Etiket: besin

  • KİNOA VE KİNOALI LEZZETLER

    2013 yılında Birleşmiş Milletler Bölge Ofisi tarafından “Kinoa Yılı” ilan edilmiş ve o yıldan sonra ülkemizde de kinoa tarımı desteklenmiştir. Kinoa, anavatanı Güney Amerika olan, ülkemizde Konya Ovası’ndan Doğu Anadolu’nun yüksek bölgelerine yetiştiriciliği yapılabilen bir üründür. Son zamanların popüler lezzetlerinden olan kinoa için pirinç, bulgur kadar hayatımıza girmeye aday bir lezzet diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, tohumları için tarımı yapılan bir bitkidir. Tahıl ürünleriyle benzer yönleri olduğu için buğdaygillerden sanılan oysa daha çok ıspanak, pancar gibi bitkilere yakın olan bir üründür. Kinoa kelimesi, Güney Amerika’nın And Dağları civarında konuşulan Keçuva dilinden İspanyolcaya ve oradan dilimize geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Lizin gibi temel amino asitler ve bol miktarda kalsiyum, demir ve fosfor içeren kinoanın, farklı renklerde çeşitleri ve kullanım alanları bulunmaktadır. Beyaz kinoa, pilav ve dolma içlerinde, siyah kinoa salatalarda, kırmızı kinoa yüksek oranda E vitamini içerdiği için bebek mamalarında kullanılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Diğer yiyeceklerde olduğu gibi kinoada da renk koyulaştıkça antioksidan değeri yükselir. Bu nedenle özellikle salatalarda siyah ve kırmızı kinoa tercih edilir. Kinoalı salataların sayısız tarifi bulunmakta. Akdeniz yeşillikleriyle, tahıl ürünleriyle, meyvelerle veya tavuk parçalarıyla kinoalı salata yapılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, bilhassa vegan tariflerde kullanarak yüksek oranda protein desteği sağlayabileceğiniz bir üründür. Bu tariflerin başında da sebzeli kinoalı burgerler veya köfteler gelmektedir. Bu köfte ve burgerlerin malzemesine kış ise karnabahar, brokoli; yaz ise enginar, kabak gibi mevsim sebzeleri dâhil edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kinoa, tuzlu tariflere yakıştığı kadar tatlı tariflerine de yakışır. Un yerine kinoa kullanılarak hazırlanan tatlı tarifleri özellikle glütensiz beslenenler tarafından tercih edilmektedir. Kolayca hazırlanabilecek lezzetli bir kinoalı kek için kinoa unu, Hindistan cevizi tozu ve yağı, kakao, vanilya, bal, yumurta ve dövülmüş fındığı mutfak robotunda karıştırarak fırına verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Lezzet dolu bir başka kinoalı tarif ise kinoalı kurabiyedir. Püre hâline getirilmiş muz, tarçın, kakao, keten tohumu, kinoa unu ve balı hamur kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Hamuru kurabiye ölçüsünde küçük parçalara ayırın ve önceden ısıtılmış 170 derecelik fırına verin. Dilerseniz kurabiyenizin hamur harcına çekilmiş kuru yemiş de ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinde kinoa barındıran ve birbirinden farklı tarifleri bulunan başka bir lezzet de kinoa çubuklarıdır. İçinde Hindistan cevizinden yulafa, kuru meyveden fıstık ezmesine, baldan zeytinyağına farklı ve çok faydalı ürünler barındırabilen kinoa çubuklarını sade, bol kakaolu veya fındıklı yapabilirsiniz.

  • İKİNCİ KEZ ISITILMAMASI GEREKEN BESİNLER

    Tüm yiyecekler çiğ veya pişmiş olsun tazeliğini yitirdikçe besin değerini kaybeder. İkinci kez ısıtılan bazı yemekler ise saklanma koşullarına bağlı olarak besin zehirlenmelerine veya sindirim sorunlarına yol açabilir. Listedeki yiyeceklerin her biri sağlığa faydalı olsa da tekrar ısıtıldığında bedenimiz için bir tehdit unsuru oluşturabilir. İkinci kez ısıtılmaması gereken besinleri nedenleriyle listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ispanak ” title_font_size=”13″]

