14 Şubat Sevgililer Günü kutlu olsun. “Bize yılın her günü sevgililer günü” diyenlerden olsanız bile, bu özel güne has jestimiz hoşunuza gidecek. Sayfamız unutulmaz aşk şarkılarıyla dolu ve sizin için seçtiğimiz bu şarkılar da yılın her günü, hatta her saati dinlenebilecek kadar güzel ve derin. Tabii seçim yaparken yalnızları da unutmadık… Ne de olsa aşk bazen de iki kişilik yaşanmayabilir.
Etiket: aşk
-
BİRBİRİNDEN GÜZEL AŞK ŞARKILARI
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevemez Kimse Seni, Zeki Müren” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Neredesin Sen, Neşet Ertaş” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk Yeniden, Yeni Türkü” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevdim Seni Bir Kere, Özdemir Erdoğan” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk Beklemez, Nazan Öncel” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Mazhar Alanson, Yandım” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”Seninle Her Şeye Varım Ben, Kayahan” title_font_size=”13″] -

Gönlü Yüce Ruhu Seyyah: Şems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı I
Mevlana ve Şems-i Tebrizi’nin derin dostluğu ve tasavvuf üzerine düşünceleri, yazdıkları aradan geçen yıllarla eskimemiş, kültür dünyamızı etkilemeye devam etmiştir. Günümüz Türk Edebiyatı’nın güçlü yazarlarından Elif Şafak, “Aşk” isimli romanında tasavvufun derin dünyasına dokunur ve Mevlana ile Şems-i Tebrizi’yi okurlarıyla buluşturur. Şafak, romanında Sufi’lerin 40 Kuralı’na da yer verir. Bu kuralların ne kadarının Şems-i Tebrizi’nin kaleminden çıktığıyla ilgili farklı rivayetler bulunsa da kuralların her okuyanın gönlünü okşadığı tartışılmaz bir gerçektir. İşte bu listemizde, Sufi’lerin ilk 10 kuralını huzurlarınıza taşıyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Yaradan’ı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi, öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de çoğunlukla korku ve utanç içindesin. Eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batınî mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki, tarif etmeye kelimeler kifayetsiz kalır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Kâinattaki her zerrede, Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Aklın kimyası ile, aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, adımlarını korka korka atar, “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, koy gitsin.” Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte vardır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen, sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredendir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=” 9#” title_font_size=”13″]
Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah âşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
Ne yöne gidersen git; doğu, batı, kuzey ya da güney. Çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
-

Aşk İçin Neler Yapıldı?
Sevgiyi göstermenin binbir yolu var elbet… Susarak, konuşarak, giderek, kalarak, anlatarak, saklayarak, direnerek, vazgeçerek izlenebilecek çeşit çeşit yol… Yeryüzünde ne kadar seven varsa gidilebilecek o kadar farklı yol olduğunu biliyoruz. Bizim yolculuğumuz ise gerçekten yaşanmış ya da efsanelerde yaşatılmış aşk hikâyelerine!
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Mecnun olmak kolay değil!” title_font_size=”13″]
Doğu Edebiyatı’nın en önemli ürünlerinden olan; Türk Edebiyatı’nda ise Fuzuli’nin yazdığı satırlarla yer edinen “Leyla ile Mecnun”un yaşanmış bir hikâyeden esinlendiği düşünülür. Eğer gerçekten öyleyse; bu dünyada sevdiğine kavuşamadığı için kendini çöllere vuran bir “mecnun” yaşamış demektir. Kays ile Leyla birbirine âşık ama aileleri tarafından evlenmelerine izin verilmeyen iki gençtir. Leyla’nın başkasıyla evlendirilmesine dayanamayan Kays, çektiği aşk acısıyla herkesten uzakta, çölde yaşamaya başlar. Leyla ise “Mecnun”a dönen sevdiğinin ardından “ah” çekerek yatağa düşer. İki sevgili hiçbir zaman kavuşamaz… Ve bundan sonra kavuşamayan tüm âşıklara “Leyla ile Mecnun gibi” denir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Düelloya davet!” title_font_size=”13″]
Hangi büyük yazar sevdiği kadın uğruna girdiği düello sonucu hayatını kaybetmiştir? Anlayacağınız Puşkin’inki ne hikâye ne masal, yaşanmış bir olaydır. Modern Rus Edebiyatı’nın kurucusu, bir baloda gördüğü Natalya Gonçarova’ya ilk görüşte âşık olmuş, güzel kadının evlenme teklifini kabul etmesi için uzun uğraşlar vermiş, sonunda nikâh masasına oturtabilmiştir. Fakat evliliklerinin 6’ıncı yılında eşine kur yaptığını düşündüğü George Charles d’Anthès isimli genci düelloya davet ederek kendi sonunu hazırlar. Ne yazık ki Puşkin düello sırasında karnından ölümcül bir yara alır ve iki gün sonra hayatını kaybeder!
