Yazar: admin

  • TÜRK DİL KURUMUNDAN YABANCI KELİMELERİN TÜRKÇE KARŞILIKLARI

    Globalleşen dünya, internet, sosyal medya derken artık dünyanın bir ucundaki olaylardan hızlıca haberdar oluyoruz. Farklı kültürlerle kurduğumuz temas ve gelişen yeni teknolojiler sayesinde gündelik hayatımızda kullandığımız teknolojik aletler bile değişirken; bu durumun yansımasını konuştuğumuz dilde de görmek mümkün. Türk dilini korumak ve yaşatmak için Atatürk’ün talimatıyla kurulan Türk Dil Kurumu, sıkça kullandığımız birçok yabancı kelimenin Türkçe karşılıklarını yayımladı. Yeni kelimeler listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • SADELİK İLE HUZURUN UYUMU

    Kendine has birçok kültürel ögeye sahip Japonya’nın mütevazı bahçeleri her göreni kendine hayran bırakıyor. Dışarıdan bakıldığında kendiliğinden oluşmuş sandığımız Japon bahçelerinin arkasındaki derin felsefeyi ve bahçe süsleme çeşitlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçeleri uzun yıllar süren emeğin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu bahçeler zenginlik ve lüks göstergesi değil, tam tersine doğa ile bütünleşme, sadelik ve tabiat sevgisini ifade eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçelerinin altında yatan temel ilkelerden biri de insanın ruhundaki güzellikleri doğanın eşsiz güzellikleri ile yansıtmaktır. Günlük hayatın rutinlerinden kaçmak amacıyla değil; dağların, derelerin, bitkilerin, kayaların ve ağaçların içindeki hoşluğu ortaya çıkarmak, birlikten doğan ahengi yakalamak ve doğaya karşı duyulan hayranlığı göstermek içindir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japon bahçeleri insan eli değmeden, kendiliğinden oluşmuş gibi gözükse de aslında bu bahçelerde insan eli değmemiş ve tasarlanmamış tek bir alan yoktur. Biçim, renk ve duygu bütünlüğü bu sanatın ardındaki estetiktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japon mimarisi minimalizm üzerine kuruludur. Basitlik ve sadelik ön plana çıkarılırken, gösterişten mümkün olduğunca uzak durulur. Bu özellikler ülkenin kültürel kimliğine dayanıp Japon estetiğini oluşturur ve bahçeler de bu ilkeler üzerine inşa edilir. Japon bahçelerinin dizaynında üç temel stil vardır. Farklılıkları ise bu stillerin altındaki ince detaylarda gizlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sansui Stili: Göletler, çağlayanlar, köprüler ve adalar gibi peyzajın elemanları ile tepecikler üzerine odaklanmaktadır. Bu stilin vazgeçilmez elemanı sudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Shakkei Stili: “Ödünç manzara” olarak da geçen bu stil, uzak bir manzaranın bahçe kompozisyonuna dahil edilme yöntemidir. Bir göl, okyanus, orman, büyük ağaçlar ve hatta bir mimari yapı bile “shakkei”yi oluşturan ögeler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kare-Sansui Stili: Daha çok “kuru manzara bahçesi” olarak bilinir. Temel olarak Sansui stiliyle benzerdir ancak bu stilde en önemli unsur, suyun tasvir edilmesidir. Susuz bölgelerde su etkisi oluşturmak için çakıl, küçük taşlar, kum ya da kırık taş parçaları kullanılmaktadır. Suyun hareketinden kaynaklanan dalgacık ve girdaplar için tırmıkla şekil verilir, ada ve köprü gibi ögelerde su varmış gibi planlanır.

  • YAĞMUR ORMANLARININ DEV KUŞU: HARPİA KARTALI

    Harpia kartalı (Harpy eagle), yağmur ormanlarında yaşayan en büyük ve en güçlü kartal türüdür. Bacağındaki siyah noktalı tüyler haricinde geriye kalan bölgeleri beyaz renkli olan Harpia kartallarının en karakteristik özelliği ise, başının arkasındaki taca benzeyen iki tüyüdür. Göz renkleri gri, kırmızı veya kahverengi olan ve sıra dışı bedeni ile ilginç türler arasında yer alan Harpia kartalları hakkındaki bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yetişkin bir Harpia kartalının kanat uzunluğu 2 metre, ağırlığı ise 10 kiloya kadar ulaşabiliyor. 13 ile 15 santim arasında değişiklik gösteren bu kuş türünün pençesi ise yetişkin bir boz ayının pençesinden daha büyük boyutlardadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türün bilimsel adı Antik Yunan mitolojisine dayanıyor. Mitolojideki Harpilere atıfta bulunan ismi, akbaba gibi bir vücuda ve bir kadının yüzüne sahip olduğuna inanılan rüzgâr ruhları Harpilerden geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İri cüssesi ile şaşırtan Harpia kartallarının bir diğer ilginç özelliği ise avlanırken gösterdikleri sabır. Avlanırken bir ağaçta 23 saate kadar tüneyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Harpia kartalları yuvalarını Güney Amerika’nın en uzun ağaçlarından biri olarak bilinen kapok ağacının tepesine kurar. Bundan dolayı birçok Güney Amerika medeniyetinde kapok ağacı kesmenin “kötü şans getirdiğine” inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ağaçta yaşayan memelilerle beslenen Harpia kartalları; tembel hayvanlar, maymunlar, sincaplar, kuşlar, iguanalar ve yılanlarla beslenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çift halinde yaşamayı tercih eden Harpia kartalları, Brezilya’da “kraliyet şahini” olarak da bilinir. Diğer kuş türlerinin çoğunda olduğu gibi Harpia kartalları da tek eşlidir ve eşleriyle olan bağları ömür boyu sürer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yaşam alanı Orta Amerika olan Harpia kartalının dünya üzerinde 50 binden az sayıda kaldığı tahmin ediliyor. Geçmişte Harpia kartallarının yaşam alanı Arjantin’den Meksika’nın güneyine; Orta Amerika’dan Güney Amerika’ya kadar uzanırken ne yazık ki orman alanlarının yok olması ve insanların av merakı sonucu yaşam alanları giderek daralıyor. Günümüzde en büyük üreme alanı Panama’da bulunuyor. El Salvador’da nesli tamamen tükenen Harpia kartallarının, Belize’de ise sadece bir yuvasının kaldığı gözlemlenmiştir.

