Yazar: admin

  • 7 Madde İle Mimar Sinan’ın Eserlerinde Ölümsüzleşen Mihrimah Sultan

    7 Madde İle Mimar Sinan’ın Eserlerinde Ölümsüzleşen Mihrimah Sultan

    Avrupalılar tarafından ‘‘Muhteşem’’ lakabıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’la aşkını bilmeyen yoktur, fakat bu aşktan doğan tek kızları Mihrimah Sultan’ı birçoğumuz tanımayız. Kültür ve Yaşam’ın bu sayfasında Mihrimah Sultan’ı ve onun adına yapılmış eşsiz iki eseri bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mihrimah Sultan 1522 yılında Topkapı Sarayı’nda doğmuş, çocukluğundan itibaren iyi eğitim almıştır. Sultan Süleyman’ın kızını çok sevdiği ve yetiştirilmesinde büyük emek sarf ettiği söylenir. Hatta Mihrimah Sultan’ın savaş meydanlarında babasına yardımcı olduğu da bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    baş mimar sinan

    Mihrimah Sultan’ın yaşı ilerlediğinde evlilik için de iki aday gündeme gelmiştir. Bunlardan biri Osmanlı devlet adamı Rüstem Paşa, bir diğeri ise baş mimar Sinan’dır. Dünyanın sayılı mimarları ve yapı sanatçılarından biri olan Mimar Sinan, rivayete göre Sultan’a karşı gizli bir aşk beslemektedir. Ancak Mihrimah Sultan 1539 yılında bugünkü Sultanahmet Meydanı’nda yapılan büyük bir şölen eşliğinde Rüstem Paşa ile evlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan’ın 1558 yılındaki ölümüyle Kanuni Sultan Süleyman’ın danışmanlığını üstlenir. 1566 yılında Kanuni hayatını kaybedip tahta II. Selim geçince de bu kez kardeşi olan Sultan Selim için danışmanlık yapmaya devam eder. Kardeşi Selim’in adeta ‘‘Valide Sultan’’ı olur ve devlet işlerinde de aktif olarak yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan bir gün Mihrimah Sultan’ın huzuruna çağırılır. Sultan, Koca Sinan’dan kendisi adına İstanbul’da konumu güzel bir külliye yapmasını istemektedir. İşte, Üsküdar’daki önemli eserlerden biri olan Mihrimah Sultan Camii bu istek üzerine yapılmıştır. Mimar Sinan’ın Sultan’a olan hayranlığının bir göstergesi olarak “etekleri yerleri süpüren kadın” siluetini bu esere aktardığı ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aradan geçen 14 yıldan sonra, 1562’de, Mihrimah Sultan Mimar Sinan’ı tekrar davet ederek bir külliye daha yapmasını ister. İstanbul’un yedinci tepesinin en yüksek noktasında inşa edilen bu külliyenin yeri Edirnekapı surları olur. Mimar Sinan bu camiyi tek minareli olarak tasarlamıştır ve bununla yalnızlığını simgelediği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan bu iki külliye için sadece mimari vurgulardan yararlanmamış, matematik zekâsını da işin içine katmıştır. Sinan, iki eseri de Güneş’in doğum ve batım yerlerini tespit ederek inşa ettiği için yılın Mihrimah günlerinde yani 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde Üsküdar’daki caminin minareleri arasından bakıldığında güneşin doğuşu, Edirnekapı minaresinden bakıldığı zaman da ayın batışı gözükmektedir. Burada belirtmek gerekir, “Mihrimah” adı Farsçadan tercümeyle “Güneş” ve “Ay” anlamına gelmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    mihrimah sultan

    Mihrimah Sultan, yeğeni III. Murat’ın saltanatı esnasında 1578 yılında hayata veda etmiş, bütün servetini de hayır işlerine bağışlamıştır. Mezarı, babası Kanuni Sultan Süleyman’ın yanında Süleymaniye Camii’ndeki türbesinde bulunmaktadır.

