Yazar: admin

  • BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    İstanbul büyük bir şehir, Beyoğlu ise şehrin en büyük ilçelerinden ve en kozmopolit yerleşimlerinden biri. 45 mahalleden oluşan bu ilçeyi bir günde gezmek, tanımak imkânsız. En azından iki günlük ve iyi planlanmış bir turla, onda da ancak belli başlı yerler gezilebilir.  Peki bu gezide nereler es geçilmemeli?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin Tünel ucunda yer alan Galata Mevlevihanesi bir Beyoğlu gezisinde mutlaka listenin ilk sıralarında olmalıdır. 1491 yılında kurulmuş mekân gerek hikâyesi gerek görsel malzemesi ile şehrin değerli kültürel miraslarından biridir. Semahane binasındaki müze sergisi, derviş odaları, hat koleksiyonu mutlaka görülmeli ve yemyeşil bahçesinde derin nefesler alıp verilmelidir. Ziyaret saatleri yaz-kış dönemlerinde değişmektedir, giriş ücretli ve Müze Kart geçerlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elbette Beyoğlu’na gelip de Tünel’den Taksim Meydanı’na uzanan İstiklal Caddesi boyunca yürümemek mantıklı olmaz. Bu yürüyüş sırasında zaman zaman duraksamanız gereken adresler vardır. Örneğin görkemli mimarisiyle dikkat çeken St. Antuan Kilisesi… İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi olan yapının cephe genişliği 38 metredir. İtalyan rahipler tarafından yönetilen kilise gün içinde ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu, bilhassa İstiklal Caddesi pasajlarıyla ünlüdür. Tarihi Ses Tiyatrosu’nu barındıran Halep Pasajı, Atlas Sineması’na ev sahipliği yapan Atlas Pasajı gibi niceleriyle… 18 daire 24 dükkânıyla 1875’te inşa edilen Çiçek Pasajı da onlardan biridir. 1930’larda çiçekçilerle dolan pasajın adı da o günkü çiçeklerden gelir. İster kapısından içeri bir göz atıp çıkın ister uzun saatler geçirin ama Beyoğlu’na geldiğinizde Çiçek Pasajı’nı görmeden dönmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nda yerleşimin en eski izlerini sürebileceğiniz Galata’yı adım adım gezmenin keyfi başkadır. İlla bir adrese yönelmeniz gerekmez, sokak aralarında karşılaşacağınız sürprizler sizi fazlasıyla keyiflendirecektir. Galata Kulesi’ni işaret etmemize gerek var mı bilmiyoruz. Bu simgesel yapının seyir kısmına çıkmadan, İstanbul’a kuşbakışı bakılmadan yapılan bir Beyoğlu gezisi yarım kalmış demektir. Hatta gezinizi buradan başlatıp Galip Dede Caddesi’ni takip ederek Galata Mevlevihanesi ve oradan da İstiklal Caddesi’ne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk zamanlar Tarihi Yarımada’nın karşısında gelişen Beyoğlu’nun Bizans dönemindeki adı, karşı yaka, öte anlamına gelen Pera idi. Şimdilerde Pera’nın adı özellikle iki mekânda yaşıyor ve bu mekânlar Beyoğlu gezisinin içinde yer alması gereken adresler. Bir tanesi ünlü Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak için 1895’te açılan Pera Palas. Bu otel Kraliçe II. Elizabeth’ten Alfred Hitchcock’a kimleri ağırlamamış ki. En değerli misafirlerinden Atatürk’ün ve Agatha Christie’nin müze olarak düzenlenen odaları ziyarete açık durumda. Pera isimli ikinci mekân da çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak kültür-sanat hizmeti veren Pera Müzesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun Haliç’e yakın kıyılarında tersanenin inşa edildiği Hasköy büyük bir korulukmuş ve burası Tersane Bahçesi olarak anılmaktaymış. Bu bahçe içine 17. yüzyıl başlarında bugün Aynalıkavak Kasrı olarak bildiğimiz ve o zaman Tersane Sarayı diye isimlendirilen yapı yapılmış. Venedik Muharebesi’nden sonra Venediklilerin III. Ahmet’e hediye ettiği değerli büyük aynalar da sarayın odalarında yerlerini almışlar. İsminde geçen “aynalı” ifadesi buradan geliyor. Osmanlı döneminden kalan bu tarihi mekânın değeri okumaktan ziyade görmekle anlaşılacaktır. Bir Beyoğlu gezisinde hem Aynalıkavak Kasrı hem de Haliç kıyıları ihmal edilmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Haliç kıyıları demişken listeye ekleyebileceğiniz bir adres de Sütlüce semtindeki Miniatürk olmalı. Burada Türkiye’nin dört bir yanındaki önemli yapı ve oluşumların minyatürleri görülebilir. İzmir Saat Kulesi’nden Aspendos’a Pamukkale’den Peri Bacaları’na onlarca maket… Toplamda 60.000 m2 olan alanın 15.000 m2’sinde bu maketler sergilenirken, diğer tarafta kafe ve restoran gibi dinlenme alanları, Türkiye-İstanbul Simülasyon Helikopter turu gibi aktivite alanları yer alıyor. Miniatürk her gün 9.00-19.00 saatleri arasında açık durumda.

