Yazar: admin

  • KEREVİZİN MUTFAĞIMIZDAKİ YERİ

    KEREVİZİN MUTFAĞIMIZDAKİ YERİ

    Kereviz, Antik Çağ ozanlarından Homeros’un İlyada’da ve Odesa’da yer verdiği yabani bir ot olarak aslında büyük bir üne sahip, tabii o zamanlar sazlıklarda yetişen bu ota sadece atlar ilgi gösterirmiş. Günümüzde ise çeşit çeşit yemekleri yapılabilen hatta şifa amaçlı kullanılan bir sebze olarak mutfağımızın müdavimlerinden… Kereviz kiminize hala tatmadığı yabancı bir ürün gibi görünebilir, oysa çok iyi bildiğimiz maydanozgiller familyasından o da.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yumru şeklinde kökleri olan kerevizin bu köklerinden yapraklarına, saplarından tohumlarına her tarafı tüketilebilir. Kökleri patatesten daha serttir. Satın alırken de sert olmasına yapraklarının canlı ve taze olmasına dikkat edilmeli. Yaprak ve sapları bol suda iyice yıkanarak topraktan arındırılmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kerevizin en çok yakıştığı yemeklerin başında çorbalar gelir. Doğradığınız kereviz köklerine havuç, patates, soğan, sarımsak ilave edebilir, tümünü önce kavurup sonra su ilave ederek pişirebilir, püre hâline getirdikten sonra da terbiyesini yaparak afiyetle yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kereviz yemeğinin çok çeşitli tarifleri bulunur, genellikle tercih edileni zeytinyağlısıdır. Elbette dilerseniz etli yemeğini de yapabilirsiniz. Buradaki püf nokta patatesten daha sert dediğimiz kereviz köklerinin çabuk pişmesini istediğinizde küçük küçük doğramanız gerektiğidir. Doyurucu bir lezzet olmasına rağmen makarna veya bulgur pilavının iyi birer eşlikçi olacağı da aklınızda olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sebze yemeklerini meyveli yapmak pek de alışık olmadığınız bir tarif olabilir. Osmanlı mutfağında oldukça yaygın olan bu uygulamayı şimdi siz de kereviz yemeklerinizde deneyebilirsiniz. Bir kere denedikten sonra portakal suyu ile yapacağınız kerevizin tadına doyamayacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kereviz tüketmek için salatasını yapmak da bir seçenek. Salatanızı, sebze köklerini çiğden rendeleyip yoğurt ilave ederek yapabileceğiniz gibi, küp küp doğradığınız kökleri haşlayıp çeşitli yeşillikler ekleyerek de üretebilirsiniz. Kereviz salatasına en çok yakışan tatlardan biri de elmadır, hatta bu karışım için ceviz de mükemmel bir tamamlayıcıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kerevizin şifa kaynağı olduğu hallerinin başında damak tadınıza göre hazırlayacağınız kereviz sapı suyu gelir. Bazı marketlerde kerevizin sadece saplarını bulmanız mümkündür. Besin ve antioksidan değerleri yüksek olan bu sebzenin özellikle diyet yapanların ilk tercihlerinden olduğu bilgisini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gelelim kerevizin yetişmesini sağlayan tohumlarına… En bilinen uygulaması tohumları ezerek çayını yapmaktır fakat gün içinde fazla tüketilmemesi gerektiği uyarıları da sık sık vurgulanır. Kereviz tohumları bütün veya öğütülmüş halde baharat olarak da satılmakta, tuz tüketmeyi tercih etmeyenler yerine bu baharatları kullanabilmektedir.

  • AĞAÇ EV TUTKUNLARI İÇİN DÜNYADAN İLGİNÇ ÖRNEKLER

    Ağaç evler, sundukları manzaralar ve bağımsız yapılarıyla dikkat çekiyor. Tarihi binlerce yıl öncesine dayanan bu evler basit platformlardan Rönesans Dönemi bahçe süslerine, 20. yüzyılda ise çocukluk hayallerinin simgesine dönüşmüş. Dünyanın farklı köşelerinde yerli halklar da sellerden veya düşmanlardan korunmak için ağaç evleri tercih etmiş. Günümüzde ise hem doğayla iç içe huzurlu kaçış noktaları hem de mimarinin göz alıcı örnekleri olarak öne çıkıyor. Yazımızda, dünyanın dört bir yanından dikkat çekici ağaç evleri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoki Treehouse – Teksas, ABD” title_font_size=”13″]

    İki asırlık selvi ağacının dalları arasında yükselen Yoki Treehouse, doğaya saygılı yaklaşımın bir ürünü. Adını Hopi yerlilerinin “yağmur” anlamına gelen “yoki” sözcüğünden alan bu ağaç ev, altından geçen dere ve çevresindeki ormanın ritmiyle uyum içinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinde yer alıyor. 18 metrelik asma köprüyle hamama bağlanan Yoki Treehouse, kuşların cıvıltısı ve derenin şırıltısıyla doğayla iç içe bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yellow Treehouse – Yeni Zelanda” title_font_size=”13″]

    Sekoya ormanının tepesinde havada asılı duran Yellow Treehouse (Sarı Ağaç Ev), Yeni Zelanda’nın doğasında bulunuyor. 40 metre yüksekliğindeki sekoya ağacına yerleştirilen bu yapı, dev bir koza şeklini andırıyor ve ağaç dalları arasına uzanan 60 metrelik yürüyüş yoluyla ulaşılıyor. Ahşap kafes kirişler, lamine çam ve kavak malzemelerle inşa edilen ağaç ev, doğadan ilham alınarak tasarlanmış. Projede mimarların yanı sıra yangın ve yapı mühendisleri, şehir plancıları ve ağaç uzmanları da görev almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aspen’de Bir Ağaç Ev – ABD” title_font_size=”13″]