  • DÜNYACA ÜNLÜ OSMANLI DENİZCİLERİ

    Osmanlı İmparatorluğu’nun donanma komutanları yani Kaptan-ı deryalar, imparatorluğun gücünü ve sınırlarını genişleten önemli isimlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun denizlerdeki kudretinin ve zaferlerinin arkasındaki bu isimler cesaret ve yetenekleri ile donanmayı yönetirken bazen de Sultan’ın görevlendirdiği askerî seferlere liderlik ederek imparatorluk sınırlarını korumuşlardır. Osmanlı’nın denizlerde üstün güç olmasını sağlayan; bilgeliği, adil tutumu ve ileri görüşlülüğü ile öne çıkan denizcilerimizi yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mürsel Alp, bilgeliği, kahramanlığı ve cesareti ile adını denizcilik tarihine yazdırmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Kaptan-ı deryasıdır. Donanmada elde ettiği başarılar ve gözü pek karakteri ile bilinen Mürsel Alp’e Osmanlı’nın ikinci padişahı Orhan Bey tarafından “Kara” lakabı verilmiş, Karamürsel Alp olarak adı anılır olmuştur. Osmanlı donanmasının gelişmesi için büyük çaba harcayan Karamürsel Paşa’nın kurduğu donanma, 1323’te İzmit’teki Karamürsel kasabasını almış ve Marmara Denizi’ndeki üstünlük Bizanslılardan Osmanlı’ya geçmiştir. Karamürsel’deki Armutçuk Limanı’nda 1327’de ilk Osmanlı tersanesini kuran ve ilk savaş gemilerini üreten Kaptan-ı derya, tasarladığı hafif ve hızlı gemilerin de isim babasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ünlü denizci Piri Reis’in amcası olan Kemal Reis, Osmanlı donanmasına katıldıktan sonra özellikle gemi üretiminde ve keşiflerde önemli başarılara imza atmıştır. Batı Afrika kıyılarını keşfetmiş ve buradaki ticaret yollarını kullanarak Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük kazançlar elde etmesini sağlamıştır. Venedik donanması ile iş birliği yapan Fransızları ve denizcilikteki başarılarıyla bilinen Portekiz donanmalarını mağlup eden Kemal Reis, dönemine göre oldukça büyük sayılan “göke” gemilerini inşa ettirmiştir. Yelkenli, kürekli ve üç güverteli gökelerde uzun menzilli topları ilk defa kullanan Kemal Reis, bu gemilerle büyük zaferler elde etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    16. yüzyılın ünlü denizci, haritacı ve kâşifi olan Piri Reis, Osmanlı donanmasının Kaptan-ı deryası olarak önemli görevlerde ve savaşlarda yer almıştır. Kazandığı zaferlerin yanı sıra uzun süre gerçekleşen araştırmaları ve gözlemleri sonucunda 1513’te çizdiği “Dünya Haritası”, bilinen en eski dünya haritalarındandır ve Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Afrika kıyılarını detaylı bir şekilde gösterir. Haritalarında rüzgâr rozetleri, pusula işaretleri ve ölçümler gibi o çağa göre çok yeni olan sembol ve teknikleri kullanan Piri Reis, “Kitab-ı Bahriye” adlı denizcilik ve haritalama kitabıyla dönemin en önemli denizcilik bilgilerini tek bir kitapta toplamıştır. Osmanlı donanmasının en ileri görüşlü ve bilgili denizcilerinden olan Piri Reis’in eserleri, tarih ve jeopolitik araştırmalarda değerli kaynaklar olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı donanmasıyla Avrupa kıyılarına ve Akdeniz’e yapılan seferlerde başarılar elde eden Turgut Reis’in en ünlü zaferlerinden biri, 1538’de gerçekleştirdiği Preveze Deniz Muharebesi’dir. Bu muharebede Turgut Reis komutasındaki Osmanlı donanması, Haçlı donanmasına karşı galibiyet kazanmıştır. 1540’ta Cenovalılara esir düşen kaptan, üç yıl gemide kürek çektikten sonra Barbaros Hayrettin Paşa tarafından kurtarılmış ve kendisine yeni bir donanma kurarak fetihlerine devam etmiştir. Korsan gemilerinde tayfa olarak görev aldığı yıllar boyunca denizcilikle ilgili becerilerini geliştiren Turgut Reis, 1550’de Osmanlı donanmasına katılarak Batılı ülkelerin korkulu rüyası haline gelmiştir. Fas’a bağlı olan Peñón Adası’nı ele geçiren ve Cezayir’i özgürleştiren Turgut Reis’in hayatı, birçok anlatıma ve efsaneye de ilham kaynağı olmuştur. 1551’deki Trablusgarp Fethi’nde önemli başarılara imza atan Turgut Reis, bu zaferden sonra “Trablusgarp Fatihi” olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı donanmasının Kaptan-ı derya görevine getirilen ve Yavuz Sultan Selim tarafından “Hayrettin” lakabı verilen Barbaros Hayrettin Paşa, tarihin en büyük denizcileri arasında yer alır. Asıl adı Hızır olan Hayrettin Paşa, Türk denizciliğine altın çağını yaşatmış, çok sayıda denizciyi eğitmiştir. Turgut Reis ile birlikte Preveze Zaferi’ni kazanan Paşa, Akdeniz ve Kuzey Afrika’da İspanyollar, Cenevizliler ve Fransızlar gibi Avrupa devletlerine karşı birçok önemli zafer kazanarak Osmanlı’nın bu denizlerdeki gücünü pekiştirmiştir. Öldükten sonra Beşiktaş’ta türbeye defnedilen Barbaros Hayrettin Paşa için Osmanlı döneminden günümüze uzanan bir tören geçidi halen düzenlenir. Sefere çıkan veya tatbikata giden savaş gemileri türbenin önünden geçerken top atışıyla Paşa’yı selamlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    16 yıl Osmanlı donanmasında Kaptan-ı derya olarak görev yapan Kılıç Ali Paşa, aslında İtalyan asıllıdır. Papaz okuluna giderken esir düşen denizci, gemilerde kürek çektikten sonra özgürlüğüne kavuşmuş, bir dönem korsanlık yapmış ve sonrasında Müslüman olmuştur. Osmanlı donanmasına katıldıktan sonra Barbaros Hayrettin Paşa’nın eğitimiyle iyi bir denizci olan Kılıç Ali Paşa, Osmanlı donanmasının yarıdan fazlasının yok olduğu İnebahtı Savaşı’nın ardından beş ay gibi kısa bir sürede İstanbul ve Gelibolu tersanelerinde donanmayı tekrar inşa etmiş, imparatorluğun denizlerdeki gücüne kavuşmasını sağlamış azimli ve yetenekli bir denizcidir. Üstün gayretiyle toparladığı donanmanın ilk başarısı Tunus’u geri almak olurken, Osmanlı’nın denizlerdeki üstün güç konumuna kavuşmasını sağlamıştır. 1587’de vefat eden Paşa, Mimar Sinan’ın inşa ettiği Kılıç Ali Paşa Camii’ne defnedilmiştir.

