Yazar: admin

  • SÜMER TİLMAÇ’IN CANLANDIRDIĞI İYİ VE KÖTÜ KARAKTERLER

    15 Temmuz 1948 ile 12 Haziran 2015 arasında yaşayan, Malatya’da dünyaya gelip İstanbul’da 67 yaşında hayata gözlerini yuman Sümer Tilmaç, televizyon ve sinema tarihimizin emektar oyuncularından biriydi. Hayatının son demlerine kadar oyunculuk yapmayı sürdüren sanatçı çoğunlukla drama filmlerinde iyi karakterleri, komedi yapımlarında ise kötü karakterleri canlandırmıştır. İçinde yer aldığı onlarca yapımdan bazıları şöyledir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Perihan Abla” title_font_size=”13″]

    Sümer Tilmaç, beyaz camın kült dizisi Perihan Abla’nın bir bölümüne konuk oyuncu olarak katılır. Annesiyle yaşayan Muhittin rolündedir. En büyük hayali oğlunu evlendirmek olan anne, oğlu için gözüne Perihan Abla’yı (Perran Kutman) kestirmiştir ama Muhittin’in gönlü bir başkasındadır. Bu arada, Sümer Tilmaç’ın bu dizide Şevket Altuğ ile tanışması, sonraki yıllarda Süper Baba dizisinde rol almasının da kapısını açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kılıbık” title_font_size=”13″]

    Karısının sözünden çıkmasa da serzenişinden kurtulamayan, sürekli  çalışsa da kıt kanaat geçinip kirasını ödeyemeyen Kamil (Kemal Sunal) ev sahibi tarafından sürekli mahkemeye verilir, fakat her seferinde de davayı kazanır. Ev sahibi Kamil’i evden çıkarmak için sonunda mafya babası Arabacı Niyazi’den yardım ister. 1983 tarihli Kılıbık filmindeki Niyazi, usta oyuncu Sümer Tilmaç’tan başkası değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gırgıriye’de Cümbüş” title_font_size=”13″]

    Gırgıriye’de Cümbüş, Türk Sineması’nın unutulmaz komedilerinden olan Gırgıriye serisinin üçüncü filmidir. Sümer Tilmaç bu bölümde, Güllü’nün (Gülşen Bubikoğlu) sahne aldığı gazinonun patronudur ve onunla evlenmek istemektedir. Sürekli “hayır” cevabı alan patron, film boyunca Güllü’yü kandırmak ve Bayram’dan (Müjdat Gezen) ayırmak için uğraşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Japon İşi” title_font_size=”13″]

    Sümer Tilmaç, 1987 yapımlı Japon İşi’nde başroldeki isimlerden biri olarak hapisten yeni çıkan mafya babası Dilaver rolündedir. Filmde hem o hem de gazinonun garsonu Veysel (Kemal Sunal) aynı kişiye yani solist Başak Billurses’e (Fatma Girik) âşıktır. Ortaya bir de Başak’ın birebir benzeri olan robot çıkınca işler iyice karışır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı Cumhuriyeti” title_font_size=”13″]

    Gani Müjde’nin yönetmenliğini yaptığı, senaryosunu Fatih Solmaz ve Emre Bülbül ile kaleme aldığı filmde Sümer Tilmaç; Ata Demirer, Vildan Atasever ve Ruhsar Öcal ile başroldedir. Bu kez 2000’lerde yaşayan Sultan VII. Osman’ın mert yaveri Yadigâr’ı canlandırır. 2008 yılında vizyona giren film komedi türündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çakallarla Dans” title_font_size=”13″]

    Çakallarla Dans filminde canlandırdığı Bahattin Ağa karakteriyle uzun yılların ardından tekrar mafya babası rolüne bürünür Sümer Tilmaç. 2010 yapımlı bu film sanatçının son dönem filmlerinden biri olmuştur. Usta oyuncu, kendisiyle özdeşleşen bıyık stilini son filmlerinde olduğu gibi korumuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gönül Yarası” title_font_size=”13″]

    Akademi Ödülleri’ne namıdiğer Oscar ödüllerine ülkemizi temsil etmek üzere aday adayı olan 2005 yapımlı Gönül Yarası filmi de Sümer Tilmaç’ın rol aldığı filmlerden biridir. Filmin ana karakteri öğretmen emeklisi Nazım’ın (Şener Şen) en yakın dostu, iyi insan Takoz Atakan rolündedir.

