Yazar: admin

  • BİSİKLETİN ZAMANDA YOLCULUĞU

    Çevre dostu, masrafsız, sağlıklı bir ulaşım aracı olan bisiklet; çocukluktan yetişkinliğe her dönem hayatımızda… Çocukken eğlenmek, yetişkinlikte ulaşım aracı olarak, bazı durumlarda da spor olsun diye kullanılan bisikletin farklı koşullar için farklı modelleri bulunuyor. Dağ bisikleti, şehir bisikleti, tandem gibi modelleri olan bisikletlerin ortaya çıkması için birçok mucit kafa yormuş, bugünkü hâlini alması pek de kolay olmamış. Kolay sürüşü olan, hafif ve konforlu bisikletlerin üretilmesi için neredeyse iki yüzyıl uğraşılması gereken bisikletin tarihini sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bisikletin icadı konusunda tarihçiler arasında tam bir fikir birliği bulunmamaktadır. Ancak 18. yüzyılda ilk tasarımlarını gördüğümüz bisiklet için tek bir mucit tarafından icat edilmiştir demek doğru olmayacaktır. Her tasarımın üzerine yeni bir materyal koyarak bugün bildiğimiz konforlu ve kolay sürüş imkânı tanıyan bisikletler üretilmiş, farklı mucitlerin çabalarıyla bugünkü hâlini almıştır. Sıkça bilinen bir yanlışı da sırası gelmişken düzeltelim: Leonardo da Vinci’ye ait olduğu ileri sürülen 1492 tarihli bir bisiklet karalamasının, 1960’larda da Vinci’nin 12 ciltlik çizimleri ve yazılarından oluşan Codex Atlanticus’a sonradan eklenmiş sahte bir çizim olduğu ortaya çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüzdeki tasarıma en yakın bisiklet ilk kez Fransa’da 1790’lı yıllarda Comte de Sivrac tarafından icat edildi. “Celeripede” olarak adlandırılan bu bisiklet; iki tekerlek ve sert ahşap çerçeveden oluşuyor, pedalı bulunmuyordu. Pedalsız olan bu bisikletin sürüşü ise ayakların hareket ettirilmesiyle sağlanıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1817’de Alman mucit Baron Karl Von, Sivrac’ın ürettiği bisiklete bir gidon ve bir sele yerleştirerek “draisienne” adını verdiği bisikleti tasarladı. Ortalama 22 kg ağırlığındaki bu bisikletin demir tekerlekleri, ahşap çerçevesi, jantları ve freni olsa da tıpkı Sivrac’ın tasarımında olduğu gibi pedalı bulunmuyordu. Bu tasarım için de kullanıcı dostu demek yanlış olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1839’da İskoç Kirkpatrick Macmillan, bisikletin göbeğine demir çubuklarla sürüş kolaylığı sağlayacak olan pedalları eklemeyi akıl etti ve öncekilere göre daha hızlı ve kolay yol alabilen bir bisikleti üretmiş oldu. Sürücüler, krank miliyle ön tekerleğe bağlanan pedalları ayağıyla öne ve arkaya sallayarak sadece arka tekerleği hareket ettirebilir hâle geldi. Ancak bu bisikletin de ağırlığı ve denge problemi vardı. Önceki tasarımlara göre daha kullanışlı olsa da yine de sürülmesi zor bir model olan bu bisikletlere denge sağlaması için ilerleyen yıllarda üçüncü ve dördüncü tekerlek eklense de tekerleklerin sürtünme sorunu yüzünden bu model de yaygınlaşmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1860’larda Fransız Pierre Michaux, oğlu ile birlikte geliştirdiği Türkçeye de velespit olarak geçen “velocipede”i tasarladı. Bu bisiklette pedallar ön tekerleğe sabitti, bu sayede sürücüler hızlı bir şekilde pedal çevirebilir hâle geldi, sürüş mesafesi uzadı ve hızlandı. Ancak ağır demir iskeleti ve demir çerçeveli tekerlekleri yüzünden bu model de yoldaki her çukur ve tümsekte sarsılıyor, konforlu bir sürüş keyfi yaşatmıyordu. O dönem bu bisiklet için “kemik titreten” diyenler bile oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1868’de Fransız Traffault, nihayet tekerlekleri kauçuktan üretme fikrini buldu ve tekerin tamamı kauçuk ile kaplanan bisiklet modeli ile daha kolay bir sürüşe imkân veren bisikletini tanıttı. 1870’lerde İngiliz James Starley daha hızlı hareket edebileceği düşüncesiyle ön tekerleği arka tekerleğe oranla hayli büyük olan bir bisiklet üretti. Oldukça büyük ön tekerleği ve küçük bir arka tekerleği bulunan bu bisiklete dönemin en büyük ve en küçük İngiliz metal paralarına verilen isimden ilham alınarak “penny farthing” denildi. Herhangi bir kaza durumunda yaralanma riski hayli yüksek olan bu model de çok tutmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullanılan zincirli, gidonlu ve seleli bisiklet 1885’te İngiliz John Kemp Starley tarafından üretildi. Bu bisiklet “velocipede”e göre çok daha rahat, ön tekerleği büyük olan “penny farthing”e göre ise daha hızlı, güvenli ve manevra kabiliyeti yüksek bir bisiklet oldu. Hızla tüm dünyaya yayılan bisikletin günümüzde milyarlarca kullanıcısı bulunuyor, bazı şehirler bisiklet şehri olarak anılıyor. Sağlığa faydaları ve doğaya zarar vermemesi gibi konular bisikleti bildiğimiz bütün ulaşım araçları arasında en masumu ve en faydalısı yapıyor.

