Etiket: ahmet hamdi tanpınar

  • 8 Maddede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinden Zamansız Alıntılar

    8 Maddede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinden Zamansız Alıntılar

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ı sadece Huzur ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanlarından tanıyanlara, yazarın edebî hayatında şiirin de önemli bir yer tuttuğunu söylemek isteriz. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’den etkilenen Tanpınar’ın şiirlerinde zaman kavramı geniş yer tutar. 1901-1962 yılları arasında süren yaşamının son durağı Rumelihisarı Âşiyân Mezarlığı’dır ve mezar taşında kendisine ait şu dizeler yazar: “Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında…” Bu listemizde Ahmet Hamdi Tanpınar dizeleriyle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    7 Maddede Edebiyatçı Müzeleri ve Kütüphaneleri

    Yazı dünyasının ülkemizdeki büyük isimlerinin müzeye dönüştürülen yaşam alanlarını ziyaret ettiniz mi hiç? Aslına bakarsanız bu ziyaretler edebiyatçının eserlerindeki satır aralarını okumanıza da yarayacak önemli yolculuklardır. Bir de ülkemizde yaygınlaşmaya başlayan edebiyat müze kütüphaneleri vardır ki adı üstünde hem müze hem de kütüphane işlevine sahiptir. Biz de bir derleme yaparak edebiyatçı müzeleri ve edebiyat kütüphanelerine bir yolculuğa çıkaralım istedik sizi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çayır Sokak No:15 Burgazada… Bu adres, Sait Faik’in uzun süre yaz aylarını ve son on yılını geçirdiği köşke ait… Yazarın annesiyle yaşadığı köşk vefatından sonra müzeye dönüştürülerek 1959’da ziyarete açıldı. Yukarıdaki fotoğraftan ise, Sait Faik’in çatı katındaki çalışma odasından her gün gördüğü manzara yansıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “…Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket… Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!” cümlelerini kuran Rıfat Ilgaz’ın buradaki evi 2011 yılında sevenlerinin ziyaretine açıldı. Yazardan kalan fotoğraflar, eşyalar, el yazısıyla yazılmış notlar Kastamonu-Cide’deki kültür ve sanat evinde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Aşiyan Müzesi” diye de bilinen Tevfik Fikret Müzesi, yazarın 1906-1945 yılları arasında yaşadığı evdi. Bahçesinde Fikret’in mezarının da bulunduğu müzede kendisine ve ailesine ait eşyalarla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan’a, şair Nigar Hanım’a ait eşyalar da sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Raflarına dizilmiş tam 9000 kitapla Gülhane Parkı içindeki mekân gerçek anlamda bir edebiyat müze kütüphanesi… 33 yazara ait özel eşyanın da görülebileceği Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde süreli yayınlar da bulunuyor. Diyarbakır’da Ahmet Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi, Erzurum’da Erzurumlu Emrah Edebiyat Müze Kütüphanesi, Adana’da Karacaoğlan Edebiyat Müze Kütüphanesi de ülkemizdeki diğer benzer mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    cahit sıtkı tarancı müzesi, diyarbakır

    1733 yılında inşa edilen ve tarihi Diyarbakır evlerinin en güzel örneklerinden olan evde Cahit Sıtkı Tarancı’nın çocukluğu ve gençliğinin bir bölümü geçmiş. Avluyu çevreleyen dört kanatlı bu geniş mekân, yazarın özel eşyaları ve kitaplarıyla birlikte Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’ne dönüştürülmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde tipik Ankara evlerinden biri… Olağanüstü olansa bu evin İstiklal Marşımızın yazıldığı mekân olması… Mehmet Akif Ersoy’un Burdur mebusu iken bir süre yaşadığı bu ev, milli şairimizin kişisel eşyaları da muhafaza edilerek müzeye dönüştürülmüş ve hafta sonları ile resmi tatil günleri haricinde her gün ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Necati Cumalı doğup büyüdüğü Urla’daki evde daha sonra eşiyle birlikte yaşamıştı. Şimdi Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’ne dönüşen mekânın ikinci katında edebiyatçıya ait özel eşyalar ve eserleri sergilenirken, taş yapının zemin katı ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.

