Etiket: canlı türleri

  • EVE YOLCULUK: DOĞDUKLARI YERLERE DÖNEN CANLI TÜRLERİ

    Dünya üzerindeki bazı canlılar, yaşam döngülerinin en kritik anlarında doğdukları topraklara geri döner. Tatlı sulardan okyanuslara göç eden somonlar, binlerce kilometre yol katederek yumurtlamak için doğdukları kumsallara dönen deniz kaplumbağaları gibi pek çok tür, evine dönüş içgüdüsüyle hareket eder. Bu yazımızda, gezegenimizin devasa coğrafyasında yollarını bulup hatasız bir şekilde doğdukları yerlere dönen canlı türlerini keşfedeceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnci Kefali ” title_font_size=”13″]

    Tuzlu-sodalı sulara sahip Van Gölü’nde yaşayabilen endemik tek balık türü olan inci kefali, üreme zamanı olan ilkbaharda, Van Gölü’nden yüzlerce kilometre boyunca yüzerek göle dökülen dere ve nehirlere göç eder. Bu göç hareketi, türün hayatta kalabilmesi için kritik bir öneme sahiptir. İnci kefali, üreme için tatlı su ortamlarına ihtiyaç duyar. Van Gölü, suyun tuzluluğu nedeniyle üreme alanı olarak uygun değildir. Bu nedenle, göç ettikleri derelerdeki tatlı su ortamları, balıkların üremesi ve neslinin devamı için çok önemlidir. Bu göç esnasında, tuzlu-sodalı sudan tatlı suya doğrudan geçiş yapamadığı için hem yumurtlamaya giderken hem de dönerken akarsu ağızlarında bir süre bekleyerek farklı su koşullarına uyum sağlarlar. Akarsulardaki su sıcaklığı 13 derece civarına ulaştığında, akarsuların hızının düştüğü bölgelerdeki hafif çakıllı, kumlu bölgelere yumurtladıktan sonra yaşam alanları olan Van Gölü’ne geri dönerler. Yumurtadan çıkan yavrular ise 1-2 hafta büyüdükten sonra, ebeveynlerinin yaşadığı Van Gölü’ne ulaşmak için ilk göç rotalarını yüzmeye başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Somon Balıkları” title_font_size=”13″]

    Somon balıkları, tatlı su nehirlerinde doğar. Yavrular, burada bir süre büyüdükten sonra okyanusa göç eder. Okyanusta birkaç yıl geçirip olgunlaştıklarında veya üreme zamanı geldiğinde doğdukları tatlı su nehrine geri dönerler. Bu dönüş yolculuğunda, kimyasal ipuçlarını ve manyetik alanları kullanarak yönlerini bulurlar. Ancak bu yolculuk sadece mesafe açısından değil, karşılaştıkları zorluklar nedeniyle de son derece çetindir. Okyanustan nehirlerin tatlı sularına doğru ilerlerken, güçlü akıntılara karşı mücadele ederler. Şelaleler, barajlar ve diğer su engelleri, onların yolculuğunu daha da zorlaştırır. Yine de güçlü içgüdüleri ve fiziksel dayanıklıkları sayesinde bu engelleri aşarak üreme alanlarına ulaşmayı başarırlar. Birçok somon türü, üreme döngüsünü tamamladıktan sonra yaşamını yitirir. Ancak hayatta kalan bazı türler, ertesi yıl yeniden üremek için aynı zorlu yolculuğa yeniden çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Deniz Kaplumbağası” title_font_size=”13″]

    Dişi yeşil deniz kaplumbağaları, her iki ila dört yılda bir yumurtlamak için doğdukları kumsallara geri döner. Avustralya’daki yeşil deniz kaplumbağaları üstün navigasyon yetenekleri sayesinde Büyük Set Resifi’nden üreme alanlarına 2000 kilometrelik bir seyahat gerçekleştirir. Brezilya’daki yeşil deniz kaplumbağaları ise Atlantik Okyanusu boyunca yaklaşık 2200 kilometre yüzerek yumurtalarını bırakacakları adaya varır. Yumurtlama süreci genellikle gece gerçekleşir. Dişi kaplumbağalar sahile çıkıp arka yüzgeçleriyle kumsalda bir çukur kazar. Yumurtalarını bu çukura bıraktıktan sonra dikkatlice üzerini kapatır ve denize geri döner.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kral Kelebeği” title_font_size=”13″]