  • Adına Festival Düzenlenen 8 Lezzetimiz

    Adına Festival Düzenlenen 8 Lezzetimiz

    Bir yörenin, bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan festivaller vardır, kimi taptaze yerel ürünleri tüketicisiyle buluşturur, kimi tarımı-üreticiliği teşvik eder. Biz de ülkemizdeki lezzet festivallerinden 8 tanesini sizin için derledik ve bir kez daha gördük ki hep birlikte çok renkli, zengin bir kültüre sahibiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin havuç üretiminin büyük bir kısmını karşılayan Ankara-Beypazarı’nda havuç için bir heykel bile dikildi ve her yıl eylül ayında düzenlenen “Havuç Festivali”nin bu yıl 24’üncüsü gerçekleşti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Diyarbakır karpuzu eskiden o kadar ağır olurmuş ki ancak develerle taşınabilirmiş. Hâlâ ağırlığı ve tadı ile rakip tanımayan Diyarbakır karpuzu için her yıl çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Reçeli bile yapılan Eceabat domatesinin kokusu dillere destandır. Çanakkale’ye bağlı ilçede her yıl köylü üreticilerin katıldığı bir “Domates Festivali” yapılıyor ve en iyi domates, hatta domates güzeli seçiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Malatya sadece ülkemizin değil dünyanın kuru kayısı ihtiyacını karşılıyor. Şehir, beyaz çiçekler açan onlarca kayısı bahçesiyle nisan-mayıs aylarında eşsiz görüntüler veriyor ve bu meyve adına her yıl bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Urla Enginar Festivali konserlerin, söyleşilerin, yarışmaların, stantlara dizilmiş enginar yemeklerinin gölgesinde her nisan ayında yapılan bir festival… İzmir’in Urla ilçesindeki bu etkinliğin uluslararası bir ilgi gördüğünü söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’te yetiştirilen kestane kabağının tam bir yıl raf ömrü olduğunu biliyor muydunuz? Bu kaliteli ve dayanıklı sebze için her yıl eylül ayında Kızıldamar Köyü’nde bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2018’in Mayıs ayında Tekirdağ’da Kiraz Festivali’nin 54’üncüsü düzenlendi. Tam 54 yıldır düzenlenen bu köklü festival ülkemizde düzenlenen en renkli festivallerden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bartın’da 50 yıldır üretilen çilek için 34 yıldır bir festival düzenleniyor ve Bartın Çilek Festivali’nin olduğu günlerde ortalığa eşsiz bir çilek kokusu yayılıyor.

  • ÜLKEMİZİN CAZ DİVALARI

    20. yüzyılın başlarında ABD’nin New Orleans şehrinde doğan caz müzik her ne kadar Amerikan kültüründen çıksa da tüm dünyada popüler olmayı başarmış bir müzik türüdür. Ülkemizde de çok sevilmiş ve birçok müzisyen tarafından icra edilmiştir. Özellikle kadın vokallerimiz performanslarında geleneksel Türk müziği unsurlarını caz melodileriyle harmanlamış ve farklı müzik türlerinden ilham alarak kendi tarzını oluşturmuştur. Yazımızda ülkemizin kadın caz vokallerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevinç Tevs” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk caz müziği solisti Sevinç Tevs, Ankara Devlet Konservatuvarı Şan ve Tiyatro Bölümünde okuduğu yıllarda kardeşi Sevim Tevs ile birlikte Ankara Radyosunda günün popüler parçalarını seslendirdi ve ünü çok kısa sürede İstanbul’a ulaştı. İki kız kardeş 1945’te İstanbul Saray Sineması ve Taksim Belediye Gazinosunda verdikleri konserlerin ardından İstanbul’daki caz orkestrasında sahne aldı, yurt dışında şarkı söyledi. 1948’de ABD’deki New York Caz Festivali’nde “For You” adlı şarkıyı yorumlayan Tevs, yarışmada birinci oldu. 1949’da ünlü caz piyanistimiz İlham Gencer ile İstanbul Radyosunda yaptığı caz programları halk tarafından büyük ilgi gören Tevs, İngiliz TV kanalı BBC’ye ve Almanya’daki Berlin televizyonuna çıkan ilk Türk şarkıcımızdır. 46 yaşında kanserden dolayı vefat eden Sevinç Tevs’in seslendirdiği eserlerin birçoğu plak ve CD’lerde toplanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tülay German ” title_font_size=”13″]