  • VİZE OLMADAN SEYAHAT EDEBİLECEĞİNİZ ASYA ÜLKELERİ

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin vizesiz seyahat edebildiği Asya ülkelerini, seyahat sürelerini ve bu ülkelerde görülmeye değer başlıca mekânları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Köklü tarihi, imparatorluk sarayları, mabet ve tapınak manzaraları, kapsül otelleri ile dikkat çeken Japonya’nın başkenti Tokyo; eşsiz kültürü ve teknolojisi ile dünyanın en ilgi çekici yerlerinin başında geliyor. Türkiye ile Japonya arasındaki “Vize Muafiyet Anlaşması” sayesinde, turizm ve iş ziyareti amacıyla Japonya’ya seyahat eden Türk vatandaşları 3 ay süreyle vizeden muaf oluyor. Ancak Japonya’da uzun süre kalmak veya çalışmak amacıyla seyahat edecek olanların Türkiye’den ayrılmadan önce statülerine uygun vize almaları gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hong Kong, Türk vatandaşlarını 90 gün vizeden muaf tutan ülkelerden bir tanesi. 150 yıla yakın süre İngiliz yönetimi altında kaldığı için Batı tarzı yaşam stili ile Asya kültürünün harmanlandığı bir şehir olan Hong Kong, başlarda nüfusu az olan bir tarım ve balıkçı köyü iken artık dünyanın en önde gelen finansal merkezleri ve ticarî limanlarından birine dönüşmüş durumda. 554 metre yüksekliğindeki Victoria Zirvesi’ne 130 yıldan fazla süredir hizmette olan tramvay ile çıkmak oldukça heyecan verici. 34 metre yüksekliğe sahip bronz Tian Tan Buddha Heykeli, modern tarzdaki alışveriş merkezlerinin bulunduğu Tsim Sha Tsui ve çocuklu ailelerin tercihi Ocean Park, Hong Kong’ta gezilecek yerlerin başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Güney Kore, pasaportu olan Türk vatandaşlarından 180 gün içinde 90 gün vize istemiyor. Fakat 90 günden uzun süre kalacak olan kişilerin Güney Kore’ye gitmek için vize başvurusu yapmaları gerekiyor. Televizyon dizileri ve müzik gruplarıyla ön plana çıkan ülkede modern ve tarihi yaşam ahenk içinde ilerliyor. Başkent Seul çevresinde 15. yüzyılda inşa edilen Changdeokgung Sarayı, Busan’daki Gamcheon kültür köyü, başkentteki ikonik sembol N Seul Kulesi ve masalsı bir havaya sahip Bukchon Hanok köyünde güneşi batırmak ülkeyi ziyaret edenlerin başlıca aktiviteleri arasında yer alıyor. Ayrıca UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Namhansanseong Kalesi ve surları, Seul’ü ziyaret eden gezginlerin ilgisini çeken başlıca yerler arasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Moğolistan, 30 gün süreyle vizesiz seyahat edilebilen ülkeler arasında yer alıyor. Orta Asya’nın en ilginç ülkelerinden olan Moğolistan’da Türklerin ilk yazılı metni olan Orhun Yazıtları görülecek yerlerin başında geliyor. Ülkenin çeşitli noktalarındaki Moğol İmparatorluğu Cengiz Han’a ait eserler ile Karakurum Antik Kenti, Çin sınırında bulunan ve etrafı kayalık sıra dağlarla çevrili Gobi Çölü, Ulan Batur Şehir Müzesi, Moğol kültürünün bir aynası olarak kabul gören Gandantegchinlen Manastırı ise ülkede en çok ziyaret edilen turistik yerler oluyor. Moğolistan’ın saklı cennetlerinden biri olan Gorkhi-Terelj National Park, Moğolistan’ın meşhur ulusal parklarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çinlilerden Malaylara, Hintlilerden Arap ve Avrupalılara kadar çok farklı kültürden insanların hoşgörü içinde yaşadığı rengârenk bir şehir olan Singapur’a ilk girişte 30 gün kalış imkânı sağlanmakta, başvuru üzerine onay alınması halinde kalış süresi 90 güne kadar uzatılabilmektedir. Dünyanın en güvenli, temiz ve zengin şehir devleti olan Singapur’un simgesi haline gelen 8,6 metre uzunluğundaki Merlion Heykeli, Çinli nüfusun toplandığı görkemli Çin Mahallesi, Güney Doğu Asya’nın en modern caddesi olarak bilinen ünlü Orchard Road, kentin gelişmişliğine ve doğal güzelliğine tanık olabileceğiniz Marina Bay Sands ile 60 bin orkide türüne ev sahipliği yapan Singapur Ulusal Orkide Bahçesi gezilecek yerlerin başında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    20’den fazla aktif volkanın bulunduğu ülke, tropik adaları ile dikkat çekiyor. Millî parkları, tarihi yapıları ve büyüleyici plajları ile oldukça rağbet gören ülkenin ziyaret edilecek yerlerinin başında en büyük adası olan Manila geliyor. Başkentte mimarisi ile büyüleyen tarihi San Agustin Kilisesi ve Orkide Galerisi, sayısız canlı türünün koruma altına alındığı pek çok park ile Tubbataha Resifleri Millî Parkı, Filipinler’i ziyaret edenlerin ilk uğrak yeri. Umuma mahsus pasaport sahibi Türk vatandaşlarının 30 güne kadar vizesiz seyahat edebildiği Filipinler, 2 bin yıllık pirinç tarlaları ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve 7 binden fazla adasıyla dünyanın en uzun kıyı şeridine sahip ülkelerinden biri olma özelliği taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    30 günü geçmeyen seyahatlerde vize istemeyen ada ülkesi Brunei, Güneydoğu Asya’da Borneo Adası’nın kuzeybatı kıyısında bulunuyor. Petrol rezervleri sayesinde dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan Brunei, lüks ve ihtişam meraklıların tercih ettiği tatil rotalarından biri. Malay dilinde “Barışın Ülkesi” anlamına gelen Burnai’de gezilecek yerlerin başında şahane manzarasının yanı sıra zengin hayvan çeşitliliği ile ülkenin en popüler doğa alanlarından olan Tasek Merimbun geliyor ve tatil kenti Muara, plajları ile dikkat çekiyor.

