Etiket: bilim

  • RADYOAKTİVİTENİN İZİNDE: MARİE CURİE’NİN BİLİMLE ÖRÜLÜ YAŞAMI

    Hayatta hiçbir şeyden korkmayın; yalnızca her şeyi anlamaya çalışın…” diyerek yaşamı boyunca bu anlayışın izinde kendini sürekli öğrenmeye adayan Marie Curie; bilim tutkusunu, sabrını ve merakını yaşamının merkezine yerleştiren bir araştırmacıydı. Bilim dünyasında açtığı yollar, yalnızca yaşadığı dönemi değil, sonrasını da etkileyen bir mirasa dönüştü. Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın olmasının yanı sıra, bu ödülü iki farklı bilim dalında hak eden tek kadın ünvanını bugün hâlâ taşıyor. Yazımızda, Marie Curie’nin yaşamına, çalışmalarına ve radyoaktiviteye uzanan yolculuğuna dair merak edilen bilgileri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Manya Sklodowska, 7 Kasım 1867’de Polonya’nın başkenti Varşova’da doğdu. Anne ve babası, eğitim tutkularıyla genç yaşta köyden başkente göç etmiş öğretmenlerdi. Annesini çocuk yaşta kaybeden Manya’nın hayatı, babasının siyasi sebeplerle görevden uzaklaştırılmasıyla daha da zorlaşmıştı. Tüm bu zorluklara rağmen Manya, liseyi birincilikle bitirip altın madalya aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Manya’nın en büyük arzusu bir üniversitede okumaktı fakat o yıllarda Polonya’da kadınların yükseköğrenime erişimi yasaktı. Bu nedenle gizli eğitim veren “Uçan Üniversite”ye katıldı. Ne var ki okumak için sürekli saklanmak ve şehir içinde oradan oraya yer değiştirmek bir süre sonra onu yormaya başladı; içten içe gerçek bir üniversitenin sunduğu imkânlara kavuşma isteği ağır bastı. Bunun üzerine kız kardeşi Bronya ile bir plan yaptılar: Manya çalışıp Bronya’nın okumasını sağlayacak, Bronya eğitimini tamamladığında ise onun üniversite masraflarını üstlenecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Manya, öğretmenlik yaparak yıllarca Bronya’yı destekledi. Bronya mezun olduktan sonra sıra ona geldi ve Manya, 1891 yılında Sorbonne Üniversitesi Fen Fakültesine kaydoldu. Varşova’daki “Manya”, Fransızcadaki söylenişiyle artık “Marie”ydi. Yoksulluk içinde okuyor, sobasız bir çatı katında derslerine sarılıyordu. Yine de matematik, fizik, kimya ve astronomiyle yetinmeyip müzik ve şiir derslerine de katıldı. Mezun olur olmaz fizikte master derecesi için girdiği sınavda birinci olması da bu çabanın kanıtıydı. Durmadı, bir yıl sonra matematikte master çalışmasına başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marie, laboratuvarda tanıştığı Pierre Curie ile ortak çalışmalara başladı. Pierre, elektrik ve manyetizma üzerine yaptığı araştırmalarla genç yaşta dikkat çeken bir bilim insanıydı. Bilime adadığı yaşamı nedeniyle kadınlara mesafeli olan Pierre’in bu tavrı, Marie ile tanışınca değişti ve çift 1895 yılında evlendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eşiyle birlikte radyoaktivite üzerine çalışmaya başlayan Marie, Alman araştırmacı Wilhelm Conrad Röntgen ile Fransız fizikçi Henri Becquerel’in bulgularını temel alarak kendi araştırmalarını derinleştirdi. 1898’de Curie çifti, yeni bir element keşfettiklerini açıkladı. Marie, memleketine olan bağlılığını göstermek için bu elemente “polonyum” adını verdi. Aynı yılın sonunda, ikinci büyük keşifleri olan radyum elementini duyurdular. 1903 yılında Marie Curie, Pierre Curie ve Henri Becquerel, radyoaktivite alanındaki katkılarıyla Nobel Fizik Ödülü’ne layık görüldü. Böylece Marie, bu ödülü alan ilk kadın olarak tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1903’te Nobel Fizik Ödülü’nü Becquerel ile paylaşmaları, yıllardır biriken araştırma masrafı borçlarını ödemelerine olanak sağladı. Pierre Curie, Sorbonne Üniversitesine profesör olarak çağrıldı. 1906’da Pierre, bir seminerden çıkıp evine yürürken atlı bir arabanın altında kaldı ve olay yerinde yaşamını yitirdi. Sonraki dönemlerde kimi çevreler karşı çıkmış olsa da Pierre’in boşalan kürsüsü Marie’ye verildi. Böylece o, Avrupa Bilimler Akademisinde ders veren ilk kadın oldu. 1908’de Sorbonne Üniversitesinde profesör oldu ve 1910’da radyoaktivite üzerine temel tezini yayımlandı. Radyumu saf hâliyle elde etmeyi başarması ise, ona 1911 yılında, bu kez kimya alanında ikinci bir Nobel Ödülü kazandırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Curie’nin çalışmaları, cerrahi müdahalelerde kullanılacak X-ray cihazlarının gelişimi için büyük önem taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında cephe gerisindeki askerlere hızlı teşhis olanağı sağlamak için taşınabilir röntgen cihazlarını ambulanslara kurdu; hatta çoğu zaman ambulans araçlarını kendisi kullandı. Radyoaktif maddelerin zararları o dönemde iyi bilinmediği için yıllarca önlemsiz çalışmıştı. Ayrıca savaş döneminde askerlerin röntgenini çekmesi X-ışını maruziyetini artırmıştı. 1920’lerden itibaren sağlığı kötüleşmeye başladı. 4 Temmuz 1934’te Fransa’da hayatını kaybetti. Ölüm nedeni, yıllarca işi gereği maruz kaldığı radyasyon sonucu gelişen aplastik pernisiyöz anemi olarak açıklandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Curie’nin bilimsel mirası, kendi başarılarını aşarak sonraki kuşaklara da uzandı. Kızı Irène Joliot-Curie, yapay radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarla 1935’te Nobel Kimya Ödülü aldı. Marie Curie böylece bilimin yalnız bir dönemini değil, geleceğini de şekillendiren bir öncü olarak tarihe geçti.

