Yazar: admin

  • Çanakkale’de Gidebileceğiniz 7 Koy ve Sahil

    Çanakkale’de Gidebileceğiniz 7 Koy ve Sahil

    Türkiye’nin hangi köşesine baksanız doğayı ve tarihi harmanlamış bir güzellik görürsünüz. Ama bu güzelliklerin her biri kendine hastır. Çanakkale de bütün özgünlüğüyle harmanlar doğayı ve tarihi… Gidenler bilir, sanki deniz en çok Çanakkale’den bakınca öyle büyük bir huzur verir. Söylemek istediğimizi daha iyi anlatabilmek için sizi şehrin koy ve sahilleriyle baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Assos yakınlarındaki uzun ve taşlık plajıyla ilgi gören, Osmanlı zamanında kadırgaların çekildiği, şehirden uzak Kadırga Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Su sporu yapmak isteyenler için plaj alternatifleri olan Ayvacık’a bağlı Küçükkuyu sahili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Suyun getirdiği huzurun ve berraklığın Bozcaada’daki adresi Akvaryum Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Deniz sevdalıları kadar şifa arayanların uğrak yeri Lapseki’deki Çardak Kum Adası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    El değmemiş görüntüsüyle hayran bırakan Karabiga’ya 1 km. mesafedeki Kocakum Koyu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Zeytin bahçelerinin kokusunu alarak denize girebileceğiniz Geyikli sahili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gün batımını izlemek için en güzel yer, kalesiyle, limanıyla eski bir yerleşim olan Gökçeada’daki Kaleköy…

  • 8 Maddede Yeşilçam’ın Hülyası

    8 Maddede Yeşilçam’ın Hülyası

    Yeşilçam filmlerinin en aşina olduğumuz başrol oyuncularından Hülya Koçyiğit, hanımefendi tavrı, sessiz ve ölçülü tavırlarıyla sinema seyircisinin sevgisini kazanmıştır. 150’den fazla sinema filminde rol almış, 90’lı yıllar itibariyle popüler televizyon yapımlarında da yer almıştır. Türk sinemasının en güzel ağlayan, bir yandan kaçıp bir yandan ağladığı sahnelerle zihnimize kazınan leydisi Hülya Koçyiğit ve kariyerinin hiçbir döneminde eksik olmayan başarıları listemizde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Fatma Girik ve Filiz Akın ile beraber Türk sinemasının en büyük 4 kadın oyuncusundan biri olarak sinema tarihimizde yerini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ünlü oyuncunun henüz 15 yaşındayken oynadığı, Metin Erksan’ın yönettiği “Susuz Yaz”, Altın Ayı kazanan ilk Türk filmi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Koçyiğit’in uluslararası başarıları 1987 Nantes Film Festivali’nde “Kurbağalar” filmi ile En Başarılı Kadın Oyuncu ödülünü almasıyla devam etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Başarılı oyuncu hemen ertesi yıl, 1988’de Amiens Film Festivali’nde “Bez Bebek” filmindeki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu ünvanına layık görülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uluslararası başarıları sayesinde Hollywood ve Fransa kökenli yapım şirketlerinden teklifler alan Koçyiğit bu teklifleri geri çevirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6# ” title_font_size=”13″]

    Hülya Koçyiğit, Antalya Altın Portakal Film Festivali, Altın Koza Film Festivali, İstanbul Film Festivali gibi Türkiye’de düzenlenen önemli organizasyonlarda da sayısız ödül kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hülya Hanım’ın sinema sevgisi sahne dışında da devam etmiş ve Sinema Oyuncuları Derneğini kurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yeşilçam’ın başarılı ismi sinema sanatına katkıları ve örnek kişiliği ile 1991’de Devlet Sanatçısı ünvanını kazanmıştır.

  • HABABAM SINIFI’NIN KALPLERE DOKUNAN ÖĞRETMENLERİ

    Sinema dünyasında bilgeliği, cesareti ve öğrencilerine olan yaklaşımlarıyla iz bırakan öğretmen karakterleri, film boyunca gösterdikleri sabır, azim ve içtenlikle hem öğrencilerinin hayatlarını hem de izleyicilerin bakış açılarını değiştirmeyi başarmıştır. Bir klasik haline gelen Hababam Sınıfı serisinde kimi zaman sevecen bir rehber, kimi zaman da otoritesiyle öğrencileri hizaya getirerek hepimize ilham kaynağı olan öğretmen karakterleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mahmut Hoca” title_font_size=”13″]

    Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı film serisinde Münir Özkul’un hayat verdiği unutulmaz Mahmut Hoca karakteri, yalnızca bir öğretmen değil, öğrencilerine adeta bir baba figürü olarak yansır. Onların yalnızca derslerde başarılı olmalarını değil, aynı zamanda toplum için sorumluluk sahibi, erdemli bireyler olarak yetişmelerini amaçlayan idealist bir eğitimcidir. Disiplinli fakat bir o kadar da sevecen tavrıyla, hayatın iniş çıkışlarını anlamaları için haylaz öğrencilerine ders vermekten asla vazgeçmez. Otoriter bir yapıya sahip olmasına rağmen Mahmut Hoca, öğrencilerinin kalbine dokunmayı başarır; her sözü, bir yaşam dersi niteliğindedir. Gösterdiği sevgi ve sabır sayesinde, yalnızca Hababam Sınıfı öğrencilerinin değil, izleyicilerin de hafızasına kazınır ve Türk sinemasında eğitim dünyasının en unutulmaz karakterlerinden biri olarak yerini alır. Onun için öğrencilerin akademik başarısı kadar, dürüst ve ahlaklı bireyler olmaları da önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badi Ekrem ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı film serisinin ikinci filmi Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Ertem Eğilmez’in yönetmenliğinde Türk sinema tarihine damgasını vurmuş eserlerden biridir. Bu filmde, Şener Şen’in canlandırdığı Badi Ekrem karakteri, Türk sinema tarihinin en sıra dışı ve sevimli öğretmenlerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Saf ve iyi niyetli bir beden eğitimi öğretmeni olan Badi Ekrem, öğrencileriyle kurduğu samimi ve eğlenceli ilişkileriyle izleyicilerin gönlünde taht kurmuştur. Kendisini ciddiye almayan öğrencilerin şakalarına hedef olan Badi Ekrem, sık sık komik durumlara düşer. Ancak ne yaşarsa yaşasın, öğrencilerine duyduğu sevgiden ve iyimserliğinden asla vazgeçmez.

     

    Badi Ekrem karakteri, naif ve saf görünümünün ardında, eğitimde sevgi ve samimiyetin gücünü etkileyici bir şekilde vurgular. Onun hikâyesi, öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki pozitif etkisini ve içtenliğin güçlü bir ilişki inşa etmedeki önemini bizlere hatırlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paşa Nuri” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı serisinde Nuri Hoca, katı disiplini ve sert mizacıyla tanınan fizik öğretmenidir. Eğitimine büyük önem verdiği öğrencileri, onun geleneksel eğitim anlayışı ve İstiklal Savaşı gazisi olması nedeniyle kendisine “Paşa” lakabını takmıştır. Hababam Sınıfı öğrencileri, fizik dersini kaynatmak için sık sık Paşa Nuri’yi geçmiş savaş anılarını anlatmaya teşvik eder. Ders esnasında bu hikâyelere dalan Nuri Hoca, öğrencilerin planına farkında olmadan uyar ve büyük bir heyecanla savaş anılarını tekrar yaşar. Bu sahnelerde öğrenciler, hocayı omuzlarında taşır ve cetvellerle büyük taarruzu canlandırarak unutulmaz anlar yaşatır. Paşa Nuri rolündeki Sıtkı Akçatepe, filmde öğrencisi rolünde oynayan efsanevi oyuncu Halit Akçatepe’nin de gerçek hayattaki babasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kör Akil ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı filmlerinin unutulmaz karakterlerinden biri olan Akil Hoca, felsefe öğretmeni olarak okulun renkli simaları arasında yer alır. Görme yetisinin zayıflığı nedeniyle kalın çerçeveli gözlükler takmak zorunda olan Akil Hoca, derslerdeki dikkati ve sabırlı yaklaşımıyla tanınır.

     

    Hababam Sınıfı’nın yaramaz ve tembel öğrencileri, hocanın bu zayıf noktasını fırsat bilerek sık sık şakalar yapar ve dersleri sabote etmeye çalışır. Kimi zaman gözlüklerini saklar, kimi zaman da tahtaya yanlış bilgiler yazarak onu yanıltırlar. Ancak tüm bu yaramazlıkların arasında Akil Hoca, felsefe gibi soyut bir konuyu mizahi ve etkileyici bir şekilde ele alarak izleyicilerin hafızasında yer edinmiştir. Sabrı ve hoşgörüsüyle öğrencilerinin kalbini kazanan bu sevilen karakteri usta oyuncu Akil Öztuna canlandırmış ve performansıyla Hababam Sınıfı’nın unutulmaz anlarına damga vurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Külyutmaz Necmi ” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı’nın belki de en eğlenceli ancak aynı zamanda en titiz öğretmenlerinden biri olan Külyutmaz Necmi, kopya çektirmeme konusundaki kararlılığıyla efsaneleşmiştir. Sınavlarda sıra üstlerinde adeta bir ninja gibi sessizce dolaşması, Hababam Sınıfı’nın öğrencilerin kâbusu olmuştur. Sınıfta kopya çekmenin imkânsız olduğunu ilan eden Külyutmaz Necmi, sınav günlerinde sıra üzerlerini dikkatle inceler ve en küçük ipucunu bile arar. Ancak ne kadar uğraşsa da Hababam’ın afacanları her sınavda yeni bir yöntem bularak kopya çekmeyi başarır. Usta oyuncu Ertuğrul Bilda’nın canlandırdığı Külyutmaz Necmi, yalnızca öğretmen figürü olarak değil, kendine özgü stili ve çatık kaşlarıyla da izleyicilerin hafızalarında yer etmiştir. Hababam’ın neşeli dünyasında bile Külyutmaz Necmi’nin kopya mücadelesi, izleyicilere her seferinde “Acaba bu kez kopya çektirmeyecek mi?” sorusunu sorduran bir heyecan yaşatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şevket Hoca ” title_font_size=”13″]