    Dört yaşında şarkı söylemeye başlayan Tülay German, ilkokul yıllarında Ankara Radyosunda cumartesi akşamları yayımlanan “Çocuk Saati” programında dünyaca ünlü klasik besteleri piyano eşliğinde seslendirdi. 1957’de İstanbul Radyosunda Hulki Saner’in hazırlayıp sunduğu “Melodi Karavanı” programında yer alan ilk Türk şarkıcı olan German, 1960-1962 yılları arasında caz vokalisti olarak adını duyurdu. İstanbul Radyosunda Salim Ağırbaş Beşlisi’nin haftalık programında dönemin ünlü caz şarkılarını orkestra ile canlı olarak seslendirdi. Türkiye Millî Orkestrası ile katıldığı Balkan Ezgileri Festivali’nde eleştirmenlerin en sevdiği şarkıcı seçildi ve Arena dergisine kapak oldu. Aynı zamanda çok sesli Türk müziğinin ilk “hit”i sayılan “Burçak Tarlası” plağını da bu dönemde kaydetti. 1960’larda Paris’e giden ve Fransızca 10 plak dolduran sanatçı; Fransa, Belçika, Almanya, Polonya, Tunus, Fas, Hollanda ve Brezilya’da radyo ve televizyon programlarında yer aldı, konserler verdi, çeşitli festivallere katıldı. Fransa’da Türkçe olarak yaptığı albüm, Charles Cros Akademisinin “Büyük Plak Ödülü”ne değer görüldü. 1987’de Hollanda’da verdiği konserle emekli olan German, “Erdemli Yıllar” ve “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu” kitaplarını yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayten Alpman ” title_font_size=”13″]

    Caz söyleyerek başladığı müzik kariyerine ilerleyen yıllarda pop müzikle devam eden ve Türkçe sözlü pop müziğinin başlamasına öncülük eden sanatçılarımızdan olan Ayten Alpman’ın sesinin güzelliği, ileride hayatını birleştireceği İlham Gencer tarafından okul yıllarında fark edildi. 1949’da açılan İstanbul Radyosunda İlham Gencer topluluğuyla profesyonel olarak şarkı söylemeye başlayan Alpman’ın ilk taş plağı 1959’da basıldı. Buğulu alto sesiyle onlarca şarkıyı seslendiren sanatçı, 1963’te müzik eğitimi için gittiği İsveç’te Ella Fitzgerald, Duke Ellington ve Quincy Jones gibi caz müziğin efsaneleri ile tanışma fırsatı yakaladı. Ayten Alpman, “Bir Başkadır Benim Memleketim” adlı şarkısı ile ününü tüm ülke geneline hatta gelecek kuşaklara taşımayı başardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında TRT’de sık sık çalınan eser daha sonra farklı müzisyenler tarafından da okundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nükhet Ruacan ” title_font_size=”13″]

    Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünde eğitim alan Nükhet Ruacan, müziğe olan ilgisinden dolayı grafik eğitimini yarıda bıraktı ve pop müzik solisti olarak müzik kariyerine adım attı. 1974’te İsviçre’ye giden Ruacan, burada caz vokalistliği yapmaya başladı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sahnelere çıkan ve caz festivallerine katılan sanatçı, New York’ta şan eğitimi aldı. 1982’de Türkiye’de ilk albüm kaydını yaptı, Kültür Bakanlığı adına ABD’de ve Çin’de konserler verdi. TRT ekranlarında TRT Caz Orkestrası ile söylediği şarkılarla ülke genelinde tanınır hâle geldi. Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde 10 yıl kadar hocalık yapan Ruacan, Bülent Ortaçgil’in “Benimle Oynar mısın?” albümünde de vokal yapmış, albümün kapağındaki çocuk resmini de kendisi çizmiştir. Nükhet Ruacan, 6 Mayıs 2007’de İstanbul’da hayata veda etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayşe Gencer” title_font_size=”13″]

