Yazar: admin

  • Dilini Bilmediğiniz Ülkeleri Seyahat Ederken Zorluk Yaşamamanız İçin 8 Öneri

    Dilini Bilmediğiniz Ülkeleri Seyahat Ederken Zorluk Yaşamamanız İçin 8 Öneri

    Farklı kültürler ile yerinde tanışmak, daha önce görmediğiniz coğrafyaları keşfetmek her zaman güzeldir; güzeldir ama gittiğiniz yerin dilini bilmiyorsanız seyahatinizde bazı zorluklarla karşılaşabilirsiniz. Avrupa ülkelerinde yolunuzu bulmak daha kolay olsa da seyahatinizi farklı kıtalara genişlettiğinizde yerel dili bilmemek bir soruna dönüşebilir. Seyahat sever okurlarımızı düşündük ve dilini bilmediğiniz bir ülkede zorluk yaşamamanız için neler yapabileceğinizi listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bonsoir, iletişim, communication

    Dilini bilmediğiniz bir ülkede rahat etmenin en kolay yolu o dildeki bazı basit kelimeleri öğrenmek… “Günaydın, merhaba, iyi akşamlar” gibi kelimeler şehrin sakinleriyle iletişiminizi daha samimi bir boyuta taşıyabilir, “yardım, tuvalet“ gibi kelimeleri öğrenmek ise sizi zor durumlardan kurtarabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İlk kez gittiğiniz bir şehirde konaklayacağınız otelin yerini bulmak genellikle zor olur, hele o ülkenin dilini bilmiyorsanız tatiliniz sıkıntıyla başlayabilir. Gideceğiniz otelin adını ve adresini bir kâğıda yazın, ismi telaffuz edemeseniz bile bu kâğıdı bir şehir sakinine göstererek yolunuzu bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kendi ülkeniz içinde bile seyahat edecek olsanız yola çıkmadan önce bolca araştırma yapmak daha verimli ve sorunsuz bir tatil geçirmenizi sağlar, fakat konu dilini bilmediğiniz bir ülke olduğunda araştırma işini daha da ciddiye almalısınız. Gideceğiniz şehirde hangi ulaşım araçlarını kullanabileceğinizi, bu araçların biletlerini nasıl satın alacağınızı önceden bilmeniz, hatta mümkünse bu biletleri yola çıkmadan önce internetten satın almanız işinizi kolaylaştıracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gideceğiniz ülkenin gelenekleri farklı olabilir, bizim kültürümüzde kibarlık olarak görülen bazı hareketler orada kaba davranışlara karşılık gelebilir. Yanlış anlaşılarak seyahatinizin tadını kaçırmamak için gideceğiniz ülkenin kültürü hakkında bilgi edinin, bunun için seyahat severlerin kurduğu forumlara, blog yazılarına başvurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Seyahatiniz boyunca cebinizde kalem ve not defteri taşımayı alışkanlık haline getirin. Bu defteri şehir sakinlerinden aldığınız tavsiyeleri not etmek için kullanabilir hatta konuşarak iletişim sağlayamadığınız noktalarda derdinizi çizerek anlatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dilini bilmediğiniz bir ülkeyi ziyaret ederken teknolojinin nimetlerinden de faydalanabilirsiniz. Yola çıkmadan önce akıllı telefonunuza çeviri yapan aplikasyonları indirmeyi unutmayın. Bu uygulamalar hem konuşmaları hem de yazılı metinleri saniyeler içinde çevirebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akıllı telefonunuzun seyahat sırasında kullanabileceğiniz bir diğer özelliği ise GPS sayesinde geçtiğiniz yolları kaydedebilecek olmanız. Böylece yolunuzu kaybederek otelinize geri dönememe riskini tatilinizden uzak tutmuş olursunuz. Eğer seyahatinizde mobil internete ulaşımınız mümkün olamayacaksa, yola çıkmadan önce internete gerek duymayan bir şehir haritasını telefonunuza indirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Cep telefonları gündelik hayatta olduğu gibi tatilde de birçok kolaylık sağlıyor ama ne yazık ki şarjları kötü zamanlarda bitebiliyor. Siz böyle bir duruma karşı önleminizi alın ve çantanıza hem telefonunuzu şarj edebilmek için bir güç kaynağı (powerbank) hem de gittiğiniz şehrin haritasını ve toplu taşıma çizelgelerini koymayı unutmayın.