  • TENCEREYE DE GİREBİLEN OT ÇEŞİTLERİ

    Ot çeşitlerinin birçoğu tarihte yaraları, hastalıkları tedavi etmek için kullanılmış, hatta “şifalı otlar” ifadesi artık neredeyse geleneksel bir kalıp… Bazen özel bir bölgede bazen bir yol kenarında karşımıza çıkabilecek bu otların mutfağımıza ve soframıza girenlerini çok seviyoruz. Bazıları pişirilmeye uygun olmuyor ama bazılarının çeşit çeşit tarifi bulunuyor. Biz de tencerelere alabileceğiniz otların listesini yapalım dedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Damarlı ve kenarları iri tırtıklı yapraklarıyla ısırgan otu eski medeniyetlerde tıbbi amaçla kullanılan bitkilerin başında geliyordu. Isırganın dâhilen ve haricen insan vücuduna sağladığı faydalar bir hayli yoğundur. Üzerindeki tüylere dokunulduğunda kaşıntı ve kızarıklığa neden olan maddeler salgıladığı için çiğ değil bilhassa sulu yemeği veya kavurması yapılarak, kek ve böreklere ilave edilerek ya da çayı demlenerek tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Akdeniz olan ve ülkemizin her yerinde yetişebilen labada Anadolu’da efelek, evelik, gegeş, duvelik gibi isimlerle de anılır, ekşi yapraklı türü ise kuzukulağı diye isimlendirilir.  Labadanın kurutularak çayı ve sıkılarak yağı üretilirken, sofralara en çok dolması getirilir. Ekşimsi tadıyla asma yaprağı dolmasına ciddi bir rakip olabilen labada dolması yörelere özgü farklı tarifler içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Deniz ve tuzlu göl kıyılarında yetişen, adını da buradan alan deniz börülcesine halk arasında tuz otu veya fiziki benzerliğinden dolayı kurşun otu da denmektedir. Öncesinde haşlamak şartıyla sirke eşliğinde salata misali de tüketilebilir ama en sevilen tariflerinden biri kavurmasıdır. Hafif diri kalacak biçimde haşladığınız börülceleri zeytinyağında pembeleştirdiğiniz soğan ve sarımsaklara ilave edip, üstüne bir iki de yumurta kırarak afiyetle yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Madımak otunun da Anadolu’da pek çok farklı ismi bulunuyor. Badımak, mercimenek, kuşekmeği gibi… Özellikle Orta, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yetişen ve çiğ olarak da tüketilebilen madımak otu çorba, cacık, börek, gözleme, mıhlama ve böreklerde kullanılabiliyor. Bu arada, “Oy madımak oylum oylum / Geliyor da civan boylum” türküsünde bolca geçen madımak da sözünü ettiğimiz otun ta kendisi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Portekiz’den İran’a kadar Akdeniz Havzası’nda yayılım gösteren Şevketibostan papatyagiller ailesine mensup bir bitkidir. Ege pazarlarında bol bol rastlanan yabani otun haşlanarak salatası yapılabilmekte. Özellikle de Girit Türkleri tarafından birçok farklı tariflerde kullanılıyor, örneğin kemikli kuzu etiyle pişirilerek yemeği yapılıyor veya enginar yemeğine farklı bir lezzet vermesi için katılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Ortadoğu olan semizotu bugün neredeyse dünyanın her yerinde tanınıp biliniyor. Buna karşılık Amerika’da yemeklerde kullanılmazken Avrupa ve Asya’da gayet leziz yemek tarifleri içinde yer alabiliyor. Ülkemizde de semizotu salatasının ünü büyüktür, yine ıspanak yemeğine benzer biçimde pişirilmesi de oldukça yaygındır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bulunduğu alanda yayılan arsız bitkilerden ebegümeci çiçek de açan ot türlerindendir. Taze olarak yenebilen, kurutulup çay olarak içilebilen ot, kavurarak veya hafif sulu yemeği yapılarak tüketilebilir. Yemeğini kıymalı yapabileceğiniz gibi pirinçli veya bulgurlu tarifini de deneyebilirsiniz. Küçük yapraklarından minik sarmalar yapmak da başka bir alternatif.

  • Marmara Denizi’nin Kalbine Yolculuk

    Marmara Denizi’nin Kalbine Yolculuk

    Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ya da Sedef Adası… Adalar’a seyahat hayatın sıradanlığını bozan bir etkinlik, bir terapidir adeta. Daha adımınızı attığınız anda pamuk gibi yumuşamaya başlarsınız. Fonda martı ve dalga sesleri, teninizde rüzgârın ılık dokunuşu, damağınızda lezzetler ve dost sohbetleri… Marmara Denizi’nin kalbindeki Adalar’da şehirde uzaklaşmak istediğiniz ne varsa geride kalırken, yakınlaşmak istediğiniz şeyler fora yelken rotanıza girer…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ada sahilleri…” title_font_size=”13″]

    Yaz sıcaklarında İstanbullulara denize girme imkânı sunan en güzel mekânlardır ada sahilleri. Sakin bir plaj mı istersiniz yoksa bir plaj partisi mi? Plajınıza yürüyerek veya bisiklet sürerek mi ulaşmak istersiniz yoksa deniz motoruyla mı? Adalarda her seçenek mevcut. Yüzmek, güneşlenmek ve hafif kızarmış yanaklarla pazartesi iş başı yapmak, yani günübirlik yazlıkçı olmak, Adalar’da insanı bekleyen güzelliklerin sadece bir kısmıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokaklarda bulunan huzur…” title_font_size=”13″]

