Yazar: admin

  • Bu Western Filmlerden Hangisi Sizin Favoriniz?

    Bu Western Filmlerden Hangisi Sizin Favoriniz?

    Erkeklerde kovboy şapkalar, çizmeler, tokalı kemerler; kadınlarda tarlatanlı elbiseler… Suçlular, iyi adamlar… Ortalığı kolaçan eden şerif ve tabii ki sahibinin en yakın arkadaşı olmuş uzun yeleli atlar… Hepsi bir western filminde görebileceğimiz detaylar… Bütün bu detaylarla hafızalarda yer etmiş filmleri sizin için listeliyoruz. Seçkimizde sadece westernin çıkış noktası olan ABD yapımları değil, düşük bütçeli İtalyan yapımları yani “spaghetti westernler”, hatta 1960 ve 70’li yıllarda atağa geçmiş “Yeşilçam westernleri” de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: Sergio Leone

    Senaryo: Sergio Leone, Luciano Vincenzoni

    Yapımı: 1966 – İtalya, İspanya, Batı Almanya

    Oyuncular: Clint Eastwood, Lee Van Cleef, Eli Wallach, Aldo Giuffrè

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: John Sturges

    Senaryo: William Roberts

    Yapımı: 1960 – ABD

    Oyuncular: Yul Brynner, Eli Wallach, Steve McQueen, Charles Bronson, Robert Vaughn

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: Çetin İnanç

    Senaryo: Burhan Bolan, Çetin İnanç, Ertem Eğilmez

    Yapım: 1970 – Türkiye

    Oyuncular: Yılmaz Köksal, Ahmet Mekin, Hayal Sirer, Semra Yıldız, Danyal Topatan

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: Clint Eastwood

    Senaryo: David Webb Peoples

    Yapımı: 1992 – ABD

    Oyuncular: Clint Eastwood, Gene Hackman, Morgan Freeman

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: Sergio Leone

    Senaryo: Bernardo Bertolucci, Dario Argento, Sergio Leone, Sergio Donati, Mickey Knox

    Yapımı: 1968 – ABD, İtalya

    Oyuncular: Charles Bronson, Claudia Cardinale, Jason Robards, Henry Fonda

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: John Ford

    Senaryo: Samuel G. Engel, Winston Miller

    Yapımı: 1946 – ABD

    Oyuncular: Henry Fonda, Linda Darnell, Cathy Downs

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sinema, western

    Yönetmen: John Ford

    Senarist: Frank S. Nugent

    Yapımı: 1956 – ABD

    Oyuncular: John Wayne, Jeffrey Hunter

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ret kit daltonlara karşı, sinema, western

    Yönetmen: Aram Gülyüz

    Senaryo: Özdemir Birsel (Hikâye: Belçikalı çizer Morris’in Red Kit çizgi romanı)

    Yapım: 1974 – Türkiye

    Oyuncular: Sadri Alışık, Figen Han, Aydın Babaoğlu, Sami Hazinses, Ali Şen

  • En Sevilen Atıştırmalığımız Simit İçin 8 Madde

    En Sevilen Atıştırmalığımız Simit İçin 8 Madde

    Osmanlı’da “simid-i halka” denilen, yüz yıllar boyunca bırakın değerini kaybetmeyi içinde yaşadığımız modern zamanların en hakiki atıştırmalığına dönüşen simit için bir liste yapmasaydık olmazdı. Damak kültürümüzün ayrılmaz parçalarından olan yiyecek sizin için de vazgeçilmezler arasındaysa lütfen listemize buyurun…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Damağımıza ve ruhumuza hitap eder.” title_font_size=”13″]

    Simit, 7’den 70’e yoksuldan zengine tercih edilen milli atıştırmalığımızdır. Kıvamı, kokusu, tadı ile sadece damağımızda hoş bir lezzet değil, ruhumuzda sevecen, nostaljik duygular uyandırandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çay molalarının en itibarlı konuğudur.” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin her köşesinde simidin en halis eşlikçisi çaydır. Bir çay molasının simit eşliğinde geçmesi o günün hanesine mutlaka keyifli dakikalar olarak yazılacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Simit, Boğaz ve martılar…” title_font_size=”13″]
    çay

    İstanbul’da yaşayanlara elinde bitmek üzere olan bir simidi canıgönülden kiminle paylaşırsın diye sorsak düşünmeden martılar derler… Bir vapur yolculuğunun olmazsa olmazıdır, takip eden martıları simitle uğurlamak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En lezzetli simit sokak tezgâhındadır.” title_font_size=”13″]

    Pastane vitrinlerindeki simitler de cezbeder insanı ama hiçbiri bir sokak satıcısının mütevazı arabasındaki simitler kadar davetkâr değildir. Onun kendine has kıvamı sadece tecrübeyle ayırt edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Simit mi gevrek mi?” title_font_size=”13″]

    Simit, ülkemizin farklı şehirlerinde farklı nitelikler gösterir. Hatta bazı yerlerde, örneğin İzmir’de simit de değil gevrek deriz. Kimilerine göre ise simit ve gevrek farklı lezzetlerdir. Aradaki fark ise şudur: Mayalı hamurun pekmez içinde pişirilmesi, sonra susama bulanıp tekrar pişirilmesi ile gevrek; süt, şeker, tuz ve yağdan oluşan mayalı hamurun susama bulanıp bir kere pişirilmesiyle simit elde edilir. En mühim ortak noktaları ise yerken hissedilen afiyettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Susamsız simit!” title_font_size=”13″]