  • 9 Madde ile Bulvar Komedisinin Büyük Üstadı Haldun Dormen

    9 Madde ile Bulvar Komedisinin Büyük Üstadı Haldun Dormen

    Eğitimiyle, kültürüyle, her çağa ve her zamana ayak uydurmasıyla Türk sanatında ayrı bir yeri olan Haldun Dormen, ülkemize müzikal ve vodvil gibi tiyatro kavramlarını tanıtan öncüler arasında yer alır. Meslek hayatının her döneminde kaliteli işlere imza atmış olan Haldun Dormen’i 9 maddelik listemizde ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    1928 yılında doğan Haldun Dormen, önce Galatasaray Lisesinde ortaokul daha sonra Robert Kolejde lise okudu. Sahneye de ilk kez Galatasaray Lisesindeki ortaokul yıllarında çıktı. Küçük yaşta sahne tozu yutmak onu derinden etkilemiş olacak ki Amerika’daki ünlü Yale Üniversitesinde tiyatro eğitimi aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Mezun olduktan sonra Türkiye’ye dönen Dormen, vakit kaybetmeden günümüze dek sürdüreceği tiyatro macerasına atılacaktı. İlk rolüne, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Küçük Sahne’de çıktı. “Cinayet Var” isimli oyunda dedektifi başarıyla canlandırdı. Ünlü sanatçı 1.5 yıl kadar Muhsin Ertuğrul ile beraber çalıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Daha sonra Muhsin Ertuğrul’un yanından ayrılarak ilk tiyatrosunu kurdu, Beyoğlu’ndaki Cep Tiyatrosunun ardından 1957 yılında kuracağı Dormen Tiyatrosu gelecekti. Feriköy’de bulunan efsane tiyatronun kadrosunda Nisa Serezli, Metin Serezli, Erol Günaydın gibi yıldız isimler yer alıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Dormen Tiyatrosu, Türk tiyatro sanatı için önemli bir ekip oldu. Yetenekli oyuncuları, kaliteli oyunları ve usta yönetimiyle sanat dünyamızda farklılık yarattı. Türkiye’nin ilk müzikali olan “Sokak Kızı İrma” da, 1961 yılında Dormen Tiyatrosunda sahnelenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Haldun Dormen’in müzikal ve vodvil ile olan ilişkisi tiyatro hayatı boyunca devam etti. 1980’li yıllarda Egemen Bostancı ile tanışması kariyerinde önemli bir etki yarattı. İkilinin işbirliği sayesinde “Şen Sazın Bülbülleri”, “Hisseli Harikalar Kumpanyası” gibi yapımları izleme şansı bulduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Hisseli Harikalar Kumpanyası’ndan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda 30 yıl boyunca oynanacak Lüküs Hayat’ı sahneleyen de Dormen oldu. “Lüküs Hayat”, İzmir ve Mersin gibi şehirlerde de oynandı, hatta Dormen 1989 yılında çekilen Hisseli Harikalar Kumpanyası ve Lüküs Hayat dizilerini de yöneterek, erken dönem Türk dizilerine imzasını atmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Seyirci tiyatrodan televizyona doğru kaydığında Haldun Dormen de yeteneğini televizyon dizilerinde göstermeye başladı ve 1997 yılında Son Kumpanya dizisini yazıp yönetti. Ayrıca usta oyunculuğunu, “Aşkın Halleri”, “Sayın Bakanım”, “Dadı” gibi dizilerde izleme şansı bulduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Dormen, sinema sanatında da ustalığını gösterdi ve 1966 tarihli, Belgin Doruk ve Ekrem Bora’nın oynadığı “Bozuk Düzen” isimli filmiyle Antalya Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü aldı. 1967 yılında ise “Güzel Bir Gün” isimli bir komedi film çekti, rolleri Müşfik Kenter ve Belgin Doruk paylaşıyorlardı, bu film de Antalya Film Festivali’nden ödül ile dönecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    aktör, tiyatro

    Haldun Dormen, engin bilgi ve deneyimini İstanbul Devlet Konservatuarında dersler vererek gençlerle paylaşmış, Hacettepe Üniversitesi tarafından Onursal Bilim Doktoru unvanına layık görülmüş, 1998 yılında Devlet Sanatçısı olmuştur.

  • 10 Madde İle Kaz Dağları Ve Bu Dağlarda Geçen Efsaneler

    10 Madde İle Kaz Dağları Ve Bu Dağlarda Geçen Efsaneler

    Ülkemizin doğal güzellikler anlamında en çok tercih edilen yerlerinden biri olan Kaz Dağları’nda tertemiz ve oksijen dolu havayı solumak, dağın zengin su kaynakları etrafında kamp yapmak, yeşilin ve mavinin tadını çıkarmak mümkündür. Sadece Türkiye’den değil yurt dışından da birçok doğa meraklısı Kaz Dağları’nın etkileyici güzelliğini keşfetmek için Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yer alan Kaz Dağları’na gelir. Ama ne var ki, Kaz Dağları’na olan bu ilginin tek sebebi doğal güzellikler değildir, Kaz Dağları’nın ya da mitolojide geçen adıyla İda Dağı’nın birçok farklı kültürün efsanelerinde önemli bir yeri bulunur, işte 8 maddede Ege Bölgesi’nin mitolojik zenginliği Kaz Dağları hakkında bilmek isteyecekleriniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Batı Anadolu’da bulunan Kaz Dağları’nın üç tane zirvesi vardır ve bunların en yükseği 1774 metre ile Karataş Tepesi’dir. Dağların zirveleriyle ilgili efsaneler mitolojinin olmazsa olmazlarıdır ve Kaz Dağları’nın en güney zirvesi olan Sarıkız Tepesi ile ilgili de çağlardır anlatılan bir efsane vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sarıkız efsanesi Türkmen köylülerine aittir fakat bu efsane İran’a dek yayılmıştır. Efsanenin farklı versiyonları bulunsa da hepsi bu dağın köyünde yaşayan sarı saçlı ve güzel bir kızın haksız iftiralar sebebiyle Sarıkız Tepesi’nde inzivaya çekilmesine dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanılanın aksine çok iyi bir insan olan Sarıkız burada kazları beslemeye başlar ve bir süre sonra hem ailesi hem de köylüler ona haksızlık etmiş olduklarını anlar. Onu ziyarete giden babası, kızından su ister ve Sarıkız bir çırpıda dağın tepesinden denize dek uzanarak babasına denizden avucuyla aldığı suyu verir. Böylece kızın ermiş olduğu anlaşılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kaz Dağları’na ait bir başka Türk efsanesi ise hüzünlü bir aşk hikâyesi olan Hasanboğuldu’dur. Pazarda yetiştirdikleri ürünleri satarken tanışıp birbirlerine âşık olan Hasan ve Emine, evlenmek ister. Ne yazık ki Emine’nin ailesi bu evliliğe sıcak bakmaz ve Hasan’ın kızlarıyla evlenmeyi hak etmek için zorlu bir görevi yerine getirmesi gerektiğini söyler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu görev 40 kilo ağırlığındaki bir tuz çuvalını dağın tepesine taşımaktır fakat narin bir yapısı olan Hasan bu görevi yerine getiremez, olduğu yere yığılıp kalır. Emine onu ararken boynundaki yazmanın gölette yüzdüğünü görür ve sevdiğinin boğulduğunu düşünerek hayatına son verir. Hasan’ın boğulduğu göl Hasanboğuldu adını alır ve böylece bu hüzünlü efsane günümüze kadar gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    mitler

