Yazar: admin

  • EN İNCESİNDEN EN PARLAĞINA KUMAŞ ÇEŞİTLERİ

    EN İNCESİNDEN EN PARLAĞINA KUMAŞ ÇEŞİTLERİ

    “Herhangi bir kumaş kenarı ile kadifenin kenarı arasında bir fark vardır.” der, Kısasa Kısas isimli oyununda Shakespeare… Gerçekten de öyledir, örneğin ipek böceği kozasının temellerini attığı bir kumaşla herhangi bir makinede üretilen kumaş arasında fark olacaktır illaki… Kimi insanlık tarihi kadar eski kimi son yüzyılın icadı kumaş çeşitlerinden sizin favoriniz hangisi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Nemi emen, vücudun hava almasını sağlayan yün kumaş, koyun tüylerinden elde edilmiş doğal iplik dokumasıdır. Yün kumaşlar farklı ağırlık ve örgülerde olabilirler. Kırışmaya karşı dayanıklıdır fakat yanlış ütülemeye maruz kalırsa keçeleşir. Çok sıcak suyla yıkamak da yün kumaşı bozabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yün kumaş çeşitlerinden olan kaşmir, keçi tüyünden yapılan oldukça ince ve yumuşak dokulu bir üründür. Pahalı bir kumaş olmasının nedeni az miktarda üretilmesidir. Kalın yün kumaşlara kıyasla giyimi çok daha rahattır. Özellikle kaşmir atkı, kaşmir palto gibi kışlık giysiler sıcak tuttuğu kadar da zariftir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yumuşacık yüzeyler için söylenen “kadife gibi” sözünün kaynağı olan kumaş türüdür. Kısa tüylü bu kumaş aslında dokuma tekniği ile elde edilen bir çeşittir. Yün kadife olabileceği gibi, ipek kadife ya da pamuk kadife de olabilir. İpek kadife kumaş abiye kıyafetlerde tercih edilirken, yün kadife kumaş perde ya da koltuk döşemesi gibi alanlarda kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İnsanlık tarihinde üretilen en eski kumaşlardan biri ketendir. Geniş gözenekli, havadar yapısı sayesinde yaz aylarında sıklıkla tercih edilen kumaş, keten bitkisinden elde edilir. Örtü, perde gibi ev tekstilinde de kullanılan keten dayanıklı, esnek olmayan, çabuk kirlenmeyen fakat hızlı kırışan özelliklere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Abiye elbiselerin, dekoratif tekstil ürünlerinin vazgeçilmezi olan şifon kumaşlar tül gibi ince dokusuyla ünlüdür. Uçuş uçuş görüntüsüyle en çok yaz günlerine yakışan şifonlar, doğal iplerden üretilebileceği gibi sentetik liflerden de üretilebilir. Çok ince oluşu nedeniyle dikkatli kullanım gerektirir, tercihen elde ılık suda veya makinada düşük derecede yıkanmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İpek ve pamuktan elde edilen saten, dokuma tekniği ile özellik kazanan bir kumaş türüdür. Tek yüzeyi parlak, kaygan ve pürüzsüz olan kumaşın diğer yüzü mattır. Satenin niteliğini dokuma sıklığı belirler ve ince ya da kalın olabilir. İç giyimden nevresim takımlarına, abiye kıyafetlerden gelinliklere kullanım alanları genellikle şıklık, zarafet aranan yerlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En yaygın olan kumaş türü sentetiktir. Doğal malzemenin kimyasal olarak değiştirilmesiyle yapılan sentetik kumaşlar, viskoz, azlon, asetat gibi çeşitlerdir. Tamamen yapay olarak üretilen sentetik kumaşlara örnek olarak da lateks, akrilik, naylon, vinil gibi çeşitler sayılabilir. 1940’lar İngiltere’sinde icat edilen ve günlük giyimde sıkça tercih edilen Polyester kumaş da bu sınıfa girer.