  • Öğretmenlik Yaparak Işık Yaymış 8 Yazar ve Şair

    Öğretmenlik Yaparak Işık Yaymış 8 Yazar ve Şair

    Hayatının bir bölümünde öğretmenlik yapan insanlar arasında dilimizdeki en güzel cümleleri kuran yazar ve şairlerimiz de bulunuyor. Naif ruhlu insanları buluşturan bu meslek için Atatürk, “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.” demiş ve biz de bu listemizde sadece yazarak değil öğretmenlik yaparak topluma ışık yaymış 8 yazar ve şairimizi konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cide doğumlu şiir, roman ve öykü yazarımız Rıfat Ilgaz, Gerede ve Akçakoca’da ilkokul öğretmenliği yapmış, Gümüşova’da başöğretmen olmuştu. İstanbul’da bir ortaokulda Türkçe öğretmenliği yaptığı sırada kendisi de fakültede felsefe öğrencisiydi. Rıfat Ilgaz 1911-1993 yılları arasında yaşadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Manisa doğumlu yazarımız 1921-1989 yılları arasında yaşadı. Yalnızlık konusunu etkileyici biçimde işlediği Aylak Adam ve Anayurt Oteli kitaplarıyla tanıdığımız Yusuf Atılgan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirmişti ve Akşehir’deki bir askeri lisede edebiyat öğretmenliği yaptı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal Beyatlı tarih, edebiyat ve uygarlık tarihi dersleri okutmuş, İstanbul Üniversitesine dönüştürülen Darülfünunda medeniyet tarihi, Batı ve Türk edebiyatı tarihi dersleri vermişti. 1884-1958 yılları arasında yaşayan Yahya Kemal’in öğrencilerinden biri de Ahmet Hamdi Tanpınar’dı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yazar, edebiyat tarihçisi ve şair olan Ahmet Hamdi Tanpınar, Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerindendi. Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul’da lise edebiyat öğretmenliği yaptı. 1901-1962 yılları arasında yaşayan Tanpınar, Güzel Sanatlar Akademisinde “estetik mitoloji” dersleri de vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1898-1973 yılları arasında yaşayan Faruk Nafiz Çamlıbel Kayseri, Ankara, İstanbul’daki liselerde uzun süre edebiyat öğretmenliği ve kısa süre de coğrafya öğretmenliği yaptı. Behçet Kemal Çağlar ile Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazan şairimizin görev yaptığı okullar için yazdığı başka marşlar da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Anadolu insanını anlattığı roman ve hikâyeleriyle öne çıkan yazarımız Refik Halit Karay bir süre İstanbul’da Türkçe öğretmenliği yapmıştı. 1888-1965 yılları arasında yaşayan Karay aslında Hukuk Fakültesinde öğrenim görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1934-1977 yılları arasında yaşayan Kastamonu doğumlu yazarımız Oğuz Atay, İstanbul Üniversitesi İnşaat Fakültesinden mezun olmuş ve İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinin İnşaat Bölümünde öğretim üyeliği yapmıştı, yani bugünkü adıyla Yıldız Teknik Üniversitesinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1867-1915 yılları arasında yaşayan ve son nefesine kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Tevfik Fikret, Türkçe ve edebiyat dersleri vermişti. Aynı zamanda şair ve yayıncı olan Fikret, Mekteb-i Sultani yani bugünkü Galatasaray Lisesi’nde de müdür olarak da görev yapmıştı.

  • hayata bakışımızı değiştiren 9 ahmet hamdi tanpınar karakteri

    hayata bakışımızı değiştiren 9 ahmet hamdi tanpınar karakteri

    Büyük Türk yazarlarından Ahmet Hamdi Tanpınar, eserleriyle hem toplumun hem de bireylerin iç dünyasına ışık tutan büyük bir edebiyat ustasıydı. Romanları, hikayeleri ve denemeleriyle Türk Edebiyatı’na birbirinden renkli karakterler ve onların etrafında şekillenen hikayeler sunan ünlü yazarın 9 karakterini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Hassas Karakteri Hayri İrdal” title_font_size=”13″]
    saatleri ayarlama enstitüsü, hayri irdal