    Kaz Dağları sadece İslam kültürünün efsanelerinde değil Yunan mitolojisinde de önemli bir yere sahiptir. Kaz Dağları’nın diğer adı İda Dağı’dır. İda Dağı isminin Girit’te bulunan adaşına ithafen verildiği de söylenir. Tanrıların tanrısı olan Zeus, Girit’teki İda Dağı’nda bir mağarada doğmuştur, Kaz Dağları’nın mitolojideki önemini bu dağ ile ilişkisinden aldığı söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Homeros, dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü edebi metinlerinden biri olan İlyada’da, İda Dağı’nda geçen birçok mitosa yer verir. Böylece, İda Dağı dünyanın en ünlü dağlarından biri hâline gelmiştir. Yunan mitolojisine göre tanrılar Olympos Dağı’nda yaşarlar fakat Batı Anadolu’da da bir evleri vardır; doğal güzelliği, zengin bitki örtüsü ve heybetli zirveleriyle İda Dağı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İda Dağı’nın mitolojideki önemini en güzel anlatan örneklerden biri, tüm tanrıların atası olan Zeus ve Olymposlu tanrıçaların en güçlüsü olan Hera’nın İda Dağı’nın zirvesinde yapılan bir törenle evlenmeleridir. Bu evlilik ve sebep olacağı kıskançlıklar, rekabetler mitolojideki birçok hikâyeye yön verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden biri olan Paris, İda Dağı’nda büyümüştür. Paris, yetişkinliğine adım attıktan sonra Zeus tarafından en güzel tanrıçayı seçmekle görevlendirilir, bu birçok anlaşmazlığı ve büyük bir savaşı beraberinde getirecek olan dünyanın ilk güzellik yarışmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    İda Dağı’nın Troya Savaşı’nda da önemli bir etkisi olmuştur. Tanrılar, bu büyük ve uzun savaşı İda Dağı’nın tepesinden izlerler. Fakat Hera ve Zeus savaşta farklı tarafları desteklemektedir. Hera, Zeus’u kandırır ve Zeus’un dağın zirvesini bulutlarla kaplamasını sağlayarak savaşa müdahalede bulunmasını engeller.

  • SÜRDÜRÜLEBİLİR BAHÇECİLİK: SU TASARRUFLU DAYANIKLI AĞAÇLAR VE ÇALILAR

    İklim değişikliği ve azalan su kaynaklarıyla birlikte doğayla uyumlu bir yaşam biçimi her zamankinden daha önemli hâle geldi. Artık bahçecilik yalnızca estetik bir uğraş değil; sürdürülebilirliğin günlük yaşamdaki yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin farklı iklim bölgelerine uyum sağlayabilen, az su isteyen ve kuraklığa dayanıklı bitkiler hem çevre dostu hem de uzun ömürlü bahçeler oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor. Bu tür bitkiler yalnızca doğaya değil, su faturalarına da dost. Toprak yapısını koruyan, erozyonu önleyen ve ekosistemdeki dengeyi destekleyen kuraklığa dayanıklı ağaç ve çalı türlerinden bazılarını yazımızda sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuraklığa Dayanıklı Bitkiler ve Sulama Yaklaşımı” title_font_size=”13″]

    Kuraklığa dayanıklı olmak, diktiğimiz ağaç veya çalıları tamamen susuz bırakmak anlamına gelmez. Bu tür bitkiler, ilk iki büyüme mevsimi boyunca düzenli sulama ve uygun gübreleme ile kök sistemlerini güçlendirdikten sonra uzun süre ek suya ihtiyaç duymadan yaşamlarını sürdürebilir. Yani amaç, “susuz bahçe” oluşturmak değil; suyu bilinçli kullanarak doğaya ve geleceğe yatırım yapmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pratik Su Tasarrufu İpuçları” title_font_size=”13″]

