Yazar: admin

  • Yaşam Rutininize Dâhil Edebileceğiniz 8 Püf Nokta

    Yaşam Rutininize Dâhil Edebileceğiniz 8 Püf Nokta

    Bazen ufacık bir ayrıntı keyfinizi kaçırabilir, işlerinizin aksamasına sebep olabilir. Böyle tatsız durumları engellemek her zaman mümkün olmasa da edineceğiniz birkaç ufak alışkanlık hayatınızı kolaylaştırabilir. Aradık, taradık ve yaşam rutininize kolaylıkla dâhil edebileceğiniz 8 püf noktayı bulduk.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İş hayatında çok yararını gördüğümüz yapışkan not kâğıtları aslında sandığınızdan daha da çok işe yarıyor. Kullandığınız not kâğıtlarını atmadan önce klavyenizin arasındaki tozları temizlemek için kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Havaalanında bavulunuzu almak için beklemek zaten yeterince sıkıcıyken bir de sizinkine benzeyen bir sürü bavul olduğunu görmek canınızın daha da sıkılmasına sebep olabilir. Çaresi çok basit, renkli bir kumaş parçasını bavulunuza bağlayın, böylece bavulunuzu metrelerce uzaktan bile tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Süt, meyve suyu gibi sık tükettiğimiz bazı içecekler kutularda satılır, bu kutular şişelere kıyasla daha hafif olsa da bir de dezavantajları vardır, içeceği bardağa dökerken kutunun ağzından etrafa sıçrayanlar… Kutunun üst yüzeyinde açacağınız ufak bir delik sayesinde içeceğin sıçramadan akmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eğer cam bir şişeyi hızla soğutmak isterseniz, şişenin etrafına ıslak bir kâğıt havlu sarın ve şişeyi bu şekilde buzluğa yerleştirin. 15 dakika içinde şişeniz ve içindeki içecek buz gibi olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Cebinizde, çantanızda taşıdığınız anahtarlarınız sık sık birbirine karışır ve bu hep de aceleniz olduğunda olur değil mi? Evinizin kapısını, iş yerinizin anahtarıyla açmaya kalkışmamak için anahtarlarınızı oje kullanarak farklı renklere boyayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kablolarınızı bir kutuda sakladığınızda birbirlerine dolanırlar ve onları ayırmak çok da kolay olmaz. Kablolarınızı karışmadan muhafaza etmek için tuvalet kâğıdı rulolarını kullanabilirsiniz. Her bir kabloyu bir tuvalet kâğıdı rulosunun içine yerleştirin ve ruloların hepsini dik bir şekilde bir kutuda saklayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Havalar sıcak olduğunda kahvenizi soğuk içmeyi seviyorsanız, kahveden buzlar yapabilirsiniz. Bir sürahi filtre kahve hazırlayın ve buzluklarınızı kahveyle doldurup dondurucuya atın. Böylece canınız soğuk kahve istediğinde içeceğinizi sulandırmadan soğutabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Eğer çilekleri çok seviyorsanız ve onları meyve salatalarında, keklerde, pastalarda sık sık kullanıyorsanız, bu püf nokta çok işinize yarayacak çünkü bir pipet yardımıyla çileğin sapını kolayca çıkarabilirsiniz.