    Şevket Altuğ’u kimya öğretmeni olarak izlediğimiz Şevket Hoca, eğlenceli ve neşeli bir kimya öğretmeni olarak karşımıza çıkar. Ancak sınıfın çılgınlıkları ve bitmek bilmeyen muziplikleri, onun idealist yaklaşımını sürekli baltalar. Özellikle laboratuvarda geçen sahneler, izleyicileri kahkahalara boğar. Şevket Hoca, öğrencilerine kimyayı sevdirmek ve deneylerle öğretmek için çaba gösterse de Hababam’ın yaramaz öğrencileri bu amacını sık sık sekteye uğratır. Şevket Hoca’nın öğretmenlik becerilerini sergilemeye çalıştığı laboratuvarda öğrencilerin deneyleri bozması, kimya malzemelerini karıştırması ve Şevket Hoca’yı sıklıkla zor durumda bırakması sonucu patlayan şişelerden, yanlışlıkla zehirli maddelerle yapılan deneylere kadar birçok komik olay yaşanır. Şevket Hoca’nın laboratuvardaki çabaları ve öğrencilerle kurduğu eğlenceli ilişki, kimyanın mizahi bir şekilde işlendiği unutulmaz sahnelerle izleyicilerin aklında yer eder. Anlayışlı ve yardımsever tavırlarıyla sevilen bir öğretmen olan Şevket Hoca, öğrencileriyle bağ kurarak onların üstünde olumlu bir etki bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hürrem Hoca ” title_font_size=”13″]

    Perran Kutman’ın canlandırdığı Hürrem Hoca, Hababam Sınıfı serisinin en ikonik karakterlerinden biridir. Sert ve mesafeli duruşuyla özellikle erkek öğrencilerin gözünü korkutsa da aslında yumuşak bir kalp taşır. Bu sert mizacı, erkeklerle ilgili katı tutumunu pekiştirir ve onların kadınlarla olan ilişkilerindeki yanlış yaklaşımlarına karşı Hürrem Hoca “boylarının ölçüsünü alan” bir figür olarak karşımıza çıkar.

     

    Hababam Sınıfı’nın yaramaz öğrencileri, Hürrem Hoca’nın otoritesine karşı gelmeye çalışsalar da o, elindeki cetvel ve kendinden emin tavırlarıyla sınıf üzerindeki etkisini sürdürmeyi başarır. Tatlı-sert halleriyle öğrencileri hizaya sokarken, zaman zaman şefkatini de hissettirerek öğrencilerinin kalbini kazanır.

  • Sonbaharın Suluboya İle Betimlendiği 8 Resim

    Sonbaharın Suluboya İle Betimlendiği 8 Resim

    Sitemizi takip edenler bilecektir; mevsimleri, mekânları suluboya ile betimlemeyi çok severiz. Aşağıdaki resimlere bakınca siz de bize hak vereceksiniz ki bu teknik, sonbaharla flulaşmaya başlayan doğayı en güzel ifade etme biçimlerinden biridir. Sözü fazla uzatmadan görsellerimizi sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • KARADENİZ’E ÖZGÜ GELENEKSEL LEZZETLER

    Karadeniz mutfağında, bölgenin tarım ürünleri, hayvancılığı ve denizcilik faaliyetleri önemli bir yere sahiptir. Deniz mahsulleri, mısır unu, karalahana ve fasulye gibi sebzelerden oluşan çeşit çeşit lezzetler sunan Karadeniz mutfağı, bölge halkının doğa ile olan yakın ilişkisini sofralara taşır. Hamsi, mısır ekmeği, kuymak, karalahana çorbası ve Laz böreği gibi lezzetlerle dolu her bir tabakta; Karadeniz’in dağlarının, yaylalarının ve hırçın denizinin izlerini bulmak mümkündür. Yemyeşil doğasıyla tanınan Karadeniz coğrafyasını ve kültürünü yansıtan geleneksel lezzetleri yazımızda sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhlama” title_font_size=”13″]

    Kahvaltılarında sıklıkla tüketilen ve şehri ziyaret edenlerin tatmadan dönmediği muhlama; tereyağı, mısır unu ve eritilmiş peynirle yapılan lezzetli bir yemektir. Muhlamadaki taze peynirin uzayan bir yapısı, tereyağının da yoğun bir tadı vardır ve bu yemek kesinlikle sıcak yenmelidir. Yapımında taze kolot veya civil peyniri gibi uzayan peynirler tercih edilir. Pişirme sürecinde su eklenerek mısır ununun yumuşatılması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Laz Böreği ” title_font_size=”13″]

    Adı börek olsa da aslında baklava yufkasıyla yapılan tatlı bir hamur işi olan Laz böreği, sütlü muhallebi ve şerbetle hazırlanır. Çıtır çıtır dış katmanın altında yumuşacık, yoğun bir muhallebi dolgusu vardır. Osmanlı mutfağında da yer bulmuş olan bu tatlının yapımında öncelikle ince yufkalar kat kat serilir ve her kat tereyağı ile yağlanır. Orta katlara muhallebi yerleştirilir ve üzerine tekrar yufka serilerek en üste tereyağı sürülür. Pişirildikten sonra üzerine şerbet dökülerek soğumaya bırakılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz mutfağının özgün lezzetlerinden olan karalahana çorbası, bölgenin vazgeçilmez sebzesi karalahana ile hazırlanır. Özellikle kış aylarında pişirilen bu çorbanın temel malzemeleri ince doğranmış karalahana, mısır unu, soğan, sarımsak, haşlanmış fasulye veya barbunya, tereyağı, pul biber ve tuzdur. Geleneksel tariflerde çorbaya lezzet katmak için kemikli et veya kuyruk yağı da ekleyerek hazırlanan tarifleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamsikoli” title_font_size=”13″]

