Yazar: admin

  • Hayatı Roman Değil Baştan Başa Şiir Olan Ümit Yaşar Oğuzcan

    Hayatı Roman Değil Baştan Başa Şiir Olan Ümit Yaşar Oğuzcan

    Usta şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın yıllarca bir bankada çalıştığını ve 30 yıllık hizmetin ardından emekli olduğunu biliyor muydunuz? 1926 doğumlu Oğuzcan, şiir hayatına 1940’ta başlamış, 1984 yılındaki vefatında geriye ayrılık, özlem ve aşk dolu onlarca şiir bırakmıştı. Şairin, oğlu Vedat Oğuzcan’ı kaybetmesinin ardından yazdığı şiirler ise daha çok acı, anlamsızlık ve ölüm üzerine oldu. “…benim hayatım roman değildir. Baştan başa şiirdir benim hayatım, şiirdir ve aşktır.” diyen Ümit Yaşar’ın dizeleri sayfamızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • GENİŞ OVALARIN NARİN ÇİÇEKLERİN ŞEHRİ

    Kışlanın önünde redif sesi var

    Açın çantasını bakın nesi var

    Bir çift potin ile bir de fesi var

    Ano Yemen’dir gülü çemendir

    Giden gelmiyor acep nedendir

    Burası Muş’tur yolu yokuştur

    Giden gelmiyor acep ne iştir…”

     

    Havada Bulut Yok türküsünde geçen yerin Muş değil Huş olduğunu iddia edenler de çıkmıştır fakat araştırmacılar hem türkünün ait olduğu yörenin hem de türküde geçen yerin Muş olduğunu açıklamalarıyla ortaya koymuşlardır. Hazırsanız Doğu Anadolumuzun güzel şehri Muş’u daha yakından tanımak için iki dakikalık turumuza başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Merkez, Varto, Bulanık, Malazgirt, Korkut ve Hasköy ilçelerinden oluşan şehre ister Muş Havalimanı’na uçarak gelin, ister Ankara-Tatvan arasında seferler yapan Van Gölü Ekspresi ile… Ama muhakkak Muş seyahatinizde aracınızdan daha çok hava şartlarını gözetmeniz gerektiğini aklınızda tutun. Kışların sert ve soğuk geçtiği bu şehrin yeşille kucaklaşmasını görebilmek için en iyi zamanların bahar ve yaz ayları olduğunu unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1650 m2’lik bir alanı kaplayan Muş Ovası, Murat Nehri’ne paralel uzanan ince uzun Bulanık Ovası, Bilican Dağları’nın eteklerindeki Liz Ovası, Van Gölü’nden dağ silsilesi ile ayrılan Malazgirt Ovası… Bahar ve yaz aylarında renklenen, hayvancılık yapan göçerler, yerli halk ve turist seyahatleriyle canlanan ovalar şehrin yüzde 27.2’sini kaplıyor. Akdoğan Gölü, Haçlı Gölü ve Kaz Gölü de doğa meraklılarına özgün fotoğraflar veren mavi sular…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Muş’ta öne çıkan doğal oluşumlardan biri de Ağrı’nın Diyadin ilçesinde doğup şehir şehir dolaşarak Fırat Nehri’yle birleşen Murat Nehri’dir. Kâh kıyısında şekillenen ovalar kâh çevresindeki tarihi yapılarla şehrin birçok yerinde başrolü alabilir. Ve onlardan biri de adını nehirden alan Murat Köprüsü’dür. 143 metre uzunluğundaki 12 gözlü eser Selçuklu dönemine ait bir taş köprüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Muş’un tarihi yapıları arasında Selçuklu dönemine ait olanlar çoğunluktadır; Mollakent Camii ve Medresesi, Yıldızlı ve Aslanlı Hanları, Hatun Köprüsü gibi. Ayrıca fotoğrafta gördüğünüz şehir merkezinde konumlanmış Haspet Kalesi, bulunduğu ilçeden adını alan Malazgirt Kalesi, Urartular döneminden kalma Bostankale Kalesi için de tarihi değerler arasında öne çıkanlar diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şehrin dörtte birini kaplayan ovalar en güzel manzaraları bahar aylarında çiçekler açarken verir. Özellikle Muş Ovası, yüzeyini kırmızıya boyayan gelincikleriyle ünlüdür. Mayıs ayı girince açan, adına festival bile düzenlenen Muş lalesi ise şehrin tamamının simgesi gibidir. Turistik alanlarda satılan hediyelik eşyaların çoğunda lale figürü görmeniz kaçınılmazdır. Hediyelik eşya demişken, Selçuklu motiflerinin işlendiği kilimlerin de özgün bir Muş hatırası olarak yanınıza kalacağını söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Muş mutfağı adıyla da tadıyla da orijinal yemeklere sahiptir. Mırtoğe, cavbelek, herse ya da teter helvası ünlüdür. Jağ, kenger, sıpidak, kak, uçkun ise dağlarda yetişen ve yemeklere lezzet katan otlarıdır. Ama geleneksel mutfağında en sevilen sebze kelem, yani beyaz lahanadır. Bulgurlu veya pirinçli dolması yapılan kelem o kadar sevilir ki tüm yıl tüketebilmek için aralarına biber, sarımsak döşenerek çömleklerde saklanır ve buna da pırvaz denir.

