Yazar: admin

  • 8 Madde İle Yazının En Zarif Hali Hat Sanatı

    8 Madde İle Yazının En Zarif Hali Hat Sanatı

    Hat sanatı, güzel yazı sanatı olarak anılsa da bu sanatı yazıya ruh katmak olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Hattat, harfleri sanatıyla yorumlar. Hattat’ın kaleminden çıkan yazı silinemez, düzeltilemez. Hat sanatı hata kabul etmez, büyük bir sabır ve yetenek gerektirir. Karşınızda 8 maddeyle zarafet ve sanatın yazıyla buluştuğu, hat sanatı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hat, çizgi demektir. Çizgilerin büyük bir incelikle ve titizlikle işlenmesiyle yazılan yazıya hat sanatı, bu sanatı uygulayana da hattat ya da hat ustası denir. Hat sanatı, Osmanlı’da Hüsn-i Hat olarak anılır, hat sanatının bir başka adı da kaligrafidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaligrafi güzel yazı sanatı olsa da günümüzdeki amacı süslemedir, matbaanın icadından sonra bu yazılar dekoratif anlamlı kullanılmaya başlanmıştır. Hat, büyük incelik gerektiren zahmetli bir sanat olduğu için uzun yazılarda kullanılması pratik olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaligrafinin İslam kaligrafisi, Çin kaligrafisi, Batı kaligrafisi gibi türleri bulunur. Bizim kültürümüzde İslam kaligrafisi yani İslami hat sanatı uygulanmaktadır. Matbaanın icat edilmesinden önce kaligrafinin büyük önem teşkil ettiğini tahmin etmek pek de zor değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İslami hat sanatının 6 ve 10. yüzyıllar arasında, Arap alfabesinin geçirdiği değişimlerle beraber geliştiği düşünülmektedir. Uzmanlara göre, hat sanatı doruğuna İslamiyet ile beraber ulaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatı aslında güzel yazı yazmaktan çok daha fazlasıdır çünkü hat ustası yazacağı yazıdaki harfleri sembolleştirir ve bu yaratıcı bir süreçtir. Her ustanın kendine has bir tarzı vardır ve sadece harfleri güzel bir şekilde yazabiliyor olmak iyi bir hattat olmak için yeterli değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatı eserleri günümüzde genellikle evlerde dekor amaçlı tablolarda kullanılsa da özellikle Osmanlı döneminden kalan mimari eserlerde; kervansaraylarda, camilerde, hamam ve minarelerde karşımıza çıkar. Bir mimari eserin hat sanatıyla süslenmiş olması bu yapının önemli bir eser olduğunu gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hat sanatında farklı yazı çeşitleri vardır ve bunların arasında yaygınlık kazanmış ilk yazı biçimi Kufi olmuştur. İlk başlarda daha köşeli yazılan bu yazı tarzı giderek incelmiş ve kenarları daha yuvarlak bir hale gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazıların anası olarak adlandırılan Sülüs, sadece 16. yüzyıla dek kullanılan Muhakkak, Nesih, ismini Reyhan çiçeğinden alan Reyhani, Tevki ve Rika hat sanatında kullanılan diğer yazı türleri arasında yer alır. Hat sanatının en etkileyici örneklerini İstanbul Kaligrafi Müzesi’nde görebilirsiniz.

  • 8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    8 Şairden Sonbaharı Anlatan 8 Dize

    Her mevsimin güzelliği ayrı olsa da sonbahar içimizdeki en romantik en şairane duyguları ortaya çıkaran mevsimdir. Artık serinlemeye başlayan havanın ürpertmesinden mi, gökyüzünün, ağaçların aldığı renkten mi bilinmez, sonbahar herkesi bir şaire çevirebilir. Bu durumda edebiyatımızın en yetenekli şairleri de sonbahar için birbirinden güzel dizeler yazmıştır. Buyurun, 8 şairin kaleminden çıkmış sonbahar dizeleriyle bu güzel mevsimin tadını çıkartın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • DOĞANIN GİZEMLİ SANATI: FARKLI ÜLKELERDEKİ ÜNLÜ PERİBACALARI

    Dünyanın farklı bölgelerinde göz kamaştırıcı güzellikleriyle dikkat çeken peribacaları, doğanın zamana meydan okuyan muazzam eserleridir. Oluşumları, milyonlarca yıl süren doğal süreçlerin bir ürünüdür. Lav, kumtaşı, kil ve diğer çeşitli kayaların rüzgâr ve su tarafından zamanla aşındırılması sonucunda ortaya çıkan bu heykelsi kayaçlar, benzersiz ve etkileyici bir manzara oluşturur. Bir dönem yer altı şehirleri olarak kullanılan bazı peribacaları, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Her biri kendine özgü nitelikleri ve manzarası ile doğanın ne kadar muazzam olduğunu hatırlatan, dünyanın dört bir yanındaki peribacalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davolja Varos, Sırbistan” title_font_size=”13″]

    Sırbistan’ın güneyinde yer alan Radan Dağı’ndaki Davolja Varos’ta, 202 adet peribacası bulunuyor. 2 ile 15 metre arasında değişen yüksekliklere sahip olan bu peribacaları, milyonlarca yıl önce yoğun volkanik aktiviteler sonucu toprakta meydana gelen erozyonlarla bugünkü şeklini almıştır. Davolja Varos peribacaları, dünya üzerinde eşine az rastlanır doğal oluşumlardır. Bölgedeki kayaçlar, sıra dışı toprak figürleri ve yüksek mineral içeriğine sahip son derece asidik iki kaynak suyu ile dikkat çeker. Yerel efsanelere göre, bu kayaçlar bir zamanlar bir araya gelip dans eden insanları temsil eder. Ayrıca, Orta Çağ döneminde Sırbistan Krallığı’na ait maden kuyularının bulunduğu bölgede, bir yerleşim yeri kalıntıları ve eski bir kilise de yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bryce Kanyonu Ulusal Parkı, ABD” title_font_size=”13″]

    ABD’nin Utah eyaletinde bulunan Bryce Kanyonu Ulusal Parkı’ndaki peribacaları, rüzgâr, su ve buzun aşındırması sonucu oluşmuştur. Tarihi, 800 yıl önce Paiute Kızılderilileri’nin bölgeyi keşfetmesine kadar uzanan bu kanyondaki turuncu, kırmızı ve beyaz renkli konik oluşumlar, 145 kilometrekarelik bir alanı kaplamaktadır. 1923’te ulusal anıt olarak ilan edilen Bryce Kanyonu’da, peribacalarının yanı sıra 144 milyon yıl öncesine ait antik kaya oluşumları da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisti Badlands Yaban Hayat Alanı, New Mexico, ABD” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar yemyeşil, tropikal bir orman ve bir iç deniz olan New Mexico Bisti Çorak Arazisi, bugün 70 milyon önceki halinden oldukça farklı bir manzaraya sahip. Bisti Badlands’taki kaya oluşumları, iki önemli olay hakkında bilgi verir: İlki, New Mexico’daki denizin son kez çekilmesiyle bu alanın çorak bir araziye dönüşmesi, ikincisi ise 252 ila 66 milyon yıl öncesine kadar uzanan Mezozoik dönemin sonunda dinozorların yok olmasıdır. Bu bölgede bulunan birçok fosil, dinozorlar çağının sonlanıp memeliler çağına geçişin izlerini görmemize olanak tanır. Bir zamanlar Kuzey Amerika’yı iki kara parçasına ayıran dar bir deniz şeridi olan bu çorak arazi, günümüzde heykellere benzeyen kaya oluşumlarıyla doludur. Bisti’deki peribacaları, alışageldiğimiz kumtaşı manzarasından oldukça farklıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yehliu Jeoparkı, Tayvan ” title_font_size=”13″]

    Tayvan’ın kuzey kıyısındaki Yehliu Jeoparkı, Taipei şehrinde yer alan ünlü bir jeolojik bölgedir. Yaklaşık 1 milyon 700 bin metrekarelik alanı kaplayan bu jeopark, milyonlarca yıl süren doğal süreçlerle şekillenmiş eşsiz kaya oluşumlarıyla popüler bir turizm merkezi haline gelmiştir. Parktaki peribacalarının en dikkat çeken özelliği, her birinin insan portresini andıran heykellere benzemesidir. Parkın ikonik simgelerinden biri olan ‘Kraliçe Başı’ kayası, bir kraliçe profilini andırırken; ‘Peri Ayakkabısı’, ‘Zencefil Kayaları’ ve ‘Mum Kayaları’ da parktaki en ünlü kaya oluşumlarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yuanmou Toprak Ormanı, Çin ” title_font_size=”13″]

    Çin’in güneybatısında yer alan Yunnan eyaletindeki Yuanmou Toprak Ormanı, bir ila iki milyon yıl önce tortul kayaçların, akarsu ve toprak erozyonu gibi jeolojik hareketlerle aşınması sonucunda oluşmuştur. En yükseği yaklaşık 40 metreye ulaşan alanda, insana ya da çeşitli hayvan ve kuş türlerine benzeyen çok sayıda konik toprak sütun bulunmaktadır. Yerel halkın “yerdeki ormanlar” olarak adlandırdığı bu peribacaları, Yunnan’ın ünlü “Dört Ormanı”ndan (Toprak Ormanı, Kum Ormanı, Taş Ormanı ve Tropikal Yağmur Ormanı) biridir. Yuanmou Toprak Ormanı, 50 kilometrekarelik bir alan üzerinde yer almakta; ayrıca içerisinde kılıç dişli filler, Çin gergedanları ve kılıç dişli kaplanlar gibi antik hayvanların fosilleri de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en ünlü peribacalarından biri olan Kapadokya’daki “Peribacaları Milli Parkı”, 60 milyon yıl önce Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların, milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgâr tarafından aşındırılmasıyla meydana gelmiştir. Geçmişte bölgede yaşayan halk ve keşişler tarafından ev olarak kullanılan milli parkta birçok yer altı şehri bulunmaktadır. Bölgeye özgü tüflü yumuşak kayalar, yerin altına doğru genişleyen labirentler şeklinde oyularak bu yer altı şehirleri inşa edilmiştir. Bu yerleşimlerin hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte, sabit barınaklar değil, tehlike anında kullanılacak sığınaklar olarak oluşturuldukları düşünülmektedir.

  • İhtişamıyla İstanbul’un Gerdanını Süsleyen 10 Yalı

    İhtişamıyla İstanbul’un Gerdanını Süsleyen 10 Yalı

    İstanbul, dillere destan güzelliğinin önemli bir kısmını Avrupa ile Asya kıtalarını ayıran İstanbul Boğazı’na borçludur. Boğaz’ın iki yanında yer alan yalılar şehrin birçok dönemine şahitlik etmiş, birçok hikâyenin kahramanı olmuştur. Bu yalıların her biri farklı mimari özellikler taşır ve dönemlerinin karakterini yansıtır, onları izlemek sizi zamanda yolculuğa çıkarır, İstanbul’un masalsı geçmişine götürür. İstanbul’a başka bir gözle bakmak, şehir hakkında bilinmeyen hikâyeler öğrenmek için buyurun ihtişamıyla İstanbul’un gerdanını süsleyen 10 yalı listemize…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emine Valide Paşa Yalısı ” title_font_size=”13″]
    istanbul yalıları

    İstanbul’un en ihtişamlı yalılarından biri olarak kabul edilen Emine Valide Paşa Yalısı 76 metre uzunluğundaki rıhtımıyla göz doldurur. Osmanlı Dönemi’nden günümüze kalan en dikkat çekici mimarilerinden biri olan yalı bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı Yusuf Ziya Paşa Yalısı Nam-ı Diğer Perili Köşk” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    1900’lü yılların başında yapımına başlanan yalı, 2000 yılında tamamlanır. Uzun süre tamamlanamadığı ve boş kaldığı için, zamanla perili köşk olarak anılmaya başlar. Yusuf Ziya Paşa bu yalıyı güzeller güzeli eşi için yaptırmıştır bazı söylentilere göre, yalının içinde “peri kadar güzel bir kız” yaşadığı için yapının adı perili köşke çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Esma Sultan Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğazın yalıları

    Yalıya adını veren Sultan I. Abdülhamid’in kızı, Esma Sultan’dır. Geleneksel yalı mimarisinden farklı bir tarzda 2 katlı olarak ve 2226 m² alan içine inşa edilmiştir. Dışı kargır ismini verdiğimiz özel bir tuğla, içi de bağdadi ahşaptır. 2001 yılında restore edilen Esma Sultan Yalısı hala tüm ihtişamıyla sosyal toplantılar ve sanat etkinlerine ev sahipliği yapmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıbrıslı Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Sahil uzunluğu 64 metre olan Kıbrıslı Yalısı alt katta on beş, üst katta altı olmak üzere toplam 21 odaya sahiptir. Tavanlarının tamamı alçıdan olan yalının duvarlarında sahibi Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa’nın da bir yağlı boya tablosu dahil olmak üzere çok sayıda eser bulunmaktadır. Ayrıca ünlü yazar Yahya Kemal’in en sevdiği toplantı yeri olarak da bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Fethi Paşa Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Ahmet Fethi Paşa Yalısı ya da diğer adıyla Pembe Yalı 18. yüzyılda geleneksel mimari üslupta yapılmış. 1911 ve 1948 senelerinde İstanbul’u ziyaret eden İsviçreli mimar Le Corbusier yapıya hayran kalmıştır. Üsküdar ile Kuzguncuk arasındaki Paşa limanı mevkiinde, Fethi Paşa Korusu’nun önünde bulunan yalı, besteci Franz Lizst gibi birçok ünlü misafiri ağırlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı” title_font_size=”13″]
    istanbul yalıları

    Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı dört katlı ve ahşap bir mimariye sahip olmasının yanında biri süit 64 odayla Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra boğazdaki en büyük yapı olma özelliğine de sahiptir. 60 metrelik rıhtıma sahip yalıda mavi çam, manolya, palmiye gibi ağaçlarla yeşillendirilmiş şahane bir bahçe de ziyaretçileri ağırlar. Varak süslemeler yalının hemen her köşesini zenginleştirir, ayrıca ihtişamlı yalıda pirinç ve kristalden gösterişli avizelerin yer aldığı bir balo salonu da bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Huber Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Boğazın en ilginç yalılarından biri olan Huber Yalısı Çin, İngiliz, Fransız, İtalyan, Acem, Arap ve Osmanlı mimarilerinin bir sentezi olarak görülmektedir. Soğan kubbeli kulesiyle dikkat çeken Huber Yalısı birbirine eklenen iki binadan oluşmaktadır. 34 hektarlık bahçesi boğazın en geniş yeşil alanıdır, burada sanatkârı bilinmeyen onlarca heykel bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yedi Sekiz Hasan Paşa Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Osmanlı Ordusu’nda asker olan Hasan Paşa’ya ait olan yalı, Beykoz Çubuklu kıyılarını süsler. İki normal kat ve çatı olmak üzere 3 katı bulunan yalı 80 santimlik bir taş zemin üzerine kurulmuştur. İkinci katta Osmanlı mimarisine ait bir özellik olan çıkma şeklinde denize doğru bir konsol bulunmaktadır. Aşı renginde olduğu için uzun süre Osmanlı’nın Gülü olarak anılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ethem Pertev Bey Yalısı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    Süslü Yalı veya Saraylı Hanım Yalısı olarak da anılan Ethem Pertev Bey Yalısı, dış mimarisi ile bu sıfatın hakkını verir. Oryantalist balkonlarıyla ünlü olan yalının üst katında ikisi leb-i derya olmak üzere dört odası bulunmaktadır. Kanlıca’nın kıyısında kayıkhanenin üstüne kazıklarla inşa edilen yalı, misafirlerine denizin ortasında olma hissi yaşatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanlı Yalı” title_font_size=”13″]
    boğaz yalıları

    İnşa edildiği sarp kayalıklar üzerinde çok sayıda yılanın bulmasından dolayı Yılanlı Yalı ismini alan ahşap yapı 1700’lerin sonunda inşa edilmiştir. 40 odası ve sofa ismini verdiğimiz geniş holleri bulunmaktadır. Meşkhanesi, Selsebili ve Türk Hamamıyla kendine has bir havası olan yalının bir de Sakal-ı Şerif odası bulunmaktadır. Oda Ramazan ayında, Kandil ve bayramlarda çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

  • 8 Maddede Türk Kültüründe Bebek Karşılama Geleneği

    8 Maddede Türk Kültüründe Bebek Karşılama Geleneği

    Ailenin yeni bir üyesi aramıza katılacağı zaman tüm aileyi, dostları tatlı bir heyecan sarar; herkes dört gözle beklenen bebek için hazırlanmaya başlar. Aileye bir bebek katılacağının haberini aldığımız günden itibaren onu karşılamak için neler yapılır, geleneklerimizde bebeklerimiz nasıl karşılanır 8 maddelik listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    bebek, patik

    Bebek müjdesi yayılır yayılmaz anneanneler, babaanneler, halalar, teyzeler elinden örgü gelen herkes yumuşacık bebek yünleri alır; dünyaya gelecek minik için rengârenk patikler, hırkalar, battaniyeler örmeye başlar. Bebeğe hazırlanan giysiler, ufaklık dünyaya gelene kadar içine beyaz sabun koyulup saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    lohusa

    Geleneklerimize göre bebek doğduktan sonra ziyarete gelenlere lohusa şerbeti ikram edilir. Çeşitli baharatlar ve şeker içeren lohusa şerbetinin yeni doğum yapmış anneye yararlı olduğu ve bebeğin daha rahat süt emmesini sağladığı düşünülür. Hem görünüşü hem de lezzeti güzel bu şerbet içilirken, bebeğin hayatının da şerbet gibi tatlı geçmesi dilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bebek, altın künye

    Geleneklerimize göre yeni doğan bebeğe altın, altın künye veya maşallah takılır. Nazar boncuklarının, kurdelelerin eşlik ettiği altın ve maşallah bebeğin yatağında bulunan altın yastığına iliştirilir. Altın künye de bebeğe takılabilecek hediyeler arasındadır. Bebeğe altın takılırken, hayatının bolluk ve refah içinde geçmesi dilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    uyuyan bebek

    Yeni doğan bebeğe verilecek isim kararlaştırıldıktan sonra sıra bebeğin kulağına bu ismin fısıldanmasına gelir. Ailenin en büyüğü bebeğin kulağına uygun görülen ismi fısıldar ve böylece çocuğun ismi verilmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bebek banyosu

    Geleneklerimize göre çocuk doğduktan 40 gün sonrası yani çocuğun kırkının çıktığı gün çok önemlidir. Çocuk ilk defa 40 günlük olduğunda yıkanır. Hatta eskiden çocuk ilk 40 gün dışarı çıkarılmazmış fakat günümüzde doktorlar daha farklı tavsiyelerde bulunabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    üniversite

    Yeni doğan bebeklerle ilgili en eski adetlerden biri ise bebeğin göbek bağını anlamlı bir yere gömmektir. Bebeğin göbek bağının gömüleceği yerin, çocuğun hayatını etkileyeceği, kaderini tayin edeceği düşünülür. Göbek bağı genelde okul bahçesine gömülür, böylece çocuğun iyi bir eğitim alması amaçlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    gülen bebek

    Bebeğin ilk dişi çıktığında diş buğdayı partisi yapılır. Diş buğdayı hazırlanır ve gelen misafirlere ikram edilir. Diş buğdayının içine genelde boncuk saklanır, boncuğu bulan kişi bebeğe hediyeler alır. Ayrıca bebeğin önüne bir örtü serilir ve üzerine meslekleri temsil eden çeşitli oyuncaklar yerleştirilir; bebek bunların hangisini seçerse ileride o mesleği yapacağı düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Doğumdan sonra bir yıl geçtiğinde ve bebeğin birinci doğum günü geldiğinde, ilk doğum günü kutlaması için hazırlıklar başlar. Pastalar, kekler, börekler, çörekler özenle hazırlanır; tüm akrabalar, komşular bebeğe hediyeler alır ve miniğin ilk yaşı neşe ile kutlanır.

  • Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın Tarihle İlgili 8 Sözü

    Büyük Tarihçi Halil İnalcık’ın Tarihle İlgili 8 Sözü

    Halil İnalcık son röportajlarından birinde, “72 kitabım var, çoğunu 80 yaşından sonra yazdım. Hâlâ hoca olarak faalim; yedi doktora öğrencim var. Geçen sene bazı yeni makalelerim çıktı. Bir şeye âşık oldunuz mu her şeyi unutursunuz işte…” diyerek anlatmıştı mesleğine olan tutkusunu. Türk tarih profesörü 2016 yılında aramızdan ayrıldığında 100 yaşındaydı. Bir asır süren yaşamında insanlığa Türk ve Osmanlı tarihini belgelerle anlatan eserler, tarihle ilgilenenlere yol gösterecek bilgiler, sözler bıraktı. Büyük tarihçinin kitaplarında ya da konuşmalarında geçen tarih temalı sözlerini listemizden okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Filler: Duygusal Yardımsever ve Bilge Canlılar

    Filler: Duygusal Yardımsever ve Bilge Canlılar

    Hortumuyla, bir ağacın kökünü topraktan sökebilecek kadar güçlü bir canlıdır fil ama yardıma ihtiyacı olan başka bir fil gördüğünde bırakıp yoluna devam edemeyecek kadar da şefkatlidir. Büyük kulaklarını, koca ayaklarını, kalın derilerini, uzun dişlerini sevmekle kalmayıp saygı da duyduğumuz canlılardır onlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Biz insanlara göre devasa görünen bu canlıların yaklaşık ağırlığını tahmin edebilir misiniz? Siz bunu düşüne durun biz kayıtlara geçmiş en büyük filin ağırlığını şuraya not edelim: Tam 10.886 kg.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir günde ortalama 300 kg. yiyeceğe ihtiyaç duyan filler aynı gün yaklaşık 160 kg. da su tüketirler. Ve o kadar zeki hayvanlardır ki hafızaları sayesinde daha önce kullandıkları su kaynaklarının yerini rahatça hatırlayabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Söyler misiniz şu yeryüzünde yavru bir filin hareketlerini izlemekten daha keyifli ne olabilir ki? Böylesine sevimli bir yavrunun 22 ay süren hamileliğin ardından yaklaşık 100 kg. civarında dünyaya geldiğini biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fillerin insanlarla ortak özellikleri oldukça fazladır. Örneğin aileleri konusunda oldukça hassastırlar. Özellikle sürülerindeki yaşlı dişi filin bilgeliğine ve önderliğine ihtiyaç duyarlar. Tıpkı insanlar gibi üzülür, kızar ve mutlu olurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Size bir soru: Bu büyük cüsseli ve güçlü canlıların en çok korktuğu hayvanlar hangisidir? Aklınıza aynı oranda güçlü ve büyük canlıları getirmeyin. Filler minicik olsa da nereden çıkıp geleceği belli olmayan arılardan oldukça korkarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fillerin su ile araları çok iyidir. Suyun kokusunu 20 km. mesafeden alabilirler. Onların mutlu olmalarını istiyorsanız bırakın suda oynasınlar, yüzsünler, hortumlarıyla su püskürtsünler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ne yazık ki her gün yaklaşık 100 fil avcılar tarafından dişleri için öldürülmektedir. 16 yaşında yetişkinliğe adım atan fillerin insan müdahalesi olmayan doğada ise ortalama yaşam süresi 70 yıldır.

  • ÖRGÜYLE NELER YAPILIR NELER

    ÖRGÜYLE NELER YAPILIR NELER

    Afrika örgüsü, Fransız örgüsü, halat örgü, düğüm örgü, kılçık örgü… Evet bu saydıklarımız örgü modeli isimleri… Ama saç örgüsü! Tarihte bilinen ilk örgülerin yaklaşık 30.000 yıl önce insan saçında yapıldığını duymuş muydunuz? En basit uygulamaları saç üzerinde görülen örgülerin iplerle yapılan oldukça karmaşık modelleri bulunuyor ve üretilen eşyalar çok farklı alanlarda kullanılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bere, kazak, atkı gibi kışlık giysi ve aksesuarlar örgünün en tanıdık yüzleridir. Onlar, soğuk ve sert kış aylarının sıcacık ve yumuşacık geçmesine yardımcı olan en hoş malzemelerdir. İlgi gören modelleri dönem dönem değişir belki ama hele de el örgüsü ise değerlerini her daim korumaya devam ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Örgünün en yakıştığı yer şüphesiz ki miniklerin bedenidir. Örgüyle yapılmış tulumlar, elbiseler, patikler, hırkalar hem onların küçücük bedenlerini sıcak tutar, hem de anneye, halaya, teyzeye el emeği göz nuru dökülerek yapılan işleri üzerlerinde görmenin hazzını yaşatırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Büyükçe örgü bir battaniye ya da yatak örtüsü de daha dokunmadan sıcaklık hissi veren eşyalardır. Makine örgüsü kullanış açısından daha dayanıklı olabilirken el örgüsü daha hassas bir kullanış gerektirebilir. Bu açıdan büyük parçalarda şiş yerine tığ işi örgüler tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güney Amerikalılar lama yününden yapılan ince lifleri kullanırken Uzakdoğu’da en çok ipek örgüsü yapılıyormuş. Malum, bizler için de yün ipin kıymeti bambaşkadır. Siz de örgüden çanta mı yapmak istiyorsunuz? O zaman mevsime veya kullanacağınız yere göre bir ip türü seçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Evdeki birçok eşya için kılıf olarak yapılan ve süs objesi olarak görülen örgülerden eşyanın kendisi de üretilebilir. Örneğin örgüden yapılmış çok amaçlı bir kutu el işlerinizi derleyip toplamak için en ideal araç olabilir. Örgü kutular için penye iplerin çok kullanışlı olduğu da aklınızda bulunsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski dönemlerde örgünün en çok kullanıldığı yerlerin arasında hayvan kıyafetleri de geliyormuş, örneğin develer için gövdelerini çevreleyen örgüler yapmak adettenmiş. Günümüzde de evcil hayvanların soğuktan korunması için örgü kıyafetler yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Örgünün çok kullanıldığı alanlar arasında oyun ve oyuncak dünyası da yer alıyor. Başlı başına örgüyle yapılan oyuncaklar da var, oyuncak bebekler için örülen kıyafetler de… Hatta fotoğrafta gördüğünüz gibi örgüyle oyun malzemesi yapmak da mümkün…

  • DONDURMA: YÜZYILLARDIR DÜNYANIN ORTAK LEZZETİ

    DONDURMA: YÜZYILLARDIR DÜNYANIN ORTAK LEZZETİ

    Bir büfenin önünde rengârenk dondurmalar arasından seçim yapmaya çalışmak çocuk, genç, yaşlı herkes için en güzel yaz anlarından biridir. Fakat biliyor musunuz, dondurma, dakikalar içinde eriyip giden yapısının aksine yüzlerce yıldır süren bir tatlı geleneğidir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dondurmanın kimler tarafından nasıl icat edildiği hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Fakat dondurulmuş tatlılarla ilgili MÖ 3000 yılına uzanan ve Antik Çin’e ait olan efsaneler hikâyenin burada başladığını düşündürmektedir. Bir varsayım da dondurmanın önce Moğol İmparatorluğu’nda yapıldığı Çin’e bu yolla ulaştığı yönündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    13.yüzyıl Çin’inde dondurma yapımının sır olarak saklandığı, bu sırrın detaylarını öğrenen Marco Polo tarafından İtalya’ya taşındığı, tabii daha öncesinde Arabistan, İran ve Anadolu ile buluştuğu bilinmektedir. Dondurma tarifi 16. yüzyıl İtalya’sında geliştirilirken, ilk dondurma satışı 17. yüzyılda Paris’te gerçekleşmiş ve dondurmacılık meslek haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    18.yüzyıl Osmanlı’sında süt dondurması, sütsüz yapılan süzme aşure ve elmasiye dondurması gibi farklı türlerde dondurmalar yapılmaktaydı. 19. yüzyılda iyice yaygınlaşarak kaymaklı, çilekli, vişneli, kayısılı gibi çeşit çeşit dondurma yapılmaya başlanır. Kahramanmaraş’ın öne çıkması ise 1920’lere denk gelir. O dönem salepli dondurmanın dövme demir kaşıkla karıştırılarak biçimlendirilmesi ve ancak bıçakla kesilerek tüketilebilmesi Kahramanmaraş’ın ünlü dövme dondurmasını doğurur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dondurma Amerika’ya da 18. yüzyılda ulaşmış, dondurma yapımı için ilk aleti de 19. yüzyılda Amerikalı bir ev kadını üretmiştir. Nancy Maria Johnson, buzdolabının olmadığı dönemlerde hem yapay dondurucu hem karıştırıcı olarak iş gören ve elle çalışan aleti yaparak 1843 yılında patentini almıştır. Önceleri yaz-kış tüketilen dondurma, Amerika’da II. Dünya Savaşı bitişinin dondurmayla kutlanmasıyla bir yaz geleneğine dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dondurmayı çok daha keyifli hale getiren detay, fiziki şeklinden dolayı külah adı verilen yenebilir kaplardır. Yumurta, şeker, tereyağı, un ve kabartma tozu ile yapılan çıtır çıtır dondurma külahları dünyada ilk kez ABD’nin St. Louise kentinde 1904 yılında yapılmıştır. Külahta dondurma yemek çoğunlukla rahat ve salaş zamanların tercihiyken evde veya restoranlarda dondurma servis etmenin yolu şık kuplardan geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski zamanlarda dağlardan kar getirilerek yapılan veya kar kuyuları açılarak soğuk tutulabilen ve yüzlerce yıldır geliştirilerek yapılagelen dondurma, günümüzde tüm dünyanın belki de en sevdiği ortak lezzetlerinden biri. Yaz ayları geldiğinde külah üstünde dondurma yemek kadar kadayıf, baklava, helva, brownie gibi tatlıların yanında dondurma tüketmek de bizim kültürümüzün zenginliklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuru ve taze meyvelerle yapılabilen, cevizli, fıstıklı, çikolatalı, karamelli hazırlanabilen dondurma çeşitleri arasında dünyada en çok vanilyalı dondurma tüketiliyor. İkinci sırada çikolatalı, üçüncü sırada ise çilekli dondurma geliyor. Bu leziz tatlının günümüzde o kadar ilginç çeşitleri yapılmakta ki kiminin adı bile insanı şaşırtmaya yetmektedir. Mesela mı? ABD’de yapılanlar arasından biber aromalı, turşu aromalı, kaz ciğeri aromalı ya da domates aromalı dondurma kulağınıza nasıl geliyor?

  • 30 AĞUSTOS’TA ZAFERE GİDEN MÜCADELEYİ ANLATAN KİTAPLAR

    Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Kütahya’ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922’de Türk ve Yunan ordusu arasında yapıldı. “Dumlupınar” adıyla da anılan Kurtuluş Savaşı’nın son büyük mücadelesi, ülkemizin bağımsızlık yolundaki en önemli zaferlerindendir. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde bağımsızlık için omuz omuza veren halk ve askerlerin gösterdiği özverili mücadeleler ve sonrasında kazanılan şanlı zaferimiz ile ilgili yazılan kitapları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı, tarihimiz açısından büyük önem taşıyan eseri “Nutuk”ta, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşunun hikâyesi, Atatürk’ün kendi kaleminden anlatılır. 1919-1927 yılları arasındaki, yakın tarihimizin en sıkıntılı ve buhranlı günlerini içeren 9 yıllık süreci, yaşanan olayları ve çözümlerini anlattığı kitabında Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne de geniş yer ayırır. Bu eser, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini ve zaferini anlamak için en temel kaynaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1920’lerin başından vefatına kadar Atatürk’ün en yakınında bulunan isimlerden olan İstiklâl Madalyası sahibi gazeteci-yazar Falih Rıfkı Atay’ın “Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri”, Atay’ın Kurtuluş Savaşı’yla ilgili anılarından oluşur. Atay, kitapta aktardıklarını günü gününe aldığı notlara, daha sonra anımsadığı hatıralarını ekleyerek yazmış. Atay, bu belgesel-anı kitabında Atatürk ile tanık oldukları olayları, Kurtuluş Mücadelesi’ni ve bu süreçte tanıdıkları kişileri; güzel ve akıcı bir Türkçe ile kaleme almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1887 doğumlu asker ve yazar Hüseyin Rahmi Apak, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve savaş sonrasında önemli görevlerde bulunmuş, askerî kariyerinin yanı sıra yazarlık da yapmıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, özellikle Batı Cephesi’nde önemli görevler üstlenen Apak, “İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu” adlı kitabında, Garp Cephesi’nin kuruluşu ve bu cephede yaşananları ayrıntılı bir şekilde kaleme alır. Cephede yaşadıklarını, gözlemlerini, askerî harekâtları ve stratejik kararları detaylı bir şekilde anlattığı kitabı, Kurtuluş Savaşı’nın birincil kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve dönemin askerî tarihine ışık tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Halide Edip Adıvar’ın yazdığı “Türk’ün Ateşle İmtihanı”, yazarın ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun 1918-1923 yıllarına kadar olan dönemini anlatır. Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanılan olayları ve gözlemlerini etkileyici bir anlatımla aktaran Adıvar, yakın tarihimize ışık tuttuğu kitabında kadınların Kurtuluş Savaşı’ndaki rolüne ve katkılarına da değinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”, İlhan Selçuk tarafından kaleme alınmış, Çanakkale, Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda görev almış olan bir yüzbaşının anılarını anlatır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü durdurmak isteyen askerlerin fedakârlıklarla dolu mücadelesini destansı bir şekilde betimler. Selahattin Yurtoğlu, İlhan Selçuk’un yakın arkadaşı olan Cengiz Yurtoğlu’nun babasıdır ve kitapta yer alan anıların kaynağı da Cengiz Yurtoğlu’nun bizzat kendisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk tarihçi ve yazar Cezmi Yurtsever, “Çanakkale’yi Hatırlamak” kitabını, 2011 yılında Türk Tarih Kurumu Arşivi’nin sararmış albümleri içinden çıkan binlerce fotoğraf arasında, 13 yaşındaki bir gencin Çanakkale Cephesi’ne gönüllü asker olarak gittiğini görmesi üzerine yazar. Yurtsever, bir milletin yüzyıllar süren düşman saldırıları karşısında var olma mücadelesini, ödenen büyük bedelleri, vatan topraklarında yaşanan hikâyeleri, “o” fotoğraf üzerinden anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İzmirli yazar ve şair Habib Bektaş, eserlerinde genellikle tarihsel olaylara, toplumsal konulara ve insan ilişkilerine odaklanır. Karanlığın aydınlığa, esaretin kurtuluşa dönüşümünü anlattığı “Zafere Yürüyüş: 30 Ağustos” kitabında Bektaş, ülkeyi işgal etmiş düşmana karşı savaşan yorgun, yoksul bir halkın yazdığı bu büyük destanı hikâyeleştirmiştir.