    Kastamonu ve civar illerde de simit fırına susam ilave edilmeden sürülür; enteresan biçimde susamsız da olsa tadı damaklara işler. Bilmelisiniz ki Kastamonulular, “kel simit” diyen insanlara sitem eder ve adını “susamsız simit” diye düzeltmekte gecikmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atıştırmalıktan da öte…” title_font_size=”13″]

    Sadece atıştırmalık demek de hakkını vermemektir aslında… Özellikle yaz günlerinde karpuz ve peynirle birlikte ana öğünleri oluşturur, bütçenizi zorlamadan sizi muazzam bir sofrayla buluşturur. Kış aylarında da öncesinde bir kâse sıcak çorba içmek kaydıyla tulum peyniri, zeytin ezmesi gibi kahvaltılık ürünlerle akşam sofralarınızı bile renklendirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çeşit çeşit sandviçe dönüşebilir.” title_font_size=”13″]

    İster simitleri ortasından yarıp içine peynir doldurun, isterseniz haşlanıp soslanmış tavuk, isterseniz yumurta ya da pastırma koyun. Sonra isterseniz fırına sürün, isterseniz tost makinasında bastırın, isterseniz de tavada hafifçe ısıtın ve böylece simitleri her öğün yiyebileceğiniz çeşit çeşit sandviçlere dönüştürün.

  • ANTİK DÜNYANIN KAYIP ESERLERİ

    Antik dönemde inşa edilen yapılar ve sanatsal eserler, yalnızca dönemin kültürel zenginliğini değil, aynı zamanda mimari ve mühendislik alanlarındaki gelişmeleri de gözler önüne serer. Ne yazık ki zaman, savaşlar, doğa olayları ve tahribatlar bu eşsiz eserlerin birçoğunun kaybolmasına neden olmuştur. Milattan önceki dönemlerde inşa edilen ancak günümüzde yalnızca adını duyduğumuz kayıp altı eserden ayakta kalmayı başarabilmiş Gize Piramitleri’ne; “Antik Dünyanın Yedi Harikası”nı yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Babil’in Asma Bahçeleri” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 6. yüzyılda Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından inşa ettirildiği düşünülen Babil’in Asma Bahçeleri, yemyeşil bitkiler ve şelalelerle bezeli muhteşem bir yapıdır. Var olduğuna dair kesin kanıtlar bulunmamakla birlikte, M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Berossus ve M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Diodorus Siculus gibi Yunan tarihçilerin arşivlerinde bu bahçelerden bahsedilmektedir. Fırat Nehri’nden suyun zincirli pompalarla bahçelere taşınarak sulama yapıldığına dair teoriler öne sürülmektedir. Her ne kadar bazı tarihçiler bu bahçelerin var olmadığı ya da farklı bir bölgede bulunduğunu iddia etse de Babil’in Asma Bahçeleri tarihte mitolojik ve kültürel bir simge olarak kendine yer bulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rodos Heykeli” title_font_size=”13″]

    Antik Yunan tanrısı Helios’un Rodos Adası’ndaki devasa bronz heykeli, M.Ö. 292-280 yılları arasında, 12 yılda inşa edilmiştir. Makedonların M.Ö. 305-304 yıllarındaki kuşatmasına karşı Rodosluların kazandığı zaferin onuruna yapılan bu heykel, 33 metre yüksekliğiyle antik dünyanın en büyük heykellerinden biridir. Rodos’un liman girişinde iki sütun üzerinde konumlanan heykelde Helios, güneşin ışığını sembolize eden bir taçla tasvir edilmiştir ve elinde bir meşale veya mızrak taşıdığı düşünülmektedir. Günümüzde heykelin tam olarak nasıl göründüğü hakkında pek çok spekülasyon bulunmaktadır, ancak kesin bir bilgi yoktur. Yapıldıktan yaklaşık 56 yıl sonra, M.Ö. 226 yılında meydana gelen büyük bir depremle yıkılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Halikarnas Mozolesi” title_font_size=”13″]

    Halikarnas Mozolesi, M.Ö. 353-350 yılları arasında, o dönemin önemli kültür merkezlerinden biri olan Halikarnas’ta (bugünkü Bodrum) Pers Satrabı Mausolos’un ölümünden sonra, karısı ve kız kardeşi tarafından inşa ettirilen bir anıt mezardır. 45 metre yüksekliğiyle dönemin en büyük yapılarından biri olan mozole, beyaz mermerden yapılmıştır. Alt kısmında büyük bir dikdörtgen platform, üzerinde sütunlar, onun üstünde piramit şeklinde bir çatı ve en tepede Mausolos ile kız kardeşinin dört atlı bir savaş arabasında tasvir edildiği bir heykel grubu yer alıyordu.