    1977’de TRT’nin düzenlediği ses yarışmasını kazanarak profesyonel müzik hayatına adım atan Ayşe Gencer, kendisi gibi caz solisti olan Ayten Alpman ile caz piyanisti İlham Gencer’in kızıdır. Müzisyen bir ailenin çocuğu olduğu için erken yaşta caz müzik ile tanışan kadife sesli Gencer, ilk eğitimini piyanist olan babaannesinden almış ve ardından ülkemizin önemli caz müzisyenleri ile çalışarak yurt içi ve yurt dışı festivallerde sahnelere çıkmıştır. TRT Caz Orkestrasının uzun yıllar solistliğini yapan Ayşe Gencer, 2011’de ilk albümü “But Beautiful”u yayımlamış, 30 Aralık 2022’de kanser hastalığından hayatını kaybetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız İbrahimova” title_font_size=”13″]

    Küçük yaştan itibaren müzik eğitimi alan Yıldız İbrahimova, Sofya Çocuk Müzik Okulunda piyano eğitimi, Sofya Müzik Lisesinde de şan eğitimi aldı ve Devlet Müzik Akademisinden birincilikle mezun oldu. Dört oktavlık sesi ve doğaçlama kabiliyetiyle dünya çapında tanınan bir sanatçı olan İbrahimova, cazdan folka farklı türlerde okuduğu eserlerle dünyaca ünlü isimlerle çalıştı. 40’tan fazla ülkede sahne alan İbrahimova; Türkiye, Fransa, Almanya ve ABD başta olmak üzere pek çok ülkede 15 albüm çalışması yaptı. Bulgar asıllı Türk bir ailede dünyaya gelen sanatçı, çıkardığı albümlerinde Bulgar ve Türk halk müziklerini caz stiline uyarladı. Türkiye ve birçok farklı ülkedeki müzik okulları ile konservatuvarda öğrenci ve öğretmenleri ile atölye çalışmaları yapan sanatçı, halen ODTÜ ile Başkent Üniversitesi Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümlerinde öğretim üyeliğini sürdürüyor. İbrahimova, 1993’ten bu yana dünyaca ünlü uluslararası caz festivallerinde sahne alıyor; üstelik enstrümansız, yalnızca sesiyle 90 dakikalık solo vokal konserleri veriyor.

  • Çikolatanın Hikâyesi

    Çikolatanın Hikâyesi

    O belki de dünyanın en sevilen yiyeceği, bir düşünün kaç yiyecek adına müze kurulmuş, kitaplar yazılmıştır ki? Küçükken dört gözle beklediğimiz, harçlıklarımızdan artırıp da satın aldığımız, büyüdüğümüzde kahvemizin yanında keyifle tükettiğimiz çikolata listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • 8 Maddede Günübirlik Gezilerin İlk Alternatifi Ağva

    8 Maddede Günübirlik Gezilerin İlk Alternatifi Ağva

    Sadece İstanbul için değil, Sakarya ve Kocaeli için de günübirlik bir gezinin en iyi duraklarından biridir Ağva… Burası Şile’ye 45 dakika mesafede, sakin, bozulmamış, keyifli bir tatil kasabası… Adını Latince’de su anlamına gelen “aqua” kelimesinden almış. Su ile tanımlanmasının nedeni ise batısından akan Göksu ile doğusundan akan Yeşilçay arasında bir yerleşim olmasından kaynaklanıyor. Peki Ağva’da nerelere gidebilir, neler yapabilirsiniz? 8 maddelik listemizle size bu konuda yardımcı olmaya çalışacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağva doğal güzellikleriyle öne çıkan bir sahil kasabası. İlk akla gelen doğa harikası ise Göksu deresi… Uzaktan izlemenin ya da kıyısında oturup balık yemenin dışında yapılabileceğiniz çok sayıda aktivite var Göksu deresinde… Motor kiralayarak derede gezinti yapabilir, derenin Karadeniz’e karıştığı noktaya kadar kano ya da deniz bisikletiyle ulaşmaya çalışabilir, isterseniz sandalla açılarak balık tutabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bölgede konaklamak için bulabileceğiniz en sakin butik oteller ve günübirlik tesisler Göksu kıyısında sıralanmış durumda. Ama elbette merkezde bulunan pansiyonlarda da konaklayabilir, doğanın içinde yapılanmış orman evlerinde kalabilir, hatta kamp bile kurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ağva’da konaklayacağınız yer kaçınılmaz olarak doğa manzaralı olacak… Konakladığınız yerde sadece gün batımını izlemek, odanızın balkonunda kitap okumak, verandadaki hamakta uyuklamak, yeşilin ortasında kahve yudumlamak bile şehrin gürültüsünü unutup sakinleşmenizi sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağva’da sizi mutlu edebilecek etkinliklerden biri de tekne turlarına katılarak civardaki koyları gezmek olacaktır. Özellikle Kilimli ve Kadırga Koylarına vardığınızda ilk kez siz keşfediyormuşsunuz gibi bir hisse kapılacağınızı söyleyebiliriz. Kıyıda, Karadeniz’in inatçı dalgalarıyla ilginç şekillere bürünmüş dev kayaları görmek de hoşunuza gidecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gelin Kayası da doğal oluşumlarıyla fotoğraf severlerin özellikle tercih ettiği yerlerden bir diğeri… Koydaki kayalar duvaklı bir geline benzetildiği için bu ismi almış. Dereler, koylar kadar ilgi gören bir doğal güzelliği daha var Ağva’nın, o da şelaleleri… Özellikle içinde dolaşmaktan büyük keyif alacağınız Hacılı Köyü ve buradaki Kurudere Şelalesi’ni izlemek kısacık bir tatilde bile birkaç aylık enerji toplamanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günübirlik ya da uzun olsun gidilen yerin yerel lezzetlerini tatmak bir gezinin olmazsa olmazıdır. Ağva’ya gittiğinizde de sabahları otelden çıkarak mutlaka merkeze yakın yerlerde meyve reçelleriyle donatılmış köy kahvaltısı yapmayı tercih etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sadece bir iki gün kalıp da “Ağva’yı avcumun içi gibi biliyorum” diyebileceğiniz bir aktiviteden söz edelim şimdi de… Trekking! Aşıklar Yolu, Onbirgöller Vadisi, Dudu Bayırı Tepesi, Kurfalı Ormanı ve daha başka bölgelerde bulunan trekking parkurları sayesinde Ağva’yı yürüyerek de keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bütün bunları yapmak için dikkat etmeniz gereken bir detay var ki o da hangi aylarda Ağva gezisini tercih etmeniz gerektiği… Doğayı farklı güzellikleriyle görmek isteyenler dört mevsim de gidilebilir elbette… Ama Karadeniz kıyısı olduğunu ve suyun geç ısındığını akılda tutmak iyi olabilir. Şelale ve koy gezileri için de en iyi zamanın bahar ayları olduğunu söyleyebiliriz.