  • Akdeniz’den Arap Kültürüne Uzanan Antakya Mutfağı

    Akdeniz’den Arap Kültürüne Uzanan Antakya Mutfağı

    Türkiye’nin kozmopolit bölgelerinin başında şüphesiz ki Antakya geliyor. Yüzlerce yıl farklı medeniyetlerden süzülerek ortaya çıkan Antakya mutfağı ise uluslararası boyutta ilgi gören bir zenginliğe sahip. Yeşilliğiyle Akdeniz kültürüne baharatlarıyla Arap kültürüne uzanan bu köklü mutfağın tatları sayfamızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Antakya mutfağında ne yerseniz yiyin kokusunu ve rengini etkileyen bir baharat ya da sosla harmanlandığını görebilirsiniz. En çok kullanılan baharatlar pul biber, zahter, reyhan, mahlep iken nar ekşili sosla da sık sık karşılaşırsınız. Zeytinyağı ise en az Ege mutfağındaki kadar çok kullanılan tatlar arasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Güneydoğu Anadolu’nun bu seçkin mutfağında etle yapılan kebap çeşitleri zeytinyağı eşliğinde yapılan sebze yemekleriyle eşit seviyededir. Örneğin satır kıymasıyla yapılan kâğıt kebabı en çok tüketilen yemeklerden biridir. Tepsi kebabı ile kâğıt kebabının muhteviyatı aynıdır fakat kâğıt kebabı, yağını emen kâğıt sayesinde çok daha hafiftir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Büyük ihtimalle hepimiz için içli köfte kalbimizin bu topraklarda kalma sebeplerinden biridir. İçli köfteye hem içerik hem görüntü olarak benzeyen oruk da Antakya mutfağının alametifarikalarından biridir. Bir de aynı malzemelerin tepsiye yayılarak fırında pişirilme hali vardır ki ona da sini oruğu denir ve mutlaka tatmanız önerilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Söylediğimiz gibi sebzeden yana zengin Antakya mutfağında en çok pişen yemekler arasında ıspanak ya da kabak borani, bamya, börülce yemeklerini sayabiliriz. Biber dolmasından yaprak ya da pazı sarmasına en çekici lezzetleri yine bu mutfakta bulabilirsiniz. Patlıcanla yapılan abugannuş gibi mezeler de Antakya mutfağının sahiplendiği lezzetlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Humus yapan dükkânlarla Antakya’da her sokakta karşılaşabilirsiniz. Kabukları ayrılıncaya kadar haşlanan nohut tahinle karıştırılıyor, kimyon, toz biber, küçük turşu, domates parçacıkları ve zeytinyağı ile servis ediliyor. Arapçada nohut anlamına gelen humusun yapıldığı yerlerde yine Antakya’ya özgü olan bamya ezmesini de bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hatay mutfağı

    Antakya çarşısında sık sık karşınıza çıkacak lezzetlerden biri de biberli ekmektir. Bol baharatlı, salçalı, soğanlı ve tabii ki biberli olan ekmeği Antakyalılar özellikle sabah kahvaltısında tüketiyor. Bazı yörelerin peynir de ilave ettiği ekmeğe “biberli katık” da deniyor fakat lahmacunu andıran bu lezzeti bırakın katık olarak yemeyi tek başına bir öğün bile yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    közde künefe, hatay mutfağı

    Ve şimdi söyleyeceğimiz tatlıyı illa ki yerinde, yani Antakya’da yemeniz gerekiyor. Közde künefeden söz ediyoruz. Kömür üstünde ısınan sinide ağır ağır pişirilen, piştikten sonra üstüne yoğun şekerli şerbet dökülmeyen bu tatlının en hasını kentin merkezindeki çarşıda bulabilirsiniz. İçindeki peynirin tadından tatlının kıvamına unutamayacağınız bir lezzetle tanışacağınızı rahatlıkla söyleyebiliriz.

  • Dilimizde Yabancı Kaldığımız Kelimeler

    Dilimizde Yabancı Kaldığımız Kelimeler

    Kökeni Latince, Arapça veya Farsça olsa da uzun zaman önce dilimize yerleşmiş, yani Türkçeleşmiş o kadar çok kelimeden bihaberiz ki! Artık onların çoğu ile okuduğumuz bir romanın satırlarında ya da şanslı olup da denk gelirsek Türkçe’ ye gerçekten hâkim kişilerin konuşmalarında karşılaşıyoruz. Peki aşağıda göreceğiniz az kullanılan Türkçe kelimelerle siz en son nasıl karşılaşmıştınız? Seçtiğimiz kelimelerin cümle içinde kullanışlarını görmek isterseniz de yaptığımız alıntılara göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her hâlde, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, mutlaka.

    “Beni görmek demek; behemehâl yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” – Mustafa Kemal Atatürk

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Önsezi.

