Yazar: admin

  • PERDENİN ARDINDAKİ KADIN SESLER: YEŞİLÇAM’IN UNUTULMAZ AŞK ŞARKILARI

    Yeşilçam… Yalnızca bir sinema dönemi değil; Türkiye’nin duygusal belleğinde en derin iz bırakan zamanlardan biriydi. Bir kuşağın aşkı, umudu ve kırgınlığı yıllar boyunca o filmlerle hayat buldu. Sahnelerin duygusu, arkadan gelen o tanıdık melodilerle tamamlanırdı. İşte şimdi, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Yeşilçam’ın o tanıdık aşk sahneleri yine zihnimizde canlanıyor. Yazımızda, bu özel günün ruhuna eşlik eden kısa bir yolculuğa çıkıyoruz: Filmlerden yaptığımız seçkilerle aşkın sinemadaki hâline ses veren kadın yorumcuları ve onların unutulmaz aşk şarkılarını birlikte anımsıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbahar Rüzgârları – Handan Kara Sipahioğlu” title_font_size=”13″]

    1969 yapımı, Mehmet Dinler’in yönettiği Sonbahar Rüzgârları’nda sevdiği adamla evlenmek üzereyken geçirdiği bir kaza sonucu sakat kalan genç bir kadının (Türkan Şoray) hikâyesine tanıklık ederiz. Türkan Şoray’ın oyunculuğuyla hissettirdiği hüzünlü duygunun ardındaki ses, pek çok Yeşilçam filmine sesiyle hayat veren Handan Kara Sipahioğlu’dur. 1944’te Bakırköy’de doğan Kara, genç yaşta müziğe yönelir; ustalardan aldığı dersler ve sahne deneyimleriyle kısa sürede kendi çizgisini oluşturur. “Kulakların Çınlasın”, “Sen Bir Yana Dünya Bir Yana” gibi eserlerdeki berrak yorumu, dinleyenin belleğinde kolayca yer eder. TRT İstanbul Radyosundaki uzun yıllarının ardından yurt içinde ve yurt dışında konserler verir; sesi, Yeşilçam filmlerinin duygusuna sinen kalıcı bir imza hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kezban Roma’da – Nermin Candan” title_font_size=”13″]

    1970 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Kezban Roma’da filminde köyden şehre, şehrin içinden Roma’ya uzanan bir yolculuğa eşlik ederiz. Kezban’ın (Hülya Koçyiğit) düğünde seslendirdiği “Hayat mı Bu” şarkısıyla yüzümüze bir gülümseme yerleşirken onun aşkına (Ediz Hun) kavuşmasına adım adım tanık oluruz. Filmde duyduğumuz şarkının sesi, Nermin Candan’a aittir. “Hayat mı Bu”, Türk pop müziğinin en çok ses getiren 45’liklerinden biri olmuş; ilk plağıyla büyük satış rakamlarına ulaşarak Nermin Candan’ı kısa sürede dönemin en popüler kadın seslerinden biri hâline getirmiştir. O yıllarda ender rastlanan bir durum yaşanır; 45’liğin B yüzü de en az A yüzü kadar ilgi görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arım Balım Peteğim – Nesrin Sipahi” title_font_size=”13″]

    1970 yapımı, Muzaffer Arslan yönetmenliğindeki Arım Balım Peteğim filminde adı konmamış bir ilişkiyi ve yıllara yayılan bir karşılaşmayı izleriz. Kadının (Türkan Şoray) adı filmin sonuna dek erkek (Cüneyt Arkın) tarafından bilinmez. Bir oyun duygusu içinde ilerleyen bu hikâyede, müzik sahnenin heyecanını belirler. “O gözler, sendeki siyah gözler…” dizeleriyle başlayan şarkı sırasında Türkan Şoray, sevdiği adamı dans edenler arasında görür; dans sürerken kalbinin içindekilerle baş başa kalır. Seyirci de bu duru ve buğulu yorumun peşine takılıp hayallere dalar. İşte bu ses, Nesrin Sipahi’ye aittir. 1934 doğumlu Sipahi, en çok “Arım Balım Peteğim”, “Ömrümce Hep Adım Adım” ve “Reyhan” yorumlarıyla hafızalarda yer eder. Farklı dillerde seslendirdiği eserlerle de bilinen sanatçı, 60’lar ve 70’lerde kusursuz söyleyişi ve özenli sahne duruşuyla dönemin en güçlü kadın seslerinden biri olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Seni Sevmek Kaderim – Kamuran Akkor” title_font_size=”13″]

