Etiket: edebiyat

  • EDEBİYAT DÜNYASININ TÜYLÜ VE PATİLİ KAHRAMANLARI

    Patili dostlarımıza duyduğumuz sevgiyi göstermek; evlerimizi, sokaklarımızı ve mahallemizi paylaştığımız kedi dostlarımızın güvenliğini ve refahını sağlamak için yılın her 17 Şubat’ı, Avrupa’da ve ülkemizde “Dünya Kedi Günü” olarak kutlanıyor. Kendilerinden öğrenecek çok şeyimiz olduğu kaçınılmaz bir gerçek… Huzuru, özgürlüğü, şefkati,karşılıksız sevgiyi paylaştığımız ve binlerce yıldır beraber yaşadığımız kedi dostlarımız, edebiyat dünyasında da sıkça karşımıza çıkıyor. İşte kalemini kediler için kullanan yazarlar ve eserleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilim kurgu ve fantastik edebiyatın usta kalemi Ursula K. Le Guin’e ait “Kanatlı Kediler Masalı” serisi, çocuklar için yazılmış olsa da kedi sevgisi duyan herkesin keyifle okuyacağı kitap serisinden oluşuyor. Serinin ilk kitabı “Dört Yavru” olurken, bu kitapta anne kedi Bayan Emma Tekir’in yavrularını güvenli bir şekilde büyütmek için verdiği mücadele ve kanatlı doğan dört yavru kedinin maceraları anlatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Britanyalı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Rudyard Kipling’in yazdığı öykü derlemesi “İşte Öyle Hikâyeler” kitabında “Kendi Başına Dolaşan Kedi” hikâyesi, kedilerin nasıl evcilleştiğini sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Yazarın sınırsız hayal gücünün keyifli bir okumaya dönüştüğü bu kitapta, 12 farklı hikâyeyi kendi çizimleriyle renklendiren Kipling, hem çocukların hem yetişkinlerin bir solukta okuyacağı kitabı 1902’de yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Öykü, roman ve deneme yazarı Bilge Karasu’nun “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” eseri sekiz farklı hikâyeden oluşuyor. Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü alan bu kitapta, “Bir Hayvanla Yaşamak” bölümünde çocuklara ilk öğretilecek şeyin hayvanların sorumluluğunu taşımak olduğu anlatılıyor. Sevgiyi, sabretmeyi ve güveni; yuvamızı ve dünyamızı paylaştığımız patili dostlarımızla öğrenebileceğimizin altını çizen yazarın metinlerinde kediler, köpekler, kaplumbağalar, kertenkeleler, sakangurlar, keçiler, yengeçler bizlere çok şey öğreten canlılar olarak karşımıza çıkıyor. Karasu, metinlerinde insanla hayvan arasındaki dostluklar arasında gezinirken, bir yandan da hayvan-oluş ve insan-oluş hallerine vurgu yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa bir öykü olan Kara Kedi, ilk kez 1843’te bir gazetede yayımlanır. Suç psikolojisi temasının işlendiği kitap, bir anlatıcının ağzından anlatılır ve bu anlatıcının çocukluğundan bu yana pek çok evcil hayvanı olmuştur. Eşiyle birlikte Pluto adındaki bir kedi de dahil olmak üzere pek çok ev hayvanına sahip olan anlatıcı, kedisine karşı duyduğu sevgi ve şefkate sıkça değinirken, daha sonra başlarına gelen trajik olaylar kitabın konusunu farklı bir noktaya taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat dünyasının çılgın kalemi Beat Kuşağı’nın öncü ismi William S. Burroughs, deneme kitabı olan “İçerdeki Kedi”de; Ruski, Smokey, Fletch, Calico Jane isimli kedileri ile yaşadığı ruhani dostluğu ve bağı anlatıyor. “Kedilerimle aramdaki ilişki beni ölümcül ve her şeye nüfuz eden bir cehaletten kurtardı.” diyebilecek kadar cesur bir yazar olan Burroughs’un kitabında yazar; kendi hayatını kedilerin oynadığı sessiz sinema olarak sunulan bir alegori ile anlatıyor. Hayatının son on altı yılını kedileriyle Kansas’ta geçiren Burroughs, bu dönemde kedilerini birer dost olarak görmeye başlamış ve kendisi üzerindeki etkilerini bu kitapta anlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon yazar Cuniçiro Tanizaki tarafından kaleme alınan “Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın” kitabı, boşanan bir çiftin çok sevdikleri kedileri Lili’yi almak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Yuvası dağıldıktan sonra “kırık bir çanak” bile almayan kadın, duygu yüklü mektubunda tek bir şey istemektedir; eski kocası Şozo’nun deliler gibi sevdiği kedisi Lili’yi. Tanizaki, zarif ve yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin karmaşık yapısını, küçücük ayrıntıların insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini Lili’ye duyulan sevgi bağı ile okuyucuya aktarıyor.