  • GELENEKSEL TÜRK HALK DANSLARI

    Türk kültürünün zengin bir yansıması olan geleneksel Türk halk dansları, kültürel ögeleri bir araya getirerek o bölgenin veya halkın yaşam tarzını ve tarihini yansıtır. Anadolu’nun zengin ve köklü mirası olan geleneksel Türk halk danslarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Daha çok Batı Anadolu’da; Aydın, Denizli, Muğla, Manisa, İzmir gibi şehirlerin geleneksel dansı zeybek; Afyon, Antalya, Isparta, Burdur, Sakarya gibi illerimizde de oynanıyor. Ağır ve yer yer sert dans figürlerinin olduğu zeybeği tek kişi ya da daire halinde dizilmiş kişiler bireysel olarak oynar. Ağır zeybek, Köroğlu zeybeği ve genellikle kadınların oynadığı sepetçioğlu zeybeği gibi türleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aslan Mustafa, sektirme, keklik, yerli oyun, sallama, Genç Osman, emmiler, galkınma, ince çayır, menberi, turnalar gibi çeşitleri olan kaşık oyununda dansçıların ellerinde ritim aracı olarak ahşap kaşıklar bulunur ve bu nedenle “kaşık oyunu” olarak anılır. Konya ve ilçelerindeki en yaygın geleneksel dans olan kaşık oyununda dans edenler daire biçiminde ya da karşılıklı oynar ve vücut hareketlerindeki uyuma dikkat edilir. Kaşık oyununun Orta Asya’ya kadar uzanan tarihî bir geçmişi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Trakya yöresinde özellikle Kırklareli, Tekirdağ, Edirne ve çevresinde oynanan hora, dansçıların el ele ve kol kola tutuşarak, ritmik şekilde yan yana oynadıkları halk oyunudur. Yöresel giysiler içerisinde oynanan horayı kimi yörelerde kadın ile erkek birlikte oynar. Çok hızlı ve ritimli olan bu halk oyununda ayak adımları ve dansçılar arasındaki uyum ön plandadır. Ülkemiz dışında Kosova, Makedonya, Bulgaristan ve Balkanlar’daki Türkler de bu geleneksel oyunu düğün, şenlik gibi özel günlerde sıkça oynamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaylı ve nefesli sazlar ile göğüs ve göbek titreterek, gerdan kırarak oynanan bir oyun olan çiftetelli, Osmanlı döneminde saray eğlencelerinde oynanmış, daha sonraları halk dansı olmuştur. Günümüzde hareket serbestliği ve figür zenginliği nedeniyle Anadolu’nun tüm yörelerinde herkes tarafından kolayca oynanmaktadır. Tek kişi ile olduğu gibi birçok kişinin katılmasıyla toplu olarak da oynanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Horon, Karadeniz Bölgesi’nde geleneksel olarak oynanan bir halk dansıdır. Rize, Artvin, Ordu, Sinop, Samsun, Trabzon, Giresun ve Gümüşhane şehirlerinde oynanır. Doğa yapısının sert ve dağlık oluşu, denizinin ve havasının kararsızlığı horon oyunlarına da yansımıştır. Figürleri çeşitlilik gösteren oyun son derece hareketlidir. Hemşin horonları tulum, Rize horonları kemençe eşliğinde oynanır. Horonda yapılan titreme, silkinme, ürperme figürleri; denizi ve denizden çıkan balığın hareketini ifade eder. Horonu yöneten ve diğer oyunculara yön gösteren kişi “horoncu başı”dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Karşılama, iki kişinin karşılıklı oynadığı bir oyundur. Çiftlerin karşılıklı olarak dizilmesi ile grup halinde de oynanır. Oyuncular birbirlerinden bağımsızdır, bazı karşılamalarda bütün oyuncuların ellerinde birer mendil bulunur. Genellikle Trakya’da, kısmen de Marmara’nın doğu ve güneyinde görülen bir oyun türü olan karşılamanın Giresun ve Trabzon’a özgü olan çeşidi de vardır. Dans figürleri aynı olsa da müzikte veya ritimde farklı tınılar yükselir. Karşılama oyununda temel yürüme, ayak vurma ve erkeklerde çökme figürü temel dans hareketleridir. Davul-zurna, bağlama ve kemençe ile de oynanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Davul ve zurna eşliğinde el ele tutuşularak topluluk halinde oynanan bir halk dansı olan bar, yan yana düz ya da yarım ay biçiminde oyuncuların birbirlerine tutunarak oynadıkları disiplinli bir geleneksel danstır. Bayburt çevresinden Kars’a, Erzurum ve dolaylarından çevre illere kadar oynanan bar, halk arasında “ince çalgı” diye tabir edilen keman, ut, klarnet ve def gibi çalgılarla oynanır.