  • İşten Dönünce Hemen Hazırlayabileceğiniz Yemekler

    İşten Dönünce Hemen Hazırlayabileceğiniz Yemekler

    Çalışan nüfusun sık sık karşılaştığı, bazen yorgun argın tüm akşamı mutfak tezgâhı başında geçirten, bazen “Amaann boşver söyleriz bir şey” dedirten soru: “Akşama ne yiyeceğiz?” Hem dinleneceğiniz saatleri mutfakta geçirmenize sebep olmayacak hem de vicdan azabı çektirmeyecek yemekler neler olabilir araştırdık ve küçük önerilerle listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolu Dolu Çorba” title_font_size=”13″]

    Çorba deyip geçmeyin, eğer doğru malzemelerle hazırlanırsa tek başına bir öğün olabilir. Biraz bulgur, mercimek, hatta elinizi korkak alıştırmadan evde bulunan tüm sebzeleri doğrayarak hazırlayacağınız bir çorba size hem zaman hem de bol bol besin kazandıracaktır. Buzluğunuzda doğranmış sebzeler, tahıllar bulundurarak çorbanızda çeşitlilik sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hızlı Ama Lezzetli Izgaralar” title_font_size=”13″]

    Izgara çeşitleri işten döndükten sonra hemen hazırlayabileceğiniz bir alternatif… Tavuk, balık, et hangisini tercih ederseniz edin ufak hamlelerle lezzetlendirebilirsiniz. Hardal, zeytinyağı ve taze baharatlarla oluşturacağınız marine içinde 10 dakikalık bir bekleme süresinin bile yemeğe ne kadar lezzet katacağına inanamayacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlla Fast Food Diyenlere De Çare Var” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı beslenmek hepimizin hedefi ama zaman zaman canımızın pizza, pide gibi yiyecekler çektiği de bir gerçek. Neyse ki bu durum için de bir önerimiz var: eve gelirken fırına uğrayarak ekmek hamuru satın alın, üstüne dilediğiniz malzemeleri yerleştirerek fırına verin… Dışarıdan sipariş edilmiş kadar hızlı hazırladığınız diler pizzanın diler pidenin tadını çıkarın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soteleme Sanatına Giriş” title_font_size=”13″]

    En meşhurları Uzakdoğu mutfağında olsa da lokantalarda sık sık sipariş ettiğimiz, hemen her mutfağın tanışık olduğu sotelenmiş tarifleri gözünüzde fazla büyütmeyin. Genişçe bir tava, biraz zeytinyağı ve pişme hızına göre sırayla tavaya atıp çevirerek pişireceğiniz et, tavuk, sebze ve hatta meyve çeşitleri ile dakikalar içinde akşam yemeğiniz hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bildiğiniz Tencere Yemeği” title_font_size=”13″]

    Tamam, akşam eve gelip hünkârbeğendi yapın demiyoruz ama bazı tencere yemeklerini gerçekten çok kısa sürede hazırlayabilirsiniz. Mesela bezelye, mesela taze fasulye, hatta hepsini karıştırıp yapacağınız türlü… Hele bir de düdüklü tencere sahibiyseniz, tencere yemeğiniz dakikalar içinde sofrada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diyet İçin Değil Doymak İçin Tahıl Salatası” title_font_size=”13″]

    Salata her zaman az yemek, diyet yapmak anlamına gelmek zorunda değil. Hem besleyici hem de doyurucu salatalar da mümkün… Nasıl mı? Tabii ki canınızın çektiği tahılları en sevdiğiniz sebze-meyvelerle bir araya getirerek! Örneğin kinoa, domates, avokado, nar bir araya gelmiş, kötü mü olmuş?

  • Sıcak Günlerin Ferahlatıcı Geleneksel 8 İçeceği

    Sıcak Günlerin Ferahlatıcı Geleneksel 8 İçeceği

    Sıcak yaz günlerinde bunalan ama asitli, katkı maddeli içeceklerden de kaçınanlar için geçmişten günümüze var olan birçok içecek seçeneği var aslında… Birbirinden farklı tatlar ve faydalar içeren bu içeceklerin kimini hazır temin edebilir, kimini evde siz de yapabilirsiniz. Her yudumunda içinizi ferahlatacak lezzetlere bir göz atmanızı öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    doğal içecekler

