Yazar: admin

  • İKİ ÜLKE SINIRINDA BİR DOĞA HARİKASI: IGUAZÚ ŞELALELERİ

    Arjantin ile Brezilya sınırında yer alan Iguazú Nehri üzerindeki Iguazú Şelaleleri, Güney Amerika’nın kuzeydoğusunda, Paraná Ormanları’nın tam kalbinde yer alıyor. Yüzlerce şelaleden oluşan bu doğa harikası, 80 metre yükseklikten derin bir vadiye dökülerek dünyanın en etkileyici manzaralarından birini sunuyor. Yeryüzünde derin bir çatlak oluşmasına neden olan volkanik bir patlama sonucu meydana gelen Iguazú Şelaleleri hakkında ilginç bilgileri yazımızda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şelale denince akla genellikle görkemiyle ün salmış Niagara ya da Victoria Şelalesi gelse de Güney Amerika’nın tam ortasında, Arjantin ile Brezilya’nın kesişim noktasında yer alan Iguazú Şelaleleri dikkat çekici bir doğal güzellik olarak öne çıkıyor. Genişliğiyle Afrika’daki Zambiya-Zimbabve sınırında bulunan Victoria Şelalesi’ni; uzunluğuyla ise ABD-Kanada sınırındaki Niagara Şelalesi’ni geride bırakıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Iguazú Şelaleleri, toplamda 275 ayrı şelaleden oluşuyor. 3 kilometre uzunluğa erişen şelalelerin %20’si Brezilya’da, %80’i ise Arjantin’de yer alıyor. Her iki ülkede de şelaleler millî park statüsünde korunmuş ve 1984 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Etrafını saran yağmur ormanları, şelalelerin çevresinde zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliği oluşmasını sağlamış. Arjantin tarafındaki Iguazú Millî Parkı’nda; maymunlar, tukan kuşları, timsahlar ve rakunlar gibi birçok farklı vahşi hayvan türünü gözlemlemek mümkün. Şelalelerin görkemli sularını izlemek için en uygun dönem ise ilkbahar ve sonbahar aylarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Brezilya, şelalelerin daha azına ev sahipliği yapıyor olsa da en etkileyici manzaralar bu ülkeden izlenebiliyor. Devasa boyutlardaki şelaleleri ve yağmur ormanlarının nefes kesen manzarasını geniş açıyla ve uzaktan seyretme imkânı sunan Brezilya tarafı, ziyaretçilerine daha çok görsel odaklı bir deneyim yaşatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şelalelerin %80’ine ev sahipliği yapan Arjantin tarafında ise şelaleleri doğrudan deneyimlemek, yanından geçmek ve yakınına kadar ulaşmak mümkün. Manzaradan çok adrenalin arayanların tercihi olan Arjantin’deki şelaleleri özel bir trenle gezme fırsatı da sunuluyor. Şelalelerin hem üzerinden hem de altından geçen bu tren, onlarca metre yükseklikten dökülen suların zemine ulaştığı noktaya kadar ziyaretçileri götürerek ortaya çıkan muazzam enerjiyi birebir hissettiriyor. Farklı güzergâhlara sahip tren rotaları sayesinde, millî park içinde yağmur ormanlarının derinliklerindeki vahşi yaşamı da gözlemlemek mümkün oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 80 metreden daha yüksek bir noktadan 14 şelalenin birlikte aktığı “Devil’s Throat” (Şeytan Boğazı), Iguazú Şelaleleri’nin en etkileyici bölümünü oluşturuyor. İzleme terasından yaklaşık 270 derecelik geniş bir açıyla görülebilen bu U şeklindeki şelale birleşimi, büyüleyici bir manzara sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Doğa harikası Iguazú Şelaleleri, 1541 yılında İspanyol kâşif Álvar Núñez Cabeza de Vaca tarafından keşfedildi. ABD’nin 32. Başkanı Franklin D. Roosevelt’in eşi Eleanor Roosevelt, şelaleleri ilk kez gördüğünde hayranlığını “Poor Niagara!” (Zavallı Niagara) sözleriyle dile getirdi. Öte yandan, Amerikalı usta yönetmen Steven Spielberg de “Indiana Jones” film serisinin bir bölümünü bu etkileyici şelalelerde çekmiştir.