  • BİLİMİ EDEBİYAT İLE BULUŞTURAN ISAAC ASIMOV

    Robot, Galaktik İmparatorluk ve Vakıf gibi serileri ile bilim kurgu edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olarak tarihe geçen Isaac Asimov için bugün izlediğimiz birçok bilimsel gelişmenin mimarı diyebiliriz. Düşlediği gelecek kurgusunu, gelişen ya da ileride hayatımıza girecek olan teknolojilerle harmanlayarak bir nevi bilim insanlarına yol gösteren Asimov’un hayat hikâyesi yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Isaac Asimov’un doğum tarihi resmî kaynaklarda 2 Ocak 1920 olarak gözükse de kesin doğum tarihi hakkında net bilgi yoktur. Amerikan vatandaşı olarak ölmesine rağmen doğum yeri, Rusya’daki Smolensk yakınlarındaki küçük bir kasabadır. Üç yaşında ABD’ye göç eden Asimov’un ailesi, yaşamak için New York’u seçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evde İngilizce konuşulduğu için ana dili Rusçayı hiçbir zaman öğrenemeyen Asimov, okuma yazmayı henüz okula gitmeden öğrenir. 1928’de Amerikan vatandaşlığına kabul edilir. Çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde, Jules Verne dâhil pek çok yazarın eserlerini okur ve yeni filizlenen bu fantastik edebiyattan çok etkilenir. Kendisi de bu tarzda kısa öyküler yazmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1939’da Columbia Üniversitesi kimya bölümünden mezun olur. Ancak aynı yıl II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla akademik hayatına ara vererek askerî görevini yerine getirmek için orduya katılır. Savaşın ardından, aynı üniversitede kimya branşında doktorasını tamamlar. 1979’da profesör ünvanını alacağı Boston Üniversitesinde akademik çalışmalarına hız kesmeden devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1941’de kaleme aldığı Nightfall (Karanlık Çökerken) isimli öyküsü kısa sürede başarıya ulaşır ve geniş kitleler tarafından ilgiyle okunan bir kitap olur. Bu kısa öykü yayımlandıktan uzun yıllar sonra, 1968’de, Amerikan bilim kurgu yazarları tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim kurgu öyküsü seçilir. Böylelikle Asimov’un görkemli mirasının tohumları atılır. Büyük yankı uyandıran Nightfall isimli kitabın hikâyesi, altı tane güneşi olan Lagash isimli gezegende geçer. Alpha battığında, Beta doruğa çıkmakta; Gamma yörüngedeki en uzak noktadayken, Delta ise en yakın konuma gelmektedir. Etrafını çevreleyen daimî yıldızlar sebebiyle hiç karanlık görmeyen, sadece gündüzü yaşayan bu gezegende her 2049 yılda bir, gezegenin tüm güneşlerinin aynı anda ufkun altına inmesine ve gezegende ilk kez tam bir karanlık yaşanmasına neden olan bir astronomik olay gerçekleşir. Bu olay sırasında gezegen karanlığa gömülür ve bu durum, gezegendeki tüm medeniyetin çökmesine yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Asimov, 1942’de Gertrude Blugerman ile evlenir ve bu evliliğinden iki çocuğu olur. Küçük yaşlarından itibaren olağanüstü bir zekâya sahip olan Asimov, 1950’de yayımlanan ve son derece popüler olan “Vakıf” serisi ile bilim kurgu edebiyatının öncü kalemlerinden biri haline gelir. Vakıf, on milyonlarca gezegeni kapsayan bir galaktik imparatorluğun çöküşünü konu alır ve bilim kurgunun başyapıtlarından sayılır. Tarih, matematik ve hatta Shakespeare dâhil olmak üzere çok çeşitli konularda da kapsamlı yazılar yazan Asimov, kariyeri boyunca 500’ün üzerinde kitap yayımlayarak tarihin en üretken yazarlarından biri olur ve akademik çalışmalarını sürdürmeye devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asimov’un ismini, kaleme aldığı kitaplardan dolayı bilmeyenler belki onu 1942’de yayımlanan “Durağan Döngü” kitabında bahsettiği “Üç Robot Yasası” ile hatırlar. Robotların işlev ve haklarına ilişkin bu yasaların ilki; “Bir robot bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.” kuralıdır. İkinci kural; “Bir robot birinci yasayla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.” Üçüncü kural ise; “Bir robot birinci ve ikinci yasayla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla yükümlüdür.” Üç Robot Yasası, günümüzde yapay zekâ konularında çalışanların uymak zorunda olduğu kuralların temelini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hayal gücü çok geniş, okuma tutkusu muazzam, çalışma hayatında kararlı bir disiplini olan Asimov, sürekli olarak var olan gerçeğin arka planını hayal etmeye ve kendince anlamlandırmaya çalışır. Kaleme aldığı tüm kitaplarında bilimi kılavuz alan yazar, her ne kadar fantastik dünyaları betimlese de astrofizik, fizik ve kimyanın yasalarını çiğnemez. Bilimsel yasalar ışığında galaksileri aşan serüvenler kaleme alır, hayali kahramanlara ve olaylara yer verir. İleri teknolojilerin kullanıldığı, galaksiler arası seyahatlerin mümkün olduğu romanlarında o güne kadar duymadığımız, görmediğimiz teknolojileri okuyucuyla buluşturur ve zihinlere yeni fikirlerin tohumunu atar. Karmaşık fikirleri sade yazım tekniği ile geniş kitlelere ulaştıran yazar, sadece kurmaca hikâyeler değil, popüler bilim kitapları da yayımlar. 6 Nisan 1992’de New York’ta vefat eder.