    Gürcistan’ın meşhur içeceği armut suyu son yıllarda ülkemizde de ilgi görüyor, özellikle tarçın ya da taze biberiye ile denemenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Üzüm cenneti ülkemizde katkı maddesi içermeyen doğal üzüm suyu bulmak oldukça kolay… Evde yapımı zahmetli olabilen bu içecek kan akışını hızlandıran özelliği ile hem ferahlatıcı hem sağlıklı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Limon, şeker ve sudan yapılan limonatanın, 7’den 70’e hepimizin damağında ve kalbinde bıraktığı izler vardır mutlaka… Bir de naneli limonata vardır ki o daha da çok ferahlık isteyenler içindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Elmadan vişneye, erikten kayısıya pek çok meyve ile yapılabilen kompostoyu kaşık kaşık içmenin keyfi bir başkadır. Sık sık hoşaf ile karıştırılan bu lezzet taze meyvelerden yapılır, hoşaf ise meyve kurularından yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tropikal ülkelerde yetişen demirhindi ağacının meyvesi ile çeşitli baharatların karışımıyla yapılan demirhindi şerbeti Osmanlı mutfağının vazgeçilmezlerindendi. Günümüzde de sağladığı faydalarla yeniden ilgi gören içecek mutlaka soğuk içilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İşte, içimizi ferahlatmakla kalmayıp geleneksel mutfağımızın da medarı iftiharı olan bir içecek… Otlusunu, sodalısını, sütlüsünü de tercih edebilirsiniz ama hangisi bakır bardaktan taşan köpüğü ve buz gibi haliyle içmenizi bekleyen sade bir ayranın yerini tutabilir ki?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cacık, Türk mezesi kategorisine girse de sulandırılarak yapıldığında kaşık kaşık içtiğiniz ve kâsenin dibini görmeden rahat edemeyeceğiniz bir içecektir de aslında… Salatalık, yoğurt ve sudan mamul bu özgün lezzete isterseniz nane, zeytinyağı, sarımsak da ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ege’ye yolunuz düşerse en doğal haliyle bir bardak karadut suyu içmeyi ihmal etmemelisiniz. Vitamin deposu olarak bilinen içeceği evde yapmak da mümkün.

  • GIDA AMBALAJLARINDA YAZAN STT ve TETT NEDİR, NE DEĞİLDİR?

    GIDA AMBALAJLARINDA YAZAN STT ve TETT NEDİR, NE DEĞİLDİR?

    Gıda güvenliği, sağlığımız söz konusu olduğu için önemli konuların başında gelir ve bu güvenliği sağlayan sacayaklarından biri ürün ambalajlarının üstünde STT ve TETT kısaltmasıyla yazan tarih bilgileridir. Üreticilerin yasal bir zorunluluk olarak yer vermesi gereken bu tarihler ne demektir ve tüketici için neden önemlidir, kısa kısa özetleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • ERİĞİN RENGÂRENK DÜNYASI

    ERİĞİN RENGÂRENK DÜNYASI

    Her ne kadar türküde erik dalının gevrek olduğu geçse de aslında incecik dalları oldukça güçlü ve esnektir. Yaz aylarının renklenmesinde de bu dallarda yetişen erik çeşitlerinin payı büyüktür. Yeşili kırmızısı moru sarısı ile gülgiller ailesine mensup meyvelere bakmaya da yemeye de doyum olmaz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Erik ağacı, Doğu Anadolu’nun yüksek rakımlı ve Güneydoğu Anadolu’nun kurak bölgeleri hariç ülkemizin her yerinde yetişebilir. Zaten eriğin anavatanı da Anadolu’dur. Mart-nisan aylarında çiçek açmaya başlayan ağaçlar temmuza doğru meyve vermeye başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde en bilinen ve en çok tüketilen türü can eriğidir. Çıtır çıtır erik yemek istendiğinde can erik tercih edilir zira diğer türleri daha yumuşak ve suludur. Erken yetişen bir türdür ve yeşil can eriklerini mayıs ayında manav tezgâhlarında görmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mürdüm eriğinin tam olgunlaşması ise ağustos-eylül aylarını bulur. Rengiyle, yumuşak dokusu ve mayhoş tadıyla mevsimi dört gözle beklenen meyveler arasındadır.  Halk arasında bardak eriği veya kara erik olarak isimlendirilen mürdüm eriği antioksidan etki açısından zengin gıdalar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir erik ağacı yeşili, mürdümü bir tarafa onlardan daha tatlı ve sulu olarak sarı ve kırmızı renkte erikler de verebilir. En büyük erik türü ise Japon grubu erik çeşitlerinden olan ve ülkemizde yetiştirilen angeleno veya Japon eriği ya da bilinen adıyla anjelikadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Taze taze erik yemenin sağlık ve lezzet açısından artıları tartışılmaz fakat tüm erik çeşitlerini kurutarak tüketmek de mümkündür, bu aynı zamanda kış boyunca erik yemenin yollarından biridir. Hatta mevsiminde aldığınız erikleri çekirdeklerini çıkarıp güneşe bırakarak siz de kurutabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Taze eriği yıl boyunca saklamanın yolları arasında reçelini veya marmeladını yapmak da bulunur. Fakat ekşisi, tatlısı, buruğu olduğundan hangi erik türünden yapacağınız önemlidir, şekerini ona göre ayarlamanız gerekir. Buruk bir marmelat tadı istiyorsanız can eriğini tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu rengârenk meyvenin girebileceği çok fazla tarif bulunmakta. Kurusu tencere yemeklerinde tazesi tatlılarda, en çok da yaş pasta ve kek içinde kullanılır. Özellikle mürdüm eriği bu tarz tatlılarda en çok tercih edilen türdür. Mürdüm eriğinin posasıyla birlikte hazırlanan suyu ise mutlaka mevsiminde tadılması gereken lezzetlerdendir.

  • SİZ EN ÇOK HANGİ PİŞİRME TEKNİĞİNİ KULLANIYORSUNUZ?

    SİZ EN ÇOK HANGİ PİŞİRME TEKNİĞİNİ KULLANIYORSUNUZ?

