Yazar: admin

  • HALKBANK 86 YAŞINDA!

    Küçük esnaf ile sanatkârların desteklenmesi ve halk bankacılığının geliştirilmesi amacıyla 1938 yılında faaliyete geçen Halkbank, kesintisiz hizmetiyle daha da büyüyerek birçok iş kolunun kurulmasına öncülük etti. Yazımızda bankamızın kuruluş hikâyesini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, ülkemizi mal darlığı, hayat pahalılığı ve yüksek faiz baskısı altında ağır ekonomik şartların yaşandığı bir ortama sürükler. Öncelikle dengeli bir toplum yapısının gereğinin bilincinde olan genç Türkiye Cumhuriyeti, küçük esnaf ile sanatkârların desteklenmesini ve halk bankacılığının geliştirilmesini hedefler. Ancak cumhuriyetin ilk yıllarında sermaye birikimi, üretim alanlarının sınırlılığı, özel sektörün azlığı nedeniyle yaşanan ekonomik güçlükler kredi kurumlarının ortaya çıkışını engeller.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    23 Mayıs 1938 yılında faaliyete geçen “Türkiye Halk Bankası”nın kurulmasının temelinde Büyük Önder Atatürk’ün “Küçük esnafa ve büyük sanayi erbabına muhtaç oldukları kredileri kolayca ucuza verecek bir teşekkül vücuda getirmek ve kredinin normal şartlar altında ucuzlatılmasına çalışmak da çok lazımdır.” fikri kılavuz olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çeşitli dünya ülkelerindeki kooperatif hareketlerine paralel olarak gelişme gösteren halk bankacılığı, bankamızın kurulmasıyla beraber ülkemizde de başlar. 1938-1950 yılları arasında finansman sağladığı Halk Sandıkları kanalıyla kredi hizmetlerini yürütür. İlk Halk Sandıkları Ankara ve İstanbul’da kurulur. Sandıklar kuruldukları illerde bulunan esnafın, küçük sanat ve ticaret erbabının kooperatifler kurmasını teşvik ederek her iş kolunun kendi içinde örgütlenmesine önemli katkılarda bulunur. Bu örgütlenme biçimlerinin Halk Bankası ve Sandıkları ile yaygınlık kazanması dokumacılık, balıkçılık, dericilik gibi iş kollarının daha da gelişmesine ve verimliliklerinin artmasına önemli katkılar sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1950 yılından sonra Halkbank’a doğrudan şube açma ve kredi kullandırma yetkisi tanınır. 1963 yılında adı “Türkiye Halk Bankası” olarak değiştirilir ve “Halk Sandıkları” banka şubelerine dönüştürülür. 1964 yılının başından itibaren sermayesini artıran ve aktif bir çalışma temposuna girerek ülke çapında şubeleşme politikası uygulayan bankamızın mevduat ve kredi hacmi giderek yükselir. Halkbank orta sınıf ve onun ekonomideki temsilcisi konumunda olan esnaf, sanatkâr ve küçük işletmelerin sektördeki ilk bankası olur. Temel kredi politikasını öncelikle hedef kitlesinin kredilendirilmesi ve kredi kullandırma koşullarının iyileştirilmesi üzerine kuran bankamız, faaliyetlerini yıllar itibariyle geliştirir ve bankacılık sektöründe önemli bir konuma ulaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2000 yılına gelindiğinde kamu bankalarının çağdaş bankacılık ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılma süreci başlar. 2001 yılında bankamızda organizasyon yapısı, çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre tamamen değiştirilir. Operasyon ağırlıklı bankacılık anlayışına müşteri odaklı pazarlama faaliyetleri eklenir. Yeni yapıda, müşteri segmentasyonu kapsamında, özellikle KOBİ’ler ile orta ve orta üstü gelir sahibi bireysel müşterilere ayrıcalıklı ürün ve hizmetler sunmak; müşteri odaklı, kaliteli hizmet anlayışını geliştirmek önem kazanır. 2000’li yıllar Türk bankacılık sektörü satın almalar, birleşmeler, yabancı yatırımcıların piyasaya girişi ile yeniden şekillenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Halkbank yurt çapında yaygın şubeleri ve yurt dışı temsilcilikleri ile hizmet vermeye devam etmektedir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemiz ekonomisinin temelini oluşturan esnaf, sanatkâr ve KOBİ’lerin yanı sıra üretim, yatırım ve istihdamın artışına katkıda bulunan tüm girişimcileri çağdaş bankacılık anlayışıyla desteklemeye sektörün güçlü ve güvenilir bankası olarak devam edecektir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: LONDRA