    Hamsikoli, mısır unuyla yapılan bir çeşit hamsili ekmek ya da börektir. Hamsikoli yapmak için hamsiler ayıklanıp temizlenir ve mısır unu, su, tuz gibi temel malzemelerle birlikte hamur haline getirilir. Bazı tariflerde içine soğan, taze soğan veya nane gibi ek lezzetler de katılabilir. Hazırlanan hamur tavada veya sacda pişirilir, böylece ince ve çıtır bir doku elde edilir. Pişirildikten sonra sıcak olarak tüketilen hamsikoli, yanında yoğurt ya da turşuyla servis edilir. Karadeniz Bölgesi’nin sert iklim koşullarında tarımsal ürünlerin sınırlı olduğu dönemlerde, mısır ve hamsi gibi yerel malzemelerle yapılan yemekler temel besin kaynakları arasında yer alıyordu. Hamsikoli de bu bağlamda ortaya çıkmış, bölgenin önemli lezzetlerinden biri haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çayeli Kuru Fasulyesi ” title_font_size=”13″]

    Rize’nin Çayeli ilçesine özgü, Türkiye genelinde ün kazanmış bir yemektir. Çayeli kuru fasulyesi, kullanılan fasulye türü ve pişirme yöntemi ile diğer kuru fasulye tariflerinden farklılaşır. Yumuşak ve lezzetli bir fasulye türü olan İspir fasulyesi bazen de Hınıs fasulyesi ile hazırlanır. Erzurum iline bağlı İspir ilçesinde yetişen İspir fasulyesinin kabuğu diğer fasulye türlerine göre çok daha ince ve narindir. Bu ince kabuk sayesinde pişerken hızlı yumuşar ancak kolayca dağılmaz. Tereyağı ve kuyruk yağı ile hazırlanan bu yemek, kısık ateşte uzun süre pişirilir, böylece fasulyeler tam anlamıyla yumuşar ve malzemelerin lezzetleri iç içe geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kavurmalı Pide ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz pidelerinin hamuru ince ve çıtırdır. Un, su, tuz ve mayayla yoğrularak hazırlanan hamur, dinlendirilip mayalandıktan sonra el ile açılır. Farklı malzemelerle hazırlanabilen pidelerde kullanılan en yaygın iç malzemelerden biri kavurmadır. Karadeniz yaylalarında hazırlanan kavurma, pidenin içine bolca eklenir. Peynirli olarak da hazırlanan pidelerde Rize’nin ünlü çeçil veya minzi peyniri kullanılır. Taş fırında odun ateşinde pişirilir. Bu da pidenin altının çıtır çıtır olmasını sağlar. Piştikten sonra üzerine tereyağı eklenerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pepeçura ” title_font_size=”13″]

    Pepeçura, siyah üzüm suyu, mısır unu ve şeker kullanılarak hazırlanan oldukça lezzetli ve hafif bir tatlıdır. Üzümler kaynatılır ve suyu çıkarılır. Elde edilen üzüm suyu, mısır unu ile kıvam alana kadar pişirilir. Ardından şeker eklenir ve karışım koyulaşana kadar pişirilir. Tatlı, soğuduktan sonra kâselere dökülerek buzdolabında dinlendirilir ve soğuk olarak servis edilir. Rengi koyu mor olan pepeçuranın üzerine dileyenler süt veya yoğurt ekleyebilir.

  • 9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    9 Madde İle Türkiye’mizin Kalbi Başkent Ankara

