Yazar: admin

  • 5 Maddede Renkli Resimli “Orda Bir Köy Var Uzakta” Şiiri

    5 Maddede Renkli Resimli “Orda Bir Köy Var Uzakta” Şiiri

    Ahmet Kutsi Tecer yaşamı boyunca Halk Edebiyatı ve köy kültürü konusunda çok önemli çalışmalara imza atmış bir şair, oyun yazarı ve öğretmendi. “Orda Bir Köy Var Uzakta” şiiri 1950’li yıllarda Münir Ceyhan tarafından yapılan bestesiyle daha çocuk yaşta zihinlerimize yerleşti. Bu şiir, şehirliler ve köy arasında kurulan en sağlam köprülerden biri oldu, hatta hayatında köy görmemiş kuşaklara köy olgusunu öğretip sevdirdi. Tecer’in, babasının Erzincan Kemaliye’deki Apçağa Köyü için yazdığı şiiri gidip görmesek de bizimdir dediğimiz bütün köyler için 5 renkli resimle hatırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
  • 120 YILDIR AYAKTA OLAN KASTAMONU HÜKÜMET KONAĞI

    Ülkemizin pek çok şehrinde Osmanlı döneminde inşa edilmiş tarihi ve mimari değere sahip hükümet konakları bulunuyor. İçlerinde en çok dikkat ve turist çekenlerin başında ise Kastamonu Hükümet Konağı geliyor. Günümüzde yapılış amacına uygun bir biçimde, yani hâlâ hükümet konağı olarak kullanılan yapıyı çevresiyle birlikte ele aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimarı Vedat Tek’tir” title_font_size=”13″]

    Daha önce yerinde yine hükümet konağı olarak kullanılan ahşap bir yapı vardır ve yıkılarak, projesini Vedat Tek’in hazırladığı bir konak inşa edilir. Bildiğiniz gibi Vedat Tek daha sonra Cumhuriyet dönemi 1. Ulusal Mimarlık Akımı öncülerinden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönemin kamu binaları için bir model” title_font_size=”13″]

    Usta mimar, kesme taşlardan oluşan üç katlı dikdörtgen planlı kâgir yapının dış duvar süslemelerinde Batı klasisizmini, pencere biçimlerinde Osmanlı eklektizmini örneklemiştir. Bu uygulamanın dönemin kamu binaları için bir model oluşturduğu ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abidevi yapının açılışı özel bir günde yapılır” title_font_size=”13″]

    Konağın sade mimarisine karşılık anıtsal bir duruşu vardır. Bu durum eğimli bir arazinin üst tarafına önüne merdivenler eklenerek inşa edilmesine bağlanır, diğer bir anlatımla tüm meydana hâkim oluşu yapıyı abidevi bir hale getirmiştir. Bu önemli yapının açılışı da önemli bir zamana denk getirilir ve Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünde dönemin valisi tarafından yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Açılışı o dönem kayıtlara şöyle geçer:” title_font_size=”13″]

    “Kutlamalar için kentte her taraf al-yeşil sancaklarla tezyin edilmiş, kaleden top atışı yapılırken, mızıkanın selam havası çalması ve kurbanların kesilmesinin ardından yeni Hükümet Dairesi binası Vali Enis Paşa tarafından hizmete açılmıştır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cumhuriyet Meydanı’nda Milli Mücadele’nin izleri vardır” title_font_size=”13″]

    Hükümet Konağı’nın hemen ön tarafından başlayan Cumhuriyet Meydanı Milli Mücadele’yi anlatan anıtlarıyla ünlüdür. Mustafa Kemal’in Milli Mücadele dönemine ait şu sözünü hepimiz biliriz: “Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da…” Konağın merdivenlerinin biraz aşağısında konumlanan anıtta da Mustafa Kemal ile İnebolu’dan Ankara’ya kağnıyla cephane taşıyan Şerife Bacı tasvir edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mekânsal ve mimari açıdan çevresiyle bütünleşmiştir” title_font_size=”13″]

    Kastamonu Hükümet Konağı mekânsal ve mimari açıdan çevresiyle bütünleşen bir yapıdır. Ön tarafında meydan olan yapının diğer üç tarafı Kastamonu Rektörlüğü, İl Genel Meclisi, Yazma Eserler Kütüphanesi gibi mimari değeri olan kamu binalarıyla çevrelenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hükümet Konağı’nı görenler illa ki saat kulesine de çıkıyor ” title_font_size=”13″]