    Londra, Büyük Britanya Adası’nın güneydoğusunda, Thames Nehri üzerinde konumlanmış Birleşik Krallığın başkentidir. İki bin yıl önce Romalılar tarafından kurulan Londra, Birleşik Krallığın en kalabalık şehri olarak; sanat, müzik, moda, finans, eğitim ve turizm alanındaki gelişmişliğiyle sadece Birleşik Krallığın değil, dünyanın da kültür başkentleri listesinin en üst sıralarında yer almaktadır. Dünyanın en eski metrosu 1863 yılında Londra’da açılmıştır. At arabaları sebebiyle oluşan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulan Metropolitan Demiryolu’nda o dönemin en ileri teknolojisi olarak kabul gören buharlı trenler kullanılmıştır. Kentte şöyle bir gezintiye çıktığınızda belirli yerlerde kömür dumanını atmak amacıyla açılan havalandırma tünellerine rastlamanız mümkün. Tam bir bisiklet dostu olan Londra’da 700.000 bine yakın insan, bisikleti ulaşım amacıyla kullanmaktadır. Dünyanın en fazla tiyatro izleyicisi yine bu şehirdedir ve sadece Londra’da yüzlerce müze ve sanat galerisi bulunmaktadır. Büyüleyici bir atmosfere sahip kent, finansal olarak bu denli gelişmiş olmasına, senede 20 milyona yakın turist ağırlamasına rağmen doğal güzelliklerini korumayı başarmıştır. Başkentler serisi yazı dizimiz için hazırladığımız Londra’nın önemli kent meydanlarını ve ikonik yapılarını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri isminin, dört mevsim bulanık olan suyundan ötürü Kelt dilinde karanlık anlamına gelen “tamese” kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Nehrin suyu bulanık olsa da burada gerçekleşen tekne turları yoğun ilgi görmektedir. Thames Nehri üzerinde bulunan, 1894 yılında inşaatı tamamlanan Tower Bridge‘de Thames Nehri’ndeki en ilgi çekici yapılarından biri olarak ilgi görmektedir. Manş Denizi’ne dökülen Thames Nehri’ni her sene milyonlarca turist ziyaret etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’deki kraliyet parklarından en ünlüsü olan Hyde Park, yüzölçümü olarak çok geniş bir alana yayılmakta ve en büyük kent parkı olarak her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlamaktadır. Doğal güzelliği ve yeşil dokusuyla birçok festivale ev sahipliği yapan Hyde Park’ın içindeki yapay Serpentine gölünde yüzmek bile mümkündür. 1536 yılında Kral XVIII. Henry’nin avlanması için Westminster Manastırı (Westminster Abbey) keşişleri tarafından satın alınan park, 17. yüzyılda Kral I. James tarafından kamulaştırılmış ve halkın hizmetine açılmıştır. Birçok film ve dizinin çekildiği park, dünyanın en ünlü yeşil alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1016 yılında inşa edilen saray, bilinen en eski saraylardan olup 16. yüzyılda çıkan yangından sonra restore edilerek parlamento binasına çevrilmiştir ve günümüzde de parlamento binası olarak kullanılmaktadır. Thames Nehri’nin kuzeyinde bulunan Westminster Sarayı, dünyanın en ünlü saat kulesine de ev sahipliği yapmaktadır ve içindeki çan Big Ben olarak anılır. Kulenin adı 2012 yılında Elizabeth Kulesi olarak değiştirilmiştir. Alışılmışın dışında mimari bir tasarıma sahip olan sarayın yaklaşık 1.100 odası, 4.8 kilometreyi bulan uzun koridorları, 100 adet merdiven çıkışı bulunmaktadır. İngiltere tarihindeki önemi 1066 yılında Kral William’ın bu sarayda taç giymesinden kaynaklanmaktadır ve kraliyet ailesinin taç giyme törenleri günümüzde de Westminster Sarayı’nda gerçekleşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın en önemli sembol yapılarından olan London Eye, Thames Nehri’nin güneyinde bulunuyor ve 135 metre yüksekliği, 90 metre genişliğiyle tüm Londra’yı tepeden gören bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Milenyum kutlamaları amacıyla 31 Aralık 1999 gecesi açılışı gerçekleşen devasa dönme dolap yılda dört milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Londra’da geçen tüm sinema ve dizi filmlerinde en az bir kare de olsa yer bulan bu ikonik yapı, Millennium Wheel ismiyle de anılıyor. Özel bir ışık tasarımına sahip yapı, havanın kararmasıyla ışıltılı bir görünüme bürünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kentin kalbi olarak bilinen Trafalgar Square, turistler tarafından en çok ziyaret edilen ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Londra’nın en ünlü meydanıdır. Westminster semtinde bulunan Trafalgar Meydanı, ismini İngiltere’nin Fransa ve İspanya’yı yendiği muharebeden almaktadır. Bu sütun, savaşın kazanılmasında büyük rolü olan İngiliz Donanması’ndan Koramiral Horatio Nelson adına yaptırılmıştır. Nelson sütununu koruyan dört aslan heykelinin yanı sıra meydanı süsleyen birçok farklı heykel ve çeşme de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere, müzeleriyle ünlü bir şehir. Güney Kensington’da bulunan Doğal Tarih Müzesi ise botanik (bitki bilimi), zooloji (hayvan bilimi), mineraloji, paleontoloji (fosil bilim) alanında doğa ve yer bilimlerine ait en geniş örneklere sahip çok eski bir müze. Renkli tuğlalardan oluşan yapısıyla Victoria döneminin tipik örnek mimarisinden olan müzenin kuruluş tarihi 18. yüzyıla kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Krallık ailesinin Londra’daki ikamet adresi olan saray, aynı zamanda krallığın yönetim merkezidir. 1703 yılında Buckingham Dükü için yapılan saray, İngiltere’nin en ünlü kraliçesi Victoria’nın tahta çıkmasıyla kraliyet sarayına dönüştürülmüştür. 735 odası bulunan sarayın 19 odası sadece yaz aylarında ziyaretçilere açılmaktadır. Westminster’da bulunan saray, görev atamaları ve yabancı devlet görevlilerinin ziyaretlerinde konuklarını ağırlamaktadır. 20. yüzyılda kraliyet ailesinin halkı selamlamak için kullandığı balkon, II. Dünya Harbi sırasında tam dokuz kez bombalanmıştır. Buna rağmen Kraliçe Elizabeth bu gelenekten vazgeçmemiştir. Halen halkı selamlamak için bu balkon kullanılmaktadır.