    Adalar’ı görülmeye değer kılan özelliklerden biri de estetik algınızı besleyen, doyuran, huzur veren sokaklarıdır. Rengârenk ağaç ve çiçeklerle, tarihi köşklerle ve farklı kültürlere ait dini yapılarla dolu ada sokaklarını yürüyerek veya bisikletle turlayabilirsiniz. Sakın ola bunları yaparken fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edebiyatın izinde…” title_font_size=”13″]

    Fotoğrafta gördüğünüz usta öykücü Sait Faik birçok hikâyesini Burgazada’da annesiyle yaşadığı köşkte kaleme aldı. Çok sevdiği bu köşk günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık ve yazarın vasiyeti üzerine girişi ücretsiz. Zaten Burgazada adımınızı attığınız anda sizi meydandaki Sait Faik heykeliyle karşılamaya hazır. Adalar deyince akla gelen başka bir edebiyatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar da 32 yıl boyunca Heybeliada’da yaşamış, yine Reşat Nuri Güntekin Büyükada’da üç katlı pembe pervazlı güzel evde ailesiyle birlikte kalmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şarkılar seni söyler…” title_font_size=”13″]

    Adalar, yazarlarımıza ilham olduğu gibi beste ve güftecilerimize de ilham olmuş, içinden Adalar geçen şarkı ve türküler hafızalarımızda yerini çoktan almıştır. İlgili bestelere bakıldığında genellikle Yesari Asım Arsoy ismi dikkat çeker. Çünkü Yesari Asım Bey, evlenmelerine izin verilmeyen Suzan Hanım’ı yıllar boyunca adada ziyaret etmiş, bestelerinin çoğunu da Suzan Hanım için yapmıştır. “Biz Heybeli’de her gece mehtâba çıkardık…” şarkısı da onlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahşap evleri, konakları, köşkleri…” title_font_size=”13″]
    ahşap ev

    Sokaklardaki muazzam güzellikteki ahşap evler, konaklar ve köşkler geçmişteki tanıklıklarıyla Adalar’a ayrı bir bellek katar. Farklı kültürlerdeki insanlar Adalar’ı mesken tutmuş, göçüp gittiklerinde geriye bu sessiz tanıklar kalmıştır. Örneğin 1880 yılında Midilli doğumlu Con Paşa tarafından yaptırılan Büyükada’daki Con Paşa Köşkü… Çatı kuleler, ahşap süslemeler ve ahşap sütunlu balkonlarla donatılan köşk göz alıcı güzelliktedir. Yine Büyükada’daki Bedros Keresteciyan Köşkü, Mazlum Bey Köşkü, Agopyan Köşkü ziyaretçilerin her daim odağındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köpekleri, kuşları, kedileri…” title_font_size=”13″]

    Adalar’daki huzur ikliminin dokusuyla özdeşleşmiş vazgeçilmez birer parçası olmuş canlılar arasında kuşlar, kediler, köpekler de vardır. Sanıyoruz ki bir kedi ile köpeği, bir kuşla kediyi yan yana dostane tavırlar içinde ancak Adalar’da görebilirsiniz. Hatırlatması bizden; insana mutluluk veren bu ev sahiplerine ilgi göstermeyi de unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dinlenmek ya da eğlenmek, hepsi mümkün…” title_font_size=”13″]

    Anlayacağınız Adalar’da tarih ve kültür gezisinden sportif faaliyetlere, eğlenceden dinlenceye yapabileceğiniz o kadar çok etkinlik var ki… Doğaya kaçmak, yürüyüş yapmak, bisiklete binmek, piknik yapmak için özellikle yaz aylarında tercih edilen yerlerin başında doğal olarak Heybeliada’dan Büyükada’ya Adalar geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yavaş yemeğin en iyi adresleri…” title_font_size=”13″]

    Adalar gezinizde güne kahvaltı restoranlarında başlayabileceğiniz gibi akşam yemeğinizin tadını da dostlarınızla birlikte bir balık restoranında çıkarabilirsiniz. Denizin orta yerindeki bu mekânlarda asma yaprağında sardalyadan uskumru dolmasına, palamut pilakiden torik lakerdaya balık mutfağının en çeşitli lezzetlerini bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Peki ya iskele?” title_font_size=”13″]
    ada iskelesi

    Tüm adalar gibi bizim Adalar’ın da ilk karşılayanı ve son uğurlayanı iskelelerdir. Tam da Oktay Rıfat Horozcu’nun dizeleri gibidir; “Denize baksam/Kayığın hatırı kalır/Ağaca baksam/Bulutun/Peki ya iskele?” Özellikle 1800’lerin sonunda tasarlanıp 1915’te tamamlanan kurşun kubbeli, sekizgen yapılı Büyükada’daki iskele tüm İstanbul’un kıymetlisidir.