    Uzun göç yolculuklarıyla bilinen kral kelebekleri, nesiller sonra bile atalarının doğduğu bölgeye geri döner. Kuzey Amerika’daki kral kelebekleri, üreme için doğdukları yerlere dönen “çok nesilli göç döngüsü”ne sahiptir. Çok nesilli göç döngüsü, bir canlının yaptığı yolculuğun kendisi tarafından tamamlanamayıp, birkaç nesil boyunca devam etmesi durumuna denir. Kuzey Amerika ve Kanada’dan Meksika’ya ulaşmak için yola çıkan bir kral kelebeği yolun bir kısmını uçar, sonra yavruları doğar. Ömrü bu yolculuğu tamamlamaya yetmeyen kral kelebeklerinin yavruları göçe devam eder. Nesiller boyu süren bu yolculuk sonucunda göçe başlayan bir kral kelebeği tekrar doğduğu yere dönemese de torunları bu göçü tamamlar. Bu olağanüstü navigasyon yeteneği, içsel biyolojik saatleri, Güneş’in konumu ve Dünya’nın manyetik alanı gibi çevresel ipuçlarıyla ilişkilendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anguilla Yılan Balığı” title_font_size=”13″]

    Anguilla yılan balıkları, özellikle Avrupa ve Amerikan yılan balıkları, yaşam döngüleri açısından oldukça ilginçtir. Atlantik Okyanusu’nun ortasında, Bermuda yakınlarında yer alan Sargasso Denizi, bu yılan balıklarının üreme alanıdır. Yetişkin Avrupa yılan balıkları, nehirler, göller ve lagünlerden ayrılarak binlerce kilometrelik zorlu bir yolculuğa çıkar ve sonunda Sargasso Denizi’ne ulaşır. Burada yumurtladıktan sonra yaşam döngülerini tamamlayarak ölürler. Yumurtadan çıkan yavrular, şeffaf, yassı ve yaprak şeklinde bir görünüme sahiptir. Okyanus akıntıları, özellikle Gulf Stream, bu minik yavruları Avrupa ve Kuzey Amerika kıyılarına taşır. Avrupa yılan balıkları için bu süreç yaklaşık bir ila üç yıl sürer. Kıyılara ulaştıklarında, cam yılan balığı (glass eel) olarak bilinen yarı şeffaf bir forma dönüşürler. Daha sonra tatlı sulara göç ederek nehirlerde, göllerde ve lagünlerde yaşamlarını sürdürürler. Burada on ila yirmi yıl boyunca büyüyüp olgunlaşırlar. Bu sürecin sonunda, yetişkin yılan balıkları tekrar Sargasso Denizi’ne dönmek için uzun ve zorlu bir göç yolculuğuna çıkar. Hem tatlı su hem de okyanus ekosistemlerine bağlı olan bu karmaşık yaşam döngüsü yılan balıklarına, onları birçok balık türünden ayıran benzersiz bir özellik kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuzey Sumrusu ” title_font_size=”13″]

    Kuzey sumrusu, dünyada en uzun göç yolculuğunu yapan hayvanlardan biridir. Üreme döneminde kuzeydeki yuvalama alanlarından ayrılarak, Güney Yarımküre’nin yaz mevsimine doğru göç eder ve Antarktika kıyılarına ulaşır. Altı ay sonra tekrar kuzeye döner ve Kuzey Yarımküre’de yazı geçirir. Bu sayede her yıl iki yaz mevsimi yaşama ayrıcalığına sahiptir. Kuzey sumruları genellikle kıvrımlı bir rota izler. Bu, okyanus akıntılarından ve hava koşullarından yararlanarak enerji tasarrufu yapmalarını sağlar. Güney Atlantik üzerinden Antarktika’ya ulaşırken, dönüş yolculuklarında farklı rotalar tercih edebilirler. İzlanda ve Grönland’da üreyen kuzey sumruları, yılda ortalama 80.000 kilometre yol kateder. Bu, hayvanlar âleminde bilinen en uzun göçlerden biridir. Yaklaşık 30 yıl ömrü olan bir kuzey sumrusu, hayatı boyunca toplamda 2,4 milyon kilometre yol alabilir. Bu mesafe, üç kez Ay’a gidip gelmeye eşdeğerdir!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çelikbaş Alabalığı ” title_font_size=”13″]

    Çelikbaş alabalığı, yaşam döngüsü bakımından somon balıklarıyla benzerlik gösterir ve hem tatlı su hem de okyanus ortamlarında yaşayabilen bir türdür. Gençlik döneminde, yiyecek bolluğundan yararlanarak daha hızlı büyüyebilmek için tatlı suları terk eder ve okyanusa göç eder. Burada bir ila dört yıl boyunca avlanarak geniş alanlarda dolaşır. Üreme dönemi geldiğinde, doğdukları nehirlere geri dönerler. Ancak çelikbaş alabalıkları, somonlardan farklı olarak yumurtladıktan sonra hayatta kalır ve yeniden üremek üzere tekrar okyanusa döner. Bu döngü, onların yaşam süresi boyunca birden fazla kez üreyebilmelerine olanak tanır.