  • Annelerin Özenle Sakladığı Ve Her Daim Çocuk Kalmamızı Sağlayan 11 Çocukluk Hatırası

    Annelerin Özenle Sakladığı Ve Her Daim Çocuk Kalmamızı Sağlayan 11 Çocukluk Hatırası

    Bir anne için yeryüzünün en değerli varlığı çocuğuysa, en değerli hatıraları da yavrusunun çocukluğundan kalan hatıralardır. Annelerimiz, biz kaç yaşımıza gelirsek gelelim bebekliğimizden çocukluğumuzdan kalan hatıraları bir hazine saklar gibi özenle saklar. Biz büyüyüp de kendi hayatımızı kurduğumuzda ise bizi özledikçe bu hatıralarla özlemlerini giderirler. İşte annelerin özenle sakladığı 11 çocukluk hatırası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hastane Künyesi” title_font_size=”13″]
    bebek, çocukluk

    Bir annenin çocuğuna hayat verdiği günden kalan ilk hatıra hastane künyesidir. Hem annenin hem de bebeğin bileğine takılan künyeler onların arasındaki sonsuz sevgi ilişkisinin ilk sembolleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Saç” title_font_size=”13″]
    bebek, çocukluk

    Dünyanın hemen her kültüründe bebeğin kesilen ilk saçını saklamak adeta yazılmamış bir kanun gibidir. Bebeğin ipek gibi saçları özenle bir mendile sarılır ve sandıklarda yerini alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”El ve Ayak İzi” title_font_size=”13″]
    çocukluk

    Bebeğin ellerinin ya da ayaklarının izi de annelerin saklamaya bayıldığı hatıralardandır. Bazıları bu izleri bir tablo gibi duvara asar, bazıları sandığa kaldırır hatta bazıları da tişörte bastırıp giyer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zıbın” title_font_size=”13″]
    çocukluk, bebeklik, zıbınlık