  • 8 Maddelik Makarna Rehberi

    8 Maddelik Makarna Rehberi

    Sevmeyenini bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bir yiyecek varsa o da makarna… Her mutfağın, her kuşağın kendine has makarna tarifleri var vazgeçemediği… Ve tabii kallavi bir literatür de eşlik ediyor bu dünyanın en sevilen yiyeceğine… Şimdiki içeriğimizde yediden yetmişe pek sevdiğimiz, yemeden edemediğimiz makarnayı ve her biri kendine has özellikleriyle makarna çeşitlerini anlatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenin her yerinde çılgınca sevilen bu eşsiz lezzetin çok basit malzemelerden oluşması şaşırtıcı. Makarna dediğimiz un, su ve yumurtadan ibaret. Bazı mutfaklarda un yerine irmik – un karşımı ya da sadece irmik de kullanılıyor. Makarna çeşitleri ise hamura verilen şekle göre ismini alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    En sevilen makarna çeşidiyle başlayalım: spagetti. Bu incecik makarna en çok da İtalyanların bolonez sosuyla eşleşiyor. Bolonez sosun modern Türk mutfağındaki karşılığı ise çocukluğumuzdan itibaren en sevdiğimiz makarna tariflerinin başında yer alan bol domatesli ve kıymalı spagettiye denk geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Spagettinin biraz daha kalını ve yassı olanı linguine genelde deniz mahsulleri ile beraber kullanılıyor. Linguine’nin birazcık daha kalın olanı ise tagliatelle ya da fettucine olarak adlandırılıyor ve genelde kremalı soslarla tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tagliatelle’yi kısa parçalara kestiğinizi düşünün… İşte karşınızda Türk mutfağının aslarından erişte! Özellikle cevizli peynirlisi ile nam salan eriştenin, çorbalardan salatalara her yemekte yeri var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Makarnalar her zaman uzun ince bir formda olmuyor. Fusili (burgu), farfelle (kelebek) ve penne (kalem) kıvrımları sayesinde makarna sosunu spagetti türevlerine göre daha iyi taşıdıkları için taneli soslarla şahane bir uyum sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Plaka halindeki makarna, aradaki bolonez sos ve beşamel ile kat kat inşa edilen lazanya makarnanın zirve noktası diyebiliriz. Marketlerde hazır halde bulabileceğiniz lazanya yapraklarını kullanırsanız, hazırlaması da kolay bir ana yemek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağındaki görünüşü lazanyaya benzer bir lezzet ise fırın makarna. Genellikle peynir çeşitleri ve bol yumurtalı beşamel sosla lezzeti ikiye hatta üçe katlanan fırın makarna, eklenecek ekstra malzemeler ile doğaçlama usulü geliştirmeye de çok açık bir tarif.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Makarnanın tüm dünyada sevilen bir başka çeşidi ise Uzak Doğu mutfağından olan meşhur noodle yani erişte çeşitleri. Bizim eriştemizden çok kıvrımlı bir spagettiyi andıran noodle; sebze, tavuk, et, karides her türlü malzemeye yakışıyor.

  • Anadolu Topraklarında Geçen Dünya Sinemasından 7 Film

    Anadolu Topraklarında Geçen Dünya Sinemasından 7 Film

    Doğasıyla, kültürel dokusuyla eşsiz bir atmosfere sahip Anadolu’nun her köşesinde bir zenginlik yatar. Sinema sanatının ustaları da bu zenginliğe kayıtsız kalamamış ve Anadolu şehirlerini filmlerine mekân olarak kullanmışlardır. İşte topraklarımızda geçen dünya sinemasından 7 film…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnferno” title_font_size=”13″]
    cehennem, tom hanks, felicity jones

    2016 tarihli “İnferno”da Tom Hanks ve Felicity Jones gibi ünlü isimler İstanbul Ayasofya sokaklarında dünyayı bir veba salgınından kurtarmak için çeşitli maceralara atılırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayalet Sürücü” title_font_size=”13″]
    ghost rider, nicolas cage, eva mendes

    Eva Mendes ve Nicolas Cage’in başrollerini paylaştığı “Hayalet Sürücü” filmi ülkemizin Peribacaları ile ünlü Kapadokya bölgesinde geçer. Nicholas Cage’in canlandırdığı John Blaze karakteri Şeytan’ın oğluna karşı zorlu bir mücadele verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Skyfall” title_font_size=”13″]
    james bond, daniel craig

    Efsanevi Bond serisinin 2012 tarihli filminde Daniel Craig’in canlandırdığı James Bond; Londra, Çin ve Türkiye’de geçiyor. Tüm dünyada büyük ilgi gören filmin Türkiye sahneleri ise doğasıyla hayran bırakan Fethiye’de çekilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı” title_font_size=”13″]
    melina mercouri, peter ustinov

    İstanbul’un ihtişamlı müzesi Topkapı Sarayı’nı soymaya yeltenen hırsızların macerasını anlatan 1964 tarihli “Topkapı” filminde başrolleri Melina Mercouri ve Peter Ustinov paylaşıyor. Ustinov filmdeki başarılı oyunculuğuyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü de kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Son Umut” title_font_size=”13″]
    cem yılmaz, yılmaz erdoğan