    13 Ekim 1923 tarihinden bu yana ülkemizin başkenti olan Ankara sahip olduğu farklı kültürel değerleriyle rengârenk bir şehirdir. Antik çağlara uzanan geçmişinden geniş caddelerine, parklarını dolduran yüzlere, taşıdığı tarihsel mirastan mimari çeşitliliğe anlatacak çok şeyi vardır. Biz de listemizde Ankara’ya seyahat edecekler için görmeleri ve bilmeleri gerekenleri anlattık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı olan anıtı ilk kez ziyarete gidenlerin genellikle gözden kaçırdığı çok fazla detay bulunur. Oysa 750 bin metrekarelik alan; Aslanlı Yol, Tören Meydanı ve Mozole dışında Gazi’ye ait eşyaların sergilendiği müzeden Kurtuluş Savaşı’nın ve gösterilen kahramanlıkların anlatıldığı bölüme, özlü sözlerin işlendiği kulelerden Barış Parkı’na kendi içinde tek tek özel detaylar barındırır. Anıtkabir’i rehber kitapçık yardımıyla gezmek detayları yakalamak konusunda büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Günümüz Ankara’sının en az kendisi kadar meşhur tarafı caddeleridir. Örneğin şehre daha önce gitmemiş olanlarımızın bile duyup bildiği, her gün sayısız hikâyenin gelip geçtiği Tunalı Hilmi Caddesi… Ya da gençlerin buluşma noktası, hayatın geç saatlere kadar aktığı 7. Cadde… Hatta Sakarya veya Arjantin Caddesi… Size tavsiyemiz bu caddeleri boydan boya aracınızla değil yürüyerek keşfetmeniz olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın tıpkı caddeleri gibi simgeleşen diğer alanları da parklarıdır. Trafiğin, insan hareketliliğinin yoğun olduğu, şehir merkezine nefes olan yemyeşil parkları… En meşhuru da Kuğulu Park’tır. 1950’lerden beri var olan parkın içindeki minik gölette gerçekten de kuğular vardır. Gençlik Parkı, Güvenpark, Seğmenler Parkı, Kurtuluş Parkı, Mogan Park da başkentlilerin en rağbet ettiği yeşil alanlar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü Ankara Marşı’nın dizeleridir: “Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin, / Var olsun toprağın, taşın Ankara.” Milli Mücadele döneminde yönetim merkezi iken Cumhuriyet’ten sonra başkent olmuş, hemen ardından pek çok açıdan büyük bir dönüşüm geçirmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etmiş yapıların başında ise şüphesiz ki aynı cadde üstünde 200 metre mesafe ile konumlanmış I. ve II. TBMM gelir. Günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık olan bu yapılar başkente adım atıldığında görülmesi gereken ilk yerler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ankara’yı panoramik biçimde görebileceğiniz en iyi yer 2200 yıllık Ankara Kalesi’dir. Bir zamanlar banknotlar üzerinde resmi bulunan Altındağ ilçesindeki kale zaman zaman festivallere de ev sahipliği yapmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin siluetini belirleyen yapılardan bir tanesi de Ankara’nın en büyük camisi Kocatepe’dir. Türk Diyanet Vakfı tarafından yaptırılan caminin inşasına 1967 yılında başlanmış 1987’de tamamlanmıştır.  Otoparkıyla, avlusuyla geniş bir alana kurulan ibadethanenin içi yoğun estetik detaylarla dikkat çeker. Pencerelerini kaplayan vitraylarla, güneş sistemine vurgu yapan 9.5 tonluk büyük avize ve etrafını saran küçük avizelerle Kocatepe Camii gerçekten görülmeye değerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çankaya ilçesinde bulunan 87 metre uzunluğundaki Atakule de Ankara’nın sembolü gibidir. Açıldığı ilk yıllarda, şehri kuşbakışı gören restoranıyla, dolup taşan kafeleriyle Ankara’nın en renkli mekânlarındandı. Ardından uzun bir yenilenme sürecine girdi… Toplamda 50.000 m2’lik alanıyla 2018 yılında tekrar açılan kule şehre rengârenk görüntüler katmayı sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Başkent Ankara 50’nin üzerinde müzeye ev sahipliği yapar ve bu açıdan müzeler şehri olarak da isimlendirilebilir. 1997’de “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilen ve ülkede en çok ziyaretçi ağırlayan müzelerin başında gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi büyük bir öneme sahiptir. Sadece Ankara’nın değil Anadolu’nun arkeolojik zenginliği bu müzeyi gezerek anlaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın en çok turist çeken yerlerinden biri de 19. yüzyıldan kalma yarı kerpiç, yarı ahşap iki katlı tarihi evlerden ve Arnavut kaldırımlı taş sokaklardan oluşan Hamamönü’dür. Restorasyon çalışmalarının ardından kimi turistik işletmeye çevrilmiş evler, konaklar, camiler arasında gezinirken büyükşehir atmosferinden çıkmanız kaçınılmaz olacaktır. Mehmet Akif Ersoy’un evinin de bu tarihi alanda olduğunu belirtelim.

  • BÜYÜK OZAN NEŞET ERTAŞ’TAN DİNLEMEYE DOYAMADIĞIMIZ TÜRKÜLER

    Kırşehir’in Akpınar ilçesinde doğup ülkemizin önemli halk ozanlarından birine dönüşen, güçlü sesi, özel yorumuyla gönüllerde taht kuran, Bozkırın Tezenesi lakabının kendisine Yaşar Kemal’den yadigâr kaldığı Neşet Ertaş… 2012 yılında hayatını kaybedip kendisi gibi saz ustası olan babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilen ve mezar taşında, “Sakin ol ha, insanoğlu. İncitme canı, her can bir kalp, Hakk’a bağlı. İncitme canı, incitme.” yazan derviş gönüllü insan… O gitti belki ama türküleri çoktan ölümsüzlüğe uzandı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • KİL TABLETLERDEN PAPİRÜSLERE ANTİK DÖNEM HARİTALARI