    Konağın sol tarafından kıvrılan kısa yolun sonu uzun bir merdivene sonunda da 1885 yılında Vali Abdurrahman Paşa tarafından yapılan saat kulesine çıkıyor. 12 metre yüksekliğindeki kulenin tepesinde 136 yıldır her saat başı çalan bir de çan bulunmakta. Saat kulesinin şimdiye kadar 20’den fazla bekçisi olmuş. Elbette, Hükümet Konağı, Cumhuriyet Meydanı ve şehre hâkim bir noktada konumlanmış olması onu daha da kıymetlendiriyor.

  • ANKARA KALESİ: ŞEHRİN TARİHİ, KÜLTÜREL, TURTİSTİK SİMGESİ

    Dünyanın neresinde olursa olsun kalın surları, yuvarlak veya köşeli burçları, yüksek kuleleri, devasa kapıları ve kapladıkları geniş alanlarla en dikkat çeken tarihi yapılardır. Topraklarımız da bir tepede, dar bir boğazda ya da deniz kıyısında konumlanmış birbirinden ihtişamlı kalelere sahne olmuş. Onlardan biri de başkentimizin adeta simgesi haline gelmiş olan Ankara Kalesi’dir. Bu görkemli simgeyi biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”360 Derecelik Şehir Manzarası” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan kale, yerden 110 metre yüksekte yer alıyor. Bu konumu aynı zamanda onu şehir manzarasına da hâkim kılan önemli bir özelliği. Ankara Kalesi’nin surları şehirde gün doğumu ve gün batımlarının izlenebileceği en doğru adreslerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Az 2000 Yaşında” title_font_size=”13″]

    Hangi medeniyet tarafından inşa edildiği net olarak bilinmese de, MÖ 280-274 yılları arasında Ankara ve çevresinde yerleşim süren Galatlar döneminde kalenin var olduğu biliniyor. Bu bilgi de kalenin en az 2000 yaşında olduğunu ortaya koymakta. Hititler döneminde yapıldığı ise rivayetler arasında geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem Yerleşim Hem Savunma Alanı” title_font_size=”13″]

    İç kale ve dış kale olarak iki bölümden oluşan yapı, eski dönemlerde dış surlar aracılığıyla yaşam alanını da çevreleyen bir konumdaymış. Aslî görevi ise birçok kale gibi saldırılara karşı savunma alanı oluşturmak, mühimmat deposu olarak kullanılmak olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”50’den Fazla Kuleye Sahip” title_font_size=”13″]

    Dış kalede yaklaşık 20 adet, iç kalede ise 42 adet kule bulunur. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14-16 metre arasında değişmektedir. Bozulmadan günümüze kadar gelen ve 43 bin m2’lik bir alanı kaplayan iç kalenin dış kapı ve hisar kapısı olmak üzere iki büyük kapısı bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi’nin Gözlerinden Ankara Kalesi” title_font_size=”13″]

    “Ankara’nın yüksek bir dağın tepesine dört kat beyaz taştan yapılmış sağlam bir kalesi vardır. Kale iç içe üç kat surlarla çevrilidir. İç kalenin çevresi kayalıktır. Bu yalçın kayalardan kaleye tırmanmak çok zordur. İç kalede toplar, çeşitli silahlar, cephane ve 600 ev bulunur. İç Kale aşağılarda ikinci sıra surlarla çevrilidir. Dağın eteklerinde ise üçüncü sıra dış surlar yer alır. Bu dış surlarla tüm kent güvenlik altına alınmıştır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çok Kez Onarımdan Geçirilmiş” title_font_size=”13″]

    Ankara Kalesi Romalıların, Bizanslıların, Selçuklu ve Osmanlıların kullandığı dönemde birçok onarımdan geçirilmiştir. Hatta Bizans döneminde saldırılar karşısında tahrip olan kaleyi onarmak için Roma anıtlarının bazı enstrümanları kullanılmıştır ve kalenin günümüze ulaşan kısımlarında sütun başlıkları, heykel gibi unsurlara yer yer rastlanabilmektedir.

