Yazar: admin

  • 10 Fotoğraf İle Güneş Adası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

    10 Fotoğraf İle Güneş Adası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

    Ülkemizden hem havayolu hem de denizyolu ile kolayca ulaşabileceğiniz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ılıman iklimi ve güzel doğası ile her mevsim ziyaret edebileceğiniz, kendinizi evinizde hissedeceğiniz güzeller güzeli bir ada. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti özellikle yaz aylarında uzun kumsallarıyla turist çekiyor olsa da tarihi ve turistik açıdan görülmesi gereken birçok değere de ev sahipliği yapıyor. Hem ihtişamıyla hem de barındırdığı eserler ile etkileyen Girne Kalesi’ni, Güzelyurt’taki Bizans Dönemi’nden kalma Aziz Mamas Kilisesi ve Arkeoloji Müzesi’ni, Mağusa’daki Lala Mustafa Paşa Camisi’ni ziyaret ederek adanın tarihi ile tanışabilirsiniz. Yolunuz bu güneşli adaya düşerse Kıbrıs mutfağının lezzetlerini de tatmayı unutmayın. İşte karşınızda 10 fotoğraf ile güneşin adası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    kıbrıs, gazimagusa
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • BÜYÜKBAŞ HAYVANLARIN GENELLİKLE KARIŞTIRILAN İSİMLERİ

    BÜYÜKBAŞ HAYVANLARIN GENELLİKLE KARIŞTIRILAN İSİMLERİ

    Büyükbaş hayvanların içine at, eşek, deve gibi canlılar da girer fakat başlığımız etini, sütünü ve gücünü kullandığımız, buna rağmen eğer çiftçi değil isek isimlerini sıklıkla karıştırdığımız sığırgilleri kapsıyor. Aşağıda büyük bir kısmının adı geçiyor, tabii en başta mitolojik öykülerde de kendine bolca yer bulan inek ve boğa geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyükbaş hayvanlar cinslerine ve yaşlarına göre isimlendirilir, örneğin inek 2 yaşın üstündeki dişi sığırı ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Boğa ise 2 yaşın üstündeki erkek sığıra verilen isimdir. Boğalar damızlık olarak kullanılan büyükbaş canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kısırlaştırılmış boğalara ise öküz ismi verilir. Genellikle tarlalarda çift sürmek, kağnı çekmek gibi işlerde yararlanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Manda, sığırgillerden farklı bir türdür. Dişi ve erkeği vardır, boynuzlu, siyah renkli ve oldukça güçlü büyükbaş canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İneğin yavrusuna altı ayını tamamlayana kadar erkek veya dişi olarak ayrılmadan buzağı denir. Bazı yerlerde süt danası da denmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1 ile 2 yaş arasında olan erkek ve dişi sığırlara dana denir. Aynı zamanda doğum yapmamış dişi danaya düve ismi verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Erkek danalar ise baba olana kadar tosun ismiyle anılır. Bu da yaklaşık olarak 1 ile 2 yaş arasındaki döneme denk gelir.

