Yazar: admin

  • UZUN YAŞAM SÜRELERİYLE ÜNLÜ BLUE ZONES

    Ünlü yazar, kâşif ve Emmy ödüllü belgeselci Dan Buettner, 2005’te yayımlanan “Uzun Yaşamanın Sırrı” adlı makalesinde ilk kez “Blue Zones” yani “Mavi Bölgeler” terimini kullanır. Bu terim, uzun yaşayan ve ilerleyen yaşlarına rağmen hayata aktif olarak katılmaya devam eden insanların sayısının çok olduğu bölgeler anlamını taşır. Buettner’ın çalışmasında belirttiği beş “Mavi Bölge” ile ilgili detaylar yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalya’da Sardinya’nın dağlık yaylalarında bulunan Ogliastra, ilk keşfedilen Mavi Bölge’dir. Bölgede yaşayan yerel halk çoğunlukla tarım ve çobanlıkla geçimini sağlamaktadır. Yüz yaş ve üzeri olan bireyler oldukça fazladır. Bu bölgede yaşayanların sosyo-kültürel ve beslenme alışkanlıkları ruh ve fiziksel sağlıklarını olumlu etkilemektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir Ege adası olan İkaria, dünyadaki en düşük demans oranının görüldüğü bölgedir. Aynı zamanda erken-orta yaşta ölüm oranları da oldukça düşüktür. İkaria’da 90 yaş üstü yaşayanların oranı tüm Avrupa’dan daha yüksektir. Ayrıca bölge halkının %72’si orta ve yüksek seviye fiziksel aktivitelerde bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gelişmiş bir ekonomiye sahip olmasa da Kosta Rika’da beklenen yaşam süresi Amerika Kıtası’ndaki Kanada’dan sonra en yüksek değere sahip ülkedir. Ülkenin Nicoya Yarımadası’nda yaşayan erkeklerde şeker, kalp ve damar hastalık riskinin önemli ölçüde daha düşük olduğu saptanırken; her iki cinsiyet için ise kolesterol, vücut kitle indeksi ve kan basıncı düşük seviyelerdedir. Bölge halkının öğünleri yüksek lif içeren gıdalardan oluşur. İşlenmiş veya rafine gıdalar oldukça az tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    ABD Kaliforniya’ya bağlı olan Loma Linda’da yaşayanlar inançları gereği vejetaryen beslendikleri, çok nadir kırmızı et yedikleri ve sağlığa zararlı ürünler tüketmedikleri bilinmektedir. Sağlıklı bir mental yaşlanma için gerekli olan sosyal bağların ön plana çıktığı Loma Linda’da uzun yaşayan bireylerin inandıkları dini topluluklarla sıkı bağlar kurduğu gözlemlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın en sıcak bölgelerinden biri olan Okinawa’da da insanların yaşam süresi oldukça yüksektir. Okinawalıların günlük hayatlarında düşük glisemik indeksli karbonhidratları tercih etmeleri kalp hastalığı ve kanser riskini azaltır. Sıkça tükettikleri soya ve mor tatlı patates ise flavonoidler açısından çok zengindir. Çoğu flavonoid insan bedeninde antioksidan işlevi görmektedir. Okinawalılar öğünlerinde Konfüçyüs felsefesindeki “Hara Hachi Bu” sözüne uyarak %80 doygunluğa ulaşınca yemek yemeyi bırakır.

  • MODERN MİMARİSİYLE ŞAKİRİN CAMİİ

    İstanbul dünyanın parmakla gösterdiği birbirinden görkemli camileriyle ünlü… Sıra dışı mimarisiyle öne çıkan kimi camileri de var ki ibadethane olarak hizmet vermesinin dışında yerli-yabancı turistlerin de ilgi odağı olmuş durumda. Onlardan biri modern mimarisiyle ilgi gören Şakirin Camii…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç dekorasyonundaki kadın eli” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Üsküdar ilçesinde Karacaahmet Mezarlığı girişinde yer almaktadır. 7 Mayıs 2009 gününde hizmete açılan Şakirin Camii’nin proje tasarımı Hüsrev Tayla’ya, iç dekorasyonu ise Zeynep Fadıllıoğlu’na aittir. Bu haliyle Şakirin Camii, iç dekorasyonu bir kadın mimar tarafından tasarlanan ilk cami olma özelliğini taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”500 kişilik bir kapasiteye sahip” title_font_size=”13″]

    Şakirin adı, Arapça “müteşekkir” anlamına gelmektedir. Üç tarafı camla çevrili olan caminin toplam inşaat alanı 10.000 metrekare olup 3.000 metrekare zemine kuruludur. 500 kişilik kapasiteye sahip olan bu dini yapının her birisi 35 metre yüksekliğinde iki minaresi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı ve çağdaş sanat izleri” title_font_size=”13″]

    Tek kubbeli olarak tasarlanan Şakirin Camii’nin iç süslemelerinde Selçuklu ve Osmanlı motifleri kullanılmış, yapının taşları ise Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilmiştir. En modern tasarıma sahip camilerden biri olarak tanımlanan eser, Osmanlı kültüründen çağdaş sanatlara uzanan büyük bir zenginlikle yapılandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avlusunda müze barındıran cami” title_font_size=”13″]

    Semiha Şakir Vakfı aracılığı ile 2005-2009 yıllarında inşa edilen Şakirin Camii’nin avlusunda Türk İslam eserlerinin, İznik çinilerinin sergilendiği küçük bir müze yer almaktadır. Yine iç avluda bulunan havuzun tasarımcısı ise Londra’nın meşhur su heykeltıraşı William Pye’dir.