  • DÜNYA EDEBİYATININ USTA KALEMİ: CHARLES DICKENS

    İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Charles Dickens, eserleriyle Victoria döneminin en iyi romancılarından biri olarak görülmüştür. Yeterli eğitimi alamamış olmasına rağmen yaşadığı zorluklar ve özellikle yoksulluk onu yazarlığa daha da yakınlaştırmış ve Dickens adını edebiyat dünyasına altın harflerle yazdırmıştır. Bu yazımızda dünya edebiyatının usta kalemi Charles Dickens’ın hayatına dair kısa bilgiler listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    7 Şubat 1812 yılında İngiltere’nin güney kıyısında bulunan Portsmouth’da dünyaya gelen ve tam adı Charles John Huffam Dickens olan yazarın hayatla mücadelesi henüz 12 yaşında bir çocukken başladı. Babası borçlarından dolayı hapis cezasına çarptırıldıktan sonra bir ayakkabı cilası fabrikasında çalışmak zorunda kalan Dickens’ın o dönemdeki deneyimleri, ilerleyen yıllarda kalemini ustaca kullanmasına neden oldu çünkü yazdığı bazı hikâyelerde o yıllardan izler bulmak mümkündü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ayakkabı cilası fabrikasında 3 yıl kadar çalıştıktan sonra 15 yaşlarında bir avukatlık bürosuna geçti ve bu dönemde stenografi öğrenerek 1834 yılında The Morning Chronicle isimli gazetede stenograf olarak çalışmaya başladı. “Boz” takma adıyla dergi ve gazetelere eskizler göndermeye başlayan Dickens daha sonra ilk romanı The Pickwick Papers’ı yazdı ve bu roman 1836 yılında yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1837 yılında kendisini üne kavuşturan Bay Pikvik’in Maceraları isimli eserini kaleme aldı ve artık edebiyat dünyasındaki varlığını iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Birkaç yıl içinde uluslararası üne sahip olan Dickens, Tolstoy gibi büyük isimler tarafından takdir edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bay Pikvik’in Maceraları’nın ardından 1839 yılında Oliver Twist adlı romanını yayınladı. Twist’i, 1841 yılında kitap olarak basılan romanı Antikacı Dükkânı izledi. Yazarın önemli eserlerinden birkaçı; Nicholas Nickelby, Bir Noel Şarkısı, Martin Chuzzlewit, Dambey ve Oğlu, Kasvetli Ev, Zor Yıllar, İki Şehrin Hikâyesi, Perili Ev, Büyük Umutlar, Müşterek Dostumuz, Edwin Drood’un Gizemi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yalnızca roman yazmaya değil tiyatroya da ilgisi olan Dickens aynı zamanda pek çok tiyatro oyunu da kaleme aldı. Daha yaşarken büyük bir üne kavuşan Dickens, kendisinden sonra gelen edebiyatçılarda da derin izler bıraktı. Jules Vernes, Dickens’tan etkilendiğini her defasında belirtirken ünlü ressam Van Gogh, bazı resimlerinde Dickens romanlarından ilham aldığını söylemiştir. İngiliz edebiyatına katkısının yanı sıra dünya edebiyatını da derinden etkileyen Dickens, kendisinden sonra gelen George Orwell, Edgar Alllan Poe ve Dostoyevski gibi usta kalemleri de etkisi altında bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’nin 1990’larda bastığı 10 sterlinin bir yüzünde Kraliçe Elizabeth bulunurken diğer yüzünde de Dickens’ın portresi bulunuyor. Ayrıca madeni paraları olan 2 sterlinde yazarın portresinin illüstrasyonu, yaşamı boyunca kaleme aldığı eserlerinin isimlerinden oluşuyor. Yaşadığı dünyaya büyük etkisi olan yazarın sadece kendi ülkesinde değil, Rusya’da bile portresi posta pullarına basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda ressam Margaret Gilles tarafından Dickens henüz 31 yaşındayken çizilen portresi, 1844 yılında İngiliz Kraliyet Akademisi’nde sergilendikten sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştu. 2017 yılında Güney Afrika’nın bir şehrinde depo satışı esnasında fark edilen yağlıboya tabloyu Charles Dickens Müzesi, 187 bin sterline satın aldı ve eserdeki yıpranmaları giderdikten sonra müzede sergilemeye başladı.