     

    Orta Çağ’da meydana gelen depremler mozoleye ciddi zarar vermiş, 13. yüzyıldaki büyük bir depremde ise tamamen yıkıldığı düşünülmektedir. 19. yüzyılda İngiliz arkeolog Charles Thomas Newton’un kazılarıyla mozolenin kalıntıları gün yüzüne çıkarılmıştır. Bir kısmının Londra’daki British Museum’da sergilenenen heykel ve kabartmalar arasında Mausolos ve kız kardeşinin heykel başları da yer alır. Halikarnas Mozolesi, Yunan mimarisi ve sanatında derin izler bırakmış, zengin süslemeleriyle antik ve modern mimarlara ilham kaynağı olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Artemis Tapınağı” title_font_size=”13″]

    Efes’teki Artemis Tapınağı, M.Ö. 550’lerde, aynı yerde bulunan eski bir tapınağın üzerine inşa edilmiş ve tamamlanması tam 120 yıl sürmüştür. 115 metre uzunluğunda, 55 metre genişliğinde ve yaklaşık 18 metre yüksekliğindeki bu yapı, dönemin en görkemli yapılarından biri olmuştur. Tamamıyla mermerden yapılan tapınak, dönemin en ünlü Yunan heykeltıraşları tarafından süslenmiş ve Yunan mitolojisinde avcılık, doğa, Ay ve kadınların koruyucusu olan tanrıça Artemis’e adanmıştır. Efes Antik Kenti, yalnızca bir ibadet yeri değil, aynı zamanda önemli bir ticaret merkezi haline gelerek tapınak sayesinde büyük bir zenginlik ve prestij kazanmıştır.

    M.Ö. 356 yılında yakılan, M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in desteğiyle yeniden inşa edilen, M.S. 262 yılında kenti işgal edenler tarafından tekrar yıkılan Artemis Tapınağı, M.S. 401 yılında tamamen yok olmuştur. Kalıntılarına 19. yüzyılda İngiliz arkeolog John Turtle Wood ulaşmış ve tapınağa ait bazı sütunlar, heykeller ve kabartmalar bulunmuştur. Bulunduğu yer günümüzde ziyarete açık olsa da tapınağın kalıntısı olarak sadece birkaç sütun ayaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeus Heykeli” title_font_size=”13″]

    Zeus Heykeli, Yunanistan’ın Olympia kentindeki Zeus Tapınağı’na adanmış devasa bir eserdir. M.Ö. 435 civarında altın, fildişi ve abanoz ağacı kullanılarak yapılan bu heykel, Antik Yunan dünyasının en önemli yapılarından biri olarak kabul edilmiştir. Antik kaynaklara ve tasvirlere göre, heykelin fildişi kısmı Zeus’un tenini, altın kısmı ise giysisini ve diğer detayları simgeler. Tapınağın tavanına kadar uzanan 12 metre yüksekliğindeki bu görkemli heykelde Zeus, abanoz ağacından yapılmış bir tahtta otururken tasvir edilir. Sağ elinde zaferin sembolü olan bir Nike heykelini, sol elinde ise bir asa ve onun üzerinde bir kartal taşır. Olympia, dönemin önemli dinî merkezlerinden biri olduğundan, Zeus Heykeli antik Yunan dünyasında büyük bir kutsal değer taşımaktaydı.

     

    M.S. 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı kabul etmesiyle birlikte heykelin önemi azalır ve bazı kaynaklara göre İstanbul’a taşındığı söylenir. Ancak, M.S. 475’te İstanbul’da meydana gelen büyük bir yangında heykelin tamamen yok olduğu düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İskenderiye Feneri” title_font_size=”13″]

    Mısır’daki İskenderiye Feneri, M.Ö. 3. yüzyılda Pharos Adası üzerine inşa edilmiş ve antik dünyanın en büyük yapılarından biri olarak kabul edilmiştir. İnşası, Büyük İskender’in generali Ptolemaios I Soter tarafından başlatılmış, oğlu Ptolemaios II Philadelphos döneminde tamamlanmıştır. 100 metreden fazla yüksekliğiyle devasa bir yapı olan fener, beyaz kireçtaşından yapılmış ve gün ışığında parıldayan bir görünüme sahipti. Gece boyunca yakılan büyük bir ateşle denizcilere yol gösterilir, gündüz ise bronz aynalarla ışık denize yansıtılırdı. Antik kaynaklar, fenerin ışığının kilometrelerce uzaktan görülebildiğini belirtmektedir. Ancak M.S. 956, 1303 ve 1323 yıllarında meydana gelen büyük depremler feneri ciddi şekilde tahrip eder ve 14. yüzyılın sonlarına doğru tamamen yıkılır. 20. yüzyılın sonlarında su altı arkeologlarının kalıntılarına ulaştığı fenerin bazı parçaları İskenderiye’deki müzelerde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gize Piramitleri” title_font_size=”13″]

    Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan günümüze ulaşmayı başaran tek yapı olan Gize Piramitleri, Mısır’ın başkenti Kahire’nin hemen dışındaki Gize Platosu’nda bulunur. Keops (Büyük Piramit), Kefren ve Mikerinos olmak üzere üç büyük piramitten oluşan bu kompleks, M.Ö. 2580-2560 yılları arasında inşa edilmiştir. Keops Piramidi, yapıldığında 147 metre yüksekliğindeyken, erozyon nedeniyle günümüzde 139 metreye düşmüştür. Yaklaşık 13 dönümlük bir alanı kaplayan bu devasa yapı, 2,3 milyon taş bloktan inşa edilmiştir ve her bir blok ortalama 2,5 ton, bazıları ise 15 tona kadar ulaşan ağırlıklara sahiptir.