  • SONBAHARIN EN LEZZETLİ BALIKLARI VE TARİFLERİ

    Eylül ayıyla birlikte balık sezonu açılıyor. Denizlerin suyu soğudukça balıklar enerji depolamak için daha fazla yağ biriktiriyor; bu da lezzetlerini artırıyor. Palamut, levrek, barbun, hamsi gibi pek çok balığın bol olduğu bu aylarda, mevsim balıklarının besin değeri de yükseliyor. Yazımızda, sonbahar mevsiminde pişirebileceğiniz balıkları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Levrek Fileto Izgara ” title_font_size=”13″]

    Ekim ayının iri ve besleyici balıklarından biri olan levrek, nasıl pişirilirse pişirilsin oldukça lezzetli olacaktır. Yaz bitmeden yakılan son mangallarda, levreğin hafif ve beyaz etini dışı çıtır, içini ise yumuşak ve sulu kalacak şekilde pişirebilirsiniz. Mangaldaki kömürün kattığı hafif tütsülenmiş aroma, lezzetini daha da artırır. Levreği zeytinyağı, limon, sarımsak ve taze otlarla önceden marine etmek hem lezzetini derinleştirir hem de pişirme sırasında kurumasını önler. Ayrıca balığın yapışmaması için ızgarayı iyice yağlamak önemlidir. Mangalda lezzetli bir levrek için ihtiyacınız olan malzemeler:

    • 2 adet levrek (temizlenmiş ve fileto doğranmış)
    • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 2 diş sarımsak (ezilmiş)
    • 1 limon (su ve kabuğu rendelenmiş)
    • Tuz ve karabiber (isteğe bağlı)
    • Taze otlar (maydanoz, kekik veya dereotu)

    Bir kâsede zeytinyağını, ezilmiş sarımsağı, limon suyu ve limon kabuğu rendesini karıştırın. Tuz ve karabiber ekleyin. Levrek filetolarını bu sosun içine ekleyin ve 2 saat buzdolabında dinlendirin. Marine edilmiş levrekleri ızgaraya yerleştirin ve her iki tarafı da altın rengi olana kadar, yaklaşık 4-5 dakika pişirin. Yanına fırınlanmış patates gibi garnitürler ve bol yeşillikli bir salata çok yakışacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barbun Tava” title_font_size=”13″]

    Ekim ve kasım aylarının küçük ama lezzetli balıklarından barbun, Akdeniz ve Karadeniz gibi sıcak ve ılıman sularda yaşar. Lezzeti ve yumuşak etiyle ünlü olan barbun, kendine has tadı nedeniyle genellikle sade yöntemlerle, tavada veya ızgarada pişirilir. Mısır unu ile pişirilen barbunun dışı çıtır çıtır olurken, içi yumuşak ve sulu kalır. Akdeniz mutfağında sıkça tercih edilen mısır unlu barbun tava için gerekli malzemeler:

    • 1 kg barbun balığı
    • 200 g un (mısır unu tercih edilebilir)
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • Yarım çay kaşığı karabiber
    • Kızartma için 200 ml zeytinyağı
    • Limon dilimleri (servis için)

    Temizlenmiş barbunların içini ve dışını tuz ve karabiberle iyice ovun. Mısır ununu geniş bir tabağa alın ve balıkların her tarafını unla kaplayın. Tavada zeytinyağını ısıtın, yağ iyice ısındığında balıkları tavaya yerleştirin. Her iki tarafını da altın sarısı olana kadar kızartın. Kızarmış balıkları kâğıt havlu serili bir tabağa alarak fazla yağını süzdürün. Limon dilimleri ve mevsim yeşillikleri ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Palamut Fırın” title_font_size=”13″]

    Karadeniz, Marmara ve Akdeniz gibi denizlerde yaşayan palamut, sonbahar aylarında yağ oranı arttığı için daha da lezzetli hale gelir. Eti dağılmadığından, farklı pişirme yöntemlerine uygun bir balıktır; fırında, ızgarada, tavada veya buğulama olarak pişirilebilir. Palamudun yağlı ve güçlü tadı, limon ve çeşitli baharatlarla birleştiğinde lezzeti iyice artar. Ayrıca, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olduğu için sağlık açısından da son derece faydalıdır. Sebzelerle zenginleştirilmiş fırın palamut için gerekli malzemeler:

    • 2 adet palamut (takoz dilimlenmiş)
    • 2 adet soğan (halka şeklinde doğranmış)
    • 2 adet patates (ince dilimlenmiş)
    • 2 adet domates (dilimlenmiş)
    • 2 adet yeşil biber (doğranmış)
    • 4 diş sarımsak (ezilmiş)
    • 1 çay bardağı zeytinyağı
    • Yarım çay bardağı limon suyu
    • Tuz, karabiber, kekik

    Fırını 180 dereceye ısıtın. Takoz şeklinde dilimlenmiş palamutları yıkayıp fazla suyunu süzün. Üzerine tuz ve karabiber serpin. Fırın tepsisine önce soğan, patates, domates ve biberleri yerleştirin, ardından palamut dilimlerini sebzelerin üzerine dizin. Zeytinyağı, limon suyu, ezilmiş sarımsak, tuz ve kekik karışımını balık ve sebzelerin üzerine gezdirin. Fırında yaklaşık 30-40 dakika, balıklar ve sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Servis ederken, tepsideki tüm malzemelerin lezzetinin birleştiği suyunu eklemeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Asma Yaprağında Sardalya” title_font_size=”13″]

    Akdeniz, Ege, Karadeniz ve Atlantik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde yaşayan küçük ve yağlı bir deniz balığı olan sardalyayı, ekşi tatları sevenler asma yaprakları ile deneyebilir. Asma yaprakları, sardalyanın dışının çıtır olmasını sağlarken içinin yumuşacık kalmasına yardımcı olacaktır.