    1971 yapımı, Orhan Aksoy yönetmenliğindeki Seni Sevmek Kaderim filminde aşkın başka bir hâlini izleriz. “Aşkın Kanunu” şarkısı bir düğün sahnesinde yükselirken, Lale (Filiz Akın) başına geleceklerden habersizdir. İlerleyen sahnelerde babasının intikamını almak için âşık bir kadın rolüne bürünen Lale, zamanla bu rolün gerçeğe dönüştüğünü fark eder ancak gururu ağır bastıkça Murat’a (Ediz Hun) kalbindekini bir türlü söyleyemez. Film boyunca duyduğumuz bu içli şarkılar, hikâyenin duygusal yükünü sırtlanan Kamuran Akkor’un sesinden gelir. Sanatçı, “Aşk Eski Bir Yalan”, “Kime Niyet Kime Kısmet”, “Sev Yeter” gibi 45’likleriyle kısa sürede geniş kitlelerin belleğinde yer edinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyoğlu Güzeli – Belkıs Özener” title_font_size=”13″]

    1972 yılında Ertem Eğilmez yönetmenliğinde gösterime giren Beyoğlu Güzeli filminde sımsıcak bir hikâye izleriz. Tesadüf sonucu yolları kesişen Alev ile Ferit, kısa sürede birbirine âşık olur. Ancak biri varlıklı bir aileden gelirken diğeri çadır tiyatrosunda çalışan yoksul bir hayata sahiptir. Alev (Hülya Koçyiğit) ve Ferit (Tarık Akan) yıllar boyu kavuşamaz; yeniden karşılaştıklarında ise tüm engellere rağmen evlenirler. Tam her şey yoluna girdi derken seyirciyi beklenmedik bir son karşılar. İşte bu sahnelerde duygu yüklü o ses perde arkasından yükselir. Bu ses, Yeşilçam’ın görünmeyen yüzlerinden Belkıs Özener’e aittir. Özener, müzikle iç içe bir ailede büyür, genç yaşta katıldığı bir ses yarışmasında birincilik kazanır. “Bir Garip Yolcu”, “Adını Anmayacağım”, “Sevemedim Karagözlüm” ve “Damarımda Kanımsın” gibi eserlerle Yeşilçam’da söylenemeyen duyguları seyircinin kalbine taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayrılık – İnci Çayırlı” title_font_size=”13″]

    1972 yapımı, Türker İnanoğlu yönetmenliğindeki Ayrılık filminde Suna (Filiz Akın) sahneye adım atar; parlak dekorların arasında dans ederken “Bana Çok Mu Görüyorsun?” şarkısını seslendirir. Başından sonuna hüzünle örülü bu hikâyede, âşıklar bir türlü kavuşamaz. Perdede izlediğimiz bu sahnenin duygusu, görüntünün ötesine taşan duru ve kederli bir sesle derinleşir. İşte bu ses, Yeşilçam’da sıkça duyduğumuz İnci Çayırlı’ya aittir. 1935’te İstanbul’da doğan Çayırlı, genç yaşta konservatuvara girer; Münir Nurettin Selçuk korosundan İstanbul Radyosuna uzanan bir müzik eğitimi alır. Yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşır. “Çileli Bülbül”, “Son Nefes” ve “Kadın Asla Unutmaz” gibi filmlerin müziklerinde imzası bulunan sanatçı, 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanıyla onurlandırılır.

  • TOPRAĞA DAİR 6 ATASÖZÜ

    Canlılar için bir besin kaynağı ya da doğanın bir parçası olmasının ötesinde, toprak aslında başlı başına kültürel bir miras niteliğindedir. Geçmişte büyük uğraşlarla kazanılan ve şanlı zaferleri getiren toprak, günümüzde aynı önemini yalnızca ülkemizde değil bütün dünyada korur. Adına pek çok atasözü, deyim ve özlü söz yazılması, toprağın yalnızca yaşamsal bir yapı olmasından çok daha öte bir noktada olduğunun göstergesidir. Toprağın öneminin altını çizmek için ülkemizde her yıl 11 Haziran tarihini takip eden Pazar günü Toprak Bayramı kutlanır. Bayramın bu tarihte kutlanmasının sebebi Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği tarih olmasıdır. Bu özel günden hareketle, dünyadan ve ülkemizden toprak hakkında söylenen atasözlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • BİR SESLE BAŞLAYAN HİKÂYE: TÜRKİYE’DE RADYO TİYATROSU