    İlk çağlarda, temel amacı hayatta kalmak ve beslenmek olan toplumların; besin kaynakları bulmak, vahşi hayvanlardan korunmak ve saklanabilecekleri yerleri işaretleyerek yaptıkları çizimler, dünyanın en ilkel haritaları olarak kabul ediliyor. Yazının icadından bile daha eskiye dayanan bu ilkel haritalar, çağlar boyunca farklı ülkelerde ve kıtalarda yaşayan medeniyetler tarafından geliştirilmiş ve haritacılık tarihi İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ haritacılığı olarak üç aşamaya ayrılmıştır. Haritacılık tarihinin İlk Çağ dönemini oluşturan en eski haritalarını yazımızda okuyabilirsiniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1965 yılında Ukrayna’nın Mezhyrich Köyü yakınlarında bir çiftçi, arazisinde mamut kemikleri buldu. Bu keşfin ardından yapılan kazılar, tarihsel açıdan oldukça önemli bulguların gün yüzüne çıkarılmasını sağladı. Araştırmalar sonucunda, günümüzden yaklaşık 14.500 yıl önce 149 mamut kemiğinden inşa edilmiş, en büyüğü 8 metre çapında olan dört barınak keşfedildi. Barınaklardan birinde bulunan ve aynı döneme tarihlenen bir fildişi parçası ise dikkat çeken bir başka keşif oldu. Bu fildişinin üzerine kazınmış bir harita, çevredeki diğer barınakların yerlerini gösteren ilkel bir çizim olarak değerlendirildi. Bu bulgu, dünyanın bilinen en eski haritası olarak kabul edilmektedir. Harita, bölge sakinlerinin çevreleriyle olan ilişkileri ve yerleşim düzenleri hakkında basit çizimlerden oluşmaktadır. Bölgedeki kalıntıların bir kısmı Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Ulusal Doğa Tarihi Müzesinde, bir kısmı ise New York’taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesinde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mezhyrich’te bulunan ve haritacılığın başlangıcı olarak kabul edilen fildişi haritanın ardından 1963 yılında Konya’daki Çatalhöyük kazılarında M.Ö. 6200 yılına tarihlenen bir başka antik harita keşfedilmiştir. Yaklaşık 3 metre uzunluğunda ve 90 santimetre yüksekliğinde olan bu bulgu, haritacılığın tarihsel gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bir duvara işlenmiş çizimlerde, Çatalhöyük’ün arkasında yükselen volkanik Hasan Dağı’nın tasvir edildiği düşünülmektedir. Söz konusu harita, günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlerleyen dönemlerde haritacılık teknikleri gelişmiş ve farklı coğrafyalarda çeşitli haritalar ortaya çıkarılmıştır. Örneğin, İtalya’daki Seradina-Bedolina Arkeoloji Parkı’nda bulunan, M.Ö. 2500 civarına tarihlenen Bedolina Haritası, kaya üzerine oyularak yapılmıştır. Yüksekliği 9 metre, genişliği 4 metre olan bu ilkel haritada; barınma amaçlı kullanılan altı bina, geometrik desenler, insan ve hayvan figürleri yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk Çağ haritaları arasında öne çıkan bir diğer önemli bulgu ise Nippur Haritası’dır. 1899 yılında, Bağdat yakınlarındaki eski Sümer şehri Nippur’da yapılan arkeolojik kazılarda keşfedilen bu harita, M.Ö. 1500’lü yıllara tarihlenmektedir. Kanal, tapınak ve şehir surları gibi yapıların ilk kez detaylı bir şekilde çizildiği Nippur haritası Almanya’daki Friedrich Schiller Üniversitesinde sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk Çağ’a ait ilk jeolojik harita olarak bilinen ve Torino Papirüsü adıyla anılan Antik Mısır haritası, M.Ö. 1316-1295 yıllarına tarihlenmiştir. Bu jeolojik harita, yer kabuğunun yapısını, bileşenlerini ve bu bileşenlerin dağılımını detaylı bir şekilde gösteren önemli bir bulgudur. Yaklaşık 3 metre genişliğindeki haritada, yer kabuğuna dair bilgiler detaylı bir şekilde aktarılmıştır. İtalya’daki Engizio Müzesinde sergilenen Torino Papirüsü üzerinde hiyeroglif yazılarla “denize götüren yol” ve “altın işleme evleri” gibi ifadeler yer alır. Altın madenine giden yolu tasvir ettiği düşünülen bu haritada, iki dağ yamacı arasında uzanan vadiler dikkat çekici bir şekilde resmedilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bugünkü Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan bölgede, dönemi için oldukça ileri bir medeniyet olan Babillilere ait bir başka harita M.Ö. 8 ile 6. yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Bu harita, iki kil tabletten oluşur ve üzerinde coğrafi yer adları, sınırlar, nehirler, dağlar, önemli yerleşim birimleri, tarım alanları, sulama kanalları ve ticaret yolları gibi bilgiler yer alır. Babilliler, bu haritaları tarım faaliyetlerini planlamak ve yönetmek için kullanmışlardır. Babil uygarlığı, gök bilim ve astroloji alanında da önemli gelişmeler kaydetmiştir. Babil’e ait bazı kil tabletlerde, gökyüzündeki yıldızların konumları ve gezegen hareketleri gibi bilgiler yer almakta olup, bu eserler tarihin ilk gökyüzü haritaları olarak kabul edilmektedir. Söz konusu tabletler, bugün British Müzesinin koleksiyonunda sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 6. yüzyılda Miletli (Aydın-Didim) Anaksimandros tarafından çizilen dünya haritası, modern coğrafyanın ve haritacılığın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu çizimde, o dönemin dünyayı anlama biçimini yansıtan Anaksimandros, haritasını dairesel bir biçimde tasarlamış, Akdeniz’in güneyi ve kuzeyini, ayrıca 10 farklı yerleşim bölgesini belirtmiştir. Her ne kadar bu harita günümüze ulaşmamış olsa da hakkında detaylı bilgiler Yunanlı tarihçi Herodot’un arşivleri sayesinde edinilmektedir. Herodot’un ifadelerine göre bu haritada, Avrupa ve Asya’nın ilk kez birbirinden ayrıldığı görülür. Ayrıca harita, alışılmış doğu-batı ekseni yerine kuzey-güney ekseni temel alınarak tasarlanmıştır. Bu yenilik, haritacılığın gelişiminde önemli bir dönüşümün başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Anaksimandros’un bu erken dönem haritası, sonraki coğrafyacılar için temel bir referans noktası olmuş ve daha sonraki haritaların gelişiminde büyük bir rol oynamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İskenderiyeli Ptolemaios (Batlamyus), M.Ö. 2. yüzyılın ilk yarısında dünyanın yuvarlaklığını dikkate alarak hazırladığı haritasında, ilk kez konik projeksiyon (izdüşüm düzlemi) sistemini kullanmıştır. Bu haritada, boylam ve enlem dairelerini detaylı bir şekilde çizmiştir. Romalılar ise haritacılığı, belli amaçlara hizmet eden bir araç olarak değerlendirmiştir. Özellikle geniş imparatorluklarının yönetimi için askerî hareketlere rehberlik edecek yol haritaları oluşturmuşlardır. Bunun yanı sıra, M.Ö. 60 yılında Krates ve M.S. 80 yılında Pomponius Mela tarafından da çeşitli dünya haritaları çizilmiştir. Bu çalışmalar, antik çağın haritacılık anlayışına katkıda bulunmuş ve sonraki dönemlerin harita bilimini etkilemiştir.