    • 500 g sardalya balığı (temizlenmiş)
    • 20-25 adet taze veya salamura asma yaprağı
    • 1 çay bardağı zeytinyağı
    • 2 yemek kaşığı limon suyu
    • 2 diş sarımsak (ezilmiş)
    • Tuz
    • Karabiber

    Eğer salamura asma yaprağı kullanıyorsanız, fazla tuzunu almak için yaprakları sıcak suda 10-15 dakika bekletin ve iyice süzün. Sardalyaları temizleyip yıkayın ve gerekirse peçete ile kurulayın. Zeytinyağı, limon suyu, ezilmiş sarımsak, tuz ve karabiberi bir kâsede karıştırarak marinasyon için sos hazırlayın. Sardalyaları bu sosta en az 15-20 dakika bekletin. Her bir sardalyayı, asma yapraklarının damarlı kısmı üste gelecek şekilde yerleştirin. Saplarını koparın ve sardalyaları yapraklara sarın. Izgara tavayı orta ateşte zeytinyağı ile ısıtın. Asma yaprağına sarılmış sardalyaları her iki tarafı da kızarana kadar, yaklaşık 3-4 dakika pişirin. Aynı tarifi 180 derece fırında 20-25 dakika pişirerek de yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uskumru Tava Izgara ” title_font_size=”13″]

    Ekmek arası balığın vazgeçilmezi olan uskumru, kasım ayında lezzetinin doruğuna ulaşır. Besleyici bu balık, zengin aroması ve yoğun tadıyla öne çıkar. Yüksek yağ oranı sayesinde pişirildiğinde hem sulu kalır hem de nefis bir tat sunar, bu da onu ızgara ya da fırın gibi pişirme yöntemleri için mükemmel bir seçim haline getirir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında avlanan uskumru, bu dönemde daha yağlı olur ve damaklarda unutulmaz bir tat bırakır. Lezzetli bir ızgara uskumru hazırlamak için gereken malzemeler ise şöyledir:

    • 2 adet uskumru (temizlenmiş ve fileto şeklinde)
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı limon suyu
    • 3 diş sarımsak (ezilmiş)
    • Tuz, karabiber, kekik

    Uskumruları temizleyip yıkayın, ardından fazla suyunu bir peçete yardımıyla alın. Zeytinyağı, ezilmiş sarımsak, limon suyu, tuz, karabiber ve kekikten oluşan bir marine sosu hazırlayın. Fileto şeklinde kestiğiniz uskumruları bu sosun içine yerleştirip her tarafını iyice kaplayın. Yaklaşık 15-20 dakika marine olması için bekletin. Tavaya zeytinyağı ekleyip iyice ısıtın. Tava iyice ısındığında, balıkları derili tarafı alta gelecek şekilde yerleştirin. Her iki tarafını da yaklaşık 3-4 dakika, balıklar altın rengi olana kadar pişirin. Zengin ve yağlı lezzeti tamamlamak için uskumruları roka-domates salatası, çoban salatası ya da mevsim yeşillikleri ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamsili Pilav ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz mutfağının simge yemeklerinden hamsili pilavı pişirmek için en uygun zaman sonbahar ve kış aylarıdır. Bu özel tarifin en dikkat çekici yanı, hamsinin kuş üzümü ve dolmalık fıstık gibi malzemelerle birleşerek ortaya çıkardığı tatlı-tuzlu lezzet uyumudur. Osmanlı döneminden günümüze uzanan bu geleneksel yemeği hazırlamak için gerekli malzemeler:

    • 1 kg hamsi (temizlenmiş ve kılçıkları çıkarılmış)
    • 2 su bardağı pirinç
    • 2 yemek kaşığı tereyağı
    • 1 çay bardağı zeytinyağı
    • 2 adet kuru soğan (doğranmış)
    • 3 yemek kaşığı dolmalık fıstık
    • 3 yemek kaşığı kuş üzümü
    • 1 tatlı kaşığı toz şeker
    • 1 çay kaşığı karabiber
    • 1 çay kaşığı yenibahar
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1 tatlı kaşığı kuru nane
    • 2,5 su bardağı sıcak su
    • 1 adet limonun rendelenmiş kabuğu

    Pirinci tuzlu suda yaklaşık 30 dakika bekletin, ardından iyice yıkayıp süzün. Geniş bir tavada tereyağı ve zeytinyağını eritin. Doğranmış soğanları ekleyip pembeleşene kadar kavurun. Ardından dolmalık fıstıkları ekleyin ve fıstıklar altın rengini alana dek kavurmaya devam edin. Pirinci ilave edip 3-4 dakika daha kavurun. Daha sonra kuş üzümü, toz şeker, karabiber, yenibahar, tuz, kuru nane ve limon kabuğunu ekleyin. Sıcak suyu da ekledikten sonra, pilavı kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin. Ocaktan aldıktan sonra pilavı demlenmeye bırakın.

     

    Bu sırada hamsileri temizleyip yıkayın ve iyice süzün. Dilerseniz kılçıklarını çıkarabilirsiniz. Fırın kabının tabanına ve kenarlarına, hamsilerin derili kısımları alta gelecek şekilde dizin. Hazırladığınız pilavı hamsilerin üzerine dökün ve yüzeyini düzeltin. Üst kısmı da tamamen hamsilerle kaplayın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında, üzeri kızarana kadar yaklaşık 25-30 dakika pişirin. Hamsili pilavı, asidik tadıyla yemeği dengeleyen karışık turşu ve mısır ekmeği eşliğinde servis edebilirsiniz.