    Aspen’de 25 dönümlük (10 hektar) doğa koruma alanında eski bir platformun yerine inşa edilen bu ağaç ev, topluluk dayanışmasının bir ürünü. Yerel halkın desteğiyle hayata geçirilen projede, orijinal yapının dört sütunlu çerçevesi restorasyon sırasında korunmuş. Deniz sınıfı kontrplaktan yapılan yüzlerce dikey ahşap çıta, yarım duvarlar oluşturarak hem gölge alan sağlıyor hem de yapıya doğal bir görünüm kazandırıyor. Üst kat çevredeki kuşları, geyikleri, tilkileri ve hatta kartal ile baykuş gibi yırtıcıları gözlemlemek için bir seyir platformuna dönüştürülmüş. Zemin katta ise hem dinlenme hem de gözlem amacıyla geniş bir alan bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuş Yuvası Görünümlü Origin – Fransa” title_font_size=”13″]

    23 metrekarelik sekizgen planlı bu ağaç eve ziyaretçiler, yerden 10 metre yüksekteki ahşap bir geçit üzerinden ulaşıyor. Aynı geçit, ısıtmalı spa ve salonun bulunduğu başka bir ağaç eve de bağlanıyor. Yüz yıllık meşe ağacının dalları arasına yerleştirilen yapı, kuş yuvasından esinlenilerek tasarlanmış. Geniş pencereler ormana açılırken, kavaktan yapılmış iç mekân huzurlu bir atmosfer sunuyor. Çatıdaki 360° panoramik teras ise ormanı tepeden izleme olanağı sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kutup Dairesine Yakın Bir Ağaç Ev – İsveç” title_font_size=”13″]

    İsveç’in kuzeyindeki çam ormanlarında saklanan bu ağaç ev, âdeta görünmez bir sığınak. 4x4x4 metrelik hafif alüminyum yapının dışı yansıtıcı camla kaplı; böylece hem gökyüzünü ve çevreyi yansıtıyor hem de doğanın içinde kamufle oluyor. Halat köprüyle ulaşılan iç mekânda çift kişilik yatak, küçük bir banyo, oturma alanı ve çatı terası bulunuyor. Kuşların cama çarpmasını önlemek için panellere yalnızca onların görebildiği ultraviyole renkler eklenmiş. Teknoloji ve doğanın buluştuğu bu tasarım, çevreyi gözeten yapısıyla kutup iklimi içinde ilgi çekiyor.

  • DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN TESADÜFEN BULUNAN TARİHİ DEĞERLER

    DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN TESADÜFEN BULUNAN TARİHİ DEĞERLER

    2005 yılında önce İngiltere sonra dünya basınında bir haber yer aldı. Habere göre Londralı bilgisayar programcısı Luca Mori, yaşadığı yer olan Sorbelo’nun uydu görüntüsünü Google Earth’de incelerken dikkatini çeken bir arazi görüntüsünü ilgili mercilerle iletmiş, yapılan araştırmalar sonucunda o bölgede Hz. İsa’nın doğumundan önce yapıldığı düşünülen bir Roma villası ortaya çıkarılmıştı. Tam da dijital çağa yakışan tesadüflerden biriydi bu! Gelin, tesadüfen bulunarak insanlığa miras kalan tarihî eser ve yapıları saymaya devam edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihin yeniden yazıldığı yer Göbeklitepe” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesindeki Örencik köyünde yer alan Göbeklitepe, 11 bin 600 yıl öncesine ait bulgularla önce ders kitaplarında okuduğumuz tarihi ters yüz etti, sonra 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edildi. Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılma hikâyesi ise 1983 yılında tarlasını karasabanla süren bir köylünün bulduğu iki adet taşla başlamıştı. Köylünün müze yetkililerine götürdüğü taşlar bir süre depoda bekletilmiş, Hilvan ilçesinde kazı yapan arkeolog Klaus Schmidt’in taşları görmesiyle de günümüze uzanan sürecin fitili ateşlenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İmparatorun mezarını koruduklarına inanılan Toprak Askerler” title_font_size=”13″]

    Toprak Askerler diğer adıyla Terrakotta Ordusu, Çin’in Şensi eyaletine bağlı Şian şehri yakınlarındaki ilk Çin imparatoru Çin Şi Huang’ın mezarında bulunan heykellere verilen isim. MÖ 210 tarihinde tamamlandığı düşünülen binlerce heykelin 700 bin işçi tarafından yapıldığı ve yapımının 30 yıldan fazla sürdüğü düşünülüyor. Büyük bir alanı kaplayan bu eserleri aslında ilk kez 1920 yılında bir köylü fark etmiş fakat korktuğu için üstünü toprakla örterek sessizliğe bürünmüş. Aynı alan 1974 yılında kuyu kazan bir grup çiftçi tarafından tekrar fark edilince Toprak Askerler’in ışıkla buluşmasının da önü açılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnsanlık tarihinin bilinen en eski sanat eserleri Lascaux Mağara Resimleri” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın Dordogne ilindeki Montignac köyünde yer alan Lascaux Mağarası’nın duvar ve tavanlarını 17 bin yıl önce yapıldığı düşünülen binlerce resim kaplıyor. 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan mağara 1948 yılında ziyarete açılmış ama oluşan ısı, nem ve karbondioksit nedeniyle resimlerin bozulduğu fark edilince ziyarete kapatılmış. Resimleri ilk kez görenler ise Montignac köyünde yaşayan 4 genç olmuş. Köpeğini düştüğü delikten çıkarmak isteyen Marcel Ravidat ve arkadaşları 15 metrelik kuyuya girince mağara duvarlarındaki bu resimlerle karşılaşmışlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Som altından yapılmış 5,5 ton ağırlığındaki Buda Heykeli” title_font_size=”13″]