    Oğullarını Çanakkale Savaşı’na gönderen ve onların izini bulmak için Türkiye’ye gelen bir babanın hüzünlü hikâyesini anlatan “Son Umut”ta başrolü ünlü aktör Russell Crowe oynuyor. Film 2014 yılında yayınlandığında büyük ilgi görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı Subayı” title_font_size=”13″]
    michiel huismann, hera hilman, the ottoman lieutenant

    1. Dünya Savaşı zamanında geçen filmde, bir Osmanlı subayı ile idealist Amerikalı bir hemşirenin büyük aşkı işleniyor. İstanbul sokaklarında geçen “Osmanlı Subayı”nda başrolleri Michiel Huismann ve Hera Hilman paylaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri” title_font_size=”13″]
    monsieur ibrahim et les fleurs du coran

    Filmde, Paris’te bir dükkân işleten İbrahim Bey ile onlu yaşlarının ortasındaki Musevi bir çocuğun dostluğu anlatılıyor. İbrahim Bey, çocuğu da yanına alıp Nevşehir’e dek uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Ömer Şerif, İbrahim Bey rolüyle birçok ödüle layık görülmüştü.

  • HABABAM SINIFI’NA BİLGİ YARIŞMASI SORULARI

    Bu kadar haylaz bu kadar tembel bir sınıf bilgi yarışmasına katılır da olay olmaz mı? Hepimizin bildiği gibi Hababam Sınıfı katıldıkları iki bilgi yarışmasında da telsizle kopya çekme sistemi kurmuş, birinde telsiz frekansı trafik polisi telsiziyle karışmış öbüründe de yangının eşiğinden dönülmüştü. Tabii biz seyircilerin de İnek Şaban’ın, Güdük Necmi’nin, Damat Ferit’in ve çatı katında onlara kopya verenlerin telaşı içinde sorulara odaklanması zor olmuştu. İşte şimdi o yarışmalarda sorulan sorular karşınızda, bakalım cevaplarını bir çırpıda bilecek misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Macar asıllı Osmanlı matbaacı, yazar ve çevirmendir. Osmanlı’da basımevi kurup Türkçe kitap yayımlayan ilk kişidir.
    2. 609 metredir.
    3. Karbon, hidrojen ve oksijenden oluşup özellikle üzüm suyunda bulunan şeker, üzüm şekeri yapısındaki basit şekerdir.
    4. Röntgen ışınlarıdır ve Wilhelm Conrad Röntgen tarafından bulunmuştur.
    5. 28 Eylül 1538 tarihinde Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması ile Andrea Doria komutasındaki Haçlı Donanması arasında olmuştur.
    6. Honoré de Balzac’tır.
    7. 1789 yılında olmuştur.
  • HAYATIMIZI RENKLENDİREN ÇAYLAR: YEŞİL ÇAY VE MAÇA ÇAYI

    Hayatımızda önce siyah çay vardı… Sonra yeşil çay girdi, kısa sürede onun da önemini anladık ve alışkanlıklarımız arasına kattık. Şimdi de bir maça furyasıdır geldi, hatta geçiyor bile… Kısa kısa bilgilerle bu çayları anlattığımız konumuza geçmeden önce ikisinin de, gün içinde gereğinden fazla tüketilirse kalp çarpıntısından, böbrek hasarlarına farklı sorunlar doğurabileceğini peşinen söyleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil çayın siyah çaydan farkı nedir?” title_font_size=”13″]

    İkisi de çaygiller familyasındaki camellia sinensis yapraklarından elde edilir. Yeşil çayın en önemli farkı siyah çay toplandıktan sonra fermente edilirken kendisinin fermente edilmemesidir. Yeşil çay toplanır toplanmaz kavrulup kurutulur ve böylece yeşilliğini de kaybetmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil çayın içeriğinde neler bulunur?” title_font_size=”13″]

    Yeşil çayın içeriğinde antioksidan etkisinden dolayı sağlığa çok faydalı olan polifenoller bulunur. Hücre onarma özelliği ile bilinen ve önemli bir polifenol olan kateşin onlardan biridir. Kafein de içeren yeşil çay çok az miktarda mineral de içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil çay nasıl demlenmelidir?” title_font_size=”13″]

    Bu tamamen tercihinize kalmış bir konu ama bitki çaylarının çoğunda söylendiği gibi yeşil çayın da porselen demlikte daha iyi tat verdiği söylenir. Demlerken içine limon veya tarçın kabuğu atıp atmamak da damak zevkinize kalmış. Yine de yeşil çay, siyah çay kadar olmasa da hafifçe demini alması için kısık ateşte 10 dakika kadar kaynatılırsa lezzet olarak daha fazla yoğunlaşabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil çayın neden farklı çeşitleri bulunmaktadır?” title_font_size=”13″]