  • Doğallığını Korumuş 10 Osmanlı Şerbeti

    Doğallığını Korumuş 10 Osmanlı Şerbeti

    Çekici renkleri, güzel tatlarıyla dünya çapında haklı bir ünü olan Osmanlı şerbetleri günümüz Türk mutfak kültüründe de doğallığı ile öne çıkıyor. Bu lezzetli ve faydalı içecekler, meyve, baharat ve çiçek özlerinden yapılır, şifalı içecekler olarak görülüp hastalıklara ilaç, dertlere deva olarak kullanılır. Ayrıca, sıcak havalarda serinlemek, yemeklerden sonra sindirimi desteklemek için de şerbetler tercih edilir. Şerbetler özel günlerde, kutlamalarda da tüketilir. Osmanlı döneminden beri sevilerek tüketilen şerbetlerin değerli tarifleri değişmeden günümüze dek gelmiştir. Halkbank Kültür ve Yaşam, yüzyıllardır doğallığını koruyan, tüm meşrubatların atası Osmanlı şerbetlerini gururla sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayva Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri

    Ayva şerbetinin püf noktası ayvanın çekirdeklerini ve kabuklarını da kaynattığınız şerbete ekleyerek şerbetin kıvam ve renk almasını sağlamaktır. Şerbetinizi iyice soğuttuktan sonra süzerek servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Demirhindi Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Sağlığa birçok faydası olduğu düşünülen demirhindi sert kabukları olan bir meyvedir, Hint hurması ismiyle de bilinir. Kabuklarından ayrılan demirhindi bir gece suda bekletildikten sonra kaynatılır, şerbete karanfil ve tarçın da eklenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelincik Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Ege bölgesinde yapılan bu şerbet rengiyle göz alır. Gelincik çiçeklerinin sadece taç yaprakları alınır, limon suyu, limon tuzu ve su eklenerek elde edilen karışım kıpkırmızı bir renk alana dek yaklaşık 3 gün ile 1 hafta arası bir kavanozda bekletilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gül Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Gül şerbeti pişirmeden yapılan bir Osmanlı şerbetidir. Şeker veya balla ovulan gül yapraklarının üzerine limon suyu ve içme suyu eklenerek üzeri sıkıca kapatılır, bir gece buzdolabında bekletilir. Tüketmeden önce ince bir süzgeçten geçirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hibiskus Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Sıcak su, tarçın, karanfil bir tencereye koyulur ve beş dakika kadar kaynatıldıktan sonra içinden tarçınlar alınarak tencerenin altı kapanır, kurutulmuş hibisküs çiçekleri, limon tuzu ve şeker eklenerek yirmi dakika kadar bekletilir, soğutularak içilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızılcık Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Çekirdekleri çıkarılarak ezilen kızılcıklar üzerine sıcak su dökülerek bir gece bekletilir. Ertesi gün ince bir süzgeçten geçirilir ve arzunuza göre bir tatlandırıcı ile lezzetlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Koruk Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Çok faydalı olduğu düşünülen koruk yani olmamış üzümün şırası, ekşisi gibi şerbeti de yapılır. Koruk şerbeti yaparken önemli olan şeker veya arzu ettiğiniz başka bir tatlandırıcıyla beraber kaynattığınız su soğuduktan sonra koruk suyunu eklemenizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nane Limon Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Hoş kokusu ve mideyi rahatlatmasıyla bilinen nane, en ferahlatıcı şerbetlerden birine de hayat verir. Üstelik bu şerbeti kolayca hazırlayabilirsiniz. Nane yaprakları, limon suyu, içme suyu, karanfil ve bal bir şişeye koyularak iyice karıştırılır, soğutarak tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Safran Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    En kıymetli baharatımız safranın başrolde yer aldığı bu şerbeti yapmak için; reyhan ve safran yapraklarının üzerine limon suyu ve kaynar su eklenir, suyun soğuması beklenir. Su ılıdıktan sonra içine toz şeker eklenir ve süzülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarçın Şerbeti” title_font_size=”13″]
    ramazan şerbetleri, türk kültürü

    Birçok şerbete eklenen tarçın Türk damak tadına çok uygun bir baharat olduğu için tarçın şerbeti şeklinde de tüketilir. Karanfil ve çubuk tarçın bal ile beraber kaynatılır, süzülerek içilir.

  • İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA BİREY OLARAK YAPABİLECEKLERİMİZ

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KONUSUNDA BİREY OLARAK YAPABİLECEKLERİMİZ

    1800’lü yıllarda yaşanan Sanayi Devrimi sayesinde insanlık olarak çok yol kat ettik etmesine ama bu gelişmelerin iklim üzerinde yarattığı etkileri olumsuz yönde ilerletmesine de izin verdik. Yaptığımız etkinlikler, atmosferde sera etkisi yapan gazların miktarını dünyanın dengesini bozacak kadar çoğalttı. Sera gazlarının ısıyı tutup ışığı geçirme dengesi bozulunca da küresel ısınma, buzulların erimesi, yükselen deniz suyu seviyesi, kuraklık, çölleşme gibi olaylarla karşı karşıya kaldık. Yine de iklim değişikliğinin neden olduğu bu hasarlara en azından katkı sunmamak adına hâlâ yapabileceklerimiz bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    Domatesi salatalığı, biberi kabağı mevsiminde tüketmenin iklim değişikliği ile ne alakası var demeyin. Doğa koşullarının desteklemediği dönemlerde gıda yetiştirilirken, harcanan ekstra enerji ve kullanılan kimyasal maddeler yüzünden karbon ayak izi miktarı oldukça yükseliyor ve biz de bu gıdaları tüketerek dolaylı olarak katkıda bulunmuş oluyoruz. Besinleri mevsiminde tüketmek, yerli üretim gıdaları tercih etmek, fazla işlenmiş ve paketlenmiş gıdalardan kaçınmak ise atmosfere salınacak sera gazı miktarının artmasına engel olduğumuz anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Küresel ısınma arttıkça yeryüzündeki su döngüsü de sekteye uğruyor ve sonucunda bazı bölgelerde kıtlık meydana geliyor. Bu kısır döngüyü kırmak için de yapabileceklerimiz var. Hem suyun gerektiği kadar kullanımı hem de su kirliliği yaratacak davranışlardan kaçınmak dünyamızın geleceğini korumak için attığımız adımlar demek. Musluğu açık bırakmamak, klozete temizleme ürünleri asmamak, evimizde az su tüketen klozeti tercih etmek kolaylıkla uygulayabileceklerimizden birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    İnsanlık tarihinde gelişmişlik ölçülerinden olan enerji üretiminde de fosil yakıtlardan yeraltı sularına birincil enerji kaynakları kullanılıyor. Yani biz enerji dostu ampuller kullandığımızda, elektronik aletleri bekleme konumunda bırakmadığımızda, klima yerine vantilatör çalıştırdığımızda ya da gerektiğinde evimize ısı yalıtımı yaptırdığımızda bu kaynakların gereksiz yere harcanmasına katkı sunmayarak, küresel ısınmadaki kişisel payımızı asgariye indirmiş oluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Küresel ısınmanın sebebi sera gazlarının en yaygını olan karbondioksitin %75’i, kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil enerji kaynaklarının yanması ile oluşuyor. Buna katkı sunan etkinliklerimizin başında ise ulaşım geliyor ama elbette bu konuda yapabileceklerimiz de var. Örneğin şahsi otomobilimiz yerine toplu taşıma araçlarını tercih etmek, kısa mesafelerde yürümekten çekinmemek, bisikleti ulaşım aracı olarak hayatımıza katmak gibi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik

    İklim değişikliği ile mücadele etmenin en etkili yöntemlerinden biri ise ağaç dikmek. Ağaçların, köklerinden yapraklarına hatta gölgelerine kadar doğaya katkıları saymakla bitmez. Küresel ısınma konusundaki hatalarımızı telafi etmek için yapabileceğimiz en güzel şey bir fidan dikmek olacaktır. Düğününüzde misafirlere nasıl bir hediye verileceğini ya da bir sevdiğinize alacağınız doğum günü hediyesinin ne olacağını mı düşünüyorsunuz? İşte bütün bu anlar bir tohum ekmek ya da fidan dikmek için kaçırılmayacak fırsatlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yediklerimiz, içtiklerimiz, harcadıklarımız, kullandıklarımız kadar önemli bir konu da çöplerimiz! Doğaya bıraktığımız çöpler çürüyerek atmosfere metan gazı salıyor. Bu konuda yapabileceklerimizin başında öncelikle gereğinden fazla tüketmemek ve bu şekilde özellikle organik çöplerimizi olabildiğince azaltmak geliyor. Organik olmayan çöpleri ise ayrıştırarak ilgili yerlere ulaştırmak önemli. Fakat burada da başa dönmek ve geri dönüşüm sürecinde harcanacak enerjiyi alışveriş sürecinde hesaba katarak, plastik, alüminyum gibi maddeler içeren ürünleri satın alırken bir kez daha düşünmek gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Davranış biçimlerimiz yaşadığımız gezegenin toprağını, havasını ve suyunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkiliyor. Bütün bu etkenler birleşerek iklim değişikliğinin hız kaybetmeden ilerlemesine neden oluyor. Şu an elimizin altında bulunan bilgisayarlarımız aracılığıyla bile bu duruma olumlu ya da olumsuz katkılar sunmuş olabiliyoruz. Tabii eğer biz elektrik tüketimi daha düşük bir modeli tercih etmiş ya da kullanmadığımız bilgisayarı direkt çöpe atmamış ya da yazıcıdan kâğıt çıktısı alırken her seferinde düşünceli davranmış biri isek katkılarımızdan ancak olumlu olarak söz edilebilir.

  • Ülkemize Özgü 8 Hızlı Yemek

    Ülkemize Özgü 8 Hızlı Yemek

    Yemeği ağır ağır pişirecek, güzel sofralar kuracak vaktimiz olmadığında bile çeşit çeşit pratik alternatifleri olan zengin bir mutfağa sahibiz. Üstelik bizim hızlı yiyeceklerimizin sağlıksız bir kolaycılıkla da ilgisi bulunmuyor. Hatta her biri besleyici olan ve ayaküstü yiyebileceğimiz bu yemekler bizler için yemekten çok daha fazlasını ifade ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Dünyanın En Büyük ve İlginç 8 Heykeli

    Dünyanın En Büyük ve İlginç 8 Heykeli

    Dünyanın farklı ülkelerinde, bir meydana ya da bir parka yerleştirilmiş büyük boyutlarda ve ilginç formlardaki heykeller bulundukları yerin simgesi haline gelir ve şehirlerin tarihine, coğrafyasına, estetiğine büyük değer katarlar. Biz de bu listemizde böyle devasa heykelleri getiriyoruz karşınıza…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskoçya’nın Falkrik adlı bölgesinde yer alan ve bütün dünyada “Kelpies” olarak bilinen 30 metre boyundaki at başı heykelleri metalden yapılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    el heykeli

    “Hands Sculpture” yani Eller Heykeli Venedik’teki Büyük Kanal’ın içinden uzanarak bir otelin duvarını destekliyor. İtalyan sanatçı Lorenzo Quinn bu eserle küresel ısınma konusunda farkındalık yaratmak istemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    taş heykeli

    Belçika’nın Oostende şehrinde denizin hemen kenarında beliren dev turuncu yapıtlar görenlerde büyük merak uyandırıyor. Arne Quinze tarafından enstalasyonu yapılan metal eserlerin adı “Rock Strangers” ve yabancılaşma/yabancılaştırma üzerine derin anlamlar barındırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “La Mano del Desierto” yani Çölün Eli… Şili’deki Atacama Çölü’nün ortasındaki dev eli görenler onun eski uygarlıklardan kalma bir eser olduğunu düşünse de yapımı 1992 yılında tamamlanmış. Bölgeye yakın yerde yaşayan Antofagasta yerlileri çölde bir hareket yaratmak için sipariş vermişler ve heykeltraş Mario Mario Irarrázabal da demir iskelet üzerine dökülen çimento ile bu eseri yapmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hawaii’deki Puʻuhonua o Hōnaunau Ulusal Tarih Parkı… Telaffuzu biraz zor olan bu yerde dev heykeller bulunuyor ve görselde gördüğünüz iki Ki’i bu parkta… “Ki’i” bir Hawaii kelimesi ve insan şekline sahip ahşap heykel anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    truva atı