    Vitamin ve mineral bakımından zengin besin ögeleri içeren ıspanaktaki nitrat, nitrojenin katılaşmasıyla doğal olarak oluşan ve suda eriyen bir bileşendir. Ancak bu bileşen, ıspanak yemeği ikinci kez ısıtıldığında nitrite dönüşür. Nitrit ise besin zehirlenmesine neden olabilecek bir bileşen olduğu için uzmanlar ıspanak yemeğinin yapıldıktan sonra en fazla iki gün buzdolabında saklanması ve ısıtılmadan tüketilmesini tavsiye ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavuk” title_font_size=”13″]

    Tavuk, ikinci kez ısıtıldığında içeriğindeki proteinin yapısı değişiyor ve bakteri üretme riski doğuyor. Piştikten sonra tekrar ısıtılmaması konusunda en çok uyarılan besinlerin başında tavuk geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patates” title_font_size=”13″]

    Oda sıcaklığında bırakıldığında gıda zehirlenmesine neden olan bakterilerin üremesi için uygun bir ortam sunan pişmiş patates, servis edildikten sonra buzdolabında saklanmalı ve tekrar ısıtılmamalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yumurta” title_font_size=”13″]

    Tıpkı tavukta olduğu gibi ısıtıldığında protein yapısında değişime uğrayan yumurta, yumurta içeren yemekler ve yumurtalı soslar gıda zehirlenmesine sebep olabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mantar” title_font_size=”13″]

    İyi bir vitamin, lif ve mineral kaynağı olan mantar tekrar ısıtıldığında besin değerini kaybediyor ve şişkinlik, karın ağrısı gibi sindirim problemlerine yol açabiliyor. Bu sebeple ya mantarı tüketebilecek kadar pişirmek ya da artakalan mantarları ısıtmadan yemek gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirinç” title_font_size=”13″]

    Pirinç pilavı, aynı gün içerisinde tüketilen ve ertesi güne bırakılmaması gereken bir yemek. Çünkü doğada yaygın olarak bulunan bakterilerden olan “Bacillus cereus” adlı bakteri, pişmemiş pirinçte bulunabiliyor ve toksin üretebilecek bakterilere dönüşmesine neden olabiliyor. Bu durum da gıda zehirlenmelerine yol açıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kereviz” title_font_size=”13″]

    Kereviz, sağlığa olan faydalarıyla öne çıkan bir besin olsa da tıpkı ıspanaktaki gibi tekrar ısıtıldığında yapısındaki nitrat, kandaki demirin oksitlenmesine sebep olduğu için hücrelerin oksijen taşımasına engel oluyor ve uzmanlar bu besinin ısıtılmadan tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.