  • 9 Madde ile Çağımızın Hayat Anlayışı Hygge

    9 Madde ile Çağımızın Hayat Anlayışı Hygge

    Danimarkalıların yaşam felsefelerinden “hygge” ülkemiz de dâhil Avrupa’nın ilgi gösterdiği bir konu oldu. İnsanların bu felsefeye ilgi duymasının nedeni ise Danimarka’da mutluluk oranının yüksek olduğunu bilmeleriydi. Listemizde hygge felsefesinin gerektirdiklerini sıraladık. Aslında aşağıdakilerin çoğu bizlerin de güdüsel ve kültürel olarak uyguladığı maddeler… Buyurun, “hyggelig” bir yaşam için 9 maddelik listemize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bulunduğunuz atmosferi olabildiğince ışıktan arındırıp soft bir ortam yaratmak… Biliyorsunuz, bunu sağlamanın en iyi yolu ise mum ışıklarından faydalanmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Teninize batmayan, sıkmayan, yumuşak dokunuşlu rahat giysiler giymek… Bütün bunlar kaslarınızın gevşemesine yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çikolatanın başı çektiği güzel kokulu tatlılar yemek… Ne de olsa çikolatada bulunan tryptofan ve phenylethylamine isimli maddelerin endorfin ve serotonin gibi hormonların salgılanmasını sağladığı bilimsel bir gerçek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çiçeklik

    Saksılarda ya da bahçenizde yetiştirdiğiniz bitkilerle uğraşmak… Söyler misiniz, toprak, negatif enerjimizi bile boşaltabileceğimiz insan dostu bir madde değil de nedir?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    aile

    Ağır ağır pişecek yemekler yapıp yavaş yavaş yemek… Yani memleketimizde “slow food” adıyla özellikle Ege’de uygulanan akımın ta kendisi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kâğıt-kalem kullanarak yazı yazmak… Yazı yazmanın da ötesinde kâğıt ve özellikle kurşun kalem kullanmanın iyi hissettirdiği biliniyor. En son ne zaman laptopunuzu ve tabletinizi kullanmadan uzun uzun yazılar yazmıştınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Sığınağım!” diyebileceğiniz bir ortam yaratmak… Kapısından girdiğinizde sıcaklık ve güven duygusu hissettiren bir ortam hygge felsefesinin en temel unsurları arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hüzünden beslenmeyi bırakıp daha fazla gülmek… Bu maddenin altını dilediğiniz kadar doldurabilirsiniz: Dedikodu yapmamak, karamsar olmamak, hoşgörülü olmak, empati yapmak gibi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sahip olduklarımız için şükretmek… Bütün inanç sistemlerinin belki de ilk telkinidir bu: Sahip olduklarınızın farkına varın ve hepsi için teşekkür edin.

  • 8 Maddede Mutlu İnsanların Şehri Sinop

    8 Maddede Mutlu İnsanların Şehri Sinop

    TÜİK Araştırması’nda ülkemizde en çok kişinin “Mutluyum!” dediği şehir birçok kez Sinop oldu. Antik çağlardaki adı Sinope olan, saygının, sevginin hâkim olduğu bu küçük Karadeniz kentini 8 maddelik listemizde daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şahin Tepesi’ne çıkmak biraz zahmetli de olsa şehir manzarasını ve denizle bütünleşen kıyılarını net biçimde gördüğünüz seyir terasına geldiğinizde bu zahmete değdiğini düşüneceksiniz. Merkezdeki Ada mahallesinde bulunan Şahin Tepesi’ne akşamüzeri güneşi batırmak için gitmenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sinop