  • Farklı Mutfaklardan Farklı Sandviçler

    Farklı Mutfaklardan Farklı Sandviçler

    Aceleye gelmiş öğünlerin kurtarıcısı olarak tanıdığımız sandviçlerin aslında uzun bir geçmişi ve dünyanın hemen her mutfağında yeri var. İlk sandviçin, 18. yüzyılda yaşayan bir İngiliz aristokratının pratik bir şeyler yemek istemesiyle ortaya çıktığı düşünülüyor. Sonrasında ise olaylar gelişiyor ve Güney Afrika’dan Japonya’ya, İskandinavya’dan Amerika’ya dünyanın dört bir köşesinde birbirinden oldukça farklı sandviç çeşitleri milyonlarca kişinin en sevdiği yiyecekler arasına giriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Türkiye’den çıkıp tüm Avrupa’yı kendine hayran bırakan döner sandviçin kökeni 19. yüzyılda Osmanlı’da keşfedilen İskender kebaba dayanıyor. Günümüzün en gözde sandviç çeşitlerinden biri olan döner, pidenin arasına genellikle yeşillik, domates ve turşu da eklenerek servis ediliyor. Orta Doğu’nun Schwarma’sı, Yunanistan’ın Gyro’su ise dönere benzer diğer lezzetler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    İtalyanların meşhur ciabatta ekmeğine hazırlanan klasik bir panini sandviçinde mozzarella, gorgonzola gibi peynir çeşitleri ve mortadella, prosciutto gibi şarküteri ürünleri başrolü oynuyor. Genellikle ısıtılarak tüketilen panini, eklenen kırmızıbiber, domates, fesleğen gibi sebze ve yeşilliklerle İtalyan mutfağının tüm renklerini içinde barındırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Vietnam’ın dünyaca tanınan ara öğünü banh mi, buğday ve pirinç unu karışımından oluşan ekmeği ve içeriğinde peynir bulunmamasıyla farklılaşıyor. Ana malzeme olan etli şarküteri çeşitlerine genellikle ezme haline getirilmiş etler yani pateler de eşlik ediyor. Sebze olarak ise taze salatalık dilimleri, turp turşusu ve kişniş en popüler banh mi malzemelerinden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Rivayete göre ilk kez 1800’lerin sonunda New York’ta bir kulüpte servis edilen club sandviçin tarifi o günden bugüne değişmemiş. Klasik bir club sandviçte; ince tavuk dilimleri, bacon, marul yaprakları, domates ve mayonez bulunuyor. Sandviçin isminin neden “club” olduğu konusunda ise iki farklı tez var; bunların ilki, içindekilerin isimlerinin baş harflerinin birleştiği, ikincisi ise ilk olarak bir kulüpte servis edilmiş olması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Hindistan mutfağından özellikle çay saatlerine eşlik eden yeşil chutney sandviç, et yemeyenler için de uygun bir alternatif. Kişniş ve taze nane ile hazırlanan yeşil chutney, sandviçin ana karakteri. Bölgesine göre haşlanmış patates, pancar, taze salatalık ve domates de tarife giriyor. Bu sandviçin önemli özelliklerinden biri ise tahıllı ekmekle değil beyaz ekmekle hazırlanması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Sosisli sandviçin ana malzemesi Frankfurter adından anlaşılacağı gibi bir Alman icadı olsa da onu ekmeğin arasına koyup, soslar ve garnitürle zenginleştirerek popüler bir yiyecek haline getiren Amerika olmuş. Klasik bir sosisli sandviçe; ketçap, hardal gibi soslar, turşu, soğan eşlik eder. Ama Türkiye’de salçalı sosla hazırlanarak büfelerde satılan sosislinin yerinin bir başka olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Dünyanın en iddialılarından biri olan Fransız mutfağının da ünlü sandviçleri var elbet… 1910’dan beri Fransa kafelerinin menülerine dâhil olan croque monsieur, iki ekmek dilimi arasındaki peynir ve jambonun çırpılmış yumurtaya bulanarak tavada kızartılmasıyla elde ediliyor. Bizim yumurtalı ekmeğe benzetebileceğimiz bu lezzet günün her saatinde atıştırmalık olarak tüketiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    1000 yıl önce Mısır’da ortaya çıktığı düşünülen falafel, an itibariyle dünyanın her yerinde en sevilen fast food seçeneklerinden birine dönüşmüş durumda. Falafelde nohut ve yeşilliklerden oluşan köfteler kızartılarak yuvarlak pidelerin içine koyulur, tahin sosu ve turşu ile lezzeti daha da arttırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    sandviç çeşitleri

    Japonya’nın favori sandviçi ise genellikle doyurucu bir öğle yemeği olarak tercih edilen yakisoba pan. Sandviç ekmeğinin arasına özel sosu ile tatlandırılan kızarmış noodle’dan oluşan yakisoba yerleştiriliyor ve sandviç zencefil turşusu, deniz yosunu ve hafif tatlı Japon mayonezi ile süsleniyor.