  • Radyonun Nostalji Yüklü Kısa Tarihi

    Radyonun Nostalji Yüklü Kısa Tarihi

    Radyonun geliştiricilerinden Amerikalı mucit Lee DeForest’ın şu sözü radyo hakkındaki en iyi ifadelerden biri olsa gerek: “Bir görünmez gök imparatorluğu keşfettim. Soyut, ancak granit kadar sağlam.” Elektromanyetik radyo dalgalarını sese çeviren bu aletin 20. yüzyıl başlarında bir mucide düşündürdüğü şey işte buydu: Görünmez gök imparatorluğu! Günümüzde ise avucumuzun içindeki bir eğlence aracına dönüşen radyonun tarihini sizin için özetledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Radyonun mucidi olarak tarihte yerini alan kişi Guglielmo Marconi olsa da öncesinde İngiliz bilim adamı James Maxwell’in, Alman fizikçi Heinrich Hertz’in, ünlü mucit Nikola Tesla’nın ayrı ayrı yaptığı çalışmalarla bu icadın temelini attıkları bilinmekte. Yine de 1901 yılında Marconi’nin üç adet S harfini kablosuz telgraf aracılığıyla bir gemiden kıyıda bekleyen yardımcısına yollaması radyonun ilk keşif hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mors alfabesiyle gerçekleşen bu deneyimin ardından çalışmanın üstüne eklenen teknolojik gelişmeler, 1910’da Amerika’da ilk müzikli yayını, 1915’te okyanus ötesiyle konuşma içeren ilk iletişimi mümkün kıldı. Birinci Dünya Savaşı’na denk gelen yıllar ise bu gelişmelerin önemini iyice artırdı, çünkü cihaz denizdeki gemilere ulaşmak gibi önemli güvenlik meselelerinde ordu için hayati bir hal almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında yaygınlaşması için savaşın geride kalması, ABD ve Avrupa’da çeşitli radyo istasyonlarının lisans alarak yayına geçmesi gerekecekti. İngiltere’de 1922’de BBC ile başlayan radyo yayınları ise radyoyu insanların gazete gibi bilgi alabileceği bir kaynak haline getirdi. Ve nihayet radyo başına toplanan aile fotoğraflarının zamanı da gelmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Birinci Dünya Savaşı sırasında güvenlik amacıyla kullanılan radyolardan İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha fazla müzik sesleri yükselmeye başladı. Hatta günümüzde de sıkça duyduğumuz “en iyi”ler başlığı ilk kez o günlerde kullanıldı ve “Top-40” listeleri yayınlanmaya başlandı. 1948’de transistörün bulunuşu, 1960’larda tümleşik devrelerin geliştirilmesi gibi teknik buluşlar radyoyu çok amaçlı önemli bir iletişim aygıtına dönüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yukarıda okuduğunuz anons 6 Mayıs 1927 tarihinde ülkemizde yapılan ilk radyo yayınının anonsu. Bu anons zamanla ülkemizde de gelişecek ve 60’lardan itibaren büyük bir dinleyici kitlesine kavuşacak radyoculuğun da startı gibi. “Aloo aloo, muhterem sâmiîn” yani “muhterem dinleyiciler” diyerek Sirkeci’deki Büyük Postane binasının bodrum katından, postane kapısının üstüne yerleştirilmiş bir hoparlör aracılığıyla sokaktaki vatandaşa seslenen kişi ise ilk radyoculardan Eşref Şefik. Halka bu şekilde seslenmesinin nedeni ise o tarihlerde henüz hiç kimsenin evinde radyo alıcısının olmaması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Radyo alıcısı nedir bilinmeyen günlerden yavaş yavaş halkın gündemine girmeye başladığı günlere, oradan da evin bir köşesine en değerli konukmuşçasına yerleştirildiği dönemlere radyonun biçimi şimdikilerden oldukça farklıydı. Metal, plastik ama özellikle de meşe kaplı boy boy radyolar, başına toplanan ev ahalisi için dışarıya açılan ve çok önemli bilgiler almasını sağlayan devasa bir pencere, çocuklar için sesi duyulan insanların içinde yaşadığı sihirli bir dünya gibiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    O günlerden bugüne çok şey değişti. Teknoloji aldı başını gitti, internet hayatımıza girdi, radyo programcılığı birkaç kere çıta atladı. Şimdi dünyada dijital radyo çağı, yani parazit veya olumsuz sinyale izin vermeyen, dinlediğiniz kanalın, programın, şarkının, sanatçının adını gösteren, ileri alıp geri sarabileceğiniz bir sisteme uyumlu yepyeni radyo modelleri var artık. Geriye dönüp de yapılan o ilk anonslara ve radyo modellerine bakınca insan “nerden nereye” demekten kendini alamıyor.

