Etiket: bilim insanı

  • TIP BİLİMİNİN MİHENK TAŞLARI

    Tıp tarihi, insan sağlığını iyileştirmek için yapılan buluşlarla şekillenmiştir. Birçok bilim insanı, bilimsel bilgiye katkıda bulunarak hastalıklarla mücadeleyi büyük ölçüde ilerletmiştir. Bu öncü isimler, gerçekleştirdikleri keşifler, geliştirdikleri tedavi yöntemleri ve sağlık anlayışındaki yenilikçi yaklaşımlar ile modern tıbbın temellerini atmışlardır. İmhotep’ten Ebû Bekir er-Râzî’ye, Florence Nightingale’den Alexander Fleming’e kadar pek çok tıp bilgini, insan sağlığına yaptığı katkılarla yalnızca kendi dönemlerini değil, geleceği de şekillendiren isimler olmuştur. Yazımızda tıp biliminde çığır açan isimleri ve onların tıp bilimine yaptığı önemli katkıları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İmhotep” title_font_size=”13″]

    Antik Mısır’da tıbbın temellerini atan İmhotep, tarihte bilinen ilk hekimlerden biri olarak kabul edilir. Hastalıkları büyü ya da doğaüstü nedenlerle değil, doğal sebeplerle açıklayan ilk hekimlerden biri olan İmhotep, bu yaklaşımı Hipokrat’tan yaklaşık 2000 yıl önce benimsemiştir. Ona atfedilen ve MÖ. 1600’lere tarihlenen Edwin Smith Papirüsü, Mısır tıbbına dair en eski belgelerden biridir. Bu metin, beyin cerrahisi dâhil 48 farklı travma vakasını içeren sistematik bir tıbbi kayıttır. Antik Mısırlılar İmhotep’i “iyileştirici” olarak anmış ve Yunanlılar onu Yunan mitolojisindeki sağlık ve tıp tanrısı Asklepios ile eşleştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hipokrat” title_font_size=”13″]

    Hipokrat (MÖ. 460-370), Antik Yunan’da tıbbın kurucusu olarak kabul edilen ve modern tıbbın temel ilkelerini belirleyen en önemli isimlerden biridir. Tıbbı belirli bir çerçeveye oturtarak sistematik bir bilim dalına dönüştürmüştür. Hastalıkları gözlem, deneyim ve mantık çerçevesinde değerlendirerek hekimleri, hastalara bireysel ve bütüncül bir yaklaşım sergilemeye teşvik etmiştir. Bilimsel yaklaşımı ve etik kuralları, yüzyıllar boyunca tıp dünyasını şekillendirmiştir. Hipokrat hastalıkları akut, kronik, salgın ve endemik olarak sınıflandırmıştır. Günümüzde tıp etiğinin temel taşlarından biri olan “Hipokrat Yemini”, hekimlerin ahlaki ve etik sorumluluklarını belirleyen ilk belgelerden biridir ve onun sistemiyle şekillenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Sînâ” title_font_size=”13″]

    Batı dünyasında “Avicenna” olarak bilinen İbn-i Sînâ, Orta Çağ İslam dünyasının en büyük bilim insanlarından biridir. En önemli tıp eseri olan “el-Kânûn fi’t-Tıbb” (Tıbbın Kanunu), 17. yüzyıla kadar Avrupa ve İslam dünyasında temel tıp kaynağı olarak okutulmuştur. Beş ciltten oluşan bu eser; hastalıkların teşhisi, tedavi yöntemleri, eczacılık, anatomi ve cerrahi gibi konularda kapsamlı bilgiler içerir. İbn-i Sînâ tüberküloz, cüzzam ve bazı ateşli hastalıkların bulaşıcı olduğunu belirleyen ilk hekimlerden biridir. Hastalıkların su ve hava yoluyla yayılabileceğini öngörmüş ve karantina uygulamasını önermiştir. Hastalıkları klinik gözlem ve deneyler yoluyla inceleyerek modern tıbbın temellerini atmıştır. Ayrıca ruh ve beden sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk hekimlerden biri olarak depresyon, anksiyete ve diğer psikolojik rahatsızlıkların fiziksel sağlığı etkileyebileceğini öne sürmüştür. Göz hastalıkları, sindirim sistemi hastalıkları ve kadın hastalıkları üzerine kapsamlı çalışmalar yapmış; hekimlerin hastalarına şefkatle yaklaşması, tıbbi bilgilerini sürekli geliştirmesi ve doğru teşhis koymak için detaylı gözlem yapması gerektiğini vurgulamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ebû Bekir er-Râzî” title_font_size=”13″]

