhangi bir sinir dokusundan yoksundur. Hareketsizliğinin sebebi de bu yapıya sahip olmamasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Süngerlerin gonadları yani üreme organları yoktur ancak çoğu sünger türü hermafrodit yani aynı anda her iki cinsiyete de sahip canlılardır. Eşeyli ya da eşeysiz olarak üreyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ilıman bölgelerdeki süngerler en fazla birkaç yıl yaşar. Ancak bazı tropik ve derin okyanuslarda yaşayan türler 200 yıldan fazla yaşayabilir. Süngerlerin boyu ise birkaç santimetre ile iki metre arasında değişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Süngerler delikli yapıdadır. Sahip oldukları delikler ve vücut boşlukları sayesinde su pompalayarak denizlerde filtre görevi görürler. Vücutlarına doldurdukları suyun içinde organik atıklar olduğu için okyanusların doğal temizlenme sürecine katkıda bulunurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Süngerler hareketsiz olmalarından dolayı kolay av olsalar da savunma mekanizması olarak kimyasal bir salgı salgılarlar. Bu salgı, tıp sektöründe kullanılmaktadır. Süngerlerden elde edilen kimyasal maddelerin kanser hücresinin bölünmesini önlediği bilinmektedir. Ayrıca bu kimyasal salgının organ nakli ameliyatlarından sonra ortaya çıkabilecek riskleri azaltıcı yönde etkileri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Süngerlerin farklı farklı renkleri vardır. Parlak turuncu, kırmızı, sarı, siyah gibi renklerde ve hareketsiz olmaları uzunca yıllar onları bitki sanmamıza sebep oldu.

  • AHTAPOTLARIN AŞIRI İLGİNÇ DÜNYASI

    Ahtapotlar, eğer bilgi sahibi değilsek hakkında ne düşüneceğimizi bilmediğimiz gizemli canlılar gibi görünür. Bunda mitolojik hikâyelerin de payı büyüktür çünkü farklı mitolojilerde ahtapot için genellikle deniz canavarı rolü biçilmiştir. Hâlbuki o kendi halinde yaşayan ama aşırı ilginç özelliklere sahip olan sevimli mi sevimli bir canlı türüdür. Gelin yakından tanıyalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kafadan bacaklılar sınıfında gruplandırılan ahtapotların iki gözü bulunur ve ağzı kollarının ortasında yer alır. Sekiz kollu bu ilginç canlılardan boyu 2 cm olan da vardır, Pasifik Okyanusu’nda bulunmak üzere 9 m olan da… Pasifik Okyanusu’nda 270 kg civarında dev ahtapotların varlığı tespit edilmiştir.

     

    Ahtapotların üç tane kalbi vardır. Biri sistemik kalptir ve kan dolaşımını sağlar. Bu canlılar, kanın damarlar içinde kaldığı kapalı dolaşım sistemine sahiptirler. Diğer iki kalp de iki solungaçtan kanın geçmesini sağlayan solungaç kalpleridir. Ahtapotun kanı yeşil-mavi renktedir, sebebi içerisinde demir pigmenti değil bakır pigmenti bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çok hızlı hareket edebilir fakat çabuk yorulurlar. Bu yüzden çoğunlukla da sürünerek hareket ederler. En hızlıdan yavaşa doğru şu hareket biçimleri vardır: Sifonlarından su püskürterek ileri doğru atılma, kafaları önde olacak biçimde yüzme, normal yüzme ve sürünme. Yumuşak bir bedene sahip oldukları için küçük deliklerden sıkışarak geçebilirler.

     

    Kollarını hareket ederken kesinlikle birbirine değdirmezler. Eğer kollarının herhangi bir kısmını kaybedecek olurlarsa vücut yenisini yapılandırır. Kollarında 240, tüm bedeninde ise 2000 civarında vantuz bulunur. Bu vantuzlar sayesinde herhangi bir yüzeye rahatlıkla tutunurlar. Ahtapotların görme yetisi de çok gelişkindir fakat aynı zamanda renk körüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Okyanusun farklı katmanlarında yaşayan ahtapotların omurgasızlar içindeki en zeki canlılardan oldukları düşünülmektedir. 296 milyon yıldır yaşadıkları var sayılan bu canlıların geçmişi dinozorlardan bile önceye uzanır. Ahtapotların 300’den farklı türü bulunur, çok bilinen bir yanlış olarak, kafadan bacaklı olduğu için kalamar da ahtapot türü zannedilir fakat değildir.

     

    Ahtapotların yaşam süresi üremesi ile orantılıdır. Erkek ahtapot çiftleşme sonrasında hızlı bir hücre yaşlanması geçirir ve haftalar içinde ölür. Dişi ahtapot ise yumurtalarının çatlamasını bekler ve sonrasında o da ölür. Bu yüzden bazı ahtapotların yaşam süresi 6 ay da olabilir. Pasifik’te yaşayan çizgili ahtapot ise bir istisnadır ve iki yıllık ömründe birçok kez üreyebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahtapotlar etoburdur. Yengeç, ıstakoz, midye gibi kabuklular veya yumuşakçalarla beslenirler. Isırığı insan için de hayvanlar için de zehirlidir, insanları ölümcül düzeyde etkileyen zehir ise mavi halkalı ahtapotlardadır. Ahtapotlar kendilerini tehlikeye karşı korumak istediklerinde ise kamuflaj özellikleri sayesinde renk değiştirebilir, mürekkep püskürtebilir veya saklanabilirler.