Yazar: admin

  • Minik Haylazların Düştüğü 7 Komik Durum

    Minik Haylazların Düştüğü 7 Komik Durum

    Evimizin neşesi, hayatımızın rengi çocuklarımız bazen yaramazlıklarıyla bazen saflıklarıyla komik durumlara düşer, bizleri de güldürür, eğlendirirler. Halkbank Kültür ve Yaşam olarak gününüze renk katmak istedik ve tüm interneti tarayıp bu 7 minik haylazı bulduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocuk olmak zor iş, nereye atlayacağını bilmek daha zor iş!” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kimse bu ufaklık kadar içten gülemez.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yakaladım mı?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Biri beni durdursun!” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne var orada?” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aklınızda olsun, çikolatanızı yemeden önce kolluklarınızı çıkarın.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir şey olmaz, bir şey olmaz. Şunu da geri koyalım…” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddede Tarihi ve Doğal Güzellikleriyle Van

    8 Maddede Tarihi ve Doğal Güzellikleriyle Van

    Türkiye’nin en kalabalık ilk 10 şehri arasında yer alan Van, yüzölçümü bakımından da bölgenin en büyük ili… Burası, yolunuz düştüğünde kahvaltı sofrasından kalkmakta, göl kıyısından ayrılmakta, tarihin peşini bırakmakta zorlanacağınız bir şehir… Gelin, Doğu Anadolu’nun bu en mavi diyarına listemizdeki 8 madde ile biraz daha yaklaşalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Van Gölü, ada ve yarımadaları, kıyılarındaki tarihî kalıntıları, el değmemiş koyları ile turistler için tam bir çekim merkezi… Şehrin 13 ilçesinden 6’sının göle kıyısı bulunuyor. Özellikle Gevaş sınırları içindeki koylar öylesine el değmemiş ki kara yolundan ulaşamıyor sadece teknelerle gidebiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yerli-yabancı turistlerin Van’daki ilk durağı, açık hava müzesine dönüşmüş Akdamar Adası ve 10. yüzyıla ait mimarisi ile büyüleyen Akdamar Kilisesi diyebiliriz. Kilisenin etrafını saran bitki ve hayvan rölyefleriyle kutsal hikâyeler tasvir edilmiş ve bu hâliyle Ortaçağ Ermeni mimarisinin en özel örneği olduğu biliniyor. Kilise 2005-2007 yıllarında restore edilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Van, o dönemki adıyla Tuşpa, Urartu Devleti’nin başkentiydi ve bu misyonunu 250 yıl boyunca sürdürdü. Üç bin yıl öncesinden bugüne ise Van Kalesi gibi görkemli bir yapı kaldı. Tabii bir de devler tarafından yapılmış olabileceğine dair dilden dile aktarılan hikâyeler… Ana kayanın oyulmasıyla inşa edilmiş kale, Van Gölü’nün kıyısında ve şehir merkezine 5 kilometre uzaklıkta yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzelliklerin peşinde olanlar için iki adres vereceğiz. Gürül gürül akan şelalesiyle Muradiye ve küçük Pamukkale dedirten travertenleri, halkının Vanadokya adını verdiği peribacalarıyla Başkale ilçesi… İşte size şehrin saklı kalmış enfes köşeleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eski Van olarak bilinen bölgede Mimar Sinan eserleri arasında sayılan Hüsrev Paşa Camiisi bulunur. 2009’da restore edilerek ziyarete açılan cami yapıldığı dönemde bir külliye içinde yer alıyormuş, fakat ne yazık ki o bölümler günümüze kadar ulaşamamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Van kahvaltısı, topraklarımızın zenginliğini, insanımızın damak zevki ve yaratıcılığını getirir akıllara… Bildiğimiz ve bilmediğimiz çeşitlerle donatılmış sofralardan doğanın, doğallığın kokusu yayılır. Van’ın balına, sütün kaymağına, yayık tereyağına, peynirine, yumurtasına, kavutuna, ekşilisine taş fırından çıkan lavaşlar eşlik eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Namı ülke sınırlarını aşan otlu peynir Van’ın medarı iftiharlarındandır. Koyun sütünden üretilir ve ilkbaharda yapılır ki çeşit çeşit ot kullanılabilsin… Van’da biten otlar mendi, sirmo, heliz ya da bildiğimiz nane, kekik… 25 çeşit otla yapılabilen peynir, yüksek besin değeri ve tadıyla kahvaltı sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Japonya’da düzenlenen Dünya Kedileri Güzellik Yarışması’nda Van kedisinin birinci seçildiğini biliyor muydunuz? Peki ya Van’da kediler için yüzme havuzu açıldığını biliyor muydunuz? Çünkü bu asil canlılar yüzmeyi çok seviyor ve bu özelliklerini kaybetmemeleri için de Vanlılar çaba gösteriyor. Van kedilerinin bir gözü mavi bir gözü kehribar rengi olabildiği gibi, ikisi de mavi ya da ikisi de kehribar rengi olabiliyor.