  • SHERLOCK HOLMES VE YAZARI ARTHUR CONAN DOYLE

    Sir Arthur Conan Doyle tarafından yazılan Britanyalı hayalî dedektif Sherlock Holmes karakteri, popüler dünyanın en kült karakterlerinden biri… Yayınlandığı dönemde gazetelerde basılan bu dedektiflik hikâyesi halk arasında çok beğenilmiş ve polisiye tarzdaki edebiyatın önünü açmıştır. Dedektif romanları dışında bilim kurgu, tarih, oyun, şiir kitapları ve kurgu dışı düz yazıları bulunan Doyle’un en sevilen kitabını ve karakterini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    22 Mayıs 1859’da İskoçya’da dünyaya gelen Yazar Sir Arthur Conan Doyle’un babası İngiliz, annesi ise İrlandalıdır. Sanatçı bir ailenin üyesi olan Doyle’un babası ressam, kardeşlerinden biri illüstratördür. Beş sene Edinburgh Üniversitesinde tıp öğrenimi alan yazarın kitaplarındaki detaylı tıp ve anatomi bilgileri aldığı eğitim sayesinde olmuştur. Öğrenimine devam ederken kısa hikâyeler yazmaya başlayan yazar, mezun olduktan sonra Batı Afrika’da gemi hekimi olarak sıkça yolculuk etmiş, odasında hasta beklerken bile, bulduğu her boş zamanda hikâyelerini yazmaktan vazgeçmemiştir. 1887’de basılan “Kızıl Dosya” isimli hikâyesinde, üniversitedeki profesörü Joseph Bell’den ilham alarak yazdığı Sherlock Holmes karakteri ilk kez okuyucularla buluşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Olayları gözlem yoluyla çözen Sherlock Holmes, 6 Ocak 1854’te Britanya’da dünyaya gelmiştir. Uzun pardösüsü, ağzında piposu, büyüteci ve keskin zekâsı ile Londra’da işlenen suçları aydınlatan Holmes, yazıldığı dönemin pozitivist dünya görüşünden bir hayli etkilenmiştir. Olayları kurnazca ele alan ünlü dedektif, kemanını çalmadığı zamanlarda yani suç vakalarını çözerken büyük keyif almakta; elde ettiği bilgileri tutarlı bir şekilde ele alarak hızlı ve kesin sonuçlara ulaşmaktadır. Karşısındaki insanın yalan söyleyip söylemediğini hemen anlayan, sigara izmaritinden, el yazılarından kısaca her türlü bilgi ve delil kırıntısından olayları çözen Holmes’un maceraları polisiye ve gizem seven okurların sempatisini kazanmıştır. Sherlock Holmes’un başından geçen maceraların anlatıldığı kitap serisinin son bölümünde yazar Doyle, dedektifi öldürmüşse de halktan gelen tepkiler sonucunda Holmes’u tekrar diriltip hikâyesine devam etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes, Scotland Yard yani Londra Polis Teşkilatı adına çalışsa da bazı önemli davalarda Britanya Hükûmeti için de görev almıştır. Maddiyata önem vermeyen kahramanımız, çoğu zaman yoksul insanların enteresan davalarını zengin insanların sıradan davalarına tercih etmiştir. 1800’lerde kıta Avrupası’nda başlayan ve hızla hâkim görüş olan bilimsellik ilkesini kendine prensip edinen dedektif, ele aldığı olaylara da duygusal olarak yaklaşmaz. 19. yüzyıl İngiltere’sinin gündelik yaşamından büyük izler taşıyan polisiye hikâyeler çoğunlukla Londra’daki Baker Sokağı’nda geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes hikâyelerinin bugüne kadar pek çok sinema filmi ve TV dizisi çekilmiştir. Sinemanın yeni yeni geliştiği 19. yüzyılın sonlarında Buster Keaton’un yönettiği ve başrolünü üstlendiği 1924 yapımı Sherlock Jr. ile dedektifimiz ilk kez ekranlara çıkarken, bu sessiz komedi film halk tarafından büyük ilgi görmüştür. IMDb’ye göre Holmes, bu zamana kadar 300’e yakın film ve dizide görünmüştür. Dönemin en ünlü oyuncularının hayat verdiği Holmes karakterini yakın zamanda ise Jeremy Brett canlandırmış ve bu maceralar 1984’ten 1994’e kadar sürmüş, artık Holmes tüm dünyanın tanıdığı ikonik bir karaktere dönüşmüştür. Günümüzde Holmes’u Benedict Cumberbatch, Jonny Lee Miller ve Robert Downey Jr. canlandırmış ve bu seriler de büyük ilgi görmüştür. Karakterimizi kim oynarsa oynasın her dönem keskin zekâsı ve sağladığı adaletle beğeni toplamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir rivayete göre Sultan II. Abdülhamid’in kitap okumayı ve polisiye hikâyelerden hoşlandığını bilen tercümanı, 1903’te Sherlock Holmes’un “Boş Ev Vakası” macerasını Sultan için tercüme etmiş ve II. Abdülhamid bu hikâyeden çok etkilenmiştir. Bu zeki dedektifi keşfeden Sultan, İngiliz Büyükelçisine özel ricada bulunarak Sir Arthur Conan Doyle’un tüm Sherlock Holmes maceralarını talep etmiştir. Çeşitli rivayetlere konu olan ise yazar ve Sultan’ın İstanbul’da görüşüp görüşmediği meselesidir. Doyle, kendi hayatını kaleme aldığı anılarında önce Mısır’a, ardından Yunanistan’a ve son olarak İstanbul’a seyahat ettiğini yazar. Sultan II. Abdülhamid’in Doyle’a yaveri ile ilettiği mesajda kendisiyle görüşmeyi çok istediğini ancak ramazan olması sebebiyle görüşemeyeceklerini bildirir. Oysa Sultan’ın yaveri olayı başka türlü anlatır; detaycılığı ve gözlem yeteneğiyle ün salan yazarın sarayın ayrıntılarını hikâyelerinde kaleme almasından endişe ettiği için görüşmediğini belirtir. Üçüncü bir iddia ise uzun yıllar İstanbul’da önemli görevlerde bulunan İngiliz Amirali Sir Henry F. Woods’tan gelir; Woods, görüşmenin gerçekleştiğini ve kendisinin de bizzat orada olduğunu iddia eder: “Polisiye öykülerden özellikle Sir Conan Doyle’un yazdıklarından çok hoşlanırdı. Birkaç yıl önce Sherlock Holmes dizisinin yaratıcısı karısıyla birlikte İstanbul’a gelmişti. Benim de katıldığım Selamlık Töreni’nde Abdülhamid, Conan Doyle’a Mecidiye Nişanı’nı takmıştı…” der. İşin aslı bilinmez. Kesin olarak bilinen tek şey Sultan’ın Sherlock Holmes hikâyelerini severek okuduğudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sherlock Holmes ilk kaleme alındığında yazar Doyle, dedektifin ismini Sherrinford olarak tasarlamıştır ancak büyük bir kriket hayranı olan Doyle’un o dönem başarılı bir kriket oyuncusu olan Sherlock’tan etkilenmesi ile dedektifin isminin de Sherlock olmasına karar verir. Yazarın kendisi de sekiz sene profesyonel olarak Peter Pan’ın yazarı James Matthew Barrie ile aynı takımda kriket oynamıştır. Holmes’un hafızalarımıza kazınan görüntüsünün kaynağı ise 1891’de “Strand” dergisinde yayımlanan hikâyesindeki illüstrasyonudur. İllüstrasyonu çizen Sidney Paget, bir köydeki davayı çözmeye giden dedektifi avcı şapkasıyla çizmiş ve bu görüntü kitapta yer almasa da Sherlock’un imajı hâline gelmiştir. Orijinal hikâyelerde Sherlock, İngiltere’de harmanlanan boks, Juijutsu ve Fransız kick boks sporunun karışımı olan bartitsu dövüşlerinde uzmandır ancak ünlü oyuncu Robert Downey Jr. filmlerinde Ip Man ve Bruce Lee ile ünlenen Wing-Chun Kung Fu tarzında dövüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yazar Arthur Conan Doyle, en az Sherlock Holmes kadar ilginç bir karaktere sahiptir. Bilimselliği her eserinde ön planda tutan Doyle, insanlara perilerin gerçek olduğunu inandırmak için milyonlarca dolar harcamış, “Perilerin Gelişi” adlı bir kitap bile yazmıştır. Ünlü Sihirbaz Harry Houdini’nin eşyaları gerçekten kaybettiğine inanmış, Houdini’nin tüm çabalarına rağmen yazarı aksine ikna edememiştir. Tarih arenasında alışageldiğimiz doktor ve yazar tanımının dışına çıkan Doyle’u sadece İngilizler değil tüm dünya çok sevmiştir. İngilizler hem yazara hem de hayalî dedektife sevgilerini göstermek için Baker Sokak 221B numarada Sherlock Holmes’un hayali evinin gerçek bir müzesini inşa etmiştir. Yazar Doyle’a ait kişisel eşyaların sergilendiği müzede Sherlock Holmes’u temsil eden büyüteçler, çaydanlıklar, mücevherler ve dedektifin alameti farikası olan geyik avcısı şapkası müzede sergilenen eserler arasında yer almaktadır.