    Bebeğin hayatının ilk aylarında giydiği, annelerin mis gibi kokan sabunlarla yıkadığı zıbınlar bebeklikten kalan hatıraların başköşesinde yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Patik” title_font_size=”13″]
    çocukluk, bebek

    Bebeklerin giydiği patikler genelde anneannelerin babaannelerin ördüğü el emeği göz nuru ilk bebek kıyafetleri arasındadır ve bu nedenle bebek hatıraları bohçasının değişmez elemanları arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Elbiseler Ve Tulumlar ” title_font_size=”13″]
    bebek tulumu, çocukluk

    Bebeklerin birazcık büyümeye başlayıp da ayaklandıklarında giydikleri ilk kıyafetler de annelerin hiçbir zaman atmaya kıyamadıklarındandır. Hangi tulumu hangi elbiseyi saklayacaklarına karar verirken bile zorlanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Ayakkabı” title_font_size=”13″]
    bebek patiği, çocukluk

    Çocuklarının giydiği ilk ayakkabılar da anneler için aynı elbiseler gibi değerlidir. Bu minik ve sevimli ayakkabılar genelde dekoratif objeler olarak da kullanılır

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boy Ölçüsü” title_font_size=”13″]
    boy ölçmek, çocukluk hatırası

    Ebeveynler, büyüyüp boyu uzayan çocuklarının gelişimini izlemekten büyük zevk alırlar; kapı kenarlarına, duvarlara çocuklar uzadıkça kazınan rakamlar bu yüzden çok değerlidir. Hiçbir badana, hiçbir tadilat bu izlerin silinmesini sağlayamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Resim” title_font_size=”13″]
    çocuk,bebeklik

    Çocukların eli boya tutmaya başladığında ve yaptıkları ilk resimleri annelerine hediye ettiklerinde o resim bir başeser muamelesi görür ve gururlu annenin hem sandığında hem de yüreğinde saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Karne” title_font_size=”13″]
    karne

    Çocuğu eğitim hayatına atılan bir anne için eve getirilen o ilk karnenin değerine paha biçilemez. Yavrusunun gelecek başarılarını sabırsızlıkla bekleyen anne ilk karneyi her zaman saklayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vee… İlk Diploma” title_font_size=”13″]
    mezuniyet diploması

    Diplomalar adeta annelerin duvara asması için icat edilmiş gibidir, çünkü diploma bir anne için görevini yaptığının, başarılı bir evlat yetiştirdiğinin nişanıdır.

  • AFRİKA KITASI HAKKINDA DAHA ÖNCE DUYMADIĞINIZ BİLGİLER

    Yüz ölçümü ve nüfus yoğunluğu bakımından dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika, 30,8 milyon kilometrekarelik bir alana ve 1 milyar kişilik nüfusa sahip dünyanın en renkli kıtalarından biri. Afrika, çok çeşitli iklim bölgeleri bulunan ekvatorun her iki yanında bulunuyor ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında bulunan tek kıta olarak ilginç bitki ve hayvan canlılığına ev sahipliği yapıyor. Vahşi yaşam belgesellerinin çekildiği, altı tane doğal ulusal parkı olan kıta hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Buşmanlar olarak da bilinen San halkı, en az 22 bin yıldır Botsvana ve Namibya’ya komşu Kalahari Çölü’nde, mağara dönemindeki gibi yaşamaya devam ediyor. Hükümet bu halkı ve yaşam alanını özel yasalarla koruma altına almış durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski üniversitesi, Afrika Kıtası’nın kuzeyindeki Fas’ta bulunan Karaviyyîn Üniversitesi’dir ve günümüzde de eğitim vermeye devam etmektedir. Fes şehrindeki bu üniversite Fâtıma el-Fihrî tarafından 859’da inşa ettirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki tüm dillerin 3’te 1’i Afrika’da konuşulmaktadır. 2 binden fazla dilin konuşulduğu kıtada, bu oran dünya dillerinin %25’inden fazlasına tekabül etmektedir. Sadece Güney Afrika ülkesinde bile 11 resmî dil bulunmaktadır ve Güney Afrika Kıtası’na “Gökkuşağı Milleti” denmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Afrika Kıtası’nın %80’i tarım için uygun değildir. Günümüzde tarım yapılan alan kıtanın %0.25’ini; ormanlık alanlar ise toplam yüz ölçümünün %1’ini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tanzanya sınırlarında konumlanan Kilimanjaro Ulusal Parkı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.. Kilimanjaro Dağı’nın eteklerinde yer alan 1.688 kilometrekare genişliğindeki bu park, bölgenin en ünlü turistik adreslerinden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki altının yarısına yakını tek bir yerden, Güney Afrika Witwatersrand’dan çıkarılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Afrika’daki Nil Nehri, 6.650 km uzunluğu ile dünyanın en uzun nehridir.