  • PUZZLE’IN TARİHİ

    29 Ocak, “Dünya Puzzle Günü” olarak kutlanıyor. Birçok kez kullanılabilmesi, bozulup tekrar birleştirilmesi, stresi azaltması, odaklanmayı sağlaması, beyin kaslarını çalıştırması ve hafızayı geliştirmesi gibi faydaları bulunan puzzle’lar, 18. yüzyıldan bu yana hayatımızda. Türkçesi “yapboz” olan puzzle’ların ilginç tarihini kendi gününde listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Puzzle, insanların zihinlerini zorlayan ancak bu yoğun uğraş esnasında oldukça eğlendiren bir oyun türüdür. Puzzle tarihi, Antik Mısır ve Yunan uygarlıklarına kadar uzanmaktadır. Antik Mısır’da insanlar çeşitli yapbozlar oluştururken, Yunan filozofları ise puzzle ile öğrencilerine çeşitli mantık problemleri çözdürmeyi amaçlamıştır. İlk yapbozun 1760’ta, Londra’da, haritacı ve ahşap oymacısı John Spilsbury tarafından yapıldığı kabul edilir. Spilsbury, ilk puzzle olarak dünya haritasını sert bir tahta üzerine yerleştirip ülkelerin sınırlarını mobilyacılıkta kakma işinde kullanılan testere ile keserek hazırlamıştır. Bu harita puzzle, İngiliz çocukların coğrafya derslerinde 1820’ye kadar bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1880 yılında pedallı testerenin icat edilmesinden sonra puzzle yapımı kolaylaşır ve İngiltere’de bu puzzle’ların adı “jigsaw puzzle” olarak anılır. 1900’lerde, kontrplakların kullanılmaya başlanmasıyla resimler ön tarafa yapıştırılırken, plakanın arka tarafında kesilecek yerler kalemle işaretlenir ve kesim işleri de daha hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bu da puzzle’ların yaygınlaşmasını sağlayacak sürecin başlangıcı olur. Bugün bildiğimiz formattaki karton puzzle’lar, yine 1900’lü yıllarda ortaya çıkar. Daha çok çocuklar için yapılan puzzle’ların hem karton hem de ahşap olanını bulmak mümkündür fakat ahşaplar dayanıklı olduğu için pahalı olsa da daha çok tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1908’de 500 parça ahşap yapboz 5 dolardır. O yıllarda ortalama aylık gelirin 50 dolar olduğunu düşünürsek pahalı sayılabilecek olan puzzle’ları zenginler hafta sonu eğlencesi olarak tercih etmiştir. O dönemde yapılan çocuk puzzle’larında bittiğinde ortaya ne çıkacağını gösteren resim bulunurken; yetişkinler için üretilen puzzle’larda ne çıkacağını gösteren herhangi bir resim bulunmaz. Puzzle’ı satın alan kişi yaparken ortaya nasıl bir görsel çıkacağını puzzle bitene kadar bilmez. 1920-30 yılları arasında puzzle altın yıllarını yaşamaya başlar. Yeni pazarlama stratejileriyle doğa resimleri ve teknolojik gelişmeler puzzle’lara konu olur ve puzzle daha çok ilgi görür. Bir başka strateji de puzzle’ları daha da karmaşık ve zor yapmaktır; böylece puzzle’lar çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekmeyi başarır. Ancak yine de bu puzzle’ların, o dönemlerde, diş macunu gibi ürünlerle birlikte promosyon olarak verildiğini hatırlatmak isteriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1930’lu yıllara gelindiğinde puzzle’lar herkesin alabileceği etiket fiyatıyla piyasaya girer. Tüm dünyada yaşanan ekonomik bunalım sonucu işsiz sayısının artmasıyla stres atmak için ilaç görevi gören puzzle’lar haftalık olarak üretilir ve çok ilgi görür. Dışarıda para harcamak yerine evde puzzle yapmak aile bireylerini bir araya getiren eğlenceli bir aktiviteye dönüşür. Haftalık hazırlanan 12.000 parçalı puzzle üretimi, haftalık 20.000 parça puzzle’lar ile devam eder. İşsiz olan Frank Ware ve John Henriques, mutfakta keserek hazırladıkları puzzle’lar ile piyasaya uygun fiyatlı giriş yaparak fiyatların düşmesini sağlar. Gördükleri ilgi üzerine kişiye özel puzzle yapmaya başlayan ikili, sinema sanatçıları ve zengin kişiler için puzzle hazırlayacak kadar ünlenir. Bu puzzle üzerine, kişilerin isimleri ve doğum tarihleri gibi istenilen özellikler eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik buhran, puzzle satışlarının düşüşe geçmesine neden olur. Artan maliyetler firmaları karton puzzle üretmeye iter. Ünlü Amerikan firması Springbok, “Convergence” ismini verdikleri puzzle serisi ile ünlü ressamların resimlerini basmaya başlar ve bunun dünyanın en zor puzzle’ı olduğunu iddia eder. Bu konuda çok da haksız sayılmaz çünkü soyut dışavurumcu ressam Jackson Pollock’un, puzzle için karmaşık sayılabilecek eserlerini basma riskini göze alarak iddialarını sürdürürler. Yapbozlar ilgi görür ancak artık ahşap yapbozlar üretilmez; 1970’lere gelindiğinde iki ünlü İngiliz puzzle markası piyasadan çekilir. Puzzle tutkunları için bu durum gerçekten üzücü bir durum olurken, Steve Richardson ve Dave Tibbets tahta puzzle üreten markaları “Stave Puzzle” ile üç boyutlu puzzle üreterek piyasaya yeni bir soluk getirir. 20. yüzyılın başlarında ise, köpük puzzle’lar ortaya çıkar. Günümüzde puzzle oyunları çok çeşitli türleri ve zorluk seviyeleri ile insanların zihinlerini zorlamaya ve eğlendirmeye devam etmektedir.

  • ÜLKEMİZDEKİ EN İYİ BİSİKLET PARKURLARI

    8 Kasım günü Dünya Şehircilik Günü olarak kutlanıyor. Sanayi Devrimi’nden sonra kalabalık yerleşim alanlarına dönüşen kentler, iklim krizinin konuşulduğu şu günlerde doğal kaynakları ve ekosistemleri koruyacak yeni projelere ev sahipliği yapıyor. Kendi kendine yetebilen kentlerin önemi artık daha da konuşulur hâle gelirken, şehirdeki kalabalık nüfusun yarattığı olumsuz koşulları en aza indirecek projeler hayata geçiyor. Bu vesile ile Dünya Şehircilik Günü’nü kutlarken, şehirlerde bisiklet ulaşımının önemini vurgulamak amacıyla ülkemizdeki en iyi kent içi bisiklet parkurlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tamamı 7 bin 785 metrekare olan Konya Selçuk’taki bisiklet parkurunda bin 485 metrekare yeşil alan bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2018 yılında The ECO Trails adıyla hayat bulan Köyceğiz-Ortaca-Dalaman bisiklet rotası; Köyceğiz’de beş, Ortaca’da dört ve Dalaman’da beş olmak üzere 14 güzergâh ve bunları birbirine bağlayan ara bölgelerle birlikte toplam 700 km rota uzunluğuna sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kadıköy’den başlayıp Pendik’e kadar uzanan 27 km uzunluğundaki sahil parkurunda sadece bisikletlilerin kullanabildiği şeritler bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İzmir sahil şeridindeki bisiklet yolu, birçok lokasyonu birbirine bağlayarak kent içi ulaşıma alternatif olurken; İzmir Körfez bölgesindeki parkurun tamamı pedal çevirerek tamamlanabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin en çok bisiklet kullanılan şehirlerinden olan Eskişehir’deki 22.5 km bisiklet parkuru hem doğada hem de kent içerisinde bisiklet ile ulaşımı oldukça kolaylaştırıyor.