  • Zeki Müren’i Unutulmaz Yapan 10 Güzide Özelliği

    Zeki Müren’i Unutulmaz Yapan 10 Güzide Özelliği

    Türkiye’nin en sevilen karakterlerinden biri olan, hayatının her döneminde ve her alanında sanatçı kişiliğini sergileyerek bir fenomene dönüşen Zeki Müren’i kaybedeli yirmi altı sene olsa da, nadide kişiliği hala popüler kültürümüzün en önemli parçalarından birini oluşturuyor. Onu bu kadar vazgeçilmez yapan özelliklerini derleyerek, 10 maddelik bir liste hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Küçük Çoban” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Üsküp’ten Bursa’ya gelen bir ailenin tek çocuğuydu. Sanat Güneşi’mizin eşsiz yeteneği henüz ilkokuldayken keşfedildi ve Müren müzikli gösterilerde oynamaya başladı. 11 yaşındayken canlandırdığı çoban rolü ilk oyunculuk deneyimiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akademili Sanatçı” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Liseyi birincilikle bitiren Müren, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi’ne girerek Yüksek Süsleme Bölümü’nde okudu. İlerleyen senelerde desen ve resim çalışmalarını sergiledi. Tüm ülkeyi hayran bırakan sahne kostümlerinin ilhamı belki de bu sanat eğitiminden geliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eğitimli Müzisyen” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Müren, oyunculuk eğitimine olduğu gibi müzik eğitimine de erken yaşlarda başlamıştı. Henüz Bursa’dayken Tanburi İzzet Gerçeker’den solfej ve usül dersi alan sanatçı, İstanbul’a taşınınca Udi Krikor ile çalıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Başarılar Serisi” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    TRT’nin 1950 yılında açtığı solistlik sınavını 186 aday arasından sıyrılarak birincilikle kazanmıştı. Bunun ardından 1951 yılında radyoda ilk konseri yayınlandı ve Hamiyet Yüceses kendisini bizzat arayarak tebrik etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahneye Bir Çıktı Pir Çıktı” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    İlk plağı “Muhabbet Kuşu” 1951’de kaydedildi ve böylece Zeki Müren tüm Anadolu’da tanındı ama 1955’e dek hiç sahne konserine çıkmadı. Giydiği özel sahne kıyafetleriyle bir fenomene dönüşen Müren, saz ekibine tek tip kıyafet giydirmek ve T podyum gibi yenilikleri de sahnelere getiren isimdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ünü Yurt Sınırlarını Aştı” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Zeki Müren sadece Türkiye değil yurt dışında da tanınıyordu, birçok Avrupa ülkesinde konser veren müzisyen Londra’nın dünyaca tanınan Royal Albert Hall isimli konser salonunda konser veren ilk Türk sanatçı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye’nin En Sevilen Şarkılarını Yaptı” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Kariyeri boyunca 300’den fazla şarkı besteledi. Bu şarkılarda herkes kendinden bir şeyler buldu, “Şimdi Uzaklardasın”, “Manolyam”, “Bir Demet Yasemen”,  “Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun” gibi eserleri her evde sevilerek dinlendi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oyunculukta Çok Başarılıydı ” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Küçük yaşlarda keşfedilen oyunculuk yeteneğini konuşturduğu tam 19 sinema filminde oynadı. “Kırık Plak” ve “Bahçevan” gibi filmlerde Belgin Doruk, Behiye Aksoy gibi isimlerle unutulmaz bir performans sergiledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ödüllere Doymadı” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Zeki Müren sanatçı kişiliğiyle, müzikseverler tarafından o kadar sahiplenildi ki 1955 yılında Türkiye’de ilk Altın Plak Ödülü’nü kazanan sanatçı oldu, 1973’te Altın Kelebek Ödülleri’nde En İyi Erkek Solist seçildi. 1991 yılında ise Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönemin En Büyük Şöhreti” title_font_size=”13″]
    zeki müren illüstrasyonları

    Tam 11 yıl boyunca aralıksız olarak dönemin ünlü eğlence mekanı Maksim Gazinosu’nda sahne aldı. En meşhur sanatçılarla sahne paylaşan Müren, cemiyet hayatının da aranan simalarındandı. Vefatından sonra düzenlenen “İşte Benim Zeki Müren” sergisinde sanatçının fotoğrafları ve eşyaları sevenleriyle buluşturuldu ve bu sergi neredeyse tüm Türkiye’yi dolaşarak ülkedeki Zeki Müren sevgisinin büyüklüğünü ortaya koydu.

