Etiket: ankara

  • 9 Madde İle Ankara’nın Yeşil Altını Çubuk Turşusu

    9 Madde İle Ankara’nın Yeşil Altını Çubuk Turşusu

    Turşu, neredeyse tüm dünya mutfaklarında vazgeçilmez bir yer tutar. Avrupa’dan, Amerika’ya, Uzak Doğu’ya her kültürün kendi lezzetleriyle şekillenmiş kendine özgü turşu tarifleri vardır. Ülkemizin zengin yemek kültüründe de turşunun ayrı bir yeri bulunur, hemen hemen her sebzenin ve meyvenin turşusuna rastlamak mümkündür. Pazarların, mahalle çarşılarının renkli vitrinleriyle ağız sulandıran turşucuları da kültürümüzün lezzetli bir parçasıdır. Ama Türk mutfağının öyle bir turşusu vardır ki tek bir ilçeyle özdeşleşmiş ama ünüyle tüm ülkede tanınmıştır, işte karşınızda 9 madde ile turşunun Türk mutfağındaki yeri ve meşhur mu meşhur Ankara Çubuk turşusu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Turşunun MÖ 2000’li yıllardan beri yapıldığı bilinmektedir, yiyecekleri saklamanın en verimli yollarından biri olan turşunun Türk mutfağındaki yeri Osmanlı Devleti’nden bile önceye dayanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkler Anadolu’ya geldikten sonra, klasik öğünleri olan et yahnisi, pilav ve ekmek gibi yemeklerin yanına turşuyu da eklemiş, özellikle davet sofralarında bu lezzete yer vermişlerdir. Osmanlı Sarayı’nda ise mutfakta çalışan özel turşuculara yer verilmiş, birçok sebze ve meyveden turşu yapılmıştır. En çok da hardal tohumu kullanarak yapılan üzüm turşusu Osmanlı’nın klasik lezzetleri arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’dan sonra çeşitler biraz değişse de turşunun Türk mutfağındaki önemi değişmemiş ve turşu sofraların değişmez lezzetleri arasında kalmıştır. Birçok Türk yemeği için mükemmel bir eşlikçi olması ve soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklara iyi gelip, bağışıklığı güçlendirmesi turşuyu vazgeçilmez kılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağının en lezzetli, en meşhur turşu çeşitlerinden biri Çubuk turşusudur. Çubuk turşusu adını şeklinden değil yapıldığı yerden alır, bu leziz turşunun adresi Ankara’nın Çubuk ilçesidir. Çubuk turşusunun doğum yeri gerekli patent ile resmileştirilmiştir yani sadece Çubuk ilçesinde üretilen turşulara Çubuk turşusu denilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şanına yakışır bir Çubuk turşusunu yapmak için dikkat edilmesi gereken birçok püf nokta bulunsa da, bu özel tarife has malzemeler arasında sarımsak, dereotu ve defne yaprağı bulunur. Bu malzemeler Çubuk turşusuna başka turşularda bulamayacağınız o eşsiz aromayı verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çubuk turşusunun yapımında maden suyu kullanımının da büyük önemi olduğu söylenir. Bunun sebebi Ankara Çubuk bölgesinin sularının sert ve mineralli olmasıdır. Çubuk turşusunun bir başka değişmez malzemesi ise sirkedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Aslında ülkemizde her ustanın turşu yaparken kullandığı malzemeler farklıdır, turşucuların ürünleri arasındaki farkı sağlayan, turşu kültürüne lezzet zenginliği katan da işte bu tercihlerdir. Türk sinemasının sevilen eserlerinden Neşeli Günler filminde de bu duruma mizahi bir açıdan bakılır ve turşunun limonla mı yoksa sirkeyle mi yapılması gerektiğine dair durmaksızın tartışan bir ailenin hikâyesi izleyiciye sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çubuk turşusu sanıldığının aksine sadece salatalıktan yapılmaz. En bilinen ve en çok sevilen Çubuk turşusu türü salatalık olsa da; fasulye, lahana, biber, kelek, pancar, armut, koruk, karnabahar gibi meyve sebzelerden de Çubuk turşusu kurulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    2004 yılından beri her sene genellikle Eylül ayında ve dört gün süreyle Çubuk Turşusu Festivali yapılır. Her sene festival komitesi festival için bir ana tema belirler ve festival boyunca açılan stantlarda çeşit çeşit Çubuk turşuları ziyaretçilere sunulur, bu lezzet ile tanışmaları sağlanır.