  • UMUT ETMEKTEN VAZGEÇMEYİN

    TDK’nın “ummaktan doğan güven duygusu” olarak tanımladığı umut, biz insanoğlunun en yorgun ve en çaresiz hissettiği anda bile tutunmaktan vazgeçmediği bir duygu. Zaten bu duygu ve istenç değil midir bizi hayata bağlayan? İnsanın kendini ve hedeflerini gerçekleştirme yolundaki kararlılığı ve vazgeçmeyişi ifade eden umut ile ilgili bakalım ünlü düşünür ve isimler neler söylemiş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • AVRUPA’NIN GÖRKEMLİ ŞATOLARI VE KALELERİ

    Orta Çağ’da bulundukları bölgenin ekonomik, siyasi ve idari merkezi olan şatolar, 15. yüzyıldan sonra soylu sınıfın görkemli ikametgâh adreslerine dönüşmüştür. Günümüzde müze, lüks otel veya arşiv binası gibi farklı işlevler üstlenmektedirler. Kaleler ise askerî açıdan önemli noktalarda güvenliği sağlamak amacıyla inşa edilmiş yapılardır ve aynı şatolar gibi günümüzde çoğunlukla kültürel ve turistik amaçlarla kullanılmaktadır. Avrupa’nın görkemli şato ve kalelerini sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fransız Kral I. François’in İtalya Rönesans sanatını uygulamak üzere 16. yüzyılda yapımına başlattığı Chambord Şatosu’nun sadece duvarları 15 yılda örülmüş, inşaatın tamamlanması ise 25 yıl sürmüştür. 2. Dünya Savaşı sırasında, bir süre Mona Lisa gibi değerli sanat eserlerine ev sahipliği yapmış olan şato, Moliere’in Kibarlık Budalası oyununun ilk temsilinin sergilenmesi gibi ünlü olaylara da mekân olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yazar Abraham Bram Stoker’ın roman karakteri Drakula’nın kalesi olduğu var sayılan ve turistler tarafından yoğun ilgi gören Castelul Bran (Bran Kalesi), 20. yüzyıl başlarına kadar askeri amaçla kullanılmış, 1920’de ise Romanya Krallığı’nın resmi ikametgâh adresi olmuştur. Ülkede rejimin değişmesinden sonra kraliyet ailesi mirasçılarına geri iade edilmiştir. Günümüzde müze olarak ziyarete açık bulunan kalede Romanya Kraliçesi Marie tarafından toplanan mobilya ve eserler sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak 1228’de inşa edilse de 18. yüzyılda yenilenen ve mimari açıdan Orta Çağ ile Viktorya döneminden izler taşıyan Ashford, şatolar ülkesi İrlanda’nın çok sayıdaki görkemli yapısından biridir. 300 dönümlük devasa bir arazi içinde yer alan tarihi kale günümüzde Galler prensi gibi önemli isimleri ağırlayan bir otel olarak işlev görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Almanya’nın Bavyera eyaletinde, 19. yüzyıl neo-romantizm mimarisiyle inşa edilmiş olan Neuschwanstein Şatosu, Disneyland’a da model olan şato olarak bilinmektedir. Günümüzde Würzburg ile Füssen’i birbirlerine bağlayan durak noktasında yer alan şato, sarp bir tepede olmasına aldırmayan turistler tarafından ziyaret edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    9.yüzyılda inşa edilen ve 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan Alcazar de Segovia (Segovia Kalesi), bir kayalığın üstüne uzanan ve gemi pruvasına benzetilen görüntüsüyle büyüleyicidir. Dışarıda asma köprüsü, avlusu ve kuleleri; içeride kral oda ve salonları, taht odası, şapeli ve çok daha fazlası birleşerek devasa bir kompleks oluşturur. Şato günümüzde müze ve askeri arşivler binası olarak hizmet vermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Danimarka’nın Fyn Adası’na 14. yüzyılda inşa edilen ve mimarisinde Rönesans dönemi izleri taşıyan Egeskov Slot (Egeskov Şatosu), 200 bin metrekarelik bir park alanı içinde yer almaktadır. Şatonun en belirgin özelliği ise en fazla beş metre derinlikteki küçük bir gölün içine meşe kazıklar üstüne inşa edilmiş olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Slovenya’nın kuzeybatısında küçük bir kasaba olan Bled, dağlarla çevrelenen göle ve göle dik bir kayalık üzerinden bakan şatoya da adını vermiştir.  Bir Orta Çağ yapısı olan Bled Şatosu, alametifarikaları olan muhteşem doğa manzarası ve tarihi değeri sayesinde ülkenin en çok ziyaret edilen turistik yerleri arasında bulunmaktadır.