  • TÜRK SİNEMASI’NDA BELGİN DORUK RÜZGÂRI

    TÜRK SİNEMASI’NDA BELGİN DORUK RÜZGÂRI

    Yeni jenerasyon, 1970’lerin ortalarında sinemayı bırakan Belgin Doruk’un filmlerine kendini biraz yabancı hissedebilir. Hatta bir önceki jenerasyon da sanatçıyı aktif döneminde değil önceden çevirdiği filmler sayesinde tanıyıp sevmiştir. 20 yıllık oyunculuk kariyerinde güzel işlere imza atmış ve adını Türk Sineması tarihine yazdırmış Belgin Doruk’u tüm jenerasyonlar için Kültür ve Yaşam ekranlarına getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oyunculuk, 1936 yılında dünyaya gelen Belgin Doruk’un çocukluk hayaliydi. 1952 yılında henüz ortaokul son sınıftayken girdiği yarışmadan birinci olarak çıktı. Annesinin desteğini arkasına, babasının ve okulunun restini karşısına alan küçük Belgin sinemayı seçerek ilk filmi Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi için aynı yıl kamera karşısına geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir yıl sonra, yani 1953’te ikinci kez yarışmaya katıldı ama bu seferki bir güzellik yarışmasıydı ve buradan da Türkiye İkinci Güzeli olarak ayrıldı. 1954’te yönetmen Faruk Kenç ile evlendi, bir yıl sonra kızı dünyaya geldi. Belgin Doruk 20’li yaşlarının ortasında, senarist ve yönetmen olan Özdemir Birsel’le ikinci evliliğini gerçekleştirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1950’lerin ortalarından itibaren hem çalkantılı bir özel hayatı hem de tam sürat ilerleyen bir sinema kariyeri vardı. 1955 yılında, -yani henüz 19 yaşında iken- bir yıl içinde üç filmde oynamıştı. Bunlardan, Kerime Nadir’in romanından uyarlanan Son Beste filmi büyük ses getirdi. Rol arkadaşı Zeki Müren’le beyaz perde için iyi bir ikili olmuşlardı ve sonraki yıllarda başka projelerde de bir araya geldiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Film teklifleri art arda geliyor, bir yıla birkaç film sığdırıyordu. 23 yaşında iken Göksel Arsoy’la başrollerini paylaştığı Samanyolu filmi izleyici üstündeki “star” algısını güçlendirdi. Aynı yıl, Ömrümün Tek Gecesi ve Ölmeyen Aşk filmleri vizyona girmiş, romantik dramların aranılan oyuncusu haline gelmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sanatçının zirvede olduğu dönemlerle Küçük Hanımefendi filmlerinin çekilip yayınlandığı dönemler eş zamanlıdır. Ayhan Işık’la başrolleri paylaştığı, 1962’de vizyona giren romantik komedi türündeki film gişe rekoru kırmış ve devam filmleri peşi sıra gelmişti. Beş özgün filmden oluşan seri, oyuncunun Türk Sineması tarihine “Küçük Hanımefendi” lakabıyla geçme nedenidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1960’lara damga vuran aktris Belgin Doruk’tu diyebiliriz. Orhan Elmas’ın yönettiği polisiye-dram türündeki Duvarların Ötesi’nde, Haldun Dormen’in ilk kez yönetmenlik yaptığı Bozuk Düzen isimli deneme filminde, fantastik senaryosuyla bilinen Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’de de rol alan oyuncu, romantik komedilerle kendini sınırlamamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sanatçıya, Altın Koza Film Festivali’nde kazandığı En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Ayşecik Yuvanın Bekçileri filmi ile geldi. Onlarca filmde oyunculuk sergileyen Belgin Doruk için 1970’lerin başları, son filmlerini çevirdiği yıllar oldu ve özel hayatında sıkıntılar yaşadığı için 1975 yılında sinemayı bıraktığını açıkladı. Sinema arşivimizde kült filmlere imza atmış olan ünlü oyuncu 1995 yılında İstanbul’da aramızdan ayrıldı.

  • FARKLI DİLLERDEKİ KELİMELER

    Dil canlıdır. Tıpkı yaşam gibi gelişir, değişir, ihtiyaçlara göre şekillenir. Her toplumun ve ülkenin dili, o ülkenin duyuş ve düşüncelerinden etkilenerek meydana gelir. Bu sebeple bazı kelimeler vardır ki bir ülkede çok şey ifade etse de başka bir ülkede bu duruma ya da duyuşa karşılık gelen tek bir kelime olmaz. İşte bu kendi ülkelerine has kelimelerin en sevdiklerimizi sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • ÜLKEMİZİN İLK HEMŞİRESİ SAFİYE HÜSEYİN ELBİ VE ARDINDA BIRAKTIKLARI