  • IŞIĞIN VE AYDINLATMANIN HİKÂYESİ

    Ateş, el birliği ile kurduğumuz medeniyetin inşasında önemli rol oynadı. İlk insanlar; düşen yıldırımların çıkardığı yangınlardan elde ettikleri ateş ile ısınma, vahşi hayvanlardan korunma ve beslenme gibi ihtiyaçlarını karşılamayı öğrendi. 800.000 yıl öncesinde ateşi yemek pişirmek için kullanmaya başlayan insanoğlu, bu ateşte pişirdikleri hayvan etindeki yağın ateşi harlamasıyla bunu kontrol etmeyi de öğrendi. Yıldırımlardan çaldıkları ateşi ehlileştiren insanoğlunun hayatına hızla meşaleler, kandiller, mumlar derken elektrik ile ışık sağlayan teknolojiler girdi. Yazımızda ışığın serüvenini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    MÖ 700’de bitkisel ve hayvansal katı yağların kullanıldığı ilk kandiller tarih arenasındaki yerini almıştır. Kandillerden çok daha sonra kullanılmaya başlanan mumların ilk olarak ne zaman çıktığı ile ilgili kesin bir tarih bulunmamaktadır ancak MS 1. yüzyılda farklı coğrafyalarda farklı materyallerden mum yapıldığı bilinmektedir. Fransızlar don yağı ve bitkisel gliserin yağlarından oluşan katı bir karışım kullanırken, Almanlar parafin ve gaz yağından mumlar yapmıştır. İngilizler ise balinadan elde edilen “İspermeçet” ile kokusuz ve daha parlak ışık saçan mumlar yapmayı başarmıştır. MS 2. yüzyılda ise maliyeti hayvansal yağlara oranla daha pahalı olan balmumundan yapılan mumlar aydınlatmanın temel kaynağı olmaya başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda sanayileşen ülkelerde petrol türevi yakıtlarla çalışan cam ve metal hazneli gaz lambaları ve kandiller yaygın olarak kullanılmıştır. Ancak yoğun kokunun verdiği rahatsızlık ve çıkan karbondioksitten kaynaklı nemli isin zamanla bacada birikerek ışık seviyesini azaltması, gazlı lambaların dezavantajları olmuştur. 19. yüzyılda ilk patentli mum yapımı makineleri ortaya çıkmış ve evler ışıklanmaya başlamıştır. Stearik asidin keşfi ve örgü fitillerin tasarımının daha da gelişmesiyle daha uzun ve yoğun yanabilen mumlar piyasaya sürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Işık seviyesi ayarlanabilen ve uzun süre kullanım ömrü olan gaz lambalarının kullanımı artmış ve insanlar geceleri de yaşamaya ve çalışmaya başlamıştır. 1900’de Paris’te Uluslararası Aydınlatma Komisyonu (CIE) kurulmuş, ilk gaz kongresi de bu tarihte gerçekleşmiştir. Ülkemizde ilk kez 1856’da Dolmabahçe Sarayı’nın içine kurulan gazhane ile sarayın aydınlatılması sağlanmıştır. Saraydan elde edilen gazın fazlası Beyoğlu Bölgesi’nin aydınlatılması için kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İngiliz Sir Humphry Davy, dinamoyla çalışan karbon filamanlı ark lambasının halka sunumunu 1809’da Londra’da gerçekleştirse de elektrikle çalışan lambalara