    Yeşil çayın dünyadaki ana üreticileri Çin ve Japonya’dır. Özellikle Çin, yeşil çayın üretim aşamasında farklı yöntemler uygulamakta, işleme metotları ile şekli, aroması, kokusu farklı olan yeşil çaylar elde etmektedir. Gunpowder, chun mee gibi yeşil çaylar onlardan bazılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Maça çayı nedir?” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde son dönemlerde adını sık duyduğumuz maça da bir yeşil çay çeşididir. Özel yöntemlerle yetiştirilen yeşil çayların toplandıktan sonra tütsülenmesi, kurutulması, sap gibi fazlalıklarından ayrılması ve birkaç kez öğütülmesiyle elde edilir. Çin’de de Japonya’da da yeşil çaya maça yöntemi uygulanır, fakat özellikle Japonlar klasik çay seremonilerinde maça çeşidini kullanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Maça çayını neden özellikle diyet yapanlar tercih ediyor?” title_font_size=”13″]

    Yeşil çayın ödem söktüğü, sindirim sistemini çalıştırdığı herkes tarafından bilinen bir bilgi.  Elbette maça da bu özelliklere sahip. Fakat klasik yeşil çaya göre antioksidan oranının daha yüksek olduğu, karaciğer hasarına karşı onarıcı bileşenler içerdiği de ifade edilmekte. Tüm bunlar diyet yapan değilse de sağlıklı beslenen insanların aradığı özellikler olduğu için maça çayı sık sık gündeme gelmekte. Bu arada maça tozunun yeşil çaydan daha fazla kafein içerdiğini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Maça tozu çay dışında nasıl tüketilebilir?” title_font_size=”13″]

    Sağlık açısından önemli değerler ihtiva eden maça tozunu mutfakta farklı lezzetlerde kullanmak da mümkün. Şekerle uyum sağladığı gözlemlendiği için ister kek, ister kurabiye hatta dondurma yapımında bile kullanabilirsiniz. Japonlar maçayı tuzla karıştırarak bazı yemeklerinde bile kullanmaktadırlar.

  • EDEBİYATIMIZIN ÜRETKEN YAZARLARINDAN YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

    1889 ile 1974 yılları arasında yaşayan, Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu yaşamı boyunca makale, anı, oyun, öykü, şiir, roman türlerinde yüzlerce eser üretti. Biz de değerli edebiyatçıyı hayatına ve eserlerine dair özet bilgilerle Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk anıları” title_font_size=”13″]

    Babası aslen Manisalı köklü bir aileden olan Yakup Kadri Kahire’de dünyaya gelir ve konaklarda geçen bir çocukluk yaşar. Manisa’ya dönmeden önceki çocukluğunu anılarında şöyle kaleme almıştır:

     

     

    “ (…) çeşit çeşit yemiş ağaçlı bahçesiyle ne büyük, ne güzel, ne süslü, ne ferah ve ne kadar kalabalık bir evimiz vardı. (…) Sabahları güler yüzlü dadılarımızın bizi türlü şaklabanlıklarla uyandırıp kaldırışları, giydirip kuşatışları ve annemizin elini öpmeye götürdükten sonra elvan elvan reçel tabaklarıyla donanmış kahvaltı tepsisinin başına oturtuşları; geceleri incecik saz örgülerden kuru yemiş sepetleri etrafında birbirinden tuhaf masallarla avutup uyutuşları ve bu kalkışlarla bu yatışlar arasında geçen günlerin her biri bir başka şenlik, bir başka bayram havasıyla dolup taşan saatleri (…) ne tadına doyulmaz saadetlerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yazdığı ilk romanı” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da hukuk okuyan, yazmaya Fecr-i Ati topluluğu ile başlayan, ilk eseri Nirvana isimli bir piyes olan Yakup Kadri, çok sayıda gazete ve dergi için makale, öykü, deneme hatta şiir kaleme alır. Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı sonrasında sanat için sanat görüşünden toplum için sanat anlayışına geçer ve yazılarıyla Milli Mücadele’ye destek verir. Ankara Hükümeti’nin çağrısıyla Anadolu’ya giderek yurdun farklı şehirlerinde bulunur, eserlerinde büyük ölçüde buradaki gözlemlerinden beslenir.