    Tahminimize göre en çok kullanılan hatta annelerimiz için geleneksel diyebileceğimiz yöntem, yemeğe bir miktar su ekleyerek kısık ateşte ağır ağır pişirmek. Fakat farklı lezzetler elde etmek için kullanılan daha birçok pişirme tekniği bulunuyor. Bunlardan bazıları en sağlıklı yöntemler arasında gösterilirken bazıları sağlık açısından detaylara dikkat etmeyi gerektiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Özellikle dana eti, tavuk ve tabii ki sebzeleri kaynayan suda haşlayarak pişirmek yaygın olarak kullanılan bir tekniktir. Buradaki püf nokta, etlerin sertleşmemesi ve sebzelerin dağılmaması için su kaynadıktan sonra ateşin harını kısmakta yatıyor. Piştikten sonraki haşlama suyu ise, yiyeceğin vitamin değerlerinin geçtiği kıymetli bir besin olduğu için dökülmemeli, mutlaka değerlendirilmeli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu yöntemde besin ekstra su ilave edilmeden kendi suyunda pişirilir. Önemli detay, yiyeceğin kendi suyunu dışarı salabilmesi için üstünün kapalı ve ateşin kısık olmasıdır. Özellikle et ve balık yemekleri kendi suyunda yapıldığı zaman lezzetine lezzet katıldığını söyleyebiliriz. Ispanak, taze fasulye, kabak, mantar gibi sebzeleri de kendi suyunda pişirerek et yemeklerinin yanında servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Besinlerin en az vitamin/mineral kaybına uğradığı, sağlıklı yöntemlerden biridir buharda pişirme. Buğulama da denilen bu teknik için kaynayan su üstüne süzgecinizi ya da buharda pişirme aparatınızı koymanız, sebzelerinizi küçük parçalara ayırarak üstüne yerleştirmeniz yeterli. Kapağını çok açmadan pişirmeye dikkat edin, haşlandığından emin olduğunuzda sebzelerinizi suyun üstünden alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Soteleme tekniğinin olmazsa olmazı harlı ateştir. Eğer sote edeceğiniz yemek et ise kuşbaşından daha küçük kesilmesi gerekir, çünkü bu teknik bir bakıma hızlı pişirme yöntemidir ve küçük parçalar her zaman daha çabuk pişer. Ağzı açık pişirilen yemek, besinlerin suyunu dışarı salmaması için sık sık karıştırılmalıdır ve aklınızda olsun soteleme için en uygun kaplar yayvan olanlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yağda kızartma, en sevilen fakat sağlık açısından riskleri olabilen bir yöntemdir. Derin ya da sığ yağda kızartma olmak üzere iki türü vardır. Tüm kızartmalar için yağın niteliklerine özellikle dikkat edilmelidir, mesela yağ tortusuz, berrak ve hafif olmalı, aynı kızartma yağı defalarca kullanılmamalıdır. Yiyeceklerin yağ çekmemesi için de yağın kızmış olması ama duman çıkaracak kadar da yanmaması gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yiyeceklerin kömürlü ya da elektrikli ızgaralar üstünde pişirilmesi tekniğidir ve sağlık açısından hassasiyet gerektiren bir yöntemdir. Besinlerde kanserojen maddelerin oluşmaması için ateşle direkt temas etmemesi, aralarında en az 10 cm. mesafe bulunması gerekir. Dışının sertleşip içinin çiğ kalmasını engellemek için de yiyeceklerin sık sık çevrilmesi icap eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Poşe etme için bir çeşit haşlama yöntemi diyebiliriz fakat poşelemenin dikkat edilmesi gereken ince detayları vardır. Örneğin su kaynadıktan sonra ısısının 80 derece civarında sabit tutulması gerekir. Yumurta, kök sebzeler ya da balık; poşe edeceğimiz yiyecekler formunun bozulmaması için suya yakın mesafeden bırakılmalıdır. Kullanılacak tarife göre suya karanfil, defne yaprağı, sarımsak gibi aroma katıcı malzemeler de eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yiyeceklerin havası tamamen alınmış naylon torbalar içinde pişirilmesine vakumda pişirme deniyor ve bu yöntem için öncelikle bir vakum aleti gerekmekte. Besinler vakumlandıktan sonra kısık ateşte pişiriliyor. Bu teknik ile torba içinde yağ ve su kaybetmeden piştiği için oldukça lezzetli olabilen yiyeceklerin ne kadar sağlıklı olduğu konusu ise dünyada hala tartışılmakta.

  • BU VOLEYBOL TERİMLERİNİN ANLAMLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?

    BU VOLEYBOL TERİMLERİNİN ANLAMLARINI BİLİYOR MUSUNUZ?