    Radyo tiyatrosu, Türkiye’de yalnızca bir eğlence aracı değildi; birlikte dinlenen, birlikte susulan, birlikte hayal edilen bir anlatıydı. Oyuncuların sesleriyle odalar büyür, anlatıcının birkaç cümlesiyle zaman değişirdi. Görmeden anlamaya, duymadan tamamlamaya alışılmıştı. Belki de bu yüzden, radyo tiyatrosu uzun yıllar boyunca hem çocukların hem de yetişkinlerin ortak hafızasında yer etti. Bu sesli hikâyeler, Anadolu’nun en uzak köşelerine kadar ulaştı. Yazımızda, Türkiye’nin radyo tiyatrosu dinlediği yıllara gideceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Yayıncılığının İlk Yılları (1927-1939)” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de ilk radyo yayını, 1927 yılında İstanbul Radyosu ile resmî olarak duyulmaya başladı. 1927 ile 1936 yılları arasında yayınlar Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından yürütüldü. Bu yıllar, yayıncılığın henüz yolunu bulmaya çalıştığı; türlerin, biçimlerin ve seslerin denendiği bir dönemdi. Teknik imkânlar sınırlıydı, kayıt almak ve saklamak kolay değildi. Bu yüzden radyo, büyük ölçüde canlı yayınlara dayanıyordu. 1936’da radyo yönetimi, Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğüne (PTT) devredildi. Bu değişiklikle radyo tiyatrosu, güldürü yönü ağır basan, süresi kısa, yarım saatin altındaki radyofonik oyunlarla öne çıktı. İstanbul Radyosunda 1938 yılında yayımlanan uzun bir eğlence ve spor programının yarısının skeçlerden oluşması, bu anlayışın yaygınlığını açıkça gösteriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Ağırlık Kazandığı Yıllar (1940-1946)” title_font_size=”13″]

    II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde radyo, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha önemli bir haber ve iletişim aracına dönüştü. 1940 yılında Türkiye radyolarının yönetimi Matbuat Umum Müdürlüğüne devredildi ve radyo tiyatrosu haftada iki güne çıkarıldı. Bu sürekliliği sağlayabilmek için telif eserlere ağırlık verildi. Kısa bir zaman içinde yüzlerce oyun metni toplandı; bunların yalnızca bir kısmı yayıma uygun bulundu. Bazı oyunlar ise dinleyiciyle birden fazla kez buluştu. Bu yıllarda çocuklar için yapılan yayınlar da özel bir yer tuttu. Radyo Çocuk Kulübü, 12 Şubat 1941’de yayıma başladı ve kısa sürede çocuklara yönelik temsillerle dikkat çekti. Ulusal konuları ele alan oyunların yanı sıra Pinokyo gibi klasik eserler de radyoya uyarlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Arada Kaldığı Yıllar (1947-1959)” title_font_size=”13″]

    1946 sonrasında radyo tiyatrosu programları 1959 yılına kadar Söz-Temsil Yayınlarının sorumluluğundaydı. Bu dönemde radyo oyunları, kültür ve sanat yayınları içinde yer almaya devam etti ancak üretim ve hazırlık süreçlerinde farklı kurumlarla iş birliğine gidildi. 1949’da Radyo Temsil Kolunun faaliyetlerine son verilmesinin ardından radyofonik oyunlar 1959’dan itibaren Ankara’da Devlet Tiyatro ve Operası, İstanbul’da ise Şehir Tiyatrosu sanatçıları tarafından hazırlanıp mikrofona taşındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunun Yaygınlaştığı Yıllar (1960-1979)” title_font_size=”13″]

    1960’lı yıllarda kültür ve sanat içerikli yayınların yaklaşık yarısını radyo tiyatrosu oluşturuyordu. Oyunlar; Perde Arası, Mikrofonda Tiyatro, Pazar Temsili, Sahneden Mikrofona, Devamı Yarın Akşam, Devamı Yarın Sabah, Pazar Tiyatrosu, Mikrofon 13 ve Tatil Tiyatrosu gibi farklı program adları altında yayımlandı. Haftanın çeşitli günlerinde ve günün farklı saatlerinde radyo tiyatrosuna yer verildi. 1964’ten sonra radyo tiyatrosu, yazarlar ve oyuncular için düzenli bir üretim alanı olmayı sürdürürken, dinleyici alışkanlıkları da yavaş yavaş değişiyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Radyo Tiyatrosunda Ritmin Değiştiği Yıllar (1980-1999)” title_font_size=”13″]