    Bir savaş düşünün; cephede kurşun, geride umut taşıyan eller… Ve o ellerin sahibini hayal edin: Kalbinin cesaretiyle, ellerinin şefkatiyle tarih yazan bir kadın… Safiye Hüseyin Elbi, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında hemşirelik mesleğini icra eden öncü kadınlarımızdan biri olarak yalnızca yaraları sarmakla kalmadı, aynı zamanda bir millete “yapabiliriz” demeyi de öğretti. Safiye Hüseyin Elbi’nin yaşamı, yalnızca tıbbi bir görev değil; inancın, cesaretin ve adanmışlığın ilham verici bir hikâyesi oldu. Bu yazımızda, Türk tıp ve hemşirelik tarihi adına öncü bir isim olan Safiye Hüseyin Elbi’nin hayatını ve ülkemiz için gerçekleştirdiği hizmetleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1882 yılında dünyaya gelen Safiye Hanım’ın babası, İngiltere’de deniz ataşesi olarak görev yapan Ahmet Paşa; annesi ise İngiliz soylularından Hammond Wilward’ın kızı Josephine Wilward’dır. Büyükbabası Miralay Şükrü Bey, Kırım Savaşı’nda modern hemşireliğin kurucusu Florence Nightingale’i Kırım’a götüren geminin süvarisidir. Çocukluğu boyunca Florence Nightingale’in hikâyelerini dinleyerek büyüyen Safiye Hanım’ın hemşirelik mesleğini seçmesinde en büyük etkenlerden biri de ona duyduğu hayranlık olur. Deniz yarbayı Hüseyin Bey’le evlenen Safiye Hanım’ın, Fatma Nihade ve Tarık adında iki çocuğu dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Safiye Hanım, ilk eğitimini 1912 yılında, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) tarafından İstanbul’un Kadırga semtinde bir hastanede açılan hasta bakıcı kursunda alır. Bu kursun ilk derslerini, modern Türk tıbbının öncülerinden Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiştir. Kursu başarıyla tamamlayan 300 hemşire arasında Safiye Hüseyin Hanım da yer alır. İlk görevi, bağışlanan yatak ve yorganları toplamak olsa da zamanla başhemşireliğe kadar yükselir ve yaralı askerlerin tedavisinde üstün bir hizmet örneği sergiler. Ekonomik olarak herhangi bir sıkıntı çekmemesine rağmen, vatanına hizmet etmek için gönüllü olarak Balkan Harbi’nde hemşirelik yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Safiye Hüseyin Elbi, I. Dünya Savaşı sırasında da gönüllü hemşire olarak hizmet verir. Bu dönemde, Osmanlı kadınları arasında savaş alanında aktif görev alan öncü isimlerden biridir. Çanakkale Savaşı sırasında, Gelibolu’daki yaralı askerlerin cepheden İstanbul’a nakledilmesinde kullanılan Reşit Paşa adlı hastane gemisinde hemşirelik yapar. Bu gemide farklı ülkelerden birçok sağlık personeli görev alırken, Safiye Hanım gemideki tek Türk hemşire olarak dikkat çeker. Kendi anılarında, yabancı doktor ve hemşirelerle birlikte çalıştığını; İngilizce bilmesi sayesinde onlarla kolaylıkla iletişim kurduğunu ve üstlendiği sorumluluğu büyük bir ciddiyetle yerine getirdiğini anlatır. Savaş sonrasında da modern hemşireliğin kurumsallaşması adına önemli adımlar atar. Türkiye’de Hemşireler Derneğinin kurulmasına öncülük eder, uluslararası hemşirelik kongrelerinde ülkemizi temsil eder ve mesleğin saygınlığını artıracak pek çok ilke imza atar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyetinin “Hanımlar Heyet-i Merkeziyyesi” kurucularından biri olan Safiye Hanım’a, Çanakkale Savaşı’ndaki üstün hizmetlerinden dolayı kırmızı şeritli harp madalyası takdim edilir. Amerika ve Avrupa’daki birçok kongreye katılan Safiye Hanım, İstanbul’a döndüğünde yeni kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (bugünkü Çocuk Esirgeme Kurumu) idare heyetinde görev alır. Avrupa’yı kasıp kavuran I. Dünya Savaşı sırasında zarar görmüş çocuklara destek sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan “Çocukları Kurtarın Vakfı” (Save the Children Fund) ile çalışmaya başlar ve bu kurumun müfettişi olarak seçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    11 Aralık 1924 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Kızılay Kongresi’nde, Safiye Hüseyin Elbi’nin de aralarında bulunduğu heyet, bir hemşirelik okulunun açılmasına karar verir. 1925 yılında faaliyete geçen Kızılay Hemşire Okulunun hem idare heyetinde hem de eğitim kadrosunda görev alır. Aynı yıl kurulan Hilâl-i Ahzar Cemiyetinin (bugünkü Yeşilay) ilk kadın üyesi olarak da idare heyetinde yer alır. Aynı zamanda Veremle Savaş Derneği ve Türkiye Kadınlar Derneğinin kurucuları arasında bulunur. Safiye Hanım, yalnızca hemşirelik alanında değil, aynı zamanda kadınların toplumsal hayata katılımı konusunda da aktif rol üstlenir; birçok sosyal sorumluluk projesinde görev alarak kadınların güçlenmesine katkıda bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkesi için verdiği özverili hizmetler nedeniyle şefkat nişanları ve birçok madalya ile onurlandırılan Safiye Hanım, 1923 yılında Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından her yıl verilen Florence Nightingale Madalyası’na layık görülür. Bu madalyaya layık görülen ilk Türk hemşirelerinden biri olan Safiye Hanım, tedavi gördüğü Gureba Hastanesinde 6 Temmuz 1964 yılında vefat eder. Varlığını insanlığa adayan, şefkatiyle cephelerde umut ve hemşirelik mesleğinin Türkiye’deki öncüsü olan Safiye Hüseyin Elbi, ardında ilham verici bir iz ve sarsılmaz bir vicdan mirası bırakmıştır.