    “Bunun için, ancak her şeyle alakalarını keserek kendi dünyalarına döndükleri zaman rahat ediyorlar, muhitle temasta bulunmaya mecbur olunca fena hissikablelvukuların altında ezilmeye başlayarak sıkılıyorlar ve kaçmak istiyorlardı.” – Sabahattin Ali

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çok gerekli olan, kaçınılmaz, vazgeçilmez.

    “Tütüncüye gazete ve Bafra borcu, gazinocuya iki üç bira, gazoz borcu, muhallebiciye on yedi lira kadar bir takıntım olsa. Geçen ay ödemediğime, bu ay da çok mübrem bir işe elli altı lira vermek zorunda bulunduğuma göre çarşıya inebilir miyim? İnemem değil mi? Evet bu hikâye böyle bitebilir. Gülen güler. Acıyan acır. “Amma da hikâye ha!” diyen der.” – Sait Faik Abasıyanık

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Anlayışlı, uyanık, zeki.

    “Kalp, duyularla bilinemeyen ve hayal edilemeyen bazı manaları anlamak bakımından insan bedenindeki diğer organlardan ayrılır. Âlemin mahlûk olduğunu ve bir yaratıcının varlığını anlaması gibi. Bu, münazara ve münakaşa yollarını bilen zeyrek akıldan daha üstün bir akıl demektir.” – İskender Pala

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Geçmiş, geçen.

    “Bahse girer misiniz? Beş dakika içinde en heyecanlı bir vaka icat etmeye muktedir olursam bu iki güzeşte aylıktan birini kasaya bırakır mısınız?”  – Reşat Nuri Güntekin

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.

    “İlim maddeci imiş. Ne münasebet! İlim, gerçeği bölerek anlamaya çalışan, sınırlı olmaya mahkûm bir tecessüs. Karanlık ormanda dolaştırılan bir çıra.” – Cemil Meriç

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Denge.

    “Muvazenemi kaybediyorum, öyle mi? Muvazene dediğin ne? Dünyamı kaybediyorum. Dünya benim için artık o dünya değil. Kırk sene içinde yaşadığım âlem, o âlem değil. Kırk sene inandığım hakikatler, başımı bir yastık gibi dayadığım emniyetler, üstüne binalar kurduğum nisbetler, avucumdan kayıp gidiyor. Hiç bir şey eskisini andırmıyor.” – Necip Fazıl Kısakürek

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Değersiz, bayağı, kötü.

    “Konya’ya döndüğüm vakit benim motor, dama Erol Efendi, dedi. Kıtipiyoz bir tamirhaneye verdim.” –  Aka Gündüz

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Boşuna, boş yere, sebepsiz olarak.

    “Ah, bu küçük teferruat… İki üç çizgi, birkaç konuşma parçası, işte size bütün bir hayat… Tevekkeli değil eskiler yalnız şiir söylemişler!” – Ahmet Hamdi Tanpınar

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Sonsuz, ucu bucağı olmayan.

    “Her insan tabiata benzer: güneş ve bulut, yağmur ve hararet, gül ve diken, bülbül ve baykuş, fırtına ve sükûn, gülistan ve bataklık, iniş ve yokuş namütenahi tezatlar ondadır. İnsanın topraktan yaratıldığı doğru bir tespit: biz tabiata çok benziyoruz. Ruhlarımız, tabiatın ruhu gibi iki büyük tezatla örülür: iyi ve fena, güzel ve çirkin, doğru ve eğri…” – Peyami Safa