  • KLASİKTEN MODERNE TÜRK ROMANLARI SEÇKİSİ

    Türk edebiyatı, köklü bir tarihe ve çeşitli dönemlere yayılan zengin bir mirasa sahiptir. Tarih boyunca Anadolu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya farklı medeniyetlerle ilişkilerimiz Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk hanedanlarının hüküm sürdüğü dönemlerde Türk edebiyatı önemli bir gelişim göstermiş ve özellikle destanlar, manzum hikâyeler ve koşuklar bu dönemde önemli bir yer tutmuştur. Cumhuriyet dönemiyle birlikte Türk edebiyatı daha da çeşitlenmiş, dili sadeleşmiş ve modernleşmiştir. Realizm, natüralizm ve sembolizm gibi akımlar etkisini gösterir. Yazımızda Türk edebiyatının ilk yazılı eserlerinden olan Dede Korkut Hikâyeleri’nden Türkiye’nin modernleşme sürecinin bir yansıması olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne değerli edebi eserleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    14. ve 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Hikayeleri, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. “Dede Korkut Kitabı” veya “Kitâb-ı Dedem Korkut” adıyla bilinen eser, toplamda 12 hikâyeden oluşur. Hikâyeler, genellikle Oğuz Türklerinin kültürünü, inançlarını, kahramanlıklarını, mücadelelerini, aşklarını ve günlük yaşamlarını konu alır. Şiirsel bir anlatım ve zengin bir söz varlığına sahip olan hikâyeler sade ve anlaşılır bir dille yazılmıştır. Bu eserler, aynı zamanda Türk dilinin ve kültürünün tarihî gelişimini anlamak için önemli bir kaynak teşkil ettiğinden 2018 yılında UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Roman, hikâye ve tiyatro eserleri kaleme alan Mehmet Rauf’un eseri Eylül, Türk edebiyat tarihinin ilk psikolojik romanı olması bakımından önemli bir yere sahiptir. 1901 yılında yayımlanan eser, olaylardan ziyade kahramanlarının ruh hâllerine dair çözümlemeler içerir. Yazıldığı dönem için oldukça cesur konuların işlendiği romanda evlilik, ihanet, aşk ve mutluluk gibi temalar doğrultusunda Süreyya, Suat ve Necip Bey’in hikâyesi anlatılır. İstanbul’un ilçesi Üsküdar’da geçen roman, dönemin toplumsal yapısını, insan ilişkilerini ele alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Atatürk’ün en sevdiği Türk romanlarından olan Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı ilk olarak gazetede bölümlere ayrılarak yayımlanmış, 1923’te de kitap olarak basılmıştır. Kitapta, varlıklı bir aileden gelen öğretmen Feride’nin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşadığı zorlu mücadelesi anlatılır. Bu eser aynı zamanda kurtuluş mücadelesi veren bir ülkenin umut sembolü olmuş, sinema filmi, televizyon dizisi, tiyatro ve bale olarak da uyarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Memduh Şevket Esendal’ın en önemli yapıtlarından biri olan Ayaşlı ile Kiracıları kitabı, Ankara’nın Ayaş semtinde geçer. 1934 yılında ilk basımı gerçekleşen eser, birbirinden farklı kiracıların yaşamlarını konu alan öykülerden oluşur. Farklı yaşam tarzına sahip insanların eğitimleri, dünya görüşleri, uğraşları gibi unsurlardan yola çıkarak, Türkiye’nin farklılıklara rağmen bir arada olabilme gücünü yalın ve akıcı bir dil ile anlatır. Bu yönüyle yapıt, cumhuriyetin kurucu ideolojisini yansıtan önemli eserler arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk basımı 1956’da gerçekleşen Esir Şehrin İnsanları romanı, Kemal Tahir’in en ünlü eserlerinden biridir. Kitap, İstanbul’un işgal altındaki döneminin siyasi ve sosyal durumunu, işgal altındaki bir şehirde yaşamanın zorluklarını ve insanların bu koşullara uyum sağlama çabalarını detaylı bir şekilde ele alır. Kitabın ana karakteri olan Kamil Bey, varlıklı bir insandır. Çıktığı dünya gezisinden döndüğünde karşılaştığı işgal tablosu karşısında büyük bir şaşkınlık yaşar. Avrupa’ya gitme şansı olsa da ülkesinde kalmaya karar veren Kamil Bey ve çevresi üzerinden okuyuculara yalın bir dille aktarılan roman, Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şiirlerinde kullandığı sembolist dil ile bilinen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sosyal sorunlara değindiği gerçekçi romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul’un değişen zamanına ve insan ilişkilerine odaklanır. Roman, İstanbul Üniversitesinde öğrenim gören bir grup genç ve onların etrafındaki karakterlerin hikâyesini anlatır. Ana karakterlerden biri olan Hayri İrdal, İstanbul’da bir saat tamiri enstitüsünde çalışmaktadır. Roman, Hayri’nin bu enstitüde geçirdiği zamanı ve çevresindeki karakterlerle olan ilişkilerini ele alırken, aynı zamanda İstanbul’un modernleşme sürecindeki değişimleri ve bu değişimlerin insanlar üzerindeki etkilerini inceler.