  • 8 Madde İle Evrensel Müzik Terimleri II

    8 Madde İle Evrensel Müzik Terimleri II

    Müziğe olan ilginiz dinleyici olmanın ötesinde değilse bile günlük yaşamda duyabileceğiniz müzik terimlerine vakıf olmanız genel kültür açısından iyi olabilir. “Müzik ruhun gıdasıdır.” diyerek ilk serimizi yapmıştık, karşınıza çıkabilecek evrensel müzik terimlerini sizin için Kültür ve Yaşam sitesinde listelemeye devam ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • 10 Ünlü Şairin Dizelerinde İstanbul

    10 Ünlü Şairin Dizelerinde İstanbul

    Kelimeleri olabilecek en güzel şekilde kullanan insanlardı onlar ve gün geldi şehirlerin en güzeli için kullandılar. Bu listemizde 10 kıymetli şairimize ait İstanbul dizelerine yer veriyoruz. Ama biliyoruz ki şiirler, romanlar, şarkılar yetmeyecek İstanbul’u anlatmaya… Şimdiye kadar söylenenlerin üstüne yenileri söylenecek ama yine de yetmeyecek… Bu eşsiz şehir için en güzel söz daima henüz söylenmemiş olarak kalacak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turgut Uyar / Bir Gün Sabah Sabah şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Ver elini Haydarpaşa demişiz,
    Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
    Hava hafiften soğuk,
    Deniz katran ve balık kokulu.
    Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
    Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Necip Fazıl Kısakürek / Canım İstanbul şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Sıtkı Tarancı / Bahar Sarhoşluğu şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
    Yavrusu dallara emanet serçe,
    Derken camiler üstünde güvercin.
    Minareler katından geçiyorum,
    Gökyüzü mahallesi İstanbul’un…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ümit Yaşar Oğuzcan / İstanbul Dedim de Seni Hatırladım şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İçinden bir vapur geçer
    benim aklımdan senin gözlerin geçiyordu.
    -Bebek, dediler indim
    nereye baksam denizdi
    mavi mavi bir hüzündü ayaklarımın altında
    işte İstanbul
    Haliç,
    Çiçek Pasajı,
    Beyoğlu…
    Beyoğlu’nun daracık sokaklarında seni aradım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık / Bir Garip Orhan Veli şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un orta yeri sinema,
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama.
    El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne.
    Sevdalım…
    Boynuna vebalim.
    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim,
    Bir garip Orhan Veli’yim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu / İstanbul Destanı şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul deyince aklıma martı gelir.
    Yarısı gümüş, yarısı köpük…
    Yarısı balık yarısı kuş…
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir,
    Bir varmış, bir yokmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Hamdi Tanpınar / Bir Gün İcadiye’de ” title_font_size=”13″]

    Bir gün İcadiye`de veya Sultantepe`de,
    Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde.
    Bir kâinat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,
    Bu günün rüzgârında yıkanan mazi gülü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oktay Rıfat Horozcu / İstanbul şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Türbeler, çeşmeler, sebiller,
    Aldılar aydınlıkta yerlerini.
    Şakımaya başladı bülbül gibi,
    Bağdat köşkünün çinileri;
    Hepsi de alın teri,
    Hepsi de el emeği.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezai Karakoç / Alınyazısı Saati şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım…
    Taşlarına adeta resmim işledi.
    Ben İstanbul’da dağıldım zerre zerre,
    İstanbul damla damla içimde birikti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yahya Kemal Beyatlı / Hayal Şehir şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir’den bak!
    Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
    Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
    Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan.