  • BİLİMİN DNA’YA DOKUNUŞU: GENETİK MÜHENDİSLİĞİ

    Genetik mühendisliği, DNA’yı değiştirerek yeni özellikler kazandırmayı sağlayan bir bilim dalıdır. Bu bilim sayesinde, bir organizmanın genetik yapısına müdahale edilerek hastalıkların tedavisi, tarımsal verimin artırılması veya yeni biyoteknolojik ürünler geliştirilmesi gibi yenilikler hayatımıza girmiş; tıp, tarım, biyoteknoloji ve çevre bilimleri gibi birçok alanda öncü çalışmalar gerçekleşmiştir. Pek çok alanda katkı sağlayan genetik mühendisliği ile ilgili merak edilenleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Genetik özelliklerin nesiller boyunca nasıl aktarıldığını anlamak, bilim dünyasında büyük bir dönüm noktası oldu. Bu sürecin temelleri, 19. yüzyılda Avusturyalı bilim insanı Gregor Mendel tarafından atıldı. Mendel, bezelyeler üzerinde yaptığı deneylerle kalıtımın temel ilkelerini keşfederek; bitkilerin şekil, renk ve boy gibi farklı özelliklerinin ebeveynlerden yavrulara belirli kalıplarla geçtiğini gözlemledi. DNA’nın yapısını çözmemizden genetik mühendisliğine kadar birçok bilimsel gelişmeye zemin hazırlayan Mendel’in çalışmaları sayesinde birtakım fiziksel özelliklerimizin tesadüf sonucunda değil, genetik yasalar sonucunda şekillendiğini öğrendik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1970’li yılların başında Amerikalı biyokimyacı Paul Berg, bir virüs DNA’sını bakteri DNA’sıyla birleştirerek ilk “rekombinant DNA” molekülünü oluşturdu. Rekombinant DNA teknolojisi, farklı organizmalara ait DNA parçalarının laboratuvar ortamında birleştirilerek yeni genetik diziler oluşturulmasını ifade eder. Bu çalışması ile DNA’nın farklı canlılar arasında transfer edilebileceğini ve değiştirilebileceğini kanıtlayan Berg, insülin üretimi, gen terapisi, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile biyomedikal araştırmaların temelini attı ve 1980 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Berg’in çalışmalarından ilham alan ABD’deki Stanford Üniversitesi, DNA’yı canlı bakterilere aktarmayı ve genetik değişikliklerin kalıtım yoluyla sürdürülmesini sağladı. Böylelikle ilk kez genetik olarak değiştirilmiş organizmalar yaşar hâle geldi ve çoğaldı. 1974 yılında gerçekleşen bu çalışma için aynı yıl patent başvurusu yapıldı. ABD Yüksek Mahkemesi, 1980 yılında genetik olarak değiştirilmiş bir bakteri çalışması için patent alınabileceğine karar vererek bu tür biyoteknolojik buluşların yasal olarak korunmasının önünü açtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1982’de genetik olarak değiştirilmiş ilk bakteri (insülin üretimi için kullanılan Escherichia coli) ticari amaçla üretildi. Tıp alanında gen tedavisi, aşı geliştirme, ilaç üretimi gibi yenilikleri tarım sektöründe hastalıklara dayanıklı bitkiler ve GDO’lu ürünlerin ortaya çıkması takip etti. 1990 yılına gelindiğinde insanın genetik yapısını anlamak için atılmış en büyük adımlardan biri olan “İnsan Genom