    Sabahattin Âli, “Dışarıda deli dalgalar gelir duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar aldırma gönül aldırma…” dizelerini 1933 yılında kaldığı Sinop Cezaevi’nde yazmıştı. Ruhi Su’nun, Refik Halat Karay’ın da kaldığı cezaevi 1999 yılında yoğun ziyaretçi akışı olan bir müzeye dönüştürüldü. Cezaevini daha ilginç yapansa şehir merkezindeki kale surlarının içinde yer alması. MÖ 7. yüzyılda yapılan kale birkaç kere onarım geçirse de büyük oranda korunmuş durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ünlü “Gölge etme başka ihsan istemem.” sözünü, Yunan filozof Diyojen’in bir dileği olup olmadığını soran Büyük İskender’e cevaben söylediği biliniyor. MÖ 412 ve MÖ 323 yılları arasında yaşayan Diyojen Sinop’ta doğmuş ve şehrin girişinde büyük bir heykeli bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en kuzey ucu Karadeniz’e doğru uzanan İnceburun’dur. Burun üzerindeki Hamsolos, daha çok bilinen adıyla Hamsilos Koyu ise eşsiz bir doğal yapıya sahip. Oksijen yoğunluğu bakımından ülkemizde ilk sırada gösterilen bölge Norveç fiyortlarına benzer bir görüntü veriyor. Merkeze 11 km uzaklıktaki koy ülkemizin turizm sembollerinin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehir merkezine 45 km mesafedeki Erfelek’teki Tatlıca köyünde 28 şelale bulunuyor. Bu Tatlıca Şelalelerinin döküldüğü yükseltiler olağandışı bir yapıya sahip ve bölgede hem tırmanış hem de trekking yapılabiliyor. Ulaşım sorunu olmayan şelaleler onlarca çeşit ağacın, çiçeğin oluşturduğu tabiat parkı içinde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Muhteşem bir göl manzarası ve köknar ağaçlarından yansıyan tertemiz bir hava eşliğinde kamp kurmak, piknik yapmak, yürüyüşe çıkmak için Sinop’taki en ideal yerlerden biri Boyabat ilçesinde Akgöl Yaylası… Tavşanları, ördekleri, sincapları görebileceğiniz bu nefis doğanın ayıların ve yaban domuzlarının yaşam alanı olduğunu da söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Işıklandırılıp çevre düzenlemesi yapılarak 2001 yılında ziyarete açılan İnaltı Mağarası Ayancık ilçesine 35 km mesafede bulunuyor. Uzunluğu 658 metre olan mağaranın içinde yürürken kendinizi tam anlamıyla doğanın bağrında hissedeceksiniz. Eğer İnaltı Mağarası’na ulaşım konusunu aşıp gidebilirseniz 6 km uzaklıktaki alabalık tesislerine uğramanızı da tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mantı, mayalı hamurla yapılan üzümlü ya da cevizli nokul, saçta pişirilmiş yufkanın dilimlenmesi ve üstüne et suyu dökülmesiyle yapılan ıslama, hamsiyle yapılan içli tava gibi yemekler Sinop’tan yolu geçenlerin tadabileceklerinden bazıları… Yaz ya da kış olsun içerken içine yoğurt da ilave edebileceğiniz mısır çorbasını da denemeden geçmemelisiniz.

  • SİRKESİNDEN ŞEKERİNE ELMANIN TÜRLÜ TÜRLÜ HALLERİ

    SİRKESİNDEN ŞEKERİNE ELMANIN TÜRLÜ TÜRLÜ HALLERİ

    Dünyada en çok tüketilen meyveler arasında elma ilk 5’teki yerini daima korumuştur. Elma üretiminde başı çeken ülkeler arasında da Türkiye, Çin ve ABD’den sonra üçüncü sırada gelir. Bu popüler meyvenin çoğunu yakından bildiğiniz özellikleri ise sayfanın devamında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bütün dünyaya Orta Asya’dan yayılan meyvenin asıl adı alma ve tahmin edeceğiniz gibi bu isim kendisine al renginden dolayı verilmiş. Sindirimi kolaylaştırması, kalp ve mide sağlığını koruyucu etkiler göstermesi, zihni canlandırması, kolesterolü düzenlemesi, diş etlerini koruması gibi çok sayıda faydası olan meyve gülgiller familyasına mensup.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Her ne kadar alabildiğine sade bir meyve gibi görünse de dünyada 6000’den fazla elma çeşidi üretildiği düşünülüyor. Ülkemizde yetişenler arasında fuji, hanna, rayka, golden, goldstar, redchief gibi belki de adını ilk kez duyduğumuz türleri bulunuyor. Hepimizin bildiği ve belki de en çok sevdiği ise medarıiftiharımız olan Amasya elması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elmayı deyim yerindeyse çatır çutur yemenin keyfi bir başkadır ama bu verimli meyvenin çok farklı kullanım alanları da vardır. Örneğin elmanın reçelini yaparak kahvaltı sofralarınızı renklendirmeniz mümkün. Veya kırmızı elmaların küp küp doğrandığı tatlı bir komposto da yapılabilir. Kompostoda biraz mayhoş tat seviyorsanız ekşi yeşil elmadan yapmanız tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Elmanın en çok yakıştığı tarifler ise şüphesiz ki hamur işleridir. Üzerine elma dilimlerinin boca edildiği bir tarta hayır diyebilecek kişi sayısı oldukça azdır. Yine içine rendelenmiş elmaların doldurulduğu kurabiyeler de her evde çocuk-yetişkin fark etmeksizin afiyetle ve hızlıca tüketilir. Pudra şekeri ile tarçının özellikle bu tür tariflerde elmayla en çok uyum sağlayan tatlar olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fermente edilmiş elma suyundan yapılan sirke ise tat olarak bu zarif meyvenin en keskin formudur. Salatalarda veya çorbalarda sos olarak kullanılabilen sirkeden bir yemek kaşığı içmenin bağışıklık sistemine sağladığı faydalar uzmanlar tarafından dile getirilmektedir. Dünya genelinde damak tadına en çok hitap eden sirke çeşidinin de elma sirkesi olduğu belirtiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Elma, yılın dört mevsimi bulabileceğiniz ürünler arasında olsa da asıl dönemi sonbahar ve kış aylarıdır. Ama elmayı mevsiminde alıp yıl boyunca tüketmek de mümkün, nasıl mı? Yöntemlerden biri elma dilimlerini kurutmaktır ki daha sonra bu dilimleri hoşaf yaparak yiyebilirsiniz. Diğer yöntemler de pestilini veya pekmezini yaparak saklamaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Elmanın adıyla bütünleşen başka bir ürün de elma şekeridir. Öteden beri çocukluk hatıralarının en renkli kahramanlarındandır. Cam şekerine bulanmış elmalara takılan çubuklar tüm çocuklara adeta sihirli bir değnek gibi görünür. Bu durum hâlâ geçerli olsa da elma şekeri yine de bir nostalji nesnesidir. Söylesenize, tekerlekli bir camekânın içinde sokak sokak dolaştırılan elma şekerlerini hatırlamayanınız var mı?