  • TARİHİ GÜZELLİKLERİYLE KIRIKKALE

    Tarihi, zengin tabiatı ve kültürüyle öne çıkan Kırıkkale, İç Anadolu Bölgesi’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Kırıkkale adını Kırıkköyü ve kentin merkezindeki Kaletepe’den alır; bu iki ismin kısaltılmasıyla Kırıkkale olarak anılmaya başlandığı rivayet edilir. Bazı Osmanlı arşivlerinde ise “Kırıkkal” olarak geçer. Bu yazımızda sizlerle Kırıkkale’de kısa bir yolculuğa çıkıyor ve şehrin güzelliklerinden birkaçını listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale tarihi bakımdan oldukça önemli bir konumdadır; ilin en yüksek dağlarından biri olan Behrek Dağı, Anadolu’nun Türk ve İslam diyarı olabilmesi için mücadele verilen bölgelerin başında gelir. Tarihi bakımdan zengin olmasının yanı sıra pek çok ilçeye ve köye de ev sahipliği yapar. Kırıkkale’ye bağlı 9 ilçe ve 180’nin üzerinde köy vardır. Özellikle Delice ilçesine bağlı Alçılı köyü, Kırıkkale’nin güzel köylerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya üzerinde çok az yerde rastlanan kırmızı peribacası, Kırıkkale’nin eşsiz güzelliklerindendir. Bahşılı ilçesine bağlı Büyük Sarıkaya köyünde yer alan dağların yamacındaki peribacası oluşumları, gün batımında adeta bir tabloyu anımsatır. Rüzgâr ve sel sularının toprağı aşındırmasıyla oluşan bu yeryüzü şekilleri, Kırıkkale’nin dikkat çeken manzaralarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale’nin en ünlü köprülerinden biri Çeşnigir Köprüsü’dür. Karakeçili ile Köprüköy ilçeleri arasında Kızılırmak üzerinde yapılan tarihi köprünün Selçuklu Dönemi’ne ait olduğu bilinir. Ankara Savaşı’nın yapılacağı alana ilerleyen Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur’un ordusuyla bu köprüyü kullandığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karaahmetli Tabiat Parkı, Karaahmetli köyünde bulunan doğal bir parktır. Parkın sınırları içinde ve çevresinde 60’tan fazla kuş türü, 10’dan fazla da balık türü, çeşitli sürüngenler ve memeli hayvanlar yaşar. Günübirlik spor aktivitelerinin yapılabildiği parkta aynı zamanda piknik, olta balıkçılığı, kampçılık gibi aktiviteler de gerçekleştirilebilir. 23 Temmuz 2009 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından tabiat parkı ilan edilen Karaahmetli Tabiat Parkı, yılın 12 ayı boyunca ziyaret edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale’nin aynı zamanda lavanta tarlalarıyla da meşhur olduğunu biliyor muydunuz? Balışeyh Lavanta Vadisi ve Karaahmetli Lavanta Tarlaları, Kırıkkale’nin eşsiz güzelliklerindendir. Lavanta kokusunun eşlik ettiği geziniz sırasında geleneksel el sanatı ürünlerinden satın alabilir, yöresel ürünleri keşfedebilir ya da çay bahçesinde ince belli bardakta bir çay molası verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale gastronomi bakımından da Türkiye’nin en özel yörelerinden biridir. Keskin tava, omaç, yoğurtlu tarhana çorbası, tuvalak, katma aşı, sızgıt gibi lezzetler yörenin eşsiz tatlarından yalnızca birkaçıdır. Ceviz ve şerbetin buluşmasından doğan sarığıburma tatlısı, Kırıkkale’nin meşhur tatlılarından biri olarak damaklarda yerini alır.