geçiş için 1877’de icat edilen jeneratörlerin sahneye çıkması gerekmektedir. Binlerce patent başvurusu olan ve birçok önemli buluşa imza atan Thomas Alva Edison, elektrik filamanlı lambayı ilk icat eden kişi değil, ticarileşmesini sağlayan isim olması açısından önemlidir. Akkor lambada ışıyan madde olarak bambu, platin, karbon denenmiş ancak daha sonra dayanıklı olan tungstene geçilmiştir. İlk akkor lambalar içerisindeki filaman çalıştıkça hızla eskidiği için, en fazla 1 günlük çalışma ömrüne sahip olabilmiştir. Cam ampullerin vakumlanması ve kararlı gazların da eklenmesi ile performansları artmış, akkor lambaların ömrü 1 yıl uzamıştır. Günümüzde, o dönemden kalma hâlâ çalışır halde el yapımı akkor lambaları bulunmaktadır. Kaliforniya’daki bir itfaiye merkezinde bulunan 4 W’lık bir karbon lamba, tam yüz on yıldır kesintisiz olarak yanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1900’lerde, halojen lambalar, gaz deşarjlı lambalar, enerji tasarruflu lambalar (kompakt floresanlar), fiber optikler, neonlar vb. birçok yenilikçi gelişme yaşanmıştır. 1937’de önemli buluşların tanıtıldığı New York Dünya Fuarı’nda ilk kez floresanlı lambaların ışığı dünyamızı aydınlatmış ve floresan lambalar 20. yüzyıla damgasını vurmuştur. Floresan lambalara kadar elektrikle çalışan aydınlatma dönemi henüz yaygınlaşmamıştır. Ancak floresan lambaların içeriğindeki 3-4 mg ağırlığındaki cıva çöpe atıldığında çevreye zarar vermektedir. Kullanımı hızla yaygınlaşsa da hem insan sağlığına hem de doğaya verdiği zarardan ötürü akkor lambaların kullanımı daha yaygın olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Floresan lambaların oluşturduğu tehlike ve akkor lambaların çok fazla enerji sarf etmesi, verimlilik açısından yeni teknolojilere gebe kalmıştır. Ve bu yeni arayışlar neticesinde 1920’lerde Rusya’da icat edilmesine rağmen geliştirilmiş kızılötesi LED lamba 1962’de Nick Holonyak tarafından pazara sunulabilmiş, 1959’da General Electric tarafından patenti alınan ve bilinen tüm ampullerden daha parlak olan halojen lambalar ancak 1980’lerde piyasaya çıkmıştır. Daha iyi aydınlatma gücüne sahip ticari beyaz LED’ler ise 1996’da hayatımıza girmeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde yeni ışıkların yüzde 85’i LED ışık kaynaklarıyla donatılmıştır. O zamandan beri, aydınlatma gittikçe daha dinamik hâle gelmiş ve her geçen gün ışıkla daha yakın ilişkiler kurulmaya başlanmıştır. Artık aydınlatmalar sadece mekânı aydınlatmak için kullanılmamakta; sanat projelerinden insanların işlevsel, duygusal ve biyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik zengin seçenekler sunmaktadır.

  • 10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    10 Madde ile Hangi Spor Nerede Yapılır