    Tayland’ın başkenti Bangkok’ta Wat Traimit Tapınağı’nın dördüncü katında sergilenen Buda Heykeli 18 ayar som altından yapılmış tam 3 metre boy ve 5,5 ton ağırlığında devasa bir heykel. 13. yüzyıla ait olduğu düşünülen heykel aslında kâh bir tapınakta kâh bir depoda kendisine yer bularak yüzyıllardır göz önünde duran bir esermiş. Ama aynı zamanda üstü tamamen alçı sıvayla kaplı olduğu için altın olduğu fark edilmeyen, sadece boyutundan dolayı ilgi gören bir eser… Ta ki 1955 yılına kadar! Sergileneceği yeni tapınağa taşınırken halatların kopmasıyla yere düşen heykelin sıvası dökülünce sıvayı biraz daha kazıyan işçilerin 5,5 tonluk som altınla karşılaşmaları kaçınılmaz olmuş. Bu arada, heykelin yaşanan savaşlar sırasında çalınmaması için bu şekilde kaplandığı tahminini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2000 yıl öncesinin sanat merkezi Afrodisias Antik Kenti” title_font_size=”13″]

    Ege Bölgesi illerimizden Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti 2017 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı. Tüm dünyanın Afrodisias kalıntılarıyla tanışmasını sağlayan kişi ise 2018 yılında kaybettiğimiz fotoğraf sanatçısı Ara Güler oldu. 1958 yılında Aydın’daki baraj açılışına foto muhabiri olarak giderken yolunu kaybeden Güler, geceyi geçirmek için kaldığı köyde tarihî kalıntılar üstüne bir yaşam inşa edildiğini fark etti. Fotoğrafları aynı dönem çalıştığı ABD dergisine gönderince büyük yankı uyandırdı ve antik kenti diğer kalıntılarıyla ortaya çıkaracak süreç de başlamış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnka medeniyetinden yadigâr Machu Picchu” title_font_size=”13″]

    Güney Amerika’daki Peru’nun Cosca şehrinden gidilebilen Machu Picchu, tam 2.430 metre yükseklikte kurulmuş, tüm detaylarıyla mühendislik harikası olarak gösterilen tarihî bir yerleşim. İnka medeniyetinin 1450’lerde inşa ettiği ve günümüzde Dünyanın Yeni Yedi Harikası’ndan biri kabul edilen Machu Picchu, yüksekliğinden dolayı gözlerden uzakta kalmayı ve günümüze kadar mükemmel bir şekilde ulaşmayı başarmış. Şehrin 360 yıllık sessizliğini bozan kişi ise Güney Amerika gezisi sırasında İnka kalıntılarına merak sararak halk arasında araştırmalar yapan tarihçi Hiram Bingham olmuş. Machu Picchu’nun ünlü bir dergide ilk kez dünya sahnesine çıktığı yıl ise 1913…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya’nın gizemli yerleşimlerinden Derinkuyu Yer Altı Şehri” title_font_size=”13″]

    Burası Kapadokya bölgesindeki Nevşehir’in Derinkuyu ilçesinde yer altına inşa edilmiş şimdilik 8 katlı bir şehir. Şimdilik diyoruz çünkü şehrin derinlere doğru devam ettiği de biliniyor. İçinde yaşam alanlarından depolara, ibadet yerlerinden akıl hastanesine birçok bölüm barındıran ve 50 bin kadar insanın yaşayabileceği Derinkuyu Yer Altı Şehri’nin özellikle ilk Hristiyanlar tarafından Roma İmparatorluğu’nun saldırılarından korunmak için kullanıldığı tahmin ediliyor. İlk inşa dönemi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan yer altı şehrinin gizemli giriş kapısı ise 1963 yılında yine bir tesadüf sonucu bulunmuş.

  • Türk Kültüründen 10 İlginç Detay II

    Türk Kültüründen 10 İlginç Detay II

    Sadece bizim değil bir arada yaşayan bütün toplumların ortak bir paydada buluştuğu âdetleri, gelenek ve görenekleri bulunur. O âdetlerden kimileri yaşasın diye uğraşılır kimileri de zamanın ruhuyla uyuşmadığından tarihin nostaljik sayfalarına uğurlanır. Hatırlayacaksınız çocukluğumuzda yaşadığımız ya da hâlâ karşılaşmakta olduğumuz âdetlerimiz için daha önce bir seri hazırlamıştık, şimdi sıra ikincisinde…

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lokma dağıtırken dua toplamak…” title_font_size=”13″]

    Nazardan korunmak ya da gelen bir musibeti def etmek için… Başı sokacak bir ev veya ayağı yerden kesecek bir araba alındığında… Kâh bir kandil kâh bir arife günü… Ve bunlar gibi daha birçok sebeple, mayalı hamuru kızgın yağa kaşık kaşık dökerek lokma yapmak, ardından “hayırlara vesile olsun” diyerek kapı kapı dağıtmak ne güzel bir âdettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En hüzünlü gelenek bu olsa gerek…” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun en eski âdetlerinden biridir; vefatın 7, 40 ve 52’inci günlerinde helva dağıtmak… Hatta “hayır işleme” geleneğinin en hüzünlü olanı budur belki de çünkü insanlar kısa süre önce bir yakınını kaybetmiştir. Kaybedilen kişi adına yapılan o helva kavrulurken ve dağıtılırken katkıda bulunmaksa işlenen hayra ve çekilen acıya ortak olmak demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bohça bahane muhabbet şahane…” title_font_size=”13″]

    Kız ve oğlan birbirini sevdi, kız ailesinden istendi, baba “olur”u verdi ve nihayet sıra nişana geldi. Neyse ki eskiden olduğu gibi gelin bohçası adına damadın belini bükecek uzun uzun listeler, yapılması zor istekler devri çoktandır bitti. Geceliğinden terliğine, parfümünden makyaj setine ince ince bohça düzme âdeti, günümüzde, akrabalar arasında muhabbeti artırmak için yapılır hâle geldi.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gelen misafir evinde hissetsin diye her şeyi yapmak…” title_font_size=”13″]

    Daha kapı çaldığı an annemizin seslenişiyle başlar heyecan dalgası: “Geldileeer!” Ve ikram üstüne ikram, ısrar üstüne ısrarla devam eder bu ilgi:

    • Aman efendim kimler gelmiş!
    • Yemezsen darılırım.
    • İçmezsen hatırım kalır.
    • Ateş almaya mı geldin biraz daha otur.
    • Nereye yahu, yatıya kalın.
    • Olmaz vallahi göndermem.