    Voleybol sporuyla seyirci düzeyinde de olsa ilgilenen kişiler mutlaka bu terimleri bilecektir çünkü en sık duyulanlar arasından bir derleme yaptık. Aslında ilgilisi olsak da olmasak da bu terimlerin anlamlarını bilmek bir genel kültür konusudur ve öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Smaçör, Pasör, Orta Adamı, Libero Nedir?” title_font_size=”13″]

    Hücum yapan oyunculara smaçör denir, voleybol sahasının önünde smaçör görevinde 2 ve 4 numarada iki oyuncu bulunur. Pasör, smaçörlere pas çıkartan, servis karşılandıktan sonra genellikle ikinci topu alan oyuncudur. Orta adamı, blok yapmakla birinci derecede sorumlu oyuncudur ve bu nedenle takımdaki en uzun boylu kişilerdir. Libero ise sahanın en arkasında duran 7 numaralı oyuncudur, farklı forma giyer ve adının yanında L harfi bulunur. Libero servis atamaz, smaç vuramaz, blok yapamaz çünkü savunma oyuncusudur. Bu arada bir voleybol takımının 6 kişiden oluştuğunu da belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Servis, Blok, Arka Dublaj, Set Nedir?” title_font_size=”13″]

    Servis, takımların kendi yarı sahalarının başlangıcındaki 9 metrelik çizgi üzerinden topu rakip alana göndermek için yaptığı oyuna başlama vuruşudur. Blok, oyuncuların file üzerinde zıplayıp rakipten gelen topu elleriyle sert biçimde karşılamasına denir. Back coverage olarak da bilinen arka dublaj, sahanın gerisinde kalarak arka alana gelecek topları beklemektir. Bir voleybol maçı bölümlerden oluşur ve her bir bölüme set adı verilir. 25 sayıya ilk ulaşan takım seti kazanmış olur, eğer maçta 5. set oynanırsa o zaman 15 sayıya ulaşan takım kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Manşet, Parmak Pas, Smaç, Plase Nedir?” title_font_size=”13″]

    Parmak pas, yüksekten gelen topu, takım arkadaşına pas kaldırmak için kullanılan vuruş şeklidir. Manşet ise top, parmak pas vuramayacak kadar alçak olursa, elleri birleştirip kolları gergin tutarak kullanılan vuruştur. İki veya dört numarada bulunan oyuncuların, kaldırılan pasa adım alarak hücum için vurma biçimine smaç denir. Plase de smaçla benzer şekilde başlayan ancak ona kıyasla çok daha yumuşak yapılan vuruşları tanımlar. Pozisyon hatası ise servis atılırken veya servis karşılanırken hakem işaretini vermeden oyuncuların birbirlerinin önüne, sağına ve soluna geçiş yapmalarına denmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Başhakem, File Hakemi, Çizgi Hakemi, Skor Hakemi Nedir?” title_font_size=”13″]

    Başhakem, özel bir sandalye üzerinde ayakta durur ve maçın tek hâkimidir. File hakemi başhakemin karşısında‚ filenin diğer ucunda yerde durur, yardımcı hakem olarak da bilinir. Çizgi hakemi, sahanın içine veya dışına düşen topları izleyerek başhakeme yardımcı olan hakemdir, bir maçta 2 veya 4 çizgi hakemi bulunur. Yazı hakemi, başhakem ile karşılıklı hizada olacak şekilde görevini yazı masasında yazan kişidir. Skor hakemi masada yazı hakeminin yanında oturan ve çalışmasına yardımcı olan hakemdir. Bir de challenge hakemi vardır ve görevi, elektronik karşılaşma cetveli kullanımlarını sorunsuzca sağlamaktır.

  • IHLAMUR KASRI’NIN BULUŞTURDUĞU TARİH SANAT KÜLTÜR VE DOĞA

    IHLAMUR KASRI’NIN BULUŞTURDUĞU TARİH SANAT KÜLTÜR VE DOĞA

    Bahçe içine yapılmış süslü ev, köşk veya küçük saray gibi anlamlara gelen ve Osmanlı’dan günümüze kalan kasırlar, kültür dünyamızın görkemli varlıkları arasında başı çekiyor. Hele de İstanbul’daki kasırlar bulundukları yerde sadece geçmişle değil, yüksek bir estetik anlayışla da aramızda köprü kuruyor. Onlardan biri de Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan Abdülmecit tarafından yaptırıldılar” title_font_size=”13″]

    III. Ahmet döneminde tersane emini olan Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için Hacı Hüseyin Bağları olarak bilinen mekân sonrasında devlet hazinesine katılmış ve padişahların sık sık uğradığı bir mesire alanına dönüşmüş. Asıl ilgiyi ise Sultan Abdülmecit tarafından görmüş ve yaklaşık 25 bin m2 olan alanın içine kendisi tarafından iki tane kasır yaptırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İsimleri Merasim Köşkü ile Maiyet Köşkü’dür” title_font_size=”13″]

    Yaptırılan kasırlardan biri Merasim Köşkü diğeri Maiyet Köşkü adını alır. Sultan Abdülmecit’in av partileri düzenlediği bilinen, yabancı misafirlerini ve bilhassa yazarları, sanatkârları ağırladığı, gösterişli mimarisiyle dikkat çeken köşk Merasim idi. Az ilerisinde bulunan ve daha sade bir üslupla inşa edilen Maiyet ise Sultan’ın maiyeti, bazen de haremi tarafından kullanılmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Merasim Köşkü, Ihlamur Kasrı olarak bilinen yapıdır” title_font_size=”13″]