  • ORTA ÇAĞ’DAN GÜNÜMÜZE UZANAN EN GÜZEL KÖPRÜ MALABADİ

    ORTA ÇAĞ’DAN GÜNÜMÜZE UZANAN EN GÜZEL KÖPRÜ MALABADİ

    Bu sayfayı heybeti, güzelliği ve zamana yenilmeyen direnciyle ülkemizin önemli değerlerinden olan Malabadi Köprüsü’ne ayırdık. Aslında tüm bu özelliklerini kavrayabilmek için onu okumaktan çok gidip görmek gerekiyor. Aramızda gidenler illa ki var ama biz henüz gitmemiş olanların Diyarbakır’da yer alan Malabadi’den bir kez olsun geçmelerini diliyor, sizi konuyla baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bin yıldır ayakta ” title_font_size=”13″]

    Öyle lafın gelişi bin yıldır demiyoruz çünkü bu gösterişli eser neredeyse 900 yaşında. Artuklu Beyliği’nin kurucusu Artuk Bey’in oğlu İlgazi Bey, Malabadi Köprüsü’nü 1147 yılında yaptırmış. Rivayete göre köprü bugünkü ismini, daha önce aynı bölgede yaşamış olan Mervanilerin kurucusu Bâd’dan almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Batman Çayı’nın iki yakasını bağlıyor” title_font_size=”13″]

    Silvan ilçesinin sınırları dâhilinde olan köprünün konumu için “Diyarbakır-Batman yolu üzerinde” desek daha açıklayıcı olabilir. Silvan’ın merkezine 23 km. mesafede bulunan eser, Diyarbakır ile Batman arasında doğal bir sınır oluşturan Batman Çayı’nın üstüne kurulmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın en geniş kemerli taş köprüsü” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü 150 metre uzunluğunda, 7 metre eninde büyük bir köprü. Yüksekliği ise 19 metre civarında. Toplam 5 gözü bulunuyor fakat hepsi aynı büyüklükte değil. Orta yerindeki en büyük gözün kemer açıklığı tam 40.86 metre ve bu haliyle kendisi dünyanın en geniş taş köprü kemeri oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayasofya’nın kubbesine şemsiye olabilecek kadar büyük” title_font_size=”13″]

    “Modern statik hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi köprünün altına rahatlıkla girer. Balkanlarda, Türkiye’de, Orta Doğu’da bu açıklıkta, bu yaşta köprü yoktur.” Bu sözlerin sahibi Fransız mimar ve sanat tarihçisi Albert Gabriel.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi’nin gözlemleriyle Malabadi Köprüsü:” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü’nün 17. yüzyıla ait tasvirini ise Evliya Çelebi Seyahatname’sinde şöyle yapıyor:

     

    “Köprünün iki tarafında kale kapıları gibi demir kapıları vardır. Bu kapıların içinde, sağ ve solda köprünün temeli beraberliğinde, kemerin altında hanlar vardır ki gelip geçen, sağdan ve soldan geldikleri vakit misafir olurlar. Köprünün kemeri altında birçok odalar vardır. Demir pencereler şahnişinlerine misafirler oturup, kemerin karşı tarafındaki adamlarla kimi sohbet eder, kimi ağ ve oltalarla balık avlarlar. Bu köprünün sağ ve solunda da nice pencereli odalar vardır. Köprünün sağ ve solundaki bütün korkuluklar Nehcivan çeliğindendir. Ama demirci ustası da var kudretini sarf ederek bir türlü sanatlı kafesli korkuluklar yapmış ve doğrusu elinin ustalığını göstermiştir. Doğrusu, üstat mühendis var kuvvetini sarf ederek bu köprüde öyle sanatlar göstermiştir ki, bu işçiliği geçmiş mimarlardan hiç birisi göstermemiştir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem mimari hem kültürel açıdan önemli” title_font_size=”13″]