    Bütün spor dalları mekâna bağımlıdır. Yani o sporun yapılabilmesi için özel bir alan gerekir. Hatta dalın gerektirdiği şekilde dizayn edilen bu alanların bazıları büyük bakımlara ihtiyaç duyar. Bu listemizin maddelerinde hangi sporun nerede yapıldığını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tenis kortta oynanır. Ağ ile ortadan ikiye bölünen alanda oyuncular bazen teke tek bazen çift olarak raket sallarlar. Dört kişinin oynadığı kortlar daha geniş olmakla birlikte genellikle uzunluğu 23.77 ve genişliği 8,23 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Futbolun çim sahada oynandığını hepimiz biliriz. Peki, bu alanların sulama, gübreleme, ilaçlama, ara ekim, kumlama hatta yapay güneş ışığı uygulaması gibi sürekli bir bakıma ve özene ihtiyaç duyduğunu biliyor muydunuz? UEFA’nın belirlediği saha ölçüleri ise 105×68 metreye karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Basketbol sporunda saha zemini kauçuk ya da parke ile kaplanır ki top rahat bir şekilde sürülebilsin. Ölçüleri 26 metreye 14 metre ya da 28 x 15 metredir. Bir basketbol sahasında pota başroldedir ve onun da yerden yüksekliği 3.05 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rakibini tuş etmeyi, yani iki omzunu birden mindere yapıştırmayı amaçlayan güreşçi için elbette en uygun zemin 160 kg/m3 yoğunlukta süngerden mamul bir minder olacaktır. Güreş sporu 12’ye 12 metre uzunluğunda kare şeklindeki minder üstünde yapılır ve minderin kalınlığı 6 santimetre olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Boks, yerden yüksekliği en az 91 ve en fazla 122 santimetre olan ringde yapılır. Etrafı 3 ya da 4 tane halatla çevrilidir. Zemin ise keçeden yapılmış brandayla kaplıdır, ya da esnek kauçukla… Ringin kenar uzunluğu ise en az 4.10 metre ya da en çok 6.10 metre olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Buz pateni hiçbir eğimi olmayan düz bir buz pistinde yapılır. Sentetik olmayan, geleneksel buz pateni pistleri kurulumundan korunmasına kadar fazlaca detay barındırırken, aynı oranda uğraş ve maliyet gerektirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Buz üstü satranç” adı da verilen körling sporu rink adı verilen buz pistinde yapılır. Oyuncular, granitten yapılmış taşı kaygan zeminde kaydırarak hedefte durdurmaya çalışır. Oyun boyunca rinkin -6 °C’de kalması gerekir ve sadece bu iş için görevli kişiler bulunur. Körling taşının ağırlığı 19.96 kilogramdır ve 45’e 4.4 metrelik bir alanda oynanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    At yarışlarının yapıldığı alana hipodrom denir ve bu terim sadece koşu pisti için değil, atların ahırlarının, seyirci tribünlerinin bulunduğu spor tesisi için de kullanılır. Örneğin; İstanbul’daki Veliefendi Hipodromu, 596 dönüm arazi üzerine kurulmuştur. Hipodromda atların yarıştığı çim pist 2020 metre uzunluğunda iken, sentetik pist 1870 metre uzunluğundadır. Kum idman pisti ise 1720 metredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde en çok Ardahan, Kars, Uşak ve Erzurum’da oynanan ciritin oynandığı yere alan denir. Boyutları 70’e 120 metre olan alanda sporcular at üstünde dengelerini sağlamaya çalışarak elindeki ciriti hedefe atmaya ve rakibine üstün gelmeye çalışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    “Yiğitler çıkıyor meydane hepsi birbirinden merdane…” İşte cazgırın yağını sürmüş, kispetini giymiş güreşçileri davet ettiği meydandır “er meydanı”… Güreşçilerin peşrevle başlayıp birbirlerini kündeye getirmeye çalıştıkları bu meydan çayırlık bir alan olmalıdır.