  • BAŞKENTLER ve İLGİNÇ BİLGİLER

    Biliyor musunuz, Ankara’nın isim kökü Ankyra’dan geliyormuş.
    Belgelere dayanmayan, ancak günümüze kadar ulaşan söylentilere göre, kentin tarihte bilinen ilk adı Galatlar tarafından verilmiş ve Yunanca “çapa” anlamına gelen Ankyra olmuştur. Bu isim zamanla Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora ve son olarak Ankara şeklinde değişmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde başlangıç meridyeninin geçtiği yer, yani 0 noktası, İngiltere’nin başkenti Londra’dadır. Neden İngiltere ve Londra sorusunun cevabı meridyenleri İngilizlerin bulmuş olmasıdır. Dünyada 0º 0′ 0″ doğu/batı boylamlarında bulunduğu varsayılan yer Londra’nın Greenwich semtidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın başkenti Paris’in kurulduğu dönemlerdeki adı Lutetia imiş. Paris adını ise eskiden bölgede yaşayan Kelt kabilesinin ismi “Parisii”den almış. Kelimenin kökeni çalışan insanlar, zanaatkârlar anlamına geliyor. İlginç bilgi ise dünyada Paris isminde 40’a yakın yer bulunması!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın başkenti Edo… Daha doğrusu 1868 yılına kadar böyleymiş… Sonra bu isim, “doğu başkenti” anlamına gelen Tokyo ismiyle değiştirilmiş. Adı Edo iken bir balıkçı köyü olan Tokyo günümüzde dünyanın en kalabalık şehri… 38 milyondan fazla nüfusa sahip şehirde, Shibuya’daki ünlü yaya geçidinden tek seferde karşıya geçen kişi sayısı ise yaklaşık 3 bin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yanlış yazılmış, Lüksemburg aslında bir ülke diyebilirsiniz. Kısmen de doğru. Batı Avrupa’nın küçük yüz ölçümlü devleti Lüksemburg’un başkenti de Lüksemburg. Üstelik bu uygulamaya sahip tek ülke Lüksemburg da değil, Monako, Cezayir, Singapur, Tunus, Vatikan’ın da başkenti kendisiyle aynı isimde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde en yüksek rakımda bulunan başkent hangisidir diye sorarsanız, 2.850 metre yüksekte kurulu olan Ekvador’un başkenti Quito cevabını verebiliriz. Gerçi kimi kaynaklarda en yüksek başkent olarak Bolivya’nın başkenti 3600 metre yüksekliğindeki La Paz gösterilir. Fakat iki başkenti olan ülkede Sucre yasal başkent iken La Paz bölgesel başkenttir. Bu yüzden en yüksek başkent konusu tartışmaya açıktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coğrafi olarak Kıbrıs Adası’nın tam kalbinde konumlanmış olan Lefkoşa şehri, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmaktadır, hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından başkent olarak kabul edilmektedir. Yeşil Hat adı verilen bir sınırla ikiye bölünen şehrin kuzey bölümü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hâkimiyetindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Turistik açıdan dünyada popüler olan, Güney Afrika’nın en eski şehri, yerli halkın tabiriyle “Anne Şehir” Cape Town, ülkenin de başkentidir, ama sadece yasama başkenti. Çünkü Güney Afrika Cumhuriyeti’nin toplam üç başkenti bulunuyor. Onlardan biri idari başkent olan Pretoria, diğeri ise adli başkent olan Bloemfontein’dir.

  • ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİNİN ZENGİN HAZİNESİ

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Anadolu topraklarında yaşamış medeniyetlerin zengin mirasını sergileyen, Türkiye’nin en önemli arkeoloji müzelerinden biridir. Ankara’nın Altındağ ilçesinde yer alan müze, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da en saygın müzeleri arasında kabul edilir. 1997 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilerek uluslararası alanda büyük bir prestij kazanmıştır. 1921 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Anadolu’nun zengin arkeolojik mirasını korumak amacıyla müze kurulması fikri ortaya atılmış; 1928 yılında eserler toplanmaya başlanmış, 1943 yılında ise müze, bugünkü binasında ziyarete açılmıştır. Anadolu’nun farklı dönemlerdeki medeniyetlerini bir araya getirerek, bu toprakların tarih boyunca nasıl bir kültür mozaiğine ev sahipliği yaptığını gözler önüne seren Anadolu Medeniyetleri Müzesindeki önemli eserleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehir Planlaması Olan İlk Dünya Haritası” title_font_size=”13″]

    İlk şehir planlamasını içeren dünya haritası olarak kabul edilen Çatalhöyük Haritası, MÖ 6200 yılına tarihlenmektedir. Bu harita hem arkeoloji hem de haritacılık tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. 1963 yılında Konya’daki Çatalhöyük kazılarında bulunan bu harita, uzun süre dünyanın en eski haritası olarak kabul edilmiştir. Bu ünvanını, 1965 yılında Ukrayna’nın Mezhyrich köyü yakınlarında yapılan kazılarda keşfedilen yeni bir haritaya kadar korumuştur. Çatalhöyük Haritası’nda, dikdörtgen biçiminde ve birbirine bitişik evlerden oluşan yerleşim alanları ile volkanik bir dağ olan Hasan Dağı betimlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Frig Kralı Midas’ın Çalışma Masası” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da kurulan Frig Krallığı’na en parlak dönemini yaşatan Kral Midas, MÖ 736 yılında tahta çıkmış ve tarihin en dikkat çeken figürlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ankara’nın Polatlı ilçesinde yer alan mezarının keşfi sırasında, dağınık hâlde bulunan ahşap parçaların, uzun ve titiz çalışmalar sonucunda bir çalışma masasına ait olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bu masa, Frig Dönemi ahşap işçiliğinin ender örneklerinden biri olarak büyük değer taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hitit Güneş Kursu (Yazılıkaya)” title_font_size=”13″]

    Hitit uygarlığı ve sanatının simgesi olarak kabul edilen, Alacahöyük’te bulunan güneş kursunun MÖ 2500-2250 yıllarına ait olduğu düşünülmektedir. Hititli din adamları tarafından törenlerde kullanılan, evreni simgeleyen ve genellikle bronzdan yapılmış bu kurslar, dairesel bir formun çevresine yerleştirilmiş kuş figürleri ve güneş ışınlarını temsil eden uzantılardan oluşur. Arkeologlar, bu tür güneş kurslarının Hitit kültüründe savaş arabalarının üzerine yerleştirildiğini, tapınak süslemelerinde kullanıldığını ve hatta mühürlerde bile yer aldığını tespit etmiştir. Günümüzde Yazılıkaya’daki kabartmalarla birlikte bu sembol, Hititlerin sanatsal ve dinî anlayışını anlamak için en önemli kaynaklardan biri sayılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu’da Bulunmuş Tek Tunç Tablet ” title_font_size=”13″]

    Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında MÖ 1200’lü yıllarda yapılan antlaşma, Hitit İmparatorluğu’nun siyasi dengelerini anlamak açısından son derece önemli bir belgedir. Bu antlaşma, Boğazköy-Hattuşa kazılarında bulunan ve Hitit çivi yazısıyla yazılmış tabletler arasında keşfedilmiştir. Anadolu’da bulunmuş tek tunç tablet olma özelliğiyle dikkat çeken bu belge, IV. Tuthaliya’nın Kurunta’ya verdiği yetkileri, toprak sınırlarını ve sadakat şartlarını detaylı şekilde içermektedir. Söz konusu tunç tablet, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen en değerli Hitit belgelerinden biri olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geyikli Güneş Kursu” title_font_size=”13″]