    Fransız şair Lamartine, Sultan Abdülmecit’in konuğu olarak ziyaret ettiği bu geniş alanı sonradan şöyle tasvir etmiştir:

     

    “…Binanın karşısındaki bahçede güzel yemiş ağaçları ile bu vadiye ismini veren büyük ıhlamurlar vardı. Köşke çıkan üç basamaklı merdivenin önünde, yasemin dallarını aşamayan küçük bir fıskiye, tatlı bir şırıltı ile mermer havuza dökülüyordu. Ihlamur padişahın en sevdiği köşktür, burada dinlenir ve mütalaa eder.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimarisi Dolmabahçe Sarayı ile benzerlikler gösterir” title_font_size=”13″]

    Kasırların yapıldığı dönem 1849-1855 arasıdır. Yani bu sırada Dolmabahçe Sarayı’nın inşası da tüm hızıyla sürmektedir.  Ve kasırların mimarı Dolmabahçe Sarayı’nı da inşa etmek olan Balyan Ailesi mensuplarıdır. Özellikle Merasim Köşkü’nün çiçekler, yapraklar, deniz kabukları, vazolardan oluşan dış cephe bezemelerinin Dolmabahçe Sarayı ile benzerlik göstermesi dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ihlamur Kasrı’nı eşsiz hale getiren yemyeşil büyük bahçesidir” title_font_size=”13″]

    İki yapı da subasman adı verilen bir yapı eteği üzerinde yükselir ve ikisine de çift kollu merdivenlerle giriş yapılır. Maiyet Köşkü’nün dış cephesi daha yalın fakat 19. yüzyıl Batı’sından esinlenen iç dekorasyonu bir o kadar gösterişlidir. Kasırları eşsiz hale getiren asıl detay ise içinde yer aldığı büyük bahçesidir. Mevsimine göre manolyaların, lalelerin açtığı, ıhlamur kokularının sardığı bahçe, ördeklerin yüzdüğü süs havuzlarıyla cazibesini artırır. Kış aylarında yapraklarını döken çoğu ağaç baharın gelmesiyle canlanır ve şehrin orta yerinde yeşilin hâkim olduğu, kuşların cıvıldadığı bir vahaya, tarihin ve doğanın gölgesinde huzurlu vakit geçirmenin eşsiz adreslerinden birine dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Padişahların uğrak yerini ziyaret etmek mümkün” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecit’in ölümünden sonra azalarak da olsa ilgi göstermeyi süren kasırda Sultan Abdülaziz’in güreş törenleri yaptırdığını, V. Mehmet Reşat’ın Bulgar ve Sırp Krallarını ağırladığını kaynaklardan biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir süre atıl kalan alan daha sonra TBMM’ne bağlanmış, çeşitli evrelerden geçerek bugünkü halini almıştır. Günümüzde Merasim Köşkü müze olarak, Maiyet Köşkü kafe olarak ve bahçe alanı dinlenme-gezi bölgesi olarak halkın ziyaretine açık bulunmaktadır. Girişin ücretli olduğu mekânda müze bölümünü sesli rehber eşliğinde gezebiliyor veya sadece kafe ve bahçe hizmetlerinden faydalanabiliyorsunuz.

  • OLİMPİYAT OYUNLARI HAKKINDA KISA KISA

    OLİMPİYAT OYUNLARI HAKKINDA KISA KISA

    Citius, Altius, Fortius, yani “Daha hızlı, Daha yüksek, Daha güçlü.” Binlerce sporcunun ve milyonlarca sporseverin buluştuğu Olimpiyat Oyunları’nın sloganı böyle… Bu slogan ile sporculara öğütlenen ise zannedildiği gibi birinciliğe oynamaları değil, ellerinden gelenin en iyisini yapmaları… Yaz ve kış sporları olmak üzere ayrı ayrı dört yılda bir düzenlenen, dünyanın en büyük spor etkinliklerinden olan Olimpiyat Oyunları hakkında daha fazla bilgi için okumaya devam edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olimpiyat Oyunları’nın fikir babası Pierre de Coubertin” title_font_size=”13″]

    Olimpiyat Oyunları’nın tarihi her ne kadar Antik Yunan’a kadar uzansa da günümüzde halen yapılmakta olan organizasyonu ilk başlatan Pierre de Coubertin olmuştur. Fransız aristokrat bir aileden gelen Coubertin, 1892’de Paris Sorbonne Üniversitesi’ndeki bir konuşmasında uluslararası spor organizasyonu yapılmasını önermiş ve ilk Uluslararası Olimpiyat Komitesi de 23 Haziran 1894’te kendisinin önderliğinde toplanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk modern Olimpiyat Oyunları Atina’da gerçekleşti” title_font_size=”13″]

    1896 yılında ilk kez olimpiyat tarihinin anısına Atina’da düzenlenen modern olimpiyatlara 14 ülkeden 241 sporcu katıldı. Yunanlıların bu organizasyonun daimi olarak ülkelerinde düzenlenmesi talebine Uluslararası Olimpiyat Komitesi olumlu cevap vermedi ve ikincisini Paris’te gerçekleştirdi. 1921’de yapılan Olimpiyat Kongresi’nde ise tüm kış sporlarını içine alacak bir de Kış Olimpiyatları düzenlenmesine karar verildi. Sadece kış sporlarını kapsayan Kış Olimpiyatları ilk kez 1924’te Fransa’nın Chamonix bölgesinde yapıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olimpiyat bayrağındaki iç içe geçmiş 5 halka” title_font_size=”13″]