  • TÜRKİYE’DEKİ KÖPEK BALIĞI TÜRLERİ

    Denizlerin en büyük balıklarından olan köpek balıklarının tespit edilen 360 farklı türü bulunuyor. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde de yaşayan birçok türü mevcut. 400 milyon yıldır gezegenimizde var olan köpek balıklarının ülkemiz sularında yaşayan başlıca türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Balina köpek balığından sonra dünyanın en büyük ikinci balığı olan büyük camgöz, ortalama 10 metre uzunluğa ve 3 ton ağırlığa sahip bir canlıdır. Dev cüssesine rağmen hırçın bir avcı olmayan bu tür, denizlerdeki planktonlarla beslenir ve ağzını sürekli açık tutarak sudaki besinini filtreler. Bu balık türü her bir saatte ortalama 2 ton deniz suyunu filtreleyerek öğününü âdeta taştan çıkarır. Büyük camgöze dünyanın neredeyse bütün denizlerinde rastlamak mümkün olurken göç zamanlarında ülkemizdeki Ege ve Akdeniz sularını nadiren de olsa ziyaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sivriburun camgöz, açık denizlerde yaşayan başı üstten hafifçe basık, dişleri sivri bir türdür. Çok hızlı yüzmesiyle bilinen sivriburun camgözler, zaman zaman sudan dışarı sıçramasıyla da ünlüdür. Saatte ortalama 80 kilometre hıza erişen bu türün besinlerini sürü halinde gezen hamsi, istavrit, palamut, kefal gibi balıklar oluştururken kimi zaman kalamar ve sübye gibi kafadan bacaklılarla da beslenir. Ortalama uzunlukları 1 metre ile 3 metre arasında olan sivriburun camgözlerin ağırlıkları 60 ila 200 kilo arasında değişmektedir. İnsanlara zarar vermediği bilinen türe sıcak sularıyla ünlü Akdeniz’de rastlamak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Batı Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara Denizi’nde görülen saban köpek balığının yetişkin erkekleri 420 santimetre, dişileri ise 560 santimetre boya erişir. Sürü balıkları ile beslenen türü, soğuk denizlerden sıcak tropikal denizlere kadar görmek mümkündür. Saldırgan olmamasıyla ünlü saban köpek balıklarının kuyrukları ile beden boyutları hemen hemen aynı uzunluktadır. Bu balıklar ismini burnu toprağı kazarak altüst etmeye, tarlayı ekilebilecek duruma getirmeye yarayan bir tarım aracı olan sabana benzediği için balıkçılar tarafından verilmiştir. Saban balıkları dünyada nesli giderek azalan balık türleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Akdeniz ve çevresinde yaşayan kedi köpek balığı, gözleri ve burnu kedilere benzediği için bu ismi almıştır. Pulsuz bir derisi, ince bir gövdesi olan bu türün derileri desenli ve çizgilidir. Lekeli veya puantiyeli desenlere sahip farklı türleri bulunur. Ortalama boyları 80 santimetre olurken birkaç türü 1,5 metreyi aşan boylara ulaşır. Bu köpek balığı, denizin derinliklerinde bulunan küçük balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Oldukça utangaç bir mizaca sahip olan bu türün yakalanması zordur ve kendilerini tehdit altında hissettiklerinde midelerini su veya hava ile doldurarak vücutlarını üç kat büyütme gibi ilginç bir savunma yeteneğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pamuk köpek balığı, diğer adıyla mavi köpek balığı, ülkemizde Akdeniz sularında görülür. Sürü halindeki küçük balıklarla beslenen bu türün boyları ortalama 2 ila 3 metre arasında değişse de 4 metreye ulaşanları da görülmektedir. Dünyada, tüm denizlerde ve okyanuslarda en sık görülen köpek balığı türlerinden olan bu türün gözleri oldukça büyüktür, dişleri besinleri daha iyi öğütmek için tırtıklı yapıdadır. Oldukça uzun kuyruğa sahip pamuk köpek balığı, bu özelliği sayesinde hızlı birer yüzücü haline gelir ve tüm dünyadaki sıcak denizlerde avlarını arar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Soyu