    Anlayacağınız, “misafirperver Türkler” ifadesiyle dünyaya boşuna nam salmadık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İnce bardakta içilmeyen çay çay mıdır?” title_font_size=”13″]

    Sapsız, ayaksız, kulpsuz olarak tarif edebileceğimiz bardak türü ilk kez 1900’lu yıllarda Beykoz’da kurulan cam fabrikasında üretilmiş. Zamanla ince belli formunu alan bu bardak halkımızın gönlünde öyle bir yer edinmiş ki onunla içilmeyen çaya çay bile denmemiş. Yeni nesil, her türlü içecekte kupayı tercih ededursun, bir tiryaki için avcunun içinde olup da yüreğine kadar ısıtan hâliyle ince belli bardağın yerini hiçbir şey tutamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru kuru altın günü mü olurmuş!” title_font_size=”13″]

    Annelerimizin konu komşu toplaşıp her hafta ya da her ay birinin evinde buluştuğu, belirlenen para ya da çeyrek altının evine gidilen kişi için toplandığı gündür altın günü. Aslına bakarsanız bugünün olmazsa olmazları para ya da altın değil, ertesi gün de evin dolabında kalıp çoluk çocuğu sevindirecek kekler, börekler, kurabiyelerdir ki bunların da başında kısır gelir.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazasız belasız gidip gelesiniz diye…” title_font_size=”13″]

    Bir süreliğine evinden, mahallesinden, köyünden, memleketinden uzağa gidenin arkasından, gözden kaybolmadan önce su dökmek “kazasız belasız gidip gel” demenin eyleme dökülmüş halidir. O su bazen unutulduğu için koşa koşa alınıp gelinir, bazen vaktinden önce döküldüğü için kişinin ya da arabanın ıslanma nedenidir ama bir tas suyu yola boca ederken zihinlerden geçen, “su gibi akarcasına, bir an önce git bir an önce gel” cümlesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kem göze şiş değil nazar boncuğu…” title_font_size=”13″]

    Göz şeklini andıracak biçimde tasarlanan mavi mavi nazar boncuklarının, canlı cansız her şey ve herkes için koruyucu olduğuna inanıp bir yerlerine iliştirmek annelerimizin en sevdiği adetlerden biridir. Nazar boncuğu bulundurmak kem gözden, diğer adıyla nazardan, yani baktığı şeyin başına kötü olaylar getirdiğine inanılan bakıştan korunmanın geleneğimizdeki en sanatsal yollarından biridir.

    türk kültürü, gelenek, görenek
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dantel ya da nakış yeter ki örtüsü olsun…” title_font_size=”13″]

    Tükenmekte olan geleneklerimizden biri; evdeki her eşya için boyutuna göre bir örtü üretmek. Buradaki amaç eşyayı örtünün altına saklamak değil, örtüyle birlikte daha da değerli hâle getirmek olmalı. Siz bakmayın başlıkta dantel ya da nakış fark etmez dediğimize… Anneannelerimize göre en kıymetlisi her zaman için ince ince ilmek ilmek örülmüş dantellerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokakları köpük içinde bırakan âdet…” title_font_size=”13″]

    Neyse ki halı yıkama makinaları çıktı da annelerimiz, teyzelerimiz halı yıkamanın daha az tantanalı ve tabii ki daha az yorucu yöntemiyle tanışmış oldu. Yoksa, kapı önüne atılan metre metre halılar, halıların üstünde dizlerine kadar su içinde kalan teyzeler, böylesi ciddi bir işi oyun alanına dönüştüren çoluk çocuk ve sokak boyunca su içinde uzayıp giden köpüklerle yaz boyunca karşılaşmamız kaçınılmazdı.

  • Türkan Şoray’ın Canlandırdığı Film Karakterleri

    Türkan Şoray’ın Canlandırdığı Film Karakterleri

    Oyunculuğu, zarafeti ve rol aldığı filmler ile yüzyıllık sinemamızın en önemli ve oldukça şanslı isimlerindendir Türkan Şoray. Şanslı diyoruz çünkü ünlü aktris bugüne dek sayısız ödüle mazhar olmuş ve sayısız iltifatla buluşmuş bir sanatçıdır. Kültür ve Yaşam’da da duayen oyuncunun hülyalı bakışlarıyla sık sık karşılaşmanız mümkün. Bu sayfada ise hayat verdiği film karakterlerini karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Selvi Boylum Al Yazmalım” title_font_size=”13″]
    sultan

    Filmde Asya ile İlyas’ın aşkı Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın, Cemşit’in sevgisi Ahmet Mekin’in oyunculuklarında hayat bulur. Bir tercih yapması gerektiğinde sorduğu “Sevgi neydi?” sorusuna Asya’nın yine kendi verdiği cevap ise hafızalara kazınır: Sevgi, emekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gözleri Ömre Bedel” title_font_size=”13″]
    sultan

    1964 yapımlı siyah-beyaz filmde Türkan Şoray, Leyla rolü ile yine buruk bir aşk hikâyesinin içine düşer. Bu seferki rol arkadaşları Cüneyt Arkın, Ekrem Bora ve Nedret Güvenç’tir. Aşk şarkılarına bolca yer verilen filmde başroldeki asıl oyuncu Türkan Şoray’ın şarkılara bile ilham veren kahverengi gözleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güllü Geliyor Güllü” title_font_size=”13″]