  • TÜRK SANAT TARİHİNİN DUAYENİ SEMAVİ EYİCE

    Türkiye’nin önde gelen sanat tarihçilerinden Semavi Eyice, Osmanlı ve Bizans dönemine ait eserlerin derinlemesine incelenmesine büyük katkılar sağlamış ve mimarlık tarihi ile sanat tarihini bir araya getirerek bu dönemin yapıları ve sanat eserlerini detaylı bir şekilde araştırmıştır. Tarihî eserlerin korunması ve restorasyonu konusunda öncü çalışmalar yapan Eyice’nin çalışmaları, Türk mimarlık tarihi araştırmaları için önemli birer kaynak olmuştur. Özellikle Osmanlı dönemine ait mimari eserler üzerine yaptığı çalışmalarla sanat tarihi ve arkeoloji alanında günümüzdeki araştırmalara rehberlik eden Semavi Eyice’nin hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Semavi Eyice, 9 Aralık 1922’de İstanbul’un Kadıköy ilçesinde dünyaya geldi. Babası emekli deniz subayı Mehmet Kâmil Eyice, annesi Hatice Hanım’dır. Amasra’nın köklü ailelerinden birine mensup olan Eyice, Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra, 1943 yılında İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde üniversite eğitimine başlar. Aynı yıl, sanat tarihi ve arkeoloji eğitimi almak üzere Almanya’ya gider fakat II. Dünya Savaşı’nın yoğunlaştığı bir dönemde Viyana Üniversitesinde eğitimine devam eder. 1944-1945 yıllarında Berlin Üniversitesinde Bizans Tarihi üzerine öğrenim gören Eyice, Berlin’in işgali gündeme gelince Türkiye’ye dönmek zorunda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1945 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Kürsüsünde “İstanbul Minareleri” başlıklı teziyle lisans eğitimini tamamlayan Semavi Eyice, kariyeri boyunca özellikle İstanbul’daki Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait mimari yapılar, mozaikler ve freskler üzerine kapsamlı çalışmalar yürütmüştür. Eyice, bu döneme ait eserlerin korunması ve belgelenmesi konusunda büyük bir öncülük yapmış; pek çok tarihî yapının günümüze ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Eserleri, Türk sanat tarihi ve arkeolojisine yaptığı katkılarla derin bir bilgi kaynağı oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1950-1953 yılları arasında, ülkemizin ilk “Eski Çağ Tarihçisi” ve arkeoloğu olan Ârif Müfit Mansel’in başkanlığını yürüttüğü Side arkeolojik kazılarına katılmış ve “Side Bizans Devri Eserleri” adlı teziyle 1952 yılında doktor unvanını almıştır. Üç yıl sonra, “İstanbul’da Son Devir Bizans Mimarisi” başlıklı çalışmasıyla doçentlik unvanını kazanmış, ardından “İlk Osmanlı Devrinin Dinî-İçtimaî Bir Müessesesi: Zâviyeler” konulu teziyle profesör olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1990 yılında akademik görevinden emekli olan Semavi Eyice’nin eserleri, Türk sanat tarihinin en değerli kaynakları arasında yer alır. Bizans sanatı ve mimarisi alanında dünya çapında otorite olarak kabul edilen Eyice, özellikle İstanbul’un kültürel ve sanatsal mirasına, şehrin tarihî dokusuna kalıcı izler bırakmıştır. Anadolu’dan Batı Trakya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada, Osmanlı izlerini taşıyan topraklarda yürüttüğü kazılar ve araştırmaları sayesinde, harap olmuş eserlerin ve yapıların tarihimize yeniden kazandırılmasına öncülük etmiştir. Ayrıca, ülkemize gelen yabancı ressam ve seyyahların seyahatnamelerini inceleyerek, Türk sanat tarihi literatürüne önemli katkılar sunmuş ve yok olmaya yüz tutmuş birçok tarihî eserin gün yüzüne çıkarılmasını sağlamıştır. Balkan ülkelerindeki araştırmalarla bu bölgedeki Osmanlı dönemine ait yapıları belgelemiş ve Bizans dönemi eserlerini ilk defa tanıtan kişi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Akademik kariyeri boyunca İstanbul Üniversitesi’nin yanı sıra Hacettepe Üniversitesi, Avrupa’daki Bochum, Sorbonne, Collège de France, Cenevre ve Ravenna Üniversitesi gibi birçok saygın üniversitede misafir öğretim üyesi olarak dersler ve konferanslar veren Semavi Eyice, 40 yıl süren “Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” üyeliği görevini üstlenmiştir. Türk Tıp Tarihi Enstitüsü ve Atatürk Kültür Merkezi Şeref Üyeliği unvanlarına sahiptir. Ayrıca Alman Arkeoloji Kurumu ve Belçika Krallık Akademisi’nin asli üyesidir. Fransa’nın en yüksek dereceli askerî ve sivil nişanı olan “Légion d’Honneur” (Onur Lejyonu) madalyasına, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne, Yüzyılın İslam Kültür Hizmeti Onur Ödülü’ne ve Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2018 yılında 96 yaşında hayata veda eden Semavi Eyice, ardında zengin bir akademik miras ve derin bir kültürel birikim bırakmıştır. Eyice’nin çalışmaları hem ülkemizde hem de uluslararası alanda sanat tarihinin anlaşılmasına büyük katkılar sağlamış ve gelecek nesillere ilham kaynağı olmuştur.

  • SONBAHARA ÖZEL GEZİ ROTALARI

    Sonbahar ayları, kimileri için hüzünle özdeşleşse de doğanın renk cümbüşünü ve dinginliğini arayanlar için en sevilen mevsimlerden biridir. Havanın ne çok sıcak ne de çok soğuk olduğu bu dönem, seyahat etmek için mükemmel bir zaman sunar. Ağaçların altın sarısı, turuncu ve kırmızı tonlarıyla bezeli doğanın huzur dolu sessizliğini yaşamak, stresin etkilerinden arınmak ve şehir hayatının koşuşturmacasından bir süreliğine uzaklaşmak isteyenler için eşsiz bir fırsattır. Ayrıca bu dönemde yapılan geziler, taze meyve ve sebzelerin hasat zamanına denk gelen festivallere katılarak yerel kültürü daha yakından tanıma imkânı sağlar. Sonbaharın tüm güzelliklerini doyasıya yaşayabileceğiniz ve altın sarısı ağaçların süslediği rotaları sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Birgi, İzmir ” title_font_size=”13″]

    İzmir’e bağlı Ödemiş ilçesindeki Birgi; tarihî evleri, taş sokakları ve zengin kültürel mirasıyla sonbaharda gezilecek en güzel rotalardan biri. Köydeki camiler ve konaklar, Osmanlı dönemine ait mimari örnekler geçmiş zamanın izlerini taşımaktadır. Sonbahar aylarında köyde yürüyüş yaparken serin hava ve doğanın sessizliği, sakin bir kaçamak arayanlar için huzur verici bir ortam oluşturur. Yerel pazarları ve el yapımı ürünleriyle ünlü Birgi’de taze sebze ve meyvelerin yanı sıra zeytin ve zeytinyağı gibi yöresel lezzetler de bolca bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amasra, Bartın ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’de, Bartın iline bağlı Amasra’da sonbaharda dökülen ağaç yaprakları denizin mavisi ile birleştiğinde muhteşem manzaralar oluşturur. Yaz sezonundaki kalabalıkların çekilmesiyle Amasra, sonbaharda daha sakin ve huzurlu bir atmosfere kavuşur. Doğa yürüyüşleri, fotoğraf çekimleri ve bisiklet turları gibi açık hava aktiviteleri için oldukça idealdir. Amasra Kalesi, Roma döneminden kalma Antik Amasra Tiyatrosu, yöreye özgü el emeği hediyeliklerin satıldığı Çekiciler Çarşısı ve Küçük Liman gibi doğanın ve tarihin buluştuğu birçok gezilecek yere sahip olan Amasra’nın sakin plajlarında gün batımını izlemek de oldukça keyifli. Ayrıca sonbahar mevsimi taze balık ve deniz ürünleri ile ünlü Amasra salatasını tatmak için de en ideal zaman.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nusratlı Köyü, Çanakkale ” title_font_size=”13″]