    1980’li yıllarda radyo tiyatrosu, yayınlar içindeki yerini korusa da eski yoğunluğunu kaybetmeye başladı. Televizyonun yaygınlaşması, dinleyicinin ilgisini başka bir yöne çekti. Bu dönemde radyo tiyatrolarında daha çok gündelik hayattan alınan, geniş dinleyici kitlesine hitap eden konulara yer verildi. Aile, ilişkiler ve aşk etrafında şekillenen oyunlar öne çıktı. Üretim devam etti ancak yeni metinlerin yerini zamanla tekrarlar almaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Günümüzde Radyo Tiyatrosu (2000’li Yıllardan Günümüze)” title_font_size=”13″]

    Günümüzde radyo yayıncılığı büyük ölçüde müzik ve eğlence odaklı bir yapıya yönelmiş durumda. Radyo tiyatrosu ise yayın akışlarında sınırlı bir yer buluyor. TRT radyolarında Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu gibi programlar belirli gün ve saatlerde sürdürülse de düzenli ve yoğun bir üretimden söz etmek artık zor. Bir zamanlar Arkası Yarın’ı beklemek, saatle randevulaşmak demekti. Aynı hikâyeyi, aynı saatte, aynı sesle dinleyen binlerce kişi vardı. Bugün ise her şeye tek dokunuşla ulaşılabiliyor; durduruyor, geri sarıyor, hızlandırıyoruz. Bu kolaylık içinde, o bekleyişin heyecanı yavaşça kayboluyor. Her ne kadar radyo tiyatrosu artık daha az duyulsa da sesi, hâlâ hatırlayanların içinde sürüyor.

  • Farklı Mimari Anlayışlarla Tasarlanmış 8 Cami

    Farklı Mimari Anlayışlarla Tasarlanmış 8 Cami

    Mimar Sinan eserleri başta olmak üzere Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiş pek çok cami, sadece dinin mensuplarında değil dünyadaki kültürel değerler arasında da büyük ve önemli bir yere sahip. Fakat bu listemizde size dünyanın farklı ülkelerinde farklı mimari anlayışlarla inşa edilmiş camileri göstermek istiyoruz, bakalım en çok hangisini beğeneceksiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
  • BU BİLGİLERİ BİLİYOR MUSUNUZ?

    Yaşadığımız dünya bizi her gün şaşırtmaya devam ediyor… Bedenimizden yaşadığımız dünyaya, gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılardan uzayın derinliklerine kadar yaşam, çözülmesi gereken gizemlerle dolu. Öğrendiğimizde şaşırdığımız bu ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 2 Bin Yıl Öncesinin Savunma Duvarı 21. Yüzyılın En Turistik Yürüyüş Yolu

    2 Bin Yıl Öncesinin Savunma Duvarı 21. Yüzyılın En Turistik Yürüyüş Yolu

    Nasıl olmasın! Çin Seddi o kadar görkemli bir yapı ki 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası, 2007 yılında Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri seçildiğinde kimse şaşırmadı. Günümüzde de her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği duvarı kimi özel günlerde 10 milyona yakın kişi gidip görüyor. Ne var ki 2000 yıl önceki yapılış amacı bir hayli farklıydı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çin Seddi, inşası tamamlandığı zamanlarda yaklaşık 9.000 kilometreydi fakat yıllar içinde oluşan yıkımlar nedeniyle büyük bir bölümü günümüze ulaşamadı. Bugünkü uzunluğu ise 2.500 kilometre.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnşasının tamamlanması öyle 5 – 10 yıl değil 2.000 yıldan fazla sürdü. MÖ 221’de başlayıp MS 608’e kadar süren yapımı Çinliler yıllarca devam ettirdi; ta ki MS 17’nci yüzyıla kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çin Seddi’nin inşasına İmparator Qin Shi Huang Dönemi’nde savunmaya yönelik önlem olması için başlanmıştı. Bugünkü tarihçiler ise ülkeden kaçışları önlemek, ülkenin kendi içinde birleştiğini ilan etmek gibi nedenlerle yapıldığını öne sürmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çinlilerin “Çang – Çeng” yani “Uzun Duvar” ya da “Wan Li Çang Çen” yani “On Bin Li’lik Duvar” diye isimlendirdiği yapıya bizler İngilizceden tercümesi ile “Çin Seddi” diyoruz. Dünyada ise geçmişten bu yana “kemer”, “kale”, “bariyer” gibi farklı isimlerle anılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Taş, tuğla, kil, kireç, toprak hatta plastikten harç karılarak inşa edilen duvarın yüksekliği 4 ile 6 metre arasında. Zemin kalınlığı 7 metre iken üst yüzeyin kalınlığı 6 metre ve buradan atlı ya da tekerlekli arabalar geçebilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’in kuzeybatısı boyunca uzayıp giden duvarda, 200 metre aralıklarla gözetleme kuleleri, 9 kilometre aralıklarla fener kuleleri görülebilir. Çin Seddi’nin en yüksek noktası ise yaklaşık 1.525 metredir ve bu nokta Heita Dağı üzerine denk gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Üzerine birçok efsane üretilen Çin Seddi ilk kez 1957 yılında ziyarete açıldı. O günden bugüne çeşitli spor aktivitelerine de ev sahipliği yapan duvarın üstünde yürüyen ziyaretçiler olağanüstü manzaralara da tanıklık ediyor.