  • HURMA HAKKINDA BİLGİLER

    Cennet hurması, Fransız inciri, Laz hurması, Trabzon hurması, Akdeniz hurması, domates hurması, cennet elması, amme, ambe, Japon hurması… Siz bu meyveyi hangi ismiyle biliyorsunuz? Kış aylarının geldiğini net bir şekilde anlamamızı sağlayan meyvelerin başında gelen hurma oldukça tatlı bir lezzete ve pek de alışık olmadığımız bir forma sahip. Faydaları saymakla bitmeyen, sevenin tutkun olduğu, sevmeyenin görünce içinin bir hoş olduğu hurma hakkındaki bilgileri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde ilk kez 1920’de Fransızlar tarafından Hatay’da yetiştirilen hurma, aslında abanozgiller familyasına aittir ve subtropik iklim kuşağında yetişir. Hurma en çok Akdeniz iklim kuşağında verimlidir ancak Karadeniz kıyılarında da bolca görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Çin ya da Japonya olan hurma ağacının alışageldiğimiz meyve ağaçları gibi bir görüntüsü yoktur. Meyveleri, ağacında olgunlaşmaya başladığında hiçbir yaprağa sahip olmayan hurma ağacı; sadece turuncularla süslenmiş bir yılbaşı ağacına benzemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    A vitamini açısından oldukça zengin olan hurma, yüksek karbonhidrat ve şeker oranına sahip olduğu için dikkatli tüketilmelidir. A vitamininin yanı sıra C ve B vitaminine de sahip olan bu leziz meyvenin içeriğinde riboflavin, niasin ve tiamin gibi B vitamini çeşitleri bulunur ancak hurmayı daha değerli hâle getiren mineral zenginliğidir. Kalsiyum, potasyum ve fosforu en yüksek oranda içeren meyvelerin başında gelir. 100 gram hurmada 126 kalori bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birçok meyve, dalından koparıldıktan sonra kısa bir süre içerisinde tüketilmezse çürüme evresine geçer. Ancak hurma, dalında değil, koparıldıktan bir süre sonra tüketilebilir hâle gelmektedir. Sert ve ham bir haldeyken toplanan hurma, serin ve karanlık bir ortamda olgunlaşarak yenilebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde genellikle Ramazan aylarında tüketilen hurma ile yazımızda konusu geçen hurma aynı isme sahip oldukları için genelde karıştırılsalar da farklı familyaya ait ağaç türünün ürünleridir ve uzaktan ya da yakından herhangi bir bağları yoktur. Fars dilinde hurma, yemiş anlamına gelirken Arapçada kadın anlamına gelmektedir ve bu iki meyveye neden hurma denildiği konusunda net bir açıklama yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hurma ile pek çok pratik ve sağlıklı tatlı tarifi hazırlanabilir. Bir ya da iki adet hurmayı biraz Hindistan cevizi yağı ve bir çorba kaşığı kakao ile karıştırdıktan sonra kıvam alması için ortalama yarım saat buzdolabında bekletip üzerine yine ham kakao tozu serpiştirerek tatlı krizlerini sağlıklı bir şölene çevirebilirsiniz. Afiyet olsun…

  • Varlıklarıyla Kutupları Bile Isıtan Hayvanlar

    Varlıklarıyla Kutupları Bile Isıtan Hayvanlar

    Soğuk kış günlerinde üşür mü, yemek bulabilir mi, hayatta kalabilir mi gibi kaygılarla sokak hayvanları aklımızın bir köşesini kurcalayıp durur. Neyse ki aşağıda göreceğiniz canlılar kutuplarda yaşıyor olsalar da doğanın şartlarına göre evrildikleri için gerçek anlamda buz kesen soğuklardan etkilenmiyorlar. Kiminin kocaman gövdesi uzun tüyleri varken kiminin büyüklüğü avuç içi kadar ve istisnasız hepsi varlıklarıyla kutupları bile ısıtıyorlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her yıl ağustos-eylül ayları arasında Kuzey Kutup Bölgesi’nden Antartika’ya gidip dört beş ay kaldıktan sonra geri dönen kuzey sumruları bu sırada 70.000 kilometre yol kat ediyormuş. 100 gram ağırlığındaki miniklerin bu yolculukları hala insanları hayrete düşürmeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu sevimlilerin adı erkek olanların yaydığı kokudan geliyor… Asıl memleketleri buz örtüsüyle kaplı Grönland ile Kuzey Amerika ve buralara ta Buzul Çağı’nda mamutlarla birlikte göç ettikleri düşünülüyor. Ortalama 285 kilogram ağırlığında ve 2 metre uzunluğundaki misk öküzlerinin yaşam süreleri ise 12 ile 20 yıl arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her ne kadar onları yüzebildikleri için fok balıkları olarak adlandırsak da aslında memelilerin yüzgeçayaklı familyasından olan dünyanın en sevimli canlıları onlar. Yılda bir ya da iki yavru doğuran foklar balık ve deniz hayvanı yiyerek besleniyor, karaya çıktıklarında karınları üstünde sürünerek ilerliyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kutup hayvanları