  • Geleneksel Motifleriyle Büyüleyen 10 Türk Halısı

    Geleneksel Motifleriyle Büyüleyen 10 Türk Halısı

    Halı ve halı dokumacılığı Türk kültürünün önemli değerlerinden biridir. Tarihinin her aşamasında gerek motiflerinin zenginliği gerek maharet isteyen incecik dokuma yöntemleri sayesinde Türk halıları tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştır. İşte karşınızda birbirinden güzel 10 Türk halısı ve Türk halı dokumacılığının tarihi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Halılar, göçebelik dönemlerinden beri Türk kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Göçebe çadırlarından eksik olmayan halılar gündelik yaşamın önemli bir parçasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemlerinde Türk halı dokumacıları kendilerine has üslup ve motifler yaratmışlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Osmanlı öncesi Türk halı dokumacılığı genelde geometrik motiflerin ve doğa betimlemelerinin konu edildiği halılar üretmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Osmanlı döneminde ise 16. yüzyıldan itibaren fethedilen yeni ülkelerin kültürlerinin etkisiyle Türk halı motifleri değişim göstermeye başlar. Özellikle Tebriz ve Kahire kültürlerinin etkisi halılarda açıkça görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Bu dönemde Avrupa medeniyetleri de Türk halılarını keşfeder ve bu el emeği göz nuru dokumalara büyük ilgi gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Birçok Avrupa sarayı ve önemli Avrupalı kişiliklerin evleri Türk halıları ile bezenir, halılarımız önemli müzelerde sergilenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Hans Holbein, Jean – Etienne Liotard gibi Rönesans ressamları da Türk halılarına hayran kalırlar ve eserlerinde bu nadide el dokumalarına yer verirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Osmanlı sonrasında da Türk halı dokumacılığı gelişimine devam eder. Türkiye’nin farklı yörelerinde farklı teknikler ve farklı özelliklerle dokunan halılar dünya çapında ilgi görür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Dünyanın diğer ülkelerinde makinelerle dokunan halılar ülkemizde tezgâhlarda incecik iplerle büyük emekler sarf edilerek dokunur. Her yörenin halısı kendine özgü nitelikler taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    türk kültürü

    Günümüzde turistler hem saraylarımızdaki, müzelerimizdeki şaheser niteliğindeki halılarımızı görmek için hem de Kapalıçarşı, Efes, Kapadokya, Uşak gibi merkezlerden halı satın almak için ülkemize akın ederler.

  • Notalarla İlgili Nota Bilmeden de Okuyabileceğiniz Bilgiler

    Notalarla İlgili Nota Bilmeden de Okuyabileceğiniz Bilgiler

    Nota bilmekle ilgili müzik dünyasından yansıyan tartışmalar duyarız kimi zaman. Nota bilmeden müzisyen olunmaz diyenler ya da yetenekli birinin nota bilmeden de müzik yapabileceğini iddia edenler… Listemiz bu konuların tamamen dışında. 🙂 Ama notalarla ilgili kulağınıza ilginç gelecek bilgiler okumak istiyorsanız doğru yerdesiniz. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Müzik sesini belirtmeye yarayan işaretlere nota deniyor, yani notanın diğer bir ifadesi de müzik yazısı. Müziği yazıya dökmenin temelini atan kişi ise matematikçi filozof Pisagor olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları, sol

    Ve işte size nota adlarının kelime karşılıkları… DO: Dominus, RE: Rerum, Mİ: Miraculum, FA: Familias Planetarium, SOL: Solis, LA: Lactea Vita, Sİ: Siderae.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Yukarıdaki kelimelerin Türkçe karşılıkları ise oldukça şaşırtıcı… Sırasıyla; Mutlak, Madde, Mucize, Gezegenler Ailesi, Güneş, Samanyolu, Gökler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Notaların bu isimlerle adlandırılmasını ilk öneren kişi Ortaçağ’da yaşamış İtalyan müzik teorisyeni ve aynı zamanda din adamı olan Guido d’Arezzo olmuş; ama “Sİ” notası hariç…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Nota kavramı Avrupa’da 17’inci, Osmanlı’da 19’uncu yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış. Fakat Almanya, İngiltere gibi bazı ülkeler notaları alfabeye göre isimlendirmiş; C harfi DO, E harfi Mİ gibi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Aslında “DO” notasının ilk adı “UT” imiş. Ama bu ses uzatılmaya müsait olmadığı için bugün hepimizin bildiği “DO” ile değiştirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Müzik deyince gözümüzün önünde beliren sol anahtarının mucidi ise belirlenememiş. 900’lü yılların ortalarında bir harf ile imlendiği sonradan simge halini aldığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    notaların anlamları

    Kimi teorisyenlere göre her bir nota Güneş ışığından dağılan renklere karşılık gelir. Buna göre; DO: Kırmızı, RE: Turuncu, Mİ: Sarı, FA: Yeşil, SOL: Mavi, LA: Lacivert, Sİ: Mor.