    Sürdürülebilir bir bahçe oluşturmak, doğayla uyumlu küçük ama etkili adımlar atmayı gerektirir. Toprağın nemini korumak için bitki diplerine doğal malç serilebilir. Damlama sulama sistemleri, suyun doğrudan köklere ulaşmasını sağlayarak gereksiz su kaybını önler. Sulama işlemini sabah erken ya da akşam geç saatlerde yapmak, buharlaşmayı azaltarak suyun verimli kullanılmasına yardımcı olur. Yağmur suyunu biriktirip bahçede değerlendirmek ise hem ekonomik hem de çevre dostu bir çözümdür. Ayrıca, yerel ve kuraklığa dayanıklı bitki türlerini tercih etmek daha az suyla sağlıklı ve uzun ömürlü bir bitki örtüsü elde etmenin en etkili yoludur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuraklığa Dayanıklı Ağaçlar” title_font_size=”13″]

    Bahçenizde su tasarrufu sağlamak istiyorsanız zeytin ağacı en iyi tercihlerden biridir. Derin kökleri sayesinde taşlı topraklarda bile susuzluğa dayanabilir. Çam türlerinden özellikle kızılçam, karaçam ve fıstık çamı, sıcak ve kurak koşullarda da yeşil kalabilir. Sığla ağacı, yüksek sıcaklığa dayanıklıdır; meşe, derin kök sistemi sayesinde suyu kolayca bulur. Ardıç; az suyla yetinir, erozyonu önler ve uzun ömürlüdür. Badem, kurak koşullara dirençlidir ve meyvesiyle ekonomik katkı sağlar. Servi, dik yapısıyla hem estetik hem rüzgâr kırıcı işlev görür. Akasya, hızlı büyüyerek toprağı azotla zenginleştirir. İğde ve keçiboynuzu, tuzlu ve kurak topraklara uyumlarıyla öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuraklığa Dayanıklı Çalılar” title_font_size=”13″]

    Bahçenizi renk ve dayanıklılıkla donatmak istiyorsanız bazı çalı türleri idealdir. Lavanta, güneşi seven aromatik yapısıyla bahçeyi canlandırır. Biberiye hem mutfakta kullanılabilir hem de az suyla sağlıklı büyür. Kekik, kaya bahçeleri ve kuru alanlar için uygundur. Zakkum, sıcak ve kurak bölgelerde uzun süre çiçek açar. Ateş dikeni, parlak kırmızı meyveleriyle kuşları çeker ve çit bitkisi olarak işlev görür. Berberis, renkli yapraklarıyla görsel çeşitlilik sağlar. Yabani leylak, gübresiz, fakir topraklarda gelişebilir. Defne, yıl boyu yeşil kalan dayanıklı bir türdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’nin Bölgelerine Göre Uygun Bitkiler” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin farklı iklim bölgelerinde kuraklığa dayanıklı bitkiler de çeşitlilik gösterir. Akdeniz ve Ege bölgelerinde zeytin, keçiboynuzu, lavanta, biberiye, zakkum ve defne, sıcak ve kurak koşullara dayanıklıdır. Marmara ve İç Anadolu’da meşe, servi, berberis, ateş dikeni ve yabani leylak türleri öne çıkar. Karadeniz’in nemli ikliminde lavanta ve kekik rahatlıkla yetişebilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ardıç, akasya, badem ve iğde ağaçları sıcak, kuru yaz koşullarına en uygun türlerdir. Bitkilerin bölgesel uygunluğuna dikkat edilerek yapılacak seçimler hem sulama maliyetlerini azaltır hem de doğal ekosistemin dengesini korur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğal Dengeyi Destekleyen Bahçeler” title_font_size=”13″]

    Örneklerini çoğaltabileceğimiz bu ağaç ve çalılar yalnızca su tasarrufu sağlamakla kalmaz; bahçenizin ekolojik dengesini korur ve karbon ayak izimizi azaltır. Toprağın nem tutma kapasitesini artırır, karbon tutulumunu destekler ve böcek, kuş gibi canlılara yaşam alanı sunar. Su tasarruflu ve dayanıklı bitkilerle oluşturulan bir bahçe hem çevreye dost hem de göz alıcı bir yaşam alanı sağlar.

  • 6 madde ile Dostlar Beni Hatırlasın

    1894 yılında Sivas Şarkışla’da dünyaya gelen Âşık Veysel Şatıroğlu, âşıklık geleneğinin son büyük temsilcilerinden biriydi. Yurdun topraklarını karış karış gezerek Köy Enstitüleri’nde saz dersleri verdi, bir yandan da tüm bir ulusu derinden etkileyen şiirlerini yazıp şarkılarını besteledi. Küçük yaşta geçirdiği çiçek hastalığı sebebiyle iki gözünü de kaybeden Âşık Veysel, dünyaya bambaşka bir gözle baktı ve eserleri ile her dinleyenin gönül gözünü açtı. 1973 yılında aramızdan ayrılan Âşık Veysel’in anısına her yıl doğduğu Şarkışla’da şenlikler düzenlenir, bizlere bıraktığı miras anılır. Buyurun, siz de bu büyük insanın anısını “Dostlar Beni Hatırlasın” eseriyle bir kez daha hatırlayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    uzun ince bir yoldayım, aşıklık geleneği
  • Soframıza Barış Getiren Lezzet