[eltd_section_title alignment=”left” title=”“Onun için şu dağı delebilir misin?”” title_font_size=”13″]
Ablası, Şirin için bir köşk yaptırır ve bu köşkün nakkaşlığını Ferhat’a verir. Bu sırada birbirini gören Ferhat ile Şirin âşık olurlar. Ne var ki Şirin’in ablası da aynı delikanlıya âşıktır ve sevgililerin evlenmelerine izin vermez. Ferhat da boş durmaz ve Amasya’nın kadın hükümdarından yardım ister; Şirin’in ablası alt edilir, fakat bu sefer de hükümdar kendi oğlunun Şirin’e âşık olduğunu öğrenir. Ferhat’a der ki: “Şu dağı delerek suyu kente getirirsen Şirin’le evlenebilirsin.” Ferhat, büyük bir heyecanla gece gündüz çalışarak dağı deler… Tam işini tamamlamak üzereyken Şirin’in öldüğü haberini alır. Tabii bu haber hükümdarın Ferhat’a ilettiği yalan bir haberdir. Sonrasında bu acı habere dayanamayan Ferhat yaşamına son verir. Neyse ki bu aşk hikâyesi sadece bir efsaneden ibarettir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Sen mutlu ol yeter!” title_font_size=”13″]
Var olup olmadığı konusunda hala emin olamadığımız; yazılı birkaç kaynakta geçen Babil’in Asma Bahçeleri’ni biliyorsunuz… Aynı kaynaklardaki bilgilere göre II. Nebukadnezar bu bahçeyi sevdiğinin yüzünü güldürmek için yaptırmış meğer! Kraliçe Amytis kendi memleketinin yeşil doğasını özleyince, Babil’in kralı da eşini mutlu etmek amacıyla teras teras yükselen asma bahçeler yaptırmış. Hikâyenin gerçek ya da fantastik olması o kadar da önemli değil… Önemli olan eski dünyanın harikalarından kabul edilen bu yerin kayıtlara bir aşk detayı ile girmiş olması…
[eltd_section_title alignment=”left” title=”“Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da…”” title_font_size=”13″]
Bir efsane daha… Padişahın kızı Zühre ile vezirin oğlu Tahir’in mutlu sonla bitmeyen aşkı… Evlendirilmek üzere olan gençlerin arasına girenler, Tahir’in yedi yıl zindanda tutulmasına neden olur. Âşık genç sevdasından vazgeçmez ve bu kez de bir sandık içinde nehire atılır. Oradan da kurtulur Tahir… Zühre’nin evlendirileceğini öğrenince kadın kılığına girerek saraya bile girer. Verdikleri bütün uğraşlara rağmen bir araya gelemeyen gençlerin aşkları trajik bir sonla nihayete erer… Ve şairin dediği gibi; “Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte, yani yürekte.”dir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Unutma Beni… Unutturma Beni…” title_font_size=”13″]
Biraz da gerçeklerden bahsedelim… Hayatını kaybeden eşi için öyle bir mezar yaptırdı ki üstünden yüzyıllar geçti hala yüz milyonlarca kişi tarafından ziyaret ediliyor! Hindistan’ın meşhur Tac Mahal’inden söz ediyoruz. Mezarı yaptıran kişi Babür İmparatorluğu’nun 5’inci hükümdarı Şah Cihan; böylesi bir anıt mezarla uğurlanan kişi ise evlendikten sonra Mümtaz Mahal adını alan Ercümend Bânû Begüm’dür. İmparator bu konuyu o kadar önemser ki anıtın mimarisini 5 yılda ancak seçer. Eser, 20 bin kişiyle 20 yıl gibi bir sürede bitirilebilir ama hikâye burada bitmez… Şah Cihan da hayatını kaybettiğinde unutamadığı eşinin yanına defnedilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Şairane bir padişah…” title_font_size=”13″]