    Geyik figürlü Hitit güneşi, Hitit medeniyetinin en önemli sembollerinden biri olan güneş kursu ile bağlantılı bir eserdir. Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen bu eser, MÖ 2000’lere tarihlenmektedir. Çorum’daki Alacahöyük kazılarında gün yüzüne çıkarılan bu kurs, yuvarlak bir disk formuna sahiptir ve üst kısmı geyik figürleriyle süslenmiştir. Orta bölümde yer alan güneş sembolü, Hititlerin güneş ve doğaya dair inançlarını yansıtır. Geyik, Hititler için kutsal bir hayvan olup doğayı ve doğurganlığı simgeler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akadlı Sargon’a Ait Kil Tablet” title_font_size=”13″]

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi, tarih öncesi ve antik döneme ait eşsiz eserleri barındıran önemli bir kurumdur. Müzede sergilenen en dikkat çekici parçalardan bir diğeri ise, Akad İmparatorluğu’nun kurucusu Sargon’a ait olan son derece değerli bir kil tablettir. MÖ 19-18. yüzyıllara tarihlenen bu eser, Kayseri yakınlarındaki Kültepe kazılarında gün yüzüne çıkarılmıştır. Eski Asur lehçesiyle yazılmış olan metin, Sargon’un zaferlerini, fetihlerini ve imparatorluğunun görkemini anlatır. Tablet üzerindeki yazıt, etkileyici bir ünvanla başlar: “Kral Sarrukin, Akad Kralı, dört cihanın kralı, kuvvetli kral.” Bu ifade, sadece bir hükümdarın gücünü değil, aynı zamanda Mezopotamya tarihinin dönüm noktalarından birini yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kültepe Tabletleri ” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun tarihine ışık tutan en önemli keşiflerden biri olan Kültepe tabletleri, yazılı tarihin Anadolu’daki ilk örnekleri olarak kabul edilir. Bu tabletler, MÖ 2000’li yılların başlarına, yani Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1975-1725) tarihlenmektedir. Kültepe’de şimdiye dek bulunan yaklaşık 23.000’den fazla kil tablet, çivi yazısıyla yazılmıştır. Tabletlerin büyük bölümü ekonomik, ticari ve hukuki içerikli metinlerden oluşur. Aralarında evlilik sözleşmeleri, borç senetleri, vasiyetnameler ve kişisel mektuplar yer alır. Kültepe tabletlerinde dikkat çeken önemli bir unsur ise kadınların ekonomik hayattaki aktif rolüdür. Kadınlar, tüccar eşleri olarak ticari faaliyetlere katılmış; eşlerinin yokluğunda bu işleri tek başlarına yürütmüşlerdir. Çoğunluğunun Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilendiği bu tabletler, 2015 yılında UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne alınarak dünya kültür mirası açısından da tescillenmiştir.