    Batı dünyasında “Rhazes” olarak bilinen İranlı hekim Ebû Bekir er-Râzî, deneysel tıp, eczacılık, çocuk hastalıkları, oftalmoloji (göz hastalıkları), psikiyatri ve cerrahi gibi alanlarda tıp bilimine önemli katkılar yapmıştır. Gözlem ve deneyleri tıbbi uygulamalara entegre eden ilk hekimlerden biri olan Râzî, çiçek hastalığı ve kızamık arasındaki farkı açıklayan ilk bilim insanıdır. “el-Cüderî ve’l-ḥasbe” adlı kitabı, uzun yıllar Avrupa’da temel bir tıbbi kaynak olarak kullanılmıştır. Bağdat’taki büyük bir hastanenin başhekimi olarak, hastanelerin modern anlamda yönetilmesi için sistemler geliştirmiştir. Hastaların kayıt altına alınması, farklı bölümlere ayrılması ve tedavi süreçlerinin sistematik hâle getirilmesi gibi uygulamalar onun sayesinde yaygınlaşmıştır. Hipokrat ve İbn-i Sînâ gibi, Râzî de tıp etiğine büyük önem vermiştir. Hastaların yaşam kalitesini artırmak için hekimlerin sorumluluklarını anlattığı eserler yazmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbnü’n-Nefîs ” title_font_size=”13″]

    Tıp tarihinde önemli bir yere sahip olan Arap bilim insanı İbnü’n-Nefîs, küçük kan dolaşımını keşfeden hekimdir. Bu keşif, daha önce kabul edilen Bergamalı hekim Galen’in yanlış dolaşım teorisini çürütmüş ve modern fizyolojinin temelini atmıştır. Kalbin sağ ve sol ventriküllerinin (karıncıklarının) işlevlerini detaylı şekilde açıklayan İbnü’n-Nefîs, ayrıca koroner arterlerin (kalbin kendi damarlarının) kalbi beslediğini belirtmiştir. İbn-i Sînâ’nın ünlü “el-Kânûn fi’t-Tıbb” eserini ele alarak bazı hataları düzeltmiş ve yeni keşifler eklemiştir. “Şerh el-Kânûn” adlı çalışmasında anatomik ve fizyolojik gözlemlerini detaylı bir şekilde açıklamıştır. Göz hastalıkları ve sinir sistemi üzerine de çalışmalar yapan İbnü’n-Nefîs, Avrupa’da 17. yüzyılda William Harvey’in dolaşım sistemini tam olarak açıklamasından yaklaşık 400 yıl önce akciğer dolaşımını keşfetmiştir. Onun tıbbi çalışmaları, modern fizyoloji ve anatominin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Andreas Vesalius” title_font_size=”13″]

    Andreas Vesalius, modern anatominin kurucusu olarak kabul edilen ve 16. yüzyılın en önemli bilim insanlarından biridir. İnsan anatomisini bilimsel gözlem ve deneylerle açıklayan ilk kişilerden biri olmuştur. 1543 yılında yayımladığı “De Humani Corporis Fabrica” (İnsan Vücudunun Yapısı Üzerine) adlı eseri, modern anatominin temellerini atan en önemli kitaplardan biri kabul edilir. Detaylı insan vücudu çizimleriyle bilim dünyasında büyük bir etki bırakmıştır. Vesalius’tan önce, tıp eğitiminde insan yerine maymun ve domuz gibi hayvanların kadavraları incelendiği için yanlış anatomik bilgiler yayılmıştı. Kemik ve kas sisteminin yapısını detaylı bir şekilde açıklayan Vesalius, derslerde bizzat kadavra incelemeleri yaparak tıp eğitimini reforme etmiş ve uygulamalı anatomi çalışmalarını başlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edward Jenner” title_font_size=”13″]