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün başkarakteri Hayri İrdal’ın hayatı, romanın bir diğer ana karakteri Halit Ayarcı’nın ortaya çıkmasıyla değişir. Saat ayarlama konusundaki hassasiyeti ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ilham kaynağı olan Hayri İrdal, “Hepimiz kendi masallarımızın kurbanlarıyız.” der ve kendi masalıyla geleneksel ve yenilikçi hayat tarzlarının algısı konusunda da düşüncelere sevk eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Halit Ayarcı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün İcraat Adamı ” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, saatleri ayarlama enstitüsü

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün kurucusu Halit Ayarcı, ileri görüşlü bir icraat adamıdır. Eminönü ve Karaköy’de ayarları birbirini tutmayan iki saat olduğunu fark etmesi sonucu meşhur enstitüyü kurar. Hayata farklı bakış açısı en çok “Realist olmak hiç de hakikati olduğu gibi görmek değildir. Belki onunla en faydalı münasebetimizi tayin etmektir. Hakikati görmüşsün ne çıkar?” gibi özlü sözlerinde kendini gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün Asi Kadranı Mübarek ” title_font_size=”13″]
    saatleri ayarlama enstitüsü

    Hayri İrdal’ın dedesinin vasiyeti üzerinde evlerine gelen saat Mübarek, romanın başına buyruk karakteridir. Bu saat ayar kabul etmez üstelik İrdal’ın babası saate Menhus yani uğursuz adını verir. İnsan-zaman ilişkisi üzerine derinleşen Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mübarek karakteri ve onun asi tavrı olmadan düşünülemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Dertli Hayalperesti Mümtaz” title_font_size=”13″]
    huzur, mümtaz

    Huzur’un ana karakteri Mümtaz, annesini babasını kaybetmiş ve İstanbul’a gönderilmiştir. Mümtaz gençliğinden itibaren hayalperest, kültürlü ve naif bir kişilik olarak dikkat çeker. Tanpınar’ın “Mümtaz hayatının anlattığımız kısmıyla bir macerası olan adamdı. Bir faciayı, bir roman gibi ve tesirleri daima taze kalacak bir yaşta yaşamıştı.” sözleri karakterin kırılganlığının adeta aynasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Hüznü Nuran” title_font_size=”13″]
    huzur, nuran

    Çocuklu ve boşanmış bir kadın olan Nuran hüzünlü bir karakterdir. Nuran’ın yaşadıkları onu değiştirmiştir ve belki de Nuran karakterinin yüreğimize hitap eden yanı budur. Mümtaz’a onun kendisine beslediği kadar coşkulu bir aşkla bağlı değildir. Romanın bir başka karakteri olan Adile, “Ah Mümtaz bilsen, ne hissiz kadındır o.” diyerek Mümtaz’ı uyarır ama tüm bu uyarılar nafiledir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huzur’un Karanlığı Suat” title_font_size=”13″]
    huzur, suat

    İntiharıyla Huzur’un olay örgüsüne şekil veren Suat’ın kötü mü yoksa zavallı mı bir karakter olduğu tartışmaya açıktır. Eşine karşı sadakatsiz olmasına rağmen Nuran’a karşı büyük bir aşk beslemesi, tatminsiz ve sorunlu ruh halini yansıtır. Yazarın, “Garip bir adam, yamyam, katil ve müntehir” sözleriyle tanımladığı Suat, romanın karanlık yönüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahur Beste’nin Naifliği İle Hayran Bırakan Karakteri Behçet Bey” title_font_size=”13″]
    mahur beste, behçet bey

    Mahur Beste romanının ana karakteri olan Behçet Bey, antika dükkanlarına, narin eşyalara, saatlere meraklı, iç dünyasına dönük bir kişiliktir. Bu yönü, derin bir hayranlık beslediği karısına bile istemeden de olsa yeterince ilgi gösterememesine sebep olmuştur. Tanpınar, “Fikirlerimiz, onları taşıyacak kudrette olduğumuz nisbette bizimdirler.” diye yazar ve okuyucuyu Behçet Bey’in narin karakteri üzerinden bir içsel yolculuğa davet eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahnenin Dışındakiler’in Cesur Karakteri Sabiha” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı

    Sahnenin Dışındakiler romanının cesur kadın karakteri Sabiha’nın kadın hakları konusundaki mücadelesi hikaye için belirleyici bir unsurdur. Sabiha’ya aşık olan Cemil ona olan hayranlığını “O kadar başka türlü bir insan ki o..” diyerek tanımlamaya çalışır. Roman boyunca verdiği mücadelenin sonunda tiyatro sahnesine çıkan ilk kadın olan Sabiha okuyucuya cesaret aşılayan bir karakterdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Leyla Bütün Kadınlara Benzer Ama Yine Leyla’dır” title_font_size=”13″]
    aydaki kadın, leyla

    Aydaki Kadın romanının etkileyici, güzel, erkeklerin aklını başından alan kahramanı Leyla, akıllı ve güçlü bir kadındır. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Leyla bütün kadınlara benzer, ama yine Leyla’dır.” sözleriyle, karakterin gücünü net bir şekilde ortaya koyar.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’un eski hallerini ancak kitap satırlarından okuyup öğrenebiliyoruz ve bunun için müteşekkir olmamız gereken kişilerden biri de usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar. Beyazıt Meydanı’ndan Yeni Cami’ye, Beylerbeyi’nden Sarıyer’e, Üsküdar’dan Çamlıca’ya, Kandilli ’den Emirgan’a… Yazdığı dört roman ve pek çok yazısında İstanbul semtlerinin, İstanbul yaşamının, İstanbullu karakterlerin ve hatta kimi tarihi yapıların izini sürmemize olanak sağlıyor. Biz de içinde İstanbul geçen Tanpınar satırlarından alıntılar yaptık sizin için… Ve o satırlara eski İstanbul fotoğrafları eşlik ediyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Huzur” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Boğaz vapuru başka türlü bir kalabalıkla doluydu. Orası Ada gibi, asıl İstanbul’un çöküş devrinde, bir mevsim denecek kadar kısa bir zamanda ve adeta birden oluvermiş, zengin, müreffeh, her hususiyetini paranın düzenleyip ayarladığı, geniş asfalt yollu, çiçek tarhı kılıklı sayfiyesi değildi. O başından beri İstanbul’la yaşamış, onun zengin olduğu zamanlarda zengin olmuş, çarşı ve pazarını kaybedip fakir düştüğü zamanlarda fakir olmuş, zevki değiştiği zaman, kendi içine çekilmiş, hayatında geçmiş modaları elinden geldiği kadar muhafaza etmiş, hulasa bir medeniyeti kendine ait bir macera gibi yaşamış bir yerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Sahnenin Dışındakiler” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Evimiz Şehzadebaşı ile Horhor arasında yukarıda camiinden bahsettiğim Elâgöz Mehmetefendi mahallesindeydi. Bu mahalle camiinin etrafına toplanmış beş sokakla onların açıldığı bir tramvay caddesine muvazi ve oldukça geniş, öbürü Aksaray tarafında onun karşılığı, fakat kargacık burgacık iki sokaktan ibaretti. Dört evliyamız, camiden başka bir ahşap mescidimiz, biri Lale devrinden diğeri biraz daha evvelden kalma iki medresemiz, birinin içinde “Yeşil Tulumba” adı verilen bir de soğuk su kuyusu bulunan birkaç kişilik mezarlığımız vardı. Bu yeşil tulumbanın önünden biraz aşağı inildi mi Ağayokuşu’na ve Şirvanizade’nin Ekşi Karadut mahallesindeki konağının bulunduğu arsaya inilirdi. Mahallenin tramvay caddesine bakan tarafında Hamamizade İsmail Efendi’nin babasının kiralamış olduğu hamam vardı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Beş Şehir” denemesinden…” title_font_size=”13″]