  • Önemli İcatların Kadın Mucitleri

    Önemli İcatların Kadın Mucitleri

    Bir icadın ortaya çıkması kadar onun akıllara fikir olarak düşmesi süreci de başlı başına önemli bir konu… Farkındalık, düşünmek, eyleme geçmek, ortaya koymak… Bu süreçleri yaşayan tüm insanlar saygı ve ilgi görmeyi hak ediyor. Anlayacağınız listemizin bu seferki konukları önemli buluşlara imza atan mucitler; daha doğrusu mucit kadınlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyılın ilk yarısında dünya savaşları gibi insanlığı yaralayan olaylar yaşanırken diğer taraftan onu ileriye taşıyacak gelişmeler de oluyordu. 1900 doğumlu Maria Telkes’in güneş enerjisiyle ısınan evler üzerine yaptığı çalışmalar da bunlardan biriydi. Macaristan doğumlu bilim insanı, Amerika’da çalışmalarını geliştirdikten sonra ilk denemesini Londra’daki İskoçya Dışişleri Ofisi için yapmış ve mekânın üç kış boyunca bu buluşla ısınmasını sağlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yine 20’inci yüzyılın ortalarında bugünkü bilgisayarların atalarından olan, bir oda kadar büyük ve 5 ton ağırlığındaki ilk büyük ölçekli bilgisayar Grace Hopper tarafından geliştirilmiş ve kendi icadı olan donanımlarla zenginleştirilmişti. Yazıyı bilgisayar diline çeviren “compiler” donanımı ve ticari bilgisayar yazılımı “COBOL”da da çalışmalarını Harvard’da sürdüren Hopper’ın imzası bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kariyerine henüz 4 yaşında matematik ve fen dersleriyle başlayan, 12 yaşında kuşların anatomisini inceleyerek kanatlı uçuş aparatı geliştiren İngiliz matematikçi ve yazar Ada Byron Lovelace, dünyanın ilk bilgisayar programcısı olarak kabul görmektedir. 19. yüzyıldaki çalışmaları bir yüzyıl sonra tanınmış, 1979’da “Ada” ismi ABD’de yeni geliştirilen bir programlama diline verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oyuncu Hedy Lamarr’ın İkinci Dünya Savaşı başlarında merak saldığı uygulamalı bilimler, onu, gizli haberleşme sisteminin icadına kadar götürür. Lamarr’ın çalışmaları bugün gündelik hayatımızın olmazsa olmazları arasında bulunan Wi-Fi ve Bluetooth teknolojilerinin gelişimine olanak sağladı. Hedy Lamarr adı, 2014 yılında ABD Virginia eyaletindeki Ünlü Ulusal Mucitler Salonu’nda yer verilerek onurlandırıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Konforumuzu artıran, zaman kazandıran ve hijyen sağlayan önemli araçlardan bulaşık makinasının mucidi 1839-1913 yılları arasında yaşamış Josephine Cochrane’di. “Eğer hiç kimse bir bulaşık makinesi icat etmiyorsa, o halde ben de bunu kendi başıma yapacağım!” diyerek işe başladığı söylenir. Hali vakti yerinde olan Cochrane tamamen ihtiyaç nedeniyle bu fikri bulmuş, harekete geçmiş ve icadını gerçekleştirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda saydığımız gibi pek çok icat bir fincan filtre kahve içmeden yapılmamış olsa gerek… Eğer öyleyse her biri bunu Alman girişimci Melitta Bentz’e borçlu… Aslen ev hanımı olan Bentz bu fikri, gözlemleri sonucunda üretmiş ve yaptığı deneylerle kullanılabilir hale getirmiş; devamında ise yüzlerce kahve filtresinin satıldığı bir şirket kurmak gelmişti.