  • Kendinizi Yabancı Hissetmeyeceğiniz Bir Ülke Olarak 8 Madde İle Azerbaycan

    Kendinizi Yabancı Hissetmeyeceğiniz Bir Ülke Olarak 8 Madde İle Azerbaycan

    Biraz gayretle dilini bile anlayabileceğimiz, mutfağına, kültürüne yabancılık çekmeyeceğimiz bir ülke Azerbaycan. Ülkenin 59 eyaletiyle birlikte -ki bunlara “rayon” deniyor- 75 şehri bulunuyor. Bunlardan 11’i büyükşehir statüsünde… Kültür ve Yaşam sayfamızda Azerbaycan’ın gezip görebileceğiniz şehirlerini, turistik yerlerini 8 madde ile sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kız Kalesi, UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak kabul edilen yapılardan biri… Taza Pir Camii, Rus Kilisesi, Şirvan Şah Sarayı da ülkenin Bakü şehrinde bulunan tarihi yapılardan sadece birkaç tanesi… Tarihi zenginliğini cömertçe sunan Bakü kültürel etkinliklerin de yoğun olarak yaşandığı bir yer… El Yazmaları Müzesi, Tagiyev Tarih Müzesi, Bakü Modern Sanat Müzesi gibi farklı temaları olan çok sayıda müzesi bulunuyor ve özellikle Halı Müzesi’nin dünyada başka bir örneği yok. Hazar Denizi kıyısındaki bu müzede en eskileri Orta Çağ’a ait olan 6000 halı sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bakü, ülkenin başkenti olduğu gibi sanayi ve ticaretin merkezi olan bir liman kenti de… Şehir mimari açıdan genel olarak üç bölüme ayrılıyor: Sovyetler dönemine ait yapıların olduğu bölge, modern yapıların olduğu bölge ve tarihi yapıların olduğu bölge; yani bilinen adıyla İçeri Şehir… Bu son bölgenin etrafı surlarla çevrili ve 2000 yıllık bir geçmişe sahip