Projesi” başlatıldı. DNA’da yer alan yaklaşık 3 milyar baz çiftinin (genetik kodun toplam uzunluğunun) haritalanmasını amaçlayan proje 2003 yılında tamamlandı. Bu proje ile genetik mühendisliğinin tıp alanındaki gelişiminde yenilikçi adımlar atılmasını sağlandı; genetik hastalıkların nedenlerini anlamak ve tedavi yöntemleri üretmek konusunda yeni bir dönemin de başlangıcı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Genetik mühendisliğinin dünya çapında bilinir ve konuşulur hâle gelmesi 1996 yılında İskoçya’da Dolly adlı koyunun klonlanması ile oldu. Dolly, bir yetişkin hücreden klonlanan ilk memeliydi ve ilk kez bir yetişkin hücre çekirdeği kullanılarak tamamen yeni bir canlı üretilmişti. Aynı dönemde kök hücre araştırmaları hız kazandı, bazı hayvanlara denizanası genleri eklenerek gece ışık saçmaları sağlandı. Deneylerde kullanılan bazı fareler ve balıklar, yeşil floresan proteini ile karanlıkta yeşil ışık yayar hâle geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2012 yılında geliştirilen CRISPR-Cas9 adlı gen düzenleme teknolojisi, genetik mühendisliğini çok daha hızlı ve hassas hâle getirdi. Bir çeşit “genetik makas” gibi çalışan CRISPR-Cas9, DNA’daki hatalı ya da istenmeyen bölümleri kesip, yerlerine doğru genetik bilgiyi eklemeyi sağlayan bir “makas ve yapıştırıcı” işlevi gördü. Daha basit bir ifadeyle, CRISPR, DNA’nın içinde gitmek istenilen yerin bulunmasını sağladı, Cas9 ise bulunan yeri kesti. Ardından, bilim insanları istenilen genetik bilgiyi ekleyebildi veya değiştirebildi. Kanser, kalıtsal hastalıklar ve genetik bozuklukların tedavisinde yeni umutlar sunan bu teknoloji, günümüzde hastalıkları tedavi etmek, bitkileri daha sağlıklı yapmak ve hayvanları daha iyi yetiştirmek gibi çok farklı alanlarda kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Genetik mühendisliği yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, adli bilimlerde de önemli ilerlemeler sağladı. DNA analizleri sayesinde suç mahallerinde bulunan saç, kan, tükürük veya deri hücrelerinden elde edilen örneklerle şüpheliler tespit edilebiliyor. 1980’lerin sonunda kullanılmaya başlanan DNA profilleme yöntemi, suç çözme oranlarını önemli ölçüde artırdı. 1987-1988 yıllarında, İngiltere’deki iki cinayet davasında bu yöntem ilk kez delil olarak kullanıldı; masum bir kişinin aklanmasını ve gerçek suçlunun tespit edilmesini sağladı. Günümüzde DNA analizi, babalık testlerinden adli olayların aydınlatılmasına kadar geniş bir alanda güvenilir sonuçlar sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bilim ve teknolojinin birleşimiyle ortaya çıkan genetik mühendisliği, günümüzde hızla gelişmeye devam ediyor. Bu teknoloji, hastalıkların tedavisinde, tarımda verimliliğin artırılmasında ve çevresel sorunların çözülmesinde önemli adımlar atılmasını sağladı. Yapay zekâ ile entegre edildiğinde genetik mühendisliğinin gelecekte hangi sorunlara çözüm sunacağı ise merakla bekleniyor.

  • Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Çevre İle İlgili Bilimsel Terimler

    Diğer canlılarla birlikte içinde yaşadığımız doğal ortama çevre diyoruz ve yer kabuğundan atmosfere kadar sayısız konusu olan bir alandan söz ediyoruz aslında. Çevre, Kültür ve Yaşam’da sık sık ele aldığımız başlıklardan biri. Doğaya bırakılan atıkların yok olma sürelerinden, çevreyi korumak için alışveriş yaparken nelere dikkat etmeliyiz sorusuna kadar farklı biçimlerde hazırladığımız çevre konusunu şimdi de günlük hayatta karşınıza çıkabilecek bilimsel terimler ile ekranlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Kimya Sayesinde Öğrendiğimiz 8 İlginç Bilgi

    Kimya Sayesinde Öğrendiğimiz 8 İlginç Bilgi

    “Maddelerin temel yapılarını, birleşimlerini, dönüşümlerini, çözümleme, birleşim ve üretim yöntemlerini inceleyen bilim”e kimya deniyor. Çoğumuza uzak bir konu gibi görünse de aslında tüm yaşam kimyasal tepkimeler sayesinde gerçekleşiyor; anlayacağınız biz farkında olmasak bile kimya hayatımızın tam da içinde olan bir konu. Evrenden ilginç bilgiler serimize, kimya sayesinde öğrendiğimiz 8 tanesi ile devam ediyoruz biz de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hem vücudumuzdaki karbon gazını boşaltmak hem de daha çok oksijen alabilmek için esniyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Limonun, aynı miktardaki çilekten daha fazla şeker içerdiğini biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Değerli taşlar birkaç elementten oluşur ama elmas için durum farklıdır. Elmas sadece ve sadece karbondan oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Metal deyince renk olarak aklımıza gri gelir, çünkü çoğu metal bu renktedir. Bunu okuyunca, sarı rengiyle altın ve turuncuya çalan rengiyle bakır aklınıza geldiyse onların birer istisna olduğunu bilmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sizce soğuk su mu daha çabuk donar yoksa sıcak su mu? Sorunun cevabı, sıcak suyun soğuk sudan daha çabuk donduğu şeklinde olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mars’a, yüzeyi kızıl renginde olduğu için Kızıl Gezegen dendiğini biliyorsunuz. Bu kızıl görüntünün nedeni, demir oksit ya da pas kalıntıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Susuzluk hissettiğimizde vücudumuzdaki suyun yaklaşık %1’lik kısmını kaybetmiş oluruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yer kabuğunda, suda ve atmosferde en fazla bulunan element oksijendir.