  • DÜNYA MİRASI GORDİON ANTİK KENTİ

    2023’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak ülkemizin 20. kültürel varlığı ilan edilen Gordion Antik Kenti, Ankara’nın Polatlı ilçesinde; Sakarya Nehri ve Porsuk Çayı’nın birleşim noktasında bulunuyor. Konumundan dolayı önemli bir ticaret merkezi olduğu düşünülen Frig Krallığı’nın başkenti Gordion Antik Kenti hakkında detaylı bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da uzun yıllar hüküm süren Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 12. yüzyılda yıkılmasından sonra Makedonyalıların komşusu olan ve Avrupa’da Brigler adıyla bilinen Frigler, Trakya’dan Boğazlar yolu ile Anadolu’ya göç ederek yeni bir medeniyet inşa eder. Friglerin köy düzeyindeki aşiret örgütlenmesinden güçlü bir devlet düzenine nasıl geçtiği bilinmese de çok merkezli yapıları zamanla tek merkezden yönetilen bir devlete dönüşerek Anadolu’ya yayılır. Frig devletinin ilk kralı başkent Gordion’a adını veren Kral Gordios’tur. Arkeolojik kazılar, Gordion’da ilk yerleşimin Erken Demir Çağı’nda yani M.Ö. 12. ve 11. yüzyılları arasında olduğunu belirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antik bir medeniyetin izlerinin bulunduğu ilk kazılar bir tesadüf sonucu başlar. 19. yüzyılda Ankara’daki demir yolu inşaatı sırasında keşfedilen alandaki kazıları 1900’lerde Alman arkeologlar Gustav Körte ile Alfred Körte gerçekleştirir. Daha sonra bu çalışmalar 1950-1973 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesinin denetimi ve Rodney Young’ın başkanlığında yürütülür. Anadolu’da ana yollarının tam ortasında konumlanan antik kent, tarım ve hayvancılığa uygun arazisi ve su kaynaklarına sahip olması sebebiyle Frigler tarafından başkent olarak seçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gordion, tarihin en önemli figürlerinden biri olan Kral Midas’ın da kentidir. Kente ismini veren babası Kral Gordios’tan devraldığı krallığı yöneten Midas, tahta çıktığı M.Ö. 736’dan sonra şehre en parlak dönemini yaşatır. Asur arşivlerinde Muşkili Mita ismiyle de geçen Kral Midas hakkında iki mitolojik hikâye vardır. İlki dokunduğu her şeyi altına çevirmesi, ikincisi ise ünlü eşek kulaklarıdır. Dönemin en zengin krallığına hükmeden Midas’ın altın renkli kıyafetleri ilk efsanenin doğmasına neden olurken, eşek kulak efsanesinin nedeni ise doğumu sırasında kulakları arasında oluşan simetrik farktandır. Halkın karşısına kulaklarını saklayarak çıkan Midas’ın kulakları zamanla eşek kulaklı olarak yayılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Makedonya ve Trakya’dan göç eden Frigler, Gordion’da kurdukları krallığın sınırlarını Kral Midas döneminde Suriye’den Yunanistan’a kadar genişletmeyi başarmış önemli bir medeniyettir. Yapılan arkeolojik kazılarda kentin işgal ya da savaşla ele geçirilmediği; kazılarda çıkarılan çanak çömlek gibi yazılı olmayan malzemelerden Frig halkı ile yerli halkın ahenk içinde yaşadığı tespit edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Frigler, Gordion’a ilk yerleştikleri M.Ö. 12. yüzyıl tarihlerinde küçük evler yapar. Ancak ilerleyen yıllarda zenginleşen krallıklarına paralel olarak heybetli yapılar, görkemli surlar ve surlarla çevrili bir kale inşa ederler. Kralın sarayında çakıl taşından yapılan taban mozaiği, bu tarz zemin mozaik döşemenin en eski örneğidir. Bu da ilk kez Frigler tarafından kullanıldığını göstermektedir. Gordion’un en önemli eserlerinden olan Midas Höyük Tümülüsü, Kral Midas tarafından babası Gordion için yaptırılmış anıt mezardır. Ülkemizde bulunan Alyattes Tümülüsü’nden sonraki en büyük tümülüstür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gordion’un çevresinde yaklaşık 85 tümülüs vardır. Önemli kişilerin mezarı olduğu kabul edilen tümülüsler, M.Ö. 9. yüzyıldan 2. yüzyıla kadar uzanan geniş bir zaman dilimine aittir. Bu tip mezarlar Anadolu’da daha önce görülmediğinden bu mezarları Friglerin Avrupa’daki örneklerinden feyz alarak inşa ettiği tahmin edilmektedir. M.Ö. 775’te tarihlenen ve Frig kraliyet ailesinden bir prens veya prensese ait bir çocuk mezarı olduğu düşünülen tümülüsün ahşap mezar odası oldukça sağlam şekilde günümüze ulaşmayı başarmıştır. Mezardaki şaşaalı lüks eşyalar, geometrik desenli kakma işçiliğe sahip ahşap mobilyalar, seramik hayvanlar ve değerli objeler Frig sanatçılarına özgü hünerli bir ustalığı göstermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tahrip olmuş kalede bulunan büyük miktarda seramik kap ve demir obje, Friglerin bu malzemelere dair büyük bir endüstriye sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Suriye ve Filistin bölgelerinden ithal edilmiş lüks malzemeler ise Friglerin M.Ö. 800 civarındaki dış ticaret ilişkileri hakkında ipucu verir. Arkeolojik kazılar sırasında bulunan mozaik ve çakıl taşları da dahil olmak üzere yaklaşık 750 antik obje, Gordion Müzesinde sergilenmektedir.