    Laz kızı Güllü, “Ayağına kıymık batasıca, peşine bit bedenine kurt düşe inşallah, yağlı kurşunlara gelesun” diye devam eden beddualar eşliğinde kan davalısı Taka Nuri’yi (Ediz Hun) şehirde aramaya koyulur ve komik olaylar birbirini kovalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kara Gözlüm” title_font_size=”13″]

    “Balıklarım tazedir alıp yiyip doysana…” şarkısıyla ihtiyar babasının yanında satış yapmaya çalışan Azize’nin keşfedilip gazinolarda sahne almasına kadar uzanır film. Ona isimsiz besteler yollayarak ünlenmesini sağlayan “Meçhul Bestekâr”ı canlandıran ise Kadir İnanır’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arım, Balım, Peteğim” title_font_size=”13″]

    Bir ayrılıp bir barışan, film sonuna kadar kavuşmakta zorlanan iki sevgilinin hikâyesi Yeşilçam’ın belki de en çok işlenen konularındandır. Arım, Balım, Peteğim filminin hikâyesi de benzerdir ve Zeynep rolündeki Türkan Şoray’ın rol arkadaşı Cüneyt Arkın’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın Sultanı, dram-komedi türündeki bu yapımda Sultan isminde çocuklu genç bir kadını canlandırır. Muhtarın oğlu Kemal (Bulut Aras) kadar mahallenin bakkalı Bahtiyar da (Şener Şen) Sultan’la ilgilenmektedir. Acı, tatlı, komik olayların iç içe geçtiği filmde Türkan Şoray oyunculuğu ile göz doldurur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Devlerin Aşkı” title_font_size=”13″]

    Osman Seden’in yönettiği Devlerin Aşkı filminde Türkan Sultan’ın canlandırdığı karakterin ismi de Türkan’dır. Aynı isimli şarkısıyla da hafızalara kazınan bu filmde oyuncunun rol arkadaşları Kadir İnanır ve Savaş Başar’dır. Bir aşk üçgeninin işlendiği film romantik drama türündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mine” title_font_size=”13″]

    Necati Cumalı’nın öyküsünden sinemaya uyarlanan Mine filminde Türkan Şoray Mine isminde evli genç bir kadını canlandırır. Sanatçı, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Mine’de Cihan Ünal ile ilk kez aynı filmde oynamış ve filmin yapım yılı olan 1983’te de gerçekten evlenmişlerdir.

  • Eminönü’nün Tadını Çıkarmak İçin 8 Öneri

    Eminönü’nün Tadını Çıkarmak İçin 8 Öneri

    İstanbul’da yaşıyor olsak bile eğer günlük rotamızın üstünde değilse çoğumuz için Eminönü’ne gitmek bir işimizin düşmesini gerektirir. Buna rağmen ancak Eminönü gibi semtlere gittiğimizde anlarız nasıl kozmopolit bir şehirde yaşadığımızı… Oysa bu tarihî yer, şehre gelmiş yerli yabancı turistlerin ilk sıralarındadır. Sanıyoruz ki Eminönü İstanbul’da bir semttir demek kadar, Eminönü, sınırları içinde küçük bir İstanbul yaşatır demek de doğru bir cümledir. Gelin bir günümüzü olduğu gibi Eminönü’ne ayıralım ve sadece semtin değil İstanbul’un da havasını soluyabileceğimiz 8 önerimizden söz edelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    eminönü balık ekmek

    Eminönü’ne yapılan bir gezi balık-ekmek ile başlamamış ise balık-ekmekle bitmelidir. Çünkü 1950’li yıllardan beri sahilde yer alan balık-ekmek tekneleri semtin hinterlandı gibidir ve âdeta geleneksel bir kültüre dönüşmüş vaziyettedir. Kıyıdaki küçük masalara oturarak balık-ekmek yemeden yola devam etmek hayatınızın bir yerinde pişmanlık sebebi olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eminönü kalabalığı hatta açık konuşalım keşmekeşi ile meşhurdur. Ama tam meydanında sizi alabildiğine sakinleştirecek, huzur yükleyecek bir mabetle karşılar. Yeni Camii mimari yapısı, iç mekânda turkuaz, mavi, beyaz renklerin hâkim olduğu İznik çinileri ve geniş avlusu ile mutlaka görmeniz gereken bir yerdir. Avlusunu insanlarla paylaşan güvercinleri beslemek ise başlı başına hayat veren bir eylemdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3# ” title_font_size=”13″]

    Eminönü’nde baharat kokularının izini sürerek İstanbul’un tarihî çarşılarından Mısır Çarşısı’na ulaşabilir, rengârenk vitrinlerini süzerek alışveriş yapabilirsiniz. Hemen Mısır Çarşısı’nın yanındaki Çiçek Pazarı’nda da rengârenk çiçeklerin dünyasına girebilir, mis kokular eşliğinde pazarı dolaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eminönü’nde yapabileceklerinizden biri de dükkânında ya da tezgâhında bijuteriden hasıra, hırdavattan oyuncağa alabildiğine çeşit barındıran satıcıların, hareketin, canlılığın olduğu Tahtakale’ye gitmektir. İhtiyacınız olan ya da gözünüze takılan bir şey almasanız bile kendisine has havası sizi gün sonunda mutlu etmeye yetecektir. Fakat satıcıların ve kalabalığın sokaklarda çınlayan sesine hazırlıklı olmanız gerektiğini de söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fatih, istanbul