  • GÜNEŞ DOĞMAYAN ŞEHİRLER

    Kış aylarında Kuzey Kutup Dairesi ve çevresindeki bazı şehirlerde “kutup gecesi” olarak adlandırılan etkileyici bir doğa olayı yaşanır. Bu durum, Dünya’nın eksen eğikliği nedeniyle Güneş ışıklarının belirli bölgelere birkaç gün ila birkaç ay boyunca ulaşamamasından kaynaklanır. Güneş’in doğmadığı bu dönem, şehirler doğal güzellikleri ve eşsiz atmosferleriyle ön plana çıkar. Büyüleyici manzaraları ve kuzey ışıkları gibi eşsiz görsel şölenleriyle bu şehirler, her yıl dünyanın dört bir yanından ziyaretçi çeker. İşte, kış aylarında Güneş’in doğmadığı ve kuzey ışıklarına ev sahipliği yapan bazı şehirler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Longyearbyen, Norveç” title_font_size=”13″]

    Ekim ayının ortasından şubat ayının ortasına kadar, yaklaşık dört ay boyunca Güneş’in doğmadığı Longyearbyen, Norveç’in Svalbard takımadalarının başkentidir. Kutup gecesinin en uzun sürdüğü yerlerden biri olan Longyearbyen, Dünya’nın Kuzey Kutbu’nu çevreleyen Arktik bölgesinde yer alır ve buzul çölü ile vahşi doğasıyla tanınır. Kuzey Işıkları’nın büyüleyici manzaraları altında dört ay karanlıkta kalan Longyearbyen, yaklaşık iki buçuk ay boyunca gece ve gündüz arasında hiçbir fark olmadan tamamen karanlıktır. “Mavi saat” olarak adlandırılan bu dönemdeki kutup geceleri tüm gün süren muhteşem bir “alacakaranlık” ile başlar ve sona erer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Qaanaaq, Grönland” title_font_size=”13″]

    Kasım ayının sonlarından şubat ayının ortasına kadar yaklaşık üç ay boyunca gece karanlığında kalan Qaanaaq, Grönland’ın kuzeybatısında, Dünya’nın en uzak yerleşim yerlerinden biri olarak bilinir. Kutup ayılarının doğal yaşam alanlarına oldukça yakın olan Qaanaaq, yaz aylarında Güneş’in beş ay boyunca batmadığı, kış aylarında ise hiç doğmadığı eşsiz bir coğrafyaya sahiptir. Kutup gecesi, kasaba halkı için önemli bir dönemi temsil eder. Güneş’in geri dönüşü olan 17 Şubat, yerel halk tarafından “Kaperlak” adıyla büyük bir coşkuyla kutlanır. Kasım ve şubat arasındaki bu karanlık dönem, aynı zamanda Kuzey Işıkları’nı izlemek için en uygun zamanlardan biridir. Qaanaaq, bu eşsiz doğa olaylarına tanıklık etmek isteyen ziyaretçiler için de büyüleyici bir destinasyondur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Utqiaġvik, Alaska, ABD” title_font_size=”13″]

    Alaska’nın ve Dünya’nın en kuzeyindeki yerleşim yeri olan Utqiaġvik (eski adıyla Barrow), kutup gecesinin en uzun yaşandığı bölgelerden biridir. Kış boyunca karanlık hâkim olurken, yaz aylarında “gece yarısı güneşi” adı verilen doğa olayı gözlemlenir. Utqiaġvik’te, 18 Kasım’dan 23 Ocak’a kadar Güneş hiç doğmaz. İki aydan uzun süren bu kutup geceleri, aynı zamanda Kuzey Işıkları’nı izlemek için eşsiz bir fırsat sunar. Alaska’nın diğer şehirleriyle karayolu bağlantısı olmayan Utqiaġvik, denize yakın konumu sayesinde balina, kutup ayısı ve fok gibi hayvanların doğal yaşam alanı olarak dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ivalo, Finlandiya” title_font_size=”13″]