  • Ege’de Yaşamış 7 Filozof

    Ege’de Yaşamış 7 Filozof

    Medeniyetlerin birleşme noktası Anadolu’dan o medeniyetlerle birlikte adını tarihe yazdırmış nice insanlar gelip geçmiş… Özellikle Ege felsefenin filizlendiği yer olarak kabul ediliyor. Listemizde düşünceleri, teori ve kuramlarıyla insanlığa yön vermiş Egeli filozoflara yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Thales’ten günümüze herhangi bir yazılı belge ulaşmamıştır, onu Antik dönem yazarlarının aktarımlarından tanıyoruz. Metafizik, matematik, etik ve astronomi alanında fikirler ortaya koyan Thales’in MÖ 620’lerde Aydın civarında, o dönemdeki adıyla Milet’te doğduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde İzmir-Değirmendere’yi içine alan bölgede, Antik dönemdeki adıyla Kolophon’da doğan Ksenophanes’in İranlılar Anadolu’yu işgal edince İtalya’ya gittiği ve Elea’da öldüğü düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Thales’in öğrencisi Anaxagoras ise Klazomenai, yani İzmir Urlalıdır. Servetini bilimsel araştırmalar için harcadığı rivayet edilen Anaxagoras, ilerleyen yaşlarında Atina’ya yerleşmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Maddenin ilk öğesi su diyen Thales gibi, maddenin ilk öğesi hava diye Anaksimenes de Miletlidir. Milesian okulunun en genç bireyi olan düşünür, Miletoslu üç düşünürün sonuncusudur: Thales, Thales’in öğrencisi Anaksimandros, Anaksimandros’un öğrencisi Anaksimens.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    MÖ 610 yılında Milet’te, yani Aydın’da doğup MÖ 546 yılında Aydın’da ölen Anaksimandros’un öğretilerini kaleme alan ilk filozof olduğu kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bergama’da doğan filozof Galen aynı zamanda Antik Roma’nın ünlü doktorlarından biridir. Bergama’daki Galenos Caddesi’ne adını veren kişidir ve Cumhuriyet Meydanı’nda bir de heykeli bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hierapolis Frigya’da köle olarak doğduğu, sonra azat edildiği ve ileriki yaşlarında Nicopolis’te bir felsefe okulu açtığı düşünülen filozof da Epiktetos’tur. Isparta’da bulunan Yazılı Kanyon’un duvarlarında yazan “Hür İnsan Üzerine Bir Şiir”in de kendisi tarafından yazıldığı düşünülmektedir.

  • İstanbul’un Altında Dev Bir Yapı: 8 Madde ile Yerebatan Sarnıcı

    İstanbul’un Altında Dev Bir Yapı: 8 Madde ile Yerebatan Sarnıcı

    Sarnıç sözlükte, “Yağmur suyu biriktirmeye yarayan yer altı su deposu” olarak geçiyor. Sultanahmet’te, Ayasofya’nın hemen yanında bulunan Yerebatan Sarnıcı ise “dünyanın en eski su deposu” deyip geçilemeyecek kadar görkemli ve estetik bir yapı… 1500 yıla yaklaşan yaşı ve hala koruduğu gizemiyle İstanbul’un kimliğini oluşturan eşsiz eserlerden bir tanesi… Buyurun, listemizdeki 8 madde ile birlikte Yerebatan Sarnıcı’nda bir gezintiye çıkalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sultanahmet, bizans parası, bizans altını

    Dikdörtgen formda, 9.800 metrekarelik bir alanda, yüz bin ton su saklama kapasitesindeki bu devasa yapı, saraylıların ve çevredeki halkın su ihtiyacını karşılaması için 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlılar İstanbul’u fethettikten sonra sarnıcı kısa bir süre Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak için kullanırlar. Fakat kullanacakları suyun sağlıklı olabilmesi için durgun değil akar vaziyette olması gerektiğini düşündüklerinden kendi su tesislerini kurarlar, sarnıç da zamanla işlevini kaybeder ve unutulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ayasofyada gün batımı

    Yerebatan Sarnıcı’nın karanlık dünyası 16. yüzyıl ortalarında Hollandalı gezgin Petrus Gyllius sayesinde adeta aydınlatılır. Antik metinleri araştırmak üzere İstanbul’a gelen gezgin, Ayasofya civarındaki evlerin zemin katlarında bir delik olduğunu, insanların buradan kova sarkıtarak su çekip balık tuttuklarını öğrenir. İçine inebilecek yolu bulunca da bir meşale ve sandal ile sarnıcı dolaşır ve bu büyüleyici mekânı Batı’ya tanıtan kişi olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    52 basamaklı bir taş merdiveni indikten sonra göreceğiniz 336 adet sütun sarnıcın mimarisini eşsiz kılar. Bir su deposunun içinde yükselen bu sütunlar ve başlıkları onun halk tarafından “Yerebatan Sarayı” ismiyle anılmasını sağlayacak kadar gösterişlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bizans

    Sarnıcın içindeki bir sütun, hakkındaki rivayetler ile diğerlerinden ayrılır. Bu sütun, tavus gözü, sarkık dal ve gözyaşı kabartma ve oymalarıyla şekillendirilmiştir ve “ağlayan sütun” olarak bilinir. Rivayete göre sarnıcın 38 yıl süren inşasında 7.000 köle çalışmış yüzlercesi hayatını kaybetmiş ve işte bu sütun onların anısına dikilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sütunların altında kaide olarak duran “Medusa” başları Yerebatan Sarnıcı’nı gizemli bir yapıya dönüştürür. İki sütunun altında yer alan ve nereden getirildiği bilinmeyen bu eserler hakkında çoktan efsaneler üretilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu efsanelerden birinde, güzel bir kız olan Medusa’nın saçlarını âşık olduğu Perseus’tan kıskanan Athena yılana çevirir. Ve Medusa baktığı herkesi taşa dönüştürmeye başlar. Bunun üzerine Persesus Medusa’nın başını keserek onun gücünü kendisine katar. Bu efsane “Medusa Başı”nın Bizans’ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine bakanların taşa dönmemesi için ters olarak yerleştirilmesine neden olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Karanlıkta geçirdiği yüzlerce yılın ardından bugüne gelindiğinde ise içinde şarkılar söylenen ve 21. yüzyıl insanına büyüleyici anlar yaşatan tarihi bir mekâna dönüşür.