    Edward Jenner, modern aşılama yöntemlerinin temelini atan ve tıp tarihinde çığır açan İngiliz bir cerrahtır. Fransız mikrobiyolog Louis Pasteur’ün çocuk felci aşısını geliştirmesinden yaklaşık bir asır önce, aşılama biliminin temellerini atmıştır. 1796 yılında, çiçek hastalığına karşı geliştirdiği aşı, tıp tarihindeki ilk etkili aşılardan biri olarak kabul edilmiş ve immünolojinin (aşılama biliminin) temel taşlarından biri olmuştur. Onun keşfi sayesinde milyonlarca insan çiçek hastalığından kurtulmuş ve aşılama biliminin ilerlemesi, birçok bulaşıcı hastalığın önlenmesine büyük katkı sağlamıştır. Günümüzde aşıların hastalıklarla mücadelede ne kadar kritik olduğu düşünüldüğünde, Jenner’ın tıp tarihindeki önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Florence Nightingale ” title_font_size=”13″]

    Florence Nightingale, hemşirelik mesleğini bilimsel bir temele oturtan, hijyen ve enfeksiyon kontrolü alanında çığır açan ve hemşirelik eğitiminde etik değerlerin önemini vurgulayan bir öncüdür. Modern sağlık sisteminin temellerini atmış, hastanelerin yapılandırılması ve hijyen koşullarının iyileştirilmesi konusunda büyük katkılar sağlamıştır. Nightingale, kadınların tıp ve sağlık hizmetlerinde daha fazla yer almasını sağlayarak, hemşirelik mesleğini kadınlar için bir kariyer yoluna dönüştürmüştür. Kadınların sağlık alanındaki rollerini genişleterek, onların yalnızca yardımcı personel değil, bağımsız birer sağlık profesyoneli olarak kabul edilmelerini sağlamıştır. Onun tıp ve sağlık alanındaki mirası, günümüzde dünya çapında sayısız hemşireyi, sağlık profesyonelini ve sağlık politikalarını etkilemeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alexander Fleming ” title_font_size=”13″]

    İskoç bakteriyolog Alexander Fleming, tıbba en büyük katkısını, ilk antibiyotik olan penisilini keşfederek yapmıştır. 1928 yılında, laboratuvarında tesadüfen “Penicillium notatum” küf mantarının bakteriyel büyümeyi engellediğini fark eden Fleming, bu keşfiyle bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde çığır açmıştır. II. Dünya Savaşı sırasında, iki meslektaşı ile penisilinin üretim süreçlerini geliştirip verimliliğini artırmış, böylece antibiyotik tedavisinin dünya çapında yaygınlaşmasını sağlamıştır. Fleming 1945 yılında, Avustralyalı eczacı ve patolog Howard Florey ve Alman asıllı İngiliz biyokimyacı Ernst Boris Chain ile birlikte, penisilin üzerine yaptığı araştırmalarla Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür.

  • MUCİT BENJAMIN FRANKLIN

    Politikacı, yazar, bilim insanı, müzisyen ve mucit… ABD’nin kurucularından olan Benjamin Franklin’i belki birçok insan 100 doların üzerindeki fotoğrafından hatırlıyor. Hayatı boyunca birçok önemli icada imza atan, keşifler yapan mucit Benjamin Franklin’in bugün dahi kullanılan buluşlarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paratoner” title_font_size=”13″]

    Paratoner, bir yapıyı veya yükseltiyi olası yıldırım çarpmalarından korumak için tasarlanan metal iletken uzun direklerdir. Elektrik yüklerinin artı ve eksi yükle dolu olduğunu ilk tespit eden kişi olan Franklin, artı ve eksi kutupların birbirini çektiği, aynı kutupların ise birbirini ittiğini ileri sürdüğü savını 1752’de fırtınalı bir havada uçurduğu uçurtma sayesinde ispatlar ve paratoneri icat ederek olası yıldırım hasarının önüne geçmeyi amaçlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çift Odaklı Gözlük ” title_font_size=”13″]

