Etiket: çevre

  • Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Diğer canlılarla birlikte içinde yaşadığımız doğal ortama çevre diyoruz ve yer kabuğundan atmosfere kadar sayısız konusu olan bir alandan söz ediyoruz aslında. Çevre, Kültür ve Yaşam’da sık sık ele aldığımız başlıklardan biri. Doğaya bırakılan atıkların yok olma sürelerinden, çevreyi korumak için alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz sorusuna kadar farklı biçimlerde hazırladığımız çevre konusunu şimdi de günlük hayatta karşınıza çıkabilecek bilimsel terimler ile ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • SÜRDÜRÜLEBİLİR KOCA BİR DÜNYA İÇİN MİNİK DETAYLAR

    SÜRDÜRÜLEBİLİR KOCA BİR DÜNYA İÇİN MİNİK DETAYLAR

    1972 yılındaki Stockholm Konferansı’nda, dünya kaynakları konusunda önlem alınmadığı takdirde büyük problemler yaşanacağı ilk kez dile getirilmişti. 1987 yılındaki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonunda ilk kez “sürdürülebilirlik” kavramı kullanıldı ve günümüze kadar bu kavramın birçok tanımı yapıldı. Onlardan biri de Amerikalı çevreci Paul Hawken’e aitti… Ona göre sürdürülebilirlik, insan ve yaşayan dünya arasındaki yıkıcı ilişkiyi dengelemeye dayanıyordu. Tam burada şu soru sorulabilir: İyi de dünya ile yaşam kültürümüz arasındaki bu ilişkiyi biz nasıl dengeleyeceğiz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • DOĞA DOSTU EKOLOJİK EVLER

    Modern dünyada hızla artan çevresel sorunlar, bireyleri ve toplulukları daha sürdürülebilir yaşam çözümleri aramaya yönlendiriyor. Ekolojik evler, bu arayışın somut bir yansıması olarak, doğayla uyumlu bir yaşamın kapılarını aralıyor. Doğal kaynakları en verimli şekilde kullanmak, karbon ayak izini azaltmak ve çevreye minimum zarar vermek amacıyla tasarlanan bu sürdürülebilir yapılar giderek daha sık karşımıza çıkıyor. Enerji tasarrufu, doğal malzeme kullanımı ve düşük karbon salınımı gibi özellikleriyle ekolojik evler hem çevreye duyarlı yaşam alanları hem de ekonomik ve sağlıklı bir yaşam biçimi sunuyor. Yazımızda, başlıca ekolojik ev tiplerini ve özelliklerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karbon Negatif Ev” title_font_size=”13″]

    Karbon negatif ev, çevreye zarar vermeyen hatta çevreye olumlu katkı sağlayan sürdürülebilir bir yaşam alanıdır. Bu tür yapılar, atmosfere yaydıkları sera gazlarından daha fazlasını ortadan kaldıracak şekilde tasarlanır. Enerji üretimi, yapı malzemesi ve günlük enerji tüketimi gibi alanlarda çevresel etkileri minimuma indirmek için tasarlanmıştır. Bu evler enerji ihtiyacını karşılamak için güneş panelleri, rüzgâr türbinleri veya jeotermal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanır. Üretilen enerji ihtiyacın üzerine çıktığında fazlası şebekeye aktarılır, bu da karbon negatif statüsüne katkı sağlar. Yüksek yalıtım, ısı kaybını ve enerji tüketimini azaltırken; pasif tasarım unsurları (güneş ışığından maksimum fayda sağlama, doğal havalandırma gibi yöntemler) enerji ihtiyacını minimumda tutar. Bazı karbon negatif evler, havadaki karbonu yakalayan teknolojiler ya da bitkisel sistemlerle donatılır. Örneğin; yeşil çatı sistemleri ve karbon emici yapılar bu amaçla kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pasif Ev” title_font_size=”13″]

    Pasif ev, yüksek verimli enerji tasarrufu sağlayan bir yapı tasarımıdır. Son derece iyi yalıtım, hava sızdırmazlığı, enerji geri kazanım sistemleri ve doğal ısıtma-soğutma yöntemleri kullanarak minimum düzeyde enerji tüketir. Temel amaç, dış ortamdan gelen ısıtma ve soğutma ihtiyacını en aza indirerek enerji kullanımını önemli ölçüde azaltmaktır. İlk olarak 1990 yılında Almanya’da geliştirilen bu konsept, sürdürülebilir ve çevre dostu yapıların öncüsü olmuştur. Ancak pasif evler hâlâ dışarıdan enerji (elektrik, gaz, vb.) alabilir; bu nedenle genellikle karbon negatif değil, düşük karbon ayak izine sahip yapılar olarak değerlendirilir. Geleneksel binalara kıyasla %75-90 oranında daha az enerji tüketen pasif evlerde ısıtma ve soğutma için gereken enerji, çoğu zaman yalnızca bir saç kurutma makinesinin harcadığı kadar düşüktür. İç mekân sıcaklığı yıl boyunca sabit kalır; kışın soğuk hava, yazın ise sıcak hava içeriye nüfuz etmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Earthship Evleri ” title_font_size=”13″]