    Olimpiyatları temsil eden bazı simgeler vardır ve bunların başında 1914’te kabul edilen Olimpiyat bayrağı gelmektedir. Bayrak, beyaz üzerinde farklı renklerden oluşan iç içe geçmiş 5 halkadan oluşur. Halkalar Amerika, Afrika, Asya, Avustralya, Avrupa olmak üzere 5 kıtayı temsil eder. Ayrıca yarışlara katılan ülkelerin bayraklarında en az bir renk Olimpiyat bayrağındaki halkaların rengiyle örtüşür. Bu bayrak ilk kez 1920 Yaz Olimpiyatları’nda kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Organizasyonun en önemli simgelerinden Olimpiyat Ateşi” title_font_size=”13″]

    Olimpiyatlar başlamadan önce yakılan ve kapanışa kadar da yanmaya devam eden Olimpiyat meşalesi yalnızca Güneş ışığı ve bir mercek aracılığı ile yakılır. Olimpiyatların yapılacağı yere kadar da elden elde verilerek şehir şehir dolaştırılır. Ve en sonunda bu meşale ile açılış törenindeki Olimpiyat Ateşi tutuşturulur. İlk kez 1936 yılında gerçekleşen bu uygulama ile dünyada birbirinden renkli görüntüler ve ilginç olaylar gerçekleşmiştir. Örneğin 2000 yılında olimpiyat meşalesinin Sydney’e taşınma güzergâhı Avustralya yerlilerince kutsal olan Ayers Kayası’ndan başlamış ve bu hatta bir milyon kişi toplanmıştır. 2010 Vancouver Kış Olimpiyatları’nda ise meşale Kanada’daki güzergâhında 12 bin kişi tarafından taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olimpiyat Oyunları’nın olmazsa olmazı açılış töreni” title_font_size=”13″]

    Olimpiyat Oyunları için ev sahibi ülke tarafından görkemli bir açılış töreni düzenlenmesi bir gelenek halini almıştır.  Yüksek bütçelerle düzenlenen bu törene, olimpiyatlar hangi ülkede yapılıyorsa o ülkenin ulusal marşı eşliğinde başlangıç yapılır. Hakemler ve sporcuların tamamı olimpiyat yemini ederler ve yemin seçilen bir sporcu tarafından okunur. Sonrasında tören artistik, sanatsal ve kültürel gösterilerle devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olimpiyat madalyasının üstündeki simgeler” title_font_size=”13″]

    Açılış töreni kadar önemli olan ve her yarışın sonunda veya en geç bir gün sonra yapılan diğer bir tören de madalya törenidir. Yarışta ilk üçe girene kaplama altın, kaplama gümüş ve bronz madalyalar takılır. Kürsüde birincinin yeri yüksektedir. Madalyalar takıldıktan sonra birinci olan sporcunun ülkesinin milli marşı çalınır. Madalyaların bir yüzünde elinde zafer çelengi tutan Nike kabartması, diğer yüzünde ise oyunların düzenlendiği ülkeye ait yerel simgeler yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olimpiyatlarda spor ve sporcu kriterleri” title_font_size=”13″]

    Bir sporun Olimpiyat Oyunları’nda yer alabilmesi için dünyada yaygın olarak oynanması daha net bir ifadeyle en az 25 ülkede yapılan bir spor olması gerekir. Günümüzde Yaz Olimpiyatları’nda 26, Kış Olimpiyatları’nda 15 spor dalı ve bu spor dalları altında farklı disiplinler yer almaktadır. Olimpiyatlardaki sporcu kriteri ise olimpik liyakate sahip olmasını gerektirir. Hangi spor dalında nasıl bir liyakat gerektiği konusu ise ülkenin Ulusal Olimpiyat Komitesi ve Ulusal Spor Federasyonu ile Uluslararası Spor Federasyonları tarafından belirlenir.

  • EVDEKİ ÇİÇEKLERİMİZ DE İLGİ BEKLİYOR

    EVDEKİ ÇİÇEKLERİMİZ DE İLGİ BEKLİYOR

    Biz insanların yaz-kış ve bahar aylarında sıcak, soğuk ya da güneş ışınlarına karşı korunma şeklimiz farklıdır, hatta mevsimden mevsime aldığımız besinler bile değişir. Bu kadar karmaşık olmasa da çiçekler için de aynı durum geçerli. Evimizin bir köşesinde duran halleriyle hayatımıza renk katan bitkilerimiz bırakın her mevsimi her gün ilgiye ihtiyaç duyabiliyorlar. Eğer siz de uzun zamandır onları göz ardı ettiyseniz, onlarla ilgilenmeyi artık daha fazla ertelememelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saksıları değiştirmenin vakti gelmedi mi?” title_font_size=”13″]