    Soframıza Barış Getiren Lezzet

    Zeytinin, yeryüzündeki ağaçların ilklerinden olduğu düşünülüyor… Yabani zeytin ağaçlarının ehlileşip de meyvesinin mutfağımıza, soframıza girecek hâle gelmesi ise MÖ 1000 yılını bulmuş. O zamana kadar da meyvesi, yaprakları, yağı günlük temizlik işlerinden aydınlatmaya farklı amaçlarla kullanılmış. 21. yüzyıldaysa tadına doyum olmayan lezzetler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DOĞAYLA BULUŞMA NOKTALARI: DÜNYANIN EN ÜNLÜ BOTANİK BAHÇELERİ

    Bir ağacın gölgesinde dinlenmek, birbirinden güzel çiçekler arasında yürümek ya da egzotik bitkilerle dolu bir bahçenin içinde olmak… Bitkilerin yaşamımıza kattığı güzelliklerin ardındaki gerçeği hiç düşündünüz mü? İşte bu güzelliklerin ardında yatan bilimsel gerçek, botaniktir; bitkilerin yapısını, özelliklerini ve çevreyle etkileşimlerini inceleyen botanik, tarım ve bahçecilik gibi alanların temelini oluşturur. Dünyaca ünlü botanik bahçeleri, bitkilerin çeşitliliğini korur, araştırmalar için kaynak sağlar ve ziyaretçilere doğanın güzelliklerini deneyimleme fırsatı sunar. Yazımızda, dünyanın farklı noktalarındaki ünlü botanik bahçelerini bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atatürk Arboretumu, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Sarıyer ilçesinde yer alan Atatürk Arboretumu’nun temelleri 1949 yılında atılmıştır. Arboretumun sınırları içinde, Osmanlı Dönemi’nde inşa edilen Kirazlıbent ile 1916 yılında Neşet Hoca tarafından kurulan Türkiye’nin ilk fidanlığı bulunmaktadır. 1982’de ziyarete açılmış, Atatürk’ün doğumunun 100. yılına denk gelen bu tarihte, ona ithafen “Atatürk Arboretumu” adını almıştır. Yeryüzündeki pek çok arboretum ve botanik bahçesiyle iş birliği yapan Atatürk Arboretumu, tohum ve fidan değişimi sayesinde zengin bir bitki koleksiyonuna sahiptir. Bu çeşitlilik içinde meşe, çam, çınar, ginkgo biloba (mabet ağacı) gibi ağaçların yanı sıra nadir ve egzotik türler de yer alır. Hem bilimsel araştırmalar hem de eğitici faaliyetler için kurulan bu doğal alan, yaklaşık 296 hektarlık geniş bir araziye yayılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jardin Majorelle, Fas ” title_font_size=”13″]

    Jardin Majorelle, Fas’ın başkenti Marakeş’te yer alan ünlü bir botanik bahçesidir. Fransız sanatçı Jacques Majorelle tarafından hem bir sanat eseri hem de botanik bahçesi olarak tasarlanmıştır. 1980 yılında modacı Yves Saint Laurent ve ortağı Pierre Bergé tarafından satın alınan bahçe, restore edilerek korunmaya alınmıştır. Bahçeye hâkim parlak mavi ton, “Majorelle mavisi” olarak bilinir ve duvarlar, çeşmeler, saksılar gibi dekoratif unsurlarda öne çıkar. Dünyanın dört bir yanından getirilen kaktüsler, bambu, palmiye ağaçları, yasemin ve egzotik bitkiler, su yolları ve özenli düzenlemeler ile Jardin Majorelle, eşsiz bir estetik ve botanik deneyimi sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Belçika Ulusal Botanik Bahçesi ” title_font_size=”13″]

    Ülkenin ve Avrupa’nın en büyük botanik bahçelerinden olan Belçika Ulusal Botanik Bahçesi, Brüksel’in kuzeyindeki Meise kasabasında yer alır. Yaklaşık 18.000 farklı bitki türü içeren zengin bir koleksiyona sahiptir. Bahçede ayrıca, dünya çapında 2 milyondan fazla kurutulmuş bitki örneğini sistemli şekilde saklayan bir herbaryum ve 150.000 ciltlik bir kütüphane bulunur. Tropik ve Akdeniz bitkilerinin yetiştirildiği geniş cam seralarıyla dikkat çeken bahçede, “Titan arum” gibi nadir ve etkileyici bitkiler de sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kraliyet Botanik Kew Bahçeleri, İngiltere ” title_font_size=”13″]

    Londra’daki Kraliyet Botanik Kew Bahçeleri, dünyanın en büyük ve en zengin bitki koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. 1759 yılında Kral III. George’un annesi Prenses Augusta tarafından Kew arazisi içinde yalnızca dokuz dönümlük bir bahçeyle temelleri atılmıştır. Zaman içinde hızla büyüyen Kew, 1939’da II. Dünya Savaşı sırasında halk ve ordu için sebze ve tıbbi bitkiler yetiştirerek ülkeye hizmet etmiştir. 2003 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilen bahçe, günümüzde yaklaşık 300 dönümlük bir alanda bitki ve mantar çeşitliliği ile dünyanın en zengin botanik bahçesi özelliğine sahiptir. Kew Bahçeleri, nadir ve tehdit altındaki bitkiler için yürüttüğü koruma projeleriyle küresel biyolojik çeşitliliğin korunmasında öncü bir merkez olmayı sürdürmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Singapur Botanik Bahçesi, Singapur” title_font_size=”13″]