    Eminönü, İstanbul’a kimliğini veren tarihî yapılara yakınlığı ile şehrin kalbi gibidir. Örneğin Sirkeci’deki tarihî Büyük Postane’yi görmek Eminönü’ne gittiğinizde yer verebileceğiniz farklı bir rota olabilir. Hatta oradan Cağaloğlu’na ve oradan da Sultanahmet tarafına yürüyerek çıkabilir her adımın keyfini çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sokaklarını, çarşılarını, yapılarını dolaşırken farklı türde lezzetler sunan pek çok tarihî restoran çıkacaktır karşınıza… Bu restoranlardan birinde yemek yedikten sonra, tadabileceğiniz en iyi Türk kahvesinden çektirip, hakiki Türk lokumu ve şekerlemelerinden alarak eve götürmek zihninizde Eminönü’ne dair hoş hatıralar bırakacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Galata Köprüsü’nün yeni İstanbul ile eski İstanbul’u birbirine bağladığı söylenir. Siz de Eminönü’ne gittiğinizde Galata Köprüsü’nde yürüyerek Karaköy tarafına geçebilir, İstanbul’da yaşayan tarihî soluyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Eminönü turunuzu tamamladıktan sonra bir banka yaslanıp denizi ve martıları seyredebilirsiniz. Bu sırada böyle küçük bir semtin bunca rengi nasıl bir arada barındırdığını düşünmeniz işten bile değildir.

  • Sağlıklı Bir Yaşam İçin İş Yerinde Konforunuzu Artıracak 8 Pratik Öneri

    Sağlıklı Bir Yaşam İçin İş Yerinde Konforunuzu Artıracak 8 Pratik Öneri

    Günümüzün büyük kısmını iş yerimizde geçiriyoruz, dolayısıyla iş yerimizdeki konforumuz hayat kalitemizi büyük oranda etkiliyor. Bu içeriğimizde, alacağınız basit önlemlerle, çalışma ortamınızda yapacağınız ufak değişikliklerle ofisteki konforunuzu nasıl arttırabileceğinizi araştırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı bir yaşam için en önemli noktalardan biri bol bol su içmektir. İş yerinin yoğun temposunda su içmeyi unutmamaya özen göstermelisiniz. Bitki çayları su tüketiminizi artırmanın iyi bir yöntemi olsa da siyah çay ve kahveyi fazla miktarda tüketmekten kaçınmanız öneriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ara öğünlere en çok iş yerinde ihtiyaç duyduğumuz yadsınamaz bir gerçektir. Fakat yüksek miktarda karbonhidrat içeren atıştırmalıklar enerjinizi düşürüp performansınızı olumsuz yönde etkileyebilir. Bu tarz gıdalar yerine kuruyemiş, meyve gibi alternatifleri tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çalışma saatleri içinde hareketsiz kalmak kas ve iskelet sisteminizde rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu rahatsızlıklardan korunmanın en etkili yolu ise hepimizin bildiği gibi spor yapmak. İş yerinde de sandalyeden kalkmanızı bile gerektirmeyecek küçük egzersizlerle vücudunuza bir iyilik yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilgisayar başında çalışanların ise en büyük dertlerinden biri göz yorgunluğu. Devamlı ekrana bakmak gözlerin kuruması, batması gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu rahatsız edici durumdan korunmak için bilgisayar başında çalışırken ara ara gözlerinizi kapayarak dinlendirebilir ya da uzakta bir noktaya bakarak gözlerinize egzersiz yaptırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer çok katlı bir binada çalışıyorsanız, gün içinde katlar arasında dolaşmanız gerektiğinde asansör yerine merdivenleri tercih edebilirsiniz. Böylece, daha fazla hareket etmiş olursunuz ve devamlı oturarak çalışmanın yan etkilerini bir nebze olsun azaltabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nefes almak, breathing

    Sağlıklı yaşamın, dinç bir zihin ve bedenin olmazsa olmazlarından biri temiz hava. Çalışma ortamınızda cam açmanız mümkünse iş yerinizi bol bol havalandırmanız konforunuzu olumlu etkileyecektir. Cam açmanın mümkün olmadığı bir plazada çalışıyorsanız öğle arasında dışarı çıkarak temiz havanın yararlarından faydalanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    work

    İş yerindeki konforunuzu olumlu etkileyecek unsurlardan biri de kendinize iyi hissedeceğiniz bir çalışma ortamı hazırlamak. Ofisinizi, çalışma masanızı sevdiklerinizin fotoğraflarıyla, bitkilerle, size kendinizi iyi hissettirecek ayrıntılarla düzenleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Vücut yapınıza uygun, ergonomik, çalışırken dik oturmanızı sağlayacak masa ve sandalye seçimleri iş yerinizdeki yaşam kalitenizi artıracaktır. Masa ve sandalyenizin kalitesi kadar, doğru yüksekliğe sahip olması, iyi bir açıyla yerleştirilmiş olması da önemlidir.