    Earthship evleri, atık malzemeler ve doğal kaynaklar kullanılarak inşa edilen sürdürülebilir yapılardır. Lastik, cam şişe, teneke kutu gibi geri dönüştürülmüş malzemelerle yapılır; yağmur suyu toplama, güneş enerjisi ve doğal ısı yalıtımı gibi çevre dostu sistemler içerir. Bu konsept, ilk olarak 1970’lerde mimar Michael Reynolds tarafından Taos’ta (ABD) geliştirilmiştir. Earthship evlerinin amacı, doğal çevreyi korurken konforlu bir yaşam alanı sunmaktır. Örneğin; toprakla doldurulmuş lastikler duvarların temelini oluşturur, bu da doğal yalıtım ve ısı depolama sağlar. Tasarımı, güneş ışığından maksimum düzeyde faydalanacak şekilde yapılır. Enerji ihtiyacı, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri gibi yenilenebilir kaynaklarla karşılanır. Aküler, bu enerjiyi depolayarak gece ve bulutlu günlerde kullanım imkânı sunar. Ayrıca, toprağın termal kütlesi kullanılarak evin içindeki sıcaklık yıl boyunca sabit tutulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saman Balya Evleri ” title_font_size=”13″]

    Saman balya evlerin ana yapı malzemesi, sıkıştırılmış saman balyalarıdır. Kolay erişilebilir, yenilenebilir ve doğa dostu bir malzeme olan saman, çevreye zarar vermeden konforlu yaşam alanları oluşturma imkânı sunar. Doğru şekilde inşa edildiğinde oldukça dayanıklıdır. Yüksek yoğunluğu sayesinde hava geçirmez bir yapıya sahiptir; bu da yangın riskini azaltır. Saman balyalarının üzeri kireç ya da toprak gibi koruyucu sıvalarla kaplandığında dış etkilere karşı dayanıklılığı artar. İnşaat sırasında düşük enerji tüketildiği için karbon ayak izi önemli ölçüde azalır. Ayrıca saman, doğadaki karbonu emdiğinden karbon nötr bir malzeme olarak kabul edilir. Bu evlerin inşaat maliyetleri genellikle diğer ev türlerine göre daha düşüktür. Kimyasal madde içermediğinden alerji riskini azaltır. Duvarların “nefes alabilir” yapısı, nem dengesini korur ve küf oluşumunu engeller. Mimari açıdan esnektir hem modern hem de geleneksel tarzlarda tasarlanabilir. Ancak saman balyaları nemli ortamlarda zarar görebileceğinden yapının iyi yalıtılması ve suya karşı korunması gerekir. Ekolojik evlerde saman balyası ilk kez 19. yüzyılın sonlarında, ABD’nin Nebraska eyaletinde kullanılmaya başlanmıştır. Bölgedeki ağaç kıtlığı nedeniyle saman balyaları yapı malzemesi olarak tercih edilmiştir. Günümüzde çevre dostu inşaat tekniklerine artan ilgiyle birlikte bu evler yeniden popüler hâle gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kubbe Evler ” title_font_size=”13″]

    Kubbe evler, yuvarlak ve kubbe şeklindeki tasarımlarıyla estetik, işlevsel ve çevre dostu bir mimari konsept sunar. Geleneksel yapı anlayışından farklı olarak hem modern hem de sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefler. Kubbe formu sayesinde bu yapılar; enerji verimliliği, dayanıklılık ve düşük çevresel etki gibi birçok avantaj sağlar. Rüzgâr ve diğer doğal kuvvetlere karşı dirençli oldukları için fırtına, kasırga ve deprem gibi afetlere karşı dayanıklıdır. Hava akımını etkili şekilde yönlendirerek iç mekânın ısıtılması ve soğutulmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda kubbe yapısı basınca karşı oldukça dayanıklıdır. İnşaatta genellikle beton, toprak, kerpiç, fiber kompozitler veya ahşap gibi malzemeler kullanılır. Kerpiç, çamur veya geri dönüştürülmüş malzemelerle de inşa edilebilir. Kubbe tasarımı, ışığın iç mekânda eşit dağılmasını sağlar. Genellikle tepeye yerleştirilen pencereler sayesinde doğal ışık kullanımı artar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kerpiç Evler” title_font_size=”13″]