tehlike altında olan melek köpek balığı, genellikle 150 metre derinliğe yakın kumlu deniz yataklarında yaşar. Bir zamanlar Baltık Denizi’nden Fas ve Kanarya Adaları’na kadar dağılım gösteren bu türü ülkemizde Akdeniz ve Karadeniz’de görmek mümkündür ancak yanlış avlanma sebebiyle sayıları gün geçtikçe azalmıştır. Vatozlara benzedikleri için genelde birbiri ile karıştırılan bu türün tespiti için yüzgeçlerine ve davranış şekillerine bakılır. Tıpkı vatoz gibi deniz tabanındaki kumullara gizlenerek küçük balıkları avlar. Melek köpek balıkları, diğer köpek balığı türlerine kıyasla benzersiz nefes almasıyla ünlüdür; solunum sırasında suyu dışarı pompalamak için vücutlarının altında bulunan solungaç kanatlarını kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kum köpek balığı, dünyadaki en büyük köpek balığı türlerindendir ancak bu iri cüssesine rağmen saldırgan değildir. Ortalama 1-1,5 metre olan cüssesi ve 23 seneye ulaşan yaşam ömrü ile bilinen bu tür, uzun yaşamasına rağmen nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Akdeniz sularında yaşayan kum köpek balıklarının üreme alanlarından biri de Gökova Körfezi’ndeki Boncuk Koyu’dur.

  • VOLEYBOL HAKKINDA BİLGİLER

    En popüler sporlardan biri olan voleybol, futbol ve basketbol gibi sıkça tercih edilen sporlar arasında yer alır. Fileyle ikiye bölünmüş bir saha üzerinde altı kişilik iki takım ile oynanan voleybolda sporcuların amacı; topu filenin üzerinden göndererek rakip takımın oyun alanında yere değmesini sağlamaktır. Bu yazımızda voleybol hakkında bilgiler vereceğiz ancak öncesinde kısaca tarihine değinelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Voleybol, ABD’de bir spor kulübünde çalışan beden eğitimi öğretmeni William G. Morgan tarafından 1895 yılında geliştirildi. İlk olarak kapalı alan sporu olarak tasarlanan voleybol daha sonra açık alanda da oynanmaya başlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    William G. Morgan’ın tasarladığı voleybol, ilk başlarda “Mintonette” olarak adlandırılmıştı. Daha sonra “vole” adını aldı ve zamanla “voleybol” olarak finalize edildi. Voleybolun kuralları ilk olarak Morgan tarafından kaleme alındı; daha sonra 1916 yılında yeniden güncellendi. 1928 yılında ise tek bir çatı altında toplandı ve Birleşmiş Devletler Voleybol Federasyonu kurularak ortak kurallar oluşturuldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Oyunun ilk ve en önemli kuralı topun dışarı gitmemesidir. Oyun sırasında aynı oyuncunun üst üste iki kere topa vurması yasaktır ancak vurursa, sayı karşı tarafın olur. Rakip takım, hiçbir şekilde karşı takımın sahasına ayak basamaz. Hangi takım üç seti birden alırsa, o takım kazanmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Voleybol yalnızca sahada değil plajda da oynanabilen bir spordur. Kumun üzerinde oynanan popüler bir takım oyunu olan plaj voleybolu dünyanın pek çok ülkesinde kumsallarda ya da yapay kumlu sahalarda oynanır. Kurallar ve oyunun düzeni, voleybola göre farklılık gösterir. Örneğin sahada oynanan voleybolda sahanın boyu 9 metre olmalıyken, plaj voleybolunda 8 metredir. Oyuncu sayısında da farklılık vardır; saha voleybolunda bir takımda 6 kişi yer alırken, plaj voleybolunda 2 kişilik takımlar karşılaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kadınların voleybola başlaması 1964 yılında Tokyo’da düzenlenen olimpik yarışlarda olmuştur. Bu tarihten itibaren kadınlar da filede yer almış ve günümüze kadar pek çok başarı elde etmişlerdir. Dünyanın en iyi kadın voleybolcularından biri Regla Torres’tir. 1975 Küba doğumlu olan Torres olimpiyat tarihinde altın madalya kazanan genç voleybolculardan biridir.