  • Akılda Tutması Kolay 8 Hafıza Geliştirme Önerisi

    Akılda Tutması Kolay 8 Hafıza Geliştirme Önerisi

    Zorlu iş hayatı, şehir hayatının stresi ve gün içinde aklınızda tutmanız gereken birçok ayrıntı zaman zaman sizi zorlayabilir. Oysaki gündelik hayatımızda bilgisayarınızın şifresinden, arabanızı nereye park ettiğinize dek birçok ayrıntıyı aklınızda tutmanız gerekir. Hafızanızı zinde tutmak hayatınızı birçok açıdan kolaylaştırmanızı sağlar. Hafızanızı geliştirmeniz için yapabileceklerinizi 8 maddelik listemizde özetledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Her Şeyin Başı Beslenme” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki en sağlıklı beslenme planının Akdeniz diyeti olduğu konusunda birçok uzman hemfikir. Ülkemizde rahatça uygulanabilecek bu diyet ağırlıklı olarak meyve, sebze ve balığa dayanıyor. Akdeniz diyetine uygun şekilde beslenerek beyninizin ihtiyacı olan vitamin, mineral ve Omega 3 yağlarını aldığınızdan emin olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafızaya Yararlı Lezzetleri Tüketin” title_font_size=”13″]

    Birçok önemli kurum hafızaya ve beyin sağlığına yararlı yiyecekler hakkında araştırmalar yürütüyor. Uzmanların hafızanıza yararlı olduğu konusunda fikir birliğine vardığı yiyecekler arasında, bitter çikolata, avokado, soğuk su balıkları, koyu yeşil yapraklı bitkiler, turşu gibi fermente yiyecekler ve ceviz bulunuyor. Bu lezzetleri beslenme planınıza dâhil ederek daha güçlü bir hafıza için ilk adımı atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yolunuzu Bulmak İçin Teknolojiden Yardım Almayın” title_font_size=”13″]

    Beyninizi devamlı çalıştırmak, hafızanıza sık sık başvurmak onu zinde tutmanın en iyi yollarından biridir. Yaşam rutininizde yapacağınız ufak değişiklikler size daha güçlü bir hafıza olarak geri dönebilir. Telefonunuzdaki GPS özelliğini kapatarak gideceğiniz yerin yolunu kendiniz bulmayı deneyin, navigasyon cihazları hiç bilmediğiniz bir yere giderken çok faydalı olsa da gündelik hayatta sizi tembelliğe alıştırabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Bir Dil Öğrenin” title_font_size=”13″]

    Yeni bir dil öğrenmek hafızanızı canlı tutmanın en verimli yollarından biridir. Öğreneceğiniz yeni dil bilgisi kuralları, ezberleyeceğiniz kelimeler beyniniz için iyi bir spor olacaktır. Üstelik günümüzde internet uygulamaları sayesinde yabancı dil öğrenmek çok daha kolay ve masrafsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyin Egzersizleri Yapın” title_font_size=”13″]

    Gündelik hayatta her gün yaptığınız işleri kolayca bir beyin egzersizine dönüştürebilirsiniz. Örneğin dişinizi fırçalarken normalde kullanmadığınız elinizi kullanabilirsiniz. Ya da evinizin kapısını açarken gözlerinizi kapayarak anahtar deliğini görme duyunuzun yardımı olmadan bulmaya çalışabilirsiniz. Bu egzersizler beyninizin her gün farklı işlemler yapmasını böylece zinde kalmasını sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatınızda Müziğe Yer Açın” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar, müziğin insan beyninin her iki yanını birden çalıştıran nadir etkinlerden biri olduğunu not ediyor. Müzik dinlemek hafızayı olumlu yönde etkiliyor, odaklanma ve dikkat gibi yetileri geliştiriyor. Müzik aleti çalmak ise bu etkileri kat kat artırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Hobi Edinin” title_font_size=”13″]