    Mimari açıdan önemini Evliya Çelebi’nin yukarıdaki satırlarından okumak fazlasıyla mümkün. Köprünün ayaklarında yer alan odalar sayesinde gelip geçilen bir yoldan öte adeta bir kervansaray özelliği gösterdiğini anlıyoruz. Eserin üstündeki aslan, güneş gibi figürlerinin yer aldığı kabartmalar da onu diğer köprülerden ayrıştıran önemli sanatsal birer nitelik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonu hazin biten aşk hikâyesinin de son durağı” title_font_size=”13″]

    Malabadi Köprüsü, Anadolu’da efsanesiyle yaşayan eserlerden biridir aynı zamanda… Ve neredeyse her efsane gibi burada da birbirine kavuşamayan iki gencin aşkından söz edilir. Dilden dile nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşan hikâye sonunda hepimizin bildiği bir türküde ölümsüzleşmiştir: “Malabadi köprüsü/  Malabadi Köprüsü/ Orda başladı bitti/ Şu garibin öyküsü…”

  • MISIR VE MISIRLI TARİFLER

    Yaz aylarının sevilen ve kış boyu özlenen lezzetlerinden biri olan mısır yaklaşık 1600 yıllık geçmişe sahip bir tarım bitkisidir. Amerika kökenli mısır, önceleri “mısır buğdayı” ya da “mısır darısı” olarak anılırdı ancak zaman içinde kısaltılarak mısır adını aldı. Her ne kadar ağırlıklı olarak insan gıdası ya da hayvan yemi olarak kullanılsa da aslında endüstri alanında da kullanımı vardır; kâğıt yapımında, küçük hasır el işlerinde mısır hammadde olarak kullanılabilir. Gelişen teknoloji ve artan üretim miktarına bağlı olarak özellikle son yıllarda biyoyakıt üretiminde kullanılması oldukça şaşırtıcıdır. Bu yazımızda Antarktika hariç hemen hemen dünyanın her yerinde tarımı yapılabilen mısırla yapılan nefis tariflerden bahsedeceğiz ancak öncesinde kısa birkaç bilgi ile yazımıza başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılır” title_font_size=”13″]

    Mısırın içeriğinde bulunan B1 vitamini hafızanın güçlenmesini sağlar hatta alzheimer hastalığına karşı koruyucu özellikte olduğu düşünülür. Ani şeker yükselmelerini engellemesi, kalbi güçlendirmesi ve sindirim dostu olmasının yanı sıra içerdiği magnezyumla depresyonun olumsuz etkilerine karşı da güçlü bir savaşçı olduğu bilinir. Ancak kronik rahatsızlığınız varsa olası yan etkilere karşı, günlük rutininize eklemeden önce doktorunuza danışmanızda yarar olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diyet dostudur” title_font_size=”13″]

    Çorbalarda, salatalarda, yemeklerde kullanılan mısır aynı zamanda diyet yapanlar için de sağlıklı ara öğünlerden biridir. Zengin lif içeriği sayesinde uzun süre tokluk sağlar ve sindirimi kolaylaştırır. Orta boy haşlanmış mısır yaklaşık 120 kalori civarındadır ancak diyet herkese göre değil kişiye özel bir konu olduğu için listenize eklemeden önce bir uzmana danışmanızı öneririz. Mısır sadece sağlığa faydalarıyla değil sofraya katkılarıyla da oldukça meşhurdur. Ana yemeklerden atıştırmalıklara kadar onlarca farklı tarifte karşımıza çıkar; özellikle yöresel lezzetler deyince Karadeniz Bölgesi’nin meşhur mısır ekmeği ilk akla gelenlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Mısır ekmeği” title_font_size=”13″]

    Mısır ekmeği, mısır unu ile yapılan ekmek çeşitlerinden biridir. Mısır unu, tuz, süt ve az miktar şeker eklenerek mayalanan ekmek daha sonra fırında pişirilir. Kimyon ya da pul biber gibi baharatlar da isteğe bağlı olarak eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısır çorbası” title_font_size=”13″]

    Sevilen çorbalardan mısır çorbası, pratik tariflerden biridir. Un, tereyağı ve sıvıyağla birlikte 5-6 dakika kavrulduktan sonra üzerine süt ve su eklenir. Ardından tencereye mısır ilave edildikten sonra karıştırılır ve isteğe bağlı baharatlar eklenir. İşte bu kadar kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı kek” title_font_size=”13″]

    Mısırla şahane kekler ve çörekler hazırlayabilirsiniz. Haşladığınız mısırların fazla suyunu süzün. Ardından mısırları taneler halinde ayıklayın ve hamurun içine gömün. Daha sonra şekil verin ve fırına atıp puf puf olana kadar pişirin. Sadece haşlanmış değil, köz mısırları da hamura ilave edebilirsiniz; köz tadı lezzeti doruklara çıkaracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı deniz mahsullü salata” title_font_size=”13″]

    Daha önce mısırı, deniz mahsulleriyle birlikte tüketmeyi denediniz mi? Karides, midye, ahtapot, kalamar gibi deniz mahsullerini pişirdikten sonra içine haşlanmış mısır koçanlarını atabilir ve üzerine sos ekleyerek şahane bir tabak hazırlayabilirsiniz. Bu benzersiz tarifi mutlaka denemelisiniz!