  • ARDIÇ AĞACI İLE ARDIÇ KUŞUNU BULUŞTURAN HİKÂYE

    Bizim için neredeyse romantik olan “ardıç ağacının ardıç kuşu olmadan çoğalamaması” gerçeğinden elbette hikâyenin iki sahibi de habersiz… Ardıç ağacı doğası gereği tohumlarını döküyor, ardıç kuşu da bu tohumlara rastladığında severek tüketiyor. Ve böylece aralarında bir döngü başlıyor… Onların farkında olmadıkları bu muhteşem döngü doğa için de biz insanlar için de bir hayli kıymetli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ardıç ağacı genel formuyla ilk bakışta insanı etkisi altına alan ağaç türlerindendir, hatta fantastik filmlerden çıkıp gelmiş gibi bir hali vardır. Fakat formu yetiştiği alana göre değişkenlik gösterebilir, sözünü ettiğimiz türde olanlar sıcak bölgelerde, kısa boylu çalı formunda ardıç ağaçları genellikle soğuk bölgelerde görülür. İğne yapraklı ağaç sınıfına girerler ve kış aylarında da yapraklarını dökmezler. Dişi ve erkek türleri olan ağaçların dişileri kozalaklıdır ve belli zamanlarda tohum dökerler. Bu kozalakların büyüklüğü, rengi, içindeki tohum sayısı türüne göre değişebilir. Gri, sarı hatta pembe renkte olabilirler. Sadece Kuzey Yarımküre’de 60 türün varlığı bilinen ardıç ağacının ülkemizde 8 türü bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Trakya ve Anadolu’da yaygın olan katran ardıcı, Kuzey Anadolu Dağları’nda sık görülen bodur ardıç, Akdeniz Bölgesi’nin doğusunda görülen kokar ardıç gibi türlerin kozalakları siyah-mavi renkteyken Finike ardıcının kozalakları kahverengi-kızıl rengindedir. Ardıç ağaçlarının kendi kendine çimlenip filizlendiği de görülebilir fakat üremeye devam edebilmesi için karatavuk ailesinden olan ardıç kuşuna ihtiyaç duyar. Çünkü bu kuş gelir tohumları yer, sindirim sisteminde kabukları açılan tohumları katı atık şeklinde dışarı, toprağa atar ve toprakta filizlenme başlayarak yeni bir ardıç ağacının hikâyesini daha başlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ortalama ömürleri 20-25 sene ve diğer kuşlara oranla uzun bir zaman dilimi olan ardıç kuşları ötücü kuşlardır. Sadece ardıç ağacı tohumlarını değil üzüm çeşitlerini de severek yerler. Tabii tüm kuşlar gibi böcek, salyangoz benzeri canlıların da beslenme düzenleri içinde yerleri bulunur. Gövde tüyleri benekli olan ardıç kuşlarının yumurtalarından kiminin kabukları da benekli olabilir. Orman, bahçe ve parklardaki ağaç kavuklarında yaşayanlar olduğu gibi toprak üstünde yuva yapanları da görülebilir. Baharın müjdecisi olarak da değerlendirilirler, çünkü sonbahar gelince güneye göçer ve ilkbaharla birlikte rotalarını kuzeye çevirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ardıç kuşuna adını veren ardıç ağacının Eski Türkler için önemi büyükmüş. Daha çok filmlerde karşımıza çıkan, dallarına bezler bağlanıp dileklerin tutulduğu ağaçların başında ardıç gelirmiş. Yumuşağımsı dalları da tütsü olarak kullanılırmış. Ülkemizde de bulunan yaşlı ardıç ağaçları uzun uzun seyredilesi bir manzaraya sahiplerdir. Konya Taşkent’de bulunan ve bin yıllık bir ağaç olduğu rivayet edilen ardıç ağacı Anıt Ağaç statüsündedir. Ardıç ağaçlarının tohumları/meyveleri kasım ve aralık ayı gibi toplanır ve büyük çoğunlukla kurutulup çay olarak tüketilir. Ardıç meyvesi çayının mide ve sindirim sistemi üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir.