    Konunun uzmanları, hobilerin beyinsel faaliyetlerimizi geliştirdiğini belirtiyor. Boş zamanlarınızı değerlendirirken stresten uzaklaşmanızı sağlayan dikiş-nakış ya da ahşap oymacılığı gibi hobiler aynı zamanda beyin egzersizi görevi de görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yürüyüşü Hafife Almayın” title_font_size=”13″]

    Antik Yunan’dan beri filozofların tek başına yürüyüş yapan karakterler olarak resmedilmelerinin bilimsel bir dayanağı olduğunu artık biliyoruz. Yürüyüş sırasında vücut daha çok oksijen alıyor böylece beyin hücreleri arasındaki iletişim hızlanıyor, üstelik yürüyüş zihninizi temizlemeniz ve rahatlamanız için de harika bir yöntem.

  • KIŞIN HAZIRLAYABİLECEĞİNİZ PRATİK SMOOTHİELER

    Virüslerle savaşmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gereken soğuk havalarda kış mevsiminde görülen sebze ve meyvelerden değişik şekillerde faydalanabiliriz. Sebze ve meyvelerle hazırlanan smoothie’ler ile A, B, C ve E vitaminlerini alan vücudumuz hastalıklarla savaşacak direnci yakalayacaktır. Lezzetli oldukları kadar fit görünmek isteyenlerin de tercih ettiği smoothie’leri listeledik. Bu smoothie’leri hazırlarken lifli yapısını korumak için meyve ve sebzelerin posasını da bu karışımlara ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orman Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Antioksidan bakımından oldukça zengin olan yaban mersinli smoothie için bir adet olgunlaşmış muz, yulaf, süt ve bir çay bardağı yaban mersini yeterli olacaktır. Bu malzemeleri blenderden geçirdikten sonra taze bir şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Dilerseniz bu sağlıklı içeceği mevsime göre çilek, ahududu ve böğürtlen ile zenginleştirebilir; gün içerisinde enerjinizi yükseltirken, cildinize de fayda sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Smoothie” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemine faydalı olan yeşil smoothie için malzemeler; üç adet orta boy yeşil elma, 200 gr körpe ıspanak, taze zencefil ve 100 gr yoğurt… Tatlandırmak için bir tatlı kaşığı bal ekleyerek, bağışıklık sistemine de katkı sağlayabilirsiniz. Vejetaryen beslenenler için yoğurt yerine yarım su bardağı demlenmiş yeşil çay tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avokado Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Son dönemlerde gittikçe popülerleşen avokadoyu, salatalardan tatlılara pek çok tarifte görmeye alıştık. İçeriğindeki lif, vitamin, mineraller ve tekli doymamış yağ sayesinde oldukça faydalı bir besin olan avokadoyu; yarım yağlı süt, çeyrek yeşil elma ve birkaç yaprak nane ile hazırlayabilirsiniz. Bal ve limon da eklenebilen bu smoothie’yi çok bekletmeden tüketmek daha faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Kabaklı Smoothie” title_font_size=”13″]

    Kış mevsiminin en gözde smoothie’lerinden olan bal kabaklı smoothie’yi isteğe bağlı olarak badem sütü ile hazırlayabilirsiniz. Bir çırpıcı yardımıyla köpürtülen badem sütü ve bal kabağı püresi karışımına bal ya da şurup ekleyebilir; tarçın ve toz zencefille baharatların şifalı dünyasından faydalanabilirsiniz. Servis edilirken üzerine eklenen beş-altı adet kabuksuz kabak çekirdeği göze hitap ettiği gibi, tokluk süresini uzun tutmaya yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakal Zencefil Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en gözde meyvelerinden C vitamini deposu portakal ile hazırlanan bu smoothie’yi yeşil elma ekleyerek lifli hâle getirebilir ve kan şekerinizin hızlı düşmesini engelleyebilirsiniz. Kabukları soyulan portakal ve elmanın çekirdekleri de temizledikten sonra ince ince doğranan zencefil ve kefirle kıvam alana kadar karıştırılır. Yapımı oldukça kolay olan bu smoothie, enerjinizi yükselteceği için gündüz saatlerinde tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badem ve Hindistan Cevizli Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kavrulmuş ya da çiğ bademle hazırlayabileceğiniz bu smoothie’nin en büyük özelliği, uzun süre tok tutma özelliği… Bir kâseye eklenen eşit miktardaki badem ve Hindistan cevizine bir kaşık toz kakao eklenir ve yüksek devirde köpürene kadar iyice blend edilir. Hindistan cevizi suyunu bu karışım için saklayın ve smoothie’nin kıvam alması için yeterli bulduğunuz miktar kadar ekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pancar Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemini düzenleyen ve iyi bir lif kaynağı olan pancar; karaciğeri arındırması ve iltihap önleyici olmasından dolayı detoks suları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. İçeriğindeki betanin ile antioksidan bakımından da zengin olan pancar smoothie’si için öncesinde pancarı bir miktar haşlamanız gerekmektedir. 200 gram haşlanmış pancar, bir tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu, 100 gram yoğurt, 10 adet maydanoz ve bir parça zencefili blenderden geçirerek hazırlayabileceğiniz bu şifalı içecek için kış aylarının gözdesi demek yerinde olacaktır.