    Hem miyop hem de astigmat olan Franklin, yakın ve uzağı görmek için iki farklı gözlük kullanmak zorundadır. Bu göz problemine pratik bir çözüm olarak çift odaklı gözlükleri tasarlar ve gözlüklerin lenslerini yatay olarak ikiye böler. Camın üst tarafına bakıldığında uzak, alt tarafına bakıldığında da yakındaki nesneleri net gösteren gözlüğü günümüzde halen kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yüzme Paletleri ” title_font_size=”13″]

    Boston’daki Charles Nehri yakınında büyüyen Benjamin Franklin yüzmeyi çok sever ve yaşamı boyunca yüzme dersleri verir. 11 yaşında icat ettiği el paleti sayesinde suda hızlı hareket etmeyi başaran genç mucit, bu icadıyla ölümünden sonra Uluslararası Yüzme Onur Listesi’ne girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Kol ” title_font_size=”13″]

    Benjamin Franklin okumayı çok sever ve binlerce kitabı vardır. Zeminden tavana kadar kitap rafları ile dolu olan evinde üst raflara ulaşmak için merdiven inip çıkma zahmetinden kurtulmak adına ucuna iki mandal takılmış bir ahşap parça tasarlar. “Uzun kol” adını verdiği aletin diğer ucundaki kabloyu çektiğinde mandallar kapanır ve istediği kitabı sıkıca tutabilir. Bu aletin birçok farklı versiyonu yüzyıllarca değişik amaçlarla kullanıldığı gibi basit protezlerin de atası olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Franklin Sobası ” title_font_size=”13″]

    Eskiden kullanılan soba ve ocak sistemlerinin tütme ve kül sorunları vardı. Franklin, bu sorunları ortadan kaldırmak ve daha az odunla daha fazla ısı sağlamak için 18. yüzyılın ortalarında ısıya dayanıklı taşlarla çevrili ve metal bir borudan kirli hava dışarı atılacak şekilde bir soba tasarlar. Odanın ortasına yerleştirilen bu soba hem odanın daha çabuk ısınmasını hem de duman ve külün yaşam alanından izole olmasını sağlayarak sobaları daha güvenli bir hâle getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cam Armonika ” title_font_size=”13″]

    Farklı notalar oluşturmak için 37 cam halkayı birbirine geçirerek değişik boyut ve yoğunlukta bir müzik aleti icat eden Franklin, “Bütün icatlarım arasında cam armonika bana en büyük kişisel memnuniyeti veren tasarımım.” açıklamasıyla bu icadına verdiği önemi dile getirmiştir. Günümüzde pek çok kişinin haberinin bile olmadığı bu müzik aletinin kontrolü ayak pedalıyla yapılır. İcadından sonra, 18. yüzyılda, Beethoven ve Mozart gibi ünlü besteciler kısa sürede popülerleşen cam armonika için özel besteler bile üretir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gulf-Stream Akıntısı” title_font_size=”13″]

    1768’de ABD’li yetkililere mektupla gelen bir şikâyette; Londra’dan New York’a giden kargo gemilerinin tam tersi istikamette bir hafta gecikmeli geldiği bildirilir ve bu gecikmenin araştırılması istenir. Bunun üzerine gemi kaptanlarıyla beraber bir çalışma gerçekleştiren Benjamin Franklin, bu rotadaki su sıcaklığını, su rengindeki değişimleri ve balinaların davranışını inceler. Yaptığı araştırmalar sonucunda “Gulf Stream” haritasını çizer ve akıntıyı sebepleriyle birlikte tanımlar. Gulf Stream akıntısı, Meksika Körfezi’nden başlayıp Birleşik Krallık’ın kuzeyine kadar devam eden sıcak su akıntısıdır. Özellikle Birleşik Krallık ve Avrupa’nın kuzeyindeki iklimi yumuşatarak yaşanabilir kılar. Böylelikle Franklin hem yaşanan gecikmenin hem de Kuzey Avrupa ülkelerinde yetişen yarı tropikal meyve ve sebzelerin kaynağını da bulmuş olur.