  • İFTARDAN SONRA SİNDİRİMİ KOLAYLAŞTIRACAK ÖNERİLER

    İftar sofraları, Ramazan’ın maneviyatı ile bir arada olmanın ve paylaşmanın güzelliğine tanıklık ettiğimiz özel günlerdir. Birlik ve beraberlik ruhu ile ailelerin, komşuların, akrabaların ve dostların sıkça bir araya geldiği Ramazan ayında yenilen yemeklerin lezzeti de bir başkadır. Özenle hazırlanan iftar sofralarından sonra hazmı kolaylaştıracak tavsiyeleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oruç tutulan günün ardından gün boyu yavaşlayan metabolizmayı hızlandıracak sağlıklı ve doğal besinler tercih edildiğinde kilo alma riski de azalacaktır. Sindirimi destekleyen bol lifli gıdalar; sıcak bir çorba, limonlu bir salata ve etli sebze yemekleri mideyi yormayan tercihler olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orucu açarken tercih edilecek çiğ kuru yemiş, kuru meyve ve zeytin gibi iftariyelikler şeker ve tansiyon değerlerini dengeleyecektir. Zencefil, kimyon, kekik gibi baharatlar sindirimi desteklerken hazırlanılan yemeklere de lezzet katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yemek yerken acele etmemek ve her lokmayı iyice çiğnemek sindirimi kolaylaştırır. Çünkü sindirim önce ağızda çiğnemeyle başlar. İyice çiğnemeden yutulan besinler midede hazımsızlık, şişkinlik, ekşime; vücutta uyuşukluk ve uyku gibi durumlara neden olabilir. Ayrıca beyin, doyma komutunu yemeğe başladıktan 15-20 dakika sonra verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yemek sonrası çay, kültürümüzün bir parçası. Ancak çay demlemek için acele edilmemelidir. Tahıllar, yeşil sebze, baklagil ve kabuklu kuru yemiş gibi besinlerde bulunan bitkisel kaynaklı demirin emilimi, çayda bulunan ‘’tanen’’ nedeniyle azalır. Yemekten hemen sonra sıcak bir şeyler içmek isteyenler ise rezene çayının hazmı kolaylaştıran etkisinden faydalanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çayın yanına tatlı isteyenler tercihlerini 15. yüzyıldan bu yana Osmanlı sultanlarının sofralarından eksik etmediği güllaç gibi sütlü tatlılardan yana kullanabilir. Ramazan denilince akla ilk gelen güllaç, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İftar sırasında bol su içmek yerine iftardan sonra bir iki dilim limon eklenilen sudan küçük yudumlar alarak içmek sindirimi destekler. Eğer limon gibi ekşi tatlar damak tadınıza uygun değilse; çilek, salatalık, nane yaprağı gibi ferahlatıcı ve sindirimi destekleyici diğer besinler de tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İftardan sonra sindirimi gerçekleştirmesi için mideye zaman tanımak önemlidir. Sahura kadar yemek yemek, sağlıklı atıştırmalıklar dahi olsa sindirim süresini uzatacaktır. Sindirimi gerçekleştiren organların, iftar sofrasında yenilen besinleri faydalı bir şekilde sindirmesi için birkaç saat bir şeyler yememek sindirime katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yemekten bir süre sonra yapılacak hafif bir yürüyüş, metabolizmayı hızlandırdığı gibi sindirime de katkı sağlayacaktır. Bu süre zarfında vücut, sindirim sürecine başlamış olur ve yemekle alınan enerjiyi kullanmaya başlar. Özellikle yüksek karbonhidrat veya şeker içeren bir öğünden sonra kan şekerinin ani yükselişlerini engellemeye yarayan yürüyüş sadece sindirim sistemini harekete geçirmekle kalmaz; kalp sağlığını korur, uyku kalitesini artırır.