    Nusratlı, Edremit Körfezi’nde, Assos ve Altınoluk gibi turistik bölgelere oldukça yakın konumda bulunan, doğal ve tarihî güzelliklerle çevrili Kaz Dağları’nda yer alan küçük bir köydür. 15. yüzyılda kurulan köy, tarihî taş evleriyle özgünlüğünü günümüze kadar korumayı başarmıştır. Ayrıca, köyde milattan önceki dönemlerde kurulan Gargaros Antik Kenti de bulunur. Tıbbi aromatik bitkileri, geleneksel metotlarla ürettikleri yerel ürünleri, kaplıcası, havadaki oksijen oranı ve temiz havası ile tüm dünyanın dikkatini çeken Nusratlı Köyü’nde doğa yürüyüşçüleri için oldukça keyifli rotalar bulunuyor. Nusratlı’nın, 16. yüzyılda Mısır Seferi’nden dönen dört askerin, köyün 1 kilometre doğusundaki Musatpınarı’na yerleşerek oluşturdukları obayla kurulduğuna inanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Titus Tüneli, Hatay ” title_font_size=”13″]

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan ve Roma döneminden kalma bir mühendislik harikası olan Titus Tüneli, M.S. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus tarafından, dağlardan gelen sel sularını kontrol altına almak ve limanı korumak amacıyla inşa edilmiştir. 1.380 metre uzunluğunda, yaklaşık 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğinde olan bu etkileyici yapı, tarihî ve mimarî açıdan büyük bir öneme sahiptir. Tünelin devamında yer alan Beşikli Mağarası olarak bilinen kaya mezarları da görülmeye değerdir. 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Titus Tüneli’ni Hatay’ın yazın kavurucu sıcaklarının aksine, sonbaharda keşfetmek daha keyifli ve konforlu olacaktır. Tünel çevresindeki doğa, sonbaharın büyüleyici renklerine bürünürken, bu manzaralar eşliğinde Hatay’ın ünlü yöresel lezzetlerini de deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yörük Köyü, Karabük ” title_font_size=”13″]

    Karabük’teki Safranbolu’ya yakın konumda bulunan tarihî Yörük Köyü, Safranbolu evleriyle benzer mimari özelliklere ve köklü bir geçmişe sahiptir. Köy, adını 14. yüzyılda buraya yerleşen Yörük Türklerinden almıştır. Günümüze kadar korunmuş olan geleneksel Osmanlı sivil mimarisi ile ünlü bu köy, 1997 yılında “Kentsel Sit Alanı” ilan edilmiştir. Çamaşırhane, Kastamonu Konağı ve Sipahioğlu Konağı gibi Osmanlı dönemi yapılarının en güzel örneklerini barındıran Yörük Köyü’nün taş döşeli sokaklarında gezinirken eski Osmanlı yaşam tarzını sürdüren ailelerle karşılaşabilir ve onların kültürünü yakından tanıyabilirsiniz. Sonbaharda, ağaçların sarı ve kırmızı tonlarına bürünmesiyle köy, büyüleyici manzaralar sunar. Serin ve temiz havası, tarihî dokusuyla birleşerek huzurlu bir atmosfer oluşturur. Yörük Köyü, aynı zamanda Karabük ve Safranbolu mutfağının lezzetlerini tatma fırsatı da sunar. Gözleme, tarhana çorbası, cevizli kömeç ve Safranbolu’nun ünlü safranlı lokumu gibi yöresel tatları deneyebilir, köyde üretilen ev yapımı reçel ve turşuları satın alabilirsiniz. Mimarisi ve kültürel dokusuyla pek çok dizi ve filme ev sahipliği yapmış olan köy hem tarihî hem de doğal güzellikleriyle dikkat çekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şavşat, Artvin ” title_font_size=”13″]

    Artvin’in doğası ve kültürel zenginlikleriyle ünlü ilçesi Şavşat, 2015 yılında Türkiye’nin ilk ve tek Cittaslow (Sakin Şehir) unvanını almıştır. Artvin’in en gözde doğal güzelliklerinden biri olan Şavşat Karagöl, sonbaharda bambaşka bir atmosfere bürünür. Temiz havası ve zengin bitki örtüsüyle öne çıkan Sahara Yaylası, bu mevsimde adeta bir renk cümbüşüne dönüşür. Altın sarısı, kırmızı ve turuncu tonlarına bezenen yaylaları, orman yolları ve göllerine yansıyan dağ manzaraları, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunar. Köy fırınlarında geleneksel yöntemlerle pişirilen kete ve pileki ekmeği, taze sebzelerle hazırlanan pancar diblesi ve lahana yemekleri gibi yöresel lezzetleri tatmak için en uygun zaman sonbahardır. Ayrıca, bu dönemde düzenlenen yayla festivallerine katılarak bölgenin kültürünü yakından deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cumalıkızık, Bursa ” title_font_size=”13″]