    Singapur Botanik Bahçesi, Güneydoğu Asya’nın en ünlü ve tarihî bahçelerinden biridir. 1859 yılında kurulan bahçe, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Tropik iklim bitkileri üzerine odaklanan bahçe, çeşitli nadir ve egzotik bitki türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle Singapur’un ulusal çiçeği olan “Vanda Miss Joaquim” (Singapur orkidesi) sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Longwood Bahçeleri, ABD ” title_font_size=”13″]

    Longwood Bahçeleri, ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yer alan ve dünyanın önde gelen botanik bahçelerinden biridir. Bugünkü bahçelerin bulunduğu arazi, 1700’lü yıllarda Peirce ailesi tarafından satın alınmış ve “Peirce Parkı” olarak anılmıştır. Ailenin üyeleri Joshua ve Samuel Peirce, 1798’de buraya egzotik ağaçlar dikmeye başlamıştır. 1906 yılında sanayici Pierre Samuel du Pont arazinin sahibi olmuş ve bugünkü botanik bahçesinin temellerini atmıştır. En dikkat çekici bölümlerden biri İtalyan Su Bahçesi’dir; simetrik havuzlar, çeşmeler ve heykellerle klasik İtalyan tasarımını yansıtmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sidney Kraliyet Botanik Bahçesi, Avustralya ” title_font_size=”13″]

    Sidney Kraliyet Botanik Bahçesi, Sidney Limanı’na bakan, Avustralya’nın en eski botanik bahçesi ve ülkenin en eski bilimsel kurumudur. 1816 yılında kurulan bahçe, birçok küçük minyatür bahçeyi de içerisinde barındırır. Yaklaşık 30 hektar (74 dönüm) alana yayılan bahçe, Sidney Limanı kıyısındaki en muhteşem konumlardan birine sahiptir. Burada yaklaşık 27.000 bitki yetiştirilmektedir ve tropik ile yarı tropik koleksiyonlar, palmiye ağaçları ve çeşitli seralarla ziyaretçilerini karşılamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koishikawa Botanik Bahçesi, Japonya ” title_font_size=”13″]

    Tokyo Üniversitesine bağlı Koishikawa Botanik Bahçesi, sadece Japonya’nın değil, dünyanın da en eski botanik bahçelerinden biridir. Bahçe, yaklaşık 40 dönümlük (16 hektar) bir alana yayılır ve yaklaşık 4.000 farklı bitki türü yetiştirilmektedir. Koleksiyonları arasında kamelyalar, kiraz ağaçları, akçaağaçlar, Japon çuha çiçekleri ve alpin bitkiler öne çıkmaktadır. Bahçe, aynı zamanda bir arboretum olarak; Doğu Asya’dan iğne yapraklı ve geniş yapraklı ağaç türlerinin yanı sıra, dünyanın farklı bölgelerinden egzotik türlere de ev sahipliği yapmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kirstenbosch Ulusal Botanik Bahçesi, Güney Afrika” title_font_size=”13″]

    Kirstenbosch Ulusal Botanik Bahçesi, Güney Afrika’nın Cape Town kentinde Masa Dağı’nın doğu yamaçlarında yer almaktadır. 1913 yılında kurulan ve 1.305 dönümlük bir alanı kaplayan bu bahçe, hayvanların otladığı sığ ve çorak bir araziyken, botanikçi Harold Pearson tarafından ülkenin bitki örtüsüne uygun bir botanik bahçesine dönüştürülmüştür. Bahçede sukulentler, palmiye benzeri tropik ağaçlar ve üç herbaryumda toplam 300.000 bitki örneği bulunmaktadır. Ayrıca, Kirstenbosch, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta ve dünyanın sayılı botanik bahçelerinden biri olmaya devam etmektedir.

  • İstanbul’un Alametifarikalarından Nostaljik Tünel ve Tramvay

    İstanbul’un Alametifarikalarından Nostaljik Tünel ve Tramvay

    Beyoğlu, İstanbul’un kalbi… Günümüzde yerli yabancı birçok insanın uğrak noktası, kalabalık caddesi, renkli kafeleri, tarihî mimarisiyle şehrin en gözde bölgesi. Birçok farklı kültüre hitap eden ve tarihin izlerini taşıyan bir yer burası. Taksim’in meşhur “Tünel”i… Yolculuğunuz esnasında burnunuza serin, nahoş bir kokunun geldiği, kırmızı-beyaz vagonlarıyla Beyoğlu’nun vazgeçilmezlerinden… Bir de Beyoğlu’nun simgesi, İstiklal Caddesi’nin tek hakimi ‘’Nostaljik Tramvay’’… Bu iki nostaljik taşıtın tarihî yolculuğunu sizler için araştırdık ve 9 maddede buluşturduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    şişhane, karaköy, galata

    Beyoğlu ile Galata’yı birbirine bağlayan tarihî ‘Tünel”, ülkemizin ilk metrosu olarak kabul edilir, aynı zamanda da en kısa olanıdır. Dünya çapındaki sıralamasına baktığımızda Londra’dan sonra ikinci en eski metro olarak bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tünelin ve içindeki nostaljik vagonun oluşma sürecini ise Fransız turist Henri Gavan adındaki bir mühendis başlatır. Galata Yokuşu’nu çıkarken fazlasıyla yorgun düşen turist, alternatif bir çözüm üreterek dönemin Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han ile görüşerek izni alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    şişhane, galata, karaköy