  • HER ADIMDA DAHA TEMİZ BİR DÜNYA: SÜRDÜRÜLEBİLİR ULAŞIM

    Sürdürülebilir ulaşım; karbon salımını azaltan, fosil yakıt kullanımını en aza indiren çevre dostu yöntemleri kapsar. Daha temiz bir çevrede yaşamak, sağlığımızı korumak ve bütçemizi zorlamamak için bu adımı atmak hepimizin sorumluluğu. Gelin, birlikte sürdürülebilir ulaşım seçeneklerine bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kısa Mesafelerde Pedala Basın, Adım Atın ” title_font_size=”13″]

    Kısa mesafelerde yürümek hem sağlığınıza hem de çevreye iyi gelir.  Karbon ayak izini azaltır, temiz hava solumanızı sağlar ve enerji tasarrufu yaptırır. İş veya okul mesafesi arabaya binmeyi gerektirmeyecek kadar yakınsa bisiklet, elektrikli scooter veya kaykay gibi araçları tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toplu Taşıma ve Raylı Sistemler” title_font_size=”13″]

    Yoğun trafikte zaman kazanmak ve çevreyi korumak için toplu taşıma en iyi seçeneklerden biridir. Otobüs, metro, tramvay ve hafif raylı sistemlerle güvenle hedefinize ulaşabilirsiniz. Eğer gitmek istediğiniz yere hem motorlu araç hem de metro ile ulaşabiliyorsanız metroyu tercih etmek daha çevreci olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paylaşımlı Mobilite ve Elektromobilite” title_font_size=”13″]

    Paylaşımlı araçlar, araç sahibi olmadan ihtiyaç duyduğunuz süre boyunca başka bir aracı kullanmanızı sağlar. Trafikteki araç sayısını azaltır, kısa mesafeli yolculukları ekonomik ve çevreci hâle getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elektrikli Araçlar” title_font_size=”13″]

    Mini elektrikli araçlar ve paylaşımlı elektrikli araçlar, sürdürülebilir ulaşımın pratik ve eğlenceli seçeneklerindendir. Şehir içi ve şehirler arası ulaşımda çevreci bir seçenek oluşturur. Yaygınlaştıkça temiz enerji kullanımı artar ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi daha da belirginleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hibrit Araçlar” title_font_size=”13″]

    Hibrit araçlar hem elektrikli hem benzinli motoru bir araya getirerek yakıtı akıllıca kullanır. Sıkışık trafikte elektrikle sessizce ilerlerken aracınız için ekstra güç gerektiğinde benzinli motor devreye girer. Uzun yolculuklarda ve altyapının yetersiz olduğu bölgelerde hibrit araçlar, sürdürülebilir ulaşımın en güçlü destekçilerinden biridir.