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Leyla ve Mecnun’un yaratıcısı, Azerbaycan’ın şair ve düşünürlerinden Nizami Gencevi bu şehirde yaşamış, yani Gence’de. Ünlü filozof adına yapılmış birçok abidevi eser bulunuyor şehirde. Kentin farklı yerlerindeki kervansaraylardan anlaşılacağı gibi bu şehir eskiden de büyük bir ticari öneme sahipmiş. Gence, mimari açıdan ilgi çeken yapıların olduğu, Göygöl ya da Maral Milli Parkı gibi doğal güzelliklerin bulunduğu gezilip görülesi bir şehir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kobustan ya da Gobustan… Azerbaycan’ın fantastik olarak nitelendirilebilecek bölgesi. Antik mağaralar, kaya oymaları ve tarih öncesi çağların yaşam döngülerini anlatan resimler UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alındı. İlgilileri için bölgedeki en büyük vaha.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şeki şehrinin tepesinde kurulu kale içinde yer alan Şeki Han Sarayı’nın işlemeleri anlatmayı değil gidip görmeyi gerektiriyor. Venedik’ten getirilen vitrayları, sarayın halılarındaki görsellerin birebir resmedildiği tavanları, her biri ayrı hikâye yansıtan duvarlarıyla bu saray dünyanın her yerinden insanları Orta Asya’ya çekmeye devam ediyor. Şeki şehri Bakü’nün 370 km kuzeybatısında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bakü’ye 30 km mesafede han benzeri bir yapı Ateşgah ve Azebaycan’da Mecusiler tarafından ilgi gören bir yer. Sadece Azerbaycan’dan değil İran’dan ve dünyanın farklı bölgelerinden bu inancın mensupları Ateşgah’ı ziyarete gelirken, turistler de bu ilginç mabedi görmeden dönmüyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarihi, doğal, kültürel güzellikleri bir yana Azerbaycan sağlık turizmi için de dünyadaki alternatifler arasında geçiyor. İnsanlar ya çeşitli hastalıklara iyi geldiği düşünülen petrol banyosu için Naftalan kentine akın ediyor ya da Bakü’ye 70 km uzaklıktaki çamur volkanlarına…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Azerbaycan, Osmanlı’dan mütevellit Türk mutfağı ile benzer özelliklere sahip. Örneğin çay! Ülkenin olmazsa olmazı, fakat aramızdaki en büyük fark, orada çay yanında hangi reçeli yiyeceğiniz soruluyor. Bunun dışında yaprak sarmasından pilava, yoğurttan peynire bir Türk olarak kesinlikle yabancılık çekmeyeceğiniz bir yer. Elbette ülkenin kendine has lezzetleri de oldukça fazla… Mesela şekerbura tatlısını Azerbaycan’da tadamasanız bile mutlaka tarifinizi bulup yapmanızı öneriyoruz. Kaymak, yoğurt, sütle yapılan tatlı hem çok hafif hem çok lezzetli.

  • İç Mekânların Havasını Onlarla Ferahlatabilirsiniz

    İç Mekânların Havasını Onlarla Ferahlatabilirsiniz

    Yaşadığı yerde daha temiz bir hava solumayı kim istemez ki? Hem dekoratif hem ferahlatıcı çiçekleri sıraladık aşağıda… Oturduğumuz evlerin, çalıştığımız ofislerin gönüllü çevrecileri onlar; güzel mi güzel yeşil mi yeşiller…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Temizlik malzemelerinden salınan amonyağı arındıran çiçeği havadar ve ışık alan yerde tutmalısınız…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bolca suladığınız sürece havanızı temizleyecek çiçeklerin başında gelen bitki…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Işığı gördükçe coşan ve havayı arındırma kapasitesi geniş olan bir çiçek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rengi ne olursa olsun sigara içilen ortamlara suni teneffüs yapar.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Palmiye türünün saksıdaki hali temiz bir hava vaat ediyor.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Havadaki zararlı kimyasal gazları yok ettiği ifade edilen çiçeklerin en bilineni…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amonyak, benzen, formaldehit, trikloretilen, ksilen temizlemede eşsiz çiçek…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hava temizleyen ama yaprakları zehirli çiçek evcil hayvanlardan uzak tutulmalı!” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Tekstilin Atası Keçecilik Geleneği