  • SANAT VE BİLİM DÜNYASININ EN PRESTİJLİ ÖDÜLLERİ

    20. yüzyıl, kitle iletişim araçlarının yükseldiği, birçok sinema ve basın kuruluşunun köklü birer kuruma dönüştüğü yüzyıl oldu. Bilimsel keşiflerin sonucunda hayatımız hızlı bir şekilde değişirken, sanat dünyası sadece eğlence aracı olmaktan çıktı; yaşam tarzımızı da şekillendirdi. Çok fazla içeriğin ve yapımın üretildiği çağımızda ortak zevk ve fayda sağlayan birçok proje de kendi payına düşeni ödüller sayesinde almış oldu. Bu ödüllerin amacı, izleyicilerin dikkatlerini projelere çekmek kadar, ödül kazanan kişilerin hayatlarını adadıkları işlerini öne çıkarmak ve desteklemek amacını taşımaktadır. Ödül törenleri sayesinde adını tarihe kazıyan birçok isim bugün dahi bu ödüllerle anılmakta… Yazımızda bilim ve sanat dünyasının en prestij sahibi ödüllerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en prestijli ödülü olan Nobel Ödülleri, 1901’den beri insanlığa önemli hizmetlerde bulunan bilim insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve fikir insanlarına veriliyor. Dinamiti icat eden Alfred Nobel’in vasiyeti ile hayata geçen Nobel Ödülleri, Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta sahiplerini buluyor. Fizik, tıp, edebiyat, ekonomi, kimya ve barış dallarında verilen ödülleri hak eden isimler arasında röntgenin kâşifi Wilhelm Conrad Röntgen, yazar Hermann Karl Hesse, politikacı Winston Churchill, yazar ve düşünür Jean Paul Sartre, Martin Luther King, teorik fizikçi Albert Einstein gibi isimler yer alıyor. Ülkemizin yetiştirdiği önemli bilim insanlarından olan biyokimyager ve moleküler biyolog Aziz Sancar da yaptığı çalışmaları ile 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü kazanarak ülkemizi gururlandırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    21 kategoride verilen Pulitzer Ödülleri, 1917’den beri gazetecilik, müzik, fotoğraf ve edebiyat gibi alanlarda toplumsal fayda sağlamış isimlere veriliyor. Amerika’nın en önemli ödüllerinden olan Pulitzer Ödülleri, gazeteci Joseph Pulitzer tarafından kuruldu. Nisan ayında kazananların açıklandığı ödüller, bağımsız bir heyet tarafından seçilmekte ve Columbia Üniversitesi tarafından takdim edilmektedir. Bu saygın ödülün yanı sıra kazananlara 10 bin dolar ücret ödeniyor ancak bu tutar tamamen sembolik bir rakam…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerikan film endüstrisinin bir numaralı ödülü olan Akademi Ödülleri, ilk olarak 1929’da sahiplerini buldu. Her sene düzenli olarak dağıtılan Akademi Ödülleri’nin en iyi sinema filmi, en iyi senaryo, en iyi erkek ve kadın oyuncu, en iyi film müziği, en iyi yabancı film, en iyi animasyon, en iyi kostüm vs. kapsayan; sanatsal ve teknik konuları içeren geniş bir yelpazesi var. Her yıl mayıs ayında gerçekleşen ödül töreni dünyaca ünlü yıldızların bir araya geldiği şaşaalı bir törene dönüşüyor. Art deco