  • EDEBİYAT DÜNYASININ TÜYLÜ VE PATİLİ KAHRAMANLARI

    Patili dostlarımıza duyduğumuz sevgiyi göstermek; evlerimizi, sokaklarımızı ve mahallemizi paylaştığımız kedi dostlarımızın güvenliğini ve refahını sağlamak için yılın her 17 Şubat’ı, Avrupa’da ve ülkemizde “Dünya Kedi Günü” olarak kutlanıyor. Kendilerinden öğrenecek çok şeyimiz olduğu kaçınılmaz bir gerçek… Huzuru, özgürlüğü, şefkati,karşılıksız sevgiyi paylaştığımız ve binlerce yıldır beraber yaşadığımız kedi dostlarımız, edebiyat dünyasında da sıkça karşımıza çıkıyor. İşte kalemini kediler için kullanan yazarlar ve eserleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilim kurgu ve fantastik edebiyatın usta kalemi Ursula K. Le Guin’e ait “Kanatlı Kediler Masalı” serisi, çocuklar için yazılmış olsa da kedi sevgisi duyan herkesin keyifle okuyacağı kitap serisinden oluşuyor. Serinin ilk kitabı “Dört Yavru” olurken, bu kitapta anne kedi Bayan Emma Tekir’in yavrularını güvenli bir şekilde büyütmek için verdiği mücadele ve kanatlı doğan dört yavru kedinin maceraları anlatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Britanyalı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Rudyard Kipling’in yazdığı öykü derlemesi “İşte Öyle Hikâyeler” kitabında “Kendi Başına Dolaşan Kedi” hikâyesi, kedilerin nasıl evcilleştiğini sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Yazarın sınırsız hayal gücünün keyifli bir okumaya dönüştüğü bu kitapta, 12 farklı hikâyeyi kendi çizimleriyle renklendiren Kipling, hem çocukların hem yetişkinlerin bir solukta okuyacağı kitabı 1902’de yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Öykü, roman ve deneme yazarı Bilge Karasu’nun “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” eseri sekiz farklı hikâyeden oluşuyor. Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü alan bu kitapta, “Bir Hayvanla Yaşamak” bölümünde çocuklara ilk öğretilecek şeyin hayvanların sorumluluğunu taşımak olduğu anlatılıyor. Sevgiyi, sabretmeyi ve güveni; yuvamızı ve dünyamızı paylaştığımız patili dostlarımızla öğrenebileceğimizin altını çizen yazarın metinlerinde kediler, köpekler, kaplumbağalar, kertenkeleler, sakangurlar, keçiler, yengeçler bizlere çok şey öğreten canlılar olarak karşımıza çıkıyor. Karasu, metinlerinde insanla hayvan arasındaki dostluklar arasında gezinirken, bir yandan da hayvan-oluş ve insan-oluş hallerine vurgu yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa bir öykü olan Kara Kedi, ilk kez 1843’te bir gazetede yayımlanır. Suç psikolojisi temasının işlendiği kitap, bir anlatıcının ağzından anlatılır ve bu anlatıcının çocukluğundan bu yana pek çok evcil hayvanı olmuştur. Eşiyle birlikte Pluto adındaki bir kedi de dahil olmak üzere pek çok ev hayvanına sahip olan anlatıcı, kedisine karşı duyduğu sevgi ve şefkate sıkça değinirken, daha sonra başlarına gelen trajik olaylar kitabın konusunu farklı bir noktaya taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat dünyasının çılgın kalemi Beat Kuşağı’nın öncü ismi William S. Burroughs, deneme kitabı olan “İçerdeki Kedi”de; Ruski, Smokey, Fletch, Calico Jane isimli kedileri ile yaşadığı ruhani dostluğu ve bağı anlatıyor. “Kedilerimle aramdaki ilişki beni ölümcül ve her şeye nüfuz eden bir cehaletten kurtardı.” diyebilecek kadar cesur bir yazar olan Burroughs’un kitabında yazar; kendi hayatını kedilerin oynadığı sessiz sinema olarak sunulan bir alegori ile anlatıyor. Hayatının son on altı yılını kedileriyle Kansas’ta geçiren Burroughs, bu dönemde kedilerini birer dost olarak görmeye başlamış ve kendisi üzerindeki etkilerini bu kitapta anlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon yazar Cuniçiro Tanizaki tarafından kaleme alınan “Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın” kitabı, boşanan bir çiftin çok sevdikleri kedileri Lili’yi almak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Yuvası dağıldıktan sonra “kırık bir çanak” bile almayan kadın, duygu yüklü mektubunda tek bir şey istemektedir; eski kocası Şozo’nun deliler gibi sevdiği kedisi Lili’yi. Tanizaki, zarif ve yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin karmaşık yapısını, küçücük ayrıntıların insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini Lili’ye duyulan sevgi bağı ile okuyucuya aktarıyor.

