Yazar: admin

  • 8 MADDEDE BAKIRCILIK VE BAKIRCILAR ÇARŞILARI

    8 MADDEDE BAKIRCILIK VE BAKIRCILAR ÇARŞILARI

    İnsanlar onu işleyerek kullanmayı öğrendiğinden beri gündelik hayatta bakırın önemli bir yeri var. Bu içeriğimizde kullanım ve işleme yöntemleri çağlar içinde değişse de bir şekilde hep hayatımızda kalan bakırı ve Anadolu’nun hemen her yerine dağılmış bakırcılar çarşılarını listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da çok uzun zamandır bakırcılık yapıldığı bilinmektedir. Günümüze kadar uzanan bir zanaat olan bakırcılık genelde usta-çırak ilişkisi ile aktarılır. Anadolu’nun bakır ustaları; dövme, kazıma, zımbayla dövme gibi işlemlerden sonra bakıra son halini verirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bakır eşyalar geçmişte en çok mutfakta kullanılır, yiyecekleri pişirmek ve servis etmek için tercih edilirdi. Bakırda pişen yemeğin çok daha lezzetli olduğunu savunanlara bilhassa Anadolu’da sıkça rastlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde ise bakır eşyalar daha çok dekoratif amaçlı kullanılmakta ve sadece mutfakları değil tüm yaşam alanlarını süslemekte. Üstelik bakır objelerin dekorasyon amaçlı kullanımına ülkemiz kadar dünyada da ilgili gösterilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bakırdan yapılmış siniler, tepsiler, semaverler ve en çok da cezveler gerek yemek pişirme ya da sunumda gerekse ev dekorasyonunda tercih edilmekle birlikte, hediyelik eşya olarak da rağbet görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bakırcılık, zanaat

    Ülkenin en büyük bakırcı çarşısı olan Gaziantep Bakırcılar Çarşısı’nın tam tarihi bilinmese de 19. yüzyılda yapıldığı tahmin edilir. Sekiz sokağa yayılmış ahşap vitrinli dükkânlardan oluşur ve bölgeye gelen turistler için çok ilgi çekici bir merkezdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bakırcılık, zanaat

    Anadolu’nun birçok yerinde bulunan çarşıların biri de Safranbolu’dadır. Bu çarşı Safranbolu Demirciler Çarşısı olarak da bilinir. Safranbolu’yu ziyaret ederseniz bu çarşıdan sevdiklerinize hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bakırcılık, zanaat

    Tüm Türkiye’de özellikle de 50 ve 60’lı yıllarda bakırcılık geleneği revaçta olsa da bazı şehirler bakırcılık merkezleri olarak ünlenmiştir. Anadolu’nun göbeğindeki Çorum da bu köklü geleneği yaşatan şehirlerimizden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bakırcılık, zanaat

    1887 yılında Hartavizade Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan Urfa Bakırcılar Çarşısı’nda hem Osmanlı döneminden kalma antika bakırları hem de daha yeni tarihli bakırcılık örneklerini bulmak mümkün. Bu tarihi çarşıda en çok ilgi gören bakır eşyalar ise Balıklıgöl temalı siniler…

  • 8 Maddede Kandil Geleneğimiz

    8 Maddede Kandil Geleneğimiz

    Her yıl, Hicri takvime göre Receb, Şaban ve Ramazan aylarından oluşan ve “üç aylar” olarak ifade edilen günler içinde “üç kandil” kutlanır. Regaib, Miraç ve Berat Kandilleri… Üç aylar dışında kalan bir kandil daha vardır ki o da Hz. Muhammed’in (s.a.v) doğum gecesi olan Mevlid Kandili’dir. Müslümanlar için Kandil günleri buluşturucu, birleştirici olduğu kadar kişilerin manevi anlamda arınmaya, temizlenmeye niyet ettiği kutsal günlerdir. 2018 yılının üç ayları 19 Mart’la birlikte başladı. Biz de listemizi Müslüman âleminin idrak edeceği “Kandil Günleri”ni kutlayarak başlatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kandil günlerinin kutlu sayılma nedenleri vardır. Örneğin “göğe yükselme” anlamına gelen Mirac ile Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir gece Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gittiğine duyulan inanç ifade edilir. Kandiller Müslüman dünyasında İslam’ın başlangıcından itibaren değil Hicri 3. yüzyıl itibariyle kutlanmaya başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kandil kelimesi dilimize Latince’deki “candela” sözcüğünden geçmiş. Bu sözcüğün kökeninde ise “candeo”, yani ışımak var. Kandil önceleri aydınlatma aracı olarak kullanılırken sonraları cami, türbe gibi dini yerlerde kullanılan bir nitelik kazanmış. Regaip, Berat gibi günlere “Kandil Günleri” denmesi ise sadece Türklere mahsus bir konu ve Osmanlı’da II. Selim döneminde camilerde kandil yakılmaya başlanmasına dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mahya, “Camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim.” anlamına geliyor. Günümüzde özellikle Ramazan ayında yakılan mahyaları pek çok cami Kandil geceleri de kurarak, o günün anlamına atıf yapan sözler ya da dualarla geceyi anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her gün yapılagelen ibadet ve dualar Müslümanlar için Kandil günlerinde daha da büyük bir istekle yapılan fiillere dönüşür. Cami ziyaretleri, hep birlikte açılan eller, toplum için edilen dualar geceyi ruhani bir iklime büründürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kandil günlerinin önemine duyulan inanç o günlerde hayır işleme duygusunu da artırmaktadır. Özellikle Osmanlı döneminde hali vakti yerinde olan insanlar kendilerini belli etmeden türlü türlü hayırlar işlemenin yollarını ararlarmış. Yakın zamana kadar da konu komşuya lokma ya da şerbet dağıtıldığını hatırlayanlarınız olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kandiller günümüzde bir kısa mesajla kutlanır hale gelse de büyüklere açılan bir telefonun, iyi dileklerde bulunmanın ve hayır duasını almanın yerini tutamayacağı aşikârdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Susamlı ya da sade çevredeki insanlara ikram edilen kandil simidi de geleneğin önemli ve nostaljik bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hicri takvime göre belirlenen Kandil günleri her yıl farklı günlere denk gelmektedir. 2018 yılında 19 Mart’ta Receb ayı ile başlayan üç aylarda Regaip Kandili 22 Mart, Miraç Kandili 13 Nisan, Berat Kandili 30 Nisan günü kutlanacak. Mevlid Kandili ise 19 Kasım gününe denk geliyor.