  • ENDER RASTLANAN LEZZETLER

    Listemizde okuyacağınız gıdalar dünyada bulunan ender lezzetler arasında yer alıyor. Bu denli ender olmasının nedeni ise sadece belirli bölgelerde yetişmesi ve elde edilmesinin oldukça zahmetli olması. Bu lezzetleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Densuke karpuzu, Japonya’nın Hakkaido Adası’nda, Tohma kasabasında yetiştirilen nadir bir cinstir. Bu bölgenin kendine özgü iklimi ve volkanik toprağı meyvenin kendine has tadının kaynağıdır. Yılda 100’den az üretilen bu karpuzun tanesi yaklaşık 10 kilogramdır ve açık artırma ile satılır. Dış kabuk rengi siyaha yakındır ve çok az çekirdeği vardır. Densuke karpuzunu tadanlar, normal karpuzdan çok daha tatlı olduğunu belirtmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Matsutake mantarı, Japonya, Kore ve dünyanın birçok yerinde yetişmektedir. Ancak lezzet ve besin değeri bakımından Kuzeybatı Pasifik’te yetişenler daha çok talep görmekte ve daha yüksek bir fiyattan satılmaktadır. Çam ağacında yetişen bir mantar türü olan bu mantarı tadanlar baharatlı çam ve tarçın aromasına sahip olduğunu belirtmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kahve çeşitleri arasında en az üretilen kahve olan kopi luwak kahvesi, Endonezya’nın Sumatra Adası ve çevresindeki birkaç adada yaşayan palmiye Misk kedilerinin yediği ve sonrasında dışkıladığı kahve çekirdeklerinden elde ediliyor. Midelerindeki çeşitli enzimler ile fermente olan kahve çekirdekleri dezenfekte edildikten sonra güneş ışığında kurutulup hafif bir kavurma işlemi ile içime hazır hâle geliyor. Yapılan araştırmalara göre içeriğinde en az bakteri barındıran bu kahve, Misk kedilerinin yabani hayattan uzakta beslenmeleri ile kahve çekirdeklerinin daha kaliteli olduğu düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ruby Roman üzümü, Japonya’nın Ishikawa bölgesinde yerel hükümet ve çiftçiler tarafından büyük ve kırmızı bir üzüm çeşidi geliştirme amacıyla yıllarca süren deneyler sonucunda 2008 yılında üretilmiştir. Bu üzüm, büyük, yuvarlak ve parlak kırmızı renkte olup adını bu görünümünden alır. Tatlı ve düşük asit oranına sahip üzümler satışa sunulmadan önce üç ana kritere göre değerlendirilir: Her bir üzümün en az 20 gram ağırlığında olması, en az 18 derece Brix şeker (meyve ve sebzedeki şeker içeriği ölçüsü) oranına sahip olması ve üzüm renginin resmi renk tablosu ile uyumlu olması gerekmektedir. Ruby Roman üzümleri, özellikle ilk hasat dönemlerinde yapılan açık artırmalarda yüksek fiyatlara alıcı bulmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneybatı Asya’dan dünyaya yayılan İran safranı, keskin tadı ve yemeklere verdiği hoş renkle dikkat çekiyor. Bu baharat “crocus sativus” bitkisinin çiçeklerinden elde ediliyor. Bir kilogram safran üretmek için yaklaşık 150.000 ile 200.000 çiçek toplamak gerekiyor ve bu işlem elle yapılıyor. Çiçeklerinin sadece belirli bir dönemde açması ve bu dönemde hızla hasat edilmesi gerekliliği safranın ender bulunmasının başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mavi yüzgeçli orkinos, okyanuslarda yaşayan ve nadir bulunan büyük bir ton balığı türüdür. Aşırı avlanma nedeniyle popülasyonu ciddi şekilde azalmıştır ve avlanmaları sıkı denetimlere tabidir. Japonya ve Asya ülkelerinde mavi yüzgeçli orkinosa büyük bir talep vardır çünkü nadir bulunan bir türdür, tadı lezzetlidir ve besin değeri yüksektir.

  • Turşusunun Yapıldığına İnanamayacağınız Besinler

    Turşusunun Yapıldığına İnanamayacağınız Besinler

    5000 yıl önce besinleri saklama yöntemlerinden biri turşu kurmaktı. 21. yüzyıl insanı içinse damak tadını geliştiren leziz mi leziz bir yiyecek… Fakat turşu olarak düşünmekte zorlandığımız besinler de yok değil; hangileri olduğunu görmek için listemize göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • BESİN VE ŞİFA DEPOSU KÖK SEBZELER

    Bir kısmı yaz-kış yetişen bir kısmı sadece kış mevsiminde gerçek dönemini yaşayan kök sebzeler mutfakların en güçlü besinleri arasında yer alıyor. Hatırlatması bizden, içinde bulunduğumuz aylar bu sebzeleri bolca kullanmanın tam zamanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Özellikle kış aylarında severek tükettiğimiz havucun Anadolu’da yere batan, yer otu, yere kaçan gibi isimlerle anıldığını biliyor muydunuz? Bu kök sebze kâh yemekleri renklendiren kâh salatalarda başı çeken hali ve içerdiği A vitamini ile dişlerimizin, kemiklerimizin, gözlerimizin en iyi dostlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz kıyılarının tadı ve faydalarıyla mucizevi olan lezzeti pancar, kök sebzelerin belki de en renklisi. Pancarı nasıl tüketirim diye düşünüyorsanız, yoğurtlu salatasını, yeşil soğan ve sirke ile mezesini, unla karıştırarak çorbasını yapabilir ve elbette turşusunu kurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mutfak kültürümüzde eskiye oranla daha çok yer bulan kereviz, bilhassa zeytinyağlı olarak yapıldığında tadına doyum olmayan bir kök sebzedir. En geleneksel tariflerinden biri de portakal suyu ile yapılan yemeğidir ve bu tarif kış aylarında adeta şifa deposudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kök sebzelerin baş tacı, hikâyesi binlerce yıl önceye kadar giden patatesten başkası değildir. Kızartmasıyla, haşlamasıyla, püresiyle, salatasıyla, böreğiyle ve çeşit çeşit tencere yemekleri ile Türk mutfağında da en çok kullanılan sebzelerdendir patates.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    C vitamini başta olmak üzere besin kaynağı olma hali, kendimizi iyi hissettiğimizde söylediğimiz “Turp gibiyim!” deyimini doğurmuş. Çorbasını yapıp suyunu sıkabileceğiniz turpları, rendeleyerek veya ince dilimler halinde doğrayarak türlü türlü salatalarını yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Özgün bir tadı olan, ilave edildiği lezzeti kendi aromasıyla hâkimiyeti altına alan zencefil, ilaç üretiminde de kullanılan ve faydaları saymakla bitmeyecek bir kök sebzedir. İster keklerinize kurabiyelerinize katın, ister pilavlarınıza…  Güçlü etkisi nedeniyle tüketilen miktara dikkat edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İşte her mutfağın demirbaşı olan kök sebzeler… Birbirlerinden farklı olsalar da yakın birer arkadaş gibi sürekli birlikte anılan soğan ve sarımsak… Kokularından dolayı uzak duranlar olsa da doğal antioksidan, doğal antimikrobiyel olarak tanımlanan bu ikili için sağlığımızın en iyi dostları diyebiliriz.