  • YENİ NESİL RADYO YAYINCILIĞI PODCAST

    Podcast, geleneksel radyo formatı ile modern kayıt teknolojisinin birleşiminden doğan, internet üzerinden ses yayını yapan bir medya türüdür. İnternetin sunduğu sınırsız erişim imkânı sayesinde podcast’ler, dinleyicilere istedikleri an ulaşılabilir olma avantajıyla hızla popülerleşmiştir. Podcast, internet üzerinden hazırlanan ya da sonradan internete aktarılan ses içeriklerinden oluşur. Geleneksel radyo yayınlarının esnekliğiyle dijital platformların taşınabilirliği ve erişilebilirliğini birleştirerek dinleyicilere geniş bir içerik yelpazesi sunar. Bu yazıda, podcast’lerin nasıl ortaya çıktığını ve neden bu kadar popüler hâle geldiğini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1910 yılında Amerika’da gerçekleştirilen ilk müzikli radyo yayını ve 1915 yılında yapılan ilk okyanus ötesi radyo iletişiminden bu yana, bir asırdan fazla zaman geçti. Bu süre zarfında hayatımıza birçok yeni teknoloji dâhil oldu. Ancak tüm bu gelişmelere rağmen, radyo yayıncılığının önemi hiçbir şekilde azalmadı. Aksine, radyo yayıncılığı, yeni teknolojilerle birleşerek hayatımıza “podcast” adı verilen bir kavramın girişine zemin hazırladı. 1993 yılında internet radyosu kullanılmaya başlandı ve hemen ardından ilk bilgisayar-radyo talk show’u olan “Internet Talk Radio” yayını gerçekleştirildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı teknoloji uzmanı Carl Malamud tarafından başlatılan ilk internet radyo programı “Internet Talk Radio,” bilgisayar ve teknoloji dünyasına dair röportajlara ve tartışmalara yer verdi. Yayınlar, dinleyicilerin internet üzerinden erişebileceği bir formatta sunuldu ve bu, dijital medya alanında bir dönüm noktası olarak kabul edildi. Programın temel amacı, bilgisayar ve internet endüstrisinin önde gelen isimlerini dinleyicilerle buluşturmaktı. Bu yenilikçi girişim, podcast formatının öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir. 2000’li yılların başında ilk sesli blog yazıları, David Winer ve Christopher Lydon tarafından geliştirildi. Bir yazılım geliştiricisi ve blog meraklısı olan Winer ile bir gazeteci ve radyo sunucusu olan Lydon, bugün bildiğimiz şekliyle podcast formatını formüle eden kişiler olarak tanındı. O dönemde bu tür içeriklere “audio blog post” yani “sesli blog yazıları” deniliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bu yeni medya platformunun amacı, içerik oluşturucularına fikirlerini dijital ortamda paylaşmaları için yenilikçi ve ilgi çekici bir yol sunmaktı. Bu platform, kullanıcıların seslerini kaydedip yüklemelerine ve internet üzerinden, modern bir sohbet yöntemi olarak, geniş kitlelere ulaştırmalarına olanak tanıyordu. 2004 yılında The Guardian yazarı Ben Hammersley, “iPod” ve “broadcasting” kelimelerini birleştirerek bu sesli blog formatına “podcast” adını verdi. Bu tarihten itibaren podcast, dijital medyanın en popüler araçlarından biri hâline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2005 yılında Apple’ın kurucusu Steve Jobs, bu konsepti iTunes arayüzüne entegre ederek podcast’lere abone olma fikrini hayata geçirdi. Kullanıcılar, binlerce podcast’e kolayca abone olabiliyor ve bölümleri çevrimdışı dinlemek üzere dizüstü bilgisayarlarına veya iPod’larına indirebiliyordu. Podcast’lerin, müzik, film, TV şovları, sesli kitap ve uygulama gibi çeşitli medya içeriklerini satın alma, organize etme ve oynatma imkânı sunan iTunes platformuna dâhil edilmesiyle, podcast’ler hızla popüler hâle geldi. Bu yenilik, kullanıcılar tarafından büyük ilgi gördü ve yalnızca iki gün içinde bir milyondan fazla podcast aboneliği gerçekleşti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Podcast dinleyicilerinin sayısı son yıllarda hızla arttı ve podcast, dünyadaki en hızlı büyüyen medya araçlarından biri hâline geldi. Başlangıçta yalnızca basit ses dosyalarından oluşan podcast’ler, zamanla daha etkileyici bir form kazandı; özel efektler ve hikâye anlatımı teknikleri kullanılarak bilgi, daha eğlenceli ve ilgi çekici bir şekilde sunulmaya başlandı. Düşük üretim maliyetleri ise içerik oluşturuculara büyük bir avantaj sağladı ve podcast dünyasında kendilerini ifade etmeleri için fırsatlar sundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son yıllarda dijital medyanın dikkat çeken unsurlarından biri hâline gelen podcast’in bu yükselişinin ardında birçok etken bulunuyor. Özellikle pandemi döneminde podcast dinleyici sayısında kayda değer bir artış yaşandı. Evde daha fazla zaman geçirilmesi ve yeni içeriklere olan ilginin artması, podcast’lere olan talebi önemli ölçüde artırdı. Sağlık, eğitim, kişisel gelişim ve eğlence temalı podcast’ler bu dönemde daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmayı başardı. Çalışma düzenlerinin ve günlük rutinlerin ev ortamına taşınmasıyla podcast’ler hem bilgi edinmek hem de keyifli vakit geçirmek için daha çok tercih edilir hâle geldi. Bu durum, birçok podcast platformunun ve içerik üreticisinin hızlı bir şekilde büyümesine olanak sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Podcast yayını yapmak için gereken ekipmanlar, ses kalitesini artırmak ve profesyonel bir yayın gerçekleştirmek amacıyla çeşitli araçlardan oluşur. Bu ekipmanların başında, ses kalitesi açısından en önemli araç olan mikrofon gelir. Kaliteli bir mikrofon, net ve temiz ses kaydı yapma imkânı sunar. Ses kaydı sırasında, kaydı anında dinleyebilmek ve doğruluğunu kontrol etmek için iyi bir kulaklık kullanmak oldukça önemlidir. Kulaklıklar, kaydın netliğini değerlendirmeyi ve olası hataları önceden fark etmeyi sağlar. Ayrıca mikrofonun önüne takılan bir filtre olan “pop filter,” “P” ve “B” gibi patlayıcı seslerin yumuşatılmasına yardımcı olur, bu da daha temiz ve profesyonel bir ses kaydı elde edilmesini sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Hızla çeşitlenen konuları sayesinde geniş bir dinleyici kitlesine hitap eden podcast’ler, internet erişimi olan herkese radyo programlarını çevrimiçi olarak yayınlama imkânı sunuyor. İnternet radyosu, dinleyicilerin istedikleri içeriklere neredeyse her yerden kolayca erişebilmelerini sağlıyor. Bu durum, dijital medya dünyasında hem çeşitliliği artırıyor hem de daha interaktif bir içerik deneyimi sunulmasını mümkün kılıyor.