    Çanakkale’de bulunan Troia Antik Kenti UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alıyor. Bölgedeki dev Truva Atı ise Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Trio Savaşı’nın simgesi durumunda… Bu ahşap eser 1975 yılında Kültür Bakanlığı tarafından mimar Kadir İzzet Senemoğlu’na yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İngiltere Dorchester’de 26 dönümlük bir arazide yer alan “Sculpture by the Lakes” ünlü mimar Simon Gudgeon ve eşi tarafından yaratılmış. Göllerin yayıldığı bu geniş alanda devasa ya da küçük boyutlarda onlarca heykeller bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazarı Kurban Said olan ve 1937’de Viyana’da yayımlanan Ali ve Nino romanının kahramanları, Tiflisli heykeltıraş Tamara Kvesitadze tarafından anıtsal bir kimliğe büründürülmüş. Gürcistan Batum’da deniz kıyısında bulunan “Aşk Heykeli” motorlu bir düzenekle hareket ediyor. Romanda savaş, farklılıklar ve zorluklara rağmen yaşatılmaya çalışılan tutkulu bir aşk ve hazin sonu konu edilmişti.

  • 8 Madde İle Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Cumalıkızık

    8 Madde İle Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Cumalıkızık

    Erken Osmanlı dönemi sivil mimarisini yakından tanımak isteyenlerin adresi Bursa’nın Cumalıkızık Köyü ziyaretçilerini zamanda bir yolculuğa çıkarıyor. 1300’lü yıllarda kurulan köy Osmanlı Beyliği’nin ilk zamanlarını yansıtan tarihi dokuyu ve dönemin mimari özelliklerini bozulmadan muhafaza etmesiyle öne çıkan anıt köyü 8 maddede tanımak için listemize buyurun…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği, 1326 yılında Bursa’yı, 1331 yılında ise İznik’i fethetmiştir, böylece bölge Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Osmanlı köy ve kasabaları kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin, yıkılışına dek elinde tuttuğu Bursa yöresindeki doku, bölgede başka devletlerin etkisi olmadığı için bozulmadan muhafaza edilebilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Uludağ’ın eteklerinde yer alan, coğrafi şekiller yüzünden Uludağ’ın dik etekleri ile vadiler arasına sıkışan köylere “Kızık Köyleri” ismi verilmiştir. Kızık köyleri, özelliklerine göre Derekızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık gibi isimler almıştır. Cumalıkızık köyünün ismi ise diğer köylerden buraya Cuma namazına gelindiği için Cumalıkızık şeklinde kalmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kızık köylerinden beş tanesi günümüze dek gelmiş olsa da erken dönem Osmanlı sivil mimarisini orijinal haline en yakın şekilde gözlemleyebileceğiniz anıt köy Cumalıkızık’tır. Bursa şehir merkezinden 20 dakika gibi kısa bir sürede ulaşabileceğiniz köyde sadece mimari değil yaşam alışkanlıkları bakımından da Osmanlı atmosferinin korunmuş olduğunu görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cumalıkızık Köyü’nde yaklaşık olarak 300 kadar ev bulunuyor. Osmanlı dönemi mimarisinin mükemmel örneği olan bu evlerin ancak yarısı kullanılır durumda, diğer yarısında ise kültürel mirasımızın en iyi şekilde korunması amacıyla başlatılan restorasyon süreci devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köy evleri genelde kerpiç ve ahşap kullanarak yapılmış. Bu evlerin yapımında kullanılan malzeme ve teknikler kadar, Osmanlı sivil mimari geleneğini yansıtan kapı tokmakları da ilgi çekiyor. İlginç şekilde 2000’li yıllara dek günümüzdeki kadar bilinmeyen Cumalıkızık Köyü bir televizyon dizisi sayesinde ünlü olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uludağ’ın eteklerinde yer alan köy, konumu sayesinde birçok doğal güzellik de barındırıyor. Köyün ortasından, dağın zirvesinden gelen tertemiz su akıyor. Ayrıca Osmanlı geleneğine uygun şekilde, köyün içinde birçok çeşme de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir söylentiye göre dünyanın en dar sokağı olan Cin Aralığı da Cumalıkızık Köyü’nde bulunmaktadır. Efsane, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlerden kaçan Türklerin bir insanın geçemeyeceği kadar darmış gibi görünen bu sokak sayesinde hayatlarını kurtardığını söyler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın ilk yıllarının atmosferine tanıklık edebileceğiniz Cumalıkızık’ta, köylülerin geleneksel usullere göre hazırladığı turşu, reçel, tarhana gibi yerel ürünleri satın alabilir, lezzetli gözleme ve kahvaltı çeşitlerinin tadına bakabilirsiniz. Uludağ eteklerinde doğa yürüyüşü yapmak ve köyün içindeki müzeyi ziyaret etmek de en çok tercih edilen Cumalıkızık etkinlikleri arasında yer alıyor.