  • SONBAHARIN MEYVELERİ VE SAĞLIĞA FAYDALARI

    Kışa merhaba demeye başladığımız günlerde bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmemiz kaçınılmazdır. Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkların riskini azaltacak, vitamin ve mineral oranı açısından besin değeri yüksek meyveleri tüketerek bedenimizin işleyişine katkı sağlayabileceğimiz 6 sonbahar meyvesini ve faydalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Kuzey Anadolu olan elmanın ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunur. Sağlığa sayısız faydası bulunan elma; prostat ve akciğer kanseri riski başta olmak üzere tüm kanser hastalıkları riskini azaltması, yüksek oranda C vitamini içermesi, DNA hasarını azaltan değerli antioksidanlara sahip olması ve zengin lif içeriği ile bağırsak faaliyetlerine yardımcı olması sebebiyle sıkça tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı İran olan nar, ülkemizde de birkaç bin yıldır ekilmekte ve tüketilmektedir. Etli yemeklerden tatlılara, pişmiş ya da çiğ, geniş bir kullanım alanına sahiptir. 100 mililitre nar suyu, yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacının dörtte birini karşılarken, içeriğindeki B vitamini ve potasyum sebebiyle günlük beslenme rutinine alınması gereken meyvelerin başında gelir. Türk mutfağında da yer bulan, özellikle salatalarda sıkça kullanılan, doğal nar özleri, şeker içermemesi, düşük kalorili olması sebebiyle tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Çin olan kivi, 19. yüzyılda Avrupalılar tarafından tüm dünyaya yayılır. Ülkemizde yoğun olarak Karadeniz ikliminde yetişen kivi, yüksek C vitamini içerir. Astım sorunları yaşayanlara tavsiye edilen bu meyve, sindirim sistemini destekler, kalp sağlığını korur. Antioksidanlar açısından zengin olması sebebiyle cilt sağlığına faydası olan kivi, vücudu iltihaplanmalara karşı koruyarak bağışıklık sistemimizi destekler. Tüm bu faydalar bedenimizi kışa hazırlaması için önemli bir yere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Güney Asya olan hünnap, ülkemizde hemen hemen her bölgede yetişmektedir. Meyve ve tohumlarının stresi azaltmaya yardımcı olduğu bilinen hünnap, özellikle geleneksel Çin tıbbında sıkça kullanılmaktadır. Mantar ve ülser önleyici olan meyve, antibakteriyel ve iltihap önleyici olması açısından da önemlidir. Ayrıca soğuk algınlığı ve gribi tedavi etme özelliği bulunan hünnabın içeriğindeki yüksek amino asit oranı dikkat çeken diğer özelliğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İki yarımkürede de yetişen mürver, tatlı ve keskin bir tada sahip olması sebebiyle özellikle reçel ve pekmez hâline getirilerek tüketilse de çiğ olarak tüketilmesi daha çok fayda sağlamaktadır. Minik taneli bir meyve olmasına rağmen doyurucu özelliği ile dikkat çeken mürver; demir, bakır, potasyum ve fosfor gibi değerli mineraller içerir. B, A ve C vitamini açısından zengin olan mürver, aynı zamanda yüksek lif kaynağıdır. Tüm sonbahar meyveleri ile ortak yanı, içeriğindeki antioksidan değerlerinin yüksek olması, ayrıca ödem ve inflamasyonu azaltmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gülgiller familyasından olan ayvanın dünyadaki üretiminde ülkemiz ilk sırada yer almaktadır. Yağ ve protein oranı çok düşük olan ayva, diyet listelerinde sıkça yer almaktadır ancak bağışıklık sistemine olan katkısı daha değerlidir. %84’ü su olan ayva; pektin, tanen, organik asitler, C vitamini ve faydalı tuz mineralleri içerir. Kalp damar sağlığını korumada önemli bir yere sahip olan ayva, bağırsak hastalıkları riskini de azaltmaktadır. Çekirdeğinin meyvesinden daha faydalı olduğu nadir meyvelerden olan ayva, yüksek oranda protein, az miktarda amigdalin ve emülsin içerir. Ayrıca ayva çekirdekleriyle hazırlanan maskeler cilt bariyerini korumada çok etkilidir.