  • ENGELLERE RAĞMEN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREN İSİMLER

    Yazımızda listelediğimiz sanat ve spor dünyasından ünlü isimler bedensel olarak yaşadıkları engellere rağmen elde ettikleri başarılar ile dünya çapında tanınmış kişilerdir. Sahip oldukları yeteneklerini geliştiren ve başarı hikâyeleri ile birçok kişiye ilham olan bu özel isimleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çok küçük yaşta görme yetisini kaybeden Kâni Karaca hem hafız hem de mevlithan olarak icra ettiği mesleğinde Türk din mûsikîsinin 20. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Yedi yaşlarındayken Kur’an ve musikiyle tanışan Karaca, dönemin önemli üstatlarından eğitim almış, İstanbul tilavet (Kur’an’ı usulüne uygun olarak okuma) geleneğinin son temsilcisidir ve Türk musikisinde sayısız eserleri mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğuştan görme engelli Eşref Armağan, yazmayı ve resim yapmayı kendi kendine öğrenmiş ve eserleri ile yurt içi ve yurt dışındaki sergilere katılmış başarılı bir ressamdır. Resmini yapacağı nesnelerin modellerini dokunarak algılayıp tuvaline aktaran sanatçının bu yeteneği “The Colors of Darkness” (Karanlığın Renkleri) ve Discovery Channel’da yayımlanan “Real Super Humans” (Gerçek Süper Kahramanlar) belgeseline de konu olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rick Allen, 21 yaşında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda sol kolunu kaybeder ancak bu durum onu dokuz yaşından beri severek çaldığı davuldan uzaklaştırmaz. Tek kolu ile müzik kariyerine devam eder. Allen, İngiltere’de “Gigwise” adlı internet sitesinin “Tüm Zamanların En İyi Bateristleri” listesinde 7. sırada yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı atlet, yazar ve motivasyon konuşmacısı Erik Weihenmayer, 2001’de Everest Dağı’nın zirvesine gözleri görmeden ulaşan ilk kişidir. Weihenmayer aynı zamanda 2008’de Papua Yeni Gine’deki Carstensz Piramidi’ne tırmanarak her kıtadaki en yüksek noktaya ulaşır ve “Yedi Zirve”yi tamamlayan isim olarak bu başarılarıyla Time dergisine kapak olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paralimpik yüzücümüz Sümeyye Boyacı, 2003’te iki kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık olarak dünyaya gelir. Aldığı özel eğitim ile ayak parmaklarıyla yazmayı öğrenen atletin ayaklarıyla çizdiği sulu boya eserleri 2009’da Moskova’da sergilenir ve ebru sanatıyla ürettiği eserlerle çeşitli sergilere katılır. Gittiği bir akvaryumda kolları olmadan yüzen balıklardan etkilenen Boyacı, Avrupa Paralimpik Gençlik Oyunları’nda, Dünya Paralimpik ve Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonaları’nda ülkemizi temsil edip başarılarına başarı katar. Cumhuriyet tarihinin yüzmede ilk kadın Avrupa şampiyonu olan Boyacı, 2022 Para Yüzme Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak dünya şampiyonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan tenor, söz yazarı, besteci ve müzik yapımcısı Andrea Bocelli, dünyanın en önemli tenörlerinden biridir. Beş aylıkken doğuştan glokom teşhisi konur ve on iki yaşında geçirdiği bir futbol kazasının ardından ise tamamen kör olur. Altı yaşındayken piyano çalmayı öğrenen Bocelli, flüt ve saksafon çalmayı da öğrenir. 15 solo müzik albümü ve dokuz opera kaydı olan, dünyanın dört bir yanındaki önemli müzik etkinliklerinde sahne alan Bocelli, etkileyici sesinin yanı sıra karakteri ve azmi ile People dergisinin “50 En Güzel Kişisi” listesine girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Altı Nokta Körler Vakfının kurucuları arasında yer alan Gültekin Yazgan, 11 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu retina yırtılması sebebiyle görme yetisini tümüyle kaybeder. Engeli sebebiyle okuldan ayrılan Yazgan, özel öğretmenlerin desteği ile Braille yazı ve İngilizce öğrenir. Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra öğretmenlik ile avukatlık kariyerine başlar. Emekli olduktan sonra kitap çevirisi ve sosyal sorumluluk projelerine devam eder. Vefatına kadar kurucularından olduğu vakıf ile ülke genelindeki görme engelliler için çalışmalarını sürdüren Yazgan, “Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı”nın da kurucusudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı şampiyon güreşçi Kyle Maynard, protez yardımı olmadan Kilimanjaro Dağı’na çıkan ilk ampute sporcudur. Doğuştan uzuvları olmayan Maynard, yaşadığı zorlukların nasıl üstesinden geldiğini anlattığı “Mazeret Yok” kitabı ile övgüler toplarken başarılarını bunlarla sınırlandırmaz; dövüş sporlarında da ustalaşır. Güney Yarım Küre’deki en yüksek zirve olan Arjantin’in Aconcagua Dağı’nın zirvesine yine protezsiz ulaşır.