  • BİLİM İNSANLARINDAN ÖZLÜ SÖZLER

    Onlar; yaşamın kaynağı, varlığımız, evrenimiz, yaşadığımız dünya, bilimsel ve teknolojik konular üstüne araştırmalar yapıp keşiflerde bulunan dehalar. Çalışmaları doğrultusunda olsun ya da olmasın kayıtlara geçen sözleri bile yol gösterir nitelikte… İşte onlardan birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Aziz Sancar’ın Oscar’lara Yaraşır Hayat Hikayesi

    Aziz Sancar’ın Oscar’lara Yaraşır Hayat Hikayesi

    Nobel Ödülü aldığı haberi sabah 05:00 sularında çalan telefonla geldi. Eşi Profesör Gwen “Aziz Sancar’la görüşmek istiyorum.” diyen sesi önce algılayamadı. “Saatin kaç olduğunun farkında mısınız?” diye çıkıştı. Stockholm’den aradıklarını söylediklerinde durum anlaşılmıştı. Aziz Bey’in telefon görüşmesi bittiğinde ise karı-koca oturup bir süre sessizce birbirine baktı. Dünya ile birlikte Türkiye de Aziz Sancar’ın adını 2015 yılında kazandığı Nobel Kimya Ödülü sayesinde duyacaktı. Kültür ve Yaşam listesinin konuğu akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı Aziz Sancar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1946’da Mardin’de dünyaya geldi Aziz Sancar, 10 kardeşlerdi. İlk ve orta öğrenimini Mardin’de bitirdi. Doğayı, insan tabiatını merak ederek geçen çocukluğunda en sevdiği uğraş üzerinde gezinen karıncaları incelemekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kardeşleri ve kendisini “Okumalısınız!” diyerek teşvik eden kişi okuma-yazma bilmeyen annesi Meryem Hanım’dı. Bu öğütler sonucu bir kardeşi general, bir kardeşi binbaşı, bir kardeşi makine mühendisi, bir kardeşi ticaret erbabı, bir kardeşi araba tamir teknisyeni oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    aziz sancar

    Üniversite için İstanbul’a geldiğinde korkmuştu. Türkiye’nin en iyi liselerinden gelen insanlar arasında geri kalmamak için o kadar çok çalıştı ki sonunda İstanbul Üniversitesi’nden birincilikle mezun oldu. Yıllar sonra içinde kalan uhdenin aşırı çalışmaktan İstanbul’u tanıyamamak olduğunu söyleyecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    aziz sancar

    Doktor Aziz iki yıl Mardin’de bir sağlık ocağında görev yaptıktan sonra aldığı bursla Amerika’ya gitti. Johns Hopkins Üniversitesi, Dallas Üniversitesi, Yale Üniversitesi’nde moleküler biyoloji dalında, biyokimya ve biyofizik alanlarında çalıştı. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi, biyolojik saat üzerine çalışmalar yürüttü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bilim insanı

    288 makale 33 kitap yayınladı. Aziz Sancar’ın çalışmaları peşinden ödülleri de getirmişti. 2005’te ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen ilk Türk oldu, 2006 yılında da Türkiye Bilimler Akademisi’ne asil üye seçildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bilim adamı

    ABD’de okuyan Türk öğrencilerin sıkıntılarını ilk geldiği yıllarda birebir o da yaşamıştı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nden aldığı ödül ve eşinin desteğiyle öğrencilerin hayatını kolaylaştırmayı amaç edinen Aziz-Gwen Sancar Vakfı’nı kurdu ve Carolina Türk Evi adıyla bir öğrenci misafirhanesi açtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bilim adamı

    Nobel Kimya Ödülü’nü, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini nasıl koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bilim insanı

    Prof. Sancar ödül alan çalışmasının önemini hepimizin anlayabileceği dille de anlatacaktı: “DNA onarımı insanı kansere karşı korumakta önemli. Çünkü kanser yapan etkenlerin çoğu DNA’yı bozuyor ve o yolla kansere sebep oluyor. Biz, ‘DNA kendini nasıl onarıyor, hücreler kendini nasıl kansere karşı müdafaa ediyor?’ bunu aydınlattık. Ayrıca bu DNA onarımının bir de kanser tedavisi için önemi var. Çünkü kanseri tedavi etmek için kullanılan ilaçların çoğu, kanser hücrelerinin DNA’sını tahrip ediyor ve kanser hücreleri onu tamir etmeye çalışıyor. Biz de orada girişim yapıp kanser ilaçlarının daha etkili olmasına çalışıyoruz.”