  • BİLİM KURGUYA ISINDIRACAK KİTAP ÖNERİLERİ

    Muhtemelen çoğumuzun bilim kurguyla tanışması küçük yaşlarda ve Jules Verne’nin Denizler Altında Yirmi Bin Fersah isimli kitabıyla başlamıştır. Kaptan Nemo’nun denizaltı ile yaptığı dünya seyahatleri zihinlerimizi canlandırmış, bizi hayalden hayale sürüklemişti. Yaşlar ilerledikçe bir kısmımız bilim kurgunun izini sürmeyi devam ettirirken bir kısmımız bambaşka türlere yöneldi. Biliyoruz ki bilim kurguya devam edenler adeta birer tutkuna dönüştü. Fakat şunu baştan belirtelim, bu liste yeniden bilim kurgu okumak isteyenler veya ilk defa başlayacak olanlar için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hayatı boyunca 500’den fazla kitap yazan biyokimya profesörü Isaac Asimov’un yedi kitaptan oluşan Vakıf Serisi’nde çökmekte olan bir Galaktik İmparatorluk, girilmekte olan ve binlerce yıl sürecek karanlık çağlar söz konusudur. Bu karanlık devrin süresini kısaltmak için çabalayan matematikçi Hari Seldon ise hikâyenin ana kahramanıdır. Seriyi okumak isteyenler şu sıralamayı takip etmelidir: Vakıf Kurulurken, Vakıf İleri, Vakıf, Vakıf ve İmparatorluk, İkinci Vakıf, Vakıf’ın Sınırı, Vakıf ve Dünya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1895 yılında yayınlanan ve iki kez de sinemaya uyarlanan Zaman Makinesi 1946’da hayatını kaybeden H. G. Wells, tam adıyla Herbert George Wells tarafından yazılmıştır. Wells’in gelecek zamana ait distopik bir toplum hikâyesini anlattığı Zaman Makinesi bilim kurgunun önemli eserlerinden biridir, çünkü zaman yolculuğu kavramı bilim kurgu edebiyatına ilk kez bu eserle girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İngiliz yazar Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya romanının ismi Sheakespeare’in Fırtına isimli eserinden alınmıştır ve o esere göre aslında kitabın adının Güzel Yeni Dünya şeklinde anlaşılmasının daha doğru olduğu ileri sürülür. Huxley’nin romanı gelecek zamanda geçen bir distopyadır. Savaşların, yoksulluğun, hastalığın olmadığı, teknoloji açısından son derece gelişmiş bir dünya gözler önüne serilmektedir. Hemen “iyi ama bu tam bir ütopya” demeyin, çünkü aynı dünyada artık edebiyata, sanata, aileye, farklı kültürlere yer kalmamıştır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Suzanne Collins’in kaleme aldığı Açlık Oyunları, kitaptan daha çok filmiyle bilinen bir eser desek abartmış olmayız. Şüphesiz bunda kitabın ana karakteri Katniss Everdeen’ın aktris Jennifer Lawrence tarafından canlandırılmasının payı büyük. Bu hikâyede de karşımıza kıyamet sonrası zaman ve yine distopik bir dünya çıkmaktadır. Aralarında sosyoekonomik açıdan uçurum bulunan iki toplum, Capitol şehri ve onu çevreleyen mıntıkalarda yaşamaktadır. Olaylar, Capitol halkını eğlendirmek üzere hazırlanmış, mıntıkalardan seçilen genç bir kız ve erkeğin ayakta kalmak için öldürmesi gereken bir televizyon programı etrafında şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adından da anlaşılacağı gibi hikâye Mars’a uzanır ve üç kişilik NASA mürettebatından Mark Watney’nin bir toz fırtınası sırasında öldü sanılarak uzayda bırakılışına odaklanır. Düşünülenin aksine hâlâ hayatta olan Mark’ın Mars’ta mahsur kaldığı süreçte yaşamak için verdiği mücadele kitabın asıl konusudur. Uzun yıllar bilgisayar programcısı olarak çalışmış Amerikalı yazar Andy Weir’ın kitabı Marslı da beyaz perdeye uyarlanan bilim kurgu romanları arasında yer almaktadır. Filmde Mark’ı canlandıran kişi ünlü aktör Matt Damon olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan doğumlu Amerikalı yazar Kurt Vonnegut farklı türde eserler vermiştir ve bilim kurgu sınıfına giren kitaplarından biri Kedi Beşiği’dir. Hikâyede zaman günümüz, ana karakter ise Jonah isimli yazardır. Jonah, Hiroşima’ya atılan ilk atom bombasını anlatmak istediği Dünyanın Sona Erdiği Gün isminde bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Araştırma sırasında karşısına çıkan Bokonon isimli inanç sistemi ve buz dokuz adlı bilimsel buluşla bambaşka bir safhaya geçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın finalini Türk yazarlardan bir isimle yapalım istedik ve Müfit Özdeş’in Son Tiryaki isimli kitabını listemize dâhil ettik. Yazarın 1996’da yayımlanan kitabı aslında roman değil, 23 adet bilim kurgu hikâyesinden oluşan bir öykü kitabıdır. Özdeş’in yer verdiği her öykü ayrı karakterler, ayrı kurgular içermekte ve kitabın tamamı mizahi bilim kurgudan fantastik bilim kurguya birçok farklı türü içinde barındırmaktadır. Bilim kurgu üzerine kısa hikâyeler okumak isteyenlerin tercih edebileceği bir kitap olarak tavsiye edebiliriz.

  • ÖRNEKLERİYLE TÜRK ŞİİRİNDE DÖNEMLER

    Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte oluşan edebiyat birikimi ve Türkçemizin zenginliği, birbirinden farklı şiir yapılarının ve dönemlerinin oluşmasının temeldeki nedenleri arasında gösterilebilir. Tabii buna şairlerimizin, duygu ve düşünce dünyalarındaki farklılık ve renklilik de eklenebilir. Listemizde, şiir dönemlerinden öne çıkanları örnekler eşliğinde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Servet-i Fünûn ” title_font_size=”13″]

    1891-1944 yılları arasında yayımlanmış Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan edebiyatçıların geliştirdiği ve derginin adıyla anılan edebî hareket, getirdiği yeniliklerle en çok şiir üzerinde etkili olmuştur. En önemli özelliklerinden biri şiirde ses ile ahengin egemen olması ve kafiye kulak içindir anlayışının benimsenmesidir. Servet-i Fünûn şairleri arasında Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Faik Ali Ozansoy sayılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fecri Âtî” title_font_size=”13″]

    Mevsimler ve zamanın önemli yer tuttuğu, özellikle aşk ve tabiat konularının işlendiği, genellikle aruz ölçüsünün kullanıldığı Fecri Âtî şiirinde seçilen kelimelerde zarafet ve ahenk olması önemli bir detaydır. Servet-i Fünûn gibi Fecri Âtî şairlerinde de sanat, sanat içindir görüşünü benimsenmiştir. Öne çıkan temsilcileri arasında Ahmet Hâşim, Celâl Sahir Erozan, Emin Bülent Serdaroğlu, Mehmet Behçet Yazar gibi isimler bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beş Hececiler” title_font_size=”13″]

    Birinci Meşrutiyet’ten sonra hece vezniyle ve Millî Edebiyat akımının görüşleri doğrultusunda şiir yazan isimlerin oluşturduğu bir topluluktur. Adını, Orhan Seyfi Orhon, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy ve Yusuf Ziya Ortaç’ın oluşturduğu beş şairden alan Beş Hececiler, konuşma dilini edebiyata yerleştirmiş ve Türkçenin kullanılmasını önemsemişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öz (Saf) Şiir ” title_font_size=”13″]

    Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle başlayan ve Yahya Kemal Beyatlı, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Özdemir Asaf gibi şairleri etkileyen Öz Şiir akımında, dilde saflaşma, ses uyumu ve estetik son derece önemlidir. Bu anlayışa göre en mühim detay iyi ve güzel şiir yazmaktan ibarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Garip Hareketi” title_font_size=”13″]

    Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’ın öncülüğünü yaptığı Garip Hareketi 20. yüzyılın en etkili şiir hareketlerindendir. Bu üç şair olmasını istedikleri şiirsellikle ilgili önce örnekler üretmişler, sonra Garip isimli kitabın önsözünde manifesto niteliğinde bir yazıya imza atmışlardır. Akım, vezin ve kafiyeye, süsleme ve mecazlara karşı çıkan bir rol üstlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Akımı” title_font_size=”13″]

    Garip Hareketi’ne karşı geliştirilen ve basit şiir anlayışı yerine şairane bir sanat anlayışını savunan Mavi Akımı, 1 Kasım 1952’de yayımlanmaya başlanan Mavi isimli derginin etrafında toplanan şairlerden oluşmaktadır. Öncülüğünü Attila İlhan’ın yaptığı bu toplulukta Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Ahmet Oktay, Demir Özlü ve Tahsin Yücel yer almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci Yeni Akımı” title_font_size=”13″]

    Edip Cansever, Cemal Süreya, Ülkü Tamer, Turgut Uyar, İlhan Berk, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç gibi ünlü şairlerin temsilcisi olduğu, daha sonra Garipçilerden olan Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’ın da katıldığı İkinci Yeni Akımı, anlama değil imgeye önem vermiş, anlamın üstünü örterek sözcükler ve dizinde sezgiselliği öncelemiştir.

  • 5 MADDE İLE “YALNIZ ADAM” FRANZ KAFKA

    Ürettikleriyle 20. yüzyıl edebiyatına damga vuran Franz Kafka, kurgularında gerçeklik ile hayal dünyasını çok başarılı bir şekilde sentezledi ve bu yeteneği ile hem çok takdir edildi hem de pek çok tartışma konusunun gündemi oldu. Yaşarken çok fazla ün elde edemese de ölümünün ardından Dava, Dönüşüm, Şato gibi kitapları ile ilgi görmeye devam etti. Hatta bu kitaplardan hepimizin ismini duyduğu ya da okuduğu kitabı Dönüşüm ile pek çok insanın hayata bakış açısını değiştirmeyi başardı. Başkalaşma, yalnızlık, otoriter baskıcılık hakkında yazdığı hikâyelerle dikkat çeken Kafka’yı Kültür ve Yaşam sayfalarında, ölüm yıldönümünde ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Franz Kafka kimdir?” title_font_size=”13″]

    3 Temmuz 1883’te Çek Cumhuriyeti’nde Almanca konuşan bir Yahudi ailede dünyaya gelen Kafka, 6 kardeşin en büyüğüydü. Lise öğreniminden sonra hukuk eğitimini Prag Üniversitesi’nde aldı. Önce bir süre staj gördü ardından İtalyan bir sigorta şirketine geçti. Burası onun için bir dönüm noktasıydı çünkü onunla tanışmamızı sağlayan Max Brod ile yolları burada kesişti. Max ile kurduğu dostluk sayesinde edebiyat dünyasına girdi; Felix Weltsch, Oskar Baum, Franz Werfel gibi isimlerle bir arada olma fırsatı yakaladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Franz Kafka’nın gizemli dünyası” title_font_size=”13″]

    Kafka, küçük yaşlardan beri yazmaya ve hikâye anlatmaya çok meraklıydı hatta anne ve babasının doğum günlerinde onlar için piyesler hazırlar, kardeşleriyle birlikte sunarlardı. Bütün hayatını yazarak geçirmesine karşın bu eserlerden çok azı bize ulaşabildi çünkü eserlerinin birçoğunu yayımlamayı tercih etmedi.  Bunun altında yatan nedenlerden biri babası ile olan iletişim sorunuydu. Kafka’nın babası, oğlunun edebiyata olan ilgisini desteklemiyordu. Hâlihazırda babasıyla zaten zor ve karmaşık olan ilişkisi bir de edebiyat sevdasından dolayı iyice çıkmaza girmişti. Babasına karşı beslediği tek duygu, eserlerinden de anlaşılacağı üzere nefretti. Almanca konuştuğu için Çekler tarafından, Yahudi olduğu için de Almanlar tarafından sevilmedi ve çocukluğu hep bir karmaşa içinde geçti; diğer bir deyişle kavgalı olduğu yalnızca babası değil aslında hayatın kendisiydi. Duyguları ile kalemi arasına sınır koymayan Kafka, babasıyla olan bu kavgasını “Babaya Mektup” adlı kitabında kaleme almış ve bu çatışmayı somut bir şekilde gözler önüne sermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Babaya Mektup” title_font_size=”13″]

    Babaya Mektup, Franz Kafka’nın Kasım 1919’da babası Hermann’a yazdığı ve babasının Kafka üzerindeki psikolojik travmalarını konu alan bir mektuptu. 45 sayfalık kitabı, babasına ulaştırması için annesine teslim etti ancak annesi bunu kabul etmedi ve oğluna geri verdi. Her ne kadar annesi babasına ulaştırmayı reddetse de 1952 yılında kitap yayımlandı.  “Senin etkinden tamamen bağımsız büyümüş olsaydım bile, senin gönlünde yatan insan gibi biri olamayacaktım büyük ihtimalle. Herhalde yine çelimsiz, ürkek, kararsız, huzursuz bir insan olurdum…” diyerek duygularını kaleme alan Kafka’nın babası ile olan ilişkisi, aslında çoğu eserinin ilham kaynağı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Franz Kafka’nın Dönüşüm’ü” title_font_size=”13″]

    Almanca adı Die Verwandlung olan ve dilimize Dönüşüm, Değişim ya da Metamorfoz olarak çevrilen eseri Kafka’nın en popüler kitabı olmuştur. İlk olarak 1915 yılında yayımlanan kitap, Gregor Samsa’nın bir sabah kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulmasıyla başlar ve hayatındaki değişiklikleri anlatır. Dönüşüm, aynı zamanda Kafka’nın metafor kullanma yeteneğini de gözler önüne seren bir kitap olma özelliğini taşır çünkü Gregor Samsa’nın toplum içindeki yeri, gerçekten bir böcekten farksızdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ölümünden sonra gelen şöhret” title_font_size=”13″]