    Tünel, İngiliz uyruklu bir şirket tarafından tescillenmiş, 30 Haziran 1871’de de yapım çalışmalarına başlanmıştır. Üç yıl süren inşaat sonrasında 1874 tarihinde test amaçlı hayvan taşımacılığı ile hizmet vermeye başlamış, bir süre sonra da 10 para seyahat ücreti karşılığında insan taşımacılığına geçmiştir. Tünel, seferlerinin ilk zamanlarında enerjisini 150 beygir gücündeki iki buhar makinesiyle sağlar, iki tarafı açık vagonları da elektrik olmadığı için gaz lambalarıyla aydınlatılırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    şişhane, galata, karaköy

    Tünel, elektrikli tramvayların gündeme gelmesiyle 1911 yılında Osmanlı’nın uyruğuna geçmiştir. Farklı şirketler arasında el değiştirip yenilenen ve elektrikli sisteme geçirilen yapı, 1971 tarihinden itibaren de 350 beygirlik elektrik gücüne kavuşmuş… Bu sayede de kat etmesi gereken 573 metrelik tünel hattını sadece 90 saniyede geçebilmektedir. Eski adıyla Galata-Pera arasında seferlerini yapan bu küçük metro, içinde turistlerin de bulunduğu, günde 15.000’e yakın yolcu taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul, taksim tünel tramvayı

    Beyoğlu dediğimiz zaman gözümüzde canlanan, onun simgeleşmiş bir diğer unsuru da ‘‘Nostaljik Tramvay’’dır. Aynı renkte, aynı dokuda olan bu tarihî tramvay İstiklal Caddesi’nden Galata’ya uzanan tramvay hattında seferlerini sürdürüyor. Kırmızı-beyaz vagonlarıyla toplu ulaşıma büyük katkı sağlayan bu nostaljik tramvayın tarihi de oldukça ilgi çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul, istiklal, taksim tünel tramvayı

    ‘‘Varda varda!’’… (kenara çekilin) Elindeki borazanıyla o zamanın atlı tramvaylarında görev alan ve yayaları uyarmak için atların önünde bağırarak koşan bu meşhur vardacılarıyla hatırlanırdı. Durakların olmadığı o günlerde yolcular istediği zaman tramvay duruyor, bu yüzden hız kaybı yaşanıyordu. Aksaklıklar sebebiyle 1880 yılında tramvaylarda durak uygulamasına geçilmiş, 1883 yılında da o zamanki adıyla ‘‘Cadde-i Kebir’’e (İstiklal Caddesi) tramvay hattı döşenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    galata, istanbul

    45 yıl kadar İstiklal Caddesi ve İstanbul’un farklı noktalarında hizmet veren atlı tramvay dönemi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla son bulur. Türkiye’nin ilk elektrik fabrikasının 1913 yılında kurulması ile 1914’te tramvay şebekelerine cereyan verilip elektrikli tramvay işletmeciliğine geçiş yapılır. Böylece İstanbul’da ilk elektrikli tramvay seferleri de Karaköy-Ortaköy Hattı’nda hizmete girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kadıköy, moda

    Dünyanın çeşitli ülkelerinin de kullandığı elektrikli tramvay, Beyoğlu’nun yanı sıra İstanbul’un her iki yakasında da seferlerini sürdürmüştür. 1939 tarihinde millileştirilerek İETT İşletmeleri’ne bağlanmıştır. Tramvaylar İstanbul’un zaman geçtikçe artan kalabalığına ve şehrin hızına ayak uyduramadığı gerekçesiyle önce 1961 Avrupa, ardından 1966 Anadolu Yakası’nda son seferlerini yaparak veda etmiştir. Sonrasında ise troleybüsler seferlerine başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    şişhane, istanbul, istiklal, beyoğlu

    Müzede yer alan eski vagonların 1989 yılında restore edilmek istenmesi elektrikli tramvayları tekrar gündeme getirmiştir. Kırmızı-beyaz vagonlarıyla Beyoğlu’nun sembolik ve nostaljik tarafıyla bütünleşeceği düşünülen tramvaylar için yayalaşma çalışmalarının devam ettiği İstiklal Caddesi uygun görülmüştür. ‘’Nostaljik Tramvay’’ adı altında bugünkü hâline gelmiş ve Taksim-Tünel Tramvay Hattı’nda çalışmaya başlamıştır.

  • Resimli Teknolojik Sözlük

    Resimli Teknolojik Sözlük

    Hepimiz biliyoruz ki teknoloji ışık hızıyla ilerliyor ve bizler de büyük bir hızla yeni teknolojilere uyum sağlıyoruz. Peki teknolojiyle ilgili yepyeni kelimeleri de aynı hızla kelime dağarcığımıza katabiliyor muyuz? Her zaman değil. Bu içeriğimizde teknolojiyle ilgili sık sık karşılaştığımız kelimeleri basit açıklamalarıyla beraber listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bluetooth” title_font_size=”13″]

    İki cihaz arasında kablosuz veri alışverişi sağlayan teknoloji. Örneğin bluetooth teknolojisi sayesinde telefonunuzdaki fotoğrafları internete bağlanmadan da fiziksel olarak yakınında olduğunuz bir başka telefona gönderebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sanal Gerçeklik (Virtual Reality)” title_font_size=”13″]