“Karşında ben pervaneyem / Sen şem-i tabansın bana / Aşkınla ben divaneyem / Sen afet-i cansın bana.” Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’a yazdığı edebiyat ve aşk dolu dizeler bunlar… İmparatorluk yöneten, üç kıtada seferlere çıkan bir padişahın kalbinden ve kaleminden dökülen sözcüklerin çok küçük bir bölümü… Bu aşk hikâyesi, Sultan Süleyman’ın şiirleri ve Hürrem Sultan’ın mektupları ile tarihi kayıtlara geçmiş; o halde biz susalım da o dizeler konuşsun:
“Ben ben değil fermanınem,
Sen şah-ı sultansın bana.
Zülfüne gönlüm bestedir,
Ahım göğe, peyvestedir.
Canan, Muhibbi hastadır,
Sen derde dermansın bana.”
-

Farklı Yazarlar Farklı Kitaplar Farklı Aşk Kabulleri
“Aşk nedir?” sorusu dünyanın en zor sorularından biri olsa gerek. Kimilerine göre tanımı mümkün olmayan ancak yaşanınca anlaşılabilecek bir olgu aşk. Kimilerine göre kısa süreli bir heyecan dalgası, kimilerine göre ancak uzun süre emek verilirse ayakta kalabilecek bir duygu fırtınası. Aşk kimine göre karna giren sancılar kimine göre içinde uçuşan kelebekler. Zaten sorunun zorluğu da burada. Hani neredeyse insan sayısı kadar aşk tarifi var. Ve bu sayfadaki alıntılarda da aşkın farklı kalemlerdeki farklı yansımalarını göreceksiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Oğuz Atay” title_font_size=”13″]
“Zaten bu büyük âlemde kendimizi ayrı ayrı düşünecek olsak mutlak değerimiz sanki nedir. Eğer birimizin bir kıymeti varsa, o da diğerinin ona verdiği değerdir. Aşk muhakkak derin bir dostlukla başlar.”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Korsan Çıkmazı, Nezihe Meriç” title_font_size=”13″]
“…Bir de aşk var. Kadınla erkeğin birbirini tamamlayışı diyelim. Aşkı bu sevmeden ayırıyorum. Aşk! Peki! Bir kadın gerekli erkek için, kadın için de bir erkek. Bence bu, insanın doğmuş bulunması gibi doğal bir şey. Bütünlenmek dersek, uzun tanımlamalardan kurtuluruz. Çevremizde olup biten düzensizlikler önce buradan başlıyor.”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert” title_font_size=”13″]
“İnsan çocukken aşka dair o kadar fazla şey okumuş oluyor, aşk sözcüğü kulağına öylesine güzel geliyor, âşık olmayı öylesine çok düşlüyor, onca romanı, onca piyesi okurken yüreğini heyecanla titreten bu duyguya sahip olmayı öylesine fazla istiyor ki karşısına çıkan her kadının ardından aynı soruyu soruyor kendine: Aşk bu değilse nedir?”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Şairin Romanı, Murathan Mungan” title_font_size=”13″]
“Aşka hazır olmayanlar aşka tutulduklarında ne yapacaklarını tam olarak bilemezler. Onların aşkında kaçınılmaz sonu hazırlayan tuzaklar çok daha kolay barınır. Her ne kadar aşk genç̧ kalplerin işi olsa da, aşkı yaşamak tecrübeyle kazanılmış̧ donanım ister. Gençken kolay sahip olunamayacak bir donanım. Nasıl yaman bir çelişki değil mi?”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Jurnal, Cemil Meriç” title_font_size=”13″]