  • 8 Madde İle Yeşilçam’ın Zarif Güzeli Filiz Akın

    8 Madde İle Yeşilçam’ın Zarif Güzeli Filiz Akın

    Çevirdikleri film sayısı yüzleri aşan, Türk Sineması’nın temel harcını karan sanatçılarımız vardır. Filiz Akın adı geçtiğinde önce güzelliğinden, zarafetinden söz edilmeye başlanır ama o her şeyden önce sinemamızın temelini atan sanatçılarımızdandır. Listemizde 8 madde ile Yeşilçam’ın zarif güzeli Filiz Akın’ı konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Türk Sineması’nda başroldeki kadın oyuncuların tamamının esmer olduğu dönemlerde Filiz Akın sarışın haliyle dikkatleri üzerine çekmişti. Ama o “fettan” değil kırılgandı, yani alışılmışın dışında bir sarışın olarak hikâyenin daima iyi tarafındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    “Artist” olma talebi de yoktu aslında… Arkadaşının annesi çok ısrar edince Artist dergisinin yarışmasına bir fotoğrafını göndermiş ve birinci olmuştu. Kimselere güvenemediği için Ankara’ya tekliflerle gelen dergi yöneticilerini, yapımcıları geri çevirmiş ama kendisi için Ankara’ya gelenlerden biri Memduh Ün olunca iş değişmişti. Sonraki aşamada annesiyle birlikte İstanbul’a taşınmak vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    “Akasyalar Açarken” filminde başrolü iki sarışın, “Altın Çocuk” lakaplı Göksel Arsoy ve sahne adıyla Filiz Akın paylaşıyordu. Asıl adı ise Suna’ydı. 1962 tarihli bu ilk filminden sonra artık sinemada Filiz Akın furyası başlamıştı, 1975 yılına kadar 100’den fazla filmde rol aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Filiz Akın burslu olarak kolejde okumuş ve İstanbul’a gelmek için üniversiteyi bırakmadan önce arkeoloji eğitimi almıştı. Filmlerde de genellikle şehirli zarif hanımefendi rollerine uygun görüldü. Tabii ağzından düşürmediği sakızıyla hırsız Hacer’i oynadığı Yankesici Kız gibi rolleri de yok değildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Ediz Hun’la başrolü paylaştığı Ankara Ekspresi’ndeki oyunculuğu ile Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Esat Mahmut Karakurt’un romanından uyarlanan film o yıl Altın Portakal’da beş ödül kazanmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    1975 yılında sinemayı bıraktı. 80’lere doğru pek çok sanatçı gibi o da eline mikrofonu alıp kısa bir süre sahneye çıktı. 1982-1997 yılları arasında evliliği nedeniyle Paris’te yaşadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Sinemamızın dört duayen kadın oyuncusu için “dört yapraklı yonca” ifadesi kullanılır, yani, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın için… “Günahkâr Kadın” filmi ise Filiz Akın ve Türkan Şoray’ın karşılıklı oynadığı tek filmdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    günahkar kadın, akasyalar açarken

    Filiz Akın okul yıllarından itibaren yazı yazmayı hep sevmişti. Hatta oyuncu olduktan sonra bir süre gazetede “Filiz’in Köşesi’ adı altında yazılar yazdı. Güzelliklere Merhaba, Hayata Merhaba, Lezzete Merhaba ve Genç Kalmak Üzerine isimlerini verdiği dört de kitap kaleme aldı.

  • Sakura ve Çiçek Seyretme Geleneği Hanami

    Sakura ve Çiçek Seyretme Geleneği Hanami

    Aslına bakarsanız kiraz konusu dünyada Türkiye’den sorulur, çünkü kiraz üretiminde ülkemiz ilk sıralarda. Hatta adını kirazdan almış bir şehrimiz bile var: Giresun. Kirazın Roma dönemindeki adı olan “kerasus”tan dönüşerek almış bu adı. Sayfamızın konusu olan “sakura” ise Japonların büyük önem atfettiği bir tür meyve vermeyen kiraz ağacı, başka bir ifadeyle kiraz çiçeği ağacı demek. Gelin tam da sakuraların çiçek açtığı şu günlerde konuyu biraz daha derinleştirelim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    japon kedisi