  • 80 YILLIK YAŞAMINDAN KESİTLERLE HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

    Hüseyin Rahmi Gürpınar doğalı 150 yılı geçmiş… Deli Filozof, Efsuncu Baba, Dirilen İskelet, Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür, Cadı, Can Pazarı gibi kitapları ise sürekli gençleşen bir ilgi görmeyi sürdürüyor. Biz de Türk Edebiyatı’nın usta kalemini yaşamından kesitlerle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gürpınar, annesiyle olan bağını şöyle anlatır:” title_font_size=”13″]

    “Validem okuryazar bir kadındı. Beni dört buçuk yaşında teyzemin terbiye aguşuna bırakarak pek genç iken yirmi ikisinde hayata veda etti. Söz valideme intikal edince kalemimi tutamam, ağlamadan duramam. Çünkü kendisine pek düşkündüm. Kucağından hiç inmezdim. Çocukluğumda bütün ateşleriyle zihnime intiba etmiş birkaç levha vardır ki tahatturu beynimi daima yakar. O zaman ne olduğunu bilmediğim, itiraf lâzım gelirse hâlâ öğrenemediğim hayatın acılığı masum yanaklarımı pek insafsızca şamarlamıştı. Sızısı hâlâ gitmiyor…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anneannesi ve teyzeleri tarafından büyütülür” title_font_size=”13″]

    1864 yılında İstanbul’da doğan Hüseyin Rahmi, hünkâr yaveri olan Mehmet Sait Paşa’nın oğluydu. Babasının ikinci evliliğinin ardından altı yaşında iken Aksaray’da oturan anneannesinin yanına gönderildi ve onun tarafından yetiştirildi. Anneannesi ve teyzelerinden nakış işlemeyi, örgü ve dantel örmeyi, yemek yapmayı öğrendi. Okul hayatı düzenli devam ederken yakalandığı bir hastalık nedeniyle mülkiyeyi yarıda bırakmak zorunda kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatında roman satırlarından önce gazete sayfaları vardır” title_font_size=”13″]

    Birkaç işte memur olarak görev yaptıktan sonra, henüz 23 yaşında iken Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yazarlık yaptı. Boşboğaz ile Güllâbi adlı bir gazete de kendi çıkardı. Mürebbiye, Tesadüf, Nimetşinas gibi eserleri kitap halinde basılmadan önce gazetelerde yayımlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokağı edebiyata taşıyan yazardır” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da doğup büyüyen ve kuvvetli bir gözlem gücü bulunan Hüseyin Rahmi, şehrin sokaklarını, çarşılarını, ahşap evlerini, konaklarını anlattığı eserlerinde her kesimden insana yer verdi. Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, Şık, Şıpsevdi gibi romanlarında kullandığı mizahi üslubu, sade ve anlaşılır dili sayesinde okuyucu tarafından tanındı, benimsendi. İstanbul’un insanlarını ve geleneklerini anlattığı kitapları onun, “sokağı edebiyata taşıyan yazar” olarak anılmasını sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatının son 32 yılını Heybeliada’da geçirir” title_font_size=”13″]