  • PEKMEZ: EN TATLI GELENEKSEL LEZZETİMİZ

    PEKMEZ: EN TATLI GELENEKSEL LEZZETİMİZ

    Türklerin eski tarihlerden bu yana içinde şeker olan pek çok besinden pekmez ürettiği biliniyor. Karbonhidrat kaynağı, protein ve mineral zengini pekmez günümüzde de yorgunluktan kapalı iştaha kadar birçok problem için yer yer önerilebiliyor. Haliyle, bu değerli ürünü gündemimize almasaydık olmazdı! Eğer pekmez hala sizin de sofra gündeminize girmediyse, bu kadim lezzeti bir an önce değerlendirmeye almanızı tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • ANTİBİYOTİK İÇEREN BESİNLER

    İskoç bilim insanı Sir Alexander Fleming tarafından 19. yüzyılda, ekmekteki yeşil küflü bölgede bakterilerin yaşamadığını fark etmesinden sonra hayatımıza giren penisilin, bir yüzyıl sonra araştırmacılar tarafından keşfedilecek olan antibiyotik için önemli bir adım olmuştur. 1940’lı yıllarda penisilinin saflaştırılması ile elde edilen antibiyotik, bakteri kaynaklı hastalıkların tedavisinde kullanılmaya başlandı ve tıbbın çaresiz kaldığı birçok hastalığa çare oldu. Ancak neredeyse bir yüzyıldır ilaç tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin artan kullanımı mikroorganizmaların direnç kazanmasına neden oldu. Bu durumda özellikle kolay elde edilebilen, daha az yan etkiye sahip bitki kaynaklı doğal besinlerdeki antibiyotik ve antibakteriyel kullanımı önem kazandı. Kelime anlamı “yaşam karşıtı” olsa da aslında yaşam için çok önemli görevleri bulunan antibiyotikleri sadece laboratuvarlarda değil, doğada da sıkça görüyoruz. İşte o besinler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarımsağın faydalarını bilmeyen yoktur. Antiviral ve antibakteriyel özelliği bulunan sarımsak, solunum yolları için oldukça faydalıdır ve bedenimiz için âdeta dezenfektan görevi görür. Bağırsak enfeksiyonlarına karşı da yararlı olan sarımsak, özellikle kış aylarında sıklıkla karşılaşılan soğuk algınlığından korunmada ve hastalıkların iyileştirilmesinde oldukça etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antibakteriyel ve antiseptik özellikleri bulunan soğanın hem tazesi hem kurusu enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olmaktadır. Öksürük gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da fayda sağlamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzunca bir süredir Doğu tıbbında kullanılan zencefil, özellikle salmonella gibi gıda kaynaklı patojenlere karşı tüketmeniz gereken güçlü bir antibiyotiktir. Ayrıca solunum yolu ve diş eti enfeksiyonları üzerinde antibakteriyel etki gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle öksürüğe karşı iyi gelen ve uyku kalitesini artıran bal, aynı zamanda prebiyotiktir ve vücuttaki yararlı hücreleri arttırır. Bazı kanser türlerinin riskini azaltacak flavonoidler barındıran balın önemli bir özelliği de bakterileri temizlemesi ve iltihap önleyici olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kış hastalıklarına karşı en doğal antibiyotiklerden biri olan zerdeçal, içeriğindeki curcumin maddesi sayesinde astım, bronşit, nefes darlığı gibi hastalıklara karşı direnç sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir. Curcumin, antioksidanlarla doludur ve enflamasyonu azaltır. Zerdeçal ve balın karıştırılarak tüketilmesi antibiyotik etkisini artıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Turp gibi olmak” deyiminin nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi? İçeriğinde zengin C vitamini, folik asit, fosfor ve yüksek diyet lifi bulunan turp, sağladığı faydalar nedeniyle tam bir sağlık kaynağı. İçeriğinde çok güçlü bir antioksidan özelliği bulunan turp, soğuk algınlığı gibi hastalıkların tedavisinde birebir. Yüksek lifli yapısıyla da sindirim ve boşaltım sistemini destekliyor, öksürüğe iyi geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elma sirkesi, içeriğinde doğal antibiyotik barındırdığı gibi bağırsaklara faydalı bakterileri besleyen probiyotikler açısından da oldukça değerli. Sindirime yardımcı olur, artrit ağrılarına iyi gelir ve enfeksiyonlarla savaşır. Salata sosuna bir kaşık ilave ederek tüketebilirsiniz.