     

     

    Cumhuriyet’in ilanından sonra Mardin ve Manisa milletvekilliği, Tiran, Prag, Lahey, Bern, Tahran şehirlerinde elçilik yapan yazar, toplumsal koşullara ve değişimlere ağırlık verdiği yazılarında eleştirel bir üslup kullanır. Döneminde kendisi de bu yüzden sıkça eleştirilir. Eserleri içinde en yoğun ilgi romanlarına gösterilir. Yazarın kaleme aldığı ilk roman Nur Baba’dır fakat basılan ilk romanı değildir. Nur Baba 1922 yılında yayımlanmadan önce gazetede tefrika edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Basılan ilk romanı ” title_font_size=”13″]

    Yazdığı ikinci romanı olmakla birlikte basıma giren ilk romanı Kiralık Konak’tır. Roman kurgusunda konağın sahibi, geleneklerine bağlılığı ile tanınan emekli bakan Naim Efendi’dir. Karısı Nefise Hanım artık hayatta değildir. Naim Efendi, kızı Sakine Hanım, damadı Servet Bey, torunları Seniha ve Cemil ile aynı konakta yaşamaktadır. Hikâyenin ana karakterlerinden biri de Seniha ile ilişkisi olan genç şair Hakkı Celis’tir.

     

     

    Yakup Kadri, bu karakterler etrafında üç kuşağın anlayış ve yaşam farklılıklarını ele alır. Yaşanan olaylar silsilesi aileyi çöküşe sürükleyecek ve Naim Efendi’yi konakta tek başına bırakana dek devam edecektir. Sözü geçen üç kuşak aynı zamanda Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemine karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En ünlü eseri” title_font_size=”13″]

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun en ünlü eseri 1932 yılında basılan Yaban isimli romanıdır. Romanın ana kahramanı Birinci Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılan ve bu sırada tek kolunu kaybeden Ahmet Celal’dir. Gazi olarak savaştan dönen ve İstanbul’da yapamayacağını anlayan Ahmet Celal, emir eri Mehmet Ali’nin daveti üzerine onun Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gider ve asıl hikâye başlar.

     

     

    Yaban romanı, Yakup Kadri’nin Anadolu insanı ile Türk aydını arasındaki mesafeyi ele aldığı, döneminde hem en çok eleştirildiği hem en çok övgü topladığı eseri olur. Yazarın nispeten daha az bilinen diğer romanları ise Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Ankara ve Panorama’dır.

  • 8 Madde İle Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar

    8 Madde İle Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar

    Atatürk’ün en sevdiği sanatçılardan biri olarak bilinen Müzeyyen Senar, Türk Sanat Müziği’nin en büyük divası olarak kabul edilir. Bir şarkıyı bir kez onun sesinden dinlerseniz, bir daha unutamazsınız. Bu etkileyici insanı, büyük müzisyeni 8 madde ile ekranlarınıza taşımaktan gurur duyuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1918 yılında Bursa’da doğan Müzeyyen Senar’a aslında Hikmet isminin uygun görüldüğü fakat nüfus müdürlüğüne giden eniştesinin son anda ünlü sanatçının adına “Müzeyyen” yazdırdığı düşünülüyor. Müzeyyen Senar’ın annesinin de kendisi gibi güzel bir sese sahip olduğu da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzeyyen Senar’ın hayatına yön veren olaylardan biri sanatçı henüz bir çocukken yaşanıyor ve Müzeyyen Senar annesiyle beraber İstanbul’a taşınıyor. İstanbul’da yazıldığı okuldaki hocası onun yeteneğini keşfediyor ve henüz küçük bir kız çocuğu olan Müzeyyen Senar, Anadolu Musiki Cemiyeti’ne kaydoluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu noktadan sonra Müzeyyen Senar, onu efsanevi bir Türk Sanat Müziği sanatçısı olarak tanımamıza sebep olacak bir müzik eğitimine başlıyor. Sanatçının ilk eğitmenleri arasında kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun Bey ve udi Hayriye Hanım yer alıyor. Senar, ilerleyen yıllarda Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Lem’i Atlı gibi isimlerin de deneyimlerinden faydalanma şansı buluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eğitimin başından itibaren kuvvetli sesiyle dikkat çeken Müzeyyen Senar, hocası Kemal Niyazi Bey ile beraber İstanbul Radyosu’nda şarkı söylemeye başlamış. İşte bu şekilde sanatçının muazzam sesi geniş bir kitle tarafından tanınıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    O zamanlarda müzik alanında şöhrete kavuşmanın yolu ünlü gazinolarda şarkı söylemekten geçiyor ve Müzeyyen Senar’ın sesini radyo programı sayesinde duyan İstanbul’un gazinosu Belvü’nün sahibi İbrahim Dervişzade sanatçıya bu fırsatı tanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariyerine Belvü sahnesinde giriş yapan Senar ülkenin birçok ünlü gazinosunda sahne alıyor ve adım adım şöhrete kavuşuyor. Atatürk bile Müzeyyen Senar’ın sesine hayran kalıyor ve Müzeyyen Hanım “Atatürk’ün Sevdiği Ses Sanatçısı” olarak anılmaya başlıyor. Ünü yurt dışında da duyulan Senar, Avrupa macerasına Paris konseriyle başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Müzeyyen Senar 1938 yılında Ankara Radyosu’nun ilk yayınlarına katılıyor ve radyo programlarına bir süre devam ediyor. Diğer yandan ülkenin en seçkin gazinolarında sahne alıyor, Türkiye’nin dört bir yanında kapış kapış satılan plaklara imza atıyor. Müzeyyen Senar her şarkıyı en güzel şekilde yorumlasa da söylemekten en çok zevk aldığı şarkıların, “Haydar Haydar”, “Ormancı”, “Feraye” ve “Benzemez Kimse Sana” olduğu biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    2015 yılında kaybettiğimiz değerli sesimiz Müzeyyen Senar en son 1983 yılında Bebek Gazinosu’nda sahneye çıkmıştır. 1998 yılında Devlet Sanatçısı olan Müzeyyen Senar’ın sanat hayatının fotoğraflarla anlatıldığı “Cumhuriyetin Divası: Müzeyyen Senar” sergisi 2009 yılında açılmıştır.