  • 9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    13 Ekim 1923 tarihinden bu yana ülkemizin başkenti olan Ankara sahip olduğu farklı kültürel değerleriyle rengârenk bir şehirdir. Antik çağlara uzanan geçmişinden geniş caddelerine, parklarını dolduran yüzlere, taşıdığı tarihsel mirastan mimari çeşitliliğe anlatacak çok şeyi vardır. Biz de listemizde Ankara’ya seyahat edecekler için görmeleri ve bilmeleri gerekenleri anlattık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı olan anıtı ilk kez ziyarete gidenlerin genellikle gözden kaçırdığı çok fazla detay bulunur. Oysa 750 bin metrekarelik alan; Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole dışında Gazi’ye ait eşyaların sergilendiği müzeden Kurtuluş Savaşı’nın ve gösterilen kahramanlıkların anlatıldığı bölüme, özlü sözlerin işlendiği kulelerden Barış Parkı’na kendi içinde tek tek özel detaylar barındırır. Anıtkabir’i rehber kitapçık yardımıyla gezmek detayları yakalamak konusunda büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüz Ankara’sının en az kendisi kadar meşhur tarafı caddeleridir. Örneğin şehre daha önce gitmemiş olanlarımızın bile duyup bildiği, her gün sayısız hikâyenin gelip geçtiği Tunalı Hilmi Caddesi… Ya da gençlerin buluşma noktası, hayatın geç saatlere kadar aktığı 7. Cadde… Hatta Sakarya veya Arjantin Caddesi… Size tavsiyemiz bu caddeleri boydan boya aracınızla değil yürüyerek keşfetmeniz olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın tıpkı caddeleri gibi simgeleşen diğer alanları da parklarıdır. Trafiğin, insan hareketliliğinin yoğun olduğu, şehir merkezine nefes olan yemyeşil parkları… En meşhuru da Kuğulu Park’tır. 1950’lerden beri var olan parkın içindeki minik gölette gerçekten de kuğular vardır. Gençlik Parkı, Güvenpark, Seğmenler Parkı, Kurtuluş Parkı, Mogan Park da başkentlilerin en rağbet ettiği yeşil alanlar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Ankara Marşı’nın dizeleridir: “Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin, / Var olsun toprağın, taşın Ankara.” Milli Mücadele döneminde yönetim merkezi iken Cumhuriyet’ten sonra başkent olmuş, hemen ardından pek çok açıdan büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş yapıların başında ise şüphesiz ki aynı cadde üstünde 200 metre mesafe ile konumlanmış I. ve II. TBMM gelir. Günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık olan bu yapılar başkente adım atıldığında görülmesi gereken ilk yerler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ankara’yı panoramik biçimde görebileceğiniz en iyi yer 2200 yıllık Ankara Kalesi’dir. Bir zamanlar banknotlar üzerinde resmi bulunan Altındağ ilçesindeki kale zaman zaman festivallere de ev sahipliği yapmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin siluetini belirleyen yapılardan bir tanesi de Ankara’nın en büyük camisi Kocatepe’dir. Türk Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan caminin inşasına 1967 yılında başlanmış 1987’de tamamlanmıştır.  Otoparkıyla, avlusuyla geniş bir alana kurulan ibadethanenin içi yoğun estetik detaylarla dikkat çeker. Pencerelerini kaplayan vitraylarla, güneş sistemine vurgu yapan 9.5 tonluk büyük avize ve etrafını saran küçük avizelerle Kocatepe Camii gerçekten görülmeye değerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çankaya ilçesinde bulunan 87 metre uzunluğundaki Atakule de Ankara’nın sembolü gibidir. Açıldığı ilk yıllarda, şehri kuşbakışı gören restoranıyla, dolup taşan kafeleriyle Ankara’nın en renkli mekânlarındandı. Ardından uzun bir yenilenme sürecine girdi… Toplamda 50.000 m2’lik alanıyla 2018 yılında tekrar açılan kule şehre rengârenk görüntüler katmayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başkent Ankara 50’nin üzerinde müzeye ev sahipliği yapar ve bu açıdan müzeler şehri olarak da isimlendirilebilir. 1997’de “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilen ve ülkede en çok ziyaretçi ağırlayan müzelerin başında gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi büyük bir öneme sahiptir. Sadece Ankara’nın değil Anadolu’nun arkeolojik zenginliği bu müzeyi gezerek anlaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın en çok turist çeken yerlerinden biri de 19. yüzyıldan kalma yarı kerpiç, yarı ahşap iki katlı tarihi evlerden ve Arnavut kaldırımlı taş sokaklardan oluşan Hamamönü’dür. Restorasyon çalışmalarının ardından kimi turistik işletmeye çevrilmiş evler, konaklar, camiler arasında gezinirken büyükşehir atmosferinden çıkmanız kaçınılmaz olacaktır. Mehmet Akif Ersoy’un evinin de bu tarihi alanda olduğunu belirtelim.