  • Münir Özkul’un Sanata Kazandırdığı 60 Yıl

    Münir Özkul’un Sanata Kazandırdığı 60 Yıl

    1925 yılında Bakırköy’de dünyaya gelen Münir Özkul 2018 yılında, tam 93 yaşında aramızdan ayrıldı. Cumhuriyet’in akranı sanatçı bu 93 yılın 60 yılını tiyatro sahneleri ve sinema setlerinde geçirdi. Kavuk sahibi bir meddah; halkın Baba, Usta, Hoca diyerek benimsediği bir sinema oyuncusu oldu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Münir Özkul’un oyunculukla ilk tanışması Bakırköy Halkevinde gerçekleşti. Sanatın bir yönüyle buluşması kaçınılmazdı çünkü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümünü bitirmişti. Halkevindeki birkaç amatör deneyimin ardından İstanbul Devlet Tiyatrosunda çalışmaya başladı, sonra Ankara Devlet Tiyatrosu, Ses Tiyatrosu derken perdeleri âdeta onu parlatmak için kapanıp açılacak Küçük Sahne’ye geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Herkesten önce Muhsin Ertuğrul’un dikkatini çekmişti. 70’li yıllarda halkın önüne Mahmut Hoca, Yaşar Usta olarak çıkmadan çok önce, 50’li yıllarda, Nobel Ödüllü John Steinbeck’in yazdığı Fareler ve İnsanlar, George Axelrod’un yazdığı Yaz Bekârı, John Patrick’in Çayhane’si gibi önemli oyunlar için tiyatro sahnesine çıktı. Ama sanat yaşamında en çok “İbiş” ve “Kavuklu”yu sevdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyaz perdeye geçmenin hayalini pek kurmuyordu ama birkaç sinema filminde ufak roller almıştı. Askerliğini yaptığı dönemde bir gün yönetmen asistanlığı yapan arkadaşını Yeşilçam’da ziyarete gittiğinde, onu halkın gönlüne oturtacak yolun da kapısından girmiş bulunuyordu. Vatan ve Namık Kemal isimli filmde üniformalı bir figüran aranıyordu ve o figüran asker kıyafetiyle Münir Özkul oldu. 50’li ve 60’lı yıllarda filmler art arda geldi; Edi ile Büdü, Balıkçı Güzeli, Kalbimin Şakısı, Şoför Nebahat Bizde Kabahat, Bir Millet Uyanıyor ve daha nicesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Münir Özkul için sinema ve tiyatro kol kola yürüyordu. Türk tiyatrosunda Kel Hasan Efendi’den İsmail Dümbüllü’ye devredilen ve güldürü geleneğinde yeteneğin alameti sayılan “Kavuk”, 1968 yılında İsmail Dümbüllü tarafından Münir Özkul’a devredildi. Yıllar sonra Özkul kavuğu Ferhan Şensoy’a, Şensoy da Rasim Öztekin’e devredecek ve Öztekin devir töreni sırasında kavuğu şöyle tanımlayacaktı: “Bu işin Nirvana’sı!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 70’li yıllarda yer aldığı sinema filmleri Münir Özkul’u hep sevgi dolu bir karakter olarak iyicil rollere yerleştirdi. Onun göründüğü filmler beynimize illa ki serotonin yükleyen filmlerdi. Sev Kardeşim, Oh Olsun, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Gülen Gözler, Neşeli Günler, film boyunca “Hayat sevince güzel, sevince tatlı günler, bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter.” şarkısının söylendiği Hayat Sevince Güzel…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ve tabii Hababam Sınıfı serisi… İnek Şaban’ın, Damat Ferit’in, Güdük Necmi’nin Mahmut Hoca’sı, Badi Ekrem’in meslektaşı, Hafize Ana’nın Kel Mahmut’u… Rıfat Ilgaz’ın öyküsünden uyarlanan ve Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen film ilk defa 1975 yılında gösterime girdi. Türk sinema tarihinde önemli bir yer edinen serinin ana taşıyıcılarından biri şüphesiz ki tatlı sert müdür muavini rolüyle Münir Özkul’du.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türk sinemasında uzun yıllar Münir Özkul deyince akıllara Adile Naşit, Adile Naşit dendiğinde Münir Özkul geldi. Buna neden olansa “birbirine yakıştırılan çift” ya da “geçimsiz çift” olarak rol aldıkları kalabalık aile filmleriydi. Muhteşem ikili rol gereği ne kadar aksi olursa olsun Türk milletinin yüzünü güldürmeyi hep başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Münir Özkul 2000’lere kadar aktif olarak sürdürdüğü sanat yaşamında çok sayıda ödülün sahibi oldu. 7 Ocak 2018’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde son yolculuğuna sevenleri tarafından uğurlanırken İlyas Salman kendisiyle ilgili şöyle bir anekdot paylaştı: “Sefil Bilo’yu çekerken Cihangir’de otururdu. Arabayla gider alırdım onu. Yolda Yunus Emre’den şiirler okuturdu bana.” Biz de Münir Özkul sayfamızı çok sevdiği Yunus Emre dizeleriyle tamamlıyoruz…