  • SOĞUK GÜNLERE SICAK BİR SOLUK GETİREN KİTAPLAR

    Her mevsimin kendine has güzelliği var. Özellikle kış ayları evlerimizde daha çok zaman geçirdiğimiz uzun geceler mevsimi. Bu aylarda sıcak içeceklerimizle battaniyelerimizin altında keyifle uzanıp okuyabileceğimiz kış mevsiminde geçen kitapları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı yazar Paul Auster’in kendi hayat hikâyesini anlattığı “Kış Günlüğü”, 70’li yaşlarını geride bırakan yazarın ömrünün kışını sürdüğünü hissetmesiyle kaleme aldığı bir eser. Kitabında bedeninde çoğu çocukluktan kalma yaraların izlerini de anlatan Auster, “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.” diyor ve kendisiyle yüzleşiyor. Bu keder yüklü hesaplaşmanın sancılarını kış mevsimi ile bütünleyerek metaforik bir ifade şekli oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rus edebiyatının güçlü kalemi Fyodor Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” kitabı, genç bir adamın tesadüfen tanıştığı bir kadınla yaşadığı dört günlük aşkı konu alıyor. Kasvetli bir kış mevsiminde St. Petersburg’da geçen bu hazin aşk hikâyesi, Dostoyevski’nin betimleme gücüyle birleşince şehrin tüm soğuğu okuyucuların iliklerine kadar işliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Basit bir doğa olayı olarak görülen kış mevsiminin insan ve toplum üzerindeki etkisini “Kış: Bir Mevsimin Tarihi” adlı kitabıyla inceleyen İsviçreli yazar François Walter, edebi kitaplarının yanı sıra akademik eserler de üretmiş bir isim. Mitolojiden edebiyata, güzel sanatlardan kış sporlarına insanlığın ortak belleğinde yer edinmiş tüm olumlu ve olumsuz çağrışımların masaya yatırıldığı bu kitap, kış mevsimine olan bakış açınızı değiştirecek güçte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rus edebiyatının efsanevi kalemi Nikolay Vasilyeviç Gogol tarafından yazılan “Palto” kitabında, başkahraman Akakiy Akakiyeviç’in binbir zorlukla aldığı yeni paltosunun çalınması ve sonrasında gelişen ilginç olaylar anlatılıyor. Soğuk kış günlerinin zorlu geçtiği Rusya’da paltosuz kalan sıradan bir insanın umutsuz mücadelesinin anlatıldığı eser; Dostoyevski’den Tolstoy’a, Turgenyev’den Çehov’a Rus edebiyatını şekillendirerek günümüze ulaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilim kurgu edebiyatının kurucuları arasında yer alan Fransız yazar ve gezgin Jules Verne, kendi gezilerinden ilham alarak yazdığı “Buzullar Arasında Bir Kış” kitabında Fransa’dan Grönland’a uzanan gemi maceralarını anlatıyor. Gerilim dolu hikâyeyi romantik bir aşkla harmanlayarak macera dolu bir yol kitabına imza atan Verne, üstesinden gelinmesi güç hikâyeleri eserine ustalıkla konu ediniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son kış kitabı, modern Türk romanının kurucusu olarak anılan Halid Ziya Uşaklıgil’in “Onu Beklerken” eseri… Uşaklıgil bu hikâyesinde kış mevsiminin yaşanmadığı Çad Çölü’nden İstanbul’a gelmek zorunda kalan bir kız çocuğunun ilk defa karşılaştığı kış mevsimini ve bu mevsimde yaşadığı zorlukları anlatıyor. “Onu Beklerken”, değişik tarihlerde dergi ve gazetelerde yayımlanan toplam 16 hikâyeden oluşuyor. Uşaklıgil sade dilinin inceliklerini gösterdiği bu kitabında o dönemin Türkiye’sini ve psikolojik betimlemeleri başarıyla okuyucusuna aktarıyor.