  • 9 Madde ile Ülkemizin Saat Kuleleri ve Hikâyeleri

    9 Madde ile Ülkemizin Saat Kuleleri ve Hikâyeleri

    İcadı devrim olarak nitelenen mekanik saat, elektroniğe dönüşmeden, insanların evlerinde, ceplerinde, kollarında görünmeden ve bu kadar küçülmeden çok daha önce, kent meydanlarında, civardaki herkesin rahatlıkla görebileceği büyüklükte ve yükseklikteydi. Saat kulelerinin Avrupa’daki yapımına 13. yüzyılda başlanmış, kuleler 14. yüzyılda iyice yaygınlaşmıştı. Batı’da çoğunlukla kilise ve saray binalarına dikilirken Osmanlı’da meydanlara ve özellikle tarihi yapıların yakınına inşa edildi. İlk örneği 16. yüzyılda Üsküp’te yapılan saat kulesi oldu, zamanla Anadolu’nun içlerine kadar girdi. Bu listemizde sizi birbirinden farklı mimarileri ile ülkemizdeki 9 saat kulesi ile buluşturuyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da bulunan saat kulelerinin bir kısmı II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü anısına yaptırılmıştır. Konak Meydanı’ndaki saat kulesi de 1901 yılında bu vesile ile inşa edilenler arasında… İzmir’de yaşamış Fransız mimar Raymond Charles Péré tarafından tasarlanan, ince, zarif mimarisi ile zamanla İzmir’in simgesi haline gelen kule pek çok badire atlatmış ama günümüze kadar dimdik ayakta kalmayı başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolmabahçe Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Dolmabahçe Sarayı’nın Saltanat Kapısı tarafındaki ihtişamlı kule ünlü saray mimarlarından Sarkis Balyan’a, II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. 27 metre yüksekliğindeki dört katlı kulenin dört tarafında tarihe tanıklık eden ve tıkır tıkır işleyen saatler bulunur. Yansıttığı neobarok, ampir ve rokoko tarzı ile Dolmabahçe Sarayı’nın doğal bir uzantısı gibidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ankara Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Ankara’da farklı tarihlere tanıklık eden saat kuleleri vardır. Bunlardan bir tanesi Ankara Kalesi’nin Hisar Kapısı tarafına yaptırılmıştır ve üstüne kurulduğu kalıntıların hikâyesi milattan önce 200’lü yıllara kadar uzanır. Hamamönü Meydanı’ndaki saat kulesi ise mimarisinde Osmanlı esintileri taşıyan tarihi mahallede bulunur ve mahalle sakinleri için zamanın kıymetini anlatan kadim bir dost gibidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antalya Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    2. Abdülhamit’in gümüş yılı şerefine yapılan saat kulelerinden biri de Kale Kapısı mevkiinde yer alır. 1942 yılında fırtınada yıkılmadan önce bir kubbe şeklinde olan kulenin tepe kısmı daha sonra kare yapıda onarılmıştır. Dört tarafında dört saat ve üst tarafında bir çan bulunur. Öncesinde haftada bir kurulan saatler 1974 yılında elektronik olanlarla değiştirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bursa Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Bursa’da Tophane Parkı içinde yer alan saat kulesinin temeli Sultan Abdülaziz dönemine uzanıyor. İlerleyen dönemlere taşınamayan yapının yerine, 1904 yılında II. Abdülhamit şerefine Vali Reşit Mümtaz Paşa tarafından tekrar bir saat kulesi yaptırılmış. Dört elektronik saate sahip 65 metre yüksekliğindeki altı katlı kulede Bursa manzarasını izlemek de mümkün. Turistik bölgede bulunan saat kulesi belediye tarafından yangın gözetleme için de kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kütahya Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Bir kilisenin çan kulesi iken saat kulesine dönüştürülen, 1970’li yıllarda belediye tarafından yıkılarak yerine iş hanı yaptırılan yapı 2005-2006 yıllarında aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş, nihayet Kütahya saat kulesine kavuşabilmiştir. Kesme taştan kare formda yapılan yapı, sade ve zarif mimarisi ile Zafer Meydanı’nda bütün ilgiyi üzerine toplamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amasya Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    Silindir gövdenin üzerinde kare planda yükselen saat kulesi Amasya’nın merkez ilçesinde yer alır. 1865’te Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa tarafından yaptırılmış, deprem, yıkım geçirip görmüş, 2002 yılında başlanan inşa çalışmaları ile yeniden aslına döndürülmüştür. Helkıs Köprüsü’nün kuzey ucunda bulunan saat kulesi konumu ve manzarası ile görenlerde hayranlık uyandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Safranbolu Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu’daki saat kulesi, “Herkesin evine ve cebine saat hediye edeceğim” diyen İzzet Mehmet Paşa tarafından 220 yıl önce yaptırılır. Bugün ülkenin kulesine kadar çıkılabilen en eski saat kulesi burasıdır. Paşa’nın sözü ise bugün bile geçerliliğini korur, çünkü haftada bir kurulan saatin her saat başı çalan çan sesi o kadar güçlüdür ki insanların evine, bağda bahçedeyken de cebine kadar ulaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmit Saat Kulesi” title_font_size=”13″]