    Her yıl mart ayının sonu ile nisan ayının ilk haftası açan sakura çiçekleri tek bir çeşitten ibaret değil… Bedeninden beyazları, pembeleri, fuşyaları yansıtan neredeyse 200’den fazla sakura çiçeği bulunuyor. Açarken ağırdan alan bu zarif çiçekler dökülmek için oldukça aceleci davranıyor ve solmadan dökülen yapraklarına Japonlar tarafından büyük anlamlar yükleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın ulusal simgelerinden olan sakura çiçekleri, dalları renklendirmiş halleri ile yaşamı, kısa bir süre sonraki düşüşleri ile ölümü akıllara getiriyor. Samuraylara cesur karşılaşmalarda ilham verme nedeni de, II. Dünya Savaşı’nda kamikaze adı verilen intihar pilotlarının uçaklarına çizdikleri figür olma nedeni de bu; muhteşem göründüğü bir anda hayatın sonlanabileceği kabulü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hüzünlü bir tarafı bulunan bu felsefenin yaşamı betimleyen kısmı günümüzde Japonya halkının heyecanla beklediği bölümü, yani çiçek açma dönemi. Ülkede her şehir için hava durumu sunar gibi sakura durumu sunuluyor ve bu konudaki bir günlük yanılgı bile hoş karşılanmıyor. O günler gelip çattığında ise eskiden olduğu gibi sadece soyluların değil zengin-fakir herkesin coşkuyla katıldığı sakura günleri başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mart sonu itibariyle bütün dalları saran sakura çiçeklerini seyretmenin de Japon kültüründeki yeri büyük. Hanami adı verilen bu seyir hali geleneksel büyük bir festival olarak kutlanıyor. Parklara akın eden insanlar tatil günlerinde tüm sokakları şenlik alanına çeviriyor. Özel partilerin ya da evlilik gibi özel günlerin festivalin başladığı günlere denk getirilmesi ise ülke için alışıldık bir durum.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kiraz çiçeklerini hayranlıkla seyretme anlamına gelen hanamiye katılmak için Japonya’ya yurtdışından gelen turist sayısı ciddi bir yoğunluk oluşturuyor. Şunu da söylemeliyiz ki bu kalabalık içinde katılımcıların ana etkinliklerinden biri kiraz çiçekleri altında tek başına ve sükûnet içinde yürümek. Gece vakitlerinde sakuraları seyretmek ise “yozakura” diye adlandırılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Festivalde, bento yani tek kişilik olarak paketlenmiş yemek, pirinç unu ile yapılan bir tatlı dango, yine ezilmiş pirinçle yapılmış lokuma benzeyen sakura mochi ve kiraz çiçeği çayı gibi ikramlar hanaminin vazgeçilmezleri arasında bulunuyor. Japonya’da büyük ilgi gören bu festivalin daha küçük çaplısı Kore, Çin, Tayvan ve Filipinler’de yapılmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın doğal zenginliği olarak görülen sakura ağacının kendisi ya da tohumlarının yurt dışına çıkarılması yasaklanmış durumda fakat bu zarif ağacı bazı ülkelere dostluk nişanesi olarak göndermişler. Türkiye de bunlardan biri… En başta ifade ettiğimiz gibi kiraz çiçeği görmek için en elverişli coğrafyalardan birinde yaşıyoruz ama yine de bilge bir sakura ağacı görmek isteyenler için ülkemizde de Emirgan Korusu’nu adres gösterebiliriz.

  • AYRILIKLARI VE BULUŞMALARI ANLATAN VAPUR ŞİİRLERİ

    Vapurla yapılan seyahat en keyifli yolculuk biçimidir, hele bir de püfür püfür rüzgârıyla Boğaz’a karşıysa yerini başka ne alabilir? Oysa şiirlerdeki vapur yolculukları her zaman bu kadar keyifli olmayabilir… Yaşanan bir ayrılığın ve duyulan yalnızlığın anlatıldığı o şiirlerden geçen vapurlar, şairi kadar okuyucusuna da hüzün verir. Bu sayfada ise hem keyif hem hüzün veren, yaşanmışlıkları ve yaşanmamışlıkları anlatan vapur şiirlerini göreceksiniz. Vapur sözcüğünün dizelerinde değil adında geçtiği ilk şiirimizle başlayalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8.10 Vapuru, Cemal Süreya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul, Ziya Osman Saba” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mektup, Sait Faik Abasıyanık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Gün Sabah Sabah, Turgut Uyar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Gök Orda mı, Cahit Zarifoğlu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Perçemli Sokak’tan, Oktay Rifat Horozcu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boğaz Gezintisi, Özdemir Asaf” title_font_size=”13″]
  • Ayvanın Başrolü Kaptığı 8 Tarif

    Ayvanın Başrolü Kaptığı 8 Tarif

    Sonbahar geldi, havalar serinledi, yapraklarla beraber ayvalar da sarardı ve sonbaharın lezzetli meyvesi tezgâhlardaki yerini aldı. Kendine has buruk tadıyla ana yemeklerden çorbalara, tatlılardan salatalara birçok yemeğe lezzet veren ayvanın, birbirinden değişik tariflerini listemizde bulabilir, bu yemeklerle sofranıza lezzet katabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayvalı Mercimek Çorbası” title_font_size=”13″]