tarzındaki ünlü heykelin adı “Akademi Liyakat Ödülü” olmasına rağmen çoğunlukla “Oscar” ismi ile anılıyor. Bir filmin Oscar’a aday olabilmesi için en az 40 dakika olması, Amerika’daki Los Angeles şehrinde en az bir sinema salonunda paralı gösterim gerçekleştirmesi ve en az bir hafta gişelerde durmuş olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yine Amerika’dan ancak müzik sektöründen bir ödül! Grammy Ödülleri, 1953’ten bu yana müzik sektöründe başarı yakalamış müzisyenlere veriliyor. İlk olarak “Gramofon Ödülü” ismiyle dağıtılan bu ödülün kazananları, NARAS isimli bir akademi tarafından belirleniyor ve altın kaplama gramofon ile takdim ediliyor. 1957’den beri dağıtılan Grammy Ödülleri, 30 farklı müzik türünü kapsıyor. Bugüne kadar en çok Grammy kazanan müzisyen Macar asıllı orkestra ve opera şefi Sir Georg Solti olurken, Beyonce da en çok ödül kazanan kadın müzisyen olarak tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Brit Ödülleri tıpkı Grammy’deki gibi müzik sektöründe başarı yakalayan müzisyenlere veriliyor ancak bu ödül Birleşik Krallık tarafından dağıtılıyor. 1977’den bu yana her sene gerçekleştirilen ödül töreninin en fazla kazananı 16 ödülle Robbie Williams olurken, ünlü müzik grubu Coldplay 9 kez ödül alarak Brit Ödülleri’ne ismini altın harflerle yazdırmayı başaran müzisyenler oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Film sektöründe dağıtılan bir diğer önemli ödül töreni olan Emmy Ödülleri, Amerika’daki en iyi televizyon yapımlarına ve oyuncularına veriliyor. 1949’dan bu yana düzenlenen Emmy Ödülleri’nin kazananları; birbiriyle bağlantısı olan ancak birbirinden tamamen bağımsız üç farklı kuruluş tarafından seçilmekte ve takdim edilmektedir. Birleşik Devletler dışında üretilen programların da ödüllendirildiği bu organizasyonun ödülü ise elinde atom tutan kanatlı kadın heykelciği olurken, heykelcikteki kanatlar sanatın ilham perisini, atom ise bilimi temsil ediyor. Emmy Ödül heykelleri Kansas’ta bulunan El Dorado Correctional Facility isimli özel bir şirket tarafından maksimum güvenlik önlemleri alınarak hazırlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Açılımı “British Academy of Film and Television Arts” olan BAFTA Ödülleri, 1947’den bu yana Birleşik Krallık’ta takdim ediliyor. Sinema ve televizyon yapımlarında öne çıkan ve büyük başarı elde eden projelere verilen ödül, dokuz farklı kategoride dağıtılıyor. En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu, en iyi kadın oyuncu, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi özgün senaryo, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi video oyunu ödülleriyle öne çıkan BAFTA’nın ana ofisi Londra’da ancak İskoçya, Galler, New York, Kaliforniya’da da ofisleri bulunuyor. Ödülün heykelciği Amerikalı heykeltraş Mitzi Cunliffe tarafından tasarlanmış bir tiyatro maskesidir ve 1955’te tasarlanmıştır.