    2. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümü için İzmit’te temeli atılan saat kulesi, 1901 yılında padişahın 26. yıl dönümünde tamamlanmıştır. Neoklasik üslupta yapılan kulenin orta katında Abdülhamit Han’ın tuğrası ve dört tarafında kitabeler bulunmaktadır. 2008 yılında ışıklandırılan yapı özellikle fotoğraf severlerin ilgisini çekmektedir.

  • Evinizdeki Tüm Karışıklıkları Çözecek 7 Çekmece Düzenleme Önerisi

    Evinizdeki Tüm Karışıklıkları Çözecek 7 Çekmece Düzenleme Önerisi

    Düzenli dolaplar ve iyi organize edilmiş çekmeceler, her şeyin uyum ve düzen içinde olduğu, huzurlu, derli toplu bir evin olmazsa olmazlarından… Çekmecelerinize ve evinize düzen getirecek, eşyalarınızı kolayca bulmanızı sağlayacak önerilerimizle huzurlarınızdayız…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çekmece düzenlemeye başlarken ilk başta tüm eşyaları boşaltmanızı öneriyoruz. Böylece çekmecenin içindeki tüm eşyaları bir arada görüp hangilerinin fazlalık olduğuna, hangilerini saklamanız gerektiğine karar verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çekmecelerinizi düzenlemek kadar onları kullanırken dağıtmamak da önem taşıyor. Aceleyle bir şeyler ararken karışan çekmeceler evinizin dağılmasına sebep olabilir. Farklı eşya türlerini farklı çekmecelerde saklayarak bu durumun önüne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ne yazık ki her tür eşya çekmecede saklanmaya uygun değildir. Örneğin çok yer kaplayan kazaklarınızı, pantolonlarınızı başka dolaplarda muhafaza ederek, çekmecelerinizi daha küçük eşyalara ayırabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çekmeceleri verimli şekilde kullanabilmeniz için eşyalarınızı yerleştirme şekliniz de önem taşıyor. Tişörtlerinizi düzgün bir şekilde katlayarak, çekmeceye dikine yerleştirmek pratik bir çözüm olacaktır. Hem böylece aradığınız tişörtü bir bakışta bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çekmecelerinizden en verimli şekilde yararlanmak için pratik çekmece separatörlerini kullanabilirsiniz. Hatta separatörleri evinizde basit malzemelerle kendiniz de yapabilirsiniz. Böylece tam olarak ihtiyacınız olan boyutlarda çekmece bölmelerine sahip olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çekmecelerinizde ufak eşyaları muhafaza edecekseniz, onları minik bölmelerde saklamak en iyisi olacaktır. Özellikle takılar, küçük objeler çekmecelerin içinde kaybolma potansiyeli taşırlar. Böyle durumlarda kek kapları kullanarak ufak eşyaların kaybolmasını engelleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çekmecelerinizi düzenli ve temiz tutmak için kaymayan örtülerden yardım alabilirsiniz. Böylece eşyalarınızın kayarak çekmecenin derinliklerinde kaybolmasının önüne geçebilirsiniz.