    Türk yemeklerinin baharatlı lezzetlerine çok yakışan ayva, mercimek çorbasına da yeni bir lezzet katıyor. Mercimek çorbasını pişirirken soğanları kavurduktan sonra, kabuklarını soyup küp küp doğradığınız 2 ayvayı çorbaya katın ve mercimekleri de ilave edip her zaman pişirdiğiniz şekilde çorbanızı hazırlayın. Ayvanın kattığı mayhoşluk mercimek çorbasına çok yakışacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayva Dolması” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’dan beri et ve meyve birlikteliği mükemmel uyumu ve zengin aromalarıyla mutfağımızı şenlendirir. Türk mutfağında etlere en sık eşlik eden meyvelerden biri olan ayvayla şahane bir dolma hazırlayabilirsiniz. Ayvaların içini kaşıkla oyduktan sonra; kıyma, pirinç, soğan ve baharatlarla hazırlayacağınız dolma içini ayvalara doldurun, üzerine biraz pekmez ve nar ekşisi gezdirerek pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayva Beğendi” title_font_size=”13″]

    Ayva ve et birlikteliğinin muhteşem uyumunu sofranıza taşıyabileceğiniz bir başka tarif ise ayva beğendi. Patlıcan yerine fırında teker teker folyoya sarılarak pişirilmiş ayvaları kullanarak hazırlayacağınız beğendi sofranıza bir farklılık katacak. Pişirdiğiniz ayvaların içine beşamel sos ve 10 adet kadar dövülmüş badem ekleyin ve aynı hünkârbeğendi yemeğinde olduğu gibi beğendinin üzerine et sote koyarak servis edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytinyağlı Ayvalı Kereviz” title_font_size=”13″]

    Zeytinyağlı yemekler de ekşi ve mayhoş meyveler ile lezzetlerine lezzet katar. Zeytinyağlı kerevize ekleyeceğiniz portakal ve ayva dilimleri yemeğe farklı bir aroma katacak üstelik görünüşünü de renklendirecektir. Meyveleri, pişirme sürecinde kerevizlerle beraber ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayva Tatlısı” title_font_size=”13″]

    Kabuklarını soyup ikiye böldüğünüz ayvaları tencerenin dibine yerleştirin ve her ayvanın içine 2 yemek kaşığı toz şeker ekleyin. Ayvaların üzerini kapatacak kadar su koyup, bu suyun koyulaşmasını sağlayacak olan ayva çekirdeklerini, aroma vermesi için karanfil ve tarçını ilave edip tatlınızı kısık ateşte pişirin. Ayvanın en sevilen hali olan ayva tatlısını, kaymak ve ceviz ile servis edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayvalı Pilav” title_font_size=”13″]

    Ayva, etlere olduğu gibi pirince de çok yakışıyor, ana yemeklerinizin yanında sunmak için ayva ile değişik bir pilav pişirebilirsiniz. Tereyağı eritip, 2 adet soyulmuş ve doğranmış ayvayı, 1 yemek kaşığı toz şeker ile kavurun. 2 su bardağı pirinç ile pişireceğiniz pilavınıza, 2 avuç çiğ badem, 2 yemek kaşığı kuş üzümü ve 1 çay kaşığı zerdeçal ekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayvalı Yahni” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın imza yemeklerinden ayvalı yahniyi evinizde de yapabilir, mükellef sofraların yıldızı olarak servis edebilirsiniz. 1 büyük ayvayı iri küpler halinde doğrayın, tereyağında kavurun ve bir kenarda bekletin. Etleri suyunu alıncaya dek zeytinyağında kavurup, üstüne piyazlık soğan, 1 çay kaşığı tarçın ve çeyrek çay bardağı pekmez ekleyin. Bir buçuk saat kadar kısık ateşte pişirdikten sonra ayvaları da ekleyip yarım saat daha pişirin ve servis edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayva Kompostosu” title_font_size=”13″]

    Yemeklerle beraber servis edebileceğiniz ferahlatıcı bir ayvalı komposto yapmak için iki ayvayı soyun doğrayıp limonlu suya atın. Üzerine bir su bardağı toz şeker, 1 portakalın suyu, 4 bardak su, çubuk tarçın, defne yaprağı, yıldız anason ve 3 diş karanfil ekleyin. Ayvalar piştikten sonra, tencerenin içine 2 yemek kaşığı nar suyu ve bir avuç nar tanesi atarak kompostonuzu renklendirebilirsiniz.