    Finlandiya’da, Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen kuzeyinde yer alan Ivalo, kasım ayının sonundan ocak ayının ortasına kadar yaklaşık 50 gün süren kutup gecesi dönemine ev sahipliği yapar. Sakin atmosferi ve Kuzey Işıkları ile tanınan Ivalo, bu eşsiz doğa olayını izlemek için Dünya’nın en iyi konumlarından biri olarak kabul edilir. Kutup gecesi döneminde sıklıkla görülen Kuzey Işıkları, özel olarak tasarlanmış cam iglolarda ya da açık gökyüzü altında yapılan safari turlarıyla izlenebilir. Ayrıca, bu dönemde beyaz kar örtüsü, karanlık günleri aydınlatarak bölgeye büyüleyici bir atmosfer kazandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Murmansk, Rusya” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın kuzeybatısında, Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen kuzeyinde yer alan Murmansk, Dünya’nın en büyük kutup şehri olarak bilinir. II. Dünya Savaşı sırasında stratejik bir liman olarak büyük önem kazanan şehir, sert kış iklimine rağmen etkileyici bir doğaya sahiptir. Murmansk’ta kutup gecesi dönemi genellikle 2 Aralık’tan 11 Ocak’a kadar sürer ve yaklaşık 40 gün boyunca devam eder. Ancak bu süre boyunca hava tamamen karanlık değildir; özellikle öğle saatlerinde kısa bir alacakaranlık yaşanır. Bu esnada gökyüzü mavi ve kırmızı tonlarda büyüleyici renklere bürünerek doğanın adeta bir sanat eseri sunmasını sağlar. Murmansk, kış aylarında sunduğu çeşitli aktivitelerle de dikkat çeker. Husky köpekleriyle kızak turları, Khibiny Dağları’nda kar motosikleti gezileri gibi etkinlikler turistlere unutulmaz deneyimler sunar. Ayrıca, Kuzey Işıkları’nı izlemek için de ideal bir lokasyon olarak öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kiruna, İsveç” title_font_size=”13″]

    İsveç’in kuzeyinde, madenleriyle ünlü Kiruna’da kutup gecesi dönemi yaklaşık bir ay sürer. Aralık ayında başlayıp ocak ayında sona eren bu dönemde, turistler Kuzey Işıkları’nı izlemek ve buz otellerde konaklamak için bölgeyi ziyaret eder. Ayrıca, Kiruna’nın Dünya’nın en büyük yeraltı demir madeni olan LKAB ile olan bağlantısı, şehri endüstriyel ve turistik açıdan da özel kılar. Şehir aynı zamanda 40 yıldır düzenlenen Kiruna Kar Festivali’ne ev sahipliği yapar. Bu festival kapsamında kar heykel yarışmaları, kızak yarışları ve yerel kültürü tanıtan eğlenceler düzenlenir. Doğa ve kültürle harmanlanan bu etkinlikler, ziyaretçilere Arktik kuşak yaşam tarzını yakından tanıma fırsatı sunar.

  • 8 Maddede Kariye Müzesi

    8 Maddede Kariye Müzesi

    Yapımı Ayasofya ile aynı yüzyıla rastlayan Kariye Müzesinin Ayasofya kadar tanınır olmadığını söylersek yanılmış olmayız. Oysa Edirnekapı’daki müze devasa bir sanat eseri ve tarihi değer olarak her gün ziyaretçilerini bekliyor. Biz de listemizde yer vererek tanıtmak, zaten bilenlere de hatırlatmak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihinde defalarca yıkılmış ve yeniden inşa edilmiş olan Kariye Müzesinin ilk kez 6. yüzyılda yıkılan bir şapelin yerine inşa edildiği, günümüze ulaşan halinin ise aristokrat bir ailenin oğlu olan Theodoros Metokhites tarafından 14. yüzyıl başlarında yapıldığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İç narteksteki mozaikte, elinde temsilen tuttuğu Kariye maketini mimari bir bağış olarak İsa Peygamber’e sunan Metokhites görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yapıldığı dönemde şehrin surlarının dışında kaldığı için yapının adına “Khora” denmiş; kırsal alan, kent dışı anlamına geliyor. Grekçe bir kelime.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Khora Kilisesi İstanbul’un fethinin ardından Sadrazam Hadım Ali Paşa tarafından bir minare ve mihrap eklenerek camiye dönüştürülüyor, 1945 yılına gelindiğinde ise Kariye Camii müze olarak hizmet vermeye başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kariye’nin dış görüntüsü kubbeleri, tuğla duvarları, nişli pencereleri ile alabildiğine sade ama bir o kadar da estetik bulunurken, iç kısmındaki mozaik ve fresk uygulamalarının Bizans sanatında çığır açan eserler olduğu ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariye Müzesinin tavanı ve duvarları, Hazreti Meryem ve Hazreti İsa’nın hayat hikâyelerinin detaylarıyla tasvir edildiği ve hala canlılığını koruyan mozaiklerle kaplı. Türkiye’de içinde en fazla mozaik bulunan Bizans eseri de yine bu yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kariye’nin mozaikler ve freskler kadar dikkat çeken başka bir sanatsal tarafı da iç yapısındaki mermer işçiliğidir. Başta Marmara mermeri olmak üzere, Eğriboz Adası, Afyon ve Kuzey Afrika’dan getirilen mermerler kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İkonografinin sadece ülkemizde değil dünyada sayılı örneklerinden birini veren Kariye Müzesini ziyaret ederken bir rehber ya da yardımcı kitap eşliğinde gezmenizi özellikle öneriyoruz.