  • EVLİYA ÇELEBİ’NİN GÖZÜNDEN TARİHE TANIKLIK ETMEK

    Evliya Çelebi, 17. yüzyılda Anadolu, Avrupa, Batı Asya ve Mısır topraklarını gezerek gördüğü yerleri titizlikle kayıt altına almıştır. Seyahatleri sırasında halkın geleneklerini, sosyal yapıyı, şehirlerin mimarisini ve dönemin önemli olaylarını detaylı bir şekilde kaleme almıştır. Seyahatname hem tarihî hem de coğrafi açıdan dönemin en zengin kaynaklarından biri olarak kabul edilir. Evliya Çelebi’nin hayat hikâyesi ve 10 ciltlik bu benzersiz eseri yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi, 25 Mart 1611 tarihinde İstanbul Unkapanı’nda dünyaya gelmiştir. Babası Derviş Mehmed Zıllî, aslen Kütahyalıdır ve I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadar padişahların kuyumcubaşılığını yapmıştır. Annesi Abhaz Hanım Abhaza asıllı olup I. Ahmed zamanında saraya gelmiş ve Evliya Çelebi’nin babası ile evlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi, iyi bir eğitim alarak Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi’nde yedi yıl okumuş, ardından bürokrat yetiştiren Enderun’a girmiştir. Burada Kur’an, Arapça, hat ve savaş sanatları üzerine özel eğitim almıştır. Güzel sesi ve derin müzik bilgisi sayesinde musiki eğitimi de alan Çelebi, etkili konuşma yeteneği, iyi bir binici oluşu ve maceracı kişiliğiyle tanınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    19 yaşında, Haliç Yemiş İskelesi’ndeki Ahi Çelebi Camii’nde rüyasında Hz. Muhammed’i kalabalık bir cemaatle birlikte görür. “Şefaat yâ Resûlallah” demek isterken “Seyahat yâ Resûlallah” diyerek elini öper. Rüyasını anlattığı Ebû Vakkās, ona şefaat ve seyahatin müjdelendiğini, gördüklerini yazması gerektiğini söyler. Saraydaki sipahi görevinden dolayı İstanbul’u semt semt dolaşan Evliya Çelebi, 1635 yılında Seyahatname’nin ilk cildi olan “İstanbul Seyahati”ni yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi, kendisini “Seyyah-ı âlem ve nedim-i beni âdem, Evliya-yı bî riyâ” (Dünya gezgini, insanlığın dostu, riyasız Evliya) olarak tanıtır. İstanbul dışına yaptığı ilk yolculuk, 1640 yılında Bursa’ya gerçekleştirdiği ziyarettir. Bu yolculukta ona yakın dostu Okçuzâde Ahmet Çelebi eşlik eder. Daha sonra, Ketenci Ömer Paşazâde Bakki Paşa’nın Trabzon’a vali olarak atandığı heyete katılarak ilk uzun yolculuğuna çıkar. Evliya Çelebi, seyahatlerinde genellikle valilere, defterzâdelere ve paşalara eşlik eder. Gittiği yerlerde yalnızca gezmekle yetinmez; o bölgelerin tarihini, yaşayanlarını ve günlük hayatlarını da derinlemesine anlamaya çalışır. Eserlerinde, gözlemlerini ve deneyimlerini farklı anlatım yöntemleriyle okuyucularına aktarır. Şiir, tasvir, düz yazı, masal ve rapor gibi çeşitli türleri bir arada kullanarak zengin ve çok yönlü bir anlatım sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1641 yılında Trabzon ziyaretinden İstanbul’a dönerken bindiği gemi batar. Ancak bu talihsizlikler Evliya Çelebi’nin seyahat etme ve yazma şevkini asla kırmaz. Tekrar yola çıkar ve kaybolan notlarını yeniden kaleme alır.

     

    Seyahatname’nin ilk cildinde İstanbul’un sur içi semtlerini anlatan Evliya Çelebi, 2. ciltte İstanbul dışındaki ilk seyahatleri olan Bursa ve Tebriz ziyaretlerini; 3. ciltte Eskişehir, Konya, İznik ve Şam yolculuklarını; 4. ciltte Van, İran ve Bağdat’ı; 5. ciltte Balkanlar ve Trakya’yı; 6. ciltte Sırbistan, Macaristan ve Romanya’yı; 7. ciltte Almanya, Macaristan, Kırım ve Kafkasya’yı; 8. ciltte Kırım, Yunanistan ve Arnavutluk’u; 9. ciltte ise hac yolculuğunu ele alır. Tamamlanmamış son cilt olan 10. ciltte ise Mısır ve Sudan’ı konu edinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1683 yılı, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’deki son notlarını yazdığı yıldır. Ancak, bir süre sonra eserini tamamlayamadan ansızın hayatını kaybeder. Mısır’a vardığında mı yoksa yolda mı öldüğüne dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Mezarı da bilinmez. Yaygın kanıya göre, 1685 yılında inzivaya çekildiği Mısır’da yaşamını yitirdiği düşünülmektedir.