  • Dünyanın En İhtişamlı Askeri Bandosu Mehteran

    Dünyanın En İhtişamlı Askeri Bandosu Mehteran

    Mehter takımı dünyanın en eski askeri bandolarından biriydi. 14. yüzyıl ortalarında Yeniçeri Ocağı’nın bir bölümü olarak kurulup 1826 yılında kaldırılana dek savaş meydanlarında büyük heyecan yaratan bir orkestra oldu. Günümüzde sembolik bir anlam taşısa da tarihteki önemi tartışılmaz olan mehteran şimdi Kültür ve Yaşam’da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir mehter takımında aynı çalgılara sahip çok sayıda takım bulunurdu ve bu nedenle kişi sayısı bazen 200’e ulaşan bando takımına “mehterler” anlamına gelen “mehteran” da denirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mehter kelimesi, “en büyük, üstün, üst düzey görevli” anlamına gelen Farsça “mihter” kelimesinden türetilmiştir. Mehterin kullandığı müzik aletleri üflemeli, vurmalı ve çarpmalı çalgılardan oluşuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tabılbaz, kerrenay gibi sadece kendilerinin kullandığı özgün çalgıları vardı ve zil, nekkare, davul, kös, zurna, boru, nısfiye, klarnet de kullandıkları diğer çalgılar arasındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bandoda herkesin ayrı görevleri bulunuyordu. Örneğin çorbacıbaşı en önde yürüyen kişiydi… Çevgani ise yine sadece mehterde kullanılan ve ucunda küçük ziller bulunan müzik aletini kullanıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Davul çalan kişiye davulzen, boru çalana boruzen, zurna çalana zurnazen denirdi. Bu görevler köszen, zilzen, nekkarezen, tuğcu, sancaktar diye devam ederdi ve kıyafet renkleri görevlere göre değişirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mehter takımı marş çalmaya başlamadan önce mutlaka gülbank söyler, yani dua ederdi. Marşlarsa sözlü olabildiği gibi sadece müzikten de oluşabiliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Farklı yüzyıllarda mehter marşı besteleyen önemli bestekârlar yetişti. Bugün aşina olduğumuz marşların birçoğu çıkılan seferler sırasında söylenen değil sonradan bestelenen marşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bugün orijinal kıyafetleri içinde bir mehter takımı izlemek, bu görsel ve işitsel şölene tanıklık etmek isteyenler İstanbul’daki Askeri Müze’de belirli günlerde bu isteklerini gerçekleştirebiliyorlar.