  • Çünkü Annelik Bunu Gerektirir: Annelerin Ağzından Düşmeyen 14 Nasihat

    Çünkü Annelik Bunu Gerektirir: Annelerin Ağzından Düşmeyen 14 Nasihat

    Annelerimiz bize o kadar düşkündürler ki her anları başımıza gelebilecekleri düşünerek geçer, bizi kimi zaman sıcağa, kimi zaman soğuğa, kimi zaman da suya karşı korumaya çalışırlar. İşte tüm bu korumacı tavırlar annelerimizin ağzından sık sık duyduğumuz nasihatlerde vücut bulur. Bu tembihler anneden anneye değişmez çünkü tüm annelere mâl olmuş anonim bilgilere dayanır fakat nasıl olup da tüm annelerin aynı ulvi bilgilere sahip olduğunu anlamak mümkün değildir. Kulağa küpe olan 14 anne nasihatini bir araya topladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oğlum Fanila Giy Terini Çeker” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saçını Kurutmadan Çıkma Kızım” title_font_size=”13″]
    hayvan gifleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çıplak Ayakla Gezme Evladım” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Terli Terli Su İçme Çocuğum” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dondurmadan Sonra Sıcak Su İç” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nereye Koyduysan Oradadır” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”O Tabak Bitecek!” title_font_size=”13″]
    anne nasihatleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dışarıda O Pis Şeyleri Yeme!” title_font_size=”13″]
    komik gifler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yavrum Taşa Oturma Hasta Olursun ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sen Sevmiyorsun Ama Vitamini Kabuğunda” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yemekten Sonra Denize Girilmez” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıkı Can İyidir Çabuk Çıkmaz” title_font_size=”13″]
    bebek gifleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anneye Cevap Verilmez!” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayır, Olmaz Çocuğum Baban Kızar” title_font_size=”13″]
  • Hayatın Kültür Sanatla Aktığı Şehir Viyana

    Hayatın Kültür Sanatla Aktığı Şehir Viyana

    Son iki yıldır “dünyanın en yaşanılası şehri” unvanına layık görülen Viyana; imparatorluk mirası şehir silueti, sanatsal etkinliklerin bolluğu, kafeleri ve elbette masalsı balo kültürüyle tanınıyor. 2 milyona yakın nüfusuyla canlı bir hayata sahip ve dünyanın Almanca konuşulan en büyük ikinci şehri. Ülkemizden kısa bir uçuşla ulaşılabilen bu kültür sanat harikası başkent listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Viyana tüm Orta Avrupa şehirleri gibi bizler için oldukça sert bir iklime sahip, bu yüzden ilk önerimiz Viyana’yı ziyaret etmeye karar verirseniz seyahat tarihinizi buna göre ayarlamanız. Her ne kadar kış soğuğundan kaçınmanızı öneriyor olsak da şehrin karlar altında ayrı bir güzel gözüktüğünü belirtmeden geçmek haksızlık olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    barok mimari