    Günümüzde üç boyutlu bilgisayar teknolojileri kullanılarak yaratılan gerçeğe yakın ortamlar. Yaygınlaşan sanal gerçeklik gözlükleri de bu teknolojinin ne kadar hayatımızın içinde olduğunu gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulut (Cloud) Teknolojisi ” title_font_size=”13″]

    Bilginin internet üzerinde depolanmasını ve işlemeyi mümkün kılan teknoloji. Cihazlarınızın hafızasıyla sınırlı kalmamanızı; mesela telefonunuzdan binlerce dosyaya ulaşabilmenizi bulut teknolojisine borçlusunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapay Zekâ (Artificial Intelligence)” title_font_size=”13″]

    Kullanımı ücretsiz olan yazılımlara verilen isim. Bu yazılımları sadece deneme süresinde değil, süresiz olarak bir ücret ödemeden kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hiper Metin (Hypertext)” title_font_size=”13″]

    Elektronik ortamlardaki diğer metinlere gönderme yapmayı mümkün kılan yazılardır. Bir web sitesinde üzerine tıkladığınızda başka bir siteye gitmenizi sağlayan yazılar hiper metindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaynak Konumlayıcı (URL)” title_font_size=”13″]

    URL için web adresi desek yeridir. Bir web sitesine gitmek istediğinizde adres çubuğuna yazdığınız isimdir; örneğin www.kulturveyasam.com

  • TEKERLEĞİN İCADI: DÜNYAYI DÖNÜŞTÜREN BULUŞ

    Tarihi döndüren bir çark düşünün: Hem yerleşik hayata geçişi hızlandıran hem de medeniyetleri birbirine bağlayan… Tekerleğin icadı, yalnızca fiziksel hareketi değil; kültürel, teknolojik ve toplumsal dönüşümü de beraberinde getirir. Bu buluşun hangi toplum tarafından ilk kez geliştirildiği kesin olarak bilinmese de farklı bölgelerde bağımsız biçimde ortaya çıkmış olabileceğine dair çeşitli teoriler bulunmaktadır. Yazımızda tekerleğin kökenini, tarihsel gelişimini ve günümüzdeki önemini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mezopotamya Teorisi” title_font_size=”13″]

    Tekerleğin MÖ 4000 civarında Mezopotamya’da icat edildiği düşünülmektedir. Bu görüşü destekleyen arkeolojik bulgular arasında çömlekçi çarkları ve tekerlekli araç modelleri yer alır. Mezopotamya’nın o dönemde önemli bir kültür ve ticaret merkezi olması, bu teknolojinin çevre bölgelere yayılmasını kolaylaştırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu Karadeniz (Boleráz Kültürü) Teorisi” title_font_size=”13″]

    Kimi arkeologlar tekerleğin MÖ 3800-3600 yılları arasında Türkiye’nin Doğu Karadeniz kıyılarında, Boleráz kültürüne ait küçük kil araba modelleriyle ortaya çıktığını ileri sürer. Bu modellerin, bakır madenciliğinde kullanılan tekerlekli taşıma sepetlerinden esinlenildiği düşünülmektedir. Bölgedeki arkeolojik kazılarda, madencilikle bağlantılı taşıma sistemlerine dair bulunan bulgular da bu görüşü destekler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpat Dağları ve Madencilik Teorisi” title_font_size=”13″]

    Bir başka görüşe göre tekerlek, MÖ 4000-3500 yılları arasında Karpat Dağları çevresinde, özellikle bakır madencileri tarafından geliştirilir. Tarihçi Richard Bulliet, cevher taşımak amacıyla kullanılan tekerlekli vagon sistemlerinden söz eder. Slovenya’da bulunan yaklaşık 5200 yıllık ahşap tekerlek de bu görüşü destekler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalkolitik Çağ ve Tekerleğin Yaygınlaşması” title_font_size=”13″]

    MÖ 5000-3000 yılları arasında Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’da tekerlekli araçlara dair çok sayıda buluntu gün yüzüne çıkar. Duvar resimleri, küçük oyuncaklar ve yazılı belgeler, bu teknolojinin geniş bir coğrafyada kullanıldığını gösterir. Farklı bölgelerde tekerleğin bağımsız olarak icat edilmiş olma ihtimali nedeniyle kesin olarak yer ve zaman belirlemek güçleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekerleğin Gelişimi” title_font_size=”13″]

    Tekerleğin gelişimi genel olarak üç aşamada ilerler: İlk aşamada, ağır yükleri taşımak için silindirler kullanılır. İkinci aşamada, tekerleklerin aksa sabitlenmesiyle araçlar engebeli arazide daha rahat hareket eder. Üçüncü aşamada ise tekerlekler, aks sisteminden bağımsız hâle gelerek araçların yönlendirilmesi mümkün olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sanayi Devrimi ve Modern Dönem” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında, Sanayi Devrimi ile tekerlek, makinelerde ve ulaşım araçlarında yaygın biçimde kullanılır. Buharlı lokomotiflerin ve demir yollarının ortaya çıkışı, bu teknolojiyi daha da önemli hâle getirir. Günümüzde ise tekerlekler; arabalar, trenler, bisikletler, makineler, uçaklar, tekerlekli sandalyeler, ofis koltukları ve oyuncaklarda hayatı kolaylaştırmaya devam eder. Hatta yapay zekâ destekli robotlardan Mars araçlarına kadar birçok çağdaş teknolojide, tekerlekli sistemler hâlâ temel bir mühendislik bileşeni olarak yer alır.