    Kerpiç evler; binlerce yıldır kullanılan, doğayla uyumlu, ekonomik ve çevre dostu yapılardır. Sürdürülebilir mimarinin en eski örneklerinden biri olan bu yapılar, günümüzde hem kırsal alanlarda hem de modern yaşam projelerinde popülerdir. Kerpiç; kil, su, saman ve lif gibi doğal malzemelerin karışımından elde edilir. Hazırlanan karışım kalıplara dökülür ve güneşte kurutularak sağlam yapı bloklarına dönüştürülür. Doğal bir yalıtkan olan kerpiç, sıcak bölgelerde serinlik, soğuk bölgelerde ise sıcak tutar. Duvarlar gündüz ısıyı emip gece yayarak doğal bir termal denge oluşturur. İnşaatta genellikle yerel toprak kullanıldığı için ulaşım kaynaklı karbon emisyonları da azalır. Kerpiç evler doğal hava geçirgenliğine sahiptir; bu da iç mekânda nemin dengelenmesine ve küf oluşumunun önlenmesine yardımcı olur. Doğru tekniklerle inşa edildiğinde kerpiç yapılar yüzyıllar boyunca dayanabilir. Özellikle düzenli bakım yapıldığında uzun ömürlü olur. Ancak suya karşı hassas olduklarından iyi bir çatı sistemine ve su yalıtımına ihtiyaç duyarlar. Yağışın yoğun olduğu bölgelerde sıva ve kaplama gibi koruyucu önlemler düzenli olarak yenilenmelidir. Mezopotamya, Mısır ve Anadolu gibi uygarlıklarda görülen kerpiç evler, MÖ 7000’lere kadar uzanan, köklü bir yapı geleneğinin ilk örnekleridir.

  • MODERN DÜNYANIN GÖRÜNMEZ SORUNU: GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ

    Gürültü kirliliği, modern şehir yaşamında çoğu zaman farkında olmadan maruz kaldığımız ve etkileri düşündüğümüzden çok daha derin olan ciddi bir çevre sorunudur. Çevre kirliliği denildiğinde genellikle yalnızca gözle görülebilen ya da fiziksel olarak hissedilebilen unsurlar akla gelir; oysa gürültü kirliliği de sağlığımızı ve yaşam kalitemizi olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre, sağlığa yönelik en tehlikeli çevresel tehditlerden biri olan gürültü kirliliğiyle ilgili detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Korna çalan sürücüler, yol çalışması yapan iş makineleri, gökyüzünde üzerimizden geçen uçaklar… Özellikle büyük şehirlerde, trafik, inşaat çalışmaları ve insan kalabalığı gibi kaynaklardan oluşan gürültü, Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği sınırların üzerinde seyretmektedir. Bu durum, örgüte göre zamanla hem işitme kaybına hem de stres, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı gibi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gürültü kirliliği, modern yaşamın çoğu zaman göz ardı edilen ancak hem sağlığımızı hem de çevremizi olumsuz etkileyen önemli sorunlarından biridir. Gürültü, rahatsız edici ve anlam taşımayan sesler bütünü olarak tanımlanır. Yalnızca yüksek sesler değil, huzuru bozan her türlü ses de gürültü olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elbette her ses gürültü kirliliği olarak değerlendirilemez. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 65 desibelin üzerindeki sesleri gürültü kirliliği olarak tanımlar. Gürültü seviyesi 75 desibelin üzerine çıktığında sağlık açısından zararlı hâle gelirken, 120 desibel üzerindeki sesler ise acı verici olabilir. Dünya Sağlık Örgütü, gündüz saatlerinde gürültü seviyesinin 65 desibelin altında tutulmasını önerirken; gece ortam gürültüsünün 30 desibeli aşması durumunda rahat bir uykunun imkânsız olduğunu belirtmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gürültü kirliliği sadece bizlerin sağlığını değil, yaban hayatının sağlığını ve refahını da olumsuz etkiler. Yapılan araştırmalar, yüksek seslerin tırtıllar gibi bazı böceklerin fizyolojik tepkilerini değiştirebileceğini göstermiştir. Gürültü kirliliğinin mavi kuşlar üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalar, yüksek ses seviyelerinin üreme başarısını olumsuz etkileyebileceğini ortaya koymuştur. Hayvanlar, yön bulmak, avcılardan kaçmak, yiyecek ve eş bulmak gibi çeşitli nedenlerle seslerini kullanır. Gürültü kirliliği, bu görevleri yerine getirmelerini zorlaştırır ve bu da hayatta kalma yeteneklerini tehdit eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Modern dünyanın görünmez tehlikelerinden olan gürültü kirliliğini en aza indirmek, tıpkı temiz hava ve su gibi bir yaşam hakkı olarak görülmelidir. Bu konuda daha fazla bilinçlenmek ve özellikle şehirlerde sessiz alanlar oluşturmak geleceğin en önemli çevre hareketlerinden biri olabilir.