  • TÜM DÜNYA İÇİN GELENEKSEL BİR ÜRÜN OLAN DANTELİN TARİHÇESİ

    Annelerimizin anneannelerimizin büyük bir dikkat ve incelikle ürettikleri dantel örtülere, ütüsünden ev dekorasyonundaki konumuna ne kadar büyük önem verdiklerini hatırlıyor musunuz? Peki, bir havlunun kenarında ya da vitrinin içinde zarifliği ve göz nurunu temsil eden o dantelin, Avrupa’da birkaç asır boyunca büyük rüzgârlar estirdiğini duymuş muydunuz? Gelin tüm dünya için geleneksel bir ürün olan dantelin uluslararası tarihinde kısa bir yolculuğa çıkalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dantelin tarihçesine dair, topraklarımıza 16. yüzyılda Venedik’ten geldiği iddiası karşısında, Osmanlıların Doğu kültürlerinden öğrendiği dantelin, Venediklilerce kendi bölgelerine götürüldüğü, daha sonra dantel adıyla tekrar Anadolu’ya getirildiği iddiaları bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dantelin dönem Avrupa’sında büyük bir ilgi gördüğü bilinmektedir. Nedeni ise bu tür işlemelerin ancak soylular ile burjuva sınıfının giysilerinde, din adamlarının kıyafetlerinde ve kilise törenlerinde görülebilmesiydi. Dantel işlemeli kıyafet giyen kişiler sınıfsal bir göstergeye sahip olmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fransızların, Venedik danteli satın alabilmek için geniş bütçeler ayırdıkları, hatta 14. Louis’nin Maliye Bakanı Jean Baptiste Colbert tarafından dantel sanayisi kurulduğu, Hollanda ve İtalya’dan dantel ustaları getirildiği, bu sayede ülkenin Avrupa’da dantel üretim merkezi haline geldiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    O yüzyıllarda hemen hemen her Avrupa ülkesi kendi dantel türünü oluşturmuştu. Venedik’te gelişen iğne ve mekik işi dantelde keten kumaştan iplikler çekilirken, İspanyollar gümüş ve altın iplikler kullanıyordu. Almanya’nın Ore Dağları bölgesinde ise tığ işi danteli erkekler yapıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ellerin üzerine kat kat düşen parçalardan yakalık biçiminde takılan aksesuarlara, elbiselerin eteklerinden garnili şapkalara, yataktan masa örtüsüne, koltuk yüzeyinden yastık kenarı işlemesine, 16. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında dantelin kullanım alanı bir hayli çeşitlenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ne var ki makine sanayisinin gelişmesi ile bir saat gibi kısa sürede ucuz dantel yapan makineler icat edilmiş, dantel işlemeler sıradan insanların da giysilerinde görülmeye başlanmış ve birkaç yüzyıldır Avrupa aristokrasisini sarıp sarmalayan dantel hayranlığı yavaş yavaş düşüşe geçmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde nadir de olsa giysilerde veya evlerde dekorasyon aracı olarak kullanılan dantel, gelinlik söz konusu olduğunda hâlâ tüm dünyada revaçta. En çok tercih edilen gelinlikler arasında ise bir dönem sanayisiyle de Avrupa’da öne çıkan Fransız dantelli tasarımlar öne çıkıyor.