    Alaska’ya özgü bu sevimli köpeğe Alaska malamutu da deniyor ve ortalama yaşam süresi 10-12 yıl. Beyaz, kahverengi, gri ve kızıl renklerinin karışımı olan tüyleri insanda sarılma hissi uyandıran Alaska kurdu uzun zamandır evlerde de besleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kutup hayvanları

    Kuzey Kutup Bölgesi’nde yaşayan kutup tavşanları kar içine açtıkları çukurlarda yaşar ve beyaz kürkleri sayesinde kamufle olarak yırtıcı hayvanların saldırılarından korunurlar. Diğer tavşanlara göre gövdeleri daha iri olan bu sevimlilerin ortalama yaşam süreleri ise sadece 5 yıl.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dall yaban koyunu Alaska ile Kanada’da yaşıyor ve boynuzgiller familyasında yer alıyor, zaten fiziğindeki en dikkat çeken özelliklerinden biri beyaz görüntüsü ise diğeri gösterişli boynuzları. Amerikalı doğa bilimci William Healey Dall adına ithaf edildiği için de böyle ilginç bir isme sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kutup hayvanları

    Buz üstünde kaymadan yürümesini sağlayan tüylü ayakları, yüzmesine izin veren perdeli parmak araları ve bembeyaz kürküyle türlerinden ayrılan kutup ayıları yine diğerlerinden farklı olarak sadece etle besleniyorlar. 900 kilograma kadar ulaşabilen bu ayıcıkların boyu da 2.6 metreye erişebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Aslında beyaz gelincik isminde bir tür olmamakla birlikte karda beyaz renge bürünen gelincikleri ifade etmek için bu isim kullanılıyor. 100-200 gram ağırlığındaki bu minik canlılar mükemmel avcılıklarıyla tanınıyor ve her gün kendi ağırlıklarının yüzde 40’ından fazlasını yiyorlar.

  • 8 Madde İle Yeşilçam’ın Gülen Yüzleri

    8 Madde İle Yeşilçam’ın Gülen Yüzleri

    Gece gündüz fark etmez evimize doğan güneş gibiydiler. Ayrı ayrı her birinin yüzünde beliren gülümse, hep birlikte attıkları şen kahkahalar, hayat gailesi içinde bunalan herkesin dünyasını bir süreliğine de olsa rahatlatırdı. Gülen Gözler’den Neşeli Günler’e, Tosun Paşa’dan Çöpçüler Kralı’na, Adile Naşit’ten Münir Özkul’a, Tarık Akan’dan Ayşen Gruda’ya… O insanlar, o filmler, o günler aklımızdan geçtiğinde yüzümüzde aniden bir gülümse beliriverir. O gülümsemenin sürekli olması dileğiyle Yeşilçam’ın gülen gözlerini karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • Sonbaharda Coşup Evinize Bahçenize Renk Katacak 8 Çiçek

    Sonbaharda Coşup Evinize Bahçenize Renk Katacak 8 Çiçek

    Sonbaharın diğer adıdır hazan… Hazan kelimesiyle uyumlu olduğu için mi yoksa yağmurlu havaların biraz da insanları eve kapanmaya zorladığı için midir bilinmez, sonbahar genellikle hüzünle eşleştirilir. Biz de bu hüznü kıralım ve mevsimin aslında nasıl da renkli olabileceğini hatırlatalım istedik. İşte karşınızda sonbaharda açıp gürleyen rengârenk çiçekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • BİZE KAÇ TANE TOHUM BAHARAT SAYABİLİRSİNİZ?

    BİZE KAÇ TANE TOHUM BAHARAT SAYABİLİRSİNİZ?