     

    Dünya genelinde bu alanda yürütülen projeler giderek daha fazla görünürlük kazanıyor. “Sessiz Şehirler Hareketi”, şehirlerin daha sakin, çevre dostu ve huzurlu yaşam alanları oluşturmasını teşvik eden uluslararası bir hareket olarak ön plana çıkıyor. “Avrupa Gürültü Direktifi” Avrupa’daki şehirlerde gürültü haritaları çıkarılmasını ve aşırı gürültüye maruz kalan bölgeler için önlemler alınmasını zorunlu kılıyor. UNESCO’nun desteklediği “Sessiz Alanlar Projesi” ise şehir içinde doğal sessizlik bölgeleri oluşturarak insanların huzurlu alanlara erişimini sağlamayı amaçlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde gürültü kirliliğini önlemeye yönelik yürütülen çalışmaların başında “Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği” gelmektedir. Bu yönetmelik kapsamında gürültü haritaları hazırlanmakta ve ses yalıtımı kurallarının uygulanması gibi düzenlemeler hayata geçirilmektedir. Belediyeler, parklar ve doğal yürüyüş alanları oluşturarak şehir içindeki gürültüyü azaltmaya çalışmaktadır. Özellikle otoyol kenarlarında kullanılan ses yalıtımlı bariyerler sayesinde çevredeki gürültü seviyesi düşürülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlara göre, şehirlerde yeşil alanların artırılması ve ses yalıtımlı yapıların teşvik edilmesi çevresel gürültüyü önemli ölçüde azaltabilir. Elektrikli araçların yaygınlaştırılması, toplu taşımaya öncelik verilmesi ve bisiklet gibi sessiz ulaşım alternatiflerinin desteklenmesi ise trafik kaynaklı gürültünün önüne geçilmesine yardımcı olabilir. Endüstriyel ve kentsel alanlarda gürültü sınırlarının net biçimde belirlenmesi, denetimlerin sıklaştırılması ve bilinçlendirme kampanyalarının düzenlenmesi hem bireylerin hem de işletmelerin bu konuda daha duyarlı hareket etmesini sağlayabilir. Doğanın dengesini korumak, sessiz ve uyumlu bir çevre oluşturmak, canlıların yaşam alanlarını sürdürülebilir kılmak hepimizin sorumluluğudur. Gürültüsüz bir dünya, yalnızca kuşlar ve diğer canlılar için değil, insan sağlığı ve yaşam kalitesi için de büyük bir kazanç olacaktır.

  • KOMPOST YAPIMI: ÇEVREMİZ İÇİN KÜÇÜK BİR İYİLİK

    Gıdaların ve çeşitli organik maddelerin artık veya atıklarını çöpe atmayarak doğa için faydalı bir hale getirmek, çevremiz için yapacağımız iyiliklerden sadece biridir. Kompost adı verilen yöntemle atıklar çöp olmak yerine toprağı besleyen doğal bir gübre haline getirebilirsiniz. Gelin konuyu biraz daha detaylandıralım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öncelikle bir kompost kovası edinmelisiniz” title_font_size=”13″]

    Eğer bir bahçe sahibiyseniz şanslınız, böyle bir durumda doğrudan bahçenizdeki toprağı kullanabileceğiniz için kompost yapımı çok daha kolaylaşır. Apartman dairesinde yaşıyorsanız da endişe etmeyin, kompost işlemini yapabilmeniz için bir kova edinmeniz yeterli olacaktır. İster özel olarak yapılmış kompost kovası alın, ister kendi kompost kovanızı yapın. Bunun için plastik bir kovaya delik açmanız, fakat sinek veya böceklerin girmesini engellemek için bu deliğin iç yüzeyini sinek teliyle kaplamanız gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompostta neler kullanılabilir, neler kullanılamaz? ” title_font_size=”13″]

    Sebze ve meyve kabukları veya artıkları, çay atığı, yeşil yapraklar, kalsiyum değerini artırmaya da yarayan yumurta kabukları azot bakımından zengindir ve kullanılabilir. Yine ağaç dal ve kabukları, fındık ve ceviz kabukları, kuru yapraklar karbon bakımından zengindir ve kompost oluşumuna katkı sağlarlar. Bununla birlikte et, balık ve hayvansal gıdalar, yağlı yiyecek artıkları, limon, greyfurt gibi asitli besinler kompost yapımında kullanılamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kompost yapımının farklı türleri vardır” title_font_size=”13″]

    Kompost yapımında uygulanan sıcak kompost, soğuk kompost, solucan kompostu veya bokashi kompostu gibi farklı yöntemler bulunmaktadır. Soğuk kompost açık havada yapılabilen ve oluşumu altı ay kadar süren bir yöntemken, sıcak kompostun oluşumu 18-21 gün içerisinde tamamlanmaktadır. Kompost yapımındaki püf noktalarından biri de içeriğine üçte bir oranında yeşil malzeme ve üçte iki oranında kahverengi malzeme eklemektir. Ayrıca kompost ne çok nemli ne de çok kuru olmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıcak kompost yapımının hızlı bir tarifi” title_font_size=”13″]

    Sıcak kompost için kovanın en altına bir kürek toprak koymak gerekmektedir. Üstüne organik atıklar, bir kat ıslak atık bir kat kuru atık olacak şekilde ve 10-15 cm kalınlığında yerleştirilmelidir. İlk günler 50-77 derece olan kompostun sıcaklığı zamanla düşecektir. Sıcaklık düştüğünde kompostu karıştırıp havalandırmak gerekir. Karıştırma işlemi toplamda dört kez tekrarlanabilir. Yaklaşık 4 hafta sonra, kompostun sıcaklığı 30 derecenin altına düşecek ve koyu renkli olacaktır. Bu kompostu yaklaşık iki hafta dinlendirdiğinizde, toprağa dökerek kullanmanız mümkün hale gelecektir.

  • DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    DÜNYANIN GELECEĞİ HEPİMİZİN ELİNDE

    Hani “çevre konusunda düşülen en büyük hata onu başka birinin kurtaracağına inanmaktır” diye ünlü bir söz vardır. Siz de bireysel hayatlarınızda alacağınız küçük önlemlere kocaman gezegenimizin ihtiyacı olmadığını düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bilmelisiniz ki dünyamız için aldığınız o küçücük önlem gerçekte büyük sonuçlar yaratacak bir kelebek etkisine sahiptir. Gelin yer yer burun kıvırdığımız oysa çevremizin geleceği konusunda bizi birer kahraman yapabilecek detaylara bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Derelerde nehirlerde şırıl şırıl akan sular dünyamız için ne kadar iyi ise biz insanların boş yere şırıl şırıl akıttığı sular da aynı dünya için bir o kadar kötü. Dünya nüfusunun yüzde 40’ı su sıkıntısı çekmekte ve tarım alanlarının yüzde 70’i çölleşme tehlikesi altında iken şu soruları sorup samimi cevaplarla siz de kendinizi test edebilirsiniz: Mutfakta ya da banyoda herhangi bir iş için su kullanırken gereksiz harcama yapıyor muyum? Dolmamış bir bulaşık ve çamaşır makinesini çalıştırmak âdetim mi? Su akıtan musluk veya boruları, boşa giden suya üzülüp bir an önce tamir ettirme eğiliminde miyim? Olması gereken cevapları aslında hepimiz biliyoruz. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elektrik tasarrufu için dikkat edeceğimiz küçük detaylar sayesinde enerji üretiminin çevreye verdiği büyük zararı olabildiğince aşağıya çekebiliriz. En basitinden başlayalım: Çay ya da kahve makinelerini sürekli açık bırakmamak (bu sıcak içecekler için termos iyi bir koruma yöntemi olabilir). Enerji tasarruflu ampuller seçmek ve kullanmadığınız alanların ışığını daima kapatmak. Evinize beyaz eşya alırken enerji sarfiyatına özellikle dikkat edip en düşük olanları tercih etmek. Çamaşır ya da bulaşık makinelerinde kısa sürede yıkayan “Eko Program”ı seçmek, gerekmedikçe sıcak suda yıkamamak. Fazla enerji harcamasını engellemek için klimanızın bakımını düzenli olarak yaptırmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek siparişi verdiğimizde yanına konan tek kullanımlık plastik servislerin son bulduğu yer eninde sonunda çöp oluyor. Ve bu plastiklerin doğada kaybolma süreleri 500 ile 1000 yıl arasında değişiyor. Peki, yapılan araştırmalarda Akdeniz Havzası’nda 4 m2’ye bir plastik atık düştüğünü biliyor muydunuz? Anlayacağınız sipariş verirken bu plastik araçlardan istemediğimizi söylemek çevre için çok şey ifade ediyor. Yine kâğıt israfının önüne geçmeye çalışmak da aynı oranda önemli. Mümkünse kâğıtları önlü arkalı değerlendirmeye çalışmak ve bütün faturalarınızı e-fatura sistemine yönlendirmek bu israfı önlemek için kolaylıkla yapabilecekleriniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zannediyoruz ki gıda israfı yaptığımızda bundan etkilenen sadece bütçemiz oluyor, oysa o gıdanın soframıza gelene kadar geçirdiği süreçte pek çok çevresel kayıplar yaşanmakta. Hatta çöpe dökülen yiyeceklerle birlikte bu zararlar katlanarak devam ediyor. Tüketeceğiniz gıdaları gerektiği miktarda satın almak, bu gıdaları doğru koşullarda muhafaza ederek çöpe dökülmesine engel olmak iyi bir çevreci olduğunuzun en önemli kanıtlarından biri olacaktır. Yine sebze ve meyveleri sadece yetiştiği ve toplandığı mevsimlerde tüketerek karbon salınımının iklim üzerinde yaptığı olumsuz etkileri asgariye çekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu konuda ne yapabilirim ki diyenler için maddelerimiz saymakla bitmez. Örneğin balkonunuzda (bahçeniz varsa daha da güzel) saksı ya da küçük kasalar içinde minik biberler, domatesler, yeşil soğan ya da salatalıklar yetiştirmek hoşunuza gitmez miydi? Ya da bulaşık ve çamaşırlarınızı yıkamak için kendi doğal deterjanınızı yapmak? Bu konuda ihtiyaç duyduğunuz tarifleri internet üzerinden kolaylıkla sağlayabilirsiniz. Aynı şekilde krem, maske, tonik gibi kozmetik malzemelerinizi de tamamen doğal yollardan kendiniz üreterek çevreye dolaylı yollardan destek sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Başka bir üretim şekli de eskiyen eşyalarınızı atmadan önce dönüştürmenin yollarını aramaktır. Ya da bir eşya almak istediğinizde ikinci el ürünlere şans tanımak da geri dönüşümü desteklemek demektir. Geri dönüşümü her alanda gözetmek sürdürülebilir bir çevre için en iyi tavırlardan biri olacaktır, hemen birkaç tane daha sıralayalım: Çöpleriniz için kullanacağınız torbaları satın alırken doğada en hızlı kaybolacak olanlardan seçmek. Kızartma yağlarını kesinlikle lavaboya dökmemek. Bitmiş pilleri herhangi bir çöpe atmayıp, bu tür eşyaları değerlendirecek kurumlara ulaştırmaya çalışmak ve sık kullandığınız eşyalarınız için şarj edilebilir piller almak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kısa mesafelere araba kullanmadan yürüyerek gitmek ya da uzak mesafeler için toplu taşıma araçlarını kullanmak. Kullanıp atılabilenler yerine uzun ömürlü ürünler tercih etmek, örneğin kâğıt havlu yerine dokuma kumaşlar kullanmak. Kapı ve pencerelerinizin etrafına ısıyı içeride muhafaza etmesi için hava geçirmeyen bant takmak. İşte, gündelik yaşamınızda dikkat edeceğiniz bu gibi minicik detaylarla kimi zaman bütçenizi kimi zaman sağlığınızı ama en çok da havayı, suyu, toprağı, yani yaşadığımız dünyayı koruyarak bir kahramana dönüşebilirsiniz.