    “…bir İstanbullunun gündelik hayatında bulunduğu yerden başka tarafı özlemesi çok tabiidir. Göztepe’de, hışırtılı bir ağaç altında bir yaz sabahını tadarken küçük bir ihsas, teninizde gezinen hiçten bir ürperme veya gözünüze takılan bir hayal, hatta birdenbire duyduğunuz bir çocuk şarkısı sizi daha dün ayrıldığınız bir Boğaz köyüne, çok uzak ve değişik bir dünya imiş gibi çağırır, rahatınızı bozar. İstanbul’da işinizin gücünüzün arasında iken birdenbire Nişantaşı’nda olmak istersiniz ve Nişantaşı’nda iken Eyüp ve Üsküdar behemehâl görmeniz lâzım gelen yerler olur. Bazen de hepsini birden hatırladığınız ve istediğiniz için sadece bulunduğunuz yerde kalırsınız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Mahur Beste” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Ah eski İstanbul, İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan atılmağa, parçalamağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü halde istediği gün, sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Yaşadığım Gibi” derlemesinden…” title_font_size=”13″]

    “İbrahim Paşa sarayının birkaç türlü ehemmiyeti vardır. Evvela 16. asırdan olmasıdır. Bu itibarla Sultanahmet Camii ondan sonradır. İkinci olarak sivil mimarî eserlerimizdendir. Herkes bilir ki, yurdumuzda dini eserlerin büyük bir çoğunluğu muhafaza edilmiştir. Fakat sivil mimari eserler, saraylar, köşkler, konaklar yangın ve isyanlarla harap olmuştur. Öyle ki koca İstanbul’da, Topkapı Sarayı hesaba katılmazsa, han, köşk, yalı olarak on, on beş eser ancak bulunabilir. İbrahim Paşa sarayı tarih sırasıyla bu hususi mimarinin en evvel yapılanıdır. Bu cihetle eşsiz bir vesikadır. Sonra, şaşırtıcı derecede güzeldir, asildir. Biraz himmetle şıkır şıkır parlayan bir âbide olur.  Ona dokunulmamak icap eder, hatta icap ederdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Hikâyeler” kitabından…” title_font_size=”13″]

    “Henüz yelken mevsimi değildi. Fakat Boğaz’da kayık mevsim işi değildir. O, Boğaz’ın tabii vasıtası, her saat başvurulan çare, her mizaca göre spor, eğlencedir. O kadar ki, bir Newyorklunun neden bir Ford veya başka bir marka otomobille doğmadığına şaşmayanlar bile, Boğaz’da doğan çocukların beraberinde bir sandalla dünyaya gelmediklerine şaşırabilirler. Onun için hiç kimse Mümtaz’ı sandalında ve bu sandalı Kandilli iskelesinde görünce şaşırmadı. “

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Aydaki Kadın” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Onu her görüşünde –evinde yaşadığına göre bazı günler her an- kendisini Parmakkapı’yla Tarlabaşı arasındaki o girift sokaklarda zannediyordu. ‘Zavallı kız…’ diye başını salladı. Belki de tam böyle değil, belki de beraberinde sadece o sokakların hasret ve kaderini taşıyordu. ‘Ve istiyor ki benim elimle oraya girsin, mukadder hayatına başlasın!” İçinde doğduğu, yaşadığı muhitin, Marie’ye çizdiği kader buydu. Meğerki çok büyük ve mesut bir tesadüf olsun… Böyle bir tesadüfün kapısını da Beyoğlu açabilirdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Vefa ile Küçükpazar arasında, bir yokuşun üzerinde harap bir medresede -âdeta bir baykuş gibi- oturan Deli Seyit Lûtfuilah, Şehzade Camii’nin biraz aşağısında, Burmalı Mescit taraflarında aşı boyalı, cephesi bitmek tükenmek bilmeyen bir konakta atlı arabalı muhteşem bir hayat süren Tunusluzâde Abdüsselâm Bey, Hırkaişerif’te Halvetî Dergâhı’mn arkasında oturan Avcı Naşit Bey, Vezneciler’de bir eczane işleten ve bu çok Müslüman semtin nadir Hıristiyan ileri gelenlerinden olan Eczacı Aristidi Efendi, Nuri Efendiyi sık sık ziyaret ederlerdi.”