  • Coğrafyamızdan İnsanlığa Katkılarıyla Öne Çıkan 9 Karakter

    Coğrafyamızdan İnsanlığa Katkılarıyla Öne Çıkan 9 Karakter

    Bilimin uzun ve zorlu tarihi boyunca insanlığa hizmet veren birçok alim olmuştur. Bu bilim insanlarının bir kısmı kendisinden sonra gelen meslektaşlarına yol göstermiş, keşifleri ile dünyanın seyrini değiştirmişlerdir. Coğrafyamızın önemli yeniliklere yol açan bilim insanlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Evliya Çelebi, elli yıldan fazla süren gezilerinde neredeyse tüm Osmanlı topraklarını gezmiş ve gezi notlarını 10 ciltlik Seyahatname’de toplamıştır. 17. yüzyılda yazılan eser, etimoloji, antropoloji, kültür tarihi ve edebiyat açısından değerli bir hazinedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Farabi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    10. yüzyılda yaşayan Farabi’nin çalışmalarının yoğunlaştığı alanlardan biri bilgi felsefesi, mantık ve dil felsefesidir. Farabi, mantık ilminin kurucusu sayılan Aristo’nun eserlerini çevirmiş ve mantık terimlerini Arapçaya kazandırmıştır. Farabi’nin doğa felsefesi metafizik ve psikoloji alanındaki eserleri de hâlâ çeşitli araştırmalara temel oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Haldun” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    14. yüzyıl bilginlerinden İbn-i Haldun, filozof, siyaset bilimci ve tarihçi kişiliği ile birçok eser vermiştir. Bilim adamı özellikle Devlet Kuramı ile tanınmıştır, bu kuram devletin bir insan gibi doğduğunu, yaşadığını ve öldüğünü savunur; devletin beş aşamasını derinlemesine inceler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbn-i Sina” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Orta Çağ modern biliminin kurucusu sayılır ve bu sebeple “Büyük Üstad” olarak anılır. “Tıbbın Kanunu” isimli kitabı 17. yüzyıla dek Avrupa üniversitelerinde temel kitap olarak okutulmuştur. İbn-i Sina’nın psikoloji, felsefe ve metafizik alanında da eserleri de bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El- Cezeri” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Sibernetiğin kurucusu sayılan El-Cezeri, 12. yüzyılda Şırnak’ta doğmuştur. Robot bilimi ve sibernetik alanında bilinen ilk çalışmaları gerçekleştirmiş, otomatik çalışan su makinesi, saz çalan robot, mey dolum otomatı, abdest otomatı gibi sistemler kurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hezarfen Ahmet Çelebi” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Hezarfen Ahmet Çelebi, 17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yaşamıştır. Kendi yaptığı kanatlarla uçma denemeleri yapan alim, birçok bilim alanında derin bilgilere sahip olması nedeniyle “Hezarfen” ünvanını kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Arf” title_font_size=”13″]
    türk matematikçi

    20. yüzyılın matematik dâhilerinden Cahit Arf’ın başarıları Avrupa ve Amerika’da da kabul görmüştür. Cebir alanında önemli çalışmaları olan Arf, bilim dünyasına Arf Değişmezi, Arf Halkaları ve Hasse-Arf Teoremi’ni kazandırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Piri Reis ” title_font_size=”13″]
    türk islam filozofları

    Osmanlı’nın cesur denizcisi Piri Reis, Hint Denizleri ve Mısır kaptanlığı görevlerinde bulundu. 1513 yılında çizdiği “Dünya Haritası” değerli coğrafi bilgiler içeren tarihi bir belgedir ne yazık ki günümüze ancak üçte biri ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaşgarlı Mahmut” title_font_size=”13″]
    filozof, türk islam filozofları

    Kaşgarlı Mahmut bilinen en eski Türkçe sözlük olan Divan-ı Lugati’t-Türk’ü 11.  yüzyılda yazmıştır. Eser dil bilimi açısından çok önemli bir kaynak olmasının yanı sıra dönemin kültürü, yaşayışı ve maddi manevi değerleri ile ilgili bilgiler de içerir.

  • Bilimsel Gelişmelere Yenileri Eklenirken…

    Bilimsel Gelişmelere Yenileri Eklenirken…

    Bilimsel gelişmeler, yenilikler ya da buluşlar tüm insanlığın katkılarıyla ilerlemeye devam ederken Kültür ve Yaşam sayfası son bir yılda gerçekleşen bilimsel gelişmelerden 6 tanesine yer veriyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağır işler yapan robot…” title_font_size=”13″]

    2018’de Tokyo’daki Dünya Robot Fuarı’nda tanıtılan robot, 12 kg ağırlığındaki panelleri depodan alarak inşa edilmek istenen duvara götürüp vidaladı. Japonya’daki Ulusal İleri Bilim ve Teknoloji Kurumu, malzemenin ağırlığına göre kol ve bacaklarının açısını ayarlayabilen “HRP-5P” insansı robotun etrafındaki eşyalara çarpmadan hareket edebildiğini açıkladı ve ekledi: Sırada gemi ve uçak montajı yapacak insansı robot var!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teknoloji aracılığıyla telepati denemesi…” title_font_size=”13″]