    8 Madde İle Tekstilin Atası Keçecilik Geleneği

    Keçecilik geleneği çağlardır gündelik yaşamın bir parçası olmuş, kıyafetlerden dekorasyona hayatın her alanında kullanılmıştır. Yün liflerinden yapılan keçe, doğal bir malzeme olması nedeniyle günümüzde de sıklıkla tercih edilir. Türk kültüründe de önemli bir yeri olan ve yüzyıllar öncesine dayanan geçmişi nedeniyle tekstilin atası sayılan keçecilik geleneğini 8 maddede inceliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eski çağlardan beri yaşamın birçok alanında kullanılan keçenin, tam olarak ne zaman hayatımıza girdiği bilinmese de Homeros’un İlyada Destanı’nda keçecilikten bahsetmesi, bu köklü tekstil geleneğinin ne kadar uzun bir tarihi olduğu hakkında fikir verebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türklerin, Orta Asya’daki günlerinden beri keçeyi kullandığı bilinir. Birçok Türk el sanatının ilk örneklerinin bulunduğu Pazırık Kurganı’ndaki buluntular keçenin özellikle çadır yapımında, yaygı ve örtü olarak, ayrıca giysi üretmek amacıyla kullanılmış olduğunu gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkler Anadolu’ya yerleştikten sonra, mahallelerde bulunan dükkânlar arasında keçeciler de yerlerini aldı. Geniş kullanım alanı ve kültürümüzdeki yeri sebebiyle günlük yaşamın önemli bir parçası haline gelen keçecilik geleneği Ahilik loncasının da önemli bir parçasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keçenin ana maddesi yün olduğu için bu zanaat özellikle hayvancılık yapılan yerlerde gelişmiştir. Modern hayatımızda eskisi kadar yoğun olarak kullanılmasa da günümüzde Anadolu’da hala keçecilik uygulanmaktadır. Özellikle Afyon, Balıkesir, Konya, Tire, Ödemiş ve Urfa gibi merkezlerde sanatını titizlikle sergilemeye devam eden ustalarımız bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Keçe yapımı zaman ve emek isteyen bir süreçtir. Keçe yaparken koyunun Mayıs kırkımından alınan yün kullanılır. İyice temizlenen lifler hasır yüzey üzerine düzgün bir şekilde yayılır ve istenilen motifler üzerine yerleştirilir. Liflerin birbirine geçerek bir bütün oluşturması için nemli olması gerekir, bu sebeple ılık sabunlu su ile ıslatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu aşamada keçeciliğin “keçe tepmece” olarak da anılmasının sebebi olan tepme safhasına geçilir. Keçe yaklaşık olarak 30 – 40 dakika kadar ayak ile tepilir ve böylece liflerin kaynaşması sağlanır. Keçeyi oluşturan liflerin bütünleşmesi için “pişirme” işlemine sıra gelmiştir. Keçe, sıcak su ve el ile sağlanan basınç yardımıyla iyice sıkıştırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Keçe son olarak yıkanır, rulo halinde sarılır ve dik bir şekilde bekletilerek içindeki suyun süzülmesi sağlanır. Asılarak kurutulan keçe artık kullanıma hazırdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Keçe insanlık tarihindeki uzun serüveni boyunca birçok alanda kullanılmıştır. Günümüzde ise kıyafetlerde, aksesuarlarda, takılarda, dekoratif objelerde ve daha birçok alanda keçeden yapılmış ürün evlerimizdeki yerini almıştır.

  • DOĞA GÜZELLİĞİ İLE ARZIENDAM EDEN ŞEHİR SAKARYA

    DOĞA GÜZELLİĞİ İLE ARZIENDAM EDEN ŞEHİR SAKARYA

    Komşuları Kocaeli, Bursa, Bolu, Düzce, Bilecik olan Marmara Bölgesi’ndeki şehrimizin bir komşusu da Karadeniz’dir. Adını, topraklarından Karadeniz’e dökülen Sakarya Nehri’nden alan ve 16 ilçesiyle oldukça büyük bir yerleşim olan kentte öne çıkanları sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Taraklı, Sakarya’nın güneydoğu ucundaki ilçesidir. Dünyadaki “cittaslow” akımına 2016 yılına dâhil edilmiştir, yani Sakin Şehir unvanı ile geleneksel mimari dokuya, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel birikime sahip, gürültüden, trafikten, hava kirliliğinden uzak bir yerleşim olduğu tescillenmiştir. İlçenin en özgün yapıları ise kimi üç asrı devirmiş olan Osmanlı evleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sapanca Gölü bu şehrin alametifarikalarından biridir. Beslendiği akarsular ve kapladığı alan ile Sakarya’yı suyun şehri haline getirir. Yerlisi ya da ziyaretçisi olan onlarca kuş çeşidiyle ünlüdür. Evliya Çelebi’nin, “Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısında olan köylerin kadınları elbise yıkadıklarında asla sabun sürmezler.” dediği gölün kıyıları günümüzde muhteşem manzara fotoğrafları vermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    maden şelalesi