  • PATLICANIN KITALARARASI SERÜVENİ VE PATLICANLI YEMEK TARİFLERİ

    Bilimsel adı “Solanum Melongena” olan patlıcan “Solanaceae” familyasına ait oldukça lezzetli bir yaz sebzesi.Patlıcanın hem saymakla bitmez faydaları hem çok leziz olan tarifleri hem de enteresan bir hikayesi var. Kaynaklara göre ilk yetiştirildiği yer M.Ö. 5. yüzyılda Hindistan. Bu tarihten sonra Afrika’ya, sonra Doğu Akdeniz’e ve 16. yüzyılda İspanyollar tarafından Avrupa’ya getirilen patlıcanı Avrupalılar uzun bir süre saksı bitkisi olarak kullandılar. Patlıcan, günümüzdeki formuna ulaşmadan önceki şeklinden dolayı İngilizcede “yumurta” anlamına gelen “eggplant” adını aldı çünkü patlıcanlar geçmiş dönemde beyaz rengiyle küçük kaz yumurtasına benzemekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yapılan bilimsel analizler patlıcanın insan sağlığındaki önemine vurgu yapmaktadır. 100 gr patlıcanda 24 kalori, 1.1 g protein, 2 g yağ ve 5.5 g karbonhidrat bulunmaktadır ve yapısında büyük oranda su olduğu için sağlıklı besinler kategorisinde yerini almaktadır. A, B1, B2 ve C vitaminin de bulunduğu patlıcanın saponin adıyla bilinen fitokimyasal maddesi; alerji ve iltihaplanmalara karşı vücudu korumakta, kandaki kolesterol oranının düşmesine yardımcı olmaktadır. Lezzeti kadar faydası da çok olan patlıcanın Türk mutfağında sıklıkla yer bulan en lezzetli tariflerini sizler için hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bol karabiberli köz patlıcan çorbasını daha önce tatmadıysanız işte size bağımlısı olacağınız pratik bir tarif. Dört kişilik çorba için üç adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanları közleyip temizledikten sonra kolay ezilmesi için bir bıçak yardımıyla parçalara bölün. Tencerede iki yemek kaşığı tereyağı ve bir buçuk kaşık unu çok olmayacak şekilde kavurduktan sonra patlıcanları tencereye ekleyin ve bir çatal ya da blender yardımıyla püre haline getirin. Dilediğiniz kadar sarımsağı ekledikten sonra yavaş yavaş beş bardak su ekleyin ve su kaynamaya başlayınca bir bardak süt ilave ederek orta ateşte kaynatın. Son olarak damak tadınıza uygun karabiber ve tuz ekledikten sonra çorbanız içmeye hazır. Dilediğiniz taze yeşilliği ince ince kıyıp servis esnasında çorbayla servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sofralarımızda sıkça yer bulan şakşukayı sevmeyen var mıdır? İçeriğindeki diğer sebzelerle muazzam bir lezzete dönüşen şakşukanın kolayca hazırlayabileceğiniz lezzetli tarifi için gerekli olan malzemeler üç adet kemer patlıcan, on adet kıl biber. Domates sosu için altı adet domates, üç çorba kaşığı zeytinyağı, dört diş sarımsak, bir tatlı kaşığı arzu ettiğiniz sirke, bir tutam şeker, bir tutam tuz ve son olarak üç/dört dal maydanoz yeterli olacaktır. Patlıcanları soyup küp şeklinde doğradıktan sonra biberleri de doğrayın. Kızartma tenceresinde iyice ısınan kızgın yağda önce patlıcanları sonrasında biberleri sırasıyla kararmayacak şekilde kızartın ve yağı çekmesi için dilerseniz bir kâğıt havlu üzerine koyup tuz serpin. Şimdi sıra sosumuzda; yıkadığınız domatesleri rendeleyin. Tavaya üç kaşık zeytinyağını koyduktan sonra doğradığınız sarımsakları hafifçe kavurun ve rendelediğiniz domatesleri ekleyin. Orta ateşte domatesler sos halini alana kadar pişirdikten sonra ocaktan almadan önce sirke, tuz ve şekeri ekleyip birkaç dakika daha pişirin. Artık domates sosunuz hazır. Yağı süzülen patlıcan ve biberleri yeni bir tabağa alın ve üzerine sosunuzu dökün ve lezzetler iyice özdeşleşene kadar karıştırın. Son olarak maydanozları da doğrayıp üzerine ekleyin. Yemeğiniz artık servise hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sırada sultan sofralarının gözde yemeği hünkârbeğendi tarifi var. Osmanlı mutfağına ait olan bu leziz patlıcanlı yemeğin yapımı zahmetli gözükse de gözünüz korkmasın. Böylesine lezzetli bir yemek için hem uğraşmaya değecek hem de yemeğiniz hazır olduğunda o kadar da zor olmadığını göreceksiniz. 600 gr kuşbaşı kesilmiş kuzu ya da dilerseniz dana eti ile hazırlayabileceğiniz tarif için gerekli olan diğer malzemeler; bir adet soğan, iki diş sarımsak, üç adet yeşil biber, iki adet domates, bir tatlı kaşığı biber salçası, üç çorba kaşığı zeytinyağı, bir tatlı kaşığı tuz, aroma katması için iki adet defne yaprağı, bir çay kaşığı karabiber ve son olarak iki buçuk bardak kaynamış su. Beğendi tarifi için gerekli olan malzemeler ise; üç adet közlenmiş patates, üç çorba kaşığı tepeleme un, iki çorba kaşığı tereyağı, üç su bardağı süt ve bir bardak ya da 100 gr rendelenmiş kaşar peyniri, bir tatlı kaşığı tuz ile bir çay kaşığı karabiber yeterli… Sırada pişirme işlemi var. Öncelikle tencerede zeytinyağı ve yemeklik kesilmiş soğanları birlikte kavurun. Ardından kuşbaşı eti ekleyip pişirmeye devam edin. Et suyunu çekmeye başladığında sarımsağı, karabiberi, domatesi ve ardından salçayı ekleyip iyice suyunu çekene kadar pişirmeye devam edin. Suyu çektikten sonra tuz ve defne yaprağını ekleyip hazırladığınız sıcak suyu da ekleyerek suyunu çekene ve et yumuşayana kadar malzemelerinizi pişmeye devam edin. Başka bir tencerede un ve tereyağını kavurun, közlenmiş patlıcanların kabuklarını temizledikten sonra doğrayıp tencereye ekleyin. Azar azar olacak şekilde sütü ekleyip kıvam alıncaya kadar karıştırarak pişirme işlemine devam edin. Kıvam aldıktan sonra tuz, karabiber, rendelenmiş kaşar peynirini eklemeniz yeterli olacaktır. Artık beğendiniz hazır. Şimdi sıra servis zamanı; önce beğendiyi tabağın zeminine yayın ve üzerine eti ekleyin. Artık onca emeğinize değdi, yemeğinizi soğutmadan yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sırada İtalyan mutfağına ait etsiz bir patlıcan tarifi var. Dört adet patlıcanı yıkadıktan sonra alacalı bir şekilde soyun, yuvarlak ve eşit olacak şekilde doğrayın. Patlıcanın acılığının gitmesi için tuzlu suda 15 dakika bekletin. Patlıcanlarınız suda beklerken derin bir kapta 300 gr galeta unu ve çeyrek bardak sütü karıştırın. Dilimlenen patlıcanları kâğıt havlu yardımıyla kuruladıktan sonra iki adet yumurtayı çırpın ve patlıcanlarınızı önce yumurtaya ardından da sütle hazırladığınız una bulayın. Kızgın yağda altın rengini alıncaya kadar patlıcanları kızartın. Üç adet domates, iki diş sarımsak, bir çorba kaşığı salça ve bit tutam fesleğeni tavada sos kıvamına gelene kadar pişirin. Son olarak fırın tepsisinin zeminine hazırladığınız domates sosu ekleyin, üzerine kızarmış patlıcanları dizin ve rendelenmiş mozeralla peyniri ile parmesan peyniri yayın. Bu işlemi üç ya da dört kat olacak şekilde yaptıktan sonra 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Hepsi bu kadar! İtalyan yemeğiniz hazır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son tarifimiz patlıcanın farklı bir lezzet hali. Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Daha önce denemediyseniz belki kendi hazırladığınız reçelle bir yenilik yapabilirsiniz. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice yoğunlaştıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynattıktan sonra soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanozlayabilirsiniz. Elinize sağlık!