  • GELECEĞİN ŞEHİRLERİ İÇİN YEŞİL MİMARİ

    Yeşil mimari, çevresel sürdürülebilirliği ve enerji verimliliğini ön planda tutan bir tasarım ve inşaat yaklaşımıdır. Bu mimari yaklaşım, binaların ve yapıların doğaya en az zarar verecek şekilde tasarlanmasını ve inşa edilmesini amaçlar. Geleceğin inşaat sektöründe önemli bir rol oynayacak olan bu mimari projeler hem çevreye olan etkileri minimize etmek hem de insanların yaşam kalitesini artırmak için büyük bir potansiyele sahip. Yeşil mimarinin ne olduğunu ve temel prensiplerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari, enerji verimliliği, su tasarrufu, iç mekân hava kalitesinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir malzeme kullanımı ve atık yönetimini içerir. Çevre dostu yapı malzemeleri ve inşaat uygulamaları kullanılarak havayı, suyu, toprağı korumayı ve çevre üzerindeki etkileri en aza indirgemeyi amaçlar; emisyon, kirlilik, atık düzeylerinin de en düşük seviyede olmasına çalışılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mimari kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle 1960’lar ve 1970’lerde çevre hareketlerinin yükselmesiyle birlikte popülerlik kazanmaya başlamıştır. Yerel iklim ve doğal kaynakları göz önünde bulunduran geleneksel mimari tasarım anlayışına 1990’lı yıllarda yeşil binalar için sertifikasyon sistemleri ve standartlar getirilmeye başlanmış, bu da yeşil mimarinin daha geniş alanlarda uygulanmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeşil binalarda kullanılacak enerjinin doğal yollarla sağlanması ve atıkların geri dönüştürülmesi önemli hususlar arasında yer alır. Güneş ışığını, doğal havalandırmayı ve ısı yalıtımını maksimum düzeyde kullanarak enerji tüketimini azaltmayı hedefler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bitkilerle kaplı çatılar ve duvarlar ısı yalıtımı sağlar, yağmur suyunu emer ve şehir ısısını azaltır. Bu mimaride yenilenebilir, geri dönüştürülmüş veya düşük enerjili üretim süreçlerine sahip malzemeler kullanılır. Ahşap, bambu, geri dönüştürülmüş metal ve cam, bu tür malzemelere örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ve jeotermal enerji sistemleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak enerji ihtiyacı karşılanır. LED aydınlatma, enerji tasarruflu HVAC (ısıtma, havalandırma ve klima) sistemleri ve enerji yönetim sistemleri kullanılarak enerji tüketimi en aza indirgenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Su tasarruflu musluklar, duş başlıkları ve tuvaletler kullanılarak su tüketimi azaltılır. Çatılardan toplanan yağmur suyu, sulama ve tuvalet rezervuarları gibi ikincil su ihtiyaçları için kullanılır. Kullanılmış suyun (örneğin duş suyu) arıtılarak tekrar kullanılması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İki yüksek binadan oluşan ve dış cephesindeki yoğun bitki örtüsü ile dikkat çeken Milano’daki Bosco Verticale, yağmur suyu toplama ve tamamen sürdürülebilir malzemelerle inşa edilmiş bir yapıdır ve yeşil bina tasarımına verilebilecek en güzel örneklerden biridir. 2017’de ülkemizde de “Binalar ile Yerleşmeler İçin Yeşil Sertifika Yönetmeliği” Resmî Gazete’de yayımlanmış ve ülkemizdeki sınırları çizilmiştir. Ülkemizde de yeşil mimari standartlarıyla inşa edilen; atık yönetimi, enerji verimliliği, su tasarrufu ve sürdürülebilir malzeme kullanımı ile ön plana çıkan pek çok proje bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bina yapımının değerlendirilmesi için pek çok ülke kendi sürdürülebilirlik gereksinimlerini ve iklim koşullarını göz önüne alarak yeşil bina standartları ve değerlendirme araçları geliştirmiştir. Bu derecelendirme sistemlerinde binalar, çeşitli kriterler üzerinden puanlandırılır ve ona göre sertifikalandırılır.

  • DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA İÇİN: SIFIR ATIK

    Özellikle plastik madde kullanımının artmasıyla beraber atık sorunları, tüm dünyayı ilgilendiren en önemli problemlerden biri haline geldi. Bu sorunu ortadan kaldırmak adına son zamanlarda pek çok çözüm üretildi; özellikle geliştirilen projeler ile sıfır atık bilincinin yaygınlaşması hedeflendi. Peki, sıfır atık nedir ve neden bu kadar önemlidir? Detayları yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık nedir?” title_font_size=”13″]

    Sıfır atık israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık miktarının azaltılmasını hedefleyen bir felsefedir. Sıfır atık felsefesinin benimsenmesiyle beraber çevre ve canlılar için riskler azalır. Ağaçların ihtiyaç fazlası kesilmesi önlenir, havaya salınan sera gazı miktarında azalma gözlemlenir. Atık depolama alanlarında tasarruf sağlanırken geri dönüştürülen her bir maddeyle gelecek nesillere temiz bir dünya bırakılır. Sıfır atık projeleri kapsamında yürütülen çalışmalarda öncelik çevreye karşı duyarlı olmaktır çünkü atıkların etkisi direkt çevre üzerinedir. Atıkların çevremize verdiği zararlara kısaca bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atıkların çevreye zararları nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Nüfusun hızla artması ve şehirleşme, atık miktarının artmasına neden olur. Bu atıklar belirli bir orana kadar doğa tarafından temizlenebilir ancak fazla olduğunda doğa da çaresiz kalır; biriken atıklar çevreyi olumsuz etkiler. Gaz, sıvı ve katı halde bulunan ve çevreyi kirleten atıklar gelecek nesiller için büyük bir tehdit oluşturur. Plastik atıklar toprak, gaz atıkları ise hava kirliliğine neden olur ve tüm bunların sonucunda küresel ısınma, bitki örtüsünün zarar görmesi, istenmeyen kokular ve yangınlar meydana gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır Atık Projesi” title_font_size=”13″]

    T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2017 yılında sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde oluşan atıkları kontrol altına alabilmek adına Sıfır Atık Projesi’ni hayata geçirdi ve yaygınlaşması yolunda çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar ülke genelinde pek çok yeni projeye de vesile oldu. Türkiye’de sıfır atık projesi kapsamında en dikkat çeken illerden biri Afyonkarahisar’dır. Sıfır Atık Projesi çerçevesinde Afyonkarahisar’da bulunan resmi kurumların tamamı projeye tam destek verdi. Proje kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda onlarca ton ambalaj atığı geri kazanıldı. Sıfır Atık Projesi kapsamında öne çıkan bir diğer il ise Manisa’dır.  Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde ilginç bir proje yürütülüyor; “Kavunda Sıfır Atık”. Kulağa ilginç gelen proje kapsamında amaç kavunun her bir yerinden yararlanmak. Proje kapsamında meyve olarak tüketilmesinin dışında kavundan reçel, meyve suyu, pekmez, sirke gibi gıdaların da üretilmesi hedeflendi bu sayede pek çok farklı ürün elde edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık için neler yapabiliriz?” title_font_size=”13″]