  • Lezzeti Bol Besini Bol Bulgurlu Yemekler

    Lezzeti Bol Besini Bol Bulgurlu Yemekler

    Sarı, esmer, iri, ince, pilavlık… Bulgur, insanlığın en önemli karbonhidrat kaynaklarından biri. Özellikle ülkemizde sofralarımızın en güçlü yiyecekleri arasında. Bu sayfayı okurken günün hangi saatindesiniz bilmiyoruz ama bulgursuz olamayacak birbirinden lezzetli yiyecekler için sizi Kültür ve Yaşam sofrasına davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bulgur, yemek, türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    bulgur, yemek, türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    bulgur, yemek, türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bulgur, yemek, türk mutfağı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bulgur, yemek, türk mutfağı
  • BAKLAGİLLERDEN TAZE BAKLA İÇ BAKLA KURU BAKLA

    Başlığımızın tekerleme gibi olduğuna bakmayın, konu gayet net. Aşağıda baklanın farklı biçimlerine dair en temel bilgileri bulabilirsiniz. Hafif tüylü dokusu, kendine has kokusuyla ilkbahar aylarının özgün sebzesi baklayı hâlâ denemediyseniz işe yazımızı okuyarak başlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ortadoğu’da, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde çokça tüketilen Asya kökenli bakla, ülkemizin Akdeniz ve Ege illeri başta olmak üzere hemen her yerinde yetiştirilebilmektedir. Baklagiller familyasına ismini veren de yine aynı aileye mensup olan bu bitkidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Taze baklanın kabukları soyulup iç tanenleri çıkarılabilir ve ayrı bir ürün kullanılabilir. İç bakla denilen bu tanenler kurutulduğunda da kuru bakla elde edilir. Her haliyle protein ve karbonhidrat yönünden zengin olan sebzenin en önemli özelliklerinden biri vücuttaki demir seviyesine katkıda bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Baklayı nasıl tüketebilirim sorusunun ilk cevabı “zeytinyağlısını yaparak” olacaktır. Kabuklu baklanın zeytinyağlısını soğan, dereotu, tuz ve çok az un ile yapabilir, tabağa aldıktan sonra üzerine yoğurt dökebilirsiniz. İç baklayı da aynı tarifle yapabilirsiniz ama yoğurdun kabuklu haline, dereotunun ise her ikisine de yakıştığını unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Baklanın yemek olarak en çok sevilen hali bir meze türü olan favadır. Ortadoğu mutfağının en güzel keşiflerinden olan fava genellikle kurutulmuş bakladan yapılır. Kuru tanelerin haşlanıp ezilmesiyle yapılan meze günümüzde Avrupa’da da yaygın olarak tüketilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Baklayı rahatlıkla kullanabileceğiniz bir yöntem de çorbasıdır. Çok farklı bakla çorbası tarifleri bulmanız mümkün. Terbiyelisini yapabilir, bol sebzelisini yapabilir, blenderden geçirebilir ya da taneleri ağzınıza gelsin isteyebilirsiniz. Hangisini yaparsanız yapın sadık eşlikçisi dereotunu kullanmayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç baklalı enginar yemeği İstanbul mutfağının en köklü lezzetlerinden biridir. Enginarın ve baklanın gücünü birleştirip zeytinyağı ile harekete geçtiği bir yemekten söz ediyoruz. Hem çok lezzetli hem de sağlık deposu. Bu iki ürünü mevsiminde kullanabilmek için en iyi zaman dilimi nisan ayı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bakla salatası, sadece diyet yapanlar ve veganlar için kaliteli bir öğün yemeği değildir. Baklanın dahil olduğu bir salata herkes için harika bir öğle öğünü olabilir. Salatanızı ihtiyacınız olan vitaminsel değerlerle zenginleştirebilir, yanında tat olarak da uyum sağlayacağı için bir kâse yoğurt tüketebilirsiniz.