  • 8 Maddeyle İstanbul’un Ağaç Müzesi Atatürk Arboretumu

    8 Maddeyle İstanbul’un Ağaç Müzesi Atatürk Arboretumu

    Atatürk Arboretumu, İstanbul’da oluşturulmuş yemyeşil bir dünya… Listemizle bu dünyaya, yani ladinlerin, ıhlamurların, manolyaların, bambuların, salkım söğütlerin, karaçamların ve dahi saymakla bitiremeyeceğimiz yüzlerce ağacın gölgesine sığınmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gelin önce kelimenin anlamına bakalım, ne de olsa günlük yaşamda pek de aşina olmadığımız bir sözcük “arboretum”… Latince kökenli kelime, “ağaç parkı” anlamında kullanılıyor. Bu park kendiliğinden oluşmuyor elbette; oluşması için bilimsel veriler eşliğinde dünyanın pek çok yerinden getirilen bitkilerin büyük çabalarla yetiştirilip korunması gerekiyor. Bu nedenle arboretum için “bitki müzesi” de denilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Atatürk Arboretumu Sarıyer’de, İstanbul’un akciğeri olarak da nitelenen Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda yer alıyor… Şehrin keşmekeşinden uzak bölgede 296 hektarlık bir alanı kaplayan arboretum, yazları yemyeşil bir görüntü verirken sonbaharda rengârenk olan ağaçlarla ziyaretçilerine görsel bir şölen sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tarihçesine gelirsek… Ülkemizde bir ağaç parkı oluşturmak için ilk adımlar 1949 yılında atılmış. O zaman 38 hektarlık bir alan hedef alınmış ve çalışmalar çeşitli aralıklarla devam etmiş. Atatürk’ün 100. doğum yılı kutlamaları yapıldığı sırada da parka “Atatürk Arboretumu” adı verilmiş. Açılışı ise 1992 yılına denk geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Değil görmek belki adını bile duymadığımız, dünyanın dört bir köşesinden egzotik ve endemik türlerin yer aldığı arboretumda 2000 çeşit bitki bulunuyor. Bitki seçiminde bölgemizin iklim koşullarına uygunluğu birinci derecede önem arz ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Arboretum, her şeyden önce pek çoğumuzun görme şansına sahip olamadığı bitkilerle tanışmamızı sağlıyor. İlkokul düzeyinden üniversite seviyesindeki öğrencilere konuyla ilgili geniş bir bilgi sahası sunarken bilimsel araştırmalara da kapılarını açık tutuyor. Önemli katkılarından bir tanesi de ziyaretçilerine kazandırdığı çevre koruma bilinci…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Arboretuma gittiğinizde yapacak birçok aktivite bulabilirsiniz. Örneğin; yürüyüş parkurlarında oksijeni içinize derin derin çekerek yürüyüşler yapabilirsiniz. Kitabınızı yanınıza alıp harika manzaralı göletin kıyısına kurulabilirsiniz. Müziğinizi dinleyerek doğanın içinde kaybolabilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ağaç parkında neler yapılamaz sorusuna verilecek ilk cevap ise elbette “piknik yapılamaz ve ateş yakılamaz” olacaktır. Evcil hayvanlara kapalı olan alana yiyecek ve içecek maddesi sokulamıyor. Ayrıca fotoğraf makinenizi götürebilirken içeri profesyonel çekim setleriyle girmenize izin verilmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ziyaret etmeyi düşünenler için belirtelim, mülkiyeti ve finansmanı Orman Genel Müdürlüğüne ait mekân pazartesi günleri kapalı… Diğer günler ise sabah 08.30’dan itibaren, yaz günleri 20.00’ye, kış günleri ise 17.00’ye kadar açık.

  • YARASALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Dünyamızda uzun süredir yaşayan canlı türlerinden olan yarasalar, popüler kültürün kültleşen efsane karakteri Kont Drakula’nın gücünü ve karanlık taraflarını aldığı hayvanlar olarak akıllarımıza kazınsa da aslında oldukça zararsız, kendi halinde bir hayvan türüdür. Dinozorları görmüş, meteor yağmurundan kurtulmuş, buzul dönemi atlatmış bu masum canlıların bunlar yetmezmiş gibi bir de ekosistemimiz için oldukça faydalı işlevi var. Yazımızı okuduktan sonra eminiz ki yarasalara bakış açınız değişecektir. İşte yarasalar hakkında ilginç gerçekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizdeki en büyük yarasa kolonisi, Amerika Teksas’taki Bracken Yarasa Mağarası’nda bulunur. 20 milyondan fazla yarasanın yaşadığı mağaradaki yarasa sayısı dünyadaki en kalabalık şehirlerden biri olan New York’un nüfusunun iki katı kadardır. Neredeyse İstanbul’un nüfusu kadar!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar, Antarktika dışındaki her kıtada yaşarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yarasaların yaklaşık olarak %70’i böcek ile beslenir. Ortalama bir yarasa saatte 600 adet böcekten daha fazlasını yer, bu da bir insanın bir gecede yaklaşık 20 pizza yemesine benzer. Geri kalan yarasa türleri ise meyvelerle beslenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Görme kabiliyetlerine ek olarak yarasalar 20 Hz – 120000 Hz frekans aralığındaki sesleri duyabiliyorken; insanlar yalnızca 20 Hz – 20000 Hz, köpekler ise 40 Hz – 60000 Hz frekans aralığındaki sesleri duyabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar yaz aylarında ekilen salatalıklara gelen böcekleri tüketerek çiftçileri ekstra ilaçlama masrafından kurtarır. Yaklaşık bin yarasadan oluşan koloniler yılda 4 ton böcekle beslenir. Bu sebeple yarasalar ekosistemde önemli bir işlevi kendiliğinden yerine getirir. Bir daha yarasa gördüğünüzde korkmak yerine bu canlıların ilaçsız tarım için ne kadar önemli olduğunu hatırlayarak onlara şefkatle bakın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar ortalama olarak 20 yıl yaşamaktadır. Yılda bir defa yavrulamakta ve her yıl, 3 ay kış uykusuna yatmaktadır. Yarasalar kör değildir ve aslında birçok yarasa oldukça iyi görebilir; bazı türler ultraviyole ışığı bile tespit edebilir. Aynı zamanda mükemmel eko konuma sahiptirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bilim insanları yarasaların ilk kez 65-100 milyon yıl önce dinozorlarla aynı anda ortaya çıktığını düşünmektedir. Bilinen en eski mega yarasalar bundan 35 milyon yıl önce yaşamaktadır. Ayrıca yarasalar uçabilen tek memeli türüdür. Yarasalar ve “uçan sincaplar” arasındaki fark ise; yarasalar nasıl uçtuklarını aktif olarak kontrol edebilirken, “uçan sincaplar” yalnızca hedefe ulaşmak için uzun bir sıçrayış yapmaktadır.