  • UZAYLA GEÇMİŞİMİZDEN TATLI VE ACI HATIRALAR

    UZAYLA GEÇMİŞİMİZDEN TATLI VE ACI HATIRALAR

    Uzayla yaşadığımız ilk maceraların üzerinden henüz yüzyıl bile geçmedi, yani aslında ortak geçmişimiz oldukça yakın bir tarihe dayanıyor. Yine de ilk temastan günümüze büyük yollar kat edildi ve insanlık, içinde yaşadığı boşluk hakkında birçok veri elde etti, etmeye de devam ediyor. Bu liste ise kırılma noktaları diyebileceğimiz ilk adımlardan oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bugünkü Rusya 4 Ekim 1957 tarihinde, yani adı henüz Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği iken Sputnik 1 isimli yapay uyduyu uzaya göndererek dünyanın yörüngesine oturttu ve Rusça’da “uydu” anlamına gelen Sputnik, Dünya’mızın ilk yapay uydusu olarak tarihteki yerini aldı. Maketleri hala Rusya’daki farklı müzelerde sergilenmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rusya’nın Sputnik 1 hamlesi soğuk savaş dönemine denk gelmiş ve dönemin süper güçleri arasında uzay yarışlarının başlamasına neden olmuştu. ABD, uzaya uydu gönderme konusunda yaptığı ilk denemeleri başarısız olunca araştırma konusuna ağırlık verdi ve 29 Temmuz 1958 tarihinde çalışmaları günümüze kadar uzanacak kurum NASA’yı kurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    12 Nisan 1961 tarihinde Vostok’a binerek uzaya çıkan ve Dünya’nın yörüngesinde turlayan ilk insan Sovyet pilot Yuri Gagarin oldu. 327 kilometre yüksekte sadece 108 dakika süren bu yolculuk şüphesiz ki dünyanın en özel yolculuğuydu. Ardından ABD, önce maymunları sonra astronot John Glenn’i uzaya göndererek uzay trafiğini artırmaya başladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım” sözünü ortaya çıkaran uzay yolculuğu ise Ay’a yapılmıştı. Sözün sahibi 1969 yılında Ay’a ayak basan ilk insan unvanını alan Neil Armstrong’du. Kendisinden 20 dakika sonra Ay’a ayak basan ikinci kişi ise Edwin Aldrin oldu. Michael Collins’in de dahil olduğu o üç kişilik ekip Apollo 11 aracıyla Ay’a iniş yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizin uydusu Ay ile kurduğumuz fiziksel temaslar çok uzun sürmedi. İlk temasın gerçekleştiği 1969’dan sadece üç yıl sonra bu maceraya günümüzde de sürmekte olan uzun bir ara verildi. NASA tarafından gönderilen Apollo 17 uzay aracına binen astronot Gene Cernan Ay’a ayak basan on ikinci ve son kişi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uzaydaki en yakın dostumuz Ay’a yolcuklar yapılmaktayken diğer gezegenlerle temasa geçmenin de yolları aranıyordu. Bu kez de insansız uzay araçları ile yıldızlar arası yolculuklara başlandı. Hatta Pinoeer 10 isimli uzay sondası, 1973 yılında dış gezegenlerden Jüpiter’in yakınından geçerek gezegen hakkındaki ilk bilgileri insanlıkla buluşturmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinde salınıp durduğumuz devasa boşluğu tanımaya çalışırken ne yazık ki her zaman her şey yolunda ilerlemedi, öyle ki bu uğurda can kayıpları verildi. Kalkışından 73 saniye sonra infilak eden Challenger Uzay Mekiği’nde hayatını kaybeden Amerikalı astronotlar gibi aracın havasının uzaya boşalması nedeniyle Soyuz 11’in içinde oksijensiz kalan Rus astronotlar da insanlığın verdiği kayıplar arasındaydı.

  • Akdeniz’in Maraş Usulü

    Akdeniz’in Maraş Usulü

    Kurtuluş Savaşı’ndaki fedakârlıkları nedeniyle, 5 Nisan 1925 tarihinde Maraş’a “Kahraman” unvanı verildi. O sancılı günlerden, sonraki kuşaklara Kahramanmaraş’ın güzelliklerini yaşamak kaldı. Yeşiliyle, mavisiyle, tarihiyle, mutfağıyla, misafirperver insanlarıyla Kahramanmaraş Kültür ve Yaşam listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kahramanmaraş’ın merkezine gidince şehre kuşbakışı bakan, Geç Hititler dönemine ait Maraş Kalesi’ni görmemeniz mümkün değil, fakat hakkında çok az bilgi bulunan Hurman Kalesi’ni gözden kaçırabilirsiniz… Bu sözümüz gezgin ruhlu insanlar için geçerli değil çünkü onlar şehre gittiğinde Afşin ilçesindeki görkemli kaleyi illa ki fark ediyor ve tamamını keşfetmeden dönmüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1989 yılında hizmete açılan ve Ceyhan Nehri üzerinde bulunan Menzelet Barajı, 130.000 metrekarelik mesire alanıyla Kahramanmaraş ve çevre illerden gelen insanların huzur bulduğu, maviyle buluştuğu bir yer. Baraj gölünde dönem dönem tekne turlarının düzenlendiğini de belirtelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bağlarbaşı ve Dulkadiroğlu mahalleleri bir zamanlar kendi halinde yerleşim yerleri iken bir anda tarihin en önemli taşıyıcılarından oldular. Bu bölgede bulunan ve MS 3 ile 4’üncü yüzyıllara ait olduğu düşünülen Germenicia Antik Kenti mozaikleri çok eskiden aynı yerlerde Romalı zenginlerin konakladığını ortaya koydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nasıl ki Akdeniz deyince akıllara yeşil ve mavi geliyorsa Kahramanmaraş deyince de yeşil ve mavi gelmeli… Birçok endemik bitki türüne rastlayabileceğiniz Başkonuş Yaylası; muhteşem görüntüsüyle Yeşilgöz Obruğu; Yeşilgöz’den çıkıp kısa bir yol kat ettikten sonra 100 metre aşağıya düşen Döngel Şelaleleri… Hepsi Maraş sınırları içinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sim sırma işlemeciliğinden bakırcılığa, keçecilikten demirciliğe, saraçlıktan semerciliğe, kuyumculuktan köşkerliğe… Şehir merkezinde bulunan Tarihi Maraş Çarşısı içinde envaiçeşit dükkan yerli-yabancı turistleri ağırlamaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizdeki kayak merkezleri içinde önemli bir yer tutan Yedikuyular Kayak Merkezi aynı zamanda şehir merkezine en yakın olanı; çünkü merkeze uzaklığı sadece 15 km. mesafede bulunuyor. 2018 kışında açılan çiçeği burnunda alan ilk andan itibaren yoğun bir ilgiyle karşılaştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kahramanmaraş

    Kahramanmaraş mutfağı söz konusu olduğunda köftenin, tarhananın, çorbanın, pilavın ayrı ayrı Maraş usulü var elbette… Ama biz illa ki Maraş dondurması diyoruz. Dondurma diyoruz ama aslında o keçi sütünden yapılan bir tatlı. Yanlış okumadınız! Sakız gibi uzayan, tadına doyum olmayan ülkemize özgü bu lezzet, aslında Osmanlı döneminde Maraşlı Osman Ağa’nın salep yaparken bulduğu bir çeşit tatlı.