  • İstanbul’u İstanbul Yapan İlçe Fatih

    İstanbul’u İstanbul Yapan İlçe Fatih

    Sitemizde ülke gibi şehirlere yer verdiğimiz çok oldu… Zengin tarihi mirasa, kozmopolit bir yapı ve kültürel çeşitliliğe sahip birçok şehri ekranlarınıza getirdik ama ilk kez şehir gibi bir ilçeyi taşıyoruz sayfamıza… O olmasa İstanbul olmazdı diyebileceğimiz yapılanmasıyla Fatih ilçesi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    fatih, osmanlı, fetih

    Fatih ilçesi adını dolaylı olarak İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’ten almıştır. Padişah, 1453 yılındaki fetihten 10 yıl sonra Fatih Camii’ni ve külliyesini yaptırmaya başlamış, civardaki halk da bölgeyi zamanla külliyenin ismiyle anmaya başlamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Günümüzde ise tam 57 mahalleden oluşan büyük bir ilçe Fatih. Yedikule’den Eminönü’ne, Aksaray’dan Cerrahpaşa’ya, Cibali’den Balat’a, Beyazıt’tan Alemdar’a, Tahtakale’den Topkapı’ya… Anlayacağınız İstanbul’u İstanbul yapan ilçe deyişimiz boşuna değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sulukule’den Kumkapı’ya, Karagümrük’ten Çarşamba’ya farklı kültürel yapıları barındıran, en az İstanbul kadar kozmopolit bir yerleşim aynı zamanda Fatih. Birbirinden farklı kimliklerin birbirine çok yakın mesafelerde yaşamasına izin veren bilge bir ilçe.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul denince akla gelen ilk beş yapıyı sorsak, verilen cevaplardan en az üç tanesinin Fatih’te olduğunu görebiliriz. Ve sadece İstanbul’un da değil Türkiye’nin en değerli yapıları bunlar… Sultanahmet Camii, Beyazıt Kulesi, Çemberlitaş Sütunu, Sirkeci Garı, İstanbul surları ve sair…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu önemli yapılar içinde öyle mabetler bulunuyor ki İstanbul’un herkesi kucaklayan bilge hali biraz da oralardan kaynaklanıyor. Süleymaniye Camii, Yeni Camii, Sultanahmet Camii, Zeyrek Camii, Şehzade Cami, Pertevniyal Valide Sultan Camii… Hepsi Fatih ilçesi sınırları içinde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tarihi yarımada

    Bizans’ı, Osmanlı’yı, Cumhuriyet’i daha hızlı ve yakından tanıyabileceğiniz birbirinden ihtişamlı müzeler de burada… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ne, Büyük Saray Mozaikleri Müzesi’nden Karikatür ve Mizah Müzesi’ne… Düşünün ki Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca yönetildiği Topkapı Sarayı da, 6’ıncı yüzyılda yapılmış Bizans eseri Ayasofya da Fatih’te…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul üniversitesi

    Tıpkı mahalleler, mabetler, müzeler, kuleler gibi Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından olan İstanbul Üniversitesi de Fatih’te… Sınırları içindeki onlarca lisenin içinde Pertevniyal Anadolu Lisesi, Fener Rum Erkek Lisesi, Vefa Lisesi, Cağaloğlu Anadolu Lisesi, İstanbul Lisesi gibi köklü okullar bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    tarihi yarımada

    Bütün bunların dışında İstanbul’a gelen yerli yabancı turistlerin İstanbul’a gelir gelmez görmek için gittiği popüler yerler vardır… Örneğin Mısır Çarşısı… Gülhane Parkı ya da Eminönü balık ekmekçileri gibi… Burada saatler geçirmek İstanbul’u tanımanın, İstanbul’u yaşamın en iyi yollarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sizin anlayacağınız buraya kadar saydığımız ve sayfamıza sığdıramadığımız onlarca tarihi mekânın bulunduğu Fatih, kuzeyden Haliç, güneyden Marmara Denizi, doğudan İstanbul Boğazı, güneybatıdan Zeytinburnu ve kuzeybatıdan Eyüp Sultan ile çevrili olan, 1562 metrekare yüzölçümüne, 400 binden fazla nüfusa sahip en özel yerleşimlerden biridir.

  • Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Müzik aletlerinin tarihini, türlerini, yapımlarını inceleyen bilim dalına “organoloji” dendiğini biliyor muydunuz? Peki, bu alanın sosyoloji, arkeoloji, sanat tarihi, akustik bilimi gibi pek çok disiplini içinde barındırdığını? Araştırmalar, çalgıların 5000 yıl önce de kullanıldığını gösteriyor ama çalgı bilimi çok yakın bir tarihte, 20. yüzyılla birlikte ortaya çıkmış. Biz de bu listemizde, araştırmalara konu olan, üzerine tez yazılan 20. yüzyılın ilk yarısında bu topraklarda icat edilmiş bir çalgı aletini ve onun vizyoner mucidini anlatacağız. Türk icadı telli çalgı cümbüş ve Zeynel Abidin 7 maddede konuğumuz oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin Üsküp’te doğmuş, Askeri Rüştiyeyi bitirmiş, bir süre Tophane fabrikasında usta olarak çalışmıştı ama aslen baba mesleği olan kılıç üretimini devam ettiriyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında cepheye de katıldı ama savaş bittiğinde bambaşka bir yolculuğa doğru dümen kırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    zeynel abidin, cümbüş, türk sanat müziği

    Zeynel Abidin İzmir Beyler sokağında bir müzik aletleri dükkânı açtı. Keman, kontrbas ithal ediyor mandolin, ud üretiyordu. Sonra işini İstanbul’da Beyazıt’a taşıdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Müzik aletlerine olan ilgisi onu yeni yeni icatlar denemeye yöneltiyordu. Sonunda alüminyum gövdeye eklediği ahşap sap ile bir telli müzik aleti üretti. Sapı gövdeden ayrılabilen, telleri değiştirilerek mandolin, gitar, tambur gibi başka müzik aletlerine dönüştürülebilen bir çalgıydı bu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin ürettiği müzik aleti ile 1930 yılında Atatürk’ün karşısına çıkınca, çalgının etrafa neşe saçtığını söyleyen Gazi, adını “cümbüş” koyarak onu bir kimliğe kavuşturdu. Bu sırada sazın mucidi ürettiği iki tane cümbüşten bir tanesini Atatürk’e diğerini İran Şahı Rıza Pehlevi’ye hediye edecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin bu gelişmenin ardından ud gibi perdesiz, 11 yerine 12 teli bulunan sazı için patent aldı. 1931 Şubat tarihli gazetelerde, “Bir Türk sanatkârın icat ettiği saz: Cümbüş” başlığı ile haberlere konu oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adı konmuş, ünü artmış, özbeöz bu topraklardan çıkmıştı ama Klasik Türk Müziği içinde pek de rağbet görememişti. Buna karşılık Zeynel Abidin cümbüş ile katıldığı Prag ve Kahire sergilerinde ödüller kazandı. Bu müzik aletini o kadar benimsemişti ki soyadı kanunundan sonra kendine de “Cümbüş” soyadını aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    david gilmour, richard wright

    Dünyaya ihraç edilen cümbüş; gitar, keman, ud gibi popülerleşemedi belki ama aleti inceleyip araştıranlar üzerine tez yazanlar oldu. Ama asıl gösterisini 2006 yılındaki bir konserde yaptı. Zeynel Abidin markalı bir cümbüş Pink Floyd’un dünyaca ünlü gitaristi ve solisti David Gilmour’un elinde, sahnedeydi.

  • BODRUM KALESİ’NDEN MERHABA!