  • Kışın Sokaktaki Canlar İçin Yapabileceğiniz 10 Büyük İyilik

    Kışın Sokaktaki Canlar İçin Yapabileceğiniz 10 Büyük İyilik

    Sokaklarımıza ve yaşamımıza renk katan sokak hayvanları her zaman mahallelerimizin önemli değerlerinden biri olmuştur. Kış mevsimi gelip, havalar soğuduğunda hayat onlar için çok zorlaşır. Onlara zorlu hava koşullarında yardımcı olmak için yapabileceklerinizi 10 maddelik listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Havalar soğuyunca üşüyen kediler ısınmak için arabaların motorlarına giriyor ve bazen orada uyuyabiliyorlar, bu yüzden siz siz olun motorda kedi olup olmadığını bilmeden arabanızı çalıştırmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Yeryüzündeki tüm canlılar gibi sokak hayvanlarının da yaz kış yeterli su almaları gerekiyor. Onlara soğuk havalarda su vereceğiniz zaman suyun içine yağ damlatmayı unutmayın ki miniklerin suyu donmasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokaktaki canların karnını doyururken metal yerine plastik kapları tercih etmeniz de onlar için hazırladığınız yiyeceklerin donmasını engelleyecektir. Ayrıca yemek ararken çöp kutularına giren kedileri yaralamamak için çöpe cam kırığı ve kesici maddeler atmamanız da onların sağlığı için büyük önem taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Kışın soğuğu sokak hayvanları için hayati bir tehlike oluşturabilir. Onları soğuktan, kardan ve yağmurdan koruyacak yuvalar yapmak ise oldukça kolay… Her markette bulabileceğiniz basit ve ucuz malzemeleri kullanarak onlara ev yapabilirsiniz, karton bir kutunun içine eski bir kazak koyup, üzerine bir çöp poşeti geçirerek bile bir can kurtarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kedi ve köpekler gibi kuşlar da kışın soğuğunda yiyecek bulmakta zorlanıyorlar. Soğukta aç kaldıklarında çok kısa sürede hayatını kaybeden bu minik canlılara yardım etmek için pencerenizin önüne, balkonunuza biraz bulgur, pirinç ya da ekmek kırıntısı bırakmanız yeterli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Üstelik kuşlar için ev yaparak sert hava şartlarından korunmalarını sağlayabilirsiniz. Osmanlı mimarisinde de özel bir yeri olan kuş evleri aslında bir anlamda sokakta yaşayan hayvanları korumanın kültürümüzde ne kadar köklü bir yeri olduğunun göstergesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokakta yaralı bir hayvan gördüğünüzde nasılsa biri yardım eder diye düşünmemelisiniz. Oradan ayrılmayıp yetkilileri arayarak bir can kurtarabilirsiniz. Belediyelerin ilgili birimlerine, hayvan ambulansı servisine telefonunuzla kolayca ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Havanın en soğuk olduğu günlerde, gecelerde üşüyen hayvanları apartmanınızın içine alarak binanın sıcağını onlarla paylaşabilirsiniz. Soğuk bir geceyi apartmanda geçirmek onları hayati tehlikelerden koruyabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    sokak hayvanları

    Sokakta gördüğünüz yavru hayvanları iyice araştırmadan bulundukları yerden uzaklaştırmak, istemeden de olsa onlara zarar vermenize sebep olabilir. Eğer annesiz olduğundan şüphelendiğiniz yavru bir hayvan varsa onu bir süre gözleyin, etraftakilere annesi olup olmadığını sorun ve ancak yalnız olduğuna emin olursanız harekete geçin. Unutmayın ki bir yavruya kimse annesinden daha iyi bakamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Sokaklarımızda birçok sahipsiz hayvan var ve onlara yapacağımız minicik yardımlar bile hayat kurtarıcı olabilir. İmkânınız varsa barınaklara yardım yapmak, en azından barınakları ziyaret edip sevgi ve ilgi göstermek oradaki canlar için bir fark yaratabilir. Hayatınıza tüylü bir dost dâhil etmek istediğinizde ise, satın almak yerine sahiplenmek yaşadığımız dünyayı biraz daha güzelleştirmek için harika bir fırsat olacaktır.