  • Çin Hakkında İlginç Bilgiler

    Çin Hakkında İlginç Bilgiler

    Çin Halk Cumhuriyeti 1,5 milyara yaklaşan nüfusu ile birlikte yaşadığımız dünyanın en kalabalık ülkesi. Yeryüzünde kapladığı alan açısından da dünyanın en büyük ülkelerinden biri. Böylesine kalabalık ve büyük bir ülkede ilginçlikler olmasın da nerede olsun öyle değil mi? Zengin kültürü, eşsiz doğal güzellikleri ve görkemli tarihiyle tanıdığımız ülkeye dair ilginç bilgileri sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünyada en çok konuşulan diller sıralamasında Çince 1 milyar 300 bin kişiyle ilk sırayı alıyor, yani yeryüzünde her 5 kişiden biri Çince konuşuyor. Verilere göre ülkede 299 farklı Çince konuşuluyor ve bu yüzden Çince’nin bir dil değil, dil ailesi olduğu iddiaları da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şangay ya da Şanghay, Çin’in en büyük ve en önemli liman kenti. Bu son derece canlı, turistik ve zengin şehrin elinde bulundurduğu bir rekor var ki hiçbir kentin başına gelmesin diyeceğiniz türden… O da, 100 kilometreyi bulan ve tam 12 gün süren trafik sıkışıklığı!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    O kadar kalabalık bir ülke ki Çin insanların yaşam alanları devasa gökdelenlerden kale içlerine, bozkırlardaki çadırlardan bambu evlere kadar çeşitlilik gösteriyor. “Yaodong” adı verilen ve özellikle Kuzey Çin’in pek çok yerinde görülen mağara evlerde bile yaklaşık 30 milyon insan yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2 bin yıldır yer altında saklı duran tek ordu Çin’de bulunuyor! Tabii ki pişmiş kilden yapılmış Terracota Ordusu’ndan söz ediyoruz. Qin hanedanının kurucusu Shi Huangdi’nin kendi anıt mezarı için yaptırdığı 8 bin savaşçı, 600 at ve 100 savaş arabasından oluşan heykeller günümüzde UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turna ve dev panda Çin halkı için sembol hayvanlar… Yine 12 burçtan en önemlisi olan ejder de kutsal sayılmış ve edebiyattan sanata pek çok alana ilham vermiş. Ama ejderin gücünden asıl faydalananlar imparatorlar olmuş. Öyle ki her biri kendisini “ejderin oğlu” olarak nitelemiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin kültüründe çay seremonisinin önemli bir yer tuttuğunu bilmeyen yok. Hatta o kadar önemli ki Lu-Yu Tea Culture Institute’de Çay Uzmanlığı bölümü bulunuyor ve öğrenciler mezun olmaya yakın yaklaşık 1000 çeşit çayı birbirinden ayırt edebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çin’de renklere verilen anlam da büyüktür. Örneğin toprak rengi olarak görülen sarı en saygın renktir. Kırmızı mutluluğun rengidir ve düğün, yeni yıl ya da açılış törenlerinde özellikle kırmızı giyilir. Ayrıca Çin’de yasın rengi dünyanın genelinin aksine siyah değil beyazdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Panda Çin’de o kadar sevilen bir canlı ki diğer ülkelerle arasında krize ya da işbirliğine bile neden olabiliyor. Koruma altındaki hayvanlar için ülkede dört büyük panda merkezi bulunuyor. Fakat pandaları çok seven Çinliler yaramazlık yapan çocuklar için “Panda gibi olma!” deyimini üretmekten de geri durmamışlar.

  • Öyle Bir Özelliği Var ki…

    Öyle Bir Özelliği Var ki…

    Aşağıdaki şehirlerin kültürleri, tarihleri, doğal güzellikleri ile ilgili çok daha önemli özellikleri var elbette… Ama “en” dedirten bir özellikleri bulunuyor ki işte listemiz o “en”lerle ilgili. Zihninizi ve tabii kalbinizi şöyle bir yoklayacak olduğunuzda, sizin “en”iniz olan şehirler hangileri?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Kalabalık” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Nüfusu en yoğun şehir, alışveriş merkezleri, lüks ve pahalı caddeleri, devasa tarihî ve modern yapılarıyla ünlü Tokyo. Japonya’nın başkenti olan şehrin nüfusu 2019 yılı itibariyle 38 milyonun üzerine çıkmış bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Büyük” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Honolulu’yu daha önce duymuş muydunuz? Aslında burası için en mavi manzaralara sahip şehir bile denebilirmiş. Ama birçok kaynakta 5.509 kilometre karelik alanıyla Havai adalarındaki Honolulu yüzölçümü en büyük şehir olarak gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Küçük” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Tepeleri ve ormanı bol, tam ortasından Ourthe Nehri’nin geçtiği, 12. ve 13. yüzyıldan kalma evleriyle masaldan çıkıp gelmiş gibi görünen Durbuy, Belçika’nın güneydoğusunda yer alıyor. Ve 156.61 kilometrekarelik yüz ölçümüyle dünyanın en küçük şehri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Yaşanabilir” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Hava kalitesi, altyapı, sağlık, eğitim, kültür gibi bazı kriterler göz önünde bulundurularak yapılan uluslararası bir analize göre 2019 itibariyle dünyanın en yaşanabilir şehri Viyana’ymış. Avusturya’nın başkenti olan şehir 2018 yılında da bu ünvana sahipmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Yüksek ” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Peru’da bulunan La Rinconada belki de ulaşılması en zor şehir çünkü deniz seviyesinden 5.100 metre yükseklikte bulunuyor. Zorlu bir coğrafyası olan ve ancak kamyon gibi büyük araçlarla ulaşılabilen şehirde 50.000 kadar insan yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Çok Ziyaret ” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    2019 yılında 22.7 milyon kişiyle en çok ziyaret edilen şehirde sıra. O şehir, Uzak Doğu’nun en mistik ülkelerinden Tayland’ın en büyük şehri ve başkenti Bangkok. Bu kadar “en”in arasında, tropikal iklimi ve barındırdığı gökdelenler nedeniyle “en sıcak büyükşehir” unvanına da sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Çok Tescilli Eser” title_font_size=”13″]
    en şehirler

    Kuzey İtalya’da Toskana Bölgesi’nin başkenti olan Floransa, dünyada sanatın da başkenti olarak kabul görüyor. Rönesans’ın doğduğu bu şehir sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte metrekareye düşen en çok tescilli eseri sınırları içinde barındırıyor.