    Yaşarken az sayıda okuyucu kitlesine sahipken, ölümünün ardından tüm dünya onu tanıdı bunun ardında ise yakın arkadaşı Max Brod vardı. Ölmeden önce Kafka, Brod’a eserlerini yakmasını söyledi ancak Brod onun bu isteğini yerine getirmedi ve tüm eserlerini yayımladı. Kafka, öldükten sonra sadece ismiyle bile onlarca işe hayat verdi; Rus oyun tasarımcısı Mif2000, Kafka’nın romanlarını bilgisayar oyunlarına uyarladı. Yanı sıra sinemaya uyarlanan romanları da oldu; Inaka Isha / A Country Doctor bunlardan biriydi. Ülkemizin ünlü şairlerinden Cemal Süreyya da Göçebe adlı şiirinde Kafka’nın adını geçirdi: “Ellerim gece yatısına çağrılmış ve telaşsız görünmeye çalışan Kafka gibi yüzüm giyotine abone…”. Kafka, ardında bıraktığı eserleriyle günümüzde de ilham olmaya devam ediyor…

  • SİZ HANGİ ROMAN TÜRÜNÜ DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ?

    Bir romanı okumak için elimize aldığımızda bambaşka bir dünyanın kapısından içeri girmek üzere olduğumuzu biliriz. O dünya bizi bazen geleceğe bazen geçmişe götürürken bazen de yaşadığımız döneme mıh gibi sabitler. Yeryüzündeki bambaşka yerlere hatta bazen de hiç var olmamış adreslere ışınlanır zihnimiz. Gerçekte ne yaşıyor olursak olalım satırlarda yazanlar duygu durumumuzu bile şekillendirir, gülerken ağlamaya ağlarken gülmeye başlayabiliriz. Bu edebi ürünler böyle büyülü bir güce sahiptir işte. Peki siz aşağıdaki roman türlerinden genellikle hangisinde kaybolmayı daha çok tercih edersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • FANTASTİK EDEBİYAT YAZARI JRR TOLKİEN’İN ESERLERİNİN PERDE ARKASI

    Fantastik edebiyat yazarı olmadan önce dil bilimci bir profesördü Tolkien. Mutlu bir evlilik yapmış, dört çocuğu olmuş, karısının vefatından sonra ancak iki yıl yaşayabilmiş, 1892’de başlayan yaşamı 1973 yılında sona ermişti. Tolkien, son derece zengin olan hayal dünyasıyla erişilmesi zor kurgulara imza atmış ve dünyanın en çok okunan ikinci kitabını, yani Yüzüklerin Efendisi’ni yazan kişi olmuştu. Kitaplarının uyarlandığı filmler de tüm dünyada yine erişilmesi zor bir etki yaratmakta gecikmedi. Bunlar, yazar hakkında bilinenlerdir fakat kitapları hakkındaki şu detaylar pek de bilinmez…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hobbit, JRR Tolkien’in yıllarca zihninde kurguladığı Orta Dünya’yı 1937 yılında ilk kez okuyucu karşısına çıkardığı eseridir. İngiliz dili ve edebiyatı profesörü olarak yazdığı bu masal kitabı bazı çevrelerde şaşkınlık ve eleştirilere sebep olduysa da övgü ve ödül toplamakta gecikmemiştir. Tolkien’in tüm Orta Dünya kitaplarının anlatıcısı olan Bilbo Baggins karakteri Hobbit kitabında ana karakterdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’ni, Hobbit’in popülerleşmesinden etkilenen yayıncısının bir devam serisi istemesi üzerine yazmaya başladı ve tamamını 12 yılda, 1949 yılında bitirebildi. Yüzük Kardeşliği, İki Kule ve Kralın Dönüşü isimleriyle üç cilt olarak yayımlandı. Tolkien’in el yazısıyla 9250 sayfa tutan eser bugün Marquette Üniversitesi’nde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Silmarillion kitabı ise Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nden de önce gelir. Yazarın, ırkların dünyaya gelişinden karakterlerin hikâyelerine kadar kurguladığı Orta Dünya’nın arka planını anlatır. Fakat Tolkien hayattayken kitaplaşmamış, ölümünden sonra oğlu tarafından tüm notlarının bir araya getirilmesiyle yayınlanabilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yüzüklerin Efendisi ismi, hikâyenin kötü karakteri olan ve Karanlıklar Lordu olarak da bilinen Sauron’u işaret eder. Orta Dünya’ya hükmedebilmek için tüm Güç Yüzükleri’ni yönetebilecek Tek Yüzük’ü Hüküm Dağında bizzat döverek yapan Sauron karakteri, Hobbit, Silmarillion, Hurin’in Çocukları kitaplarında da yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tolkien’in Hobbit’ten de önce, 1910 yılında yazmaya başladığı Hurin’in Çocukları taslaklar halinde kalmış, kitaplaştırılamamıştır. Yazarın 1971’deki ölümünün ardından oğlu Christopher Tolkien, yıllarca babasının notları üzerinde çalışmış ve Orta Dünya tarihinden bir bölümü anlatan kitabı 2007 yılında okuyucuyla buluşturmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    JRR Tolkien, tüm detaylarıyla kurguladığı Orta Dünya evreninin haritalarını da oluşturmuştur.  Rohan, Gondor, Mordor ülkelerini, Ithilien ormanlık alanı gibi yerleri çizerek zor bir kurgusu olan kitaplarında okuyucuya bu haritalarla rehberlik etmiştir. Haritaları bazen de en küçük oğlu Christopher çizmiş ve üstüne CJRT imzasını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tolkien’in en son yayınlanan (2016) eserlerinden biri Beren ve Luthien’in Hikâyesi’dir. Bu kitapta ölümlü insan Beren ve ölümsüz elf Luthien’in aşkı anlatılır. Bu karakterler Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion kitaplarında da geçmektedir. Bazı sahnelerde Tolkien’in karısı Edith ile olan ilişkisinden ilham aldığı söylenir. Yazar epik şiir ve öykü olarak sürdürdüğü bu hikâyeyi tamamlayamamış, ölümünden çok sonra yine oğlu Christopher Tolkien’in çalışmalarıyla yayımlanabilmiştir.