  • YAĞ YAKICI BESİNLER

    Kilo kontrolünde genel olarak bazı besinlerin tüketilmemesi ya da minimum düzeyde tüketilmesi tavsiye edilir. Konu sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme olunca sofralarımızdan çıkardığımız besinlerin yerine koyabileceğimiz öyle meyve, baharat ya da sebzeler var ki bedenimizin hücre düzeyinde yağ yakımını hızlandırmaya yardımcı oluyor. Doğru miktarda ve doğru metotlarla tüketildiğinde metabolizmayı hızlandıran ürünleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İçeriğindeki kateşin adlı bileşik sayesinde yağ depolanmasını engelleyen ve yağ yakımını arttıran yeşil çay, metabolizmanın hızlanmasında oldukça etkili bir içecek. Dozunda tüketilen yeşil çay, yağ asitlerinin enerji olarak kullanılmasına ve yağ yakımına yardımcı olur. Günlük tavsiye edilen miktarı iki, en fazla üç fincandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yemekten sonra salgılanan insülin hormonunu dengelemeye yardımcı olan tarçın, bu sayede vücutta daha az yağın depolanmasını sağlamaktadır. Tarçında bulunan bileşikler, kan damarlarını uyarır, yağ yakımını hızlandırır ve kan şekeri seviyesini düzenler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kırmızıbiberin içeriğinde bulunan kapsaisin, aslında bibere acı tadı veren maddedir. Ancak kapsaisinin tek özelliği acı tadı değil, içeriğindeki termogenezdir. Termogenez, vücudun ısısını arttırır, enerjiyi yakar ve böylelikle vücut etkili bir şekilde yağ yakmaya başlar. Kısaca yağın depolanmasını azaltan kırmızıbiber, kilo kontrolünde oldukça etkili besinlerden bir tanesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilinen en iyi protein kaynağı olan yumurtanın içeriğindeki kolin, yağların depolanmasını azaltan bir etkiye sahiptir. B grubu vitaminlerinden biri olan kolin, betain adlı başka bir maddenin üretimini sağlar ve betain, kalp ve dolaşım sistemi sağlığı açısından oldukça önemlidir. Böbreklerin düzgün çalışmasını sağlayan ve karaciğer yağlanmasının önüne geçen bu kıymetli besinin günlük tavsiye edilen tüketim miktarı ise 500 mg’dır, bu da üç adet yumurtaya denk düşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Asya mutfağından görmeye alışık olduğumuz zencefil, ülkemizde de sıkça kullanılan bir besin haline geldi. Kök yumrularının ilaç sektöründe sıkça kullanıldığı zencefil, metabolizmayı hızlandırarak kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca kan şekerini dengede tuttuğu için tokluk hissi oluşturur ve zayıflamaya katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Limon kabuğunda bulunan D-Limonen, karın yağlarının yakılmasını ve toksinlerin temizlenmesini kolaylaştıran bir antioksidandır. Özellikle sabah aç karnına tüketilen limon, metabolizmayı ve yağ yakımını hızlandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En etkili yağ yakan besinlerden biri olan avokado, zengin protein içeriği sayesinde metabolizmayı hızlandırmaktadır. Ancak avokadonun kendisi hâlihazırda yüksek kalorili bir besin olduğu için kullanımında aşırıya kaçmamak gerekir.

  • ONLARSIZ BİR EV DÜŞÜNÜLEMEZ!