  • Analog Kayıtla Sesin Derinliğini Duymak İsteyenlere 8 Plak Önerisi

    Analog Kayıtla Sesin Derinliğini Duymak İsteyenlere 8 Plak Önerisi

    Eskiden müzik dinlemek dendi mi akla plaklar gelirdi, zamanla teknoloji ilerledi kasetten CD’ye birçok format hayatımıza girdi ama içimizdeki plak sevgisi hiç değişmedi. Plağın müzik tutkunları için bu kadar vazgeçilmez olması, ses kalitesinden ve plaktan müzik dinlerken yaşadığımız nostaljik hislerden kaynaklanıyor. Plaktan dinlendiğinde ayrı bir tat verecek 8 albümü sizin için özenle seçtik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüçhan Çamay’dan Para Parra Parrra” title_font_size=”13″]
    plak, türk müzik tarihi

    Varlığı bir dert, yokluğu bir yara olan Para Parra Parrra’yı Rüçhan Çamay’ın damadı yazmış ve şarkı 1975 yılında Rüçhan Çamay’ın sesiyle ünlü olmuştu. Daha sonra Melike Demirağ da bu güzel şarkıyı seslendirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşim’den Aşk Alfabesi” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    1974 yılında çıkan Aşk Alfabesi, dinleyiciye eski bir Türk filmi hissi yaşatıyor, bir de plağın cızırtıları eklenince kendinizi bir zaman yolculuğunda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rezzan Yücel’den Bu Gece” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    Bestesi Melih Kibar ve Çiğdem Talu ikilisine ait olan Bu Gece, Rezzan Yücel’in çıkış yaptığı şarkı olmuştu. Hatta sanatçı 1978 yılında bu şarkıyla uluslararası bir organizasyon olan Eurovision’un Türkiye Ön Elemeleri’ne katılmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lale Belkıs’tan Çingene” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    On parmağında on marifet olan yetenekli oyuncu ve şarkıcı Lale Belkıs’ın 1976 tarihli “Çingene” plağı zamanının en neşeli albümleri arasındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezen Aksu’dan Sen Ağlama” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    Sezen Aksu her dönem dokunaklı şarkılarıyla etkileyici albümlere imza atmıştır. İşte içimizde yer eden Sezen Aksu plaklarından biri… “Sen Ağlama”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mazhar Fuat Özkan’dan Ele Güne Karşı Yapayalnız” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    Türk Pop Müziği’nin sevilen üçlüsünün en çok dinlenen plakları, haftalarca müzik listelerinin zirvesinde kalmıştı. Aradan geçen yıllara rağmen belki de en sevilen MFÖ albümü olarak kalan Ele Güne Karşı Yapayalnız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeki Müren’den Gözlerin Doğuyor Gecelerime” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    Sanat Güneşimiz’in 1988 tarihli albümünde kadife sesiyle adeta ruhumuzu dinlendiriyor. Plağın analog sesine Zeki Müren kadar yakışan başka bir sanatçı düşünmemiz ise oldukça zor gözüküyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alpay’dan Gitme” title_font_size=”13″]
    nostaljik plaklar, türk müzik tarihi

    Karizmatik görüntüsü ve tavırlarını romantik şarkılarla buluşturarak Türkiye’nin en sevilen şarkıcılarından biri olan Alpay…

  • SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ MANİDAR SÖZLER

    SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ MANİDAR SÖZLER

    “Sevgi” kavramı kiminizin kulağına sıradan gelebilir, oysa büyük düşünürlerin birçoğu tarafından dünyayı ayakta tutan ana neden olarak gösteriliyor. Biz de bu özel listeyi sevgiyi bizzat yaymaya çalışmış Yunus Emre’yle başlatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • YAZA VEDA EDERKEN DÜNYADAN SON BAHAR MANZARALARI

    Eylül ayı geldi, yaza veda etme vaktidir… Tüm yaz rengârenk çiçekleri ve yeşilin onlarca tonunu görmeye alıştığımız doğa, şimdi bize farklı bir yüzünü gösteriyor. Dünyanın farklı ülkelerinden bahar manzaraları ile düşen hava sıcaklığı, kısalan günler ve kat kat giyinmek zorunda olduğumuz kış ayına bizleri hazırlayan hüzün mevsimini kucaklamaya hazır mısınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Alp Dağları’ndan muhteşem bir sonbahar günü manzarası… Yeşil rengi artık yerini turuncu ve sarı tonlara bırakıyor. Almanya kırsalı Bavyera’da bulunan Hochkalter zirvesine ait olan bu manzara sonbaharın bütün güzelliklerini yansıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikleriyle turistlerin ilgi odağı olan Tayland’ın sonbahar manzarası heyecan verici. Huai Mae Khamin Şelalesi, Sri Nakarin Dam Ulusal Parkı’nda bulunuyor. Birçok katmandan oluşan şelalenin her katında birbirinden farklı doğa manzarası görmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yosemite Ulusal Park’ında alçalan bulutlar ile yüksekten akan şelale görkemli granit dağlarıyla birleşerek etkileyici bir sonbahar manzarası sunuyor. Kaliforniya Nevada’da bulunan park UNESCO Dünya Mirasları listesinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kawaguchiko Gölü’nden Fuji Dağı’na bu mevsimden bakmak büyüleyici… Kızıla dönen Akçaağaç’ın yaprakları insanın içini ısıtıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yunanistan’daki Konitsa Köprüsü’nde doğa tüm güzelliğiyle kendine hayran bırakıyor. 1871 yılında inşa edilen tarihi köprü, yeşil akan Aoos Nehri, gökyüzünü kaplayan bulutları ile sonbahar mevsiminin tüm güzellikleri bu fotoğrafta bir araya gelmiş durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son manzara ülkemizden. Doğal ve tarihi güzellikleriyle ülkemizin en değerli şehirlerinden bir tanesi olan Bursa’daki Suuçtu Şelalesi, fay hattının kırılmasıyla oluşmuş. İnsanlığa bahşedilmiş bir hediye gibi ziyaretçilerine tüm güzelliğini bonkörce sunan Suuçtu, 38 metre yükseklikten akan şelalesiyle sadece sonbaharda değil dört mevsim büyüleyici bir etki bırakıyor.

  • Depremden Korunmak İçin Neler Yapabiliriz?

    Depremden Korunmak İçin Neler Yapabiliriz?

    Bir doğa olayı olan depremin kendimiz ve çevremiz için afete dönüşmemesi için kademeli olarak yapabileceklerimiz bulunuyor. Bunlardan bazıları evlerimizde hatta bilincimizde basit önlemler almayı gerektirirken bazıları da özenle üstüne düşmeyi ve uzmanlarla birlikte hareket etmeyi gerektiriyor. Biz hem deprem öncesi, hem de deprem anı ve sonrasında yapabileceklerimizden birkaçını sıraladık. Unutmayalım ki bu konuda önceden hazırlıklı olmak, hayat kurtarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşadığınız binanın dayanıklılığı hakkında uzman görüşü önemli.” title_font_size=”13″]

    Yaşadığınız mekân depreme ne kadar dayanıklı? Bu soruyu ciddiyetle sorup cevabı mutlaka uzmanlara yaptıracağınız testler ile elde etmelisiniz. Ölçüm sonuçlarında gerekli görüldüğü takdirde hane-apartman sakinlerini bilgilendirmeli ve binanın dayanıklılığını artıracak mühendislik çalışmaları için vakit kaybetmeden harekete geçmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evinizdeki eşyalar sarsıntı sırasında risk teşkil etmesin!” title_font_size=”13″]