  • SİMSİYAH RENKLERİYLE ÖNE ÇIKAN HAYVANLAR

    SİMSİYAH RENKLERİYLE ÖNE ÇIKAN HAYVANLAR

    Hayvanların tamamen siyah bir görünümde olmasının nedeni melanin depolanmasının yüksek seviyede seyretmesidir. Siyah pigmentlerin aşırı yoğunlukta olduğu bu duruma melanizm/siyah renklenme deniyor. Aşağıda bu türlerin birbirinden farklı ve sevimli örneklerini bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 6 MADDE İLE COCO CHANEL’İN BİLİNMEYEN DÜNYASI

    Coco Chanel’in moda devi olmadan önce bir süre şarkıcılık yaptığını ve Coco takma ismini, sahneye çıktığı yıllarda aldığını biliyor muydunuz?  Bugüne kadar Chanel’in hayatına ve modaya bakışına dair onlarca yazı okuduk, bu yazımızda ise Chanel hakkında bilinmeyenlere değiniyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Chanel kariyerine bir “hobi” olarak şapka tasarımıyla başladı. 1910 yılında ilk şapkasını tasarladıktan sonra Parislilerin yanı sıra zamanın büyük Fransız aktrislerinin de ilgisini çekti ve bu durum Chanel’in ünlenmesini sağladı. Şapkalarını sattığı Paris’te bir süre sonra Arthur Capel adında güçlü bir iş adamıyla tanıştı. Tasarımlarını çok beğenen Capel, Chanel’in 1912 yılında Deauville’de bir dükkân  açmasına ön ayak oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    5 rakamının ünlü tasarımcı için özel bir anlamı vardı bu nedenle Chanel No. 5 parfümü 5 Mayıs 1921’de tanıtıldı. Tüm zamanların en çok satan parfümü unvanına sahip olan Chanel No. 5 ilk çıktığı andan itibaren adeta bir sansasyon yarattı hatta markanın ikonik parfümünü Andy Warhol bile çalışmalarında kullandı. Marilyn Monroe’nun da zamanında favorisi olan parfüm, bugün hâlâ en çok satan kadın parfümlerinden biri olarak gösterilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Chanel’in en az parfümü kadar ikonik olan ojesinin dünyanın ilk “uğruna sıra beklenen”  ojesi olduğunu biliyor muydunuz? Anlatılanlara göre ojenin çıkış hikâyesi oldukça ilginç. 90’lı yıllarda Chanel defilesi sırasında, makyöz, modellerinin tırnaklarının ojesiz olduğunu fark etti. Keçeli bir kalem ile tırnaklarını boyadı ve defileye bu şekilde çıkmalarını sağladı. Aslında basit bir keçeli kalem ile boyanan tırnaklar bugün Chanel Rouge Noir isimli ikonik ojenin tasarlanmasına neden oldu. Dünyanın ilk yok satan ojesi unvanı hâlâ bu bordo ojededir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kadınlar için ilk takım elbise fikrini geliştiren Coco Chanel’dir; daha önce erkekler tarafından giyilen takım elbiseyi kadınlara uyarlayan ilk isim olarak tarihte yerini alır. O döneme kadar daha feminen çizgileri olan moda dünyası, Chanel sayesinde kadın takım elbisesi ile tanışır ve yepyeni bir döneme geçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eskiden moda dünyasında siyah renk çok revaçta değildi ta ki Chanel bambaşka bir akımı başlatana kadar. Beyaz, bej, altın ve kırmızı Chanel’in sembolik renkleri olsa da siyahın yeri Chanel için çok başkaydı. Chanel’e göre siyah, bir kadının ışığını yansıtır ve esas olanı vurgulardı; bu düşünceden hareketle ikonik mini siyah elbiseyi tasarladı ve markanın simgelerinden biri haline getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coco Chanel’in ismini taşıyan markasının hiçbir zaman tam olarak ona ait olmadığını biliyor muydunuz? İş ortağı Pierre Wertheimer ilk başta şirketin yalnızca %10’luk bir kısmını Chanel’e verdi. Sonra zaman geçtikçe hissesi arttı ancak hiçbir zaman tam anlamıyla şirketin sahibi olmadı. Bugün şirket, Pierre’in varisleri tarafından yönetiliyor.

  • DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA İÇİN: SIFIR ATIK

    Özellikle plastik madde kullanımının artmasıyla beraber atık sorunları, tüm dünyayı ilgilendiren en önemli problemlerden biri haline geldi. Bu sorunu ortadan kaldırmak adına son zamanlarda pek çok çözüm üretildi; özellikle geliştirilen projeler ile sıfır atık bilincinin yaygınlaşması hedeflendi. Peki, sıfır atık nedir ve neden bu kadar önemlidir? Detayları yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık nedir?” title_font_size=”13″]

    Sıfır atık israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık miktarının azaltılmasını hedefleyen bir felsefedir. Sıfır atık felsefesinin benimsenmesiyle beraber çevre ve canlılar için riskler azalır. Ağaçların ihtiyaç fazlası kesilmesi önlenir, havaya salınan sera gazı miktarında azalma gözlemlenir. Atık depolama alanlarında tasarruf sağlanırken geri dönüştürülen her bir maddeyle gelecek nesillere temiz bir dünya bırakılır. Sıfır atık projeleri kapsamında yürütülen çalışmalarda öncelik çevreye karşı duyarlı olmaktır çünkü atıkların etkisi direkt çevre üzerinedir. Atıkların çevremize verdiği zararlara kısaca bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atıkların çevreye zararları nelerdir?” title_font_size=”13″]

    Nüfusun hızla artması ve şehirleşme, atık miktarının artmasına neden olur. Bu atıklar belirli bir orana kadar doğa tarafından temizlenebilir ancak fazla olduğunda doğa da çaresiz kalır; biriken atıklar çevreyi olumsuz etkiler. Gaz, sıvı ve katı halde bulunan ve çevreyi kirleten atıklar gelecek nesiller için büyük bir tehdit oluşturur. Plastik atıklar toprak, gaz atıkları ise hava kirliliğine neden olur ve tüm bunların sonucunda küresel ısınma, bitki örtüsünün zarar görmesi, istenmeyen kokular ve yangınlar meydana gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır Atık Projesi” title_font_size=”13″]

    T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2017 yılında sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde oluşan atıkları kontrol altına alabilmek adına Sıfır Atık Projesi’ni hayata geçirdi ve yaygınlaşması yolunda çalışmalar yaptı. Bu çalışmalar ülke genelinde pek çok yeni projeye de vesile oldu. Türkiye’de sıfır atık projesi kapsamında en dikkat çeken illerden biri Afyonkarahisar’dır. Sıfır Atık Projesi çerçevesinde Afyonkarahisar’da bulunan resmi kurumların tamamı projeye tam destek verdi. Proje kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda onlarca ton ambalaj atığı geri kazanıldı. Sıfır Atık Projesi kapsamında öne çıkan bir diğer il ise Manisa’dır.  Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde ilginç bir proje yürütülüyor; “Kavunda Sıfır Atık”. Kulağa ilginç gelen proje kapsamında amaç kavunun her bir yerinden yararlanmak. Proje kapsamında meyve olarak tüketilmesinin dışında kavundan reçel, meyve suyu, pekmez, sirke gibi gıdaların da üretilmesi hedeflendi bu sayede pek çok farklı ürün elde edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sıfır atık için neler yapabiliriz?” title_font_size=”13″]

    Sıfır Atık Projesi son yıllarda birçok kurum tarafından destek alıyor ancak bireysel olarak da katkı sağlamak şart. Evde, sıfır atık bilincini geliştirerek çevreye bizler de katkı sağlayabiliriz; bunun için yalnızca birkaç konuda dikkatli olmak yeterli olur. Mutfaklarda ortaya çıkan atık yağları lavaboya atmak yerine süzerek ayrıştırmak, suyun temiz kalmasını sağlayacaktır. Lavabolara dökülen her 1 litre atık yağ, yaklaşık 1 milyon litre temiz suyun kirlenmesine sebep oluyor bu nedenle yağlar, sandığımızda çok daha tehlikeli. Atık piller, tarihi geçmiş ilaçlar gibi zehirleyici maddeleri atmak yerine ilgili kurumlara teslim edebilir ve bu atıkların doğaya verdiği zararın önüne geçebilirsiniz. Olabildiğince az yapay atık oluşturmak da alınması gereken bir diğer önlemdir; alışveriş poşetleri yerine bez torbalar kullanmak daha doğru olacaktır. Ayrıca özellikle sıcak havaların gelmesiyle su tüketiminin fazla olduğu şu zamanlarda, plastik şişe yerine cam şişe kullanmak da alacağımız tedbirlerden biridir.