  • DÜNYADAN KIŞ GÜN DÖNÜMÜ GELENEKLERİ VE FESTİVALLERİ

    Kış gün dönümü, yılın en uzun gecesinin yaşandığı ve bu gecenin ardından gündüzlerin yeniden uzamaya başladığı önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde düzenlenen kutlamalar kışın gelişini onurlandırır. Eski halk, mevsimsel döngülere göre yaşamlarını sürdürdüklerinden kışın ilk gününü özenli törenlerle kutlamışlardır. Bu kutlamalar; manevi anlamda yenilenmeyi, olumsuz alışkanlıklardan ve duygulardan arınmayı, karanlık zamanlarda bile umudu kucaklamayı simgeler. Yazımızda, dünyanın dört bir yanındaki kış gün dönümü geleneklerini bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nardugan Bayramı – Türklerde Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Eski Türklerde kış gün dönümü, Nardugan Bayramı olarak kutlanırdı. Adı “doğan güneş” anlamına gelen bu özel gün, 21 Aralık’taki en uzun gecenin ardından görülen ilk dolunayla başlardı. Mitolojide gecenin yenilip gündüzün doğması, yeni bir başlangıcın ve taze bir umudun simgesiydi. Bu yüzden insanlar akçaçam ağaçlarının altında bir araya gelir, mutluluklarını ve minnettarlıklarını paylaşırdı. Yüzyıllar boyunca Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bu neşeli geleneğin, modern yılbaşı anlayışına da zemin hazırladığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dōngzhì Festivali – Çin’de Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Çince Dōngzhì, “kışın gelişi” anlamına gelir ve günlerin uzamaya başladığı dönüm noktasını işaret eder. Han Hanedanlığı’ndan beri kutlanan bu festival, bugün de aileyle bir araya gelinen, tāngyuán (yapışkan pirinç topları) ve mantı gibi geleneksel yemeklerin yendiği bir gündür. Çin kültüründe yin karanlık ve soğukla, yang ise ışık ve sıcaklıkla ilişkilendirilir. Dōngzhì, yin’in gerilemeye, yang’ın ise güçlenmeye başladığı anı simgeler. Doğu bölgelerinde insanlar bu dönemde atalarının mezarlarını ziyaret edip yiyecek ve tütsü sunar. Kuzey Çin’de yaşayan insanlar, kışın en soğuk döneminde “Kış Dokuzları” adlı halk şarkısını söyleyerek günleri sayar. Kış gün dönümünden itibaren başlayan dokuzar günlük dokuz dönemin sonunda baharın geleceğine inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Stonehenge Kış Gün Dönümü Buluşması – Birleşik Krallık” title_font_size=”13″]

    Stonehenge, kış gün dönümünde binlerce kişinin toplandığı en eski kutlama alanlarından biridir. Yaklaşık 5000 yıl önce inşa edildiği düşünülen bu yapı, MÖ 3000 civarında başlayan ve 1300 yıl süren uzun bir süreçte bugünkü hâline gelmiştir. Stonehenge’i özel kılan, güneşle olan hizalanmasıdır. Yaz gün dönümünde güneş Topuk Taşı’nın üzerinden doğar; kış gün dönümünde ise aynı noktadan batar. Bu nedenle insanlar en uzun gecede buraya gelip doğanın döngüsünü kutlar ve güneşin dönüşünü birlikte karşılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şeb-i Yeldâ – Pers Kültüründe Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Şeb-i Yeldâ, Farsça “yılın en uzun gecesi” anlamına gelir ve Pers kültüründe kış gün dönümünü kutlayan kadim bir gelenektir. İran’da yüzyıllardır bir bayram havasında karşılanan bu gece, kışın başlangıcını simgeler. Aileler ve dostlar bir araya gelir; şafak vaktine kadar sohbet eder. Sofralar karpuz, nar, kuru yemiş ve tatlılarla donatılır. Karpuz ve nar bereketin sembolüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tōji – Japonya’da Kış Gün Dönümü” title_font_size=”13″]

    Japonya’da Tōji, kış gün dönümünde doğayla uyumu ve mevsimlerin ritmini hatırlatan özel bir gelenektir. En bilinen ritüeli, sıcak suya aromatik yuzu meyvelerinin eklenmesiyle yapılan yuzu banyolarıdır. Ferah kokusu bedeni ve zihni canlandırır; kötü enerjiyi uzaklaştırdığı ve soğuk algınlığından koruduğuna inanılır. Tōji aynı zamanda vücudu besleyici yiyeceklerle güçlendirme zamanıdır; özellikle tatlı kabocha kabakları, kışın soğuk günlerinde enerji kaynağı olarak sofralarda yer alır. Bu gelenekler, Japonya’da öz bakıma, dengeye ve mevsimle uyum içinde yaşamaya verilen önemi yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Soyaluna – Kızılderili Kabilesinin Kış Gün Dönümü, ABD” title_font_size=”13″]

    Soyaluna (veya Soyal), Hopi, Zuni ve Pueblo Kızılderililerinin kış gün dönümünü kutladığı bir gelenektir. Arınma zamanının geldiğini ve yeni tarım döngüsünün başlangıcını simgeleyen bu kutlamada, güneşi uyandırmak için ilahiler ile danslar eşliğinde ritüeller yapılır. Törenler, Hopi halkı için manevi merkezler olan kivalarda gerçekleşir ve Kachina adlı koruyucu ruhların gelişini kolaylaştırdığına inanılır. Öncesinde parlak boyalı Kachina bebekleri ve kutsal nesnelerden oluşan özel sunaklar hazırlanır, böylece hem doğa hem de topluluk için iyi dilekler sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Inti Raymi – Peru’da Kış Gün Dönümü ” title_font_size=”13″]

    Inti Raymi, Antik İnka uygarlığında güney yarım kürede kış gün dönümünde kutlanan bir güneş festivalidir ve Güneş Tanrısı Inti onuruna düzenlenir. Peru’da özellikle Cusco kentinde yapılan bu etkinlik, ritüeller, danslar ve törenlerle güneşin yeniden doğuşunu ve yeni yılın başlangıcını kutlar. Festival, topluluk için bereket, sağlık ve yeni başlangıçların simgesi olarak büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çatarmas – Pakistan’da Kış Gün Dönümü ” title_font_size=”13″]

    Pakistan’ın Afganistan sınırındaki Hindikuş Dağları’nda yaşayan pagan azınlık Kalaşlar, kış gün dönümünü “Çatarmas” adıyla kutlar. Bu kutlamada ateşler yakılır, danslar edilir ve kuru meyveler yenir; ritüel, toplulukta birlik ve mevsimsel döngüleri onurlandırmayı simgeler.