“Aşkın bir oyun olduğunu kabul etmiyorum. Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: Varlığından soyunmak. Aşk için ya hep vardır, ya hiç. Sen hep misin, hiç misin? Bu iş ters başladı. Belki anlamadığın ve anlamayacağın bir dili konuşuyorum. Bu dili anlayan kaldı mı ki?”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Romantika, Turgut Özakman” title_font_size=”13″]
“Sen de çok da iyi bilirsin ki aşk denilen şey biyolojik bir olay. Ama ozanlar bu basit olguyu süsleyip püslediler, insanlığa olağanüstü bir olaymış gibi yutturdular. Neyse ki aşk, yirminci yüzyılda bir makinenin altında kalıp öldü de bu büyük yutturmaca sona erdi. Her yeni aşk romanı, aşk için yazılmış bir mezar taşıdır. Mezar taşını kim okur dostum?
[eltd_section_title alignment=”left” title=”On Üç Günün Mektupları, Cemal Süreya ” title_font_size=”13″]
“Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum, şu senle ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?”
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez” title_font_size=”13″]
“Aşkın her şeyden önce bir doğa vergisi olduğunu söyleyerek savunuyordu kendini, ‘insan ya bunu bilerek doğar ya da hiçbir zaman öğrenemez,’ diyordu.”
-

Bülbül İle Gülün İmkânsız Aşkını Anlatan 7 Alıntı
Bülbül ile gülün aşkı edebiyatımızdaki birçok hikâyeye ilham vermiştir. Gülün güzelliğine hayran olan bülbül, ona dikenleri yüzünden yaklaşamaz ve bu durum aşk acısının bir sembolü olarak birçok edebi eserde kullanılır. Bülbül ve gül sembollerinin üzerinden anlatılan aşk hikâyeleri Türk edebiyatının hemen her döneminde görülür, bu temanın edebiyatımıza ilk kez 13. yüzyılda girdiği düşünülür. Şiir, atasözü, hikâye gibi birçok formda karşımıza çıkan bülbül ve gül temasını konu edinen 7 edebi eserden alıntıları sizin için listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
“Ey Ruhî yuvasız kalan bülbül gül bahçesinde ne yapsın, dertli bülbülün evini hazan rüzgârı mahvetmiş.”
Bağdatlı Ruhi
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
“Sonbahar akarsuyun düzenini bozup gül bahçesi kitabının yapraklarını dağıttı.”
Fuzuli
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Vefasız güller elinden gecelerce, yalancı sabahlara kadar bülbülleri inleten aşk mıdır?
Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbi)
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
“Gül budağı, meğer hile ile bülbülün kanını içmek istiyormuş. Suya söyleyin, gülün mizacına göre hareket etsin de bülbülü kurtarsın.”
Fuzuli
Kullanılan Kaynaklar: Türk Edebiyatı’nda Gül ve Bülbül, Yard. Doç. Gencay Zavotçu, https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=369201 Rifai’den Oscar Wilde’a Gül ve Bülbül, Nilüfer Tanç, http://www.turkiyatjournal.com/Makaleler/100401397_Nil%C3%BCfer%20TAN%C3%87-MAKALE.pdf
Gül ve Gül-i Rana, Şahamettin Kuzucular http://www.edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/gul-ve-gul-i-rana-14533.aspx Aşkın Felsefesi: Gül ile Bülbül, İkram Çınar http://www.egitisim.gen.tr/tr/index.php/arsiv/sayi-11-20/sayi-11-ask-olsun-mart-2006/85-askin-felsefesi-gul-ile-bulbul