    Saksıda çiçek yetiştirmenin temel kurallarından biri çiçeğinizin gelişimi ilerledikçe, saksı boyutunu küçükten büyüğe değiştirmektir. Kökleri derine inenler daha derin, kökleri geniş alana yayılanlar geniş saksılara ihtiyaç duyarlar. Gerektiğinde saksı değişimi yapılmaz ise sıkışmış toprak içindeki çiçeğiniz yeteri kadar beslenemeyebilir. Siz de saksı değiştirmeye karar verdiğinizde balkon çiçekleriniz için dışı cilalanmamış toprak saksıları, evdeki çiçekleriniz için plastik saksıları tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhtiyaç duyduğu toprağı seçmek önemli” title_font_size=”13″]

    Eğer çiçeğinizin saksı değişimine ihtiyacı olmadığını düşünüyorsanız bu kez de toprağını havalandırmak, yabancı maddelerden temizlemek ya da vitamin açısından zenginleştirmek için bakım yapmanız icap edebilir. Çiçeğinizin özel bir toprak cinsine ihtiyacı olup olmadığı konusunda internetten yardım alabilirsiniz, örneğin kaktüsler suyu vücutlarında depolayabildikleri için diğer saksı çiçeklerinden farklıdırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek sulamak mühim bir ritüel” title_font_size=”13″]

    Çiçeklerinizin saksılarını ya da toprağını değiştirir değiştirmez uygun miktarda su vermeyi ihmal etmeyin. Değişim uygulaması yıldan yıla yapabileceğiniz bir işlem iken onları sulamak günlük ilgi gerektirir. Tabii yine çiçeğinizin her gün mü yoksa haftada veya ayda bir kere mi su istediği konusuna hâkim olmanız önemlidir. Fakat genel olarak parmağınızı toprağa 2 cm. kadar soktuğunuzda nem hissetmiyorsanız çiçeğinizi sulayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saksı altlığı ve sulama kovasındaki püf nokta” title_font_size=”13″]

    İhtiyaç duyduğu suyu yaprakların ve çiçeklerin üstüne değil toprağına vermeye dikkat edin. Uzun süre kuru kalmaları kadar çok sulanmaları da onları olumsuz etkiler. Aynı şekilde saksının altındaki kapta sürekli su birikmesi de köklerin çürümesine neden olabilir. Fakat sulama yaparken ince uçlu bir sulama kabı kullanırsanız ve de geniş bir saksı altlığı tercih ederek taşan suyu düzenli olarak dışarı dökerseniz bu iki sorunu saf dışı bırakmış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapraklar konusu hassasiyet gerektirir” title_font_size=”13″]

    Saksı çiçeklerinin yapraklarına tek tek ilgi göstermek sağlıklı biçimde büyümelerine katkı sunar. Öncelikle sağlıklı olanları korumak için kurumuş, sararmış, solmuş yaprakları kesmelisiniz. Büyük yapraklı bitkileri nazik biçimde nemli bir bezle, küçük yapraklı bitkileri üzerine yeteri miktarda su püskürterek ayda bir iki kez temizleyebilirsiniz. Böylece yaprakların üstünde biriken toz ve zararlı maddeleri ortadan kaldırıp daha fazla nefes ve ışık almalarına olanak sağlarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dalı kırılan çiçeğiniz için yapabilecekleriniz” title_font_size=”13″]

    Yukarıda saydığımız işlemleri yaparken veya başka nedenlerle çiçeğinizin dalı kırılırsa onu tekrar yaşayan bir bitki haline getirmeniz mümkün olabilir. Yapacağınız şey kırılan dalı büyüklüğüne göre bir bardak suya koymak olmalı. Mutlaka dikkat edilmesi gereken detay ise daldaki yaprak ve çiçeklerin suyun içine girmemesi, dışında kalmasıdır. Dalda kökün uzayıp saçaklanmaya başladığını gördüğünüzde onu toprağa dikebilir böylece kırılmış o daldan yeni bir bitki elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şu üç bileşene dikkat: Isı, ışık, nem” title_font_size=”13″]

    Saksıdaki çiçek için aldığı güneş ışığı, bulunduğu ortamın ısısı ve nem dengesi önemlidir. Kaktüsleri saymazsak bu çiçeklerin büyük bir bölümü, güneş ışığından direkt değil dolaylı olarak faydalanmayı isterler. İnce yapraklılar nemli, kalın ve dolgun yapraklılar ise kuru havayı severler. Yani burada da çiçeğinizin karakteri önem arz eder. Onu gözlemleyerek en uygun yeri bulabilirsiniz fakat çiçeklerin sık sık yerlerinin değiştirilmesinden hoşlanmadıklarını da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçekleri coşturmanın onlarca yolundan birkaçı” title_font_size=”13″]

    Saksı, toprak, çiçek coşturan gibi ürünleri artık marketlerde de kolayca bulabiliyoruz. Ama dışarıdan almanıza gerek kalmadan kendi karışımlarınızı da hazırlayabilir, kısa bir süre sonra “çiçeklerim coştu” diye sevinebilirsiniz. Haşladığınız yumurtanın, demlediğiniz çayın, 12 saat kadar ılık suda beklettiğiniz sebze ve meyve kabuklarının suyunu çiçeklere vermek en kolayı. Bir adım ilerisinde ise toprağı zenginleştirecek doğal karışımlar yapmayı deneyebilirsiniz.