    Sıfır Atık Projesi son yıllarda birçok kurum tarafından destek alıyor ancak bireysel olarak da katkı sağlamak şart. Evde, sıfır atık bilincini geliştirerek çevreye bizler de katkı sağlayabiliriz; bunun için yalnızca birkaç konuda dikkatli olmak yeterli olur. Mutfaklarda ortaya çıkan atık yağları lavaboya atmak yerine süzerek ayrıştırmak, suyun temiz kalmasını sağlayacaktır. Lavabolara dökülen her 1 litre atık yağ, yaklaşık 1 milyon litre temiz suyun kirlenmesine sebep oluyor bu nedenle yağlar, sandığımızda çok daha tehlikeli. Atık piller, tarihi geçmiş ilaçlar gibi zehirleyici maddeleri atmak yerine ilgili kurumlara teslim edebilir ve bu atıkların doğaya verdiği zararın önüne geçebilirsiniz. Olabildiğince az yapay atık oluşturmak da alınması gereken bir diğer önlemdir; alışveriş poşetleri yerine bez torbalar kullanmak daha doğru olacaktır. Ayrıca özellikle sıcak havaların gelmesiyle su tüketiminin fazla olduğu şu zamanlarda, plastik şişe yerine cam şişe kullanmak da alacağımız tedbirlerden biridir.

  • BİR ÇEVRE HAREKETİ OLARAK “PLASTBANTA”

    İsveççe bir kelime olan “Plastbanta”, insan ve çevre sağlığı için plastik kullanımını azaltmak amacıyla yola çıkan hareketin ismi… Kelimenin köküne bakarsak “plast” plastik, “banta” da kilo vermek anlamına geliyor. Bu iki kökün birleşmesi ile bir çevre hareketi olan “Plastbanta”, önümüzdeki günlerde sıkça duyacağımız kelimelerden bir tanesi olarak gözüküyor. Peki hayatımızdan plastiği çıkarmak ya da azaltmak için bize düşen görevler nedir? Kendi küçük dünyamızda gezegenimiz için fark yaratacak hangi önlemleri alabiliriz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Market ya da pazar alışverişlerinde plastik torba yerine kumaş ya da file çanta kullanmayı tercih edebilirsiniz. Yapılan hesaplamalara göre her yıl dünya çapında yaklaşık 50 milyar plastik poşet kullanılıyor ve bu poşetler genellikle ilk kullanımından sonra çöpe gidiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Plastik şişelerde satılan suları tüketmek yerine cam ya da metal matara kullanabilirsiniz. Dünya çapında dakikada bir milyondan fazla plastik su şişesi çöp oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İçeceğinizi plastik pipet kullanmadan da içebilirsiniz. İçecekleri bardak ile tüketebileceğiniz gibi camdan ya da metalden yapılan veya geri dönüştürülen materyallerle üretilen pipetleri tercih edebilirsiniz. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bir günde 50 milyon plastik pipet çöpe gidiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Poşet çay yerine demleme çay tüketebilirsiniz. Evet, yanlış okumadınız; sağlıklı olduğunu düşündüğümüz poşet çayların ambalaj içeriğinde plastik bulunuyor ve her bir poşet çay ile 13 bin mikroplastik parçacığı sulara karışıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Plastik diş fırçaları yerine bambu saplı diş fırçası kullanabilirsiniz. Uzmanlar altı ayda bir diş fırçalarının yenilenmesini tavsiye ediyor. Ortalama bir insanın ömrünü düşünürsek bu rakam muazzam bir plastik atığına yol açıyor. Gezegenimizde 7,8 milyar insanın yaşadığını hesaba katarsak da yılda ortalama 23 milyar diş fırçası yine çöpe gidiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son tavsiyemiz ise büyük bir fark yaratıyor! Çevre konusunda duyarlı ancak hangi önlemleri alması gerektiği konusunda kafası karışık ya da bilgileri eksik olan tanıdıklarınızla bu yazımızı paylaşabilir, çok daha fazla insanın doğayı temiz tutmasına yardımcı olabilirsiniz.

  • İç Mekânların Havasını Onlarla Ferahlatabilirsiniz

    İç Mekânların Havasını Onlarla Ferahlatabilirsiniz

    Yaşadığı yerde daha temiz bir hava solumayı kim istemez ki? Hem dekoratif hem ferahlatıcı çiçekleri sıraladık aşağıda… Oturduğumuz evlerin, çalıştığımız ofislerin gönüllü çevrecileri onlar; güzel mi güzel yeşil mi yeşiller…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Temizlik malzemelerinden salınan amonyağı arındıran çiçeği havadar ve ışık alan yerde tutmalısınız…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bolca suladığınız sürece havanızı temizleyecek çiçeklerin başında gelen bitki…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Işığı gördükçe coşan ve havayı arındırma kapasitesi geniş olan bir çiçek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rengi ne olursa olsun sigara içilen ortamlara suni teneffüs yapar.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Palmiye türünün saksıdaki hali temiz bir hava vaat ediyor.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Havadaki zararlı kimyasal gazları yok ettiği ifade edilen çiçeklerin en bilineni…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amonyak, benzen, formaldehit, trikloretilen, ksilen temizlemede eşsiz çiçek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hava temizleyen ama yaprakları zehirli çiçek evcil hayvanlardan uzak tutulmalı!” title_font_size=”13″]