    Oturduğunuz ev kadar o evin içindeki mobilyaların konumu da önemli! Sarsıntı sırasında devrilerek tehlike oluşturabilecek ya da içinden düşen eşyalar nedeniyle güvenliğinizi tehlikeye atabilecek detayları bir kere daha gözden geçirin. Duvara sabitlenmesi gereken eşyaların, kilit altında tutulması gereken dolapların, deprem anında hareket etmenizi engelleyecek mobilyaların önlemini almayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deprem çantasında olması gerekenler… ” title_font_size=”13″]
    deprem

    Birkaç gün yetebilecek oranda su, konserve ya da bisküvi gibi bozulmayan yiyecekler, el feneri ve yedek pilleri, ilk yardım çantası, kullandığınız ilaçlar, battaniye, uyku tulumu ve çadır, mevsime göre değiştirebileceğiniz birkaç adet temel giysi, ulaşmak isteyebileceğiniz numaraların kayıtlı olduğu bir defter, kalem, dezenfeksiyon için ıslak mendil, kâğıt havlu ve poşet, çok amaçlı çakı. Depremle karşılaşmadan önce hazır bulundurulması gereken bu çantanın vazgeçilmez olduğunu unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deprem anı, sakin kalarak bilgilerimizi uygulamaya koyma zamanıdır!” title_font_size=”13″]

    Depremle karşılaşıldığında panik yapmamak, çalabilecek siren ya da alarm seslerine karşı sakin kalarak hareket etmek hayati bir önem taşımakta. Sarsıntı hissedilmeye başlandığı an önceden belirlenen en korunaklı yere geçmek ilk adım olmalıdır. Koltuk ve çekyat gibi eşyaların yanına, etrafı sandalyelerle desteklenmiş masa altına oturarak dizlerinizi göğsünüze çekmeli, bir elinizle başınızı koruyup diğer elinizle tutunmalısınız. Bu pozisyonun adı “Yaşam Üçgeni”dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deprem anında uzak durulması gereken alanlar aklımızda olsun.” title_font_size=”13″]

    İçeride veya dışarıda cam kenarları, çökme riskine karşı balkonlar ve merdivenler uzak durulması gereken yerlerin başında geliyor. Kolon, kiriş altı, kapı eşiği ve ezilmeye çok yatkın olduğundan beyaz eşyaların yanında da saklanılmaması gerekmekte. Fayansların yoğun olduğu yerlerden uzak durulması gerektiği de uzmanlar tarafından sıkça ifade ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Depremin hemen ardından yapabileceklerimiz neler?” title_font_size=”13″]

    Sarsıntının bittiğinden emin olduktan hemen sonra hızlıca ve yine sakinlikle elektrik, doğalgaz ve su tesisatını kapatmalı, önceden hazırladığınız deprem çantasını yanınıza alarak binadan uzaklaşmalısınız. Deprem sonrasında da elektrik kesintisi ve mahsur kalma tehlikesine karşılık kesinlikle asansörü kullanmamanız gerektiğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Artçı depremlere karşı da hazırlıklı olmalı, önlemlerimizi tekrar güncellemeliyiz.” title_font_size=”13″]

    Yaşadığınız bina hasar almışsa veyahut da hasar almasa bile risk teşkil ettiğini biliyorsanız artçı depremler kesilene kadar dışarıda kalmalı, başka bir mekânda konaklamayı tercih etmelisiniz. Bu doğa olayının her aşamasında sakin kalmanın önemini kavramalı ve hep birlikte panik havası yaratabilecek söylentilere değil bilim insanlarının açıklamalarına kulak vermeliyiz.

  • Ümit Etmekten Yorulmayanların Şairi Turgut Uyar’dan Ekinoks

    Ümit Etmekten Yorulmayanların Şairi Turgut Uyar’dan Ekinoks

    “Ben şiirlerimi sonraları pek okumam… Çoğu zaman sekiz-on yıl önce yazdığım bir şiiri tanıyamadığım, yadırgadığım bile olur.” diyen Turgut Uyar’ın, en azından bir şiiri, hiç değilse birkaç dizesi çoğumuzun zihninde mıh gibi çakılıdır. İnsanlığa Geyikli Gece’yi, Acıyor’u, Göğe Bakma Durağı’nı bırakmış, bize ayrılığı ve kavuşmayı ama her ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmemeyi tane tane anlatmış bir şair o… Kültür ve Yaşam sitemizin bu sayfası Turgut Uyar’ın Ekinoks şiiriyle daha da güzelleşiyor.