  • HAYATIMIZI ZENGİNLEŞTİREN CANLAR!

    Onlar evde, mahallede, köyde, şehirde birlikte yaşadığımız canlılar. Bazen yakın arkadaş olup bazen uzaktan sevdiğimiz hatta bazen sadece göz göze değip geçtiğimiz dostlar. Bir köpek sahibi olalım ya da olmayalım, dünyamıza kattıkları zenginlik için şu kısa listeye bakmak bile yeterli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En sadık dostlar…” title_font_size=”13″]

    Köpekler gözümüzün içine bakan birer dost olmalarının ötesinde dostluklarındaki sadakatle ün yapmışlardır. En ünlü örneklerinden biri Yunan mitolojisindeki Odysseus’in köpeği Argos’tur. Argos, savaşta öldüğüne inanılan sahibini 20 yıl evinde beklemiştir ve geri döndüğünde de Odysseus’i ilk tanıyan olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatımızın gönüllü bekçileri…” title_font_size=”13″]

    Koruma amacıyla sahiplenilen köpekler hayatımızın önemli figürlerindendir. Onlar hem en sadık dostumuz hem gönüllü koruyucumuzdur. Evimizin, bahçemizin, iş yerimizin güvenliğini sağlayan cesur köpekler bazen de büyük hayvan sürülerinin bekçiliğini yaparak hayatımızı kolaylaştırırlar. Eğitim almış profesyonel bekçi köpekleri olabildiği gibi, tür olarak bu vasfı taşıyanlar da vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sinemanın yetenekli oyuncuları…” title_font_size=”13″]

    Sinemada yer almış köpek karakterleri yaşattıkları seyir keyfiyle çoktan zihinlerimizde yer etmiştir. Uzun soluklu bir diziye adını veren Lassie’yi hatırlamayanınız var mı? Ya da Harry Potter’da Rubeus Hagrid’in evcil köpeği Fang’i bilmeyen? Eğer gerçek bir hikâyeden ilham alan Haciko isimli filmde, köpek Hachi’yi seyretmediyseniz de çok şey kaçırıyorsunuz demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözümüz, kulağımız olan rehberler…” title_font_size=”13″]

    Köpeklere ilk kez Birinci Dünya Savaşı sırasında, gözünü kaybeden insanlara destek olmaları için rehberlik eğitimi verilmiş. Günümüzde de görme engeli olan ya da yalnız yaşayan insanlara rehberlik eden köpekler, o insanların sadece gözü kulağı değil can yoldaşı da oluyorlar. Güvenle ve daha özgür bir biçimde yol almalarını sağlıyor, farklı mekânlarda bulunmalarını kolaylaştırıyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arama kurtarma elemanları…” title_font_size=”13″]

    Henüz yavru iken birtakım testlerden geçip eğitim alan köpeklerden tüm sınavları geçenler sertifika sahibi olarak afetlerde arama kurtarma elemanı olarak görev yapıyorlar. Hayat kurtarmak gibi zorlu işlerde çalışan dostlarımız emeklilik yaşları gelene kadar bu görevlerini sürdürüyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahil güvenlik görevlileri…” title_font_size=”13″]

    Özel eğitimli köpeklerden bazıları da sahil güvenlik ekibinde görev yapanlar… Üstün koku alma özellikleri sayesinde narkotik suçlularının yakalanmasını sağlayan dostlarımız, denizlerimizin güvenli ve huzurlu kalmasını sağlıyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk arkadaşlarımız…” title_font_size=”13″]

    Belki de hepsinden önemlisi hayatımızın en özel yıllarına, çocukluğumuza eşlik eden arkadaşlarımız olmaları… Bir çocuğu hiç konuşmadan sevgi dolu, sorumluluk sahibi yapabilen en özel canlılar onlar. Şunu da ekleyelim ki yapılan araştırmalar çocukluk yıllarını evcil bir köpekle geçirmiş insanların ileriki yaşlarında çok daha paylaşımcı olduğunu ortaya koymakta.