    Rivayet o ki adı Bodrum’la özdeşleşen ünlü roman ve hikâye yazarımız Cevat Şakir Kabaağaçlı, namıdiğer Halikarnas Balıkçısı, ne zaman Bodrum’a gitse önce Bodrum Kalesi’ne uğrar, yüksek sesle bir “Merhaba” dermiş. Biz de Muğla’nın Bodrum ilçesi Çarşı mahallesinde yer alan tarihi kaleye bu sayfa ile “merhaba” diyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    15. yüzyılda yapımına başlanan Bodrum Kalesi’ni, farklı bölümlere yaptıkları dokunuşlarıyla İtalyan, Fransız, Alman ve İngilizler inşa ettirmiş. Peki ne için dersiniz? Sınırlarını üç kıtada genişletmekte olan Osmanlı İmparatorluğu karşısında St. Jean Şövalyeleri adına güvenli bölge oluşturmak için.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1402-1522 yılları arasında Şövalyelerin kontrolü altında kalan kaleyi 1523 yılında Osmanlı İmparatorluğu ele geçirmiş. Bodrum Kalesi, Rodos’un fethinin sonuçlarından biri olarak Osmanlı egemenliğine girmiş ve Cumhuriyet’e kadar da yani tam 400 yıl Osmanlı kontrolünde olmuş. Birinci Dünya Savaşı sırasında kısa süre İtalyanların hâkimiyetine girdiyse de bu çok kısa sürmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Genel hatlarıyla kare planlı olan yapının dikkat çeken mimari özelliklerinden biri, yedi kapı geçilerek ulaşılan iç kalesindeki kulelerdir. Her kule farklı bir milletin adını taşır İtalyan Kulesi, İngiliz Kulesi, Alman Kulesi gibi… 47,5 metrelik Fransız Kulesi ise en yükseğidir. Yapının çeşitli yerlerinde haç, ejder, aslan figürleri de görülebilir, Osmanlı tuğrası da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 19. yüzyıl sonlarında eklenen yapılar ile Osmanlı mimarisinin izleri daha fazla görünür hale gelmiştir. Bodrum Kalesi, tarihi süreçte askeri üs olarak kullanılmış, hapishane olarak işlev görmüş, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 40 yıl boş kalmıştır. Hatta savaş sırasında Fransız savaş gemisinden açılan ateş sonucunda kimi bölümleri hasar da görmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyıl ise Bodrum Kalesi’nin olabilecek en güzel şekilde halkla buluştuğu dönem olmuştur. Müze olarak ziyarete açılan tarihi eser, denizin kıyısında denizde yaşanan hikâyelerin haber verildiği bir mekâna dönüştürülmüş, Sualtı Arkeoloji Müzesi adıyla hizmet vermeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin koleksiyonları arasında konuya meraklı olanların mutlaka görmesi gereken eserler yer alıyor. Uluburun Batığı, Doğu Roma Gemisi, Amfora Sergisi, Sikke ve Mücevherat Salonu, Cam Batığı Salonu onlardan bazıları. Kale sınırları içindeki açık alanda da pek çok eser sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi 1995 yılındaki Avrupa’da Yılın Müzesi Yarışması’nda Özel Övgü Ödülü’nü aldı. Eğer Bodrum’a, hatta Muğla’nın herhangi bir bölgesine yolunuz düşerse programınızda mutlaka bu mekân için de yer açın ve hem tarih konularında zenginleşin hem de olağanüstü bir manzaraya Bodrum Kalesi’nden “merhaba” deyin.

  • DÜNYANIN KÜLTÜREL MİRASI OLARAK TARİHİ TİCARET YOLLARI

    Tarihte ticaret mallarını, dünyanın bir ülkesinden başka ülkesine kilometreler aşarak götürebilmek ancak bu yollarla mümkün olmuştu. Hatta bu yollar yeryüzünde sadece ticari mallarının değil, kültürlerin, inançların, düşüncelerin de taşınmasını sağladı. Dünyanın ortak mirası olan o yollardan bazıları şöyleydi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İpeklerle yüklü kervanların güzergâhı” title_font_size=”13″]

    Tarihteki en önemli ticaret güzergâhı olan İpek Yolu’nun başlangıç noktası Çin’in Xian kentiydi. Bu yol, Asya’da kilometrelerce uzayan çöllerden, kum tepelerinden, birbiri ardına dizilmiş dağlardan, sarp kayalıklardan geçerek Anadolu ve Akdeniz’e ulaşıyor, oradan da Avrupa’ya İtalya’nın Venedik şehrine uzanıyordu. Rotası sadece karadan da değildi; Çin Denizi, Hint Okyanusu, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Akdeniz de bu yolculuğa dâhil bölgelerdi. İpek Yolu’nun Anadolu topraklarındaki güzergâhı 30’dan fazla şehrimizden geçiyor ve Sinop, Antalya gibi kentlerin limanlarından denize açılıyordu. Her ne kadar adını aldığı ipek, taşınan ana ürün ise de tekstil, ahşap, metal, doğal taşlar gibi eşyalar da ticareti yapılan ürünler arasındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baharatın görkemli yolculuğu” title_font_size=”13″]