  • 8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    8 Madde İle Anadolu’nun En Eski Merkezlerinden Beypazarı

    Ülkemizin önemli kültür turizmi merkezlerinden biri olan Beypazarı ününü, tarih boyunca canlı bir ekonomik hayata sahip olmasını sağlayan konumundan ve bu ticari merkezde yerleşim kuran birçok medeniyetten alır. Mimarisinden, kültürüne; mutfağından, el sanatlarına birçok kendine özgü zenginliğe ev sahipliği yapan ilçeyi 8 madde ile listemize konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Tarihimizde ve kültürümüzde önemli bir yeri bulunan Beypazarı, Ankara’nın 98 kilometre batısında yer alır. Ankara’yı İstanbul’a bağlayan yol üzerinde bulunması Beypazarı’nın tarih boyunca önemli bir merkez olmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bağdat ile İstanbul arasındaki ticaret yollarının Beypazarı’ndan geçmesi sonucu, ticaret Roma döneminden itibaren bölge halkının hayatında başrolü oynamıştır. Beypazarı Osmanlı döneminde ise bir Tımarlı Sipahi merkezi olmuştur ve ilçenin ismi bu iki mirasın etkisiyle şekil almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı kendine has mimarisiyle dikkat çeker. İlçenin geleneksel evleri, 2 ya da 3 katlı konak tarzında yapılardır. Bu evler, bölgenin kültürel ve sosyal yaşamı hakkında da fikir verir. Örneğin evlerin birbirine yakın konumlandırılması bölge halkının da sosyal açıdan birbirine bağlı bir topluluk olduğunu gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Beypazarı evlerinin mimarisi işlev açısından da farklılıklar taşır. Evin üst kısmında “guşgana” ya da “çantı” ismiyle bilinen bir bölüm bulunur. Evin bu bölümünün iki amacı vardır; biri, ev halkı genişlerse gerekli alanı sağlamak diğeri ise kış için saklanan yiyecekleri depolamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    inözü çayı

    Beypazarı’nın tarihi bir öneme de sahip olan doğal bir zenginliği ise İnözü Vadisi’dir. İnözü Çayı’nın geçtiği vadideki kayalıklarda birçok mağara bulunur. Bu mağaralarda bir zamanlar yerleşik yaşam sürülmüş olduğu düşünülse de henüz bölgede bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    beypazarı evleri

    Bu kadar köklü bir geçmiş şüphesiz ki Beypazarı’na kültürel zenginlikler de katmıştır. Bunların başında bölgede uygulanan birçok el sanatı gelir. Telkâri, dövme bakırcılık, demircilik, yemenicilik, bindallı işlemeleri bölgede yüzyıllardır incelikle gerçekleştirilen el sanatları arasındadır. Bu el sanatları hakkında bilgi edinmek için Türkiye’nin ilk uygulamalı kültür müzesi olan Yaşayan Müze’yi ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    beypazarı, ankara