    Yaklaşık 2500 yıldır yerleşim yeri olduğu düşünülen şehir, tarihinin tüm dilimlerinde politik ve kültürel açıdan önemli bir merkez olmuş. Bu durumun en güzel göstergesi ise günümüzde de ihtişamları ile büyüleyen imparatorluk sarayları Schönbrunn ve Hofburg. Fotoğraftaki ise iki adet barok binadan oluşan şehrin mücevheri Belvedere Sarayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yapımı 1861 ile 1869 yılları arasında gerçekleşen Viyana Şehir Operası, tam 150 yıldır Avrupa’da müziğin en önemli merkezlerinden biri… Savaşta bombalanan bina restore edilmiş ve ikinci açılışı Beethoven’ın Fidelio’su ile olmuş. Viyana Şehir Operasının sayısı 1000’i bulan çalışanı bulunuyor ve hala zamanın en önemli orkestralarına ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir başka etkileyici Viyana binası ise Avusturya’nın en geniş koleksiyonuna sahip olan Sanat Tarihi Müzesi. Gerek dikdörtgen binası ve sekizgen şeklindeki kulesi, gerekse içindeki koleksiyonlarda bulunan Dürer’den Rubens’e, Brügel’den Rembrandt’a paha biçilmez eserleriyle Sanat Tarihi Müzesi kesinlikle görmeniz gereken yerlerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu gösterişli şehrin ve hatta tüm ülkenin en büyük kütüphanesi de ihtişamına yakışır biçimde Hofburg Sarayı’nın içinde yer alıyor. Avusturya Milli Kütüphanesi’nde 12 milyon eser bulunuyor, Thomas Bernhard, Stefan Zweig, Kafka ve Rilke gibi yazarlara ev sahipliği yapan ülkenin böyle bir kütüphaneye sahip olması şaşırtıcı değil tabii…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eğer dünyada klasik müziğin merkezi olabilecek bir şehir varsa o da Viyana’dır. Burada doğan ya da yaşayan büyük müzisyenlerin hepsini saymak imkânsız ama Mozart, Beethoven, Brahms, Schubert, Haydn ilk akla gelenler… Yüzyıllardır devam eden ve dünyanın en iyi orkestralarına ev sahipliği yapan Viyana balolarında bu müzik mirasının etkisi kuşkusuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Viyana sadece sanat alanında çığır açan isimlere ev sahipliği yapmamış. Psikanalizin kurucusu Freud, fizikçi Schrödinger, filozof Wittgenstein ve daha niceleri… Fotoğrafta gördüğünüz ise Art Nouveau akımının öncülerinden Otto Wagner’in tasarladığı Majolika Evi. Wagner, Leopold Kilisesi, Avusturya Posta Binası gibi eserlerin de mimarı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Viyana mutfağı denince başrolü Viyana Şinitzeli kapıyor, bizim bildiğimiz şinitzelden farkı etin incecik dövülmesi ve üzerindeki panenin de çıtır çıtır olması. Turistlerin denemek için uzun sıralar oluşturduğu tabağın eşlikçisi ise yine Viyana’ya özgü bir tarifi olan patates salatası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Tarih boyunca entelektüel sohbetlere ve yaratım süreçlerine ev sahipliği yapan Viyana kafeleri ve kafe kültürü UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde bulunuyor. Kendinizi başka bir zamanda hissedeceğiniz bu kafelerde Viyana’nın Melange ve Einspaenner gibi kahve çeşitlerini; Sacher Torte ve Apfelstrudel gibi dillere destan tatlıları denemeyi unutmayın.

  • Şehir Adıyla Duruma Tercüman Olan 7 Deyim

    Şehir Adıyla Duruma Tercüman Olan 7 Deyim

    Bu liste için onlarcasını gözden geçirirken, yaşadığımız coğrafyanın deyim/atasözü üretimi konusunda ne kadar verimli ve yaratıcı olduğunu düşünüyorduk. Şehir isimleri ile kurgulanmış 7 deyimi sözlükteki karşılıklarıyla sayfamıza taşıyor ve insanımızın yaratıcılığını gözler önüne seriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Âşığa Bağdat sorulmaz.” title_font_size=”13″]

    Bir şeye çok istekli olan kimsenin, o şeyi elde etmedeki zorlukları hiçe saydığını anlatan bir söz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gez dünyayı gör Konya’yı.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Dünyayı gezmiş olsa bile Konya’yı görmemiş bir kişinin eksik kalacağını anlatan söz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Herkes gider Mersin’e ben giderim tersine.” title_font_size=”13″]

    Bir işin göz göre göre ters yapıldığını, yolunda yapılmadığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amasya’nın bir dağı, biri olmazsa bir dağı.” title_font_size=”13″]

    Amasya’da çevrede bulunan dağların çokluğunu anlatmak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın çukuru, altın çukuru.” title_font_size=”13″]

    Aydın ilinde arazinin çok değerli olduğunu vurgulamak için kullanılan bir sözdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın yaylası, incir deryası.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Aydın ilinde çok ve güzel incir yetiştiğini vurgulamak için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erzurum’un soğuğu “gelin beni Gerede’de bulun.” demiş.” title_font_size=”13″]
    deyim, atasözü

    Türkiye’nin en soğuk illerinden biri Erzurum olmakla beraber, Gerede’nin de Erzurum kadar soğuk olduğunu belirtmek için kullanılan söz.