    Küçük ev aletlerinin olmadığı bir yaşam hayal etmek mümkün değil, değil mi? Ütüden tutun, saç kurutma makinesine bugün evlerimizde kullandığımız pek çok ürün hayatımızı oldukça kolaylaştırmakta ve bizler için geriye boş vakit sağlamakta, zaman kazandırmakta. Sanayi Devrimi ve elektriğin keşfedilmesi ile hızla gelişen ve hemen hemen her evde bulunan küçük ev aletlerinin çoğunun çok daha önce icat edildiğini biliyor muydunuz? Bu cihazların en önemli altı tanesini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ütünün icadı 17. yüzyıla dayanmaktadır. Giysi ya da kumaşı düzleştirmek için ısıtılmış ağır taşlar kullanılırken daha sonra saplı düz demir plakalar ateşte ısıtılmaya başlandı. Ancak ısının uzun süre korunamaması sebebiyle ilerleyen dönemlerde oyulmuş demir plakaların içine kömür közü dolduruldu. Kor halindeki kömür ve demirden oluşan bu ütüler oldukça ağır ve kullanması tehlikeli olsa da bir yüzyıl boyunca bu ütü kullanıldı. Bugün kullandığımız elektrikli ütülerin icadı ise 1882’de Amerikalı Henry Seely tarafından gerçekleşti. İki karbon çubuk arasına kurduğu kablolu elektrik köprüsü ile demir yüzeyin ısınması sağlandı. Elektrikli olmasına rağmen ağır olan ütülerin hafiflemesi ise 1905’te oldu; hafif ve oldukça pratik elektrikli ütüler piyasaya sürüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en önemli icatlarından biri de elektrikli süpürge olsa gerek. Pratikliği ile yaşamımızı oldukça kolaylaştıran süpürgeler için 16. yüzyılda İngilizler mekanik bir alet geliştirme fikrini ortaya atarken, tozları vakumla çeken ilk ev tipi süpürgeler elektrikli değildi. O dönem benzinle çalışan motorları olan çok büyük süpürgeler at arabası ile belirli bir ücret karşılığında mekânları süpürme hizmeti vermekteydi. Ev tipi süpürgeler ise elle çalışan pompalarıyla vakum yapmaktaydı. Bir elle süpürge ileri geri hareket ettirilirken diğer elle pompanın kolunu itip çekmek gerekirdi. Kullanımı zor olan bu süpürgelerin yerini, 1900’lerin başında küçük motorlu hafif elektrikli süpürgeler almaya başladı. ABD ve Avrupa’da çok sayıda ev tipi elektrikli süpürge ortaya çıktı. Hafif ve kullanışlı ilk süpürge, 1907’de ABD’de James Murray Spangler tarafından icat edildi. Süpürgenin ön kısmında döner fırçalar vardı ve küçük bir elektrikli pompa da havayı çekiyordu. İlk modelde filtre olarak bir yastık kılıfı kullanılmıştı. Süpürgenin mucidi bir fabrika kuracak maddi olanağa sahip olmadığı için patentini W. Hoover’e sattı. Hoover ise süpürgeyi sağlam ve kolay kullanılır hâle getirip satışa sundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullanılan elektrikli saç kurutma makineleri, elektrikli bir ısıtıcıyla bir pervaneyi döndüren elektrik motorundan oluşan basit bir yapıdan meydana gelmektedir. Ancak 1890’da Fransız stilist Alexandre-Ferdinand Godefroy, gaz sobası ve koltuğu birleştirerek ilk saç kurutma makinesini icat etmiş oldu. Saçını kurutmak isteyen kişi başlığın altına oturuyor, ocaktan gelen sıcak hava bir kol yardımıyla müşterinin saçlarına gönderiliyordu. Saç kurutma makinelerinin bugünkü şeklini alabilmesi yani elektrikle çalışan modellerin üretilmesi, 20. yüzyıl başında elektrik motorlarının boyutunun küçülmesi ile mümkün olabildi. Dünyada geliştirilen ilk model ABD’de 1920’de satışa çıktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaz aylarında serinlemek, kış aylarında ısınmak için kullanılan klimaların fikir olarak ilk kez ortaya çıkması 1758’de ABD’li devlet adamı ve mucit Benjamin Franklin ve Cambridge Üniversitesinde profesör olan John Hadley’in deneylerde bazı sıvıların hızlı bir şekilde buharlaştırılması sonucu havanın soğutulabileceğini belirlemesiyle oldu. 1820’li yıllarda İngiliz mucit Michael Faraday, amonyağı yüksek basınç altında sıkıştırıp sıvılaştırarak ve ardından buharlaştırarak laboratuvarındaki havayı soğutabileceğini keşfetti. 1851’de John Gorrie adlı bir doktor sarı humma hastalarını serin tutmak için odaların tavanında asılı bir buz havzasıyla odaları soğutmaya çalıştı. Soğuk hava ağır olduğu için yukarıdan aşağı doğru iniyordu. Buz, ABD’deki donmuş göl ve akarsulardan hastane odalarına taşınıyordu. Oldukça zahmetli olan bu süreç, Gorrie’nin kompresör yardımıyla buz oluşturan bir makine tasarlamasına neden olurken bu model hiçbir zaman satışa sunulmadı. Modern klima ve soğutmanın temelini oluşturan Gorrie’nin modelinden sonra, günümüzde kullandığımız klimaların çalışma sistemine benzeyen ilk klimalar ise 1902 yılında ABD’li mühendis Willis Haviland Carrier tarafından icat edildi. O yıllarda, artan sıcaklık ve değişen nem dengesi nedeniyle matbaalarda kullanılan kâğıtlar genleşip büzüşüyordu. Carrier daha önceki yıllarda geliştirilmiş mekanik soğutma çalışmalarından yararlanarak bugün klima olarak adlandırdığımız bir makine icat etti. Havayı soğuk suyla doldurduğu borulardan geçirerek soğutan Carrier, ortamdaki nemi kontrol altına aldı. Carrier’ın o dönemde geliştirdiği klima 30 tonluk devasa bir makineydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk elektrikli ekmek kızartma makinesi karşımıza 1909’da çıkmaktadır. General Electric tarafından üretilen bu makine, bir tel örgü üzerine konulan ekmeğin çevrilerek ısıtılması ile çalışıyordu. Dönemin şartlarına göre oldukça ileri bir teknoloji olan bu yöntem, ilerleyen yıllarda daha da geliştirildi ve 1927 yılında Amerikalı mucit Charles Strite tarafından ilk fırlatmalı ekmek kızartma makinesi üretildi. Diğer kızartma makinesine göre daha geliştirilmiş bir modeldi. Çift taraflı kızartma yapabiliyordu. Ayarlanan süre dolduğunda ekmeğin dışarı fırlamasını sağlayan yay serbest kalıyordu. Böylece daha pratik şekilde kızartılmış ekmek yapılabiliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde oldukça fazla kullanılan semaver, Rusça sama ve varit kelimelerinden türemiştir. “Kendi kendine kaynayan” anlamına gelen semaver, ortasından geçen bir silindirde mangal kömürü veya meşe odunu ile ısıtılan suyla dolu metal bir tenceredir. Ana yurdu Rusya ve Orta Asya olan semaverler sıcak su elde etmek için kullanıldığı gibi çay demlemek için de kullanılmaktadır. Demlik koymak için üstünde bir baca ve alt tarafında sıcak suyu almak için bir musluk bulunur. Semaver, Rus Çarlığı’nın çayla tanışmasının ardından 18. yüzyılda Urallarda icat edildi ve Tula bölgesinde geliştirildi. İlk semaver fabrikası 1778’de zengin maden yatakları olan Tula’da kuruldu. Bakır, sac veya pirinçten imal edilen semaverler, silindir veya dikdörtgen prizması şeklinde yapıldı. 1923’te Arthur Large’ın kettle’e icat etmesinin ardından suyun elektrikle ısıtılması prensibi semaverler için de uygulandı ve bu tarihten sonra elektrikli semaverler piyasaya sürüldü.