    İnternet bağlantılı “EEG/ Elektroensefalografi” ve “TMS/ Transcranial Magnetic Stimulation”, yani beyin dalgaları aktivitesinin elektriksel yöntemle izlenmesini ölçen teknolojiler kullanılarak dünyada ilk kez birbirinden uzakta iki insan arasında zihinsel aktarım sağlandı. Araştırma ekibi, biri Hindistan’da diğeri Fransa’da bulunan iki kişi arasında “hola” ve “ciao” kelimelerinin teknoloji desteği ile zihinsel geçişlerini başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sadece hastalıklı hücrelere ilaç taşıyan hidrojel…” title_font_size=”13″]

    Cole DeForest, George Washington Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünde bir akademisyen… İlaçların sağlıklı hücrelere zarar vermeden sadece hastalıklı hücrelere ulaşmasını sağlayan programlanabilir biyomalzeme üretti. İlaç, yüzde 90’ı su, kalan kısmı biyopolimer olan ve hidrojel denilen malzemenin içine yerleştiriliyor ve tümör hücrelerine ulaşınca parçalanıp ilacı serbest bırakması sağlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çekirdek ile manto arasında madde aktarımı olabilir mi?” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizin 5000 km. derinliğindeki çekirdeğini, yani merkezini incelemek yapısından dolayı çok güç. Son on yıldır bu konuda önemli çalışmalar yapıldı. 2019 yılı başlarında ise bilim insanları çekirdekte nedeni belirlenemeyen erime ile açığa çıkan tungsten elementinin Dünya yüzeyine kadar ulaştığını açıkladı. Bu durum bilim dünyası tarafından oldukça merak edilen çekirdek ile manto arasında madde aktarımı var mı sorusu için önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzullardaki etkileşimi ölçecek uydu…” title_font_size=”13″]
    buzullar

    Bilim insanlarının kutup bölgesi ve buz tabakaları hakkındaki görüşlerimizde devrim yaratacak dediği Ice, Cloud and land Elevation Satellite-2, kısaca ICESat-2, 2018’in Eylül ayında NASA tarafından uzaya gönderildi. Sahip olduğu lazer ve sensörler sayesinde buz kütleler üzerinde çok hassas hesaplamalar yapabilen bu uydu sayesinde buzulların küresel ısınmadan nasıl etkilendiğini öğrenebileceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzay istasyonunda ekosistem çalışması…” title_font_size=”13″]
    bilim

    Dünya dışı yaşam mümkün mü araştırmaları devam ederken, NASA, hemen 2019 öncesi Uzay İstasyonu dışına monte edilen bir cihazla küresel ekosistem araştırmasını başlattı. Dünyamızdaki ormanlarla ilgili en ince ayrıntısına kadar yapılabilecek üç boyutlu gözlemler sayesinde ağaçlarda ne kadar karbon depolanıyor ya da ormansızlaşma iklim değişikliğini nasıl etkiliyor gibi önemli soruların cevapları bulunabilecek.

  • İSİMLERİNE YABANCI OLDUĞUMUZ BİLİM DALLARI

    Bazı bilim dalı isimleri var ki hangi konuları incelediğini veya araştırma alanının ne olduğunu anlamamız, hatta tahmin etmemiz bile mümkün değildir. Mesela, “ihtiyoloji nedir” diye sorsak… Kemikli, kıkırdaklı ve çenesiz balıklarla ilgilenen bir bilim dalı olduğunu kaçımız bilebilir ki? İlgilisi olsak da olmasak da keyifli bir konu olduğu muhakkak, gelin biraz daha devam edelim… Aşağıdaki bilim dallarının sadece ismine bakarak çalışma alanlarını tahmin edebilir misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]