  • Türkiye’nin Dört Bir Yanından 8 Doğa Harikası Şelale

    Türkiye’nin Dört Bir Yanından 8 Doğa Harikası Şelale

    Ülkemizin, bünyesinde barındırdığı sayısız doğal güzelliği, gezilip görülmesi gereken birçok noktası var. Adından pek sık bahsedilmeyen şelalelerimiz bunlardan sadece bir tanesi. Zengin ve hafızalara kolayca yer eden manzaralarıyla doğa tutkunları için vazgeçilmez adresler arasında yer alıyorlar. Biz de ülkemizdeki şelaleler arasından 8 tanesini doğa tutkunları için araştırıp listemize taşıdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Antalya’nın sembolleri arasında yer alan Düden Şelalesi şehir merkezine yaklaşık 10 km mesafede bulunur. Şelale, çay boyunca Yukarı Düden ve Aşağı Düden olarak iki farklı kola ayrılıp, 40 metrelik falezden Akdeniz’in sularına karışıyor. Ayrıca bulunduğu bölgedeki Gençlik Parkı, çevresindeki çeşitli restoran ve kafeler bölgeyi daha da güzelleştiriyor. Her yıl birçok farklı kesimden turiste ev sahipliği yapan Düden Şelalesi’nde bir de mağara bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İsmini Osmanlı Padişahı IV. Murat’tan alan Muradiye Şelalesi, Van merkezine 80 km uzaklıktadır. Görkemli şelale Bend-i Mahi üzerinde, Muradiye ilçe sınırları içerisinde yer alır. Şelaleye ulaşmayı ilk olarak 60 metre yükseklikte bulunan bir asma köprüden geçerek başarıyorsunuz. Doğal güzelliğiyle kendine hayran bırakan şelale yaklaşık 20 metre yükseklikten Bend-i Mahi Çayı’na dökülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kuzalan Şelalesi Giresun’un Dereli ilçesi sınırları içinde yer almaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin gizli cenneti olarak bilinen şelale Kuzalan Köyü’nde, bir tabiat parkı alanında bulunmakta. Merkeze yaklaşık 50 kilometrelik bir mesafede bulunan şelale ve tabiat parkı, son zamanlarda oldukça rağbet görmüş, yeni turizm rotalarından biri arasında kabul edilmektedir. Şelalenin yol üstünde bulunması ulaşımını daha da kolay yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Manavgat Şelalesi ülkemizin en bilindik şelalelerinin başında gelir. Antalya’ya bağlı Manavgat ilçesinde bulunan şelale, Manavgat Nehri’nin yarattığı akıntılarla meydana gelmektedir. Şelale sularının aktığı yükseklik pek fazla olmasa da yüksek bir debiyle akıp geniş bir alana yayılır. Özellikle şelalenin yarattığı olağanüstü manzara, her yıl binlerce kişinin ziyaret etmesinin başlıca sebebidir. Adını bulunduğu ilçeden alan şelale, merkeze sadece 5 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ayrıca çevresinde bulunan çay bahçeleri, balık restoranları ve su sporu seçenekleriyle şehirden uzaklaşmak için güzel bir adres.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bursa ilimizin Mustafa Kemal Paşa ilçesine bağlı olan Suuçtu Şelalesi, ilçenin yaklaşık 20 km doğusunda bulunmakta. Şelale bölgedeki tatlı su kaynaklarından biridir, bu sayede içme suyu kaynağı olarak da en büyüğüdür. Bölgede bulunan derenin altındaki fay hattının kırılması Suuçtu Şelalesi’nin oluşmasını sağlamıştır. Yaklaşık 40 metre yükseklikten akan şelale, yaşattığı görsel şölenin yanı sıra etrafında bulunan kamp alanları, piknik ve kahvaltı seçenekleri ile ziyaretçilerin ilgi odağı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tomara Şelalesi Gümüşhane’nin Şiran İlçesine yaklaşık 14 km mesafede bulunmaktadır. Seydibaba Köyü’nde yer alan şelalenin genişliği 15, yüksekliği ise 25 metredir. Bölge halkı için aynı zamanda su kaynağı olarak da kullanılmaktadır. Ülkemizin doğa harikalarından biri olan şelale, her yılın temmuz ayında geleneksel olarak düzenlenen Tomara Festivali’ne de ev sahipliği yapıyor. Farklı tarz ve müziğe sahip sanatçılar sahne alıyor, bölge halkı tarafından etkinlikler düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karasu Şelalesi Sakarya iline bağlı Karasu ilçesinin sınırında yer almaktadır. Maden Deresi’yle aynı bölgede bulunan Karasu Şelalesi, civarda bulunan piknik alanları ve güzel manzarasıyla keyifli vakit geçirebileceğiniz bir yer. Piknik alanından şelaleye doğru yarım saatlik bir yürüyüş yapıp, iki farklı rotayla alana ulaşabilirsiniz. Bir tanesi patika yolu, bir diğeri ise derenin içerisinden… Yaz ayları dışında pek mümkün olmasa da, bazı kimseler için keyifli alternatiflerden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 2 km’lik kanyonun içinden geçen bir ırmağın oluşturduğu Kurşunlu Şelalesi, Antalya ile Isparta yolunun yakınlarında bulunmaktadır. Fazla büyük olmayan şelalenin suyu yaklaşık 18 metrelik yükseklikten dökülmekte ve küçük şelaleciklerle de 7 adet gölet birbirine bağlanmaktadır. Bulunduğu bölge ise 1986 yılında tabiat parkına dönüştürülerek insanların ziyaretine açılmıştır. Kurşunlu Şelalesi ve etrafında bulunan piknik alanları 33 hektarlık bir alanı kapsar, muhteşem manzarasıyla ziyaretçilerine eşsiz bir seyahat yaşatır.