    Şehre gidildiğinde doğanın bağrına gömülebileceğiniz en iyi yerlerden biri Kocaali ilçesindeki Maden Deresi ve Şelalesi’dir. Dere boyunca yürüyüş yapmak, şelalenin sesiyle terapi uygulamak, mesire alanında yeşil çimlerin üstüne uzanmak ya da civardaki restoranlarda alabalığının tadına bakmak için mutlaka ziyaret edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bizans İmparatoru Justinianus tarafından yaptırılmış olan köprü 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilmiş, şehirdeki önemli tarihi yapılardan biridir. 12 adet kemeri bulunan 365 metre uzunluğundaki eser halk arasında Beş Köprü ismiyle de anılır. Justinianus Köprüsü, Serdivan ilçesinde Çark Çayı üstünde konumlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin tek parça halindeki en büyük longozu Sakarya’da yer alır. Uzunluğu 7,5 km. olan Acarlar Longozu, Karasu ve Kaynarca ilçeleri arasında yani şehrin kuzeyindedir. Bilindiği gibi longozlar orman ekosisteminin bir parçasıdır ve diğer adı da subasar ormanıdır. Longozlar barındırdıkları bitki ve hayvan türleriyle de özel oluşumlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Size tavsiyemiz Sakarya’ya seyahat ettiğinizde bir yaylaya çıkmadan dönmemeniz olacak. En popüler yaylası havasıyla, doğasıyla iyileştirici bir güce sahip olan Karagöl Yaylası’dır. 567 hektar genişliğindeki yaylayı çam, meşe, köknar ve kayın ağaçları çevreler. Taraklı ilçesine 22 km. mesafedeki yaylaya çıkmak için mayıs ve ağustos ayları arası en uygun zaman dilimleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Göçmen mutfağının zenginliği, nüfusunu Kafkaslar ve Balkanlar’dan göçler alarak oluşturan Sakarya’da görülebilir. Çerkeztavuğu, Gürcü sarması, Abhaz pastası ve daha niceleri… Karadeniz’e de kıyısı olan şehirde hamsili pilavdan karalahana yemeğine Karadeniz izleri de bolca mevcuttur. Yine de Sakarya denince akla gelen ilk lezzet ıslama köftedir.

  • KEDİLER GİBİ DAVRANDIĞIMIZ O ANLAR…

    KEDİLER GİBİ DAVRANDIĞIMIZ O ANLAR…

    İnsanların bazı davranışlarını ya da başına gelen olayları kedilere benzeterek açıklamak sık başvurduğumuz bir yöntemdir. Elbette bu durum sokaklardan evlerimize kadar hayatımızın içinde olmalarından kaynaklanır. Sözlü ve yazılı kültürel tarihimizde yerini alan o benzetmeleri en sevimli kedi fotoğrafları eşliğinde huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türk Dil Kurumu “sırnaşık” kelimesinin karşılığını şöyle vermiş: “Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen kişi.” Kedi sırnaşması ne zaman can sıkar ki diyebilirsiniz ama işte bunu da kedi sahiplerine sormak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kişi zor bir durumdan hiç zarar görmeden kurtulduğunda, aklımıza hemen kedilerin yan ya da sırt üstü değil mutlaka dört ayak üstüne düşmeleri gelir ve hâlâ ayakları üstünde duran o kişiye bakıp, “Yine kedi gibi dört ayak üstüne düştün!” cümlesini kullanıveririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gençlerin annelerinden sık duyduğu serzenişlerden biri “Hadi kalk artık, kedi gibi uyuduğun yeter!” cümlesi olabilir. Çok uyuyan kişilerin kedilere benzetilme nedeni ise bu sevimli canlıların günde 16 saate kadar uyuyabilmesidir. Çünkü kediler için uyku en önemli dinlenme biçimidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bu oyunbaz, haylaz canlılar evde bir kabahat işlemeye görsün bakışlarına hemen bir suçluluk duygusu yansır. Haylaz haliyle de munis haliyle de kedi kedidir ama bir insan kabahat işlediğinde suçluluk duygusuyla bakışlar atmaya, çekinmeye başladığında “kedi gibi oldu” demek oldukça anlam kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uyku sonrası patilerini öne doğru uzatıp tüm omurlarını açmak üzere gerinmek kediler için bir ihtiyaçtır. Egzersiz hareketlerinin önemli bir bölümünü bu gerinme eylemi oluşturur. Kollarını yukarı hatta arkaya doğru uzatarak uzunca gerinen bir insanın benzetildiği canlı da elbette kedi olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kasap dükkânı önünde bekleşen kedi dostlarımızın vitrindeki ciğerlere iştahlı iştahlı bakmaları mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Bizler de herhangi bir konuya bu kadar istekle baktığımızda akıllara kasap dükkânı önündeki kedilerin gelmesi doğaldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Süt dökmüş kedi gibi olmak” cümlesi “kedi gibi olmak” deyimi ile hemen hemen aynı anlama gelir. Süt tabağını döken kedinin bakışları ve miyavlamasındaki suçluluk yansıması ile bir kabahat işleyen kişinin bakışlarındaki ve ses tonundaki yansıma birbirine benzetilir.