    Telkâri bölgede uygulanan el sanatlarının belki de en ünlüsüdür. Beypazarı’nda işlenen takılar hem ülkemizde hem de dünyanın diğer ülkelerinde büyük ilgi görür. Gümüşün ince teller haline getirilmesi ve işlenmesiyle birbirinden güzel kolyeler, kemerler, bilezikler, broşlar hayat bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    beypazarı yemekleri, ankara

    Beypazarı’nın yöresel mutfağı da birçok kendine has zenginlik barındırır ve bu lezzetlerin başında adını ilçeden alan Beypazarı güveci ve Beypazarı kurusu gelir. Her sene Haziran ayında düzenlenen Uluslararası Beypazarı ve Yöresi Festivali’ne katılarak bölgenin mutfağı da dâhil tüm zenginlikleriyle tanışmak mümkündür.

  • ANKARA KALESİ: ŞEHRİN TARİHİ, KÜLTÜREL, TURTİSTİK SİMGESİ

    Dünyanın neresinde olursa olsun kalın surları, yuvarlak veya köşeli burçları, yüksek kuleleri, devasa kapıları ve kapladıkları geniş alanlarla en dikkat çeken tarihi yapılardır. Topraklarımız da bir tepede, dar bir boğazda ya da deniz kıyısında konumlanmış birbirinden ihtişamlı kalelere sahne olmuş. Onlardan biri de başkentimizin adeta simgesi haline gelmiş olan Ankara Kalesi’dir. Bu görkemli simgeyi biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”360 Derecelik Şehir Manzarası” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan kale, yerden 110 metre yüksekte yer alıyor. Bu konumu aynı zamanda onu şehir manzarasına da hâkim kılan önemli bir özelliği. Ankara Kalesi’nin surları şehirde gün doğumu ve gün batımlarının izlenebileceği en doğru adreslerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Az 2000 Yaşında” title_font_size=”13″]

    Hangi medeniyet tarafından inşa edildiği net olarak bilinmese de, MÖ 280-274 yılları arasında Ankara ve çevresinde yerleşim süren Galatlar döneminde kalenin var olduğu biliniyor. Bu bilgi de kalenin en az 2000 yaşında olduğunu ortaya koymakta. Hititler döneminde yapıldığı ise rivayetler arasında geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem Yerleşim Hem Savunma Alanı” title_font_size=”13″]

    İç kale ve dış kale olarak iki bölümden oluşan yapı, eski dönemlerde dış surlar aracılığıyla yaşam alanını da çevreleyen bir konumdaymış. Aslî görevi ise birçok kale gibi saldırılara karşı savunma alanı oluşturmak, mühimmat deposu olarak kullanılmak olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”50’den Fazla Kuleye Sahip” title_font_size=”13″]

    Dış kalede yaklaşık 20 adet, iç kalede ise 42 adet kule bulunur. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14-16 metre arasında değişmektedir. Bozulmadan günümüze kadar gelen ve 43 bin m2’lik bir alanı kaplayan iç kalenin dış kapı ve hisar kapısı olmak üzere iki büyük kapısı bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi’nin Gözlerinden Ankara Kalesi” title_font_size=”13″]

    “Ankara’nın yüksek bir dağın tepesine dört kat beyaz taştan yapılmış sağlam bir kalesi vardır. Kale iç içe üç kat surlarla çevrilidir. İç kalenin çevresi kayalıktır. Bu yalçın kayalardan kaleye tırmanmak çok zordur. İç kalede toplar, çeşitli silahlar, cephane ve 600 ev bulunur. İç Kale aşağılarda ikinci sıra surlarla çevrilidir. Dağın eteklerinde ise üçüncü sıra dış surlar yer alır. Bu dış surlarla tüm kent güvenlik altına alınmıştır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çok Kez Onarımdan Geçirilmiş” title_font_size=”13″]

    Ankara Kalesi Romalıların, Bizanslıların, Selçuklu ve Osmanlıların kullandığı dönemde birçok onarımdan geçirilmiştir. Hatta Bizans döneminde saldırılar karşısında tahrip olan kaleyi onarmak için Roma anıtlarının bazı enstrümanları kullanılmıştır ve kalenin günümüze ulaşan kısımlarında sütun başlıkları, heykel gibi unsurlara yer yer rastlanabilmektedir.