    Doğu ülkelerindeki baharatlar Orta Çağ Avrupa’sına ulaştığında yalnızca soyluların sofralarında görülebilirdi. Baharat Yolu aracılığıyla gelen bu ürünlerin hangi güzergâh üzerinden getirildiği sadece tüccarların bilgisi dâhilindeydi ve ürünlerin pahalı olmasının ana nedenlerinden biri de buydu. Üstelik baharatlar parfüm gibi kokular üretmek, çeşitli ilaçlar yapmak, yiyeceklerin bozulmasını engellemek için de kullanılan önemli malzemelerdi. Deniz yolunun ağırlıkta olduğu bu güzergâhın önemini kaybetme nedeni, Vasco da Gama, Macellan gibi kâşiflerin yeni deniz yolları keşfederek Hindistan’a ulaşan alternatif rotalar bulması oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Batıdan doğuya taşınan amber ” title_font_size=”13″]

    Amber Yolu üzerinden taşınan ürün, fosilleşmiş ağaç reçinesi olan kıymetli bir taş, yani amberdi. Bizlerin kehribar ismiyle aşina olduğu bu taş kişisel süs eşyası, dekorasyon amaçlı veya kimi rahatsızlıkları tedavi etmeye yönelik olarak kullanılıyordu. Amberin ana kaynağı Avrupa’nın kuzeyinde yer alan Baltık Denizi’ydi ve buradan temin edilen kıymetli taşlar, Tuna Nehri üzerinden Karadeniz’e taşınarak Romalılara ulaştırılıyordu. Kimi tarihi kaynaklar da Amber Yolu’nun Mısır’a kadar uzandığını söyler. Günümüzde Litvanya, Polonya, Letonya gibi ülkelerde Amber Yolu’nun tarihteki izlerini sürmek de mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Baş tacı edilen tuz yollarının en ünlüsü” title_font_size=”13″]

    Romalı askerlere maaşlarının bir kısmının tuz olarak ödenmesi sıkça karşılaşılan tarihi bilgilerden biridir. Eski devirlerde tuzun bu denli önemli olmasının nedeni yiyecekleri uzun süre koruyabilen, antiseptik olarak kullanılabilen bir ürün olmasına bağlanır.  O devirlerde tuza erişimin kolaylaşması için farklı rotalar oluşturulmuş, hatta Roma yerleşimleri bilhassa bu yolların yakınına kurulmuştur. En ünlüsü ise 242 km’lik uzunluğu ile Via Salaria’dır. Bugünkü İtalya sınırları içindeki Ostia mahallesinden başlangıç alan Tuz Yolu, Adriyatik kıyılarına kadar uzanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mür için 62 gün sürdürülen yolculuk” title_font_size=”13″]

    Mür, Arapça kökenli bir kelime ve Commiphora türündeki ağaçlardan elde edilen yapışkan, kokulu reçinenin de adı. Milattan önceki dönemlerde özellikle Arap Yarımadası’nın güney kesimlerinde bulunan mürlerden tütsü yapmak, parfüm üretmek veya ölüleri mumyalamak için yararlanılıyordu. Özellikle Roma İmparatorluğu’nda cenaze törenlerinde tütsü yakmak önemli bir gelenekti ve bu da büyük miktarlarda mür kullanmak anlamına geliyordu. Araplar elde ettikleri mürleri önce Mısır ve Akdeniz’e oradan da Romalılara ulaştıracak bir Tütsü Yolu geliştirdiler. Tarihi kaynaklarda bu yolun oldukça aktif olduğu, tek seferde birkaç ton mür taşınabildiği ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihi ticaret yollarının en tehlikelisi” title_font_size=”13″]

    Çay-At Yolu, adı üstünde çayın ve atın karşılıklı takas edildiği bir yoldu. Çin, Tibet ve Hindistan arasında sürülen yol toplamda 10 bin km’lik bir uzunluğa sahipti, İpek Yolu’nun 6-7 bin km. uzunlukta olduğunu söylersek önemi daha iyi anlaşılabilir. Karşılıklı olarak Çin çayları ve Tibet atları yola çıkarıldığında geçilmesi gerekenler arasında dik yamaçlarıyla, uçurumlarıyla ünlü Hengduan Dağları da bulunuyordu. En sert kış aylarında bile devam eden yolculukta yılda 20 bin Tibet atı ile 8 bin ton çay taşınıyordu.