    Bursa’nın Yıldırım ilçesine bağlı Cumalıkızık Köyü, Osmanlı dönemine ait mimari eserlerin en iyi korunduğu yerlerden biridir ve 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Tarihî dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş evleri ve sokaklarıyla ünlü olan köy, 1300’lü yıllarda Osmanlı’nın Bursa’ya yerleştiği ilk dönemlerde kurulmuştur. Taş ve kerpiçten yapılmış, bugün müze ve konaklama yeri olarak kullanılan evler, geleneksel Osmanlı camilerinin sadeliğini yansıtan Cumalıkızık Camii, halen gürül gürül akan Zekiye Hatun Çeşmesi ve iki ev arasındaki dar Cin Aralığı Sokağı, köyün dikkat çeken tarihî unsurlarıdır. Cumalıkızık, özellikle sonbaharda gezilecek ideal rotalardan biridir ve serpme köy kahvaltısıyla meşhurdur. Taze köy ekmeği, ev yapımı reçeller, peynir çeşitleri, zeytin ve doğal bal gibi lezzetlerin buluştuğu bu kahvaltının yanı sıra, bölgeye özgü mısır ekmeği ve cevizli lokum gibi tatları da köydeki fırınlardan ve pazarlardan taze olarak temin edebilirsiniz.

  • SUSAM TANELERİNİN LEZZET YOLCULUĞU

    SUSAM TANELERİNİN LEZZET YOLCULUĞU

    Hiç düşündünüz mü o ünlü masalda Ali Baba ve Kırk Haramiler neden mağaranın kapısını açmak için “Açıl susam, açıl!” diyordu? Rivayet o ki sebebi gerçekten de susam kapsülleri… Eğer susamın hasadına geç kalınırsa fazla olgunlaşan kapsüller çatlar ve susamlar dökülüp heba olurmuş, bu yüzden de hasadı tam zamanında yapmak gerekirmiş. Hasat zamanı, kapsüllerin sadece uçlarının çatlayarak olgunluğa eriştiğini göstermesinden anlaşılırmış. Yani susamın hafiften açılması dört gözle beklenir ama tamamen açılıp etrafa saçılması istenmezmiş. Masalın parolasının da bu ince detaydan üretildiği söylentiler arasında… Kapsüllerin içinden çıkan gerçek susamın hayatımızdaki yeri ise kısaca şöyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SİİRT’TE GEZİN GÖRÜN TADIN

    SİİRT’TE GEZİN GÖRÜN TADIN

    Bu sayfada Güneydoğu Anadolu şehirlerimizden Siirt’e iki dakikalık bir yolculuk yapabilirsiniz. Gerçek manada bir yolculuk düşünürseniz de en iyi ulaşım alternatiflerinden biri uçakla Diyarbakır Havaalanı’na gitmek olacaktır. Güney Kurtalan Ekspresi ile Diyarbakır’a geçmek de başka bir alternatif. Diyarbakır’dan otobüsle devam edildiğinde 200 km mesafedeki Siirt’e ulaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneydoğu Anadolu Bölgemizin güzel şehri Siirt’in komşuları Şırnak, Van, Bitlis ve Batman’dır. Dağlık bir coğrafyaya sahip olan kentin ilçeleri ise Kurtalan, Baykan, Şirvan, Pervari, Eruh, Tillo ve Merkez’dir. Karasal iklimin hâkim olduğu şehirde yazlar sıcak geçerken kışlar bölgedeki pek çok şehre oranla daha yumuşak geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin mutlaka görülmesi gereken doğal güzelliği Botan Vadisi’dir. 120 bin dönümlük bir alana karşılık gelen, sınırları Merkez, Eruh ve Tillo ilçelerine yayılan vadinin ortasından Dicle Nehri’nin bir kolu olan Botan Çayı geçmektedir. 2019 yılında Milli Park statüsüne alınan Botan Vadisi, doğa ve sporseverleri, rafting, yamaç paraşütü gibi sporlarda buluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Botan Vadisi Milli Parkı’nın büyüleyici fantastik manzarasının en iyi görülebileceği yer ise Rasıl Hacar adıyla bilinen ve Delikli Taş anlamına gelen lokasyondur. Botan Çayı’nı diğer adıyla Uluçay’ı kuşbakışı gören Delikli Taş’ın hemen alt tarafındaki, milattan önce insan yerleşimine sahne olmuş iki mağarayı da görmeden dönülmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    18.yüzyılda astronomi, anatomi, coğrafya, tarih ve fizyoloji bilimlerine dair temel kavramları ve tasavvuf konularını içeren Marifetname’nin yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, hocası İsmail Fakirullah için Tillo’da yaptırdığı türbe şehrin önemli yapılarından biridir. 2015’te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenen türbe özel bir ışık düzeneğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Her yıl çok sayıda ziyaretçi ağırlayan başka bir türbe de Baykan ilçesindeki Veysel Karani Türbesi’dir. Farklı dönemlerde restore edilen türbenin yakınında otel ve konukevi de bulunmaktadır. Ve gelen ziyaretçilere yerli halk tarafından tekrarlanan bir de rivayet bulunur, o rivayete göre türbeye bir kere ziyarete gelen kişinin yolu hayatında iki kere daha buradan geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Siirt, hem kendine has hem de bölgenin ortak yemeklerini içeren zahmetli tariflerin olduğu zengin bir mutfağa sahiptir. Perde pilavı, büryan kebabı, Arap dolması, ismeket köfte ve bir çeşit şekerli pişi olan imçerket kentte tadabileceğiniz lezzetler. Özgün lezzetleri arasında Pervari balı. Şirvan’daki Zivzik köyü narı ve şehir genelinde yetişen fıstık sayılabilir.