    Adını, yüzlerce yıl önce Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan tarihi bir deniz yoluna, Baharat Yolu’na veren baharat, birbirinden farklı koku ve tatlarıyla öteden beri insanlığın vazgeçilmez lezzetleri arasında bulunmaktadır. Bu rengârenk dünyanın içinde tohum baharatların da ayrı bir yeri var. Günümüzde tane tane kullanılabildiği gibi öğütülerek de tüketilebilen tohum baharatlardan yağını çıkarmak için de faydalanılıyor. İçlerinden birkaçını aşağıda sizler için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Otsu bir bitki olan çörek otunun kapsül içinde olgunlaşan tohumları poğaça, börek üstüne serpiştirilebildiği gibi salatalara da katabilir. Kimileri aç karna bir çay kaşığı çörek otunu su eşliğinde yuttuğu kürler yapar, bunun nedeni sağlığı destekleyen etkili bileşenlere sahip olduğunun bilinmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kakule, Hindistan’ın güneyindeki bataklık ormanlarda yetişen yabani bir bitkidir. Meyveleri toplandıktan sonra güneşte kurutularak tohumları ayrıştırılır ve bu tohumlar balıktan sütlü tatlılara, çaydan kahveye farklı farklı lezzetlere çeşni olarak katılabilir. Keskin kokusu olan kakule, bilhassa kahve gibi içeceklere kattığı özgün aromasıyla ünlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Özellikle Akdeniz ülkelerinde yetişen, ülkemizde de Isparta, Burdur civarında ekimi yapılan kişniş bitkisinin top biçimindeki küçük tohumları etli güveç yemeklerine, yoğurtlu çorbalara, makarnalara katılabilir. Köfte harcında kullanılmak üzere yapılan ve adına köfte baharı denen baharat karışımının en önemli malzemesi de öğütülmüş kişniştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keten tohumu çok yönlü fayda sağlayan fonksiyonel gıdalardan biridir. Yoğurda, salataya, mısır gevreğine karıştırılarak, öğütüldüğünde kek, kurabiye veya smoothie’lere katılarak tüketilebilir. Geçmişi eski medeniyetlere kadar giden ve özellikle şifa amaçlı kullanılan bu baharat güçlü etkilere sahip olduğundan tüketim dengesini doğru ayarlamak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın pek çok bölgesinde yetişebilen rezene bitkisinin tohumları balık ve et yemeklerine, salatalara katılabilir, çayı yapılarak içilebilir tabii çayını demlediğinizde içmeden önce tohumları kenara ayırmalısınız. Protein ve yağ bakımından zengin olan rezene tohumları şayet ağızda çiğnenirse hoş kokusuyla ferahlık hissi verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ağızda hoş koku dendiğinde akla ilk gelen baharat karanfil olacaktır. Güzel fakat acımsı tadıyla özgün bir lezzet olan karanfil, tatlılara, reçellere, kompostolara farklı bir koku ve tat katar. Anavatanı Endonezya olan bitkinin tohumlarını, özelliklerini kaybetmemesi için ağzı sıkıca kapalı bir kapta, güneş ışığı görmeyen bir yerde saklamak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tohumları yüzde 45-55 oranında yağ, yüzde 30 oranında protein ihtiva eden haşhaş, ülkemizde Ege, Akdeniz’in kuzeyi, İç Anadolu illerimizde yetiştirilir. Sarı, beyaz, mavi, gri, pembe, kahverengi olabilen tohumlar yoğurda katılarak, çayı yapılarak tüketilebildiği gibi ezilerek tahin, bal gibi besinlerle de karıştırılabilir.

  • GÖZLERİNİZE İNANMAMANIZI GEREKTİREN SAHNE SANATI: İLLÜZYON

    GÖZLERİNİZE İNANMAMANIZI GEREKTİREN SAHNE SANATI: İLLÜZYON

    Kimileri boş bir şapkadan tavşan ya da kuş çıkarıyor, kimi uçuyor, kimi zincirlere bağlanarak girdiği kapalı havuzun içinden elini kolunu sallayarak çıkıyor. Tabii bunların hiçbiri gerçekte böyle olmuyor! İllüzyon, adı üstünde: Yanılsama… Peki siz, “hokus pokus” ifadesinin ilk kez 1655 yılında “okus pokus tontus talontus” şeklinde dile getirildiğini ve amacın seyircinin dikkatini dağıtmak olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]