  • BAHAR SOFRALARINIZA BU YEMEKLER RENK GETİRSİN

    Sayfamızda en çok yer verdiğimiz konulardan biri sebze ve meyveleri mevsiminde tüketmek. Bu hem daha iyi beslenmek hem de çevresel koşulları dengede tutmak için oldukça önemli. Bahar mevsimi gelmişken kendimiz ve çevremiz için yapabileceğimiz güzelliklerden biri de tabii ki mevsim sebzeleriyle yemekler yapmak, sağlıklı sofralar kurmak olacaktır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahar aylarında sofralar baklayla zenginleşmeli…” title_font_size=”13″]

    Mart sonu manav tezgâhlarında kendini göstermeye başlayan taze baklanın, yıl içinde zeytinyağlı yemeğini hiç yapmamış veya yememiş iseniz hem sağlığınız hem damak tadınız için kaçırdıklarınız var demektir. Yapımı da o kadar kolay ki… Kırın baklaları, atın zeytinyağında kavurduğunuz soğanın içine, az miktarda tuz, karabiber, şeker ve un ile karıştırarak pişirin. En son dereotunu ince ince kıyarak eklemeyi de ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytinyağlı enginarın yapımı gözünüzü korkutmasın…” title_font_size=”13″]

    Bazı yemekler sırf görüntüsünden dolayı zormuş gibi görünür ama durum aslında zannedildiği gibi değildir. Kökü Girit mutfağına dayanan ve Ege kıyılarımızda bolca pişirilen zeytinyağlı enginar yemeği de onlardan biri… İster etlisini ister sadece sebzelisini yapabileceğiniz, soğuk olarak dolabınızdan çıkarıp çıkarıp yiyebileceğiniz enginarların sağlığa faydalarından yararlanmayı siz siz olun es geçmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Enginarın çorbası da aklınızda bulunmalı…” title_font_size=”13″]

    Karaciğer dostu enginarı sık sık tüketmek için farklı tariflerine hâkim olmak gerekir. Farklı usullerde yapabileceğiniz enginar çorbası da harika bir alternatif olacaktır. Örneğin en kolay enginar çorbası tariflerinden biri şöyledir: Kavrulmuş soğanın üstüne doğranmış enginar ve patatesi ekleyin, biraz limon suyu ve tuz ilavesiyle hafif çevirin. Üzerini geçecek kadar su koyup sebzeleri yumuşatın. Blender’den geçirdiğiniz bu karışımın içine diğer tarafta un, süt ve yumurta sarısını çırparak elde ettiğiniz terbiyeyi dökün, bir taşım kaynatın ve çorbanız hazır olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mutfağa semizotu girmediyse bahar geldi demek zor…” title_font_size=”13″]

    Yaprakları ve sapları çiğ olarak da tüketilebilen semizotu Omega-3 kaynağı olması nedeniyle balık yiyemeyen vejetaryenlerin de en gözde sebzesidir. Kalp sağlığını koruyan, kolestrolü dengeleyen, düşük kalorisine karşılık bağışıklık sistemini güçlendiren bu sebzeyi, manav tezgâhlarında demet demet gördüğünüzde kaçırmayın. Semizotunu, bizim klasik soğanlı, salçalı tencere yemeklerimiz gibi pişirebilir, üzerine birkaç kaşık yoğurt ilave ederek afiyetle yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semizotunun türlü türlü halleri var…” title_font_size=”13″]

    Her ne kadar bahar yemeklerinden söz ediyorsak da malzemesi yoğunlaştırılmış salatanın bir öğün anlamına geldiğini unutmayın. Bahar sebzesi semizotunu da daha fazla tüketmenin yollarından biri bol bol salatasını yapmaktan geçer. Biliyorsunuz yoğurtlu semizotu harika bir mezedir ama siz cevizle, peynirle, domatesle, tavukla zenginleştirerek salatayı az önce bahsettiğimiz gibi bir öğüne dönüştürebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazı mutlaka balık yanında denemelisiniz…” title_font_size=”13″]