  • YAŞAYAN EN BÜYÜK CANLI TÜRLERİ

    Gezegenimizi paylaştığımız canlılar arasında öyle türler var ki, ulaştıkları fiziksel boyutları ile en büyük, en ağır ya da en uzun canlı olarak anılıyor. Yaşayan en büyük canlı türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Listemizin ilk sırasında 1998’de tesadüf sonucu keşfedilen en büyük organizma yer alıyor. Araştırmacılar, ABD Oregon’daki Malheur Ulusal Ormanı’ndaki 112 ağacın ölümünü araştırırken “Armillaria Ostoyae” yani bal mantarı türünün inanılmaz boyutlara ulaştığını tespit etti. Yaklaşık 9.6 kilometrekare uzunluğundaki bir alana yayılan bu mantar, yer üstünde bir mantar kolonisi gibi gözükse de yer altında tek bir organizmadan oluşuyor. Yaşayan en büyük organizma olan bal mantarı, gezegenimizin devi olurken; büyüklüğünün yanı sıra yaşı ile de şaşırtıyor. Armillaria Ostoyae mantarının 2.400 yaşında olduğu tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güneydoğu Asya’ya özgü, Rafflesia Arnoldii olarak da adlandırılan ceset çiçeğinin çapı 1,5 metre ve çiçeğinin ağırlığı 7 kiloya kadar ulaşıyor. Çürüyen ete benzeyen, güçlü bir nahoş koku yayan ceset çiçeği, bitki olmasına rağmen fotosentez yapmıyor. Köksüz ve yapraksız bu çiçek, soyunu devam ettirebilmek için yaydığı koku ile böcekleri polenlerine çekiyor. Endonezya’da ay orkidesi ve beyaz yasemin ile üç ulusal nadir çiçek olarak kabul edilen ceset çiçeği, bildiğimiz tüm çiçeklerden çok farklı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Timsahgiller familyasından olan su timsahları, ortalama 2 ton ağırlığa ve 6,5 metre uzunluğa erişebiliyor ve bu ölçüler onları yaşayan en büyük sürüngen yapıyor. Hem en büyük sürüngen hem de en büyük karasal ve nehir kenarında yaşayan avcı olan su timsahı, kuyruklarından aldıkları güç ile suda uzun sıçrayışlar yapabiliyor; güçlü çene yapısı sayesinde bufalo, maymun, ayı, hatta bazen dev köpek balığı bile avlayabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    General Sherman adıyla da bilinen dünyanın en büyük ağacı sekoya, Kaliforniya’daki Sequoia Ulusal Parkı’nda bulunuyor. Hem çok yaşlı hem de çok büyük olan ağacın yanında insanlar âdeta sincap gibi kalıyor. Boyu 85 metre, gövde çapı ise 25 metre olan “General Sherman”, 2000 yaşında olmasına rağmen yaşayan en yaşlı ağaç değil! Sekoyalar arasında 3220 yaşında olan ağaçlar olduğu bilinmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 150 kilo ağırlığa ve 2,5 metre uzunluğa ulaşan deve kuşu, listedeki diğer canlılar ile kıyaslandığında küçük kalsa da kuş türleri arasındaki en büyük tür olma özelliğine sahip… Bir kuş olmasına rağmen uçamayan deve kuşu, kısa mesafelerde saatte 70 km hıza erişerek hızıyla ve iri cüssesi ile listenin üst sıralarında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Mesonychoteuthis hamiltoni” yani dev kalamar, boyutlarıyla diğer omurgasız türler arasındaki en büyük canlı oluyor. 450 kilo ağırlığa ve 19 metreye ulaşan boyu ile korkutucu bir büyüklükte olsa da aslında son derece zararsız, kendi halinde bir canlı… Antarktika’nın soğuk sularının 2000 metre derinliğinde yaşayan bu türü gözlemlemek ise oldukça zor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Balaenoptera musculus” yani mavi balinanın yeni doğan bir yavrusu bile 7,5 metre boyunda ve 3 ton ağırlığında oluyor. Yetişkin balinaların boyları 30 metreye yaklaşırken, ağırlıkları 200 ton çekiyor ve bu rakamlar mavi balinayı yaşayan en büyük canlı yapıyor. Hem memelilerde hem su dünyasında hem de kara canlılarında bu boyutlara ulaşan başka bir tür bulunmuyor. Bu dev canlıların dili bile bir fille aynı ağırlıkta olurken, kalpleri ise bir arabanın ağırlığına ulaşabiliyor.