  • ÜLKEMİZDE NADİR RASTLANAN HAYVANLAR

    Anadolu sadece onlarca medeniyetin doğup geliştiği bir coğrafya değil, aynı zamanda pek çok canlıya ev sahipliği yapan önemli bir konumdadır. Üç kıtanın kesiştiği, farklı iklim özelliklerine sahip ülkemizde Avrupa’nın genelinden daha fazla canlı türü yaşar. Bu zengin biyoçeşitlilik içinde sadece Türkiye’de yaşayan, başka hiçbir yerde bulunmayan endemik hayvan türlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu Parsı” title_font_size=”13″]

    Asya’nın batısı ve Orta Doğu’daki İran parsının ülkemizde yaşayan akrabası olan Anadolu parsı kimi kaynaklarda leopar kimi kaynaklarda pars olarak anılır ve Doğu Anadolu ile Doğu Akdeniz bölgelerinin dağlık ve ormanlık alanlarında yaşar. Yaşam süresi yaklaşık 20 yıl olan Anadolu parsının boyu 230 santim; ağırlığı ise dişilerde 45, erkeklerde 70 kilo civarındadır. Av kaynaklarının azalması ve yaşam alanlarının daralması sonucu 1974’te nesli tükendiği düşünülen Anadolu parsları son yıllarda bir grup doğa araştırmacısı tarafından ülkemizde fotokapanla görüntülenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Van Kedisi ” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde olduğu kadar dünyada da ünlü olan Van kedisi, cana yakın ve zeki bir kedi türüdür. En önemli özelliği, iki gözünün farklı renkte olmasıdır. Genetik bir bozukluk sonucu meydana gelen farklı göz renklerinden biri mavi biri kehribardır. Bazılarının her iki gözü mavi; bazılarının her iki gözü de kehribar rengindedir. Van kedisinin bilinen diğer özelliği ise vücut renginin beyaz, sadece kuyruk ve kulaklarının renkli olmasıdır. Diğer kedilerin aksine Van kedileri suyu seven bir türdür. Adından da anlaşılacağı üzere Van ili doğal yaşam alanlarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Tazısı” title_font_size=”13″]

    Görme ve koku alma yeteneğiyle ünlü Türk tazısı, çok iyi birer avcıdır. Çeşitli tüy ve renklere sahip olabilen Türk tazısının vücudu ve kafası ince ve narin yapıdadır. Uzun bacakları ve kaslı bedeni sayesinde hızlı koşabilen bu tür dayanıklı olduğu kadar iz sürmede ve av yeri tespit etme konusunda da başarılıdır. Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde Türk tazısına rastlamak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alacasansar” title_font_size=”13″]

    Oldukça sevimli suratı olan alacasansarlar Türkiye’de Doğu Karadeniz başta olmak üzere hemen hemen tüm ormanlık ve dağlık bölgelerde yaşar. Etçil olan bu türün besini kemirgenler, kuşlar ve böceklerdir. Vücuduna oranla kısa bacakları vardır; uzun kuyruklu postu genellikle gri-kahverengi tonlarındadır. Gece aktif olan ve avlanan bu türü doğada görmek zordur. Çevik hareketleri ile bilinen alacasansarların yaşam alanları tarım ve avlanma nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuyruksürengiller ” title_font_size=”13″]

    Güney ve Güneydoğu bölgelerindeki ormanlık alanlar, su kenarları ve tarımsal bölgelerde yaşayan etçil bir memeli türü olan kuyruksürengiller, daha seyrek de olsa Akdeniz’de de görülebilir. Bu türün vücut uzunluğu yaklaşık 55-70 santim arasındadır ve uzun kuyruğu ile sivri burnu dikkat çeken fiziksel özelliğidir. Gri-kahverengi bir kürke sahip olan kuyruksürengiller çalılıkların arasında dolaşarak küçük memeliler, kuşlar, böcekler ve sürüngenlerle beslenir. Genellikle çift olarak veya küçük gruplar halinde yaşar. Yaşam alanları giderek azalan kuyruksürengillerin ülkemizdeki nesli yok olma tehdidi ile karşı karşıyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karakulak” title_font_size=”13″]

    Literatürde “caracal caracal” olarak geçen karakulak, ülkemizde Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgelerindeki dağlık ve kırsal alanlarda yaşayan yırtıcı bir kedi türüdür. Kayseri, Aksaray, Niğde gibi illerde nadir de olsa görülebilen karakulağın atletik yapıya sahip cüssesi, kısa tüyleri, uzun ve çatal şeklindeki kulakları, belirgin yüz desenleri ve uzun bacakları vardır. Karakteristik siyah ve sivri kulak uçları bu kedinin en ayırt edici özelliklerindendir. Geceleri aktif olan bu kedi türü; tavuk, tavşan, kemirgen ve kuş gibi çeşitli avlarla beslenir. Günümüzde doğal yaşam alanlarının giderek yok olması karakulakların karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çizgili Sırtlan” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan çizgili sırtlan, özellikle Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Orta Anadolu bölgelerindeki yarı kurak alanlarda görülür. Bu sırtlan türü güçlü çene yapısına sahip ve karakteristik çizgili sırt deseni ile tanınır. Postu sarı-kahverengi tonlarında olup sırtında yer alan koyu çizgileri bu türü ayırt edici kılar. Çizgili sırtlan sosyal hayvandır ve gruplar halinde yaşar. Gruplar genellikle bir aile yapısı üzerine kuruludur ve avlanma, yavru bakımı gibi aktivitelerde iş birliği yapar. Bu tür, Türkiye’nin doğal ekosistemlerinde önemli rol oynar ve biyoçeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından kritiktir.