  • MUTLAKA OKUNMASI GEREKEN TÜRK EDEBİYATI KLASİKLERİ

    MUTLAKA OKUNMASI GEREKEN TÜRK EDEBİYATI KLASİKLERİ

    Edebiyat düşkünlerinin bile zaman zaman yaşadığı bir durum vardır. Şimdiye kadar yüzlerce roman okumuştur ama Türk Edebiyatı’nın mihenk taşı olan ilk romanlardan kimini gözden kaçırmıştır. Eğer sizin de edebiyatımızın klasiklerinden kaçırdıklarınız varsa ilk fırsatta yapılacaklar listesine almalısınız. Hatta listeniz için önce bizim sıraladıklarımıza göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Peyami Safa’nın en ünlü romanı olan 1930 basım tarihli Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun ana karakteri, dizindeki kemik veremi hastalığı ile hayatını idame ettiren ve tedavi ettirmenin yollarını arayan 15 yaşındaki bir çocuktur. Kitapta karakterin ismi Hasta Çocuk diye geçer ve çocukluktan gençliğe uzanan hikâyesinde, yaşadığı kalp kıpırtısı ve kırgınlığına da yer verilir. Peyami Safa’nın kendi çocukluğundan izler taşıması nedeniyle otobiyografik roman özelliği taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk kez 1932 yılında basılan Yaban’da hikâye İç Anadolu’nun bir köyünde geçse de ana karakter bir paşanın oğlu olan İstanbullu Ahmet Celal’dir. Birinci Dünya Savaşı sırasında kolunu kaybedince Porsuk Çayı yakınlarındaki köye yerleşen genç adamın yaşadıklarını ve Anadolu insanı hakkındaki gözlemlerini okuyacağınız kitap Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun en ünlü romanıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk klasikleri

    Halide Edib Adıvar’ın çok sayıda yabancı dile de çevrilen 1936 çıkışlı romanı Sinekli Bakkal’da hikâye II. Abdülhamid döneminde geçer. Ana karakterler Aksaray’ın Sinekli Bakkal mahallesinde yaşayan Emine ve Tevfik ile sonradan olacak kızları Rabia’dır. Halide Edib, buluşma ve ayrılıklarla dolu olan bu hikâye içinde, o dönemin sosyokültürel yaşantısına ilişkin bilgileri de okuyucusuna tüm detaylarıyla aktarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1837 yılında Osmanlıca olarak basılan Mai ve Siyah, Cumhuriyet’ten sonra Halit Ziya Uşaklıgil tarafından yeni harflerle tekrar kaleme alınmıştır. Romanın ana kahramanı şair Ahmet Celil’dir. Konunun özünü ise hem yaşadığı tek taraflı aşkta hem de edebiyat ve basın dünyasında kurduğu hayaller ve başına gelen hayal kırıklıkları oluşturur. Arapça kökenli mai kelimesi “mavi” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ilk romanı Huzur’un ana karakterleri Mümtaz ile onun çevresindeki Nuran, Suat ve İhsan’dır.  Kadın-erkek ilişkilerinin ve devamında toplumsal ilişkilerin psikolojik saptamalarla aktarıldığı hikâye İstanbul’da geçmektedir. II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesine denk düşen zaman diliminde İstanbul’a dair pek çok somut detay da göze çarpar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk klasikleri

    İlk basımı 1912 yılında Osmanlıca olarak yapılan Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç aynı dönemin İstanbul’unda geçer. Hüseyin Rahmi Gürpınar kurguyu, 1910 yılında Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı iddiası üzerine kurmuş, toplumun evlilik anlayışı başta olmak üzere kimi sosyal problemleri ana karakter İrfan Galip eşliğinde ve mizahi bir üslupla okuyucuya aktarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk klasikleri, edebiyat

    Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat Dönemi’ndeki aydın çevresini eleştirdiği romanı Araba Sevdası’nda o dönemin bir aydını olarak kendine de eleştiri getirmiştir. 1898 yılında Osmanlıca ve 1940 yılında ilk kez yeni harflerle basılan kitap bu haliyle Türk Edebiyatı’nda ilk gerçekçi roman olma özelliği taşır. Paşa oğlu Bihruz Bey ve platonik aşkı etrafında gelişen olaylarsa romanın kurgu kısmıdır.