     

    Bilinen odur ki Evliya Çelebi, ömrünü yolculuğa adamış ve gördüklerini geleceğe aktarmak için eşsiz bir çaba göstermiştir. Bu çabası sayesinde, uzak bir geçmişe ışık tutmuş ve bizlere tarihin farklı bir anlatımını kendi gözünden yeniden deneyimleme fırsatı sunmuştur.

  • Osmanlı Kültüründen İlham Alan Avrupalı Müzisyenlerin Türkleri Anlattığı 8 Opera

    Osmanlı Kültüründen İlham Alan Avrupalı Müzisyenlerin Türkleri Anlattığı 8 Opera

    Türk kültürünün Avrupa sanatı üzerinde hemen her dönemde etkileri bulunsa da özellikle 18. yüzyılda Avrupa’da Türklerin yaşayışına, hayatlarına, Osmanlı Devleti’ndeki gündelik hayata yönelik ilgi artmış bu durum birçok sanat eseri için ilham olmuştur. Biz de Avrupalı müzisyenlerin kültürümüzden etkilenerek besteledikleri, müzik tarihinde önemli bir yere sahip olan operaları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Handel’in Timur Operası” title_font_size=”13″]

    İlk kez 1724 yılında Londra’da sahnelenen Timur ya da orijinal adıyla Tamerlano Operası’nın önemli karakterleri, Timur Devleti Hükümdarı Timurlenk, Osmanlı tarihinin önemli isimlerinden Yıldırım Beyazıt ve Timurlenk’in çaresizce âşık olduğu Beyazıt’ın kızı Asteria’dır. Aşk ve savaşın bir arada yer aldığı bu opera Avrupa’nın birçok kentinde oynanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vivaldi’nin Beyazıt Operası ” title_font_size=”13″]

    Yıldırım Beyazıt Avrupa sanat sahnesi için o kadar ilgi çekici bir karakter olmuştur ki, Handel’den 11 yıl sonra Vivaldi’nin Beyazıt Operası da izleyici ile buluşur. Vivaldi’nin elinden çıkan tek opera olan Beyazıt, yakın zamanda ülkemizde de sergilenerek günümüze taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mozart’ın Zaide Operası” title_font_size=”13″]

    Müziğin Avustruyalı dâhisi Wolfgang Amadeus Mozart’ın 11 yıl üzerinde çalışmasına rağmen tamamlanamayan operası Zaide, sevgilisi korsanların eline düşen Zaide’nin onu kurtarmak için yaşadıklarını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma Operası” title_font_size=”13″]

    1782 yılında klasik müziğin kalesi Viyana’da galası yapılan Saraydan Kız Kaçırma, Mozart’ın kariyerinin doruk noktalarından biridir. Operanın konusu bir İspanyol soylusu olan Belmonte’nin uşağı Pedrillo’nun yardımlarıyla, sevdiği kadın Konstanze’yi esir tutulduğu saraydan kaçırmasıdır. Bu saray Akdeniz kıyılarında yer alan Selim Paşa’nın yazlık köşküdür fakat kullanılan dekorların Topkapı Sarayı’nı andırması bazı tartışmalara sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Carl Maria Von Weber’in Ebu Hasan Operası” title_font_size=”13″]

    İlk kez 1881 yılında Münih’te sergilenen Ebu Hasan Operası’nın 1001 Gece Masalları’ndan ilham alınarak yazıldığı söylenmektedir. Borç batağında olan Ebu Hasan ve eşi Fatma borçlarından kurtulmak için Ebu Hasan’ın ölümünü ilan etmeye karar verirler fakat işler umdukları gibi gitmez. Weber’in bu operayı bestelerken büyük borçları olduğunun bilinmesi de ilginç bir ayrıntıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rossini’nin İtalya’da Bir Türk Operası” title_font_size=”13″]

    Milano’nun ünlü La Scala’sında 1814 yılında galası yapılan İtalya’da Bir Türk, iki perdelik bir operadır. Buna rağmen oldukça çok hikâyeyi bir arada barındıran bir konusu vardır. Genç bir yazar olan Prosdocimo kendine yazacak konu aramaktadır, bir diğer yandan Selim Bey ve Zaida’nın arasında ve Don Geronio ve eşinin arasındaki aşk ilişkileri izleyici ile buluşturulmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rossini’nin II. Mehmet Operası” title_font_size=”13″]

    İlk defa 1820 yılında Napoli’de sergilenen bu opera Fatih Sultan Mehmet’in adını taşımaktadır. Ünlü müzisyen Rossini’nin eseri, Eğriboz Kuşatması sırasında geçer ve Bizanslı Anna ile II. Mehmet’in aşkını konu alır. II. Mehmet’e âşık olan Anna, aşkı ile vatani duyguları arasında kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizet’nin Cemile Operası” title_font_size=”13″]

    1872 tarihli bir komik opera olan Cemile ilk kez Paris seyircisinin önüne çıkmıştır. Bir cariyenin kızı olan Cemile, Harun’a âşıktır fakat Harun onu istemez ve Cemile, Harun’un yazmanı Splendiano’dan yardım istemek zorunda kalır. Ne var ki Splendiano da Cemile’ye âşıktır ve işler karışacaktır.