  • DÜNYA SANAT TARİHİNİN EN ÜNLÜ PORTRE RESİMLERİ

    Kimi ünlü bir kişiliğe, kimi ismi telaffuz bile edilmeyen bir yüze ait… Onları bu kadar değerli yapansa, daha ziyade fırça darbeleriyle o portreleri tabloya dönüştüren ressamlar… Bazı ünlü ressamlar ise kendi portrelerini resmetmişler ve o otoportreler sanatçıya ait bir belge niteliği de taşıdığı için günümüzün en değerli resimleri arasında yer alıyor. Hatta sanat tarihinin ünlü portre resimlerinin büyük bir kısmını otoportreler oluşturuyor. Sizin için portre ve otoportrelerden bir derleme yaptık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yeryüzündeki en ünlü porte resim, üzerine hâlâ sayısız teori üretilen Mona Lisa tablosu olsa gerek. Tüm dünyanın Mona Lisa ismiyle bildiği bu portre, Lisa del Giocondo’ya aittir. Tüccar olan eşi Francesco del Giocondo’nun isteği üzerine Leonardo da Vinci tarafından 16. yüzyılda yapılmıştır. Günümüzde Louvre Müzesi’nde “Francesco del Giocondo’nun karısı, Lisa Gherardini Portresi” ismiyle sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnci Küpeli Kız isimli resim yapılırken, amaç poz veren Avrupalı kızın portre resmini yapmak değil giydiği egzotik elbise ve takıyı resmetmekmiş. Kızın kulağındaki takının inci olup olmadığı gibi tartışmalar yaşanırken, resim 2006’da Hollanda halkı tarafından ülkenin en güzel tablosu olarak seçilmişti. Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in 17. yüzyılda yaptığı tablo Lahey’deki Mauritshuis’te sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun 1943’de yaptığı bu otoportrede kendisini Oaxaca eyaletindeki Tehuantepec’teye ait bir başlıkla görüyoruz. Fakat alnına çizdiği eşi Diego Rivera’nın, bu otoportrede olumlu mu yoksa olumsuz mu yer aldığı net olarak bilinmiyor ve farklı şekillerde yorumlanıyor. Biliyorsunuz Frida ve yine ressam olan eşi Diego karmaşık ilişkileriyle tarihe geçen bir çiftti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Flaman ressam Peter Paul Rubens’in 1625 yılında yaptığı Buckingham Dükü isimli portrede Buckingham’ın 1. Dükü George Villiers görülmektedir. Dük, bir suikast ile öldürülene dek çok sayıda resim ve portresini yaptırarak ününü artırma yolunu seçmişti. Rubens’e ait portresi ise 400 yıl boyunca unutulmuşken bir sanat tarihçisi tarafından İskoçya’daki Pollok Evi’nde tesadüfen keşfedildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hollanda sanat tarihinin en büyük ressamlarından olan Rembrandt’ın yüzden fazla otoportresi bulunur. Ressamın yaş alma ve yaşlanma halini neredeyse bu otoportreler üzerinden gözlemleyebiliriz. 1606 yılında doğan ressamın 1628 yılında yaptığı bu portresi ise 22 yaşına denk gelir. 1628-1629 yıllarında yaptığı otoportreler ile ünlü ressamı farklı pozlar içinde görmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Diğer Hollandalı ünlü ressam Vincent van Gogh’un da çalışmalarının çoğunu otoportreler oluşturur, bunun nedeni ise ressamın model için para ödeyememesidir. Şövale Önünde, Fötr Şapkalı, Hasır Şapkalı, Pipolu gibi isimlerle bildiğimiz portreleri aynaya bakarak yaptığı düşünülmektedir. Ressam, yukarıda gördüğünüz 1889 yılına ait otoportreye göre yüz hatlarının sakinleştiğini ama bakışlarının hala endişeli göründüğünü söylemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    15 yaşından başlayarak 90 yaşına kadar kendi portresini yapan bir ressam da Pablo Picasso’dur. Bu otoportrelere bakarken Rembrandt’daki gibi doğal bir yaş takibi yapmanız pek de mümkün olmaz, çünkü Picasso farklı teknik ve biçimler kullanarak yapar otoportrelerini. Yukarıda gördüğünüz portre 25 yaşındaki Picasso’ya aittir, yani 1907 yılında yapılmıştır.