    Heybeliada’da denize hâkim bir tepeye yaptırdığı eve 1912 yılında taşınarak hayatının geri kalanını burada geçirdi. Toplumdan uzak, içe dönük bir yaşam süren Gürpınar’ın temizlik konusunda son derece hassas olduğu, hatta eldivensiz dışarı çıkmamaya çalıştığı bilinmektedir. Hiç evlenmeyen yazara bunun nedeni sorulduğunda ise “Eğer evlenmiş olsaydım 45 romanımdan üçünü bile yazamazdım” diye cevap vermiştir. 1944 yılında Heybeliada’da hayatını kaybeden ve adaya defnedilen yazarın evi günümüzde müze ev olarak ziyarete açık durumdadır. Yatak örtüsünden dantel örtülere kendi yaptığı el işleri, eşyaları ve kitapları burada sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekranlarda izlediğimiz Süt Kardeşler filmi de onun eseridir” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit, Ayşen Gruda, Şener Şen, Kemal Sunal gibi birbirinden ünlü isimlerin rol aldığı ve Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Süt Kardeşler filmini herkes bilir. Olay İstanbul’da bir konakta geçmekte ve görüldüğü sanılan gulyabani etrafında şekillenmektedir. Artık ezbere bildiğimiz bu masalsı film de Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1913 yılında basılan Gulyabani isimli eserinden uyarlanmıştır. Kitapta Gulyabani dışında, Melek Sanmıştım Şeytanı ve Gönül Ticareti isimlerini taşıyan iki öykü daha yer almaktadır.

  • Akdeniz’den Ortadoğu’ya Uzanan Zenginliğiyle Lübnan Mutfağı

    Akdeniz’den Ortadoğu’ya Uzanan Zenginliğiyle Lübnan Mutfağı

    Bir Arap ve Ortadoğu ülkesi olan Lübnan aynı zamanda Akdeniz’in doğusuyla sınırdır ve Lübnan’ın coğrafi konumundan söz etmek mutfağındaki zenginliği anlatabilmeyi çok daha kolaylaştırır. Doğu ve Batı’yı sentezleyen bu kozmopolit ülkenin özgün lezzetlerini sizin için sayfamıza taşıdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri

    Türk mutfağında olsa ana yemek olarak kabul görecek “lebeniye” Lübnan mutfağının en güzel çorbaları arasında bulunuyor. Yapımı oldukça zahmetli olan çorbanın görüntüsü bildiğimiz yayla çorbasına benziyor olsa da, lebeniye içine daldırdığınız kaşığınız kıymalı-bulgurlu minik köftelerle doluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri

    Nohut ve baklanın baharatlarla tatlandırıldığı falafelden ülkemizin güney bölgelerine kadar girmiş nohut ve tahinli meze humusa, Lübnan mutfağında 100 çeşidin üzerinde meze bulunmakta. Akdeniz’in hatta Ege’nin otlarını Ortadoğu’nun baharatlarıyla harmanlayan mezeler farklı damak tatlarına hitap edebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri

    Yabani bir bitki olan ve buram buram kokusuyla getirildiği sofraları etkisi altına alan zahter Lübnan’da baharat ve salata malzemesi olarak kullanılıyor ama sadece bununla da kalmıyor… Kavrulmuş nohut ve buğday; kimyon, susam, sumak gibi baharatlar; ve hatta kavun-karpuz çekirdeği ile karıştırılarak kahvaltılık haline de getiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri, mercimek, bulgur

    Kırmızı etten deniz ürünlerine, baklagillerden tahıl ürünlerine… Lübnan mutfağının zenginliği ana malzemelerin çeşitliliğinden de ileri gelir. En çok nohut, pirinç, bulgur, mercimekle geliştirilen yemeklerde bolca zeytinyağı ve sıklıkla yoğurt kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri

    Etli, sebzeli, sulu, kuru, zeytinyağlı Lübnan yemeklerine katık olan ekmek ise kepekli unun mayalanmasıyla elde edilen yassı şeklindeki “pita”dır. Ülkemizde de bazı dönercilerde dürüm ya da ekmeğin alternatifi olarak kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    lübnan yemekleri

    Lübnan mutfağının tatlıları arasında hamur işi ve sütlü olanlar geniş yer tutar. Tuzsuz peynirle yapılan künefe ya da bademle yapılan baklava bizlere en çok tanıdık gelecek tatlılardır. Yine Hatay ve Gaziantep’te de görebileceğimiz, tatlısı ve tuzlusu bulunan “kahke” bu mutfağın en gözde lezzetlerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    portakal, elma

    Ilıman Akdeniz ikliminin görüldüğü, sonbahar ve ilkbaharda bolca yağış alan ülkenin diğer bir zenginliği de meyveleridir. Narenciyeden hurmaya, egzotik meyvelerden üzüm ve nara Lübnan’ın manav tezgâhları rengârenktir.