    Ege mutfağının vazgeçilmezlerinden olan kuşkonmaza sakın olsa da olur olmasa da gözüyle bakmayın. Hint tıbbı ayuverdanın ana ürünlerinden olan, antik çağlarda bile şifa amaçlı kullanılan kuşkonmazı haşlayarak da buharda da, ızgarada ve mangalda da pişirebilirsiniz. Sadece ayıklama konusunda biraz bilgi ve pratiğe ihtiyacınız olabilir ki o da bir kereden sonra ne kadar kolay olacağını gördüğünüz bir işleme dönüşecek. Özellikle fırında pişirilen kuşkonmazların balık hele de somon balığı yanına garnitür olarak ne kadar yakıştığına inanamayacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahar aylarında kuşkonmaz çorbasıyla şifa depolayın…” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmaz, nasıl tüketirim sorusuna takılacağınız en son sebze, çünkü yumurta ile tavada omletini de yapabilir, makarnaya eşlikçi bir sos olarak da hazırlayabilir, turşusunu bile kurabilirsiniz. Kuşkonmazı kullanabileceğiniz onlarca farklı tarif bulunuyor. Ama biz yaz-kış sofralarımızın vazgeçilmez ürünü olan çorba içinde mutlaka denemenizi tavsiye ediyoruz. Kuşkonmaz çorbasının en güzel tariflerinden biri sütlü veya kremalı olandır, isterseniz kemik suyu ile yaparak içeriğini daha da güçlü bir hale getirebilirsiniz.

  • PANDEMİ SÜRECİ DİJİTAL YAŞAMI HIZLANDIRDI

    Pandemi döneminin önemli taraflarından biri dijital yaşamın hızlanması oldu. Bu dijital serüvenin büyük bir kısmı pandemi bittiğinde de devam edecek; ama acaba hangileri? Dijital dönüşümde başı çeken alanları aşağıda özetledik, bir bakın bakalım siz hangisinin devam etmesini, hangisini pandemi ile gerilerde bırakmayı istersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Örgün eğitim…” title_font_size=”13″]

    Pandemi sürecinde uzaktan eğitim sistemiyle tanışan ve kısa sürede adapte olan öğrenciler, dijital teknoloji sayesinde eğitim hayatlarına devam edebildiler. Tüm dünyada oldukça hızlı gerçekleşen bu geçişle sadece öğrenciler değil öğretmenler ve ebeveynler de dijital dünyaya adım atmış oldular.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İş toplantıları…” title_font_size=”13″]

    İş yerinde masa başında yapılan toplantılar bilgisayar ekranına taşındı. Göz temasının, jest ve mimiklerin önem taşıdığı ofis toplantılarının yerini, arka planın ve ortam sesinin önemli olduğu, kullanılan iletişim aracına hâkim olmayı gerektiren çevrim içi toplantılar aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eş dost buluşmaları…” title_font_size=”13″]

    İki kişilik buluşmalardan kalabalık arkadaş ortamlarına, altın günlerinden akraba görüşmelerine sohbetler de dijitalleşti diyebiliriz. Özel günlerin kutlamaları, acılı günlerin anmaları ekrandan ekrana aktı. Genç ya da yaşlı, insanlar birbirinden uzak kalmamak için teknolojiye daha da yakınlaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Market alışverişleri…” title_font_size=”13″]

    Giyim sektöründe dijitalleşme pandemi öncesinde hayatımıza girmişti fakat market alışverişlerinin yoğun biçimde dijitalleşmesi tam da bu dönemde gerçekleşti. Tüketicinin hızlı fiyat ve memnuniyet araştırması yapabilmesi, zamandan kâr etmesi ise bu sürecin olumlu tarafları arasında gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Spor aktiviteleri…” title_font_size=”13″]

    Hareketsizliğin sağlıksız bir yaşamı da beraberinde getireceğini bilen çok sayıda kişi pandemi döneminde spora başladı. Bu konudaki rehberleri ise dijitale aktarılan spor eğitimleri oldu. Bunlar fitness’dan yogaya, pilatesten yerinde yürüme programına, farklı kategoriler içeren videolar ya da uygulamalardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kültür ve sanat etkinlikleri…” title_font_size=”13″]

    Bazı tiyatro oyunları, sergiler ve konserler seyircisiyle teknoloji aracılığıyla buluşturulabildi. Etkinlikler, gerçekleştikleri yere gitmeden bilgisayar ya da telefon ekranından seyredilebildi. Pandemi öncesinde aşina olduğumuz sanal müzelerin sayısı daha da çoğaldı, tabii ziyaretçi sayısı da öyle.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Moda dünyası…” title_font_size=”13″]

    Her yıl meraklılarını düzenlendiği mekâna çeken moda festivalleri, pandemiyle birlikte dijitale uyarlanmaya başlandı ve dijitalleşen festivalleri daha çok kişi izleyebildi. Aynı şekilde lüks markaların defileleri de moda severlere canlı olarak ama bilgisayar ve telefon ekranları aracılığıyla sunulabildi.