  • SIKÇA TÜKETTİĞİMİZ BESİNLERİN pH DEĞERLERİ

    Bir çözeltinin asitlik ve bazlık derecesini tarif eden ölçü birimine pH denir. “Power of Hydrogen” olarak adlandırılan pH, bir çözeltinin 1 litresindeki hidrojen iyon yoğunluğunun ölçüsüne göre asidik ya da alkalik olarak ikiye ayrılır. Saf suyun pH derecesi 7’dir ve bu değer pH nötr olarak kabul edilir. pH’ı 7’den düşük çözeltiler asidik; pH’ı 7’den büyük çözeltiler ise bazik, yani alkalidir. İçtiğimiz sulardan yediğimiz meyvelere kadar tüm gıdaların pH derecesi vardır. Asidik gıdalar vücudun bağışıklık sisteminin düşmesine; yorgunluk, unutkanlık, hızlı kilo alımı gibi sonuçlara sebep olabilir. Alkali beslenme ise bu olumsuz koşulları ortadan kaldırarak sağlıklı bir immün sisteme sahip olmamızı sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki bazı besinlerin değerleri 7’nin altında asidik olsa da diğer besinlerle beraber tüketildiğinde veya vücudumuza girdiğinde alkali olabilir. En sık tükettiğimiz besinlerin pH değerlerini ve etkileşimlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yüksek C vitaminiyle yararlı besinler listesinde ilk sırada yer alan limon, 2.2 ile 3 arasındaki pH seviyesiyle sürpriz şekilde asidik bir meyve olarak karşımıza çıkıyor. Ancak limon, sıra dışı bir duruma da sahip; limon asidik bir madde olmasına rağmen limon suyu alkalik bir içecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllardır şifasından faydalanılan balın pH derecesi arıların hangi çiçeklerden beslendiğiyle çok alakalı. 3.9 ile 6.1 arasında değişen pH seviyesiyle bal, asidik besin kategorisinde yer alırken; ılık su ile karıştırılan bal ve limon suyu mide asidini nötralize ederek alkali hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yüksek miktarda lakopen içeren ve faydaları saymakla bitmeyen domatesin ortalama pH değeri 4 ile 4.5 arasındadır. Zayıf bir asit oranına sahip domates suyunu daha alkali hâle getirmek için suyuna bir miktar mineral suyu eklenebilir ya da yüksek oranda alkali olan Himalaya tuzu ile birlikte tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yoğurt 4 ile 4.5 oranındaki pH derecesiyle asidik besin kategorisindedir. Ancak birlikte tüketildiği besinlerle beraber asit dengesini sağlamaya yardımcı olan yoğurdun süzülen sarı renkli suyu ise alkalidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni yumurtlanan bir yumurtanın pH değeri 7.6 ile 8.5 değerleri arasındadır. Yumurtanın sarısı ise 6.4 ile 7 seviyesindedir. Bunun nedeni yumurtlandıktan sonra yumurta sarısındaki proteinde yaşanan su kaybıdır.

  • MİNİK DOSTLARIMIZI BU BESİNLERDEN UZAK TUTUN!

    Sokağımızda, evimizin önünde veya içinde bizlere yoldaşlık eden kedi ve köpeklerin, daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmeleri beslenmeleriyle doğru orantılı diyebiliriz. Onlara yiyecek verirken göz önünde bulundurmamız gereken birçok detay bulunuyor ve sağlıklarına zarar verecek besinlerden kaçınmak ilk sırada yer alıyor. Hangileri mi? Hemen sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]