  • DÜNYADAN ve ÜLKEMİZDEN POLİSİYE KİTAP ÖRNEKLERİ

    DÜNYADAN ve ÜLKEMİZDEN POLİSİYE KİTAP ÖRNEKLERİ

    Bazı roman türlerinin özel kitlesi bulunur. Mesela; kimi tarih romanlarına meraklıdır kimi yoğun karakter analizi içeren psikolojik romanlar okumayı sever kimi biyografik eserlere yönelirken kimi de suç, suçlu, gizem, dedektif gibi unsurların yer verildiği polisiye romanların müdavimidir. İşte aşağıda yer alan farklı özelliklerdeki polisiye örnekleri de onlar için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Romanda, aldıkları davet neticesinde bir malikânede buluşan 10 kişinin tek tek gerçekleşen gizemli ölümleri konu edilir. And There Were None, 1939 yılında yayımlanan Agatha Christie romanının orijinal adıdır, dilimize ise “Ve Hiçbiri Kalmamıştı” şeklinde çevrilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    edgar allan poe

    Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’nun kaleme aldığı Morgue Sokağı Cinayeti, ilk kez 1841’de bir dergide yayımlanmıştır. En önemli özelliği, ilk dedektiflik öyküsü olarak kabul görmesidir. Hikâyenin içindeki sürpriz ise söz konusu cinayetlerin bir orangutan tarafından işlenmiş olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    arthur conan doyle

    Polisiye edebiyatın rağbet görmesini sağlayan kurgu karakterlerin başında, Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan dedektif Sherlock Holmes gelir. Toplam 56 etkileyici hikâyeden oluşan Akıl Oyunlarının Gölgesinde eseri, Doyle’un en çok okunan kitaplarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    christophe grange

    Polisiye-gerilim türünde eserler veren Fransız yazar Jean-Christophe Grange’ın Kötülüğün Kaynağı üçlemesinin ilki Siyah Kan isimli kitabıdır. İlk kez 2005 yılında yayımlanan romanda pek çok polisiyenin aksine zanlı en başından bellidir ama bu durum kurgunun sürükleyici olma özelliğini etkilemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ahmet mithat efendi

    Tanzimat dönemi yazarlarımızdan Ahmet Mithat Efendi’nin kaleme aldığı ve “cinayetlerin sırları” anlamına gelen Esrâr-ı Cinayât, 1884 yılında basılmıştır. Klasikler arasında yer alan roman, İlk Türk polisiyesi olarak literatüre geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Agatha’nın Anahtarı, polisiye türünde çok sayıda eser veren Ahmet Ümit’in kaleme aldığı ve kısa hikâyelerden oluşan kitabının adıdır. Kitaba ismini veren hikâyede ise Agatha Christie’nin 11 günlük gizemli İstanbul serüveni konu ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Listemizin sonunu bir sürprize ayırdık… Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı tek polisiye roman olan Meşum Yakut’a… Çoğumuzun habersiz olduğu bu kitap Osmanlıca kaleme alınmıştır ve henüz Türkçe basımı bulunmamaktadır.

  • BAZI ÜLKELERDE TRAFİK NEDEN SOLDAN AKAR?

    Her ülkenin kendine has kuralları vardır. Ancak mevzu trafik kurallarına gelince bu kurallar tüm dünyada ortaktır. Trafik lambasının renkleri hangi ülkeye giderseniz gidin aynı olacaktır. Bunun gibi birçok örnek bulunmasına rağmen bir konu vardır ki her ülkede aynı durum söz konusu değildir. Günümüzde direksiyonu sağda olan ülkelerin başında Birleşik Krallık, Britanya, İrlanda, Hindistan, Avustralya, Japonya, Güney Afrika, Malta, Pakistan, Jamaika, Malezya, Nepal ve Singapur gibi ülkeler gelmektedir. Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkede ise direksiyon sol tarafta bulunmaktadır. Bunun altında yatan nedenleri okuyucularımız için araştırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Direksiyonların sağ- sol olarak farklılaşması otomobilin icadıyla olmamıştır. Binlerce yıl önce, yolları ile ünlü Roma İmparatorluğu döneminde, at arabalarını kullanan sürücülerin sağ ellerini kullanması, atlarının da sola meyilli duracak şekilde tasarlanması ile sonuçlanmıştır. Direksiyonun hangi tarafta olacağı konusu, üretilen ilk otomobillerde belirli bir standarta bağlanmamış çünkü tekneden kopya edilen “yeke” adlı direksiyonlar kullanılmış ve müşterinin isteğine göre sağa, sola veya ortaya konuşlanmıştır. Milattan önce 11. yüzyılda Çin’de “erkeklerin sağdan, kadınların soldan, arabaların ise ortadan” gitmesi zorunlu bir kural olarak uygulanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yolun veya geçişin sağdan ya da soldan olmasının altında anatomik nedenlerin yattığını savunanlar da vardır. Genel olarak insanlar sağ ellerini daha iyi kullandığından kılıçlarını solda taşımıştır. At arabalarında da sürücü, dizginleri sağ elinde tutmak için sol arka atın sırtına veya arabanın sol tarafına oturmuş ve yolu daha iyi görmek için sol taraftan sürmüştür. Trafiğin soldan akmasına dayandırılan diğer bir söylentiyse Papa 8. Boniface ile ilgilidir. 1300’lü yıllarda Papa 8. Boniface, Roma’ya gelen hacıların yollarda karmaşaya sebebiyet vermemesi için yolun solundan gelmelerini söylemiştir. Bu durum trafiğin soldan akmasına neden olan söylentiler arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Amerika’da posta arabaları sürücülerinin sol tarafta yer alan atın üzerinde oturması ya da Napolyon’un solak olması gibi daha birçok söylenti mevcuttur. Solak olan Napolyon’un düşmanlarını “solunda” görmek istemesi ve sol takıntısı “Neden trafik soldan akar?” sorusuna verilen cevap için elbette kesin bir cevap olmayacaktır. Ancak şöyle bir gerçek vardır ki Avrupa’da Avusturya-Macaristan, Rusya ve Portekiz gibi ülkeler Napolyon’un bu isteğine karşı çıkmış ve sağ şeridi kullanmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Öte yandan Avrupa ülkelerinin bazılarında trafiğin aktığı kısımda zamanında çeşitli karışıklıklar olmuş, örneğin İsveçliler trafiğin soldan akması için hükümete baskı bile uygulamıştır. Halk oylamasında “yolun solundan gidilsin” çıksa da parlamento, 1963’te trafiğin akış yönünü soldan sağa almıştır. Dünyada insanların %66’sı araçlarını sağdan akan trafikte sürerken, %34’ü ise soldan akan trafikte araç kullanmaktadır. Dünyada soldan akan trafik için yapılan yollar tüm yolların %28’ini oluştururken, sağdan akan trafik için yapılan yollar ise %72’sini oluşturmaktadır.

  • ÇOK ŞEY ANLATAN TEK KELİMELER

    Kimi zaman aklımızdan geçenleri ya da yoğun olarak hissettiğimiz duyguları anlatmak için düzinelerce kelimelere ihtiyaç duyarız. Ancak bazı ülkelerde bu yoğun hisleri anlatmak için tek kelime yetiyor. İşte o kelimeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]