  • Akıl Beden Ve Ruhun Mükemmel Bütünlüğü 8 Madde İle Yoga

    Akıl Beden Ve Ruhun Mükemmel Bütünlüğü 8 Madde İle Yoga

    Her geçen gün adından daha çok söz ettiren yoga, günümüzün en çok tercih edilen sportif aktivitelerinden biri haline geldi. Yoga, iş ve sosyal yaşamın stresiyle baş etmek, daha huzurlu bir ruh haline sahip olmak için başvurabileceğiniz harika bir yol… Dilerseniz yoga stüdyolarında, dilerseniz evinizde ya da yoga kamplarında bu harika aktiviteyi hayatınıza katabilirsiniz. Hem zihnimizi hem de bedenimizi olumlu etkileyen, hayatımızda güzel bir fark yaratan yoganın merak uyandıran yönlerini sizler için 8 maddede sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoga Nedir?” title_font_size=”13″]

    Yoga kelimesi Sanskritçe’den türemiştir. Kelime anlamı birleşme, bir araya gelme olan yoga, yüzyıllardır uygulanan, zihinsel, manevi ve fiziksel yönleri olan bir uygulamadır. Sporu da içinde barındırdığı için bireyin bedenini çalıştırmasını, düzenli bir şekilde uygulandığı takdirde ise bedenin ve zihnin bir uyum içinde işlemesini sağlayan felsefi bir sanattır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoga ve Meditasyon İlişkisi” title_font_size=”13″]

    Meditasyon, konsantrasyon, odaklanma, derin düşünme anlamlarına gelir ve yoga ile iç içe bir yaşam felsefesi olarak tanımlanabilir. Yoga esnasında gerçekleştirilen fiziksel duruşlar ve hareketler zihnimizin ve bedenimizin meditasyon haline geçiş yapmasını sağlar. Meditasyon zihin ile ilgilidir ve yoga hareketleri ancak bu yönü de göz önünde bulundurulduğunda meyvelerini verebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoga Sanıldığından Çok Daha Eskidir” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 5000 yılı aşkın bir tarihi olan yoganın, tam olarak ne zaman uygulanmaya başlandığı halen bilinmemektedir. Araştırmalara göre yoga, Hindistan kökenli olduğu düşünülen, ‘Veda’ ve ‘Upanisad’ metinleri ışığında yazılmıştır. Ardından ‘Mahabarata’ destanı, Patanjali’nin ‘Yoga Sutraları’ ile ‘Hatha Pradipika’ metinleri gelmiştir. Böylece, yoga birbirini izleyen beş dönem altında oluşmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoga Hem Vücuda Hem Zihne Yarar” title_font_size=”13″]

    Genellikle yoganın bedene faydaları üzerinde durulsa da, ruh sağlığı için de birçok faydası bulunmaktadır. Yoga, bizi rutin yaşantımızda karşımıza çıkan olumsuzlukların getirdiği negatif enerjiden kurtarıp, daha mutlu hissetmemizi ve özgüvenimizin artmasını sağlar. Yoga antrenmanları, fiziki açıdan kas gücünü ve esnekliği artırır. Yoga hareketleri, sindirim sisteminden kalp sağlığına, alerji ve enfeksiyonlara, zihin sağlığından omurilik sağlığına kadar uzanan geniş bir yelpazede etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yoga Nasıl Yapılır?” title_font_size=”13″]

    Yogaya yeni başlayanların bir uzmanın rehberliğine başvurması önerilir. Yoganın amacı, bedeni ve ruhu rahatlatmak olduğu için hareketlerin mümkün olduğunca zorlanmadan, yavaş bir şekilde yapılması da önemlidir. Yoganın en pratik yanlarından biri de yoganın temelini oluşturan nefes tekniklerini ve duruşlarını öğrendikten sonra yoga hareketlerini evde çeşitli videolar ya da görseller eşliğinde de uygulayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7’den 70’e Şifa Dağıtan Yoga” title_font_size=”13″]

    Yoganın güzelliklerinden biri ise hayatınızın her yaşında uygulayabileceğiniz bir aktivite olmasıdır. Çocukların, hamilelerin sağlıklı olduğu sürece yaşlıların yoga yapmasında hiçbir sakınca yoktur. Hatta skolyoz gibi fiziksel sorunların giderilmesinde de büyük fayda sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Önce Rahatlık” title_font_size=”13″]

    Duruşlar esnasında, konsantrasyonun dağılmaması için ince, rahat kıyafetler tercih edilmelidir. Yoga yaparken derin gevşeme, nefes ve meditasyon çalışmaları devam ettiği için sonlara doğru vücut ısısında bir düşüş gerçekleşir, bu sebeple yoga antrenmanı tamamlandığında üşüme hissini engellemek adına eşofman üstü gibi bir giyecek giyilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Sıklıkla Yapılmalı?” title_font_size=”13″]

    Yoga, ne kadar sık tekrarlanırsa o kadar fayda sağlar.  Ancak başlangıç evresinde olanların haftanın 2-3 günü yoga yapması yeterli olacaktır. Daha ileri seviyelerde ise her gün yoga yaparak, bedeninizi ve ruhunuzu esnetip rahatlayabilirsiniz.

  • 8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    8 Madde İle Medeniyetin Gelişimini Etkileyen İcatlar

    Bir çivi! Evet, sadece bir çivinin icadı insanlık tarihinin seyrini değiştirmeye yetmiştir. İnsanlığın medeniyet hikâyesi, icatlarıyla adeta taş üstüne taş koyan insanlar tarafından yazılmıştır desek yanılmış olmayız. Bu listemizde, dünya tarihinde büyük yeri olan 8 icatla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çin’de Ts’ai Lun isimli bir saray görevlisi… MS 2. yüzyılda bugünkü kâğıt hamurunu elde etme şekline en yakın buluşu gerçekleştiren kişi olduğu tahmin ediliyor. Hatta saray tarafından ödüllendirilip zengin edildiği de elde edilen bilgiler arasında… Yaklaşık 500 yıl Çin’in kullandığı yöntem Talas Savaşı ile Orta Asya’ya oradan da İran’a geçmiş. İlk kâğıt üretim merkezi Semerkant’ta kurulmuş. Avrupa ise Araplar’ın Endülüs’teki varlıkları sayesinde ancak 12. yüzyılda kâğıtla tanışabilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir kısmımızın adını ilk kez duymuş olabileceği transistör olmasaydı elektronik cihazların birçoğu olmazdı. Elektronik devre elemanlarından olan transistör çok yakın bir tarihte, 1947 yılında bir telefon şirketinin araştırma laboratuvarında üç kişilik bir ekip tarafından icat edildi ve bu buluşları onlara 1956 yılında Nobel Ödülü’nü getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En ilkel haliyle MS 100 yılında Çinliler tarafından icat edilen pusula Avrupa’da 1000’li yıllardan sonra konuşulmaya başlandı. 13. yüzyılda Fransız bilim adamı Pierre de Maricourt ise pusulayı geliştiren kişi oldu. Daha eskiden yön bulma konusunda nadir araçlardan biri olan pusulanın kullanım alanlarına göre çok sayıda çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneş saati sözlükte şöyle ifade ediliyor: “Bir düzlem ortasına dikilmiş bir çubuğun gölgesine bakıp saat başları çizilerek yapılmış aygıt.” Güneşin konumuna göre zamanı ölçen bu alet ilk olarak Mısırlılar tarafından kullanılmış. Tarihi MÖ 1000’lere dayandırılıyor. Daha sonra Eski Yunan’da kullanıldığı bilinmekte. Bugün ülkemizde Topkapı Sarayı, Kandilli Rasathanesi, Ayasofya ve bazı camilerde güneş saati bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Başta görme işlevimiz olmak üzere, hayatımızı kolaylaştıran ve ilerleten buluşlardan biri olan lens, diğer adıyla mercek, Latince’de mercimek anlamına gelen “lentil” kelimesinden geliyor. İnsanlık tarihinde ilk kez Asurluların yaşadığı Nimrud’da mercek buluntusuna rastlanmış. O zamanlar bu lensin büyüteç olarak ya da ateş yakmak amacıyla kullanıldığı düşünülmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlk yazı türünün bile çiviyle yapıldığı düşünülürse bu küçük nesnenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Mezopotamya’da bulunan 5000 yıl öncesine ait bir heykelcikte çiviler olduğu ve bu küçük boğa heykelinde bakır ile ahşabı birleştirmek için çiviler kullanıldığı görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Matematikteki dört temel işlemi yapabilmek için kullanılan abaküs hesap makinaları ve bilgisayarların atası kabul edilir. Çocukluğumuzun ilk eğitim araçlarından olan aletin icadında Mezopotamyalıların ve Çinlilerin öncülük ettiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Toplumlar tarafından farklı türleri geliştirilen takvimin ilki, iki dolunay arasında geçen 29,5 günlük dizgiyi baz alan Babil takvimidir. Bu takvimle birlikte 354 günlük bir döngüyü izleyen Ay yılı ortaya çıkmıştır. Güneş takvimini eski çağlarda Mısırlılar icat etmiş, bugün kullandığımız tarzda modern takvimler ise 8. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başlamıştı.

  • 7 Emojide Günlük Yaşamımız

    7 Emojide Günlük Yaşamımız

    Emojilerin atası olan yüz ifadelerinin 1800’lü yıllarda ortaya çıktığını ve ilk “smiley” yani gülümseyen yüz logosunun bir cep telefonu markası tarafından 1996’da kullanıldığını biliyor muydunuz? Emojiler bugün dünyanın her yerinde kullanılıyor ama hem en çok tercih edilen emojiler hem de ifade ettiği anlamlar kültürden kültüre değişebiliyor. Örneğin araştırmalara göre Türkiye’de en çok “gözünden yaşlar gelircesine gülen” emoji kullanılıyor. Ve biz de günlük yaşamımızda sıklıkla kullandığımız 7 emojiye yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kahve

    Bir Türk için sohbet sanal olur ikramsız olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    –  Nerelerdesin, n’apıyosun?

    –  N’olsun abi, koşturmaca

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Gülmekten öldüm”den  “ahaahahaa”ya geçmiştik, aşırı derecede neşeli halimizin son sürümü bu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sevince öperiz… Görüşünce öperiz, görüşemiyoruz diye öperiz. Kavga edince öperek barışırız. Büyükse elinden, küçük diye gözünden öperiz. Özetle olmazsa olmaz emojimiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Otobüs olur, vapur olur, kaçırdığımız her şey için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırmızı kalbi sevgilisine ayıran politiklerin tercihi. Bu haliyle eş